

Selamlar selamlar ballar.
Olaylı geçen 27. bölümün sonundan beri bu bölümü bekliyorsunuz heyecanla ve sonunda geldiiii
Bolca keyifli okumalar diliyorum.
Oy vermeyi ve bol bol yorum yapmayı unutmayın lütfen.
<3
***
Acıyan gözlerimi yavaşça araladığımda güneşin ani saldırısına uğradığımdan dolayı inleyerek kolumu gözlerimin önüne kaldırıp alnımın üstüne koydum. Başıma keskin bir ağrı saplanmıştı gözlerimi açar açmaz ama gözlerimi yeniden yumunca biraz daha iyi hissetim. Birkaç dakika kendime öylece uzanma izni verdim. Alarmım çalmamıştı. Henüz daha erken olmalıydı o zaman.
Zihnim yavaşça açılırken gözlerimi açtım ve aklıma dün olanlar bir bir akın etmeye başladı. Yaşadığım tüm her şey zihnime dolarken ani bir hızla doğrulup yataktan çıktım ve boy aynamın önüne geldim. Ani hareket ettiğim için biraz sendelemiştim ama kendimi gördüğüm an yerimde kalakaldığım için dengemi yeniden bulmam zor olmadı.
Kafamı yana eğerek farklı bir açıdan kendimi incelemeye başladım. Artık saçlarım parlak kızıl değildi. Koyu bir siyah olmuştu. Kendime tanımadığım biriymiş gibi geliyordum. Bambaşka bir insan gibi.
Dün gece zihnim puslu olduğundan gerçekten kendimin farkına varamamıştım ama şimdi temiz bir kafayla kendimi ölçüp biçerken ne kadar garip göründüğümü fark ediyordum. Sanki karşımda yepyeni bir insan var olmuş gibi görünüyordu.
Sen onların yanında her zaman benim yerime var olmuş olacaksın. Sende beni görecekler, affetmeyecekler.
Annemin sözleri zihnimi yeniden doldururken kalbim yeniden sızlasa ve gözlerim dolsa da bu defa gülümsedim kendime bakarak. Bende onu görmeyeceklerdi artık. Ben affedilmesi gereken hiçbir şey yapmamıştım. Bu yüzden kimse beni annemmişim gibi, utanması gereken biriymişim gibi görmeyecekti işte. Artık onunla tek bir benzerliğim bile kalmamıştı.
Kendi varlığımı inceleyişim uzun sürecek gibi geldiğinden aynanın önünde yere çöktüm ve bağdaş kurarak karşımdaki kızı daha detaylı incelemeye başladım.
Biz Bursa’dayken Deniz amcam aslında anneme benzediğim tek yerin saçlarım olduğunu söylemişti. O zaman bana pek olası gibi gelmemişti ama artık o kızıllığa sahip olmadığımı görünce gerçekten de doğru söylüyor olduğunu fark ettim. Benim annemle bir alakam yoktu.
Eskiden bununla nasıl gurur duyduğumu hatırladım. Anneme benziyor olmak hoşuma giderdi. Ne kadar zarif ve kendini bilen bir kadın olduğunu gördüğümden hep o olmak isterdim. Oysa görünen o ki annemi tanımıyormuşum. Kafamdaki Birce’den daha farklı bir insanmış benim tanıdığımı sandığım kadın. Muhtemelen kendi kafamda yarattığım bir hayaletti o. Ne kadar zarif ne kadar akıllı olursa olsun zalimdi. Beni terk etmişti. Abilerimi, babamı terk etmişti. Sezgin babamı kandırmıştı. Resmen hepimizi parmağında oynatmıştı. Sonra da karşıma geçmiş utanmadan babamla onu görüştürmemi istemişti.
Dilinin ucuna gelen bir özür bile olmamıştı. Seni terk ettiğim için özür dilerim Rüya. Gerçek babanı ve abilerini senden sakladığım için özür dilerim Rüya. Hayatın çok güzel, çok sevgi dolu olabilecekken bunu elinden alıp yerine soğuk ve boş bir hayat verdiğim için özür dilerim Rüya.
Ağzından buna benzer tek bir kelime bile çıkmamıştı. Sadece karşıma geçmiş emirler yağdırırken Kaan’ı ve beni umursamamıştı. Zalimden de beter bir şeydi o. Ve bundan sonra hayatımın sonuna kadar bir kere bile aklıma getirecek olursam bana da yazıklar olsundu. Değil özlemek, yokluğunu aramak bundan sonra onun adını bile anmazdım.
Ellerimi saçlarımın içinden geçirip havaya kaldırdım. Artık onunla tek bağım babam ve abilerimdi. Ama onların da o kadınla bir bağı yoktu. Artık özgürdüm. Her ne kadar kendime ben gibi gelmesem de alışacaktım. Hem Onur senelerdir saçlarını kazıtıyordu. Ben de boyardım işte sürekli. Kendi rengini unutana kadar boyardım.
“Güzelim?”
Odamın içinde bir ses duymayı beklemediğim için irkilerek aynadan odamın içine gözlerimi gezdirdim. Mert kapımın eşiğinde durmuş içeri girip girmemesi gerektiğine emin olamamış gibi bir ifadeyle hafifçe araladığı kapının kolunu tutuyordu.
“Günaydın Mert.” dedim normal bir sesle. Saçlarımı bırakıp toparlanarak oturduğum yerden kalktım. “Kaan dün gece eve geldi mi?”
Dünün her detayı zihnimin içinde oradan oraya savrulurken Mert’e ve Onur’a söylediğim şeyleri hatırladım ve bu utançla kızarmama neden oldu. Hiçbir zaman beni sevmeyişlerini onların yüzüne söylemek istememiştim. Fakat dün gece her şey çok ağır geliyorken içimde de tutamamıştım işte. Babamın kolları arasında sayıklaya sayıklaya ağlayarak uyuyakalmıştım. En sonlarda neler dediğimi bile hatırlamıyordum. En sonunda ben uykuya dalmanın eşiğindeyken babam beni kucaklayıp odama taşımıştı. Oradan sonrası bende yoktu. Bu sabah güneş ışıklarının saldırısına uğrayana kadar deliksiz uyumuştum. Kaan’ın eve dönüp dönmediğini bilmiyordum, ne halde olduğunu merak ediyordum.
“Günaydın bebeğim.” dedi Mert sonunda odaya girme kararı alarak. O sırada alarmın gürültülü sesi kulağıma dolduğunda hemen yatağımın yanındaki komodine uzanıp telefonumun alarmını kapattım. Okul için hazırlanma vakti gelmişti.
Mert yanıma adımlayarak “Sen uyuduktan 15 20 dakika sonra geldi eve.” diye sorumu yanıtladı. Ona bakmaya utandığımdan gözlerimi ayaklarıma dikmiştim. Yanıma vardığında uzanıp yanaklarımı iki yandan avuçladı. Gözlerimi istemsizce kaldırıp gözlerine baktım.
“Günaydın.” dedi tekrardan, yüzünde sımsıcak bir gülümseme vardı. “Neden yüzüme bakmıyorsun?”
Omuz silktim yavaşça. Bir an gözlerimin içine bakıp alnımı öptü.
“Benim küçük tatlı kardeşim.” diye mırıldandı söyleniyormuş. “Seni her şeyden çok seviyorum biliyorsun değil mi?”
Sessiz kaldığımdan geri çekildi ve bir kez daha yeşillerini benimkilere dikti. “İster kızıl saçlı ol ister siyah saçlı, ister anneme benze ister babama. Ne olursa olsun Rüya ben seni Rüya olduğun için seviyorum. Benim kız kardeşim olduğun için seviyorum. Çok tatlı, çok akıllı bir kız olduğun için seviyorum. Bu kadar sevgi dolu olduğun için seviyorum. O kadından veya bir başkasından dolayı değil. Tamam mı abisinin göz bebeği?”
Kafamı salladım dolan gözlerimi saklamak için yere dikerken. Zaten benim için saç örmeyi öğrenmişti. Sevmese öğrenmezdi değil mi?
Çenemden tutup yeniden kafamı kaldırdı. “Seni çok seviyorum.” diye bastırarak her kelimeyi söyledi iyice kafama girsin diye. “Bundan bir an bile şüphe etme tamam mı?”
