38. Bölüm
Büşra Soyalp / KIZIL SAÇLI KARA KEDİ / Bölüm 33

Bölüm 33

Büşra Soyalp
bkuzgun

Ayayayyyy selamlarrrr ballarımmmm <3

Uzun zamandır görüşmemiş gibi hissediyorum. Umarım iyisinizdir ve bölüm için heyecanlısınızdır.

Medyada Arın ile Rüya var. Yerim onları çok tatlılar.

Bölüm sonunda uzun uzun konuşacağız o yüzden sizi çok tutmuyorum ama LÜTFEN OY VERMEYİ VE YORUM YAPMAYI EKSİK ETMEYİN. Okunmaya göre oy ve yorumlar çok düşük, burada gerçekten emek yatıyor lütfen biraz karşılık görüp büyümemize yardımcı olun. Gerçekten en azından oy vermek o kadar zor bir şey değil. Rica ediyorum.

Bölüm sonunda kavuşalım kara kedilerim.

Keyifli okumalar <3<3<3

***

 

 

 

“Sen benim kardeşimi- Lan!”

Kulağıma dolan sesin sahibinin kim olduğu kafama dank etmesiyle dehşetle kendimi anında geri çektim. Arın da şok olmuş bir yüz ifadesiyle doğrulurken Kaan sinirle aramıza girdi ve tek bir kelime bile etmeden Arın’ın suratına yumruğunu geçirdi.

“Ay!” diye çığlık atarak istemsizce geriye doğru iki adım attım. “Kaan ne yapıyorsun?!”

Kaan beni umursamadan Arın’ın yakasından tuttuğu gibi bir yumruk daha geçirdi en yakın arkadaşının yüzüne. Arın bu defa yere düştü. Telaşla öne atılıp Kaan’ın kolunu tutmaya çalıştım. “Saçmalama dur!”

Kaan beni hafifçe geriye itekleyip yeniden Arın’a yöneldiğinde soyunma odasından birkaç takım arkadaşı çıktı. Tanıdık yüzü görünce anında ona yöneldim.

“Alper ne olur durdurun Kaan’ı bir şey yap!” diye serzenişle yükseldiğimde cümlemi bitirmeme kalmadan Alper Kaan’a yönelmişti bile.

Ellerimi sıkıntıyla saçlarımın arasından geçirdim ve Alper’in koç gelmeden Kaan’ı geri çekmesi için dua etmeye başladım. Ve Arın’a bir şey olmaması için.

“Sana inanmıyorum!” diye bağırışı geldi kulağıma Kaan’ın. Öfkeden sesi titriyordu. Ayaklanmış Arın’ı tutmuş bir yumruk daha savurmak için çabalıyordu ama Alper ve takımdan iki kişi onu tutmaya çalışırken pek mümkün olmuyordu. Dolan gözlerimi kırpıştırarak ağzındaki kanı tüküren Arın’a baktım. Kaşının kenarı biraz yarılmış ve elmacık kemiğinin kenarı kızarmıştı. Oralarda pek bir şey yoktu ama dudağının ortası çok fena kanıyordu.

“Dursana lan! Ne vuruyorsun hemen oğlum?!” diye bağırdı Arın bu defa sinirle. Kaan’ın üstüne yürüyecekken takımdan diğer iki kişi onun önüne geçti.

“Benim kardeşimi öpüyordun lan sen!”

Kaan’ın koluna uzanmaya çalıştım. “Kaan lütfen.” dedim ağladı ağlayacak gibi çıkan sesimle. “Maç başlayacak birazdan lütfen.”

“Benim kardeşimi nasıl öpersin sen?!”

Tekrardan en yakın arkadaşına saldırmaya çalıştığında Kaan’ın önüne atlayıp ikisinin arasına geçtim. “Kaan ne olur saçma sapan davranma. Salih hoca gelecek şimdi. Maç başlayacak. Gidelim Kaan!”

Yine umursanmadım. Alper yüzünü buruşturarak ileri atılmaya çalışan Kaan’ı geri ittirdi.

“Benim kardeşim ya!” diye bağırdı Kaan. Koridorun sonundan biraz hareketlenme fark edince kalbim telaşla attı. Acilen bu kavgayı ayırıp gitmemiz gerekiyordu.

“Siz kardeş çıkmadan önce âşık oldum lan ben Rüya’ya!”

Kaan ile ikimiz bu ani ve beklenmedik itiraf karşısında aynı anda birbirimize kilitlendik. Ben şokla gözlerimi kocaman açmışken Kaan da dehşetle kaşlarını kaldırmıştı. Arın’a sırtım dönük olduğundan yüzünü göremiyordum ama sessiz küfredişi kulaklarıma geldi. Kaan artık hareket etmediği için Alper ve diğer çocuk kardeşimi bıraktıklarında yapmam gereken şeyin Kaan’ın şaşkınlığından faydalanıp onu buradan zorla götürmek olduğunun farkındaydım ama ben de şaşkınlıktan donup kalmıştım.

Siz kardeş çıkmadan önce âşık oldum lan ben Rüya’ya!

Arın’ın az önce bunu dediğine inanmıyordum. Arın’ın bana aşık olduğuna inanamıyordum. Bana ilgisi olduğunu anlamıştım, bir zahmet yani ama aşık olmak? Mümkün değildi, olamazdı.

Kaan girdiği transtan çıkmış gibi gözlerini kırpıştırıp aslında benim ona yapmam gereken şeyi yanıma gelerek o yaptı. Onun dibinden her ihtimale karşı ayrılmayan arkadaşlarını ittirip yanıma geldi ve serçe parmaklarımızı birbirine doladığı gibi beni çekerek kendiyle birlikte yürümeye zorladı.

Arın’ın yanından geçerken adımlarını yavaşlattığında gözlerimi bal rengi gözlere kaldırdım. O da bana bakıyordu zaten. Öyle içli, öyle dolu dolu.

“Rüya…” diye mırıldandı hüsranla. Bana olan aşkını, hala inandığım bir şey değildi, bana değil de abime yapmış olmanın hüsranıydı sanırım yüzündeki. Üstelik ben onu öpmüşken, üstelik o da bana karşılık vermişken.

“Geri bas lan. Konuşma kardeşimle.” Kaan omzundan ittirip en yakın arkadaşına daha önce baktığını hiç görmediğim bir öfkeyle baktı. “Bundan sonra onun yüzüne bile baktığını görmeyeceğim.”

“Kaan dinle bak-”

Ama Kaan dinlemedi. Arın’ı ittirip bizi ondan uzaklaştırdı öfkeyle.

İkimizi de çekiştire çekiştire sahanın girişindeki tribünlere sürükledi. Tüm bu süre boyunca da ağzından küfürler, homurdanmalar ve sinirlenmeler eksik olmadı.

“Şerefsiz, it! Benim kardeşime aşıkmış! Hadi lan oradan!”

Şerefsiz, it, diye tekrar ettim kendi kendime. Bana aşıkmış. Hadi lan oradan.

“Neden?” diye sordum sessiz bir mırıldanmayla. “Birinin bana aşık olması çok mu saçma olur?”

Ters ters yüzüme baktı. “Rüya saçmalayıp sinirimi daha da bozma ne alakası var? Sadece Arın’ın dediği gibi bir şey olsa ben bilirdim değil mi? Bana anlatırdı.” Ağzının içinde homurdandı. “Bana anlatırdı.”

Kaan’ın sinirli yüz ifadesinin altında yatan ihanete uğramışlığa baktım. Bizi öyle görünce sinirlenmişti evet ama sanırım Arın’ın hislerinden kendisinin haberinin olmamasına bir tık daha öfkeliydi. Sahi Arın nasıl olur da bunu en yakın arkadaşına bile söylemezdi? Hayır, inanması güçtü.

“Çocuğun yüzünü mahvettin.” dedim kinle. Eğer ona yakalanmamış olsaydık çok güzel bir an yaşamış olacaktık. Belki Arın o zaman itiraf edecekti bana benden hoşlandığını. Kaan karşısında onu öldürmeye çalışırken öfkeyle söyleyerek olmayacaktı belki.

Kaan atabileceği en ters bakışla gözlerime baktı.

“Bana bak Kâbus zaten sinirlerim tepemde. Geri dönüp ağzıyla burnunu yer değiştirmemek için kendimi çok zor tutuyorum bir de sen beni sınama abicim!”

Kızgın kardeşimin kolunu tutup onu zorla durdurdum ve önüne geçtim. “O senin en yakın arkadaşın.” dedim anlasın diye her kelimenin üstüne basa basa.

“Sen de benim kız kardeşimsin.” dedi o da aynı benim gibi her kelimeyi bastırarak. “Bundan sonra Arın’la asla konuşmuyorsun.”

Şaşkın bir nefes döküldü dudaklarımdan. “Kaan saçmalama-”

“Rüya asla konuşmuyorsun dedim.”

Şimdi aşırı öfkeli olduğu için sustum. Çok öfkeliydi bu yüzden olanları içinde sindirsin ve dediklerim onu daha da alevlendirmesin diye sessiz kaldım. Ama kabullenmediğimi gösterircesine gözlerimi yüzüne diktim.

“Asla Rüya.” Kafasını eğip dudaklarını saçlarıma bastırdı. “Meriçlerin yanına git. Maçtan sonra da direkt yanıma gel. Sakın Arın piçinin yanına gitme.”

Gözlerimi devirdim. “İyi şanslar.” dedim söylediği her şeyi duymazlıktan gelerek. Uzanıp üzgün suratımla yanağına öpücük kondurdum.

“Görüşürüz Kâbus.” dedi o da canı sıkkın bir şekilde. Ve o sahanın kenarındaki koçun yanına ben de tribünlere giderken ayrıldık. Bu hiç hayal ettiğim bir maç günü olmuyordu.

***

“Neredesin sen? Neredeyse maç başlayacak.”

Arkadaşımın yüzüne üzgün bir bakış atıp yanındaki boşluğa oturdum.

“Bir şey mi oldu?” diye sordu Meriç’in kolunun altında keyifle oturan Ayça. Özgür de onun öteki yanındaydı. Gözlerim istemsizce doldu sorusu karşısında. Evet oldu, abim benim yüzümden senin abini dövdü.

Meriç yüzümdeki ifadeden bir şeyler olduğunu anlayınca kaşlarını çatarak yerinde doğruldu. “Güzelim ne oldu?”

“Kaan ve Arın kavga ettiler.” dediğimde sesim titredi.

Şimdi Ayça ve Özgür de meraklanmış endişelenmişlerdi. “Neden? Ne oldu?”

“Arın ile beni öpüşürken gördü.”

“Oha!”

“Şaka!”

Heyecanla bağıran ikilinin aksine Meriç baygın bir sesle “Aptal değilse görmeden anlaması gerekirdi zaten.” dediğinde dudaklarımı büzdüm.

“Of böyle demeyin. Çok kötü kavga ettiler.” Burnumu çektim. “Daha doğrusu Kaan Arın’ı dövdü, çok kötü oldu çok.” İçli bir nefes aldım üzüntüyle. “Hepsi benim yüzümden.”

Ayça endişeli bakışlarıyla maçın başlamak üzere olduğu sahaya baktı. Kaan aşağıdaki yerini almıştı ama Arın henüz yoktu. “Ben bir abime bakayım.” diyerek ayaklandığında Ayça’nın arkasından sessizce gidişini izledim.

“Niye senin yüzünden?” diye sordu Meriç Ayça gider gitmez. Yanaklarım yanmaya başladı. Hayatımda ilk defa bu konular üzerinden bir harekette bulunayım demiştim ama onu da elime yüzüme bulaştırmıştım. Resmen en yakın iki arkadaşın küsme sebebi olmuştum.

“Rüya?”

Ofladım. “Çünkü Arın’ı ben öptüm!” Sesim fısıltı gibi çıkmıştı. Özgür de Meriç de söylediğim cümle karşısında şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Al işte. Onlar da benden böyle bir şey beklemiyorlardı ki. Benim neyimeydi zaten böyle bir işe kalkışmak. Bir kez daha ofladım.

“Rüya balım sen neymişsin ya!” diye neşeyle yükseldi Özgür. Arkadaşıma yandan ters bir bakış attım ama bunu umursamadı aksine benimle dalga geçmeye devam etti. “Ne yaptın dan diye çocuğun üstüne mi atladın?”

Utançla gözlerimi kaçırdım. Basbayağı öyle yapmıştım çünkü. Of ya of!

“Gerçekten öyle yapmış!”

Özgür’e uyduğuna şaşırdığım Meriç’e döndüm ‘Sen de mi Brütüs?’ der gibi bir bakış attım. Omuz silkti.

“Senin bu kadar atılgan olduğunu bilmiyorduk.” diye de üstüne benimle alay edince ikisine de içerlenerek kollarımı önümde birleştirdim. Ben zaten burada utanç ve üzüntü içinde kıvranıyordum ama en yakın arkadaşlarım benimle dalga geçiyorlardı.

“Tamam tamam küsme kız şaşırdık sadece.”

Omuz silktim Özgür’e somurtarak.

Acaba Arın nasıl olmuştu? Kaan çok sert vurmuştu ya. Dan dan diye yapıştırmıştı çocuğun yüzüne acımadan. Hem ne olmuş ki yani beni öptüyse, yani ben onu öptüysem. Hem ona sinirlenmiş hem de Arın’ın itirafına içerlemişti. Bana anlatırdı diye söylenmişti bir sürü. Of of! Nasıl barıştıracaktım şimdi ben bu iki deliyi? Hadi Kaan Arın’a sinirliydi de acaba Arın’ın duygu durumu neydi? O da öfkeli miydi? Ya da onu bırakıp Kaan ile gittim diye kızmış mıydı bana?

Üstelik ne demişti o? Ben Rüya’ya siz kardeş çıkmadan önce aşıktım. Tam olarak ne zaman kadar öncesinden bahsediyordu? Ve ne demek bana aşık olmak? Nasıl bana aşık olabilirdi? Hem de bu kadar uzun süredir!

“Güzelim üzülme.” diyerek kolumu dürttü Meriç ciddi bir sesle. Yandan alınmış bir bakış attım. Dalga kaldıramayacak bir halde olduğumu anlamışlardı neyse ki. “Düzelir araları. Kaç senelik arkadaşlar bozulur mu sanıyorsun sen?”

“Umarım.” diye mırıldandım sessiz sessiz. Umarım Meriç’in dediği gibi olurdu. Ama ilk defa Kaan’ı böyle görmüştüm. Kolay kolay öfkesi dinecekmiş ya da barışacakmış gibi görünmüyordu.

Gözlerimle sahayı taradığımda abimi takım arkadaşlarının toplandığı yerde onlarla birlikte durmuş düşünceli bir şekilde ayağıyla yeri eşelerken gördüm. Dudaklarım üzgünce büküldü. Ya ama çok üzülmüştü o da ya. Ağlayacaktım cidden ama.

Kulaklarımın yan tarafımdan tanıdık bir ismi seçmesiyle kaşlarımı çatarak sesin geldiği yöne döndüm.

“Kaan Soylu pek mutsuz duruyor bugün.” dedi saçlarına şaşkınlıkla baktığım kız. “Belli ki yine her zaman yaptığı gibi etrafındaki insanları canlarından bezdirecek.”

Pembe saçlı kız elinde tuttuğu tüylü mikrofonu dudağına yaklaştırmış kendi kendine konuşuyordu. Kaan’dan kinle bahsetmesine şaşırmak istedim ama saçları o kadar güzel ve ilgi çekiciydi ki kızı açık açık inceleyerek “Vay canına.” dedim hayranlıkla. Üstünde okulumuzun forması vardı. Gözleri hızla sahayı tarıyor takımdaki çocuklar hakkında yorumlar yapıyordu mikrofona doğru, maçın nasıl ilerleyeceği hakkında yorumlar. Ve hiçbirine de Kaan’a yaptığı gibi kinli söylemlerde bulunmaması gözümden kaçmadı.

Sözünü kesiyor olmayı umursamadan “Saçların muhteşem görünüyor.” dedim sesli bir şekilde. Lafını yarıda keserek bana döndü. Yeşil gözlerindeki şaşkınlığı seçtim.

“Rüya Soylu.” dedi mikrofonunu hafifçe indirerek. “Tribünlerin bu tarafında olman şaşırtıcı. Görmeyi beklediğimiz hareketler değil.”

“Bu konu hakkında bilgi sahibi olman tuhaf ve rahatsız edici.”

Güldü. “Teşekkür ederim. Bu rengi tutturmak için çok uğraştım.”

“Efsane olmuş. Nasıl olur da seni daha önce okulda fark etmem?” diye sordum saçlarını işaret ederek. Toz pembe bir renkteydi ve anında ilgi çekiyordu. “Üstelik beni tanıyorsun.”

Mikrofonunu öteki eline alıp boştaki elini bana uzattı. “Ben Efes.” diye kendini tanıttı. Kıvrımlı dudaklarında naif bir gülümseme yerleşmişti. “Daha önce normal bir sarışındım.”

Uzattığı elini sıktığımda “Ayrıca seni ve gıcık abini okulda tanımayan yok.” diye ekledi. Gıcık abime uzaktan içli bir bakış attım. Koçla konuşuyordu. Ve Arın da hala ortalıkta görünmüyordu.

“O kadar da gıcık değil.” diye inkâr ettim hemen. “Tanısan seversin, iyi çocuktur.”

Tek kaşını kaldırdı. “Bunu sen mi söylüyorsun? Kardeş çıktığınız için kendini üzüntüden bir yerlerden atarsın sanıyorduk biz.”

Kıkırdadım. “Arada hala yapmayı düşünmüyor değilim.” Gerçekten de insanı bazen canından bezdiriyordu sarı çıyan. Soylu ailesinin bir üyesi olarak onu balkondan sallandırma isteği içimde çoğu zaman kıvransa da o benim abimdi. Kardeşimdi. Ve onu seviyordum, ayrıca çok iyi bir abiydi. Hem de ondan beklenmeyecek kadar iyiydi. “Ama kendini yansıttığı gibi pisliğin teki değil.”

“Rüya yayındasın biliyorsun değil mi?” Dehşetle gözlerimi kocaman açtım. Ne demek yayındaydı? Gözlerim kucağındaki bilgisayara ve elindeki mikrofona düştü. Kayıt yapmıyor muydu, canlı yayın mı yapıyordu? “Herkes seni duyuyor.”

“Aşırı gıcık birisi.” dedim hemen sinir bozucu bir hızla. “Dünyada görüp görebileceğin en gıcık kişi falan olabilir o derece gıcık. Aaa yayında mısın? Ne yayını ya hiç fark etmemişim?”

Yalancı tepkime karşılık güldüğünde kendimi tutamadan ben de gülümsedim. Herkesin içinde abimi övecek değildim, insanlara karşı ona sövmeyeceksem neden kardeşim çıkmıştı?

“Okulun basketbol maçlarını yorumluyorum. Bazen takımdakilerle sohbet ediyoruz. Kuzgun.com adresinde tüm yayınlar var. Sen karşı takımı desteklerken bu taraftan kaçırdığın şeyleri açıp dinleyebilirsin.”

“Ben Kaan’a gıcıklık olsun diye karşı takımın yanında oluyordum bir kere!” diye homurdandım. Galiba böyle bir şey yapmama bir Kaan bu kadar alınganlık ediyordu şimdi bir de Efes. Koç bile bu konu hakkında dalga geçmek dışında bir şey demiyordu.

“Abi kardeş olunca da buralara geri döndün anlaşılan.”

“Bana, attığı her basketin bana ithafen olacağını söyledi yani dönmesem ayıp olurdu.”

Bu cümlem yüzünde küçük bir gülümseme oluşturdu. Etkilenmiş gibiydi ama bir parça şaşkınlık da vardı. Kaan’a karşı niye kinli olduğunu merak ettim.

“Kaan’ı neden sevmiyorsun? Onun hakkında olumsuz yorumlar yaptığını duydum.”

Gözlerini devirdi nefes vererek. “Çünkü dünyanın en gıcık insanı. Ve pisliğin teki.”

“Hayır değil!” diye savunuşum benden çıkmasını beklemediğim bir serzenişle döküldü dudaklarımdan.

“İnan bana kesinlikle öyle.”

Somurttum. Tamam gıcık olabilirdi ama pislik değildi kesinlikle. Alıcı bir gözle Efes’i süzdüm yavaşça. Bu kadar sinir olduğuna göre kesinlikle aralarında bir şey geçmiş olmalıydı. Tamam Kaan insanları uzaktan da sinir edebilecek bir kapasiteye sahip bir çocuk olabilirdi ama kimseyi uzaktan bu kadar sinirlendiremezdi bence.

“Size demiştim sevgili Kuzgun takipçileri. Kaan Soylu kesinlikle mutsuzluğuyla insanların canından bezdirecek. İşe en yakın arkadaşı ve takım arkadaşı Arın Ölmez ile başladı bile.”

Kafamı o kadar hızlı sahaya çevirdim ki boynuma ağrı girdi. Ama umursamadan gözlerimle Arın ile Kaan’ı aradım. Bulduğumda hüsranla yerimde doğruldum. Aynı zamanda Meriç de fark etmiş gibi kolumu dürttü göstermek için ama gözlerim çoktan yine burun buruna gelmiş ikilideydi.

Tartışıyorlardı. Ama neyse ki bu defa havada uçuşan yumruklar ve bağırışlar yoktu.

“Cidden fena bozulmuş görünüyor Kaan.” diye bir yorum yaptığında içimi rahatlatan Özgür’e “Çok sağ ol ya.” dedim kinayeyle.

İlgimi yeniden sahaya çevirdiğimde Kaan’ın Arın’ı omuzlarından ittirdiğini gördüm. Neredeyse ayaklanıp koşarak sahaya inmek üzere hareketlenecektim ama neyse ki benden önce koç ikisinin arasına girmiş ve onları azarlayarak ayırmıştı. Kaan uzaklaşsa da öfkeli bir bakış atmayı ihmal etmedi. Omuzlarımı düşürdüm.

“Hallederiz.” Meriç sakince gülümseyerek yanağımı sıktı. “Sonsuza kadar kavgalı kalmayacaklar. Gerekirse ikisini bir odaya kilitleriz.”

Boğuk bir gülüşle “Bu sinirle birbirlerini öldürebilirler.” dedim.

“Doğru. O zaman onları bağlarız ve zorla aynı odada tutarız. Bağırmaktan başka bir şey yapamazlar.”

Meriç’e minnetle gülümseyerek kafamı omzuna yasladım. “Gerçekten mi?”

“Tabii ya. Hem o sırada Arın’a resmi olarak Ayça ile çıkmaya başladığımızı da söyler iyice delirtirim.”

Kıkırdadım. “Çok fena bir çocuk oldun çıktın bak.”

“Senden öğrendim.”

Meriç’in söyledikleri içimi az da olsa rahatlattı. Bu yüzden başlayan maçı izlerken artık ağlayacak gibi hissetmiyordum. Ama Ayça Arın’ın yanına gidip Arın’ın gelmesine rağmen hala yanımıza dönmemişti. Belki de yakında olmak için aşağı tarafta bekliyordu. Acaba ben de mi inseydim?

Daha en baştan Kaan Arın’dan top çalıp sahanın öteki tarafına koşturduğunda kafamı Meriç’in omuzundan kaldırıp yerimde doğruldum. Arın arkasından bağırdı öfkeyle ama oyuna devam ettiler.

“Kendi takım arkadaşından bile top çalan Soylu bugün oyuna hızlı bir giriş yaptı.”

“Ölmez’in attığı pasla Candan’ın potaya deliksiz attığı üçlük bizi yeniden öne taşıyor. Soylu’dan çalınan topla karşı takımın aramızdaki farkı açmasından sonra iyi bir hareket oldu.”

“Karşı takımdan bir top çalış ve uzun bir cemşat geliyor. Soylu’nun agresif tavırları takımı kötü etkiliyor.”

Maç Efes’in yanımda tüm oyunu anlatmasıyla izleyerek geçti. Sanki bir spor yorumcusundan dinleyerek maçı seyrediyordum. Arada Kaan’a laf sokan cümleler kursa da genel olarak maçı güzel özetliyordu. Araya kendi yorumlarını katmayı da ihmal etmiyordu.

Maçın bitimine saniyeler kala Alper’in attığı çengel atışla heyecanla ayaklandık hepimiz tribünde. Eğer girerse maçı alıyorduk.

“Ve…” dedi Efes hepimiz gibi heyecanla yerinde doğrularak. Top potaya girdi. Sevinç çığlığıyla yerimde zıpladım. “Galibiyet atışı Saran’dan geliyor. Ailemizin gururu canım kardeşim. Bu maç da galibiyetle sonlanıyor sayın dinleyiciler.”

Şaşkınlıkla Efes’e baktım. “Alper senin kardeşin mi?” diye sordum o gürültünün içinde ama beni duyabildi ve gülümseyerek “İkizim.” dedi. Ardından herkes neşeyle sahaya doluşurken eşyalarını hızla toparladı. Ona hoşça kal diyemeden Meriç uzanıp kolumdan tuttu ve kalabalıkta ezilmeyeyim diye beni kendi ile Özgür arasına çekti.

“Sağ ol.” dedim düşünceli arkadaşıma küçük bir gülümsemeyle. Ardından gözlerim yine endişeyle sahaya döndü. Ama aradığım iki kişiyi de göremedim. Sesli bir iç çekiş dudaklarımdan döküldü. Maçı kazanmıştık evet ama kimsenin galip hissettiğini sanmıyordum.

***

“Bir de yüzsüz yüzsüz karşıma geçmiş konuşalım diyor!”

“Ya ben seninle ne konuşayım it! Bunca zamandır konuşmamışsın ne konuşacaksın?”

“Oğlum ben seni kardeşime yaklaştırır mıyım be?”

“Ay yeter!” diye bağırdım dayanamadığım noktaya sonunda geldiğimde. Okuldan çıktığımızdan beri söyleniyordu. Homurdanıyordu. Kendi kendine yükselip bağırıyordu. İçim şişmişti! “Kafamın içi davul gibi oldu sus artık!”

“Ne demek sus artık Kâbus?” Eve varmamıza birkaç dakikalık mesafe kalmışken yolun ortasında durup önüme geçti. “Görmüyor musun o şeref yoksununun ne yaptığını?”

Gözlerimi devirdim. Daha bu sabaha kadar da birbirlerine hayatım, balım diye geçiniyorlardı ama şimdi şeref yoksunu olmuştu. “O hiçbir şey yapmadı.” dedim dişlerimi birbirine geçirerek. “Çocuğu kötüleyip durma.”

“Seni öptü!”

“Ya ben onu öptüm!”

İtirafımla gözleri kocaman açıldı. Kızaran yanaklarımı görmesin diye onu ittirip yanından geçtim. Anında peşime takıldı.

Sen mi onu öptün?”

“Evet.”

“Neden?!”

Acıklı sesiyle sinirlerim bozulduğundan güldüm kendimi tutamayarak. Söylediğim şey sarı çıyan abim için o kadar inanılmaz bir şey gibi gelmişti ki suratından şaşkınlık akıyordu. Hayır bir de kendisi safın teki olduğundan son zamanlarda Arın ile aramızda garip bir gerginlik olduğunu bile anlamamıştı. Şimdi ondandı bu şok olması. Gerçi ben bile kendime şok olmuştum. Gülümser gibi oldum. Arın da şok olmuştu.

Ama onunki güzel bir şaşkınlıktı, hissetmiştim. Benden böyle bir karşılık hiç beklemediğinden şaşırmıştı ama kendine geldikten hemen sonra sanki uzun zamandır bunu bekliyormuş gibi beni kendine çekişi aklımı kaybedecek gibi hissetmeme neden olmuştu.

Ve bugün Kaan gelmeden önce fark ettiğim hislerim… Ben resmen ondan hoşlanıyordum. Kabullenmesi zordu. Sonuçta Arın’dan bahsediyorduk. Son zamanlara kadar arkadaş bile sayılmazdık.

“Ya neye gülüyorsun öyle leylaya dönmüş gibi? Kâbus bak elim ayağım titriyor yemin ederim.”

“Of Kaan!” diye bağırsam da ölçer gibi yüzüne uzun uzun bakmaktan kendimi alamadım. “Sana söylersem çok kızarsın.”

Kaan bunu duyduktan sonra olduğu yerde durup yüzüme baktı baygınca. Gergin bir şekilde gözlerimi kaçırdım. “Ne yaptın geri zekalı? Yeterince derdim yokmuş gibi.” Karşıma geçip ellerini iki yanağıma yerleştirdi. “He abisinin tatlı rüyası. Söyle. Söyle çıldırt abini ne yaptın?”

“Ben bir halt yedim galiba.” Kaan söyle der gibi yüzüme uzun uzun bakınca dayanamayıp gözlerimi yumdum ve bir çırpıda “Ben Arın’ a aşık oldum.” dedim.

Uzun bir sessizlik etrafımızı sardığında bile gözlerimi açmadım. Kaan buna ne tepki verirdi emin olamıyordum bu yüzden sessizce durmaya devam ettim.

“Şaka herhalde?”

Yavaşça gözlerimi açtığımda sarı çıyanın yüzünde psikopat bir gülüş vardı. Ruh hastalıklarına sahipmiş gibi deli deli bakıyordu yüzüme. Ellerini yüzümden çekti. “Şaka değil mi?”

“Ya Kaan ne şakası ya? Sana diyorum gittim çocuğu öptüm.” Ellerimi iki yana kaldırdım hayretle. “Sence şaka gibi mi duruyor?”

Küçük mızmız bir oğlan çocuğu gibi ayaklarını yere vurup “Hayır ya!” diye bağırdı ağlamaklı bir şekilde. “En yakın arkadaşım ve kız kardeşim! Bu bir kabus olmalı!”

“Ya neden bu kadar abartıyorsun?” Tüm mızıldanmalarını bir kenara bırakıp atabileceği en dik bakışı attı. Şirince gülümsedim. “Ne olmuş ki sanki?”

“Hayır.” dedi kendi kendine. Eyvah. Galiba Arın ile istemeden bir olup delirtmiştik çocuğu. Deli bakışlar yeniden gözlerimi buldu. “Arın’la görüşmeni kesinlikle yasaklıyorum!”

Kahkaha attım. “Senin bu bana bir şey yaptırabilirmişsin gibi tavırların yok mu?” Bir kahkaha daha fırladı dudaklarımdan. Uzanıp omzunu ittirdim şakasına. “Ay sarı çıyan ya çok güldürüyorsun beni.”

Sevgili abimi yeniden ardımda bırakıp adımlamaya devam ettim. Evin önüne varmış sayılırdık, birazdan bahçeye girecektim. Ama Kaan’ın arkamdan gelmediğini fark edince giriş kapısının önünde duraksayıp kafamı omzumun üzerinden arkaya çevirdim. “Gelmiyor musun abicim?” diye sordum sevimli bir sesle.

Olduğu yerde kalakalmış sarı çıyandan düşmanca bir bakış kazandım. Ağzının içinde homurdanarak yanıma geldi. Huysuz adımları yere sert basıyordu. Yanıma geldiğinde yeniden ters bir bakış atıp yanımdan geçti. Somurtuşlarına sırıttım ve onu takip ettim.

“Asıl sinirlendiğin şeyin bizi öyle görmüş olman olduğunu sanmıyorum.” Yüzüme bile bakmasa da konuşmaya devam ettim. “Tamam ona da sinirlendin yani zavallı çocuğun yüzünü dağıttın.”

“Oh iyi yapmışım. Ayrıca şuna zavallı deyip durma Kabus. Keşke biraz daha dövseydim piçi.”

“Ama sonrasında asıl öfkelendiğin şey Arın’ın sana bundan bahsetmemiş olması. Arkadaşın tarafından ihanete uğramış hissediyorsun.”

“Tabii ki öyle hissediyorum. Çünkü bana ihanet etti.”

Drama kraliçeliğine gözlerimi devirmeden edemedim. Arın’ın neden bana karşı bir şeyler hissettiğini en yakın arkadaşına anlatmadığını bilmiyordum tabii ama amacının Kaan’a ihanet edilmiş hissettirmek olduğunu da pek sanmıyordum.

“Sadece senden bir şey sakladı. Eğer biz kardeş çıkmasaydık bu kadar öfkeleneceğin bir sır değil bu.” dediğimde huysuzluğu bırakıp tüm ciddiyetiyle kaşlarını çattı.

“Ama biz kardeşiz, kardeşim. Sen benim küçük kız kardeşimsin ve bunu o da biliyor. Eğer daha öncesinde söylemeye tenezzül etmediyse bile bu ortaya çıktıktan sonra bana anlatması gerekirdi.” Ciddi yüzünde belli belirsiz bir kırılma meydana geldi. “Biz hiçbir şeyi birbirimizden saklamayız. Hiçbir zaman.”

Üzgünce Kaan’ın yüzüne baktım. Annem onun en gizli ve en ağır yarası olmasına rağmen onu bile Arın’a anlatıyordu. Bu yüzden bu kadar öfkelenmesine hak verdim, hiç değilse biraz. Ama sonsuza kadar küs ve kavgalı kalacakları kadar değil.

Ben bir şey söylemeyince eve yöneliyordu ama o sırada tanıdık bir araba hızla bahçeye giriş yaptığında ikimiz de Mert abimin böyle ani sürüş manevrası yapmasını beklemediğimizden yerimde kalakaldık.

“Ne oluyor?” diye sordum ama Kaan da ne olduğunu bilmediğinden sessiz kaldı.

Mert abimin ani frenle arabayı durdurup vakit kaybetmeden kendini dışarı atmasıyla yanına doğru koşturduk telaşla.

“Abi ne oldu sana böyle?”

Mert abimin baştan aşağı ıpıslak olan üstüne baktım şaşkınlıkla. Ciğerleri sökülürcesine öksürdü. Üstünde yalnızca pantolonu ve ince bir kazağı vardı. Bu soğukta montunu bile üzerine almamışken sırılsıklam olmuştu. Sarı saçlarının uçlarından damlalar akıyordu. Kesin çok kötü üşütecekti. Hatta çektiği burnuna bakarken çoktan üşütmüş olduğunu bile söyleyebilirdim.

“Soru sorma abim bana bir şey sorma.” dedi ve ağzının içinde “Onları çok fena öldüreceğim.” diye söylenerek hızla yanımızdan ayrıldı. Kaan ile şaşkınlıkla birbirimize baktık.

“Abi hemen sıcak bir duşa gir!” diye bağırdım arkasından ve ben de peşinden aceleyle eve doğru ilerledim. “Sana sıcak bir nane limon yapıp getireceğim.”

Bu soğukta hasta olmamasına imkân yoktu. Bir an önce kurulanıp sıcak bir şeyler içmesi gerekiyordu.

Boğazımda biriken endişeyi yutkundum ve eve girdim.

***

Onur’un dolabından çaldığım sweatshirtlerden siyah olanı üstüme geçirirken kırmızıyı daha sonra giyerim diye düşünerek dolabıma sakladım. Diğer ikisini ise birazdan götürüp tekrardan yerine koyacaktım. Onur muhtemelen öğrenince beni öldürecekti ama çok rahattı kıyafetleri yapacak bir şey yoktu.

Mert abim henüz duştan çıkmamıştı. Ben de üstümü değiştirmeden önce ona nane limon kaynatmıştım çıkar çıkmaz içsin diye. Ardından Onur evde olmadığından gizlice odasına girip dolabını karıştırmıştım azıcık ve hoşuma gidenleri kucaklayıp kendi odama kaçmıştım. Şimdi ise üstümü değiştirmiş Arın’dan mesaj gelmesini bekliyordum.

Mutfakta nane limon kaynatırken nasıl olduğunu merak ettiğimden mesaj atmıştım ona. Aklım onda kalmıştı. Maçtan sonra da görememiştim zaten Kaan yüzünden. Üstünü değiştirir değiştirmez beni aldığı gibi çıkarmıştı oradan.

İç çekerek telefonumu cebime koydum. Mert abime bakmam lazımdı. Tam odadan çıkmaya yeltendiğim vakit bir ses duyduğumda kaşlarımı çatarak cama döndüm. Odamın camının arkasında pencere pervazına tutunmaya çalışan kişiyi gördüğümde gözlerim kocaman açıldı.

Odanın kapısına hızlı bir bakış atıp pencereye koşturdum. Ve sessizce camı açarken açtığım gibi kendini içeri atan Arın’a alık alık bakakaldım.

“Selam melek.” dedi doğrulduğunda. Sanki gizlice penceremden içeri onu almamışım gibi bir rahatlıkla kocaman gülümsedi yaralı dudağını umursamadan. Elmacık kemiği morarmıştı ve kaşının üstünde de küçük bir yara bandı vardı. Haline içim gitti.

“Burada ne yapıyorsun?!” diye sessizce çığlık attım. Tamam Mert abim odama girmeyecek kadar kendiyle uğraşıyor olabilirdi bugün ama Kaan her an odama damlayabilirdi. Mert abimin geldiğini görünce konuşmamız yarım kalmıştı ve Kaan’ın onu bitirmek istediğine adım gibi emindim. “Delirdin mi?!”

“Kusura bakma melek.” Aramızdaki üç adımlık mesafeyi aşıp önümde durdu. “Ama bugün olanlardan sonra seni görmesem kafayı yerdim. Ya gecenin bir vakti uyuyamadığım için gelecektim ya da şimdi.”

Gülümsesem de telaşımdan kurtulamadım. “Mert abim evde ve Kaan da hala çok kızgın. Seni burada görürse…” Cümlenin devamını getiremedim bile. Büyük olay çıkarırdı çünkü.

“Umurumda değil.”

Yüzüne baygın bir bakış attım. “Dayak yediğin anları durup izlemek zorunda kalan ben oluyorum ama.”

Parmağını her zamanki gibi yanağımda gezdirmeye başladı gülümseyerek. “Yoksa benim için endişeleniyor musun melek?”

“Tabii ki hayır.” İnkarım dudaklarımın arasından sorgulatan bir aceleyle çıktı. Gözlerimi kıstım. “Bana neyse senden.”

Rahatsız edici bir süre boyunca sadece gülümseyerek yüzüme baktı. “Biliyor musun Rüya senden önce bunu Kaan’a söylemek zorunda kaldığım için çok üzgünüm ama…”

Kalbim hızla atmaya başladı. Devam etmesini beklerken boğazım kurudu. Gözlerimi kırpıştırarak heyecanla kalbimde yazı hissettiren bal gözlerine baktım.

“Ama ben sana aşığım melek.”

Garip bir histi. Hayatım boyunca bir gerginlik hissinin bu kadar heyecanlandırabileceğini düşünmemiştim. Ya da boğazımı kurutacak bir olayın aslında mutluluktan olabileceğini tahmin edemezdim. Bir insanın gözlerine bakarken içimde gökkuşaklarından bir senfoninin oluşmasının mümkün olduğunu bilmiyordum. Sevginin bu kadar canlandırıcı olabileceğini daha önce hiç hissetmemiştim.

“Tahmin edebileceğinden daha uzun süredir seviyorum seni. Hislerim dile getiremeyeceğim kadar ağır olduğu için bunu hiçbir zaman sana söyleyemem sanıyordum ama bu sene yaşadıklarından sonra ve bir gün seni kaybedilme ihtimalimin var olabileceğini gördükten sonra daha fazla içimde tutamayacağıma karar verdim.”

Yüzünü yaklaştırıp dudaklarımın üstüne çok hafif bir öpücük kondurdu. “İçimde tutmam dünyanın en büyük salaklığıymış.” Geri çekilse de nefesimi hissedebileceği kadar yakınımdaydı. “Sana böyle yakın olmanın ne kadar büyük bir lütuf olduğunun farkında olsam seni ilk gördüğüm an kollarımın arasına alırdım.”

Kurduğu cümleler dudaklarımın kenarlarında uzun gülümsemeler oluşturduğunda gözleri parladı. “Beni ilk gördüğün an ölsen de beni kollarının arasına alamazdın çünkü dünyanın en gıcık insanıydın.”

Gözlerini devirdi. “Hayır gıcık olan Kaan’dı. Ben sadece onunla arkadaş olduğum için yanında ben de yanıyordum.”

O sırada iti an çomağı mı hazırla desek yoksa iyi insan lafın üstüne mi gelir desek bilemediğim abim aşağıdan “Kâbus!” diye seslendi. İstemsizce bir adım geriye attım.

“Al işte!” diye homurdandı Arın öfkeyle. “Seninle ne zaman bir an yaşasam her seferinde böyle araya giriyor. Her. Bir. Seferde.

Anlam veremeyerek güldüm. “Ne?”

“Boş ver sen melek.” Açtığım mesafeyi tekrar kapatıp beklemediğim bir şekilde kollarına çekti beni ve çenesini kafamın üstüne yasladı. “Önemli olan seni şimdi kollarıma alabilmiş olmam.”

Çenemi ağrıtan bir sırıtışla kollarımı beline sardım. Kafam tam omzuna denk geldiğinde omzuna doğru yanağımı yasladım.

“Tatlı rüyam!”

“Gidip bu defa ben döveceğim ama bu çocuğu.”

Kıkırdayarak geri çekildim. “Odaya gelir şimdi.” diyerek Arın’ı pencereye doğru itekledim. “Git hadi Kaan seni burada görürse evde kan çıkar.”

Oflasa da beni haklı bulmuş olacak ki diretmedi. “Ama konuşmamız bitmedi. Sadece yüzüne karşı seni sevdiğimi söylemek istediğim için böyle plansız oldu her şey. Fakat telafi edeceğim.”

Pencerenin pervazına tutunup kendini bitişiğindeki ağaca doğru iterken arkasından gülümsediğimi görmedi. Sadece aşağı atlamadan önce son kez bal gözleriyle kalbimi hoplatıp “Seni seviyorum melek.” dedi.

Kendini aşağı bıraktığında telaşla cama koşup kafamı dışarı çıkardım. Ayaklarının üstüne dengeli bir şekilde iniş yapmıştı. Etrafı kolaçan edip ayağa kalktı ve koşarak uzaklaştı. Arkasından gülümsemeyi bırakamadım. Resmen gizlice pencereme tırmanmış ve bana aşkını itiraf etmişti! Neşeyle kahkaha attım. Beni seviyordu. Beni seviyordu!

Geri çekilip pencereyi kapattıktan sonra Kaan odama dalıp beni o halde yakalayana kadar olduğum yerde dans ettim. Tüm gün boyunca hissettiğim endişe resmen sadece beş dakikada kendini neşeye, mutluluğa ve güneşli günde yağmurlar ile o günlerde çıkan gökkuşağına bırakmıştı.

“Ben de kardeşim nasıl diye merak edeyim ama benim aptal Kâbusum odasında gizli gizli dans etsin.”

Alaycı sesin kulağıma gelmesiyle dans etmeyi ve gülümsemeyi bıraktım.

“Sana odama kapıyı çalmadan girmemeni söylemiştim!” diye bağırdım sinirle. Pişkince sırıttı. “Çık odamdan aptal!”

“Abim duştan çıktı.” dedi beni umursamadan ve sırf gıcıklık olsun diye de kapımı sonuna kadar açık bırakıp öyle çıktı odamdan.

“Aptal patates!” diye bağırdım arkasından. “Gıcık sarı çıyan!”

Kulaklarıma dolan kahkaha sesiyle iyice kudursam da az önce Arın ile yaşadıklarımın aklıma gelmesiyle hızla sakinleştim ve yine dudaklarıma yerleştirdiğim mutlu gülümsememle yatağıma bıraktığım Onur’un kıyafetlerini kucaklayıp odamdan çıktım.

Mert abime bakmadan önce Onur’un kıyafetlerini o gelmeden yerine bırakmak istiyordum. Zaten bir tanesi üstümdeydi ve ötekini de dolabıma saklamıştım. Onun kaldırabileceğinden fazlaydı bunlar.

Sırıtarak aldığım gibi dolabına yerleştirdim. Yani ellerimin arasında yuvarlayıp dağının dolabına sıkıştırarak. Kıyafetlerinin geri kalanı dökülmesin diye de dolabın içindekileri elimle sıkıştırıp hızla kapağını kapattım. Gerçekten hayatımda gördüğüm en dağınık insan olabilirdi. Ben bile ondan daha düzenliydim.

Odadan çıkmadan önce ondan araklayabileceğim başka şeyler var mı diye etrafı kontrol ederken masasının üstünde açık duran tanıdık defteri fark ettim. Etrafına kalemler dağılmış çizim defteri vardı. Ve yarım kalmış bir çizimle sayfa açık duruyordu. Gitmeden önce çizmeye başlamış olmalıydı ya da dün gece.

Yine Zeynep’i mi çizdiğini merak ederek masaya ilerledim. Bu onun özeli olduğu için biraz utanmadım dersem yalan olurdu ama yine de merakım daha ağır bastı.

Gözlerim çizimi bulduğunda karşımda duran anın tanıdıklığıyla gözlerimi kırpıştırdım.

Onur… beni çizmişti. Bizi yani.

Yine kendi gözlerinden çizdiği bir anımız vardı. Motor sürmeye çıktığımız akşam kaskı kafama geçirirken benimle neden solucana benzediğime dair alay etmişti. Ben de sinir olsam da komik olduğu için ona gülmüştüm.

O anki yüzümü çiziyordu. Kendi elleri kaskın kenarlarındaydı ve kafama takıyordu. Kızıl, uzun saçlarım omuzlarımdan aşağı dökülüyordu ve akşam karanlığında olmasına rağmen parlıyordu. Yüzümde tam olarak nasıl hissettiğimi anlatan sinir olmuş bir ifade vardı. Baygın gözlerimle ona bakarken gülümsüyordum.

İçimde kıpırdanıp kendini oradan oraya vuran mutlulukla gözlerim doldu. Tıpkı babamlarla bir şeyler yiyip gülüştükleri andaki çizimi gibi samimi hissettiren bir çizimi vardı defterinde benimle ilgili.

Böyle ufak şeyleri gördükçe Soylu ailesinin, ailemin, beni gerçekten sevdiğini iliklerime kadar hissediyordum. Zaten her biri kendi dillerinde beni sevdiklerini gösteriyorlardı sürekli ama böyle hiç beklemediğim bir anda ve şekilde görünce kendimi değerli hissetmeden edemiyordum. Onlarla tanıştığım o anda hiç bu noktalara gelebileceğimizi düşünmemiştim. Hayatım boyunca sevgisiz ve kalbi kırılmış bir kız çocuğu olarak kalacağım sanıyordum. Oysa tam şu anda dünyada benden çok sevilen bir başka biri daha olduğunu sanmıyorum.

***

Gözlerim loş odada boş çorba kasesinin yanında duran ve defalarca çalmamış gibi hala sessizce çalan telefona kaydığında endişeden kafayı yememe ramak kalmıştı.

Mert abim çok hastaydı. Ateşi vardı ve ne yaparsam yapayım düşmemişti. Ona nane limon içirdikten sonra tavuk suyuyla şehriye çorbası yapıp sıcak sıcak içirmiştim ve Kaan ile sürekli alnına ıslak bez koymuştuk. Ayrıca bir ağrı kesici içirmiştik ama ne yaparsak yapalım kendine gelmiyordu. Sadece arada uyanıp sayıklıyor sonra yine uyuyordu.

Babama ise ulaşamıyordum. Bir toplantısı olduğunda telefonunu kapatıyordu ya da hiç yanına almıyordu bu yüzden Onur’u arayıp durmuştuk ama o da telefonlarımızı açmıyordu.

Kaan da abimi hastaneye bizim götürmemiz gerektiğini ya da ambulansı aramamız gerektiğini söylüyordu ama Mert abim bu teklifimize zorlukla da olsa karşı çıkıyordu.

Tekrar kapanıp yeniden çalmaya başlayan telefonu gördüğümde son çare olduğunu düşünerek Mert abimin telefonunu aldım elime.

Ece’m arıyor…

Çağrıyı yanıtlayıp kulağıma götürdüm gergince.

“Mert! Sonunda açtın! Aklım çıktı eve giderken bir şey oldu diye! İyi misin? Abimler bir şey anlatmadı ama bir şey yapmadılar sana değil mi?”

Kaşlarımı kaldırdım. Bunu abime, sevgilisinin abileri mi yapmıştı? Sinirle gözlerimi devirdim. Erkekler neden böyleydi acaba?

Abim uyanmasın diye sessizce “Şey…” dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. “Mert-”

“Sen kimsin?” Kızgın sesi irkilmeme neden oldu. “Mert nerede?”

Abim,” dedim kelimeyi bastırarak kim olduğumu anlayıp sakinleşsin diye. “Çok hasta. Evde yatıyor. Babamlar yok ve biz de onu hastaneye gitmeye ikna edemedik. Buraya gelebilir misin?”

Derin bir sessizlik oldu hattın diğer ucunda.

“Seni sayıklayıp duruyor yani…”

“Yirmi dakikaya oradayım Rüya.” dedi kararlı bir sesle. Ardından telefon kapandı. Bir hoşça kal demeyişini telaşına bağladım ve telefonu aldığım yere geri koydum.

O sırada Kaan almaya gittiği su şişesiyle geