34. Bölüm
Büşra Soyalp / KIZIL SAÇLI KARA KEDİ / Bölüm 30

Bölüm 30

Büşra Soyalp
bkuzgun

Helüüüüü

İyi geceler ballarımmmm kutsal cumaya geldik yine.

Bol yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın lütfen.

Instagram hesabımız @kizilsaclikarakedi etkinliklere ve sohbetlere katılınnn

Keyifli okumalar <3<3<3

 

 

 

 

 

***

 

Bundan iki sene önce biz Kaan ile dokuzuncu sınıftayken doğum günümü tüm sınıf arkadaşlarımla birlikte kutlamak istemiştim. Annemle babam o hafta şehir dışına çıkmışlardı. Ben de bunu fırsat bilip evde parti planlamıştım. Bu yüzden sınıftaki herkesi o gün için evime davet etmiş, evimi de çok güzel bir parti alanına çevirmiştim. Amacım arkadaşlarımla pasta kesip eğlenmekti sadece.

Fakat o gün geldiğinde hiçbir şey beklediğim gibi olmamıştı. Tek bir kişi bile eve gelmemişti. Çok büyük bir hayal kırıklığıydı. Neden olduğunu anlayamamıştım bile. Ben de en sonunda en yakın arkadaşım bile gelmediyse bir sorun olabileceğini akıl edip Eylem’i aramıştım. Saati yanlış anlamış olabilirlerdi, günü yanlış anlamış olabilirlerdi. Veya daha başka acil bir mesele olmuş olabilirdi.

Tabii olay benim safça düşündüğüm gibi birilerinin bir şeyi yanlış anlamasından kaynaklanmıyordu. Çünkü sarı çıyan Kaan insanları kandırarak parti yerimin değiştiğini söylemiş herkesi başka bir mekânda toplamıştı. Ve doğum günümü kutlamışlardı. Bensiz. Bir de üstüne utanmadan bensiz kutladığı doğum günüme gelen tüm hediyeleri de evime yollatmıştı.

O gün onu elime geçirsem kafasını bile koparabilirdim! O kadar öfkelenmiştim. Ama hayır, öfkemi kafasını kopararak almadım. Aksine çok daha fena bir şey yapmış bulundum. Tamamen yanlışlıkla yaptığım bir şeydi. Şey, ben de onun doğum gününde yangın çıkarmıştım. Galiba benim gerçekten ateşle oynamak gibi bir sorunum vardı.

Aslında istediğim şey doğum gününü yakmak değildi elbette. Sadece benim gibi mum üfleyemesin, pasta kesemesin istemiştim. Bu yüzden pastası gelirken önümde duran kızı ittirmiştim kız da pastayı taşıyan görevliye çarpmıştı. Amacım sadece pastanın mahvolmasını sağlamaktı, gerçekten. Ama yere düşen pastanın mumlarından biri hemen dibinde toplanmış hediye kutularına düşüp içlerinden birisini tutuşturunca anında tüm hediyeler alev almıştı. Saniyesinde topuklamıştım tabii ki oradan. Yangın büyümeden her şeyi kontrol altına almışlardı hemen ama kimse, hala bile, hiç kimse onu yapanın ben olduğumu bilmiyordu.

Sırıttım. En azından benim hediyelerim vardı, zavallı Kaan’ın tek bir hediyesi bile kalmamıştı.

“Ne sırıtıyorsun öyle klinikten yeni kaçmış deli gibi?”

Onur’a yandan bıkkın bir bakış attım mumların ilkini kendi ellerimle hazırladığım yuvarlak pastanın üstüne yerleştirirken.

“Burada bir deli varsa o da sensindir.” diye çemkirdim sessizce. Kaan’ın sesimizi duyup aşağı inmesini istemiyordum yoksa tüm sürprizim bozulurdu.

Bugün yani aslında yaklaşık olarak beş dakika sonra saat gece 12’yi gösterdiğinde sevgili sarı çıyan doğmuş olacaktı. Onun bu doğum günü onu tanıdığımdan beri geçen üçüncü doğum günü olacak olsa da kutlayacağım ilk doğum günü olacaktı. İlki zaten malumdu. O benimkini sabote etmişti ben de onunkini yakmıştım. İkinci doğum günümde ise ben kutlama yapmamış, onun doğum günü kutlamasına da gitmemiştim. Ama şimdi üçüncü doğum gününde resmen aynı evde yaşarken gece olmasını bekleyip kendi ellerimle, fazlasıyla uğraş vererek yaptığım pastasına mum dikiyordum. İnanılmaz bir durum değişimiydi. Adeta nereden nereye gelmiştik.

“Abiye deli denmez solucan.”

Parmağımın ucuyla basketbol topuna benzetmek istediğim şeker hamurunu biraz ittirdim kenara doğru. Ama ne yazık ki o yamuk duruşunu yine düzeltemedim.

Bu pastayı babamla birlikte yapmıştık Kaan’dan gizli. Dün okul çıkışında Onur onu oyalarken ben eve gelmiştim ve babamla sürpriz bir pasta yapmaya girişmiştik. Hayalimdeki pastada bir basketbol topu vardı, yanında potası olacaktı. Kaan basketbol oynamayı çok seviyordu bu yüzden hoşuna gider diye düşünmüştüm ama ne yazık ki pastam hayalimdeki kadar güzel olmadı. Hatta hayalimdekine yaklaşmadı bile.

Pota ve fileyi zaten yapamamıştım ama sadece yuvarlayıp bırakacağımı düşündüğüm basit basketbol topu bile turuncu, çirkin bir şey oldu. Ve asla yuvarlak değildi. Esefle iç çektim. Onur benimle bunun için çok dalga geçmişti.

“Onur sen abim misin ya? Bir aynadan baksana kendine. Benim gibi harika bir varlığın abisi olabilecek seviyede misin sen?”

“Mal Kaan’ı bile abi diye sayabiliyorsan beni her türlü abin kabul edebilirsin solucancım.”

Gözlerimi devirdim. “Solucan deme artık Onur ya! Tırtıl falan yine iyi. Solucan ne Allah aşkına?”

Ben şaheserime son bir bakış atmak için geri çekilirken Onur da tezgâha yasladığı bir yerlerini kaldırdı. “Haklısın. Artık saçların siyah olduğu için yeni bir şey bulmak lazım sana.”

Onu umursamadan hiç yoktan iyi olan yaş pastama baktım. Gerçekten çok uğraşmıştım güzel olsun diye, Kaan sevsin diye. Kardeş olduğumuzu öğrendiğimizden bu yana aramızda çok şey değişmişti, ilişkimiz gün geçtikçe daha da iyi olmaya başlamıştı. Üstelik Bursa’dan döndükten sonra verdiği özür günlüğünü okuduktan sonra samimiyetine her koşulda inanmıştım. Bu yüzden şimdi çok heyecanlıydım. İlk kez kardeş olarak doğum gününü kutlayacaktık. Düşman olarak değil, okul arkadaşı olarak değil, rakip olarak değil ama kardeş olarak.

“Hamamböceğine ne dersin?”

Tiksinen yüzümü ekşiterek pastamdan çekip bacağına tekme attım. “Sakın bana hamamböceği demeye kalkma bak sakın!” Ürpermişim gibi omuzlarımı oynattım. Hamamböceklerinden nefret ederim.

Onur sırf gıcıklık olsun diye zalimce kahkaha attı. “Solucan mı hamamböceği mi karar ver acil.”

“Of Onur of!” Hüsranla iç çektim. “Tamam solucan olsun.”

Neşeyle saçlarımı karıştırdı. “Ya bozdun hep ya!”

“Çocuklar saat- Onur rahat bırak kardeşinin kafasını oğlum.”

“Baba ya!” Babamın bıkkın sesiyle elini çeken Onur’a tekme atarak babama koştum. “Bak ne yaptı saçıma.”

Ağlamaklı çıkan şımarık sesimle babam gülümseyerek kafamın üstünü öptü. Ardından omuzlarımdan tutup sırtımı kendine çevirdi ve Onur’un bozduğu topumuzu açıp yeniden yapmaya başladı. Eridim hâkim bey.

“Baba bak bu solucana çok yüz veriyorsun. Bir tutup balkondan aşağı sallandırsan sorun çözülecek.”

Baygın bakışlar attım ona. Gerçekten Soylu ailesinden birini balkondan aşağı sallandırsaydık bir kere de bu heveslerini alsalardı. Babam saçlarımı yapıp bir kez daha öptü beni ve geri çekildi.

“Hadi papatyam pastayı al da gidelim sıpanın odasına. Birazdan 12 olacak.”

Neşe içinde adeta zıplayarak adımladım pastayı kaptım. Onur ağzının içinde bir şeyler geveledi ama onu umursamadım bile.

“Mert nerede?” diye sordum mutfaktan hep beraber çıkarken. Sorgulayıcı bakışlarım bir babama bir Onur’a döndü. “Umarım Kaan’ın doğum gününü kutlayacaktır. Kutlayacak değil mi?”

Mert, birkaç gündür Kaan ile konuşmuyordu. Bilmiyorum neden ama o kadar sert davranıyordu ki benim kalbim kırılıyordu. Ve babam da biraz kırgındı ona. O akşam beraber eve döndüklerinden beri durum böyleydi. Kaan’ın onları bu kadar kızdıracak ne yaptığını anlamamıştım ama çok üzülüyordum. Arınlara gitmesi ve Arın’ın buraya gelmesi yasaktı. Ve sadece okuldan eve evden de okula gidiyordu. Resmen bir şeylerden dolayı çok fena ceza almıştı ve hali içler acısıydı. Şaşırtıcı olan ise Kaan’ın bir kere ağzını açıp buna itiraz etmemiş olmasıydı. Başını eğip her şeyi kabul ediyordu. Ne kadar yalvarırsam yalvarayım babamı ikna edememiştim verdiği cezaların bazılarını kaldırmasına. Mesela ne olurdu ki Arın ile bilgisayar oyunu oynasalardı? Her zaman yaptıkları şeydi. Ama o bile yasaktı.

Ve Mert de neredeyse çocuğun yüzüne bile bakmıyordu. Galiba Kaan en çok buna üzülüyordu. Bir şeylerin yasak olmasına tamamdı ama Mert ile babamın yüzüne bile bakmayışı kalbini çok kırıyordu.

“Kutlayacak tabii papatyam merak etme.”

“Ha iyi.” dedim rahatlayarak. Doğum günleri önemliydi, üstelik bu çok daha önemliydi çünkü ilk kez tam bir aile olarak bir yaş gününü kutlayacaktık. “Zaten kutlamasa evde kan çıkarırdım.”

“Bana bak solucan benim doğum günüm için de bu kadar heyecanlanmazsan yemin ederim asıl ben evde kan çıkarırım.”

Kıskanç sesiyle sırıttım. “Sana hediye olarak bir kavanoz solucan alırım Onur baktıkça beni hatırlarsın.”

Açık enseme bir tane geçirdiğinde sendeledim, az kalsın pasta yere düşecekti. “Hiii!”

Hemen babama son anda düşmesine engel olduğum pastayı uzattım ve Onur’un çim adamın suladıkça tel tel saçları çıkmaya başlayan kafası gibi olan kafasına uzanıp küçük tutamlarla saçını çektim.

“Bu nasıl bir işkence şeklidir? Baba bu papatya değil et yiyen bitkiymiş baba!”

Babam güldüğünde sinirli bakışlarımı ona çevirdim. Anında dudaklarını birbirine bastırdı ve merdivenlerden yukarı çıkmaya devam etti sessizce. Benim duraksamamdan faydalanan gıcık da kollarımdan tuttuğu gibi kendinden uzaklaştırdı. “Cani bitki.”

Gıcık olsun diye yüzümü buruşturarak taklidini yaptım. Anında tepki verdiğinde güldüm ve koşarak yukarı, babamın yanına çıktım.

Mert de o an bizimle birlikte odasından çıktığında tamamlanmış olduk.

“Selam güzelim.” diyerek saçlarımdan öptü.

“Selam.” dedim kocaman gülümseyerek.

Babamdan pastayı geri aldım çünkü ben taşıyacaktım tabii ki. Babam da cebinden çakmağını çıkarıp üstüne diktiğim mumları yaktı.

“Bakın.” dedim neredeyse fısıldayarak. Gözlerimi babam ile Mert arasında dolaştırdım. “Bugün Kaan’ın doğum günü. Güzel bir gün. Sakın kötü davranmayın tamam mı?”

“Tamam can kızım merak etme sen.”

Onay almış olsam da ikisine de güvenmediğimden gözlerimi kısarak son bir bakış attım. Ne yapmış olursa olsun bugün doğum günüydü. Zaten üzgündü bir de doğum gününde kötü davranırlarsa kahrolurdu.

Babam mumları yaktığında heyecanla gözlerine baktım. “Saat kaç?”

Mert anında kolundaki saate bakmak için kolunu kaldırdı. Birkaç saniye durdu ve ardından kafasını kalırdı. “Artık on iki.”

İçim kıpır kıpır olarak kapıya döndüm ve hemen dibimdeki Onur dan diye Kaan’ın odasının kapısını açıp içeri dalarken ben de doğum günü şarkısını söylemeye başladım. Diğerleri de bana anında eşlik ettiler.

“İyi ki doğdun Kaan. Mutlu yıllar, mutlu yıllar. Mutlu yıllar sana.”

Kaan hüsran içinde bomboş uzandığı yataktan doğruldu ve dolu dolu gözleriyle tek tek hepimize baktı şaşkınlıkla. Yaa, sanırım kutlamayız sanıyordu! Kahroldum, cidden kahroldum.

“İyi ki doğdun abicim.” dedim sıcacık gülümsememle. Çirkin pastamı yüzüne tuttum. “Dilek tut.”

“Ya.” dedi hala şoktan çıkamamış bir şekilde. “Teşekkür ederim çok mutlu oldum.” Ardından kısa bir an gözlerini kapatarak nefesini tuttu sonra da heyecanlı parıltılarla dolu gözlerini açıp mumları üfledi.

Babamlar coşkulu bir şekilde alkış tuttuklarında Kaan da ayaklanıp önce babamdan başlayarak üçüne de sarıldı. Ben de elimde pastam yüzümde sıcacık gülümsememle onları izliyordum.

“İyi ki doğdun küçük aslanım benim.”

“Sağ ol baba.” diye yanıtladı babamı Kaan buruk bir sesle.

Sonra da Mert’in beline kollarını sardı. “İyi ki doğdun abim. Yeni yaşın bol bol akıl getirsin sana.”

Sinirli bir ses çıkardım. Al işte. Çocuğun doğum gününde bile laf sokuyordu resmen.

Kaan sessizce kendini geri çekip bu defa da Onur’a sarıldı. “Mutlu yıllar canım kardeşim oy oy.” diye kafasını omzuna bastırarak sevdi Onur kardeşini. İşte aradığımız tepki buydu. “İyi ki babama seni o çöpten çıkarmamız gerektiğini söylemişim.”

Ya bak şimdi ama ya! Bir tanesi bile rahat durmamıştı. Gerçi bu Onur’un her zamanki zevzekliğiydi ama olsun.

Kaan güldüğünde bile kaşlarımı çatmayı bırakmadım.

“Seni buldukları çöplükte bulmuşlar beni de galiba Onur abi.”

Sesli bir şekilde güldüm. Onur bozulmuştu tabii.

“Biliyor musun Kaan seni eve getirip temizleyene kadar köpek zannediyorduk. Hoş yanılmamışız ama.”

Kaan abisini takmadan bana döndü ve hala anlamsızca elimde tuttuğum pastayı alıp komodinine koydu. Anlamsız bir şekilde çok bağlanmıştım pastaya.

Ardından beni kendine çekerek sımsıkı sarıldığında hemen kollarımı boynuna doladım. “İyi ki doğdun abiciğim.” diye fısıldadım sessizce ama duyulmaması imkansızdı tabii.

“Teşekkürler abim.” Kafasını eğip saçımı öptü.

O kadar sıkı sarılıyordu ki ne kadar mutlu olduğunu hissediyordum iliklerime kadar. Ben de sıkı sıkı sardım kollarımı.

Sonunda geri çekildiğimizde çekirdek ailemizin geri kalanı sıcak gülümsemeleri ve babamın duygulu bakışlarıyla bizi izliyordu. Kaan beni kolunun altına çektiğinde utanarak kafamı omzuna yasladım.

“Hepinize çok teşekkür ederim gerçekten çok duygulandım.”

Sesi gerçekten duygulanmış gibi boğuk çıktığında bu üzgünlüğe daha fazla dayanamayıp kafamı kaldırdım.

“Babacım.” dedim dudaklarımı bükerek. “Ne olur Kaan’ı affedin ne yaptıysa ne olur!” Mert’e çevirdim gözlerimi dolu dolu bakarak. “Lütfen barışın. Doğum gününde küslük hiç olur mu?”

Kaan’ın omzuma doladığı kolu beni kendine biraz daha çekti sevgiyle.

Ses çıkarmadıklarında hüzünle nefes verdim.

“Bakın o da çok üzgün.” Gözlerimi sarı çıyana çevirip sordum. “Üzgünsün değil mi Kaan?”

Uzun uzun gözlerime baktı hüzünle. “Gerçekten çok üzgünüm Kâbus.”

Hemen babamlara geri çevirdim bakışlarımı. “Bakın gerçekten çok üzgün, hadi ya.”

Duygularına yenik düşen ilk babam oldu ve hızlıca yanımıza gelerek ikimize de kollarını sardı. Kaan babam tarafından affedilmiş olmanın verdiği rahatlamayla o kadar sesli bir nefes verdi ki kalbimi koca bir hüzün yumağı sardı.

“Özür dilerim baba. Gerçekten.”

“Hep birbirinizi böyle kollayın tamam mı? Her zaman birbirinizin yanında olun.”

Babam ikimizin de saçlarını okşayıp geri çekildiğinde gözlerimi Mert’e diktim. Babama göre hala katı bir şekilde yerinde duruyordu. Sinirle Kaan’ı onun önüne itip “Hadi Mert sen de!” diye çemkirdim. “Adam mı öldürdü bu çocuk ya?”

Benim sinirli söylemlerime rağmen Mert hareket etmeyince Kaan geri çekilmeye yeltendi. “Tamam Rüya sorun değil cidden.”

Tam o anda Mert neyse ki Kaan’ı ensesinden tuttuğu gibi kendine çekti ve kollarını sarı çıyanın koca kafasına doladı.

“Gel buraya gel.”

Sonunda Mert’ten de bir gülümseme kopardığımızda içim rahat bir şekilde yerimde kıpırdandım. Kaç gündür evde burnumdan gelmişti ya bu halleri.

Babam “Aşağı gelin de pastayı keselim.” dedi gülümseyerek. Onun da gülümsemesi daha bir parlaktı. Sonunda neşesi yerine gelmişti.

“Baba bu pastayı nasıl keseceksin Allah aşkına?” diye yine dalga geçti Onur. “Biz direkt kafamızı daldırıp yiyelim tavuk gibi.”

Bu defa gerçekten küserek kollarımı önümde bağladım.

“Bak küstürdün papatyamı kapandı yaprakları.”

Onur dalga geçen gülümsemesini yüzünden silip anında yanıma yanaştı.

“Ya küçük kara kedim küsmüş mü abisine? Benim küçük hamamböceğimin kalbi mi kırılmış?”

Daha da sinirimi bozduğundan ittirdim bedenini. “Git işine Onur ya.”

Ben de biliyordum pastamın çirkin olduğunu ama çok uğraşmıştım ne var? Kaan beğensin diye çok heyecanlanmıştım ama Onur sürekli benimle dalga geçiyordu.

“Abi karışma kardeşime çok güzel yapmış pastamı bir kere.”

Kafamı anında salladım Kaan’ı onaylayarak. Babam aramızda çözeceğimiz bir durum olduğuna kanaat getirmiş olacak ki bizi arkasında bırakıp odadan çıktı gecenin bu saatinde yiyeceğimiz pastayı ayarlamak için. Ama tabii ki bu saatte de olsa yiyecektik çünkü ben yapmıştım.

“Ya abim şaka yapıyorum. Vallahi ya.” Kolumdan tutup kendine çekti dudak büzmeye devam edince. “Yemin ederim gece rüyama girdi, yiyordum hepsini tek başıma sen de Kaan’a ve babama kalmadı diye beni balkondan aşağı sallandırıyordun. O kadar diyorum kızım sana. Baksana tadını nasıl merak ettiysem rüyalarıma girmiş.”

“Yaa gerçekten mi?” diye eriyerek kollarımı indirdim hemen.

“Gerçekten solucan.”

Gülümsedim. “Güzel olmuştur değil mi?”

Mert anında cevap verdi. “Hem de dünyanın en iyi pastası olmuştur güzelim.”

Gururla göğsüm kabardı. Bu halime güldüler ama ben kendimle gururlanmaya devam ediyordum.

“Hadi inelim aşağı.”

Kaan abisinden ayrılırken yatağının üstündeki telefonuna bakış attı. “Siz inin Arın arayıp kutlayacak doğum günümü. Gelirim ben de birazdan.”

Onur gözlerini devirerek Mert’in yanına doğru ilerledi. “Aman eksik kalsın o hıyar.”

Onlar birlikte odadan çıkarken “Ben de Kaan’la inerim.” dedim arkalarından. Beni onaylayıp odadan çıktılar.

Kaan yeniden yatağına girdiğinde “Çoktan aramış bile.” dedi. Ben de adımlarımı onun yatağına yönlendirip yanına oturdum. O Arın’ı görüntülü ararken kafamı omzuna yasladım.

Telefon bir kere çaldıktan sonra açıldığında Arın’ın yatağında uzanmış dağınık haline baktım. Ekranda beni görünce telaşla doğruldu ve saçını başını düzeltmeye başladı. Kıkırdadım.

“Balım niye haber vermiyorsun Rüya yanımda diye?” sordu sinirle. Çok sevimliydi.

“Aman hayatım Rüya’dan mı çekiniyorsun sen?”

Arın sessizce homurdandı. Sonunda iyi olduğuna karar verince de telefonu yeni açıyormuş gibi ikimize de gülümsedi.

“Doğum günün kutlu olsun kardeşim.” dedi neşeyle. “Böyle uzaktan istediğimiz gibi olmadı ama seneye beraber kutlarız diyelim.”

Kaşlarımı kaldırdım. “Her sene doğum günlerinizi birlikte mi kutluyorsunuz siz?”

“Evet. Ama bu sene ikimiz de cezalıyız o yüzden babamlar izin vermedi Arın’ın gelmesine.” dedi Kaan hüsranla iç çekip.

“Sen de mi cezalısın?” diye sordum şaşkınlıkla Arın’a. Kafasını salladığında işkillenerek Kaan’ın omzuna yasladığım kafamı kaldırıp ona baktım kaşlarım çatık bir şekilde. “Ya siz benden habersiz bir şeyler mi karıştırdınız? Yazıklar olsun ikinize de.”

“Yok be Kâbus sensiz ne karıştıracağız?”

“Babamların canı mı sıkıldı Kaan?” Gözlerimi devirdim. “Bana bakın benden habersiz eğlenceli bir şeyler yapmışsanız ikinizle de küserim.”

“Senin olmadığın yerde eğlence olur mu hiç melek?”

Ben “Ha iyi.” diyerek kafamı yeniden sarı çıyanın omzuna yaslarken Kaan anında geri çekildi.

“Melek derken balım?”

Gözlerimi kocaman açtım. Aynı şekilde Arın da kalakalmıştı öyle. Kaan kaşlarını çattı.

“Hayırdır oğlum melek falan?”

Arın cevap veremedi. Genelde Kaan ile yan yanayken hiç melek dememeye dikkat ederdi ama şimdi ağzından kaçırmış olmalıydı. Kaan’ın iyice gerildiğini fark edince durumu toparlamanın tek yolunun trip atmak olduğunu bildiğimden kaşlarımı çatarak Kaan’a baktım.

“Ben melek değil miyim Kaan?”

Kaan bir an anlam verememiş gibi yüzüme baktı. “Ne?”

Küskünce kollarımı önümde birleştirdim. “Ben şeytan mıyım Kaan sen onu mu demek istiyorsun?”

“Yok tatlı rüyam ne alakası-”

“Yok yok ben saçlarımı boyadım ya böyle siyah falan oldum hep, ondan beni şeytan olarak görüyorsun. Anladım ben.”

Üzgünmüş gibi kafamı önüme eğerek yataktan kalktım. Kaan anında telaşlandığında az kalsın rolümü bozup gülecektim. Ama kendimi tuttum.

“Kardeşim konuşuruz sonra kaçtım. Küstü bu Kâbus bana.”

Arın’ın gülüş sesi doldu kulaklarıma. İç çektim sessiz sessiz.

“Tamamdır kardeşim. Tekrardan mutlu yıllar. Görüşürüz sabah.”

“Eyvallah balım.”

Odanın kapısından çıkarken Kaan hızla yataktan fırladı peşimden.

“Tatlı rüyam, güzel kardeşim ben öyle demek istemedim ya.”

***

Gece 1’e kadar hep birlikte oturduk. Sohbet ettik, güldük eğlendik. Sonunda kaç gündür mutsuzca oturan Kaan gitmiş yerine geveze Kaan geri gelmişti. Ki ben bu Kaan’ı daha çok seviyordum. Mutlu ve neşeliydi. Parıltısı etrafındakileri de neşelendirirdi. Ama birkaç gündür hepimiz sönmüştük.

En sonunda babam geç olduğu ve yarın okula gideceğimiz için hepimizi zorla yukarı yolladı uyumamız için. Yani aslında beni ve Kaan’ı sadece. Onur zaten vizelerini verdiği için yine okula gitmiyordu, ki kesinlikle her gün okula gittiğini iddia ediyordu. Yersen. Mert ile babam da zaten okula gitmiyordu doğal olarak.

Ama tabii ki Kaan’la odalarımıza gidip uyumadık. Sonuçta bir pasta kesip hemen uyuyacak değildik. Bu yüzden ikimiz de Kaan’ın odasına kaçıp yatağına yerleşmiştik birlikte.

“Keşke böyle olmasaydı.” diye mırıldandı Kaan yanımda sessizce. Merakla yüzümü ona çevirdim.

“Nasıl?”

“Böyle işte.” Gözlerime baktı garip bir ifadeyle. “Keşke en başından beri hayatımızda olsaydın mesela. Sonradan bulmasaydık birbirimizi.”

Sesli bir iç çektim.

“Ne bileyim okulda birbirimizle yarışırken eve gelip birlikte ders çalışsaydık hep.” diye devam etti serzenişine. “Tüm doğum günlerimizde birbirimizin yanında olsaydık mesela.”

“Biliyorum ve haklısın ama zamanı geri alamayız ki Kaan. Şu an bu şekilde burada olmamız gerekiyordu demek ki olduk. Hem düşünsene ya hiç öğrenmeseydik?” Dehşete bürünen suratı bana döndü. “Ciddiyim. Ya hiç kardeş olduğumuz ortaya çıkmasaydı? Ve lise bittikten sonra görüşmeyi kesip yan yana gelmeseydik?”

Bu hoşuna gitmemiş gibi kaşlarını çattı. “Hayır ben her türlü seni bulurdum.”

Alayla güldüm. “Tabii. Hatta okulda kardeş çıkmadan hemen önce bana yaptıklarından dolayı seni öldürmemiş olurdum ben de mesela. Öyle bulurdun beni.”

Yanakları anında tepki vererek utançla kızardı. “Çok özür dilerim kardeşim.” dedi yeniden pişmanlıkla. “Eğer zamanı geriye alabilsem asla aynı şeyleri yapmazdım asla.”

Gülümseyerek serçe parmağımı parmağına doladım. “Biliyorum. Ama geri alamazsın. Bir yerde kendini affetmelisin çünkü ben seni affettim.” Parmağımı sıktı. “Burada mutluyum Kaan. Bu evde, sizinle. Sanki ilk defa bir ailem varmış gibi hissediyorum. Daha önce hiç sevilmemişim de şimdi görüyorum o sevgiyi.”

Bir an sesli bir esneme yakaladı beni. Uzun uzun esnedim. Ardından aklıma gelen kızıl saçlı kara kedilerle dolu mor kapıma gülümsedim kalbim titreyerek. Birkaç gün önce eve geldiğimde görmeyi beklediğim manzara asla o olmamıştı. Ve Onur’un özür dileyeceğini ise asla aklımdan bile geçirmemiştim. Ama özür dilemişti benden, hem de ağlayarak. Ve o kadar samimiydi pişmanlığı ben de ağlamıştım. Hem bana eskiden söylediği şey kalbimi kırdığından hem de o kalbimin kırıklığını fark edip karşıma geçip pişmanlıkla ağladığından. Üstelik bana kızıl olduğumda bile beni sevdiğini söylemişti. “Sen kızıl saçlı bir kedisin.” demişti ben ona sarıldıktan sonra. “Küçük pençeleriyle etrafa saldıran ama sonra başı okşansın diye mırlayan bir kedi. Ve ben senin kızıl saçlarını seviyorum, seni kızıl saçlarınla seviyorum.”

Ve saçlarını uzatmaya karar verdiğini söylemişti. Benim için. İkimiz için. Saçlarımız iki kardeş olarak bize ait olsun diye. Ve bu benim kalbime dokunmuştu. Bir zamanlar onun kurduğu tek bir cümle yüzünden kendi saçlarımdan nefret etmişken şimdi kurduğu başka bir cümle bu kırıklığı tamir etmişti. Üstelik annemin açtığı yaraların bile üstünü örtmüştü. Çünkü Onur’un da dediği gibi saçlarımız o kadına değil bize aitti.

Bu yüzden siyah saçtan vazgeçmiştim ben de. Onur saçlarını bir daha kazıtmayacak ben de bir daha boyamayacağım. Gerçi ikimiz de bir süre bekleyecektik. O saçlarının uzamasını bekleyecekti ben de boyanın akmasını. Ama ikimiz de tamamdık buna.

“Seni gerçekten çok seviyorum Kâbus. Üstelik sürekli kavga etsek de yıllardır tanışıyor olmamızdan çok memnunum.” Gururla yaka silkeler gibi bir hareket yaptı. “Hepsinden çok ben tanıyorum seni.”

“Hayır bir kere.” derken burnumu kırıştırdım. “En çok babam tanıyor beni. Senin üç yılda tanımadığın kadar birkaç ayda tanıdı beni babam.”

“Hiç de değil. 3 sene diyoruz Kâbus. Her türlü babamdan çok tanıyorum.”

“Aynen kesin öyledir.” diye alay edip ona sırtımı döndüm yatağın içinde ve yorganı çeneme kadar çektim. Güldü.

“İyi geceler Kâbus. En çok ben tanıyorum seni.” O da benim gibi yatağın içine kayıp sırtını döndü.

“İyi geceler sarı çıyan. Sen öyle san. Ayrıca rüyanda bol bol beni gör. Kâbus yani.”

Sinirle sırtımı dirseklediğinde sinirle bacaklarını tekmeledim.

“Rahat dur aptal!”

“Önce sen başlattın sen dur!”

O sırada odanın kapısı dan diye açıldığında ikimiz de donduk kaldık. Babamın kafası kapıdan içeri uzandı. “Kimin başlattığı umurumda değil. Ben bitiriyorum.” Şirince sırıttığımda odanın ışığını kapattı sizi yapamamışım der gibi bakarak. “İyi geceler çocuklar.”

“İyi geceler baba.”

“İyi geceler baba.”

***

Ertesi sabah uyandığımda uykusuzluktan gözlerim açılmıyordu ama bu yine de neşeli olmama engel değildi.

“Günaydın!” diye coşkulu bir giriş yaptım mutfağa. Onur yüzüme ters bir bakış attı. Anlaşılan birilerine gün aymamıştı.

“Aman be.” diye homurdanarak “Günaydın güzel bebeğim.” diyerek kollarını açan Mert’e adımladım ve kolları arasına girdim.

“Babam uyanmadı mı?”

Normalde herkesten önce mutfakta olur kahvaltıyı hazırlardı ama bugün onun yerini Mert almış gibi görünüyordu.

“Uyandı.” dedi Mert duraksar gibi. Geri çekilip yüzüne baktım kaşlarımı çatarak.

“Bir şey mi oldu?”

“Bugün pek keyifli uyanmadı diyelim.”

Tam o sırada homurdana homurdana sert adımlarla merdivenlerden inen bahsi geçen keyifsiz babamın sesini duyduk. “Sen geleceksin elbet buraya bir gün. İşte o zaman sallandıracağım seni balkondan.”

Al işte. Babamın da balkondan sallandırma hayalleri vardı anlaşılan. Belki de bu fikir ilk ondan çıkmıştı kim bilir?

“Günaydın babacım.” dedim tereddütle, mutfaktan içeri giren babama. Gerçekten biraz kızgın görünüyordu.

“Günaydın papatyam.” dedi ama her zamanki neşesinde değildi.

Yanağını öpmek için yanına adımlarken “Ne oldu?” diye sordum. O sırada Onur ile bakışmıştık. Babamın siniri onu da huysuz moddan çıkarıp doğrulmasına neden olmuştu.

“O amcan olacak herif var ya o herif.” Sinirle sandalyesini çekip yerine oturdu. “Gelmiyormuş bu akşam buraya.”

“Yaa.” diye üzülerek yanındaki sandalyeye çöktüm ben de. “Neden ama?”

“Bak ya. Görüyor musun herifi? Benim papatyamı da üzdü.”

Babam Deniz amcama daha da kinlenirken Onur “Niye gelmiyormuş baba?” diye sordu merakla.

“Ne bileyim? Beyefendi işlerini ayarlayamamışmış. Yersen tabii.”

Amcam bugün Kaan’ın akşamki doğum günü kutlaması için buraya gelecekti. Ve yılbaşına da bir hafta kalmışken de bir hafta bizimle kalacak yeni yıla birlikte girecektik. Karısıyla olan durumu ne olmuştu tabii bilmiyorum ama sanırım gelmemesinin sebebi oydu.

“Üzülme babacım gelir belki.”

“Yok yok.” diye yükseldi babam küskün bir şekilde. “Gelmesin o. Gelirse evime almayacağım o hıyarı.”

Kıkırdadım. Yerdim ama ben bu adamı.

Kaan da yine tabii ki en sonda sofraya teşrif ettiğinde babamın huysuzlanmalarıyla birlikte bir kahvaltı yaptık. Deniz amcamı özlüyor olmasındandı bu siniri. Onları yan yanayken görmüş biri olarak iki kardeşin zaten uzun zaman ayrı kalması mümkün görünmüyordu. İkisi de birbirine çok bağlıydı.

Kaan masanın altından ayağını bana vurduğunda ters bir bakış atarak ben de ona vurdum. Canı sıkılmıştı herhalde manyağın. O sırada babamın telefonu çalınca dikkatim dağıldı. Büyük harflerle yazan ‘KARDEŞİM’ yazısıyla amcamın numarası çıkmıştı ekranda. Kirpiklerimin arasından babama bir bakış attığımda küskünce çenesini kaldırıp aramayı reddetmesini izledim.

Sevimli bir şekilde tatlıydı aslında. Gözlerimi kendi kardeşlerimde gezdirdim. Acaba biz de gelecekte böyle olur muyduk? Kendi hallerinde kahvaltılarını yapan kardeşlerim düşüncelerimden habersiz kendi aralarında bir sohbet tutturdular. Yeni yeni kendine gelen Onur anında zorba modunu açıp Kaan’a karışırken Mert de Onur’a karışıp Kaan’ı koruyordu. Gülümsedim. Hayır, biz öyle olmazdık. Çünkü herhangi birimizin ötekinden ayrı düşeceğini sanmıyordum. Biz hep, birlikte kalırdık. Her zaman ve sonsuza dek.

***

Kaan ile okul binasına kol kola girdiğimizde okul arkadaşlarımız için bu yeni samimi ilişkimizin artık normal karşılanmaya başlandığı noktadaydık. Kendi kadememizdeki arkadaşlarımız hala ara ara benimle uğraşmaya devam etseler de okulun geri kalanı için eski bir haber olmuştuk artık.

Giriş katındaki kalorifere arkadaşlarıyla birlikte yaslanmış Savaş beni görünce hevesle el salladığında Kaan ağzının içinde homurdanarak kolumdan çıktı ve beni kolunun altına aldı.

“Bakma şu dallamaya Kâbus.”

“Bakmıyorum mal mısın?” diye çemkirdim bakıyor olmama rağmen.

“Kardeş olduğumuzu öğrenince koşa koşa dibine üşüşmüş değil mi? Bok izin veririm ben senin yanına yaklaşmasına.”

Gözlerimi devirdim. Abilerimden biriyle aynı okulda okumanın en kötü yanı koca bir okul gününün tamamında neler yaşadığımı bilip karışmasıydı. Neyse ki aynı okulda olduğum kişi Onur değildi. Kaan yine saf bir çocuktu etrafının çok farkına varmazdı. Ama Onur olsaydı bir an bile yakamdan düşmezdi. Ürperdim. Aman Allah korusun.

“Özgür değil mi o?”

Kaan’ın kafasıyla işaret ettiği yere bakınca bir duvarın önünde durmuş çantasıyla konuşan arkadaşımı gördüm. Çantasıyla konuşan?

“Özgür ne yapıyorsun?”

Özgür mırıldanmayı kesip gözlerini bize çevirdi.

“Günaydın kankalarım. Naber?”

“İyi?” derken tereddütlüydüm. “Senden?”

“İyi ya. Şunların kavgasının bitmesini bekliyorum.” diye eliyle koridorun sonunu işaret ettiğinde gözlerimi oraya çevirdim ve Meriç, Ayça, Arın üçlüsünü gördüm. Arın bu sabah Kaan’a erken gideceğini söylediği için Kaan ile yalnız gelmiştik okula.

Kaan direkt arkadaşının yanına ilerlediğinde kolunun altında olduğum için onunla birlikte sürüklendim. Özgür geride kalsa da arkamızdan yine kafasını çantasına eğmiş bir şekilde geliyordu.

“Gidemezsiniz kardeşim izin vermiyorum! Ben gelmiyorken üstelik asla birlikte gidemezsiniz.”

Ayça’nın koluna dokundum dikkatini çekmek için. “Ne oluyor?”

Sinirli gözleri bana döndü. “Ne mi oluyor? Abim kendisi kış balosuna gelemediği için benim de Meriç ile gitmeme izin vermiyor.”

“Ki ondan izin alan yok da neyse.” diye araya girdi Meriç dümdüz suratını Arın’a dikerek.

“Ben gelseydim bile ikinizin birlikte baloya gitmesin imkân yoktu.”

“Baloya gelmeyecek misin?” diye sordum gözlerimi kocaman açarak. “Saçmalama. Gelmek zorundasın.”

Bu yıl okulumuzun gelenekselleşmiş kış balosu 27 aralık cumartesi günü olacaktı. 3 gün sonra yani. Genelde okulumuzda iki çeşit balo düzenlenirdi. Biri aralığın sonlarında düzenlenen kış balosu diğeri de nisanın sonlarında düzenlenen bahar balosu. Kış balosu biraz da elit düzenlenirdi. Daha şık giyinilir daha oturaklı etkinlikler yapılırdı, biraz dans edilir eve dönülürdü ve yalnızca akşam saat 5’ten 8 buçuğa kadar sürerdi. Ama bahar balosu tam tersiydi ve çok daha güzeldi. Bir kere mutlaka her sene bir tema belirlenirdi ve o temaya göre kostüm giyilirdi. Ve öğleden sonra 2’de başlar akşam 9’a kadar sürerdi, etkinlikleri ise çok ama çok daha eğlenceli olurdu. Çok eğlenirdik, çok.

“Biz Kaan ile cezalıyız unuttun mu? Kış balosuna bu sene katılamayacağız.”

Telaşla Kaan’a çevirdim gözlerimi. “Sen geliyorsun.” dedim inanmazca.

Kaşları üzgünce büküldü. “Üzgünüm Kâbus babam izin vermiyor.”

Hüsranla dudaklarımı büzdüm. “Ya hayır ama ya!”

Biz Kaan ile ilk defa bir baloyu mahvetmeden katılacaktık. Hayallerim vardı benim. Dans falan edecektik Arın’la.

“Babamdan izin alırım ben.” dedim kafamı sallayarak. “Evet alırım, zaten bana kıyamaz o. Babam izin verirse Yiğit amcalar senin de gelmene izin verir.”

Kaan ve Arın aralarında anlamlı bir bakışma yaşadığında ikisinin de koluna vurdum. “Hevesimi kursağımda bırakmayın.” diye çemkirdim öfkeyle. “Geleceksiniz.”

“Aman Rüya bırak gelmesin ya abim! Burnumdan getirecek tüm geceyi.”

Arın’ın ağzından alaycı bir gülüş döküldü. “Ya sen ne kadar inanmışsın gideceğine.”

Meriç sırıtarak tek omzunu duvara yaslayıp havalı bir şekilde tek kaşını kaldırdı. “Arın. Ben Yiğit amcadan izin aldım.”

Gözlerimi önce şokla kocaman açtım sonra da sinirle kıstım. Benim arkadaşım nasıl bana sevdiği kızın babasıyla tanıştığını anlatmazdı? Hainlikti bu yaptığı.

“Ve babam izin verdi beraber gitmemize.”

“Ne demek babam izin verdi?! Asla olmaz!”

“Yuh Yiğit amca nasıl izin verdi?”

Meriç’in bakışları Kaan’a çevrildiğinde ağzından yine kardeşimi gıcık edecek bir cümle çıkacağını tek bakışından anlamıştım. Arın seslice bir nefes verdi küfreder gibi.

“Demir amca kefil olmuş bana. Kendi kızımı emanet ederim o kadar efendi bir çocuktur demiş.”

“Yok artık! Dememiştir babam öyle bir şey.”

Kaan’ın hüsranının aksine ben neşeyle kıkırdadım. “Ay ne iyi demiş! Ben de sizinle gelirim o zaman.” dedim keyifle.

“Ne çabuk sattın ya sen bizi?”

“Aynen Kâbus hayırdır?” Kaan bir an aklında istemediği birtakım görüntüler oluşmuş gibi dehşetle kafasını iki yana salladı. “Ben gidemiyorsam sen de gidemezsin. Savaş iti falan da gelir biz yokken başına üşüşür. Asla olmaz, izin vermiyorum.”

Tek kaşımı kaldırdığımda yüzü çaresiz bir ifadeye büründü. “Yani kardeşim lütfen gitmesen?”

Kaan’a cevap bile vermedim. Onsuz gitmeyi düşünmüyordum zaten ama babamdan izin alacağım için onlar da gelecekti o yüzden sıkıntı yoktu.

Bizimkiler kendi aralarında tartışmaya devam ederken benim bir an dikkatim dağıldı ve bizden bir iki adım geride hala kendi kendine konuşan Özgür’e takıldı gözlerim.

“Ne yapıyorsun sen?”

Kafasını kaldırmadan “Meriç’le konuşuyorum kankim.” dediğinde şaşkınlıkla gözlerimi Meriç’e çevirdim ama alaycı sırıtmasını yine yüzüne yerleştirmiş Arınları kudurtan arkadaşımın ilgisi kesinlikle burada değildi. Benim sessizliğimi fark edince Özgür kafasını kaldırdı. “Kız kedi olanından bahsediyorum.” dedi neşeyle.

Aramızdaki iki adımlık boşluğu kapatıp çantasına eğildim. “Kediyi okula mı getirdin?” diye sessizce bağırdım.

“Annemler iki gün yoklar evde tek bırakamazdım çocuğumu.”

Çantanın açık fermuarından elimi uzatıp Meriç’in kafasını okşadım. “Ya ne kadar tatlı bir bebek bu ama! Bize getirseydin keşke. Onur evde bomboş yatıyor her gün, bakardı kediye.”

“Hiç aklıma gelmedi ki.”

“Benim de böyle kedim olsun.” diye mırıldandım elimin altında mırlayan kediyi okşamaya devam ettikçe. Gelir yanıma yatardı.

Bir anda “Rüya gel biz evlenelim.” dediğinde arkadaşlarımız arasında bir sessizlik oluştu. “Meriç’i dişi bir Ayça’yla eveririz küçük Meriçsularımız ile Ayçacanlarımız olur. Ne dersin?”

Kıkırdadım sesli bir şekilde. O sırada bir el bileğime dolandı ve beni sertçe kendine çekti. Ben Kaan zannetmiştim ama burnuma dolan koku ve sırtımın yaslandığı göğüsten anladığım kadarıyla Arın’dı beni kendine çeken. Gözlerimi kocaman açtım.

“Üzülme Arın bir tanesinin adını Arınsu da koyarız.”

Arın kulağımın dibinden ters bir sesle “Geri bas.” dedi.

Kaan’ın yanında açıkça böyle davranmasının şokuyla kafamı çevirip Ayça ve Meriç’e baktım onların bu duruma tepkisi ne oluyor diye. Ayça bariz bir şekilde sırıtıyorken Meriç tek kaşını kaldırıyordu. Göz göze gelince yarım ağız güldü.

“Bence de.” dedi Kaan ters bir sesle. Ama Özgür’e değil Arın’a bakıyordu. Kolumdan tutup bu defa o beni yanına çekti. “Geri bas.”

“Eyvah.” diye fısıldadı Özgür yine çantaya doğru kafasını eğerek, daha doğrusu fısıldadığını zannederek. “Çok fena kaos çıkardık oğlum Meriç.”

Evet canım biraz kaos oldu.

***

“Babacım ne olur Kaan da gelsin baloya ne olur!”

“Olmaz dedim papatyam abin cezalı. Bir süre böyle etkinliklere katılamayacak.”

Babam yanımdan geçip odasından çıktığında okuldan döndüğümden beri yaptığım gibi peşine düştüm.

“Bir kerelik cezasını kaldıralım babacım lütfen.” Karşısına geçip gözlerimi kırpıştırdım masum masum. “Benim için.”

Çok kısa bir bakışlarıma kanacak gibi oldu ama kendini hızlı toparladı. “Olmaz babam. Sen bu defalığına arkadaşlarınla git.”

Gözlerimi kısıp kollarımı önümde birleştirdim. “Biliyor musun babacım? Sana çok fena küstüm.”

Gözleri şaşkınlıkla açılırken onu umursamadan arkamı döndüm ve onu ardımda bırakıp merdivenlerden aşağı her bir adımımda ses çıkara çıkara indim. Fakat sonra aklıma gelen şeyle merdivenlerin ortasında duraksayıp gerisin geri yukarı adımlayarak telefonumu elime aldım ve Teoman’ın Papatya şarkısını açıp şaşkınlıkla olduğu yerde kalmış olan babamın önünde durdum.

Şarkının istediğim saniyesine getirmeye çalışıyorken “Ne yapıyorsun güzel kızım?” diye sordu. Aslında delirdin mi gibi bir soruydu bence.

Sonunda istediğim kısma gelince sesi sonuna kadar açıp Teoman’la birlikte bağırmaya başladım.

Şarkının ritmiyle “Oh Papatya. Yüzümün haline bak.” derken elimle kızgın suratımı işaret ettim. Babam gülmeye başladı.

“Ya papatya-” Babamı duymazlıktan gelerek bağırmaya devam ettim.

“Seninle kim kalacak? Işıklar kapanınca. Benden çok uzakta!”

O bana hala kahkahalarla gülmeye devam ederken sinirle yeniden arkamı döndüm babama.

“Bu papatya bu yaptığını unutmayacak babacım! Oh Papatya!”

Yine gürültülü adımlar ata ata merdivenlerden aşağı indim. Ve şarkıyı kapatmadım hatta bağırarak söylemeye devam ettim.

Yukarıdan bir odanın kapı açılma sesi geldi. Muhtemelen Onur’du çünkü aşağıda olmayan tek kişi oydu.

“Abicim? Bir sorun mu var?”

Şarkının sesinden kendi sesini duyurmak için bağıran Mert’e de ters bir bakış attım. “Evet Mert! Hem de çok büyük bir sorun var!”

Yüzüme anlamsız bakışlar atınca ona da triplenerek yanından geçip salona girdim. Uğruna savaş verdiğim kardeşim salonda bir yerlerini yayarak uzanmış telefonuna bakıyordu.

Şarkıyı kapatarak kanepede yanına tırmandım ve koltuğun dış kısmına sığmaya çalışarak uzandım.

“Babam izin vermedi.” dedim dudaklarımı büzerek.

Telefonunu indirip sevgiyle suratıma baktı. “Ya Kâbus.” derken kolunu kafamın altından geçirdi. “Vallahi ısıracağım tombik yanaklarını.”

Göğsüne yumruk attım. “Tombik değilim ben pis çıyan!”

Kıkırdadı. “Üzülme abim ben biliyordum izin vermeyeceğini.”

“Ya sen bu kadar kötü ne yaptın ki? Ne desem ikna olmadı.”

“Bu cezayı hak edecek bir şey yaptım tatlı rüyam. Babam izin vermedi diye üzülmüyorum, sen de üzülme.”

Kaçamak cevabından bu konuyu konuşmak istemediğini anlayınca uzatmadım. O yine telefonunu eline alıp video izlerken ben de onunla birlikte izlemeye başladım sessizce.

Kaan ile okuldan öğle arası olunca çıkmıştık. Akşam kutlama yapacağımız için erkenden hazırlık yaparız demiştik ama tüm hazırlıkla Mert uğraşırken bizim geldiğimizden beri yaptığımız tek şey boş boş takılmaktı. Bir de şey benim vaktim daha çok babama yalvarmakla geçmişti. Somurttum hüsranla.

Kaan’ın haberi yoktu ama Bursa’daki arkadaşlarını da çağırmıştık. Yılan Sıla’nın yine yüzünü görmek zorunda kalacak olsam da Kaan için katlanacaktım mecbur. Kardeşimdi sonuçta.

Ayrıca Arınlar da gelecekti. Elbette doğum günü kutlaması için okul dışında görüşmeme cezaları bir gecelik ertelenmişti. Ama yarın kaldığı yerden devam edecekti.

Ben de Meriç ve Özgür’ü de davet etmiştim. Bir de normalde amcam gelecekti ama son anda gelmekten vazgeçtiği için sanırım bu kadardık.

Zilin sesini duyunca merakla kafamı kaldırdım hafifçe. Kim gelmişti ki? Daha erkendi çünkü misafirlerin gelmesi için.

“Kâbus kalk kapıya bak.”

Ters ters suratına baktım. “Ben niye bakıyormuşum? Sen bak.”

Alaylı gözleri gözlerimi buldu. “Evin en küçüğü sensin yani sen bakmak zorundasın.”

“Hayır değilim.” dedim gözlerim kısık bir şekilde.

Zil bir kere daha çaldığında elindeki telefonu göğsüne bırakarak gözlerini devirdi. Bir elini yumruk yapıp düz açtığı avucuna yerleştirirken ne yapıyor bu mal bakışları atıyordum ona.

“Taş kâğıt makas?”

Bir eline bir de yüzüne baktım ve elimi onun yaptığı gibi yumruk yapıp “Tekte biter.” Dedim.

Aynı anda “Taş. Kâğıt. Makas.” Dediğimizde Kaan’ın sek erkek olduğundan taş yapacağını düşünüp kâğıt yaptım ama gıcık kardeşim makas yapmıştı. Aman be! Ben hüsranla suratımı buruştururken aptal kardeşim keyifle “Hadi bakalım koş kapıya.” deyip tekrardan telefonunu eline aldı.

Oflayarak ayağa kalktım. “Senin için yaptığım hiçbir şeyi hak etmiyorsun.” diye homurdanarak salondan çıkarken arkamdan söylenmelerime gülüyordu.

Kapının zili bir kere daha çalınca surat asarak daha hızlı adımladım ve kapıyı açtım hemen. Babamın tüm huysuzlanmalarına ve söylenmelerine rağmen şu an karşımda duran amcamla göz göze gelince yüzüm aydınlandı resmen. Gelmesini beklemiyordum hiç.

“Amca!” diye bağırdım neşeyle. Tam sarılmak için kollarına atlamaya yeltenecektim ki amcamın yanında duran daha önce hiç görmediğim kadına takıldı gözlerim. Anında duraksadım.

“Vay canına.” diye eriyerek kadına baktım. Sapsarı, uzun saçları ve masmavi gözleriyle bir tanrıçaya benziyordu sanki. Afrodit gibi görünüyordu, güzellik tanrıçası. Amcamın bir eli tanrıçanın belindeydi ve sıkı sıkı kendine çekmiş tutuyordu. Tekrardan “Vay canına.” derken kadını inceledim. Ne kadar da zarifti.

“Bu kız bir bana bir de arabalarıma böyle tepki veriyor Venüs. Kendini şanslı say. Abimin papatyası bize geri dön.”

“Ay hayatım sen aynada hiç kendine baktın mı?” diye sordu amcamın güzellik tanrıçası gibi görünen muhteşem karısı hayranlıkla saçlarımı inceleyerek. “Amcanın genlerini almışsın yani bu güzelliğin başka bir açıklaması olamaz.”

Benim yanaklarım kızarmaya bile fırsat bulamadan Venüs ablanın omzunda duran Sinco bir anda koluma atlayıp omzuma fırlarken dikkatim dağıldı “Ay Sinco!” diye bağırdım yeniden neşeyle.

“Kara onun adı Kara!” diye söylendi amcam. “Ancak alıştırmıştım onu yeniden Kara ismine.”

Amcamın homurdanıp sızlanmasını takmadan kollarına atıldım. “Hoş geldiniz! Babam gelmeyeceğini söylemişti, sana çok küstü.”

“Şaka yapayım abime demiştim de tahminimden fazla sinirlendi engelledi beni. Açıklayamadım şaka diye.”

Kıkırdayarak geri çekildim ve bir elimde omzumdaki Sinco’yu okşarken Venüs denen tanrıçaya baktım. Amcam da “Bu yeğenim Rüya.” diyerek beni tanıttı. “Bu da karım Venüs.”

“Çok memnun oldum balım.” dedi Venüs abla gülümseyerek. Ne kadar da güzel bir gülümsemesi vardı öyle!

“Sana aşık oldum.” Gözlerim kocaman açıldı. “Aman yani ben de çok memnun oldum.” dedim hülyalı bir sesle. O sırada merdivenlerden ayak sesleri geldi ama kafamı omzuma eğerek Venüs ablayı seyrettiğim için umursamadım. Bayağı memnun olmakla meşguldüm.

“Bizi içeri alsana abimin papatyası kaldık kapıda.”

“Hayır papatya alma şu hıyarı.” diyen babamın sesini duyunca hülyalanmayı bırakıp kaşlarımı çattım. “Sen gel içeri Venüs. Hoş geldin. Şu yanındakini sana zahmet dışarı itele. O bu eve giremez bundan sonra.”

Venüs abla gülerek amcamı itti ve içeri girdi.

“Kusura bakma kocacığım.” derken yüzündeki ifade fazla neşeliydi ve amcam arkasından hüsran ve yıkılmışlıkla gözlerini kırptığında kaşları haylaz bir ifadeyle kalktı.

“Yazıklar olsun Afrodit! Senin kocanım ben nasıl ardında bırakırsın beni?!” Sonra babama döndü çaresizce. “Ama abi şakaydı şaka!”

Babam onu takmadan yanımıza varıp içeri giren Venüs ablaya sarıldı. “Hoş geldin kaçak gelin.”

Venüs gözlerini devirdi ama yanakları kızarmıştı. Babama kızgın olmasam gülerdim. Ama kızgındım, bir de küskündüm. “Hoş buldum Demir abi.”

“Gel amcacım.” dedim sinirli bakışlarımı babama dikerek. “Seninle birlikte başka yere gidelim. İkimiz de istenmiyoruz zaten bu evde.”

“Bak şimdi!”

Babamı görmezden gelerek karısı tarafından ihanete uğramış amcamın yanına dışarı çıkmak için birkaç adım atıyordum ama anında ensemden yakalanıp geri çekildim.

“Bırak baba ben küsüm seninle!”

Amcam fırsattan istifade kapının arasındaki boşluktan içeri sıvıştı ve kapıyı arkasından kapattı. “Aaa nereye gidiyorsun abimin papatyası bak biz geldik!”

Babam önce bana ters ters baktı ve “Bir yere gitmiyorsun papatya.” dedi ardından beni bırakıp ters bakışlarını kardeşine çevirdi ama ona çok uzun süre kızgın kalamayıp neşeyle sırıtarak amcamın kafasından tuttuğu gibi kolunun altına çekti. Tabii ki saçlarını karıştırmaya başlayınca, kıkırdadım.

“Abi karım var burada karım!” diye bağırarak kendini kurtarmaya çalışan amcamı gülerek izledim. “Rezil ettin resmen beni karıma.”

Karısı da karıydı yani maşallah. Kapının kenarından babamı ve amcamı açıkça gülerek izlese de ufaktan çekinik duruyordu. Bir de yani çok güzel duruyordu. Amcamın niye evlendiği belliydi. Gerçi Venüs ablanın haberi olmayışı kötü olmuştu ama burada olduklarına göre herhalde sorunu çözmüşlerdi? En azından Venüs abla artık evlendiğini biliyordu. Bir gün bunların hikayesini öğrenmem lazımdı.

“Hak ettin hıyar.” diye homurdandı babam ama bıraktı sonunda amcamı. Deniz amca sinirle kendisini geri çekip saçlarını düzeltti. Yüzü kızarmıştı.

“Karımın yanında sana saygısızlık olmasın diye seni yere sermedim abi yoksa biliyorsun.” Venüs ablaya kaş göz yapıp kolunu kaldırarak montunun içinde asla belli olmayan kaslarını gösterdi.

“Aynen kardeşim aynen. Hadi içeri geçin.”

Deniz amca Venüs’ün elinden tutup kendine yaklaştırdı. Babam ise kardeşinin yanında olmasının verdiği keyifle güldüğü için çirkef bakışlarımı yüzüne diktim kollarımı önümde bağlayarak. “Sinco.” diye mırıldandım omzumda yatan sincaba. “Koş babamın parmaklarını ısır bebeğim.”

Babam dehşetle bana döndü. “Aşk olsun papatya.”

Deniz amca Venüs’ün kulağına eğilip onun yüzünün kızarmasına neden olacak bir şey söyledikten sonra eliyle içeriyi işaret ettiğinde babamı görmezden gelip onların arkasından ilerledim ben de.

Tam babamın yanından geçerken de “Saldır Sinco!” diye bağırdım. Zavallı sincap komutumun yalnızca bir kısmını anladığından babamın üstüne atladı ama onu ısırmak yerine yaptığı tek şey gidip onun omzuna yatmaktı.

“Hiç istediğim bir şey olmuyor ya!” diye dertlendim.

“Papatyam neden isteğin sincabın parmaklarımı koparması oluyor? Başka bir şey olsun yapayım babacım benim. Dünyayı sereyim önüne.”

Bir an sinirimi unutup hevesle gözlerine baktım. “Kaan da baloya gelsin o zaman.”

“Onun dışında bir şey yapayım yani.” diye hemen çevirince saçlarımı savurarak yanından geçtim öfkeyle. Aynen dünyayı önüme ser desem yapardı ama Kaan’ın cezası kalksın deyince olmuyordu ama!

“Papatyam babaya hiç küsülür mü canım kızım benim?”

“Papatya artık etçil bir bitki baba!” diye bağırdım kaşlarımı çatarak. “Papatyanın yapraklarını kopardın baba!”

***

Akşama yaklaştıkça öğleden sonraki tembelliğimiz hızla son buldu. El birliğiyle evimizi Kaan’ın doğum günü için güzelce süsledik. Tabii Kaan’ı zorla yukarı kovduktan sonra. Babam ve Mert elbette mutfakta çalışan ikili oldu. Ben ve Onur da amcamlarla birlikte süsleme işindeydik. Gerçi Deniz amcayla Venüs ablanın uzaktan cilveleşmelerini izlerken onların başka bir işler içinde olduğuna karar vermiştim. Yapmaları gereken tüm işi Enes abiye yıkıyor sonra da kenarda köşede atışıyorlardı. Anlaşma şekilleri sürekli birbirlerine laf atma üzerine kuruluydu anlaşılan.

“Bunlar da sözde sahte evlilik yapmamışlar mıydı?” diye sordum Onur’a doğru eğilerek. O da benim gibi full dedikodu modunu açmış tüm kalabalığın tam ortasında duran ama bizim dışımızda kimsenin umurunda olmayan amcamla karısını izliyordu. Bayağı iç içelerdi yani maşallah.

“Ben de öyle sanıyordum solucan.” Kafasını omzuna eğip daha başka bir açıyla bakarak. O sırada tüm akşam boyunca suratından gülüşü eksik olmayan Kaan yanımıza adımladı. “Ama belli ki haberimiz olmayan şeyler dönüyor.”

“Utanmıyor musunuz insanların dedikodusunu yapmaya?”

“Bu dedikoduya dahil olmadığın için kıskançlık yaptığını biliyoruz Kaan.” derken elimle vücudunu kenara iteledim görüş açımı engellediği için. “Sen git o yılan Sıla’yla dedikodu yap.”

Kaan ağız dolusu bir kahkaha attı. “Ya sen abini mi kıskandın sen?”

“Iy daha neler?”

“Ooo amcam şaşırtıcı bir ilkle karısının yanından ayrılıyor.”

Onur’un sesiyle gözlerimi kocaman açarak odağımı yeniden malum ikiliye odakladım. Gerçekten de amcam Venüs ablanın yanından ayrılmış babama doğru ilerliyordu. Oysa geldiklerinden beri bir kere bile salmamıştı kadını.

Gerçi nasıl salsın ki zaten? Venüs abla giydiği saten siyah elbisesiyle o kadar büyüleyici görünüyordu ki ben olsam ben de salmazdım. Kesinlikle amcamın ona dediği gibi tam bir Afrodit’ti, güzellik tanrıçası.

Bir süre daha sessizce izlemeye devam ettik ama başka bir hareketlilik olmayınca Onur omuz silkerek “Bu dedikodu burada biter veletler.” diyerek bizden uzaklaştı. Onun arkasından kısa bir bakış atıp yeterince kaos ihtiyacımı gideremediğimden bu ihtiyacı karşılamak için Kaan’a döndüm. “Sana bir şey itiraf edeceğim.”

Merakla gözlerini gözlerime çevirdi. “Ne oldu?” derken sesinden ne yumurtlayacak bu deli diye düşündüğü anlaşılıyordu. Bana kurban olsun be!

Şirin bir şekilde sırıttım. “Hani geçen senelerde bir ara doğum gününde yangın çıkmıştı ya tüm hediyelerin yanmıştı?”

Korkutucu bir yavaşlıkla gözleri kısıldı.

“Eee?”

Uzanıp yanağından öptüm hızlıca. “Ben yakmıştım yanlışlıkla.” Kızdı mı diye anlamaya çalışmadım çünkü kızmıştı. “Vallahi yanlışlıkla oldu Kaan ya! Hem geçmiş gitmiş niye kızıyorsun? Sen de benim doğum günümün yerini değiştirmiştin. En azından ben şimdi itiraf ettim. Bak ne kadar iyi bir kardeşim hemen itiraf ettim.”

Baygın bakışları gözlerimi buldu. “2 doğum günü geçti onun üstünden.”

“Zamanın ne önemi var canım?” Arkasındaki koltukların oraya üşüşmüş arkadaşlarımıza bir bakış attım. “Aaa,” dedim yalancı bir şaşkınlıkla. “Sıla yılanı herkesi canından bezdiriyor. Hadi gel bizimkilerin yanına gidelim.”

Kaan’ı kolundan tutuğum gibi arkadaşlarımızın yanına ilerletirken göz göze geldiğim babama tripli bir bakış atıp kafamı çevirdim. Gülerek göz kırptı.

“İnanmıyorum sana Kabus!” diye homurdandı canım abim. Söylemiş kurtulmuştum işte canım. İyi aradan çıkarmıştım bence. Hem içimdeki kaos çıkarma ihtiyacını da gidermişti Kaan’ın hüsran dolu kızgın suratı.

Arkadaşlarımızın yanına vardığımızda aralarında yoğun bir gürültü vardı, herkes birbiriyle konuşuyordu. Yani Meriç ile Ayça dışında herkes. Çünkü Arın kız kardeşini yanına çekmiş Meriç ile aralarına da Özgür’ü yerleştirmişti. Stratejik bir karardı. Özgür tek bir yerden herkesle konuşup aynı anda herkese laf yetiştirebildiğinden Meriç ile Ayça bakışamıyordu bile.

“Kaan artık yeni kankanın ben olduğumu şu arkadaşa anlatır mısın?” Özgür hararet içinde elini kaldırıp Can’ı işaret etti. “Hayır inanmıyor da.”

Arkadaşıma yandan bir bakış attım. Ne ara kanka olmuşlardı acaba?

“Yeni kankam Özgür.” dedi Kaan olağan bir sesle. Kocaman gözlerle ona döndüm. Arın’ın üstünden uzanıp bir kolunu Özgür’ün omzuna atıyordu, sonra geri çekildi yavaşça. “Sen kız kardeşime yürümeye başladığın vakit bitti arkadaşlığımız seninle Can.”

Gözlerimi devirdim. Özgür benim kankamdı bir kere. Önce ben arkadaş olmuştum onunla.

“Gerçekten yani Can sen de ne buluyorsun sanki bu kızdan?”

“Say say bitmez açıkçası.” dedim Sıla yılanına ters bakışlar atarak. Meriç’in yanına ilişmiş etrafa gıcık gözleriyle kıskanç bakışlar atıyordu. “Güzelliğimden başlasa bir ay susmadan anlatması gerekir.”

Can söylemlerimden cesaret bulmuş olacak ki Umut’un yanından ayrılıp benim yanıma geldi.

“Çok haklısın Rüya. Gerçekten aylarca sadece gözlerinden bahsedebilirim.”

Kaan kolumdan tuttuğu gibi beni öteki yanına, Arın ile kendi arasına, çekmese Can’a harika bir cevabım olabilirdi ama ne yazık ki kuduruk Kaan sinirle beni oradan oraya savurduğu için ağzımı bile açamamıştım.

Öfkeyle yüzüme düşen saçlarımı geriye ittirdim.

“Bana bak Can kardeşimden uzak dur dayak yiyeceksin yoksa.”

Can sanırım arkadaşını bu kadar sinir etmek yeterli gelmedi diye iyice sinir hastası yapmak istercesine sessiz sessiz bir şeyler mırıldandı ama onlara ilgimi çoktan kaybetmiştim. Kaan kendi kendine kudursun diye onları dinlemeyi bıraktım.

Gözlerimi etrafta gezdirdim herhangi bir sıkıntı var mı diye. Salondaki masayı duvar dibine çekip orayı açık büfeye çevirmişti babamlar. Kanepeleri de geri çekerek ortada geniş bir boşluk açmıştık. Beklediğimden kalabalık bir akşam olmuştu üstelik daha Kaanların basketbol takımındaki arkadaşları gelmemişti bile. Tanımadığım birkaç insan daha vardı. Babamın arkadaşlarıydı bazıları. Babam tanıştırmak istemişti beni ama ona küs olduğum için onun yanından ayrılıp Mert’in kolları arasına girmiş onun arkadaşlarıyla tanışmıştım. Sonra da Mert beni babamın arkadaşlarıyla tanıştırmıştı. Babam sinir olmuştu haliyle. Zaten istediğim de buydu.

Arın’ın kulağıma doğru eğildiğini fark edince etrafı incelemeyi bırakıp gözlerimi ona çevirdim.

“Çok güzel olmuşsun melek.”

Gülümsedim geniş bir şekilde. Üstümde kırmızı incele askılı bir elbise vardı. Eteği dizimin üstünde ve pileliydi. “Teşekkürler. Sen de çok şık görünüyorsun.”

Kafasını eğerek iltifatımı sessizce kabul etti. Onun üstünde ise boğazlı vişne çürüğü bir kazak ve siyah bir pantolon vardı. Saçlarını geriye doğru taramıştı ama birkaç tutamı alnına düşmüştü. Çok iyi görünüyordu.

Bal gözlerine baktım. Onlar da zaten bana baktığından göz göze geldik. “Gerçekten çok hoş olmuşsun.”

Bu defa utangaç bir gülümseme yerleşti dudaklarıma. Bal gözlerindeki parlaklık dudaklarına aktı bir gülümseme oluştu parıltıyla. Ben de ona gerçekten tatlı olduğunu söyleyecek kadar kendimden geçmek üzereydim ki neyse ki biri tarafından durduruldum.

Ellerini arkamdan omuzlarıma yerleştiren Onur “Hediye vakti.” dedi dişlerini sıkarak. Kaşlarımı çatıp ona bakınca gözlerinin bende değil de Arın’da olduğunu gördüm. “Arın gidip hediyeni hazırlamaya ne dersin?”

“Onur abi hediyem hazır benim.” diye sırıttı Arın. Kaşlarımı kaldırdım.

“Olsun sen gel bir bakalım hazır mı değil mi diye.”

Onur ellerini omuzlarımdan çekti ve Arın’ın dibine gelerek kalkması için başında beklemeye başladı.

“Ya Onur canın mı sıkılıyor yine? Git Sinco’yla falan oyna yukarıda.”

Onur bana ters bir bakış attı. Aman canım ne dedim ki sanki? Hediye vaktiyse Kaan’a hediye vaktiydi Arın’a mıydı sanki?

Gözlerim sesli bir şekilde gülen Meriç’e takıldı Arın ayaklanırken. Onur birkaç adım önünde yürümeye başlamıştı.

“Bugün bana yaparsan yarın aynısını sen yaşarsın Arın.” dedi neşeyle Onur’u ve beni işaret ederek. “Etme bulma dünyası.”

Arın siniri bozulmuş bir yüz ifadesiyle Meriç’in ayağına tekme attı.

“Kardeşimden uzak dur almayayım boyunun ölçüsünü.”

Meriç gıcık bir şekilde Arın’a el salladı.

“Var ya sen çok fena bir çocuksun.” dedim Arın gittiğinde hemen Meriç’e yaklaşarak. Yanımdaki Ayça sırıtıyordu.

“Onur abi gelince abimin suratını gördünüz mü? Çok eğlenceliydi!”

Meriç sırıtarak Özgür’ü Ayça ile arasından kaldırdı. “Kalk lan aramızdan. Sabahtan beri Meriçsu aşağı Meriçcan yukarı kafayı yedim zaten.”

“Meriç kediyi özlediğini biliyorum kardeşim. Eve gidelim hemen alacağız çocuğumuzu kucağımıza.”

Kahkaha attım Meriç’in çıldıran surat ifadesine. Özgür de ufaktan bir tırsmış olacak ki korkarak yanıma geldi ve elimden tutup beni ayağa kaldırdı.

“Hadi hayatım biz kankamın hediyesini almaya gidelim.”

Sabahtan beri ilgisi bizde olmayan Kaan hayatım kelimesini duyunca anında kafasını bize çevirdi. “Nereden senin hayatın oluyor ya benim kardeşim? Hayatını sonlandırmadan uzak dur kardeşimden.”

“Ya ne tarafa dönsem tehdit ediliyorum ya! Gidelim Rüya. Burada bize kötü davranıyorlar.”

Özgür ile uzaklaşırken hala gülüyordum.

Kısa süre içinde Kaan’ın pastası geldi ve dün geceden beri bir kez daha mum üflerken gözlerini kapatıp uzun uzun bir şeyler diledi. O sırada ben de heyecanla elimdeki hediye kutusunu sıkıyordum. Bu hediyeye ulaşabilmek için günlerce Arın ile birlikte Ülker Arena’sının kapısında yatıp kalkmak zorunda kalmıştık ama sonunda bu kadara beklediğimize değmişti.

Herkes Kaan’ın doğum gününü kutlayıp hediyesini verirken sabırsızca yerimde kıpırdandım. Sonunda benim sıram geldiğindeyse hediyesini uzattım neşeyle.

“En çok senin ne aldığını merak ediyorum Kâbus. Çok güven vermiyorsun böcek falan da çıkabilir.”

Gözlerimi baydım. Haklıydı gerçi bana güvenmemekte. Bir ara bir kilo salatalık falan almayı bile düşünmüştüm.

“Hani bir ara sen benim çantama gazoz döktün diye ben de senin Nicolò Melli imzalı basketbol formanı çamaşır suyuna batırmıştım ya.” dedim şirin çıkmasına özen gösterdiğim sesimle. Kutunun kapağını tuttuğu eli havada kaldı ve öfke dolu gözleri suratıma döndü.

“Kâbus bak biz kardeşiz. Bunu kendime hatırlatmam gereken şeyler söyleyip durma bana.”

“Senin gümüş bilekliğini de pencereden dışarı ben atmıştım.” dedim inadına biraz daha sinir olsun diye. Etraftan kıkırtılar yükseldi.

Kaan sırıtan yüzüme karşı sabır çekip hediyemi açmaya devam etti. Birazdan tüm sinirinin geçeceğini bildiğim için sırıtışım hafif bir gülümsemeye dönüştü.

Kaan kutunun içindeki formayı eline aldığında yüzünde bir gülümseme oluştu. Arın ile göz göze gelince sırıttık birbirimize. Hediye için onu kaldırdığından beri yanından ayrılmayan Onur bunu görünce çocuğun ensesine yapıştırdı bir tane. Aman ya!

“Şaka yapıyorsun!”

Gözlerimi tekrar doğum günü çevirdim. Formayı arkasına çevirmiş almak için arenanın önünden ayrılmadığım Nicolò Melli imzasına bakıyordu kocaman gözlerle. Gözlerini yüzüme çevirdi. “Şaka yapıyorsun!”

Omuz silktim çok önemli değilmiş gibi. “Çok uğraşmam gerekmedi.”

Kaan formayı kutsal bir eşyaymış gibi özenle kutusuna geri yerleştirdi yavaşça sonra bir anda beni kolları arasına alıp etrafında döndürdü. “Çok teşekkürler tatlı rüyam.”

Neşeyle kollarımı boynuna sardım. “Aman canım bu kadar övgüye gerek yok.”

“Ben gidip araba alayım hediye olarak benim ruhu fakir yeğenim gitsin basit bir formaya sevinç çığlıkları atsın.”

Bir anda yere bırakıldığımda dengemi sağlamak için dikkati heyecan dehşet karışımı bir ifadeyle amcama dönmüş kardeşime tutundum.

“Amca?” diye sordu gerçek olmama ihtimaline karşı korkulu çıkan sesiyle. “Bana araba mı aldın?”

“Sen oğluma araba mı aldın?!”

Kollarımı önümde birleştirdim sinirle.

“Benim hediye sıramdı!” diye homurdandım hüsranla. “Ayrıca basit bir forma değildi!”

 

 

***

Ballar bebekler selammmm

Nasılsınız?

Bölümü beğendiniz mi?

Kaan'ın doğum günü????

Kaan ile Rüya kardeşliğini konuşabilir miyiz biraz????

Kaan'ın babası ve abisi sinirli olduğu için doğum gününü kutlamayacaklarını düşünmesi?

Abilerin birbirleriyle ilişkisiiii?

Agaggaga Kaan'ın ufaktan Arın'a kıl olmaya başlaması??

 

Rüya ile Mert kardeşliği?

Rüya ile Onur kardeşliği?

Rüya ile Kaan kardeşliği?

Peki ya Demir ile Rüya'nın baba kız ilişkisiiiiiiii -eriyorum-

Rüya'nın Demir'e küsüp Papatya şarkısıyla evin içinde dolaşması skdbfkdbskjfv

Deniz ile karısı geldi aggagaga

Venüs ile Deniz nasıllar???

Bizimkilerin arkadaş grubunun kaosluğu peki??

Meriç ile Ayça nasıl?

Arın ile Rüya aşırı sevimli değiller mi??

Bölümde en sevdiğiniz sahne?

 

Bir sonraki bölüme dek kediniz bol olsun kızıl saçlı kara kediler kendinize iyi bakın <3<3

Bolca seviliyor ve öpülüyorsunuz -kırmızı kalp, siyah kedi-

 

 

 

 

Bölüm : 26.12.2025 00:02 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...