Bu defa sözlerine daha gerçek bir inanç duyarak kafamı salladım. Annem sadece manipülatif birisiydi. Kendince aklıma girmeye çalışmıştı babamla görüşmek için. Dün kalbim acı içinde olduğundan fark edememiştim ama artık gün gibi ortadaydı işte.
“Teşekkürler Mert.” dedim kısık bir sesle. “Ben de seni seviyorum” Şakacı bir şekilde gülümsedim. “Çok azıcık ama.”
Alınmış gibi suratını assa da gülerek burnumu sıktı.
“Saçlarını bugün de ben yapayım mı?” diye sordu hevesle. Aynı onunki gibi bir hevesle kafamı salladım. Seviyordu beni işte. Sevmese neden böyle davransın ki?
“Balık kılçığı mıdır sırtı mıdır her neyse işte onu öğrendim. Sen git üstünü giyin gel saçlarını öreyim.”
Bu kadar tatlı oluşuna samimiyetle gülümsedim ve şok olmasına neden olarak uzanıp yanağını öptüm. “Teşekkürler Mert.” dedim yeniden ama bu defa teşekkürüm daha geneldi, daha içtendi. Yanımda olduğu içindi. Özellikle dün annemin kafamın içine doldurduğu zehirli cümlelere rağmen yanımda olup bana olan sevgisini açıkça gösterdiği içindi.
Mert’in bir karşılık vermesini beklemeden onu arkamda bırakıp dolabımı açtım ve okul formalarımı kaptığım gibi banyoya girdim. Hazırlanmam on beş dakikadan fazla sürmedi. Aynaya tekrardan hiç bakmadan elimi yüzümü yıkadım, hızlı hareketlerle kıyafetlerimi giyindim. Odaya geri geldiğimde Mert çalışma masamın önündeki sandalyeye oturmuş elindeki telefona bakarak beni bekliyordu. İçeridekilerin de sesleri uyandıklarını belli edercesine duyulmaya başlamıştı.
“Geldin mi güzelim?” diye sordu Mert içeri girdiğimi fark edince. Telefonun ekranını kilitleyip telefonunu cebine yolladı ve sandalyeden kalkıp yatağımın üstüne oturdu. Geçen sefer yaptığımız gibi ben de önüne çömeldim ve nazik hareketlerle saçlarımı taramasına izin verdim.
Bir süre sessizlik içinde babamların birbirleriyle ettikleri sohbetin boğuk konuşmalarını dinledik. Kulağıma yalnızca Onur ile babamın sesi geliyordu. Kaan’ın sesini duyamamıştım. Onun için endişeleniyordum ama dünkü sinirinden sonra yanına gitmeye çekiniyordum. Benimle konuşmak isteyip istemediğini bilmiyordum. Evet annemin sırf henüz doğmadım diye babamları ardında bırakırken beni götürmesi benim suçum değildi biliyordum ama Kaan’ın geride bırakılmış olmasına öfkelenmesini de anlıyordum. Annesini hayatı boyunca görmeyi beklemiş ve hayatında ilk defa görmüştü ama onun tarafından umursanmamıştı. Üstelik nispet edercesine annem yanına beni çağırmıştı. Beni de özlediğinden değildi halbuki ama Kaan bunu bilmiyordu.
“Kaan nasıl?” diye sessizliği böldüm en sonunda dayanamayarak.
“İyi olacak abicim, canını sıkma sen.” Dudaklarımı büzdüm. İyi değildi, iyi olacaktı. Elbette iyi olmazdı. Çok üzülmüştü. Neredeyse kahrolmuştu. Dün kafedeki çökmüş hali gözlerimin önüne gelince içim sızladı.
“Çok üzüldü Mert.”
Saçlarımdaki eli duraksadı. “Biliyorum abim ama iyi edeceğiz onu, seni. Bir daha kimsenin sizi böyle üzmesine izin vermeyeceğiz.” Kendinden emin çıkan sesine güvendim. Kaan’ın bir daha üzülmesini istemiyordum. Özellikle bu konuda bir daha kalbinin kırılmasını istemiyordum.
“Sence bana küs müdür?” diye sordum merakla o saçlarımla uğraşmaya devam ederken.
“Neden küssün ki sana?”
“Çünkü annem bunca senedir benim yanımdaydı ya dün de benimle konuşmaya geldi. Kaan neden geldiğini bilmiyor belki annem beni görmek istedi diye geldiğini sanmıştır daha çok üzülmüştür? Bana küsmüş müdür?”
“Bence küsmemiştir.” dedi Mert yumuşak bir sesle. Elleri siyah saçlarımın arasında dolaşırken saçlarımın ucuna geldiğini hissedebiliyordum parmaklarının. “Önce belki kırıldığından yanlış düşünmüştür ama sonra aklı başına gelmiştir. Hem öyle bile olsa Kaan küsmez ki sana. Dayanamaz senden uzak kalmaya.”
Bir cevap vermedim. Emin olamıyordum çünkü. Kaan ile tüm sorunlarımızı geride bırakıp iyi bir ilişkiyi kurmaya başlamışken aramızdaki bağın sarsılıp sarsılmadığından emin olamıyordum. Küsmüş olabilirdi. Ama olsun, eğer küsmüşse ben onun gönlünü alırdım ki. Sonuçta o tüm yaptıklarına rağmen onunla barışmamı sağlamıştı. Ben de barıştırırdım onu kendimle.
Geri çekilerek “İşte bitti.” dedi keyifle. “Çok güzel oldu.”
Bir iş başardığı için heyecanlı çıkan sesi gülümsememe neden oldu. Ayağa kalkıp aynadan saçlarıma baktım. Gerçekten çok güzel görünüyordu.
“Çok güzel örmüşsün.” dedim hevesle övgü bekleyen abime. “Çok yakıştı, teşekkür ederim.”
Gururla göğsü kabardı.
“Ne demek güzelim. Ben daha ne modeller öğreneceğim senin için merak etme.”
Beni kolunun altına çekip ikimizi odamdan çıkardı.
Burnuma enfes bir kızartma kokusu gelirken derin bir nefes çektim içime. Mert de benim gibi kokuyu içine çekti.
“Babam yine döktürmüş anlaşılan.”
Kafamı salladım “Kesinlikle.” diyerek. Dün geceden sonra hepimizin keyfini yerine getirmek istemişti muhtemelen. Ya da stres atmak için kendini mutfağa atmıştı.
Mutfağa girdiğimizde Onur çoktan mutfak masasında yerini almış babama çaktırmadan masadakileri ağzına atıyordu. Babam gerçekten bu sabah döktürmüştü. Sebze kızartmış, yumurtalı ekmek yapmıştı. Masanın bir ucunda sucuklu yumurta duruyordu. Domates salatalık doğramış birkaç çeşit peyniri tabaklara koymuştu. Şimdi de tezgâhın önünde durmuş tost makinesine muhtemelen yaptığı tostları yerleştiriyordu.
Mert’in kolunun altından sıyrıldım ve içeri girdiğimizi fark etmeyen babam doğru adımladım. O sırada elindeki kızartmayla bize yakalanan Onur’un gözleri Kaan’ı görmüş Sinco gibi kocaman açılmıştı. Onu umursamadan babamın arkasından yaklaşıp kollarımı vücuduna sardım ve başımı sırtına yasladım.
“Günaydın babam.” dedim içli bir sesle. Dünya üzerinde beni gerçekten seven kişinin var olduğunu bilmek inanılmaz bir güven aşılıyordu. Belki Mertlerden az da olsa şüphe duymaya devam ediyordum ama babamın sevgisine koşulsuz şartsız inanıyordum. Bu zamana kadar kimsenin beni sevmediği şekilde seviyordu.
Düşüncemi kanıtlamak ister gibi büyük bir neşeyle arkasını dönüp beni kolları arasına alırken “Papatyam!” dedi. “Günümü aydırdın benim bal kızım.” Çenemi göğsüne yaslayıp kafamı kaldırdım gerçekten neşeli mi yoksa rol mü yapıyor diye. Gözleri biraz içe çökmüş ve içleri hafif kızarmıştı, yorgun görünüyordu ama neşesi sahiciydi. Bize de bulaştırmak ister gibi gülüşünden keyif akıyordu. Eliyle arkamda olduklarını bildiğim abilerimi işaret etti ben ona kirpiklerimin arasından bakarken. “Bu iki hayırsız abin uyanınca hiç böyle hissetmiyorum gerçekten. İşte kız çocuğunun güneşi bir başka doğuyor.”
Sırıttım. “Haklısın babacım.” Mert ile Onur aynı anda homurdandılar.
“Ya senin babacım diyen yapraklarını severim ben.” Yanağımı okşayıp saçlarımdan öptü. Acaba saçlarımın artık farklı bir renkte olması onlara da bana geldiği kadar garip geliyor muydu? Mesela ben aynaya bakmadıkça saçlarımın artık kızıl olmadığını unutuyordum ama onlar hep doğrudan kafama maruz kalıyorlardı.
Babam düşüncelerimden habersiz belimde duran elini geri çekip beni masaya ilerletti ve Onur’un yanındaki sandalyeye oturttu. “Sofra hazır, siz oturun ben de Kaan’ı alıp geleyim. Mert’im ben gelene kadar tostlara bakar mısın?”
“Hallediyorum baba.”
Babam mutfaktan çıktığında tezgâhın başındaki yerini Mert aldı. Onur ise tabaktan aşırdığı bir başka yumurtalı ekmeği beklemediğim bir anda ağzıma sokuşturmaya çalıştı babam ayrılır ayrılmaz.
“Ye küçük tırtılım ye de beynin çalışsın biraz.” dedi ben zar zor ekmeği ısırırken. Bir eliyle ekmeği zorla ağzıma tıkmaya çalışırken öteki eliyle ensemi tutuyordu. “O beynin çalışsın sonra da saçma sapan şeyler düşünüp beni hasta etmesin.”
“Onur kızı rahat bırak kardeşim.”
Onur beni rahat bırakmak ne kelime kocaman ekmeğin tamamını ağzıma tıktı. İki elimi de bileğine sarmıştım geri çekilsin diye ama uyguladığım kuvvet onda işe yaramıyordu. Sanki eline sinek konmuş gibi umursamazdı.
Ekmeğin tamamını yediğim için iki yanağım şiştiğinden geri çekilirken suratıma bakarak kahkaha attı. Ona ters bakışlar attım. Ellerimi de tam olarak kapanmayan ağzıma kapattım çirkin bir gösteri sunmamak için.
“Kafanda boş beleş düşünceler dolaşmasın tamam mı abim?” diye konuşmaya devam etti Onur. Mert de sanırım bu zorbalığı hak ettiğimi düşünüyordu ki Onur’u engellememişti. “Salak salak abilerim beni sevmiyor triplerine girme. Bundan sonra kendi kendine dönüp de ki ‘Ooo en yakışıklı ve en zeki abim olan Onur abim beni ne de çok seviyor ya.’ de. Onur abinin asabını bozma tamam mı kanatları siyah çıkan kelebeğim.”
Hala yumurtalı ekmeği çiğnemeye çalıştığım için konuşamadım ama suratına ters ters bakışlar atarak sözlerimi bakışlarımla anlattım.
“Hem sen niye saçlarını elledin ki?” diye homurdandı kısık ama biraz suçlu hissediyormuş gibi çıkan bir sesle. Şaşkınlıkla Mert’e baktım ama onun kulağı bizde olsa da ilgisi tost makinesinden çıkardığı ekmeklerdeydi. Bu dünyada kızıl saçlardan Onur kadar nefret eden başka biri yoktu ve bana neden saçlarımı ellediğimi mi soruyordu?
“Sen de saçlarını kazıtıyorsun.” diye gecikmeli bir cevap verdim sonunda ağzımdakileri yuttuğumda. Çatık kaşlarıyla bana döndü.
“O farklı.”
“Nesi farklı ki?” Omuz silktim. “Sen saçını kazıtıyorsun ben de boyuyorum. İkimiz de aynı nedenden ötürü yapıyoruz sonuçta.”
Sağ elini ufak ufak uzamaya başlamış saçlarının içinden geçirdi düşünceli bir sesle. “Ama sen saçlarını seviyorsun.”
Mert iki tabak yaptığı sıcak tostları masaya koymak için bize döndü. Sonra da sanki hiç bizi duymuyormuş gibi bir umursamazlıkla çayları doldurmak için yeniden tezgâha yöneldi.
“Artık sevmiyorum.” dedim gülümseyerek. Öylece yüzüme baktı. Bu kabullenmesi zor bir şeymiş gibi bakıyordu suratıma ama değildi. O nasıl sevmiyorsa ben de artık sevmiyordum, niye şaşırıyordu ki?
Mutfakta sadece Mert’in çay doldurma sesi yankılanırken kısa süre içinde babam kolunun altına yasladığı Kaan ile mutfaktan içeri girdi. Kaan’ın gözleri yere dikilmişti ve üstünde okul üniforması yerine rahat bir eşofman takımı vardı. Bugün benimle okula gelmeyecekti belli ki.
Kaan’ı görür görmez yerimde doğruldum endişeyle. Gözlerim hızla onu taramaya başlarken o bize bakmadan masadaki yerini aldı ve karşımdaki sandalyeye oturdu. Suratımı astım. Gözleri tamamen şişmiş, içleri kıpkırmızı olmuştu. Tüm gece ağlamış ve bir gram bile uyumamış gibi duruyordu.
“Hazır mı tostlar da?” diye sordu babam. Aynı zamanda çayları masaya taşımada yardımcı olmak için uzandı. Ben hala sessizce Kaan’ı izliyordum iyi mi değil mi diye kontrol etmek için. Sonunda kafasını kaldırdığında doğrudan gözlerimle denk düştü.
Yüzündeki ifade sarsılırken bir an neye bu kadar şok olmuş gibi baktığını anlamadım. Ama sonra kafama dank etti. Saçlarım. O saçlarımı boyadığımı bilmiyordu, onu dün kafeden öfkeyle ayrıldığından beri görmemiştim.
Kafamı, saçlarımı, yüzümü uzun uzun incelerken gözlerinin yaşlarla parladığını fark ettim. Gözleri dolmuştu. Bu farkındalık boğazımda bir düğüm oluşturduğundan gözlerimi yüzünden çektim ve dikkatimi masadaki yerine oturan babama verdim.
“Afiyet olsun.” diyerek eliyle sofrayı işaret etti. Hemen çaprazımda olduğu için yanağımdan bir fıstık alıp tabağımı masadaki her şeyle doldurmaya başladı. Benim tabağımın dolup taştığından emin olduktan sonra uzanıp aynısını diğer yanında oturan Kaan için yapmaya başladı.
Gülümsedim ve gözlerimi tabağıma dikip kahvaltı tabağımdan yemeğe başladım.
“Baba bizim başımız kel mi ya?” diye homurdanan tabii ki Onur’du. Boş tabağını kaldırıp önümden babama uzattı. “Bana da özel tabak hazırla.”
Babam “Eşek kadar oldunuz siz sıpa.” diyerek gülse de Onur’un tabağını da özenle doldurup geri uzattı. Mert de olağan bir yüzle hiçbir şey demeden babama kendi boş tabağını uzattığında hepimiz güldük. Ailemin her bir üyesi birbirinden sevimliydi gerçekten. Ve babamın bu kadar sevgi dolu biri olması ciddi anlamda kalbimi sızlatıyordu. Bunca senedir abilerime hem annelik hem de babalık yapmıştı içindeki kocaman sevgiyle. Bu dünyadaki her güzelliği hak eden bir adamdı.
Kahvaltımızın ilk yarısı sessizlik içinde geçti. Hiçbirimizin gerçek anlamda keyfi yoktu aslında. Dün gecenin kalıntıları hala içimizden yüzümüze yansıyordu. Sessiz sessiz önümüzdekileri yiyorduk. Sürekli gevezelik yapan Kaan’ın bile çenesi sımsıkı kapalıydı.
Sonunda babam bu duruma daha fazla katlanamamış olacak ki çay bardağını sakince masaya koyup ellerini önünde birleştirdi.
“Herkesin canının sıkkın olduğunun farkındayım.” dedi boğazını hafifçe temizlemesinin ardından. “Dün hepimizin için can sıkıcı bir durum yaşandı.”
Yemek yemeyi kesip gözlerimi babamın yüzüne diktim. Mert ve Onur da benim gibi dikkatini babama vermişken Kaan kafasını önünden kaldırmadı. Keşke onun yanına otursaydım diye geçirdim içimden. En azından uzanır serçe parmağından tutardım. Yanında olduğumu hissederdi.
“Ama bu durumun böyle devam etmesini istemiyorum. Birce’nin sizi bu kadar kötü etkilemesini istemiyorum.” Annemin adını ilk kez babamın ağzından duyduğumdan irkildim. Daha önce hiç adını anmamıştı yanımda. Belki de yıllardır anmıyordu adını da şimdi ilk kez söylüyordu. Belki de ağzında acı bir tat bırakmış gibi yüzünü ekşitmesinin nedeni buydu. “Aile kanla başlamaz, kanla da bitmez. Kanınızda ikimizin de kanı akıyor olabilir ama sizi ben büyüttüm, siz sadece benim çocuklarımsınız.” Uzanıp elimi tuttu masanın üzerinden. Sert bakan yeşil gözleri her birimizin üzerinde tek tek gezindi. “Birce’nin yıllar sonra bize yeniden yaptığı en büyük yanlış kızımı benden saklaması, babasını başka biri olduğunu bilerek büyütmesi oldu. Fakat kızım da artık benim yanımda, ailesinin yanında. Biz bu masada oturan beş kişi olarak bir aileyiz, bir bütünüz. Ve kimsenin, bu kişi sizi doğuran kadın da olsa, ailemize zarar vermesine izin vermem. Eğer ki olur da bir daha size ulaşmaya çalışacak olursa ona bu dünyayı dar ederim. Sizin gözünüzden bir damla daha yaş akmasına dahi neden olursa bu dünyayı onun başına yıkarım. Tamam mı can çocuklarım? Biz birbirimizin ailesiyiz, her zaman ve sonsuza dek de öyle olacağız.”
Kısa bir ara verip yeniden çayını yudumladı babam. Onur’un da Kaan gibi başı önüne eğilmiş, çenesi sıkılmıştı. Her zaman anneme en öfkeli kişinin o olduğunu biliyordum ama görünen o ki artık onun yerini babam almıştı. Elimdeki elini sıktım kendini iyi hissetsin diye, bana sıcak bir gülümseme verdi bunun karşılığında.
“Toparlayacak olursam bizim ailemiz bu kadar, ona ihtiyacımız olmadı olmayacak da. Biz birbirimize yeteriz bu yüzden bu saatten sonra kendinizi üzmeyin çocuklar.” Boştaki elini Kaan’ın ensesine koyup kafasını onun kafasına yasladı. “Tamam mı oğlum? Tamam mı aslanım? Senin arkanda baban var, sanma ki sen yıkılırsın. Ben senin yıkılmana izin vermem.”
Dolu dolu gözlerimle gülümsedim. Kaan kafasını sallayarak sessiz bir mırıldanmayla babamı onayladığında gözlerinden akan birkaç damla yaşı görmek içime oturdu ve titreyen dudaklarımı birbirine bastırdım.
Ben ağlamamak için kendimi sıkarken babam bu defa bana yöneldi ve elimi tuttuğu elini çekip kafama beni de göğsüne yasladı.
“Sen de bir daha asla sana olan sevgimizi sorgulama benim bal kızım, anlaştık mı? Bizden şüphe etme. Bizim en değerli varlığımızsın sen. Seninle aile oluşumuz çok geç olmuş olabilir ama bu sanki her zaman yanımızdaydın gibi hissetmeme engel değil. Bundan sonra hiç ayrılmayacağız.”
“Tabii ayrılmayacağız ya.” diye araya girdi Onur neşeli çıkarmaya çalıştığı titrek sesiyle. “Bu solucana evlenmeme sözleşmesi bile imzalattı abileri ona. 50 yaşına kadar bizimle.”
“38 yaşına kadardı bir kere!” diye çemkirerek doğruldum.
Mert normal bir “Haklısın abim 60 yaşına kadar.” dedi ve çatalındaki kızartmayı ağzına attı sevimli bir gülümsemeyle.
Ona somurtkan bir bakış atarak dudak büzdüm. Babam güldü bu halimize, Kaan bile sonunda kafasını kaldırıp gülümsemişti. Bu beni mutlu ettiğinden somurtmayı anında bıraktım.
Bir anlığına keyfimizin yerine gelmesinin ardından babam kaldığı yerden konuşmasına devam etti.
“Birce’den boşandığımda sana hamile olduğunu belki bilerek söylemedi belki onun da haberi yoktu o zaman bunu bilemem ama bunca sene seni benden bile isteye saklaması onun suçu, seni benden ve abilerinden uzak tutması onun suçu. Senin hiçbir suçun yok.” Saçlarımın üstüne sert bir öpücük kondurdu nefesini içine çekerek. “Biz seni her koşulda seviyoruz bunu aklından çıkarma çiçek kokulu bebeğim. Sakın o kadının aklını bulandırmasına izin verme. Ayrıca sanma ki saçlarınız aynı rengi taşıyor diye sana farklı bir gözle bakacağımızı.”
Kaan hüzünlü bakışlarını saçlarıma odakladı. Yanaklarımın ısındığını hissettim.
“Sen ister saçını siyah yap ister mavi yap ister kendi renginde kullan ama bunu kendin istediğin için yap annenden kaçındığın için değil. Bu saçlar senin bir parçan. Onları kabullen, kendini dışlama. Sen her halinle sen olduğun için güzelsin. Tamam mı babacım? Anlaştık mı?”
Kafamı sallayarak onayladım babamı. Bu sözler sanırım sadece bana değil biraz da Onur’a söylenmişti ki kendisi bu yüzden yerinde rahatsızca kıpırdandı. Benzer bir konuşmayı daha önce duyduğunu hissettim. Belli ki babasının sözleri onda işe yaramamıştı ki hala kazıtıyordu kızıl tutamlarını.
Babam sesli bir nefes verip kahvaltısına devam ederken omuzlarının hala çok gergin olduğunu görmek beni üzdü. Evet bize destek olmak için güçlü görünüyordu ama o da üzülüyordu.
“Biliyor musun baba?” diye yükseldim bir anda şımarık bir sesle. Diğerlerinin de asık suratları merakla bana odaklandı. “Bu oğulların var ya bu oğulların bana ne zorbalıklar yapıyorlar, hiç bilmiyorsun babacım.”
“Bak şimdi.” dedi Mert gülerek. Onur kolumu cimcikledi.
“Kız solucan ne yapmışım sana yalancı papatya.”
“Görüyor musun baba?” Hararetle Onur’u işaret ettim. “Bak gözlerinin önünde bile yaşanıyor bak.”
Babam içten bir kahkahayla kocaman avcunu yüzüme yasladı. Yanaklarımı elinin arasından sıkarken dudaklarım büzülmüş bir şekilde “Ya baba!” diye bağırmaya çalıştım.
“Efendim babasının güzel çiçeği. Söyle papatyam.”
“Yüzümü sal baba.” diye homurdandım. Gülerek yüzümü bıraktı.
“Hadi kalk çantanı falan al da seni okula bırakayım.” Gülümseyen yüzünü Kaan’a çevirdi. “Oğlum bugün okulu asıyor, babasıyla vakit geçirecek.” Ardından yeniden bana döndüğünde yüzümde sıcak bir gülümseme vardı. Kaan ile vakit geçirip konuşacak olmaları içimi çok rahatlattı. Bu mevzuyu kimseyle konuşmayıp içine atacak diye çok korkuyordum. Kaan dünyanın en geveze insanı olsa bile konu duygusal konuşmalara gelince tamamen kapalı bir kutu oluyordu. Babam bu defa böyle olmasına izin vermeyecekti. “Akşam döndüğümde de seninle bir şeyler yaparız kızım, istersen beraber mutfağa girer şu iki danaya -elini kaldırıp Mert ile Onur’u işaret etti. Kıkırdadım.- sevdiği yemekleri hazırlarız. Ne dersin papatyam?”
“Mutfağa girmek çok hoşuma gider.” Utanarak ekledim. “Hem seninle mutfakta vakit geçirmeyi özledim.”
Babam yüzüme sanki içi gidiyormuş gibi bakıp yanağımdan öptü.
“O zaman bu akşam seninle güzel bir yemek ayarlıyoruz.”
***
Karşımda mahcup bir ifadeyle elini ensesine atmış gözlerime bakmaya çekinen çocuğa bakarken son birkaç dakikadır sessizce konuşmasını bekliyordum. Bir şeyler söylemek istiyor ama konuşamıyordu. Dünyanın en geveze insanı olmasa şaşırmayacaktım ama konuşmayı bu kadar seven bir insan için konuşmakta güçlük çekmesi şaşırtıcıydı.
“Kaan babam bekliyor.” dedim gözleriyle denk gelmeye çalışarak. Sıkıntılı bir nefes verdi.
Kahvaltıdan sonra hızlı bir diş fırçalama ve çantamı hazırlama sürecinin ardından koşturarak aşağı inmiştim geç kalmayayım diye. Çıkmadan da Arın’a Kaan’ın okula gelmeyeceğini beni de babamın bırakacağını haber vermiştim. Sonra da Mert ile Onur’a veda edip evden çıkmıştım. Normalde her zaman Kaan ile yapacağım gibi öne oturma kavgası yapmak yerine sessizce arka koltuğa oturmuştum. Hem keyfinin bu kavgayı yapmak için yeterince yerinde olup olmadığını hem de benimle küs olup olmadığını bilmediğimdendi. Ama Kaan beni şaşırtarak öne oturmak yerine arkaya, yanıma oturmuştu. Sonra da sessizce parmaklarımızı birbirine dolamış, kısa süreli yolculuğumuz boyunca konuşmadan parmağımı tutmuştu. Ben de böylece bana küs olmadığını anlayarak rahatlamıştım.
Şimdi de babam beni okulun önüne getirince babamı yanağından öpüp arabadan inmiştim ama Kaan da benimle birlikte inmiş dakikalardır karşımda sessizce duruyordu.
“Nereden başlasam bilmiyorum.” dedi sıkıntılı bir sesle. Sonra aniden elini ensesinden çekip kafasını doğrulttu. “Ya Rüya ben eşeğin tekiyim.” dedi sinirle. Sırıtmamak için kendimi zor tutsam da onaylayarak kafamı salladım. Beni umursamadı. “Dün seni ittirdim, orada tek başına bıraktım, sana bağırdım. Çok özür dilerim kardeşim.” Kollarını uzatıp beni kendine çekti ve sımsıkı sarıldı. “Lütfen beni affet Rüya. Senin bir suçunun olmadığını biliyorum dün öyle canım acımıştı ki öfkeyle aptallık ettim. Seni üzmek istememiştim.”
Gülümseyerek ben de kollarımı ona doladım ve sarılışına karşılık verdim. Kaan ile ilk defa bu kadar samimi ve içten bir şekilde birbirimize sarılıyorduk. Sevgiyle kafamı omzuna yaslayıp omzuna bir öpücük kondurdum.
“Kaan ben sana kızmadım ki.” dedim içi rahatlasın diye. “Sadece aklım sende kaldı. Lütfen bir daha o haldeyken beni arkanda bırakıp gitme, yanında olmama izin ver.”
Kollarını daha da sıktı. “Asla. Söz veriyorum bir daha öyle olmayacak. Seni asla ardımda bırakmam.”
Gülümseyerek geri çekildim. “Affedildin o zaman.”
Omuzlarından koca bir yük kalkmış gibi rahatladı. Kocaman gülümsedi ama sonra ters bir bakış gözlerine yerleşti.
“Bana bak Kabus.” dediğinde böyle bir tepki beklemediğim için gözlerimi kocaman açtım. “Şu saçlarına yaptığın şeyi hiç sevmedim.” Eliyle saçımı işaret etti yüzünü buruşturarak. “Çıkar şu şeyi üzerinden.”
Gözlerimi devirdim.
“Kaan boya bu. Çıkmaz bu birkaç hafta.”
“Bana ne.” deyip omzu silkti huysuzca. “Ben istemiyorum böyle olmanı. Hiç Rüya gibi değilsin böyle. Sevmedim çıkar işte.”
Kıkırdayarak yanağına bir öpücük kondurup geri çekildim. “Hadi git babam bekliyor Kaan ben de derse geç kalacağım zaten.”
Ne çatık kaşları ne de huysuz suratı düzeldi. O sırada okula doğru ağır adımlarla ilerleyen Arın’ı görünce “Bak Arın da geldi zaten. Hadi akşam görüşürüz.” dedim hızlıca.
“Değiştir Kabus.”
Onu takmadan sabırla arabada oturup konuşmamızı bitirmemizi bekleyen babama el salladım ve Kaan’ı bir kez daha öpüp arkamı döndüm. “Arın!” diye hafifçe bağırdığımda Arın’ın bakışları bize döndü. Beni görünce gözleri beklediğim şaşkınlığı göstermediğinde kafamı arkaya çevirip Kaan’a ters bir bakış attım. Yememiş içmemiş saçımı boyadığımı mı yetiştirmişti hemen?
Arın “Günaydın canım.” dediğinde şaşkınlıkla ona döndüm ama o bana bakmıyordu, gözleri Kaan’daydı. Üzerine alınmakla hata eden bendim tabii.
“Günaydın yavrum. Ben kaçıyorum Rüya sana emanet.”
“Allah’ın kıroları.” diye homurdanarak Arın’ın yanına ilerledim.
“Aklın kalmasın kardeşim.”
Yüzümü buruşturarak onu taklit ettiğimde bana döndü. Yüzümdeki çirkin ifadeyle ona yakalandığım için fındık bulmuş Sinco gibi kalakaldım bir an. Ama sonra “Günaydın canım.” diyerek gıcık bir sesle onu taklit ettim. Bende utanma yoktu zaten.
Gülerek yanımda yürümeye başladı. “Günaydın melek. Kıskandın mı?”
Yan yan yüzüne baktım. “Tabii öldüm kıskançlıktan görmüyor musun?”
Sırıttı. “Sende bir değişiklik var ama ne olduğunu pek anlayamadım.” dedi alaycı bir sesle. Kafasını bana çevirmiş yeni görünüşümü imceliyordu.
“Bak bak belki anlarsın.”
Güldü dişlerini göstererek. Bir an gülüşüne takıldım. Hiçbir zaman bu kadar kalp çarpıtan bir gülüşünün olduğunu fark etmemiştim. Nasıl olurdu da daha önce ne kadar güzel güldüğünü fark etmezdim?
“Eskiden melektin.” dedi düşüncelerimden habersiz. “Şimdi de ölüm meleği olmuşsun. Hoşuma gitti.”
Utanarak gülüşümü sakladım. Sanırım dünden beri ilk kez Arın’ın dediği şeyle saçlarım hoşuma gitmişti. Açıkça söylemek gerekirse sevmemiştim saçlarımın bu rengini. Sanki dakikalar geçtikçe daha da sevmiyordum. Ama Arın tek bir cümlesiyle bunu değiştirmişti. “Teşekkürler.”
Arkamızdan tanıdık bir ses “Lan Arın!” diye bağırarak bir anda Arın’ın boynuna atladığında şaşkınlıkla duraksadım. “Sen Rüya’yı mı aldatıyorsun lan?” diye sordu Özgür sinirle. Tek eliyle beni işaret ediyordu.
Kahkaha attım neşeyle ve Arın kendini arkadaşımın ellerinden homurdanarak kurtarırken Özgür’ün önüne zıpladım. Beni tanımamıştı! Muhtemelen sadece arkadan gördüğü içindi ama olsun bu beni neşelendirdi.
“Ben Oray bey değil, Oray beyin kardeşi Koray beyim!” diye bağırdım gülerek. Gözleri kocaman açıldı benim ben olduğumu fark edince.
“Rüya?!” Kahkaha atarak bana sarıldı. Beni etrafında döndürmeye başladığında iyice keyiflendim. “Kız çok güzel olmuşsun çirkin.”
İltifat ederken bile hakaret etmek. İçine Onur mu kaçtı kardeşim?
Beni döndürmeyi durdurduğunda Arın Özgür’ün ensesinden yakalayıp onu üzerimden çekti sonra da homurdanarak bileğimden tutup beni de kendine çekti. “Bu kadar yakın olmaya gerek yok. Uzaktan da neşeli olabilirsiniz.”
Gözlerimi devirerek bileğimi kendime çektim. “Ay Arın, Kaan yokken onun yerini alma rica ediyorum.”
“Ben senin abin miyim?” diye sordu ters bir sesle. Tek kaşımı kaldırdım.
“Olmak ister misin?”
Birkaç saniye dik dik yüzüme baktı. Sonra da sinirle bizi arkasında bırakıp okul binasına girdi.
“Bozuldu çocuk.” dedi Özgür koluma girip bizi de ilerleterek. “Öpüşmüşsünüz o kadar yani Rüya ne abisi?”
“Aman dalga geçiyorum ben ya.” dedim rahat çıkan sesimle. Bana senden olmaz bakışları attı. Ona bir karşılık vermeden önüme dönecektim ki kafama yeni dank eden şeyle arkadaşımın kolunu cimcikledim.
“Kızım ne oluyor lan?”
“Ya mal! Biz Arın ile birlikte miyiz? Ne diye Rüya’yı aldatıyor musun diye soruyorsun?”
Canını acıttığım için cimciklediğim yeri ovdu. “E sana yürüyor çocuk ne var?”
Kolunu bir daha cimciklemeye yeltendim ama kendini hemen geri çekti. Tek sorunumuz buymuş gibi kafasını esefle sallayıp “Bozuldu çocuk.” dedi yeniden.
“Alırım ben onun gönlünü sınıfa gidince gel hadi.”
“Bir daha cimciklemeyeceğine söz verirsen gelirim.”
Yalandan bir öfkeyle üstüne koşturduğumda çığlık atarak kaçmaya başladı. Kahkaha attım.
“Uzak dur lan benden korkunç insan!”
***
Tahtanın sonunu yazmayı neredeyse bitirmiştim ki Arın Kaan’ın bugün okula gelmeyişini fırsat bilip onun sırasına kurulduğu yanımdaki yerinden kalkıp başımda dikilmeye başladı.
“Hadi melek! Bak o it, kardeşimle yalnız hemen gitmemiz lazım.”
Gözlerimi devirdim. “Ya sana diyorum işte sen git ben yazıp geleceğim.”
Huysuzca omuz silkti. “Olmaz. Seni yalnız bırakmam.”
“Bekle o zaman.” diye homurdandım sinirle. Öğle arasına girdiğimizden beri, ki beş dakika falan olmuştu, yanımda somurtuyor, gergince ayağını sallıyor, ikide bir yüzüme dik dik bakarak işimi bitirmem için acele ettirmeye çalışıyordu. Asla acele etmiyordum bu arada.
Kaan bugün okula gelmediği için tüm gün boyunca her bir dersi özenle dinleyip tüm her şeyi tıpkı Kaan’ın sevdiği şekilde düzenli bir şekilde not almıştım. Çünkü kendisi çalışmalarında hocalardan önde olsa da okul sınavları için tüm derslerden hocaların yazdırdığı notları özellikle defterlerine geçiriyordu.
Ben de huzursuz olmasın diye bugün onun yerine ben yapmıştım. Geçtiğimiz beş dersin tamamını dinleyip not almıştım. Matematik hocası ufaktan bir şok geçirmemiş değildi ama hiç bozuntuya vermemiştim. Hem Kaan sayesinde derslerimi toparlamaya başladığım için önceki gibi her şeye tamamen uzak sayılmazdım artık.
Sonunda tarihin son notlarını da defterime geçirmeyi bitirdiğimde Arın sesli bir nefes verdi. Ama eşyalarımı toplamama bile izin vermeden kolumdan tuttuğu gibi ayağa kaldırdı.
“Hadi melek hadi.”
Yine gözlerimi devirsem de bu sefer laf etmeden hızlı adımlarına ayak uydurarak sınıftan çıktım. Bu acelesi saçmaydı aslında. Ayça ile Meriç ve tabii bir de Özgür öğle arası birlikte yemek yemeye karar vermişler ve bizi de çağırdılar geçen teneffüs. Belirtmek istiyorum bizi de çağırdılar. Ama Arın sanki Meriç ile Ayça gizli saklı işler yapıyormuş gibi soğuk terler döküyordu yanımda. Sadece yemek yiyeceklerdi hem de kantinde. Yani drama kraliçeliğinin lüzumu yoktu ama Kaan’ın çocukluk arkadaşından ne beklenirdi ki?
“Meriç iyi birisi farkındasın değil mi?”
Seri bir şekilde indiği merdivenlerin ortasında duraksayıp yüzüme kaşlarını çatarak baktı. “İyiyse geberteyim cennete gitsin.”
Ben de kime ne anlatıyorsam zaten? Ters bakışlarımla yanından geçip gittim. Sessiz sedasız kantine girdiğimizde fazlasıyla kalabalık olduğunu gördüm ama neyse ki arkadaşlarım güzel bir yerde masa tutmuşlardı.
“Selam.” dedim kalorifer dibinde kuruldukları masaya vardığımda.
Arın selamsız sabahsız hemen sandalyesini kardeşi ile Meriç’in arasına çekti ve ikisinin ortasına kuruldu.
“Selam, tostlarınızı sipariş ettik sizin de. Hazır olmasını bekliyoruz.”
Özgür içlerinde en normal olan iki insandan biri olarak normal bir şekilde selam verdiğinde -diğeri bendim bu arada- Meriç Arın’a gözleri kısık bir bakış atıp beni kendi yanındaki sandalyeye ittirdi.
“Gel Rüya benim yanıma otur.” dedi sırıtkan yüzüyle Arın’a bakarak. “Sen benim kardeşim gibisin, seni it kopuktan korumak lazım.”
Ayça ve Özgür kıkırdarken ben açıkça Arın’a karşı beni kullanmaya utanmayan arkadaşıma bu çocuktan olmaz bakışlarımı atarak beni ittirdiği yere nazikçe oturdum.
Arın’ın gözleri kısıldı. “Rüya senin kardeşin değil.”
“Biliyor musun kendisini küçük kız kardeşim gibi görüyorum.” dedi Meriç kolunu boynuma dolayıp beni kendine çekerek. Gerçekten kardeşi olarak gördüğünü bilmesem beni kullandığı için üzülecektim de işte ne yapalım en yakın arkadaşım olduğuna güvenerek susacaktım işte. Hem zaten Ayça ile aşırı yakıştırıyordum onları bu yüzden tamamen destekçisiydim. “Bazılarından uzak tutmak lazım.”
“Bundan sonra kardeşimle yan yana gelmeni nasıl engelliyorum gör o zaman.” dedi Arın kindar bir sesle.
“Ya abi! Saçmalama çocuk musun?!”
Gülerek atışmalarını izlemeye devam ettim sessizce.
Bugün sınıftan hiç çıkmamıştım. Arada Meriç ile Özgür yanıma uğramışlardı. Özellikle Meriç nasıl olduğumu kontrol etmek için sürekli yanıma geliyordu. Özgür’e de dünden bahsetmiş olmalıydı ki o da sırf ben neşeleneyim diye tüm sabah türlü şaklabanlıklar yapmıştı. İkisine de gerçekten yanımda oldukları için fazlasıyla minnettardım. Bana gerçekten iyi hissettiriyorlardı. Ama yine de içsel bir sessizliğim vardı engelleyemediğim. Dün yaşadıklarımın ağrılığı içime bir hüzün çöreklendiriyordu. Babamın bu sabahki konuşması veya abilerimin verdikleri güven beni rahatlatıyordu elbette ya da Kaan’ın iyi olacağını bilmek de bana huzur veriyordu ama annem tarafından hiç sevilmiyor oluşumuz bana çok koyuyordu. Sadece ben de değildim üstelik. Kaanlara yaptığı şey beni çok üzüyordu.
Mert’e önce sevgisini vermiş sonra acımasızca bir anda bu sevgiyi elinden alıp gitmişti. Onur’u gidişi o kadar acıtmıştı ki bu yaşında bile güven sorunları yaşıyordu, kimseyi hayatına kırıp dökmeden almıyordu. Kaan zaten biraz bile anne sevgisi görmemişti. Çok ama çok üzülüyordum. Hiçbiri bunu hak etmemişti ama bunu yaşamışlardı. Kim bilir babam tek başına üç çocuk büyütürken ne de zorlanmıştı. Belki senelerce kendine ayırdığı vakti olmamıştı belki hala bile yoktu.
Bilemiyorum tüm bunlar üzerime üzerime biniyordu. Hem kendime karşı kendimi yabancı gibi hissetmekten alıkoyamıyordum. Kendime yabancılaşmıştım sanki ama dünden sonra anneme benzememe neden olan o saçlarla da yaşayamazdım. Tamamen sıkışmış hissediyordum.
“Rüya yine uzaklara daldı. Hoop, birilerinin kâbusu bizim en güzel rüyamız yemeğin geldi.”
Özgür’ün alaycı sesiyle gözlerimi kırpıştırarak kendime geldim ve gülümsedim. Ne ara tostumu önüme koymuşlardı hiçbir fikrim yoktu.
“Ay dalmışım.” dedim neşeli çıkmasına özen gösterdiğim bir sesle. Gerçi kimse yememişti ama bozuntuya vermedim ve sıcak tostumu elime alıp koca bir ısırık aldım.
Diğerleri de yalancı neşeme bir yorum yapmadılar ama Arın’ın gözleri bir süre üzerimde kaldı. Ona sıcak bir gülümseme verdim iyi olduğumu anlasın diye. İyi olacaktım sonuçta, er ya da geç.
Arın göz kırpıp yemeğine döndü. Bir süre Ayça ile Özgür’ün muhabbeti sürdürmesini dinledim. Meriç ile Arın cephesinde son konuşulanları kaçırdığım için son durumdan habersizdim ama ikisinin de suratındaki huysuz ifadeye bakarsak aralarındaki durum hala aynıydı. Bir de yan yana oturuyorlardı. Birbirlerine ters bakma yarışması yaparken komik görünüyorlardı.
Ayça kendi tostunu ağzına götürürken Meriç bir anda öne doğru atıldı. “Dur dur kâğıdı tam açamamışsın, yeme yanlışlıkla.”
Ayça onun yüzüne erimiş bir şekilde bakarken keyiflenerek sırıttım. Özgür ile göz göze gelip anlık bir dedikodu yaptık ikisini işaret ederek. Çok sevimlilerdi ama.
“Sana ne benim kardeşimin yiyeceği kâğıttan lan?” Arın elbette kıskanç sesiyle aralarındaki bu tatlı anı dan diye acımasızca keserken yine somurttum. Bu çocuk da keyfimin yerine gelmesini hiç istemiyordu cidden.
Meriç düz bir şekilde Arın’a bakıp yerine yaslandı. Bu kadar süre içinde arkadaşımı tanıdıysam keyfinin yerinde olduğuna kalıbımı basardım. Ayça’nın ona hülyalı bakışı hoşuna gitmişti, Arın’ın gıcıklığına rağmen.
“Abi kâğıt mı yeseydim?” diye çemkirdi Ayça haklı bir isyanla. Çok sevimli bir kızdı ve gözlemlediğim kadarıyla yaşıtlarına göre de çok olgun, çok aklı başındaydı. Zaten bizim evde şişe çevirmece oynadığımız günden beri ona aşırı ısınmıştım. Ama onunla sohbetimizi ilerletmeye başladıkça da aşırı sevmeye başlamıştım. “Abarttın ama artık.” Ayça’nın sesi küskün çıktı. “Beni önemsemiyorsun resmen.”
Arın zavallımın telaşa bürünen yüzü kardeşinin oltasına düştüğünün göstergesiydi. Arın anında “Yok abim.” diyerek kendini kardeşine affettirmeye çalışırken yüzümde buruk bir gülümseme oluştu.
Şey… ben de Kaan’ı özlemiştim.
***
“Hadi Arın git artık.” dedim yumuşacık bir gülümsemeyle. “Eve döneceğin aradan bayağı uzaklaştık dön artık.”
“Senin evine varana kadar gitmiyorum melek uzatma.”
Onunla yürümek hoşuma gittiğinden önüme döndüm sessizce. Sonunda Kaan olmadan geçirdiğimiz uzun okul gününü atlatmıştık. Öğleden sonraki dersler müzik ve rehberlik gibi daha hafif dersler olduğunu için öğleden önceye göre çok rahat geçmişti. Not almam gereken her şeyi not almış, gün sonlansın diye dakika saymıştım.
Okul bitiş zili çaldığında ise Meriçlere veda ederek Arın ile birlikte okuldan çıkmıştık. Ayça arkadaşlarıyla vakit geçireceği için bizimle gelmek istememişti. O arkadaşların nedense Meriç olduğundan şüpheleniyordum ama Arın işlerine çomak sokmasın diye tabii ki de sesimi çıkarmadım.
Arın ile birlikte konuşarak yürüdüğümüz yolda onun her zaman bizden ayrıldığı araya gelince veda etmek istemiştim ama beni eve kadar bırakacağını kesin bir şekilde dile getirmişti.
“Kaan ile konuştunuz mu bugün hiç?” diye sordum biraz çekinerek. “Bugün bana hiç mesaj atmadı da.”
“Hayır konuşmadım ben de.” Gülümsedi gözlerime bakıp. “Sana özel değil mesaj atmaması merak etme. Dünden sonra Demir amcayla birlikte vakit geçirmek ona iyi geldiğinden telefona bakmak aklına bile gelmemiştir emin ol.”
“Öyle diyorsan.”
Bir süre sessizce adımladık. Arın bir koluna kendi çantasını takmış ötekine de benimkini takmıştı. Ama sırtında iki çanta yokmuş gibi rahat adımlarla yanımda yürüyordu. Gülümsedim kafamı önüme eğip.
“Melek?”
Tereddütlü çıkan sesini duyduğumdan gülümsememi silip kafamı kaldırdım.
“Efendim?”
“Dünkü olay konusunda…” Duraksadı bir an. Ne söyleyeceğini merak ederek dümdüz önümdeki yola baktım sessiz kalarak. “Dün Kaan’a da söyledim, bugün ne kadar üzgün olduğunu görünce sana da söylemek istiyorum.”
Kaldırımın ortasında durup kolumu tuttu ve vücudumu kendine çevirdi. Bal gözlerinde buruk bir bakış vardı. Kaan’ın ona her şeyi anlattığını tahmin etmiştim zaten ama yine de benimle ilgili bir olayı öğrendiği için utanmadan edemedim.
“Bazı insanları değiştiremezsin Rüya.” diye uzatmadan girdi konuya. Adımı söylerken sesinin tınısından bile belliydi ciddiyeti. Yutkundum. “Anneniz böyle bir insan. Bu kadar sert olacağım için çok üzgünüm ama Kaan’ın da senin de artık bu konuda üzülüp birbirinizi ve kendinizi yıpratmanızı istemiyorum. Geri dönmeyecek. En azından sizi mutlu etmek için dönmeyecek.”
Anında dolan gözlerimi yere indirdim görmesini istemediğimden ama Arın nazik parmaklarıyla çenemi tutup gözlerimi gözlerine bakmaya zorladı.
“Çok özür dilerim melek.” diye fısıldadı sessizce. “Ama seni üzgün görmeye dayanamıyorum.” Kırık bir gülümseme yerleşti dudaklarına. “Sana söyledim sen ağlayınca benim içim acıyor.”
Gözlerimden birer damla yaş süzüldü. Arın içi gidiyormuş gibi akan yaşlara baktı ve ardından yine kalbimin hızını değiştirmeye yemin etmiş gibi kafasını yana eğerek uzanıp yanaklarımdan akan yaşları öptü.
“Onu ben senin gibi tanıyamam belki.” diye devam etti hafifçe kafasını geri çekerek. Yine de yüzü yüzüme çok yakındı. “Ama babamın anlattığı kadar biliyorum ben de biraz. Gittiğinden beri birkaç senede bir gelip böyle ortalığı karıştırıp gidiyor hep Rüya. Kendisinin Mert abinin yumuşak karnı olduğunun farkında diye hep ona ulaşmaya çalışıyor arada bir Demir amcanın karşısına çıkmaya çalışıyor. Onur abi hayatında bir kere annesiyle görüştü onda da annen geri döneceğini söyleyerek onu kandırdı sonra yine gitti. Onur abi niye bu kadar öfke dolu sanıyorsun?”
Titreyen dudaklarımı birbirine bastırdım kalbimin acısıyla. Üstelik tüm bunları yaparken babamla evliydi, bana annelik ediyordu. Geride bıraktığı ailesini unutamamıştı ama yeni ailesine de bir şey demiyordu.
“Neden diye sorgulanmaz Rüya. Bazı insanlar böyle zalim işte nedenini arasan bulamazsın. O yüzden demem o ki onu at kafandan.” Elini uzatıp Mert’in ördüğü saçlarımın ucunu okşadı. “Biliyorum böyle çok kolay konuşuyormuşum gibi geliyor, belki de öyledir. Ama o kadına sizi böyle etkileme gücü veremezsiniz. Baksana, sen kıyamazdın saçlarına bir şey yapmaya. Gitmişsin boyamışsın.”
Şakacı bir şekilde omzumu dürttü. “Ben beğendim orası ayrı. Sen ne yapsan ben çok beğenirim zaten.”
Ağlayışlarımın arasından güldüm. Şapşalın tekiydi.
“Ona kendine bunu yapacak gücü verme. Kaan’a da dedim, bu kadar kendini yıpratma. Kadın kendi çocuklarından birini bırakıp gittiğinden beri bir kere bile görmemiş, ötekini on yedi sene yanında tutsa da bırakıp gidebilmiş. O bu kadar rahat sizi hayatından çıkarabiliyorsa siz de çıkarın.”
Söyledikleri karşısında sessizce gözyaşı dökmekten başka bir şey yapamadım ama haklı olduğunun farkındaydım. Hem de çok haklıydı. Annem şu an gözyaşı akıtmamı bile hak etmiyordu ki.
“Ağlama Rüya’m.” dedi içi gidiyor gibi. O beklemezken uzanıp kollarımı omuzlarına sardım sıkıca.
“Teşekkür ederim Arın. Bana karşı dürüstçe düşündüklerini söylediğin için, yanımda olduğun için.”
Arın kaskatı kesilmiş vücuduyla kalakaldı hareketsizce. Sanki nefes almayı bile bırakmıştı. Bir an ona sarılmamdan rahatsız olabileceğini fark edince utanarak ellerimi geri çekmeye yeltendim ama tam o an Arın da kollarını belime sardı sımsıkı. Hemen ardından burnunu enseme yaslayıp derin bir iç çekti.
Arın’a sarılmak çok… güvenliydi. Çok huzurlu hissettiriyordu. Kaan’la sarılmam gibi değildi. Bu sarılış içimi kıpır kıpır ediyordu. Beni yağmurun altında öptüğü zamanki gibi çarptırıyordu kalbimi.
Sonunda geri çekildiğimizde yüzüm yanıyordu.
“Şey.” dedim utanarak. “Sonra görüşürüz o zaman.”
Uzanıp omzuna asılı çantamı aldım gözlerine denk düşmemeye çalışarak. Yüzünde serseri bir gülümseme vardı. Ona hızla arkamı döndüm.
“Görüşürüz melek.”
Yüzümde oluşan ve silemediğim kocaman sırıtmayla neredeyse koşar adımlarla eve gittim. Bir kere bile arkama bakmamıştım ama nedense durup eve girişimi izlediğine emindim.
Bahçeden içeri girip neredeyse dans edercesine anahtarımı çıkardım.
İçim resmen kıpır kıpırdı. Daha önce hiç böyle hissetmediğim kadar hem de. Üstelik şimdi kafama dank ediyordu ama bana Rüya’m demişti.
Yüzümde bundan sonra kalıcı olacağına inandığım gülümsememle evden içeri girdim. Koca bir sessizlik beni karşıladı.
“Ben geldim.” diye seslendim merdivenlerden yukarı çıkarken. “Evde kimse var mı?”
Adımlarım merdivenin sonlarına ulaşmışken Onur’un kapısı aniden ve sertçe açıldı. İrkilerek koridorun başında durdum. Onur yüzünde kocaman gülümsemeyle ve kıpır kıpır gözleriyle yüzüme bakıyordu. Burnuma gelen keskin boya kokusu burnumu kırıştırmama neden olurken kaşlarımı çattım.
“Ne oldu?” diye sordum bu ani heyecanına ve mutluluğuna anlam veremediğimden. “Bir şey mi oldu?”
Ama Onur bana cevap vermedi. Gözleri bana bakıyordu bir de odama doğru ufak bakışlar atıyordu. Gözlerimi kısarak anlamsız tavırları karşısında işkillenerek odamın kapısına döndüm. Gördüğüm farklılıkla kaşlarımı daha da çatarak odama doğru birkaç adım attım.
Gözlerim mora boyanmış kapının her detayını telaşla incelerken kalbim neredeyse duracak kadar hızla atıyordu. Kolumdaki çantamı ayağımın dibine bıraktım taşıyamayacağımı fark edince.
Dolan gözlerim kapının her tarafına farklı boyutlarda çizilmiş siyah kedilerin üzerinde dolanıyordu. Ve her birinin kafasının üstünde kırmızı tüyler vardı, saç gibi.
Gözlerim tekrar arkamda heyecanla gülümseyen Onur’a kaydı. Bunu o çizmişti. Benim için. Ona bir zamanlar üstünde siyah kediler olan mor kapımdan bahsettim diye yapmıştı. Sırf annem kapıyı tekrar beyaza boyadığı için. Yaşlar yeniden yanaklarımdan aşağı akan yolu buldu. Bir de kedilerin saçlarını kızıl yapmıştı, ikimizinki gibi.
Yutkunarak tekrardan mor kapıya döndüm ve kapının altında kedi çiziminden başka bir de yazı olduğunu fark edince burnumu çekerek bakışlarımı dört kelimelik yazıya odakladım. Altta şöyle yazıyordu:
Kızıl Saçlı Kara Kedi.
***
Yayayayyaayayaaa bu kitabın yaklaşık ilk on bölümünü yazdığımdan beri falan şu son sahneye gelmenizi bekliyordum -eriyen emoji-
Tamam sakinim snfdkjşbjknvnsdb
Bölümü beğendiniz mi?
Mert ile Rüya sahnesini beğendiniz mi?
Mert ile Rüya'nın aşırı soft bir ilişkisi var beni her zaman çok yumuşatıyor
Mert'in Rüya'nın saçlarını örmesi?
Demir'in çocuklarıyla konuşması nasıldı?
Kaan'ın Rüya'nın saçlarına olan tepkisi?
Kaan'ın üzgünlüğü ciddili kalbimi acıtıyor benimmmmmm
Demir'in çocuklarına olan davranışları?
Onur'un kahvaltıdaki halleri?
Onur ile Rüya'nın son sahnesi???????
Kitabın adının hikayeyle bağını böylece gördük -ağlıyom-
Arın ile Rüya??
Rüya'nın Kaan olmadan geçirdiği okul günü ve arkadaşları?
Meriç ile Ayça nasıl?
Meriç'in Arın karşısında Rüya'yı kullanması şdkvbkşnvjd
Arın ile Rüya'nın eve yürüyüş sahneleri???
Arın ile Rüya sarılmasıııı??? Masumluklarını ısırmak istiyorum
Ve tabii ki yine sormadan geçmeyeceğim bölüm sonu????
Bölümde en sevdiğiniz sahne?
***
Gelecek bölüm Mert'in anlatımından azıcık olaylı geçecek ve bu bölüm de geçen günün onun anlatımından olan kısmını okuyacağız. Ve Onur'u da bol bol göreceğiz yani kapı nasıl yapıldı oraları okuyacağız.
Yazdığım yılbaşı bölümü var onu tam yılbaşına denk getirmek için haftaya yine iki bölüm atacağım cumadan önce bir bölüm daha bekleyebilirsiniz
Yeni bölümde görüşene dek hepinizin kızıl saçlı kara kedileri bol olsun. Öpüldünüz. -Kırmızı kalp, siyah kedi.-
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 193.86k Okunma |
24.56k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |