36. Bölüm
Büşra Soyalp / KIZIL SAÇLI KARA KEDİ / Bölüm 31
YILBAŞI ÖZEL

Bölüm 31 YILBAŞI ÖZEL

Büşra Soyalp
bkuzgun

 

 

Sevgili Kızıl Saçlı Kara Kedi ailesinin değerli üyeleri;

 

 

Yeni yıla girerken geçtiğimiz bu üç ayda her daim yanımda olduğunuz, gerek mesajlarınız gerek yorumlarınızla her zaman destek verdiğiniz için her birinize çokça teşekkür ederim. Kızıl Saçlı Kara Kedi’yi yazmaya ilk başladığımda aklımda bir kitle ile paylaşmak yoktu. Fakat şimdi böylesine büyük bir aileye sahip olduğum için iyi ki paylaşmaya karar vermişim diyorum.

 

 

Yeni yıl umarım ki hepinize istediğiniz güzellikleri getirir ve en mutlu yıllara sahip olursunuz. Unutmayın ki her zaman yıllar biter ve her zaman da yeniden başlar. Eğer ki bir zorlukla karşı karşıyaysanız geçecek ve başka yeni yıllar gelecek.

 

 

Her zaman sizlere umut aşılayan kızıl saçlı kara kedilere sahip olmanız dileğiyle bolca mutlu yıllar!

 

 

Oy ve yorumları eksik etmeyin lütfen.

 

 

Keyifli okumalar <3

 

 

 

***

 

“Öhöm öhöm sevgilim ailem.” Kafamı Mert’in göğsünden kaldırıp salona ondan beklenilmeyecek bir gerginlikle giren Onur’a baktım. Şüpheli davranıyordu.

“Efendim sevgili oğlum?”

Onur birkaç büyük adımla dibimize gelene kadar konuşmadı. Üstündeki pijama takımını gündelik kırmızı bir sweat ve siyah bir pantolonla değiştirmişti.

Bugün cumartesi olduğu için kahvaltımızı normalden biraz daha geç yapmıştık. Babam ve amcam biz uyanmadan kalkıp çok güzel bir kahvaltı hazırlamışlardı. Daha sonra da hepimiz eğlenceli bir kahvaltı yapıp salona geçmiştik.

Babam, amcam ve Venüs abla kendi aralarında sessiz sessiz bir şeyler konuşuyorlardı sabah kahvelerini içerken. Ben Mert’e yaslanmış telefonumla uğraşırken o bilgisayarında maillerine cevap veriyordu. Kaan da öteki kanepede uzanmış benim gibi telefonuyla uğraşıyordu. Onunla sesli konuşmak yerine arada mesajlaşıyorduk çünkü Özgür; benim ve Meriç’in olduğu bir grup açınca Meriç gruba Ayça’yı almıştı. Arın bunu öğrenince kendini gruba aldırmış sonra da Kaan’ı gruba almıştı. Böylece alakasız arkadaşlığımızın bir sonucu olarak hepimiz bir grupta toplanmıştık. Bu yüzden Kaan ile yan yana olsak da gruptan konuşuyorduk hem birbirimizle hem de bizimkilerle. Huzurlu bir sabah oluyordu.

“Bu akşam Zeynep’i yemeğe davet ediyorum.” Öksürdü. “Kız arkadaşım olarak.”

“Ne?!” diye bağırarak yerimde doğruldum. “Sonunda zavallı kızı tuzağına düşürdün mü?”

Onur sinirle kaptığı yastığı yüzüme fırlattı. Ama Mert en havalı abim olma derecesine eriştiği için, şu an erişmişti, elini yüzümün önüne getirip hemen yastığı tutarak bana çarpmasına engel oldu. Onur’a dil çıkardım.

“Rica ediyorum akşam böyle gıcık konuşmalar yapma solucan.” dedi sinirle ama yanakları hafif kızardığından aslında utandığını anladım. Bu keyfimi aşırı yerine getirdi. “Zaten bunu demek için gelmiştim. Sen -gözlerini kısarak bana baktı- ve sen -bu defa gözleri masumca uzanmaya devam eden Kaan’a çevrildi- bu akşam kesinlikle sizi sonrasında balkondan aşağı sallandırmam gerekecek laflar etmiyorsunuz tamam mı?”

İkimiz de kafamızı sallayarak usulca onayladık ama Kaan’la gözlerimiz birbirine denk gelince ikimiz de şeytanca sırıttık.

Onur bir kere daha öksürdü. “Uygun mudur baba?”

Babam sırıtarak “Uygundur aslan oğlum tabii.” dedi. Keyiflenmişti tabii o da.

“Sonunda senden kurtulacak mıyız Onur? Evlenip bizi senden kurtaracak mısın?”

Onur öfkeyle üzerime adımladığında çığlık atarak Mert’e sığındım. Beni Onur canisinden kurtarabilecek tek kişi oydu. Malum hala babamla küs olduğum için ona gidemezdim.

“Uzak dur kardeşim.” dedi Mert kafasını bilgisayardan kaldırmadan. “Ayağa kaldırma beni.”

Onur dişlerini birbirine bastırdığında neşeyle kahkaha attım daha da kudursun diye.

“Görüşeceğiz hamamböceği.”

“Ya!” diye bağırdım sinirle. Babama dönüp onu şikâyet edecektim ki aklıma gelen şeyle duraksadım.

Doğru. Konuşmuyordum hala onunla.

“Keltoş.” diye homurdandım ben de babama şikâyet edemeyince. “Çim adam.”

“Güzelim sen de kaşınma istersen.”

Omuz silktim. Onur hak etmişti ama. Kaç defa demiştim ona bana hamamböceği demesin diye.

Onur Kaan’ın yanına otururken bir an kaşlarımı çatarak Mert’e döndüm. “Sen biliyordun herhalde?” diye sordum. Onur’un dediğine hiç şaşırmamıştı.

Gülümsedi genişçe. “Biliyordum tabii güzelim. İlk bana söyledi”

“Hain.” diye homurdandım Onur’a doğru. “Nasıl ilk önce Mert’e söylersin? Sizin aranızı ben yaptım ben! Nankör.”

Bana gözlerini devirdi. Oysa ben olmasam o gün alışveriş merkezinde onunla buluşma koparamayacaktı. Değerim bilinmiyordu işte. Ancak bana hamamböceği desin.

O sırada gözlerim özlemle bizim atışmamızı izleyen Venüs ablaya takıldığında Onur’a olan ilgimi kaybettim.

“Senin kardeşlerin var mı Venüs abla?” diye sorduğumda bakışlarını bana çevirip yutkundu.

“Evet şey…” Yan gözle amcama bir bakış attı. “Bir tane abim var benim de güzelim. Ama pek görüşmüyoruz.”

Ah. Ondandı demek bize öyle bakışı. Biraz ona üzüldüğüm için hemen dalgaya vurdum.

“Aman zaten ne görüşeceksin Venüs abla. Bak ben bunlarla görüşüyorum ne oluyor? Hiçbirinde hayır yok. Hepsinin suratı ayrı bir meymenetsiz- Ay!”

Yeniden Onur tarafından atılan yastık bu defa tam yüzüme denk geldi. Kaan gürültülü bir kahkaha attı. Mert yastığı tutmamıştı bu defa. Acıyan burnumu ovdum ve üçüne de sinir olmuş bir bakış attım.

Kaşlarım çatık bir şekilde eğlenerek bizi izleyen Venüs ablaya dönüp “Bak işte tam bundan bahsediyordum.”

“Rüya!”

“Aman be!” diye söylenerek Mert’in göğsünden kalktım. Üçü de ayrı sinir bozucuydu işte ne var?

“Karışmayın papatyama.”

Babama da küskün bir bakış atıp telefonumla ilgilenmeye başladım kanepenin diğer ucuna geçtiğimde. Mert ondan uzaklaşmama yandan bir bakış atsa da sesini çıkarmadı. Zaten kafama yastık yerken engellememişti o yüzden ondan uzaklaşmama laf edemezdi.

İlgimi yeniden telefonuma verdiğimde çok geçmeden Kaan’dan birkaç mesaj art arda geldi. Kaşlarımı kaldırarak mesajlara bakmadan önce Kaan’a bir göz attım ama o bana bir şeyler yazmaya devam ediyordu. Bu yüzden merakla telefonuma döndüm.

Kaan: Kâbus.

Kaan: Babama artık küs kalma çok üzülüyor.

Kaan: Bana söylememem için yemin ettirdi ama

Kaan: Artık söylemesem olmaz.

Kaan: Ben babama sana yaptıklarımı anlattım Rüya

Kaan: Ondan bana bu cezayı verdi

Kaan: Senin için yani

Kaan: O yüzden ona küs kalma hak etmiyor

Kaan: Ama ben bu cezayı hak ettim

Kaan: Bu yüzden uzatma kardeşim bitir küslüğünü

Dudaklarımı bükerek Kaan’a baktığımda gözlerimde sadece gerçekten mi diyen bir bakış vardı. Kaan bunu anladığından gözlerini bir kere kapatarak onay verdi ardından kimsenin görmeyeceği bir yavaşlıkla kafasıyla babamı işaret etti.

Babama baktım. Onur ile akşam yemek için bir şeyler konuşuyorlardı ama az önceki neşesi yoktu yüzünde. Ya ama ya! Yerdim ki ben bu adamı. Demek bu yüzden o da Mert de günlerdir Kaan’ın burnundan getiriyorlardı. Tüm bu cezalar, Arın’a da ceza verilmesi bundandı.

Duygulanarak telefonu hemen yanıma fırlattım ve hiçbir şey demeden ayaklanıp doğruca babamın yanına gittim. Konuşmalarının benim yüzümden kesilmesini umursamadan küçük bir kız çocuğu gibi babamın kucağına tırmanıp kafamı omzuna yasladım. Elleri anında belimi sardı. Çok ama çok özlemiştim babamı. Ona küs kalmak hiç hoş değildi zaten. Ama sadece Kaan’ı affetsin istiyordum kaç gündür. Ondandı bu inadım. Ama şimdi bu kadar uzattığım için pişman olmuştum işte. Üstelik tüm bu cezalar benim için verilmişken.

“Benim mis kokulu kızım.” dedi rahatlamış bir sesle. Saçlarımı uzun uzun kokladı. “Benim güzel papatyam. Yemin ederim şimdi nefes alabildim ya. Günlerdir nefes alamıyordum sanki.”

“Ya baba.” dedim erimiş bir şekilde. Alnımı boynuna yaslayıp gözlerimi yumdum. Babam bu defa sesinden belli olan keyifle Onur ile konuşmaya devam etti. Ben de sessizce kucağında yatmaya devam ettim ve onları dinledim. Akşam neler yapacaklarını, Zeynep’in neler sevdiğini.

Sessiz bir nefes verdim. Kaan’ın babama yaptıklarını itiraf ettiğine inanamıyordum. Bu konunun aramızda kapandığını düşündüğüm için sonsuza dek kapalı kalacağını sanmıştım ama anlaşılan Kaan tarafından konu kapanmamıştı. Ve tüm aldığı cezaları sessizlikle kabul etmesi de bundandı. Hak ettiğini düşünüyordu çünkü. Öyle ki babamların o gece on ikide gelip doğum gününü kutlayacaklarını bile düşünmemişti bundan dolayı üzgün üzgün yatağında yatıyordu. Üstelik Arın da ceza almıştı. Oysa bence onun bu olayda bir suçu bile yoktu. Herkes kendi seçimlerinden sorumluydu sonuçta. Ama yine de o da ceza almıştı.

Kalbim sevgiyle doldu. Aslında ben babamın öğrenmesini hiç istememiştim. İlk başlarda nedeni bu konuyu bir daha duymak bile istemeyişimdi. Benim için o zamanlar hala yaralayıcı bir olaydı. Ama daha sonrasında yani Kaan özür diledikten ve ben onu affettikten sonra babamla araları bozulmasın istemiştim. Çünkü biliyordum babamın öğrenince ona çok kızacağını. Ama zaten ben affetmiştim artık öğrenmesine gerek kalmamıştı. En azından ben öyle düşünüyormuşum demek. Kaan hala kendini affedememiş olmalıydı. Babamın ona kızacağını, ona bu kadar saygı duyarken onu hayal kırıklığına uğratmayı göze alarak her şeyi anlatmış olmasının başka bir anlamı yoktu. Benim affetmiş olmam ona yetmemişti çünkü affedilmek istemiyordu.

Ama bence cezasını çekmişti. Affetmeme rağmen üstelik yine de cezasını çekmişti.

Sessizce babamların konuşmasının bitmesini bekledim. Sonunda Onur dikkatini amcama yöneltip akşama kendisini rezil edecek bir şeyler yapmaması için onu tembih ederken gözlerimi açtım.

“Teşekkürler babacım.” diye mırıldandım sessizce. İlgisi anında bana döndü. Belimdeki ellerinden biri uzanıp saçlarımı okşamaya başladı.

“Ne için can papatyam?”

“Beni koruyup kolladığın için.” Beline sardığım kollarımı sıklaştırdım. “Kaan’a benim için ceza verdiğini biliyorum. Tüm kızgınlığın ondanmış.”

Burnundan bir nefes verdi. “Sana söylememesini tembihlemiştim.”

“Seni ne kadar üzdüğümü görünce dayanamadı.” dedim gülümseyerek. “Kızma ona, söylemesi iyi oldu yoksa kim bilir ben daha ne zamana kadar küs olurdum.”

Babam gülerek yanağımı ısırdı acıtmadan. “İzin vermezdim ki bana küs kalmana.”

“Tabii tabii.” Alaylı sesimle bir kere daha ısırdı.

“Fakat babacım bilmeni isterim ki ben Kaan’ı çoktan affettim.”

“Buna çok sevindim güzel kızım ama yine de yaptığının cezasını çekmeli.”

Sonunda kafamı kaldırıp gülümseyerek babamın gözlerinin içine baktım.

“Evet ama bu onunla ikimiz arasında bir mevzuydu. Ve ben onu affedip onunla kardeş olmayı seçtim.” Hala telefonuyla uğraşan sarı çıyana baktım kısaca. “Hem bence cezasını yeterince çekti.”

“Ama cezası bitmedi.”

“Evet ama ona şimdi gidip desen ki ‘Kaan sana ceza olarak 5 yıl boyunca odandan çıkmanı yasaklıyorum.’ desen bunu kabul eder ve beş yıl boyunca odasından çıkmaz.” Gözlerine diktim gözlerini. “Çünkü alması gereken dersi almış, her cezayı hak ettiğini biliyor ve bunu kabul ediyor. Bence bu yüzden artık cezalarını kaldırabilirsin. Onun pişman olduğunu biliyorum. Yoksa gelip dürüstçe her şeyi sana anlatmazdı. Gerçekten pişman. Bu yüzden bence sen de onu affedebilirsin.”

Babam uzun uzun yüzümü izledi. Sonra ansızın gülümsedi sıcacık.

“Sen çok güzel bir kızsın biliyorsun değil mi?” derken avucu yanağıma yerleşti. “Çok olgun, akıllı bir kızsın. Benim kızım olduğun için çok gurur duyuyorum. Benim küçük papatyam.”

Utanarak gülümsedim ve kafamı avucunun içine eğdim.

“Pekâlâ.” dedi babam gülümsemeye devam ederek. “Madem sen istiyorsun ve bundan eminsin o zaman cezalarını kaldırıyorum. Bu akşamki kış balosuna gidebilirsiniz.”

Hevesle kafamı kaldırdım. “Gerçekten mi?!”

“Evet. Fakat Rüya bundan sonra benden bir şey saklamanı istemiyorum. Tabii ki Kaan bir daha o şekilde davranacak değil ama ister abilerin olsun ister başka biri olsun sana kötü davranan kim olursa olsun gelip hemen bana anlatmanı istiyorum. Tamam mı kızım? Bir sorun varsa bunu baban olarak ben çözerim tamam mı bal tanem? Hiçbir şeyi içinde biriktirmeni veya üzülmeni istemiyorum. Tamam mı papatyam? Söz mü?”

“Söz babacım.”

Uzanıp yanaklarından öptüm sert bir sevgiyle.

“İyi o zaman. Hadi git abine güzel haberi ver de mutlu olsun.”

Neşeyle babamın kucağından kalktım. “Tamam babacım!” Aşırı sevinçli hissettiğimden dayanamadım ve bir kez daha babamın yanaklarından öptüm. “Teşekkürler babacım!”

Babam gülerek yanağımı okşadı. Ben de sevinç içinde Kaan’ın yanına koşturdum.

“Kaan kalk hemen çok işimiz var!”

Şaşkınlıkla bana baktı. “Ne oluyor Kâbus? Ne işi?”

Neşeyle şakıdım.

“Ne işi olacak akşam için hazırlanacağız tabii ki! Babam gitmemize izin verdi.” Neşeyle kendi etrafımda döndüm. “Birlikte baloya gidiyoruz!”

***

Gözlerim kış temasıyla süslenmiş balo salonunu incelerken her şeyi en ince ayrıntısına kadar tasarlamış olmalarına hayran kaldım. On iki kişilik masalar koyulmuştu her noktaya ve her masanın tam ortasına bir bulut yerleştirmişlerdi. Üstteki tavana sabitlenmiş buluttan aşağı sanki kar yağıyormuş hissiyatı veren kristaller bağlanmıştı. Işığın açısıyla da parıl parıl parıldıyordu kristaller. Her yer bembeyazdı. Ara ara pisttekilerin üzerine köpük kar yağıyordu.

Salonun en köşesinde birkaç akıl yarışmaları düzenleniyordu. Diğer köşede hazine avına katılacakların isimleri alınıyordu. Meriçler en erken gelen kişiler olarak çoktan hazine avına isimlerimizi yazdırmıştı. Hazine avında, katılan kişilerden dört grup oluşturacaklardı ve her birimize dört farklı bilmece vererek balo salonuna sakladıkları bir nesneyi bulmamızı isteyeceklerdi. Bilmeceyi ilk çözen gruba da tabii ki ödül verilecekti. İki senede de katılmıştım ama henüz girdiğim grupla hiç birinci olamamıştık. Ama aşırı eğlenceli bir etkinlikti.

Babam ben ve Kaan’ı okula bırakalı yirmi dakika kadar olmuştu. Parti başladıktan yarım saat kadar sonra gelebilmiştik okula. Buraya geleceğimiz sonradan belli olduğu için hazırlanmamız doğal olarak biraz uzun sürmüştü.

Üstümdeki elbisenin üzerinde elimi gezdirdim. Elbisem parıltılı mavi ve gümüş kumaştan oluşuyordu. Bol eteği aşağı doğru dökülürken omuzlarımdan kollarıma düşen iki askısı vardı. Belimde ise çok güzel taşlarla donatılmış bir süsü vardı. Tam bir kış teması elbisesiydi. Kaan ise benim gibi ceketinde gümüş detaylar olan lacivert bir takım elbise giymişti.

“Arın’la takımdakilere selam vermeye gideceğiz gelmek ister misin?”

Kafamı iki yana salladım gülümseyerek. “Siz gidin ben burada iyiyim.”

Kaan kafasını salladı ve kafamın üstünden öpüp ayaklandı. Arın da onunla birlikte ayağa kalkarken uzun uzun onu inceledim. İlk geldiğimizde selamlaşmak dışında bir şey konuşamamıştık. O da Kaan gibi lacivert bir takım giyiyordu ama onunkinin rengi biraz daha koyuydu. Ceketinin iki yakasında ise gümüş küçük taşlarla işlenmiş buzdan saçak gibi duran bir şekil vardı. Saçlarını güzel bir şekilde tarayıp şekil vermişti. Onu gördüğümden beri içimde kafasına uzanıp saçlarını her zamanki dağınık haline geri getirmek vardı.

“Gözlerinde yedin çocuğu yeter.”

Özgür’ün sesiyle hemen gözlerimi masamıza çevirdim. Özgür, Meriç ve Ayça gülerek bana bakıyorlardı.

“Yemedim.” dedim utanarak. Sesim sinirli çıkmıştı. “Yemedim! Hem ona bakmıyordum.”

Tabii tabii dercesine kafa salladılar.

“Bakmıyordum!”

“Abim sana bakıyordu ama.”

Utanmış gözlerimi Ayça’ya diktim. “Öyle mi?”

Gülümsedi geniş bir şekilde. “Hem de içeri girdiğinden beri.”

Gülümsememek için dudaklarımı birbirine bastırdım ve sessiz kaldım. Bana baktığını fark etmemiştim.

Kaan’ın cezası kalkınca normal olarak Arın’ın cezası da kalkmıştı. Bu yüzden Kaan ve Arın ile birlikte hemen alışverişe çıkmıştık. Temaya uygun kıyafet bulmak bizi biraz uğraştırsa da sonuç olarak buradaydık.

Meriç’in Ayça’yı dansa kaldırdığını gördüm. Ayça’nın üzerinde buz mavisi dökümlü, hafif yırtmacı olan bir elbise vardı. Aşırı zarif duruyordu ve tıpkı onun gibi buz mavisi bir takım giyen Meriç ile de fazlasıyla uyumlulardı.

Bir el önüme uzandı.

“Benimle dans eder misin ilk görüşte kedilerimin anası olmanı istediğim güzel kız?”

Gülerek Özgür’ün elini tuttum.

“Kedilerine gerçek bir anne bulacaksın bir gün biliyorsun değil mi?”

“Kalbimi kırıyorsun Rüyacım. Sen kedilerimin gerçek annesisin.”

Kafamı esefle iki yana salladım ve beni piste götürmesine izin verdim.

Bir süre pistte dans edenlerin dedikodusunu yaparak dans ettik Özgür’le. İnsanların kıyafetlerini, kavalyelerini ve kişiliklerini eleştirdik. Kimin kiminle eşleştiği hakkında uzun uzun münakaşa ettik.

“Neyse,” dedim konuşmadığımız kimsenin kalmadığına emin olunca. “Dedikodu yapmış olmayalım şimdi.”

“Haklısın kanka. Dedikodu yapmayı sevmem zaten ben biliyorsun.”

Birbirimize bakarak kıkırdadık. Sonra Özgür biraz çekinik bir sesle “Aslında.” dedi. “Sana anlatmadığım bir dedikodu var.”

Hevesle kulaklarımı açtım. “Anlat kız neymiş?”

Hemen anlatmayınca heyecan yaratmaya çalıştığını düşünüp kolunu cimcikledim. “Hadi!”

“Şey. Ben birinden hoşlanıyorum.”

Ağzım koca bir gülümsemeyle açıldı. Dans etmeyi bıraktığımı fark ettim. “Ciddi misin? Kim?!”

Gözleri etrafta gezindi.

“Ay ne zamandan beri?”

Utanarak, gerçekten de Özgür utanmazı utanarak, gözlerime çevirdi bakışlarını. “Şu içeceklerin orada iki arkadaşıyla duran toz pembe elbiseli olan.”

Hemen gözlerimi bahsettiği kişiye çevirince bizim devreden olan dil bölümündeki kızı gördüm. “Ay ama çok sevimli!”

Hemen Özgür’ün kolundan tutup içeceklerin olduğu yere çekiştirdim. “Gidip hemen kızla tanışıp onu dansa kaldırıyorsun.”

“Saçmalama!” diyerek kolunu geri çekti hızla. “Asla olmaz.”

“Hadi ama! Ne zaman tanışmayı düşünüyorsun?”

“Hiçbir zaman?”

Gözlerimi devirdim. “Asıl sen saçmalama. Hadi orada duruyor. Onu dansa davet et. Ne kaybedersin ki?”

Tereddüt içinde kıza baktı. “Sen yalnız kalırsın.” diye beni bahane ettiğinde kulağını tutup çektim.

“Git ve dansa davet et. Hem ben yoruldum gidip oturacağım.” İkna olmayınca sakin bir şekilde gülümsedim. “Ciddiyim Özgür git hadi.”

Sonunda ikna olmuş gibi heyecanla gülümsedi. “Gidiyorum o zaman?”

Kafamı sallayarak onayladım. “Gittim o zaman.”

Arkasından gidişini gülümseyerek izledim. Yerime geçmeden önce kızın dansı kabul edip etmeyeceğini görmek istiyordum. Eğer kabul etmezse Özgür’ü yeniden piste çekip kendini iyi hissedene kadar onunla dans edecektim. Ama neyse ki buna gerek kalmadı çünkü kız utangaç bir gülümsemeyle Özgür’ün uzattığı eli tuttu. Neşeyle kıkırdadım. Çok tatlılardı.

Yerime geçmek için arkamı döndüğümde önüme çıkan bedeni beklemediğimden geriye doğru iki adım attım.

“Selam.” dedi Savaş gülümseyerek. “Çok hoş olmuşsun.”

“Teşekkürler.” dedim nazik bir sesle ve daha fazla konuşmak istemediğim için yanından geçip gitmeye yeltendim ama önümü kesti.

“Benimle dans eder misin?”

Sesli bir nefes verdim. Aslında istemezdim. Bunu söylemek için dudaklarımı araladığımda benden önce bir ses “Etmez. Uza.” dedi.

Arkama dönüp dik dik Savaş’a bakan Meriç’i gördüm.

“Neden bir kere de Rüya’nın konuşmasına izin vermiyorsunuz? Ya Arın geliyor ya sen geliyorsun. Bırakın da Rüya cevaplasın sorduğum soruları bir kere.”

“İstemem.” dedim düz bir sesle. Meriç gibi uza da diyecektim ama kendimi bunun için yoramayacağıma karar verdiğimden sustum. Bir de arkadaşım gibi havalı olamazdım, rezil olmaya gerek yoktu şimdi.

Savaş oflayarak yanımızdan ayrıldığında arkasından bakma gereği bile duymadım.

Meriç “Yılışık olanlardan özellikle nefret ediyorum.” diye homurdandı ağzının içinde. Gülümseyerek koluna girdim.

“Neden Ayça’nın yanında değilsin?” diye sorduğumda suratı asıldı. Gözlerimi pistte gezdirdiğim zaman anladım neden Ayça’nın yanında olmadığını. Çünkü Arın kız kardeşini kolları arasına almış onunla dans ediyordu.

“Biraz seni kullanabilir miyim diye sormaya gelmiştim aslında Kızıl Bela.”

Kaşlarımı kaldırarak arkadaşımın sıkıntılı suratına baktım. “Anlamadım?”

“Arın’dan Ayça’yı geri almak için seni kullanabilir miyim?”

Kıkırdadım. “Ne yapacaksın beni Arın’ın kollarına fırlatıp Ayça’yı mı kaçıracaksın?”

Açıkça alay ediyordum ama arkadaşım düz suratıyla bakmaya başlayınca aslında planının tam olarak bu olduğunu anladım.

“Ya sen köpeğin önüne kemik mi atıyorsun Meriç ya? O ne öyle?”

“Tamam kollarına atmayacağım zaten biz seninle dans ede ede onların yanına gideceğiz sonra da eş değiştireceğiz.” Muzip bir gülümseme dudaklarına yerleşti. “Hem Arın seni görünce bizi unutur.”

Kızaran yanaklarımı görmesin diye kafamı Arınların dans ettiği yöne çevirdim.

“Hadi hadi senin de Arın ile dans etmek için öldüğünü biliyorum. İyi bir fırsat olur.”

Sinirle koluna yumruğumu geçirdim. “Meriç!”

Meriç sırıtarak kolumdan tuttuğu gibi beni piste çekti ama hemen Arın ile Ayça’nın yanına ilerlemek yerine olduğumuz yerde dans etmeye başladık.

“Biraz arkadaşımla dans edeyim önce ama değil mi Kızıl Bela?” diye açıkladı sorgular bakışlarımı görünce.

Gülümsedim.

“Evde durumlar nasıl? Saçlarını boyadığım günden beri tam olarak konuşamadık ama daha iyi görünüyorsun.”

“Evet ben dahi iyiyim gerçekten.” Gözlerim hala takımdaki arkadaşlarıyla gülüşüp konuşan abime takıldı. Meriç’in o gün o halde yanına gidip saçlarımı boyamama yardım edip edemeyeceğini sorduğumda bir kere bile sorgulamadan yanımda olmuş, hayatı boyunca kimsenin saçının boyamamış olmasına rağmen sesini çıkarmadan özenle saçlarımı boyamıştı. Ben de o sırada ruhsuz bir sesle annemle olanları anlatmıştım ona. Sessiz sessiz dinlemişti anlattığım her şeyi. “Ailem bana iyi geliyor.” Gözlerimi ona çevirip sıcacık gülümsedim. “Her zaman yanımda olduğun için teşekkürler Meriç.”

Gözlerini kaçırdı rahatsız olarak. “Sana daha önce de söyledim seni küçük kız kardeşim olarak görüyorum. Her daim yanında olacağım.”

İçim de dudaklarımdaki gülümsemeler kadar sıcacık olduğunda zorla arkadaşımı Arın ve Ayça’nın dans ettiği yere kadar çekiştirdim. “Ben de her daim senin yanında olacağım.” derken Arınların yanına vardık.

“Arın biraz da benimle dans etsene.” diye mızmızlanarak Meriç’in kolunu bırakıp Arın’ın koluna girdim. Ayça’yı da elimle Meriç’e iteklerken “Hadi sen de Meriç ile dans et.” dedim.

Ayça neşeyle sırıtıp yanağıma eğildi ve sert bir öpücük kondururken “Çok sağ ol Rüya!” diye neşeyle cıvıldadı.

Gülümseyerek Arın’ın boynuna kollarımı doladım.

“Çok fenasın melek.” dedi Arın sinirli çıkarmaya çalıştığı sesiyle ama gülümsemesine engel olamıyordu. Ellerini iki yandan belime doladı. “Ama tüm gece seninle dans etmeyi beklediğim için bu fenalığını görmezden gelebilirim.”

Gözlerimi devirdim. “Madem benden dolayı görmezden gelebiliyorsun salar mısın artık bu çocukları? Görmüyor musun ne kadar şirinler birlikte.”

Huysuzca omuz silkti. “Meriç’i sevmiyorum.”

“Of bari bana yalan söyleme.” dedim alayla. “Sen de Kaan da Meriç’i sevmeye başladınız çünkü o çok iyi bir arkadaş.”

Bal gözlerini görüp yüreğimin hoplamasını istediğinden herhalde yüzünü yüzüme yaklaştırdı.

“Yere düşse gider bir tekme de ben atarım ne sevmesi kızım?”

Tabii tabii der gibi gözlerimi kırpıp kafamı salladım. Gayet iyi anlaşıyorlardı, beraber sohbet ettiğimiz bir grubumuz vardı ve sürekli konuşup aynı ortamlara giriyorlardı ama tekme atacakmış. Aynen canım ya.

“Aman aynen.”

Konuyu değiştirmek ister gibi “Tam bir ölüm meleğine benzemişsin.” diye mırıldandı.

“Teşekkürler. Çok uğraşmam gerekmedi.”

Gülerek beni biraz daha kendine çekti. “Belli. Güzelliğin uğruna uğraştırılmayı gerektiriyor zaten.”

Yanaklarım kızardı. Ona abartmamasını söylemek üzereydim.

Ya da tamamen ana kapıldığı hakkında alaycı bir yorum yapacaktım. Ama Arın bana içli bir bakış atıp gözlerini yummasının ardından daha da yakınına girebilirmişim gibi beni biraz daha kendine çekti.

Dans etmeyi bırakmıştık çoktan. Sadece pistin ortasında durmuş birbirimize bakıyorduk. Kalbim sanki daha önce hiç çarpmadığı bir hızla çarpıyormuş gibiydi.

Arın’ın boynuna doladığım ellerinden birini yavaşça aşağı kaydırıp tam kalbinin üstüne yerleştirdim. Sırf onun da kalbi benimki gibi kafayı yiyor mu diye merak ettiğimden.

“Rüya,” derken gözleri parıldadı. Kalbi elimin altında gümleyerek atıyordu. Yutkundum. Kendi adımı daha önce birinden hiç bu kadar içli duymamıştım. “O kadar güzelsin ki yanında olduğum her an bana kendimi bir rüyanın içindeymişim gibi hissettiriyorsun.”

Kalbim durdu.

***

Arın ile dansımız şarkının değişip neşeli bir melodinin çalmasıyla sona erdiğinde çok geçmeden tüm arkadaşlarımız etrafımızda toplandı ve gürültülü şarkı kulaklarımıza dolarken pistin ortasında deli gibi zıpladık.

Hayatım boyunca geçirdiğim en güzel kış balosuydu. O kadar çok gülmüş ve kahkaha atmıştık ki eve döndüğümüzde hala dizlerim titriyor, çenem ağrıyordu.

Hiçbir zaman böyle olacağımızı düşünmediğim insanlarla hayatım boyunca unutamayacağım kadar neşeli bir gece geçirmiştim.

Danstan sonra hazine avı yarışmasına katılmış ama tabii ki yine birinci olmayı başaramamıştık. Kaan ile aynı grubun içinde olup ikimiz de çok hırslanmıştık kazanmak için ama ne yazık ki ikinci olmuştuk. Bizimkiler, özellikle Meriç ile Arın birlik olup bizimle çok fena dalga geçmişlerdi ama aslında azıcık onlar da işe yarasalar kesin birinci olan ekip biz olurduk. Beceriksizler.

Neyse, yeniden sinirlenmeye gerek yoktu cidden. İşin özü ilk defa o gece Kaan ile bir kaos ve kargaşa çıkarmadan ayrıldık. Hatta Kaanların koçu sırf bizimle alay etmek için çıkışta onlara zorluk çıkarmadığımız için bizi tebrik etti dalga geçer gibi. Komik olsa da aşk olsun yani.

Sonraki üç gün o gecenin neşesiyle çabuk geçti ve gün 31 aralığa ulaştığında hala o gecenin anlarıyla neşelenip duruyorduk evde.

Şimdi ise yeni yıla saatler kalmışken ailecek yemek yiyor, sohbet edip gülüşüyorduk. Bin bir yalvarmam ve yakarışımla Enes abi de bizimle yemek yiyordu. Normalde yine bahçe görevindeydi fakat bir yemekliğine bize katılması için amcamın öteki korumalarına Enes abinin görevini alsınlar diye rüşvet teklif etmeye kalkışmıştım. Bana gülmüşlerdi ama olsun. Ben de biliyordum amcamın onlara yüklü maaşlar verdiğini ama şansımı denemiştim ne var?

Her neyse sonra da babama gidip bu isteğimi dile getirince kimseye rüşvet vermeme gerek kalmadan, alacaklarmış gibi sanki, Enes abi de bize katılmıştı.

Onur sesli bir kahkahayla çatalını ağzından uzaklaştırdı ve alay eder gibi Enes abiye baktı.

“Yani Enes abi sen bu hallere düşecek adam mıydın abi?”

Gözlerimi kıstım.

“Ne hallere düşmüş acaba?” diye somurttum. “Sen de o hallerdesin farkındaysan canım.”

Onur üstündeki kırmızı pijamasıyla oldukça komik görünmesine rağmen yine de Enes abiyi işaret etti.

“Solucan sence benim bu saçma şeyi giymemle,” Üstünde hepimiz için özenle seçip aldığım yılbaşı pijamasını işaret etti saçma derken. “Enes abinin giymesi bir mi? Bu adam amcamın yanında racon kesiyor her gün. O kadar racon kestiği adamlar onu böyle giyindiğini görse ciddiye alırlar mı sence onu?”

Enes abi Onur’a yandan ters bir bakış atsa da bana homurdandı. “İşte bu yüzden hiç istemediğim kardeşim gibisin demiştim evladım sana.”

“Ya babacım!” Ailemin tüm üyeleri bana gülerken kaşlarımı çattım. “Güzel değil mi pijamalarımız?”

Babam üstündeki pijamaya tiksinerek baksa bile kafasını kaldırdığında bana sımsıcak gülümsedi. “Çok güzel tabii ki papatyam benim.”

Venüs abla benim dışımda durumumuzdan memnun olan tek kişi olarak sarı saçlarını omzundan arkaya savurdu neşeyle. “Hayatım bunlar güzellikten anlamıyorlar. Baksana ne kadar şık bir şey seçtiğine?”

Kafamı sallayarak onu onayladım. Evin prensesleri olarak ikimize tüylü ve mor renginde çok tatlı iki pijama takımı almıştım. Önünde pofidik mor bir ponponu olan tatlı bir terlik bile almıştım. Ve Venüs abla bayılmıştı tabii ki! Ailemizin erkek üyelerine ise aynı bizim pijamalarımızın tüysüz ve kırmızı renginde olan takımlarından almıştım. Tabii ki herkes ben aldığım için giymek zorunda kalmıştı ama kimse bizim kadar memnun değildi. Gerçi Onur garip bir şekilde bundan keyif almıştı.

“Haklısın Venüs abla.” dedim masadakilere ters bir bakış atarak. “Oysa bir aile olarak ilk geçireceğimiz yılbaşında hepimizin her şeyden memnun olmasını istemiştim.”

Acındırma konuşmamın sonuna bir de içli bir nefes çekince babam, amcam ve abilerim anında savunma moduna geçtiler ve onlara aldığım takımdan ne kadar memnun olduklarını açıklamaya çalıştılar.

“Papatyam tabii ki memnunuz her şeyden babacım benim. Ben bunu çok sevdim artık her gün uyurken giyerim.”

Yani babacım bunu derken kusacak gibi görünmesen inanabilirdim ama neyse ki babamsın ve seni seviyorum.

“Memnun olmayan varsa hemen topuğuna sıkarım abimin papatyası.” Kafasını hemen masanın köşesinde durmuş onun için hazırladığımız tabağı kemiren Sinco’ya eğdi amcam. “Sinco koş silahımı getir!”

Sinco sanki anlamış gibi kuyruğunu sallayarak masadan atladığında “Aman sakın!” diye bağırdım ardından. Şimdi gider yine telefonumu falan getirirdi ay! Travmalarım tetiklendi resmen.

Amcam yüzüme manalı bir bakış atıp tehditkâr bir sırıtışla kafasını salladı. Ona sevimlice gülümseyip kendilerini açıklamaya çalışan abilerime döndüm.

Hemen yanımda oturan Onur “Beğendik işte solucan ağlama.” diye mırıldanıp ekmeğini böldüğünde ona göz devirdim. Ama beğendiğini biliyordum. Yoksa hiçbir güç ona giydiremezdi bunu.

Öteki yanımda oturan Kaan da suratıma ters bakışlar atarak “Harika bir şey bu Kâbus! Tam bir aile gibi görünüyoruz.” deyip ağzının içinde “Ucube ailesi.” diye söylendi.

Bundan zevk alırcasına sırıttım.

“Güzelim sen iste aile olarak çuval giyip yine gelirdik.”

İşte gönüllerin Soylu’su Mert ya! Tek cümleyle diğerlerinin yapamadığını yapıp gönlümü alıyordu hemen. Ona öpücük attım gülerek.

Aslında sevmemekte haklılardı çünkü gidip özellikle absürt bir şey almıştım. Yani aşırı akılda kalıcı da denebilirdi. Çünkü bu ailemiz olarak birlikte geçireceğimiz ilk yılbaşıydı ve bir şekilde herkes için unutulmaz olmasını istiyordum. Ve bunun en kolay yolu onlara istemedikleri ve akıllarından silinemeyecek kadar çirkin bir kıyafet giydirmekti.

Görev başarıyla tamamlanmıştı.

Onların homurdanmalarımı görmezden gelerek ve Enes abiye gülmemeye çalışarak yemeğime devam ettim. İkinci kısım bayağı zorlamıştı beni gerçi çünkü Enes abiyi bu kadar saçma bir şeyin içinde görmek aşırı komikti. Aslında en başta giymek istememişti normal olarak. Fakat omzuma Sinco’yu atıp Enes abinin karşısında beş saat boyunca sevimli sincap bakışımı atınca kabul etmek zorunda kalmıştı. Pişmanlıktan kahrolduğuna eminim.

Yemeğimiz keyif içinde geçerken aslında hepimiz doyalı çok olmuş, tabaklarımız çoktan boşalmıştı. Ama sohbetimiz keyifle aktığı için hiçbirimizin kalkası gelmiyordu. Akşam yemeğini babam ve amcam birlikte hazırlamışlardı ve tabii ki her zamanki gibi sofrayı donatmışlardı.

Gece için de ben ve Mert birlikte tatlı ve yılbaşı temalı atıştırmalıklar hazırlamıştık. Ki bu defa onunla çalışmak çok zordu çünkü neredeyse her an onunla konuşurken ağzımdan abi kelimesi çıkacak gibi oluyordum. Sanırım Onur ve Kaan’ın sürekli etrafımda abi abi diyerek dolaşması yüzünden benim de aklıma takılmıştı artık ve içimden ona Mert yerine abi demek geliyordu.

Bunu yapmamak için kendimi sakinleştirmem gerekmişti çünkü yani fazlasıyla garip geliyordu bu yüzden tamamen yok saymıştım.

Aynı sırada biz Mert ile kendi işimize bakarken Kaan ve Onur da yanımızda boş boş takılmışlardı tabii. Bir de bize engel olmaya çalışmışlardı, Mert ikisini de yaka paça mutfaktan atana kadardı tabii.

“Sevgili Soylu ailesi.” diyerek ayaklandı Onur hepimiziz dikkatini çekmek istercesine öksürürken.

Kaan’ın kulağına eğildim. “Yine halka seslenecek gibi davranıyor.”

Kıkırdadı. “Belki de bu defa Zeynep’le evlenmeye karar verdiklerini açıklayacak.”

Kaşlarımı çatarak doğruldum. “Saçmalama.” dedim kıskançlıkla. Konuşmasına devam etmek üzere olan Onur’un bacağını cimcikledim sinirle.

“Saçmalama!” dedim ona sinirle ama bana şaşkınlıkla baktı anlamayarak. “Kimseyle evlenemezsin.”

Kaan yanımda kahkaha attı sanki sinirimi yeterince bozmamış gibi.

“Ya sen Onur abini mi kıskandın sen kedi?” Eğilip kafamı kolunun altına aldı bir konuşma yapacağını unutmuş bir şekilde “Sen küçük suratınla kıskançlık mı yapıyorsun sen?”

Sinirle suratımı avuçlamaya çalıştığı elini ittirdim.

“Hiç de bile!”

Kaan “Tabii tabii.” diye alay edince masanın altından ona tekme attım.

“Abini kıskanabilirsin babacım sinirlenme bir tanem.”

“Kıskanmadım.” diye çenemi sıktım. Kıskanmamıştım! Ama evlenmesindi yine de.

Mert gülerek göz kırpınca kollarımı önümde birleştirip sırtımı sandalyeye yasladım.

Onur yanağımdan bir makas alıp “Her ne kadar bu hamamböceğinin kıskançlığı hoşuma gitmiş olsa da bahsedeceğim şey evliliğim değil.”

Bana hamamböceği dediği için yine bacağını cimcikledim. Ama umursanmadım.

“Şimdi itiraf vakti.”

“Hayırdır lan sen bir haltlar karıştırınca itiraf etmezsin genelde?”

Amcamın dediği şeyle güldüm. Gerçekten de öyleydi. Onur her zaman ortalığı karıştırır ve kendi isteği dışında ortaya çıkmadığı sürece hep de kendine saklardı.

Onur, Mert’e ters bir bakış atıp “Maalesef buna zorlandım.” dediğinde Mert sırıtarak öpücük attı. Onur’un bu halinden fazlasıyla keyif alıyor gibi görünüyordu.

Babam kaşlarını çattı. “Ne yaptın Onur?”

Onur ellerini önünde birleştirip sırıttı. “Amcamın arabasını bu akşam biraz pert etmiş olabilirim.”

Kaan ile aynı anda heyecanla yerimizde doğrulduk kaosun kokusunu aldığımızdan.

“Benim arabamı pert mi-? Sinco silahımı getir!”

“Sakin ol balım.” dedi Venüs abla fakat o kadar keyifle sırıtıyordu ki amcam sakin olmaktan daha da uzaklaştı o an.

“Sinco!”

“İşte iyi bir şey yapınca karşılığı bu oluyor.” dedi Onur bir de utanmadan.

“Tam olarak iyi ne yaptın evladım?”

“E itiraf ettim Enes abi!”

Kahkaha attım. Bir de o kadar inanarak demişti ki!

“Ama merak etmeyin hazırlıklı geldim.” İki kere sahte bir şekilde öksürdü ve üstünde sanki avukat cübbesi varmış gibi yakalarını düzeltti. “Venüs abla amcam senin patates püreni sevmiyormuş.”

Venüs abla dehşetle gözlerini kocaman açtı.

“Ne?!”

“Afrodit öyle değil-”

“Amca kendini hemen açıklamaya başlamadan önce sen de Venüs ablanın senin kredi kartını en sevdiği alışveriş sitesine otomatik ödemeyle bağladığını bilmen lazım. İstediği her şeyi oradan ödüyor.”

Bu defa gözlerini kocaman açan amcam olmuştu.

“Sen benim patatesimi beğenmiyor musun?”

“Kartımdaki tüm o paralar çalınmamış mı? Tam olarak o kadar pahalı ne istemiş olabilirsin Afrodit?”

O kadar gülüyordum ki yanaklarım ağrımaya başlamıştı.

Onur amcamla karısını kendi halinde bırakıp Mert’e hadi bakalım der gibi bir bakış atıp babama döndü.

“Abim şirketin toplantı odasında Ece ile basılmış.”

“Ne?!”

“Ne?!”

İki ne sorusu da benden çıktı. Babam zavallım şok içinde Mert’e bakakalmıştı.

“İnanmıyorum sana Mert!” diye bağırdım tekrardan. Fakat Mert bunun ortaya çıkmasının imkânsız olduğunu düşünmüş olmalı ki şimdi kıpırdamadan yerinde dehşetle duruyordu. Göz kapakları bile örtünmemişti.

Enes abi yanından sırtına vurdu alay edercesine. “Amcana çekmişsin canım üzülme onlar da böyleler Venüs ile.”

Deniz amcam ve Venüs abla bir kavga etmeyi bıraktı.

“Enes!”

“Enes!”

Normalde kahkahalar atardım buna ama ben de ters ters Mert’e bakmakla meşguldüm. Onur ile ikisi bugün bence beni öldürmek istiyorlardı.

Babam sesli bir nefes verdi acıyla. Ona üzülmedim değil. Evin en akıllısı ve sorumluluk sahibi kişisi olarak üstünde büyük bir yük vardı.

Onur keyifle “Eğer ben batıyorsam herkesi kendimle batırırım.” diye kahkaha attı.

“Kardeşim demeyeceğim ve seni balkondan aşağı fırlatacağım Onur.”

Onur sırıtmaya devam edip hemen yanımdaki Kaan’a döndü. Kaan, Enes abi gibi keyifle gülen tek kişiydi ama sıranın kendisine geleceğini fark edince sırıtışı dudaklarının üstünde dondu.

“Abicim.” dedi Onur neşe içinde. “Bence sen önce Kaan veledi kardeşimizin senin oyun konsolunu kırdığını bil de ona göre kimin balkon meselesi olduğunu tartışalım.”

“Onur abi!”

Onur, Kaan’ın kulağımı patlatan bağırışını umursamadan bana döndüğünde gözlerimi korkuyla açtım. Ben de rahat durmuş değildim tabii ki. Daha dün sabah babamın gömleklerini ütüleyerek ona sürpriz yapmak istediğim için hayatımda hiç ütü yapmamama rağmen elime o ütüyü almıştım. Ve tabii ki daha ilk denememde babamın gömleğini yakmıştım.

Korkunç bir deneyimdi. Ama en korkuncu bu değildi ne yazık ki. Çünkü en korkuncu Onur’a yakalanmış olmaktı.

Yüzüne tatlı tatlı bakmaya çalıştım beni de ifşalamasın diye ama daha az önce kendisi demişti ‘Eğer ben batıyorsam herkesi kendimle batırırım.’ diye. Bu yüzden umutsuzlukla yutkundum.

Ama Onur kıyamıyormuş gibi yüzüme gülümseyerek bakıp çenemi okşadı yavaşça.

“Bu solucan zaten tatlı bir bela. Onun sadece varlığı bile ortalığın karışmasına neden oluyor.” diye bana laf atmış olmasına rağmen ona karşı içim sıcacık oldu şaşkınlıkla. Beni de ifşalamamıştı!

Onur elini çenemden çekip babama döndü ve cübbesini çıkarıyormuş gibi yapmadan önce “Söz sizde sayın yargıç.” diye keyifle şakıdı.

Ondan sonrası… şey, kesinlikle tam bir kaos ortamıydı. Babam önce kime bağırması gerektiğini bilmiyormuş gibi herkese aynı anda bağırmaya çalıştı. Amcam ve Venüs abla aralarında tartışmaya devam ederken Kaan kendini Mert’e, Mert de kendini babama açıklamaya çalışıyordu.

Ama amcamın arabasını perte çıkardığını söyleyen Onur sanki her şeyin ilk suçlusu o değilmiş gibi kolunu omzuma atmış yüzüne yerleştirdiği kocaman gülümsemesiyle yine çenemin kenarını okşuyordu.

Ben ve Enes abi ise kahkahalarla kafamızı masanın bir ucundan öteki ucuna çevirip duruyorduk.

Sinco da silahı bulamamış olacak ki anında bu kargaşaya çekilip amcamın üstüne atlamaya çalışınca her şey daha da karmaşık bir hal aldı.

Tek yaptığım kahkahalar atarak ailemi izlemek oldu ve bu an onlarla ilk kez geçireceğim yılbaşını benim için kesinlikle unutulmaz kıldı. Hiçbir zaman yeni bir yıla girmek için bu kadar istekli olmamıştım ama şimdi her yeni yıla ailemle girebilmek için ortaya varımı yoğumu koyardım. Gülümsedim.

İyi seneler bize!

 

 

 

***

Mutlu seneler hepimize!

Yeni yılınız kutlu olsun ballarım benim! Umarım hepiniz sağlıklı, mutlu, bereketli ve istediğiniz güzelliklere sahip yeni bir sene geçirirsiniz ve umarım ki dilekleriniz yerine gelir. Yeni yıla bu şekilde girmek benim için çok anlamlı bu yüzden sizlere çok teşekkür ederim. Hep yanımda oldunuz, destekçim oldunuz, devam etmemdeki hevesim oldunuz. Hepinizi ayrı ayrı seviyor ve öpüyorum.

 

Bölümü beğendiniz mi?

Soylu kardeşlerini seviyor musunuz?

Rüya’nın Demir ile barışması?

Kaan’ın sonunda cezalarına af alması?

Kış balosu?

Arın ile Rüya ilişkisi?

Meriç ile Ayça ilişkisi?

Rüya’nın Meriç ve Özgür ile olan arkadaşlığı?

Yılbaşı gecesi?

Soylu ailesi hakkında neler düşünüyorsunuz?

Onur’un tüm ortalığı karıştırıp kenara çekilmesi?

Onur’un Rüya dışındaki herkesi ispiyonlaması ama Rüya’ya kıyamaması?

Rüya’nın Mert ile Onur’u kıskanması?

Deniz, Venüs, Sinco ve Enes’in ara ara hikâyeye dahil olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Yeniden mutlu yıllar diliyorum ballarım.

Cuma günü yeni bölümde görüşene dek kediniz ve umudunuz bol olsun -kırmızı kalp, siyah kedi-

 

Sonradan eklenen not: Arkadaşlar instagram hikayeye balo salonunun iç tasarımını, Kaan Arın ve Rüya'nın baloda giydiği kıyafetleri temsil eden fotoğrafları paylaştım bakabilirsiniz <333

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 31.12.2025 23:44 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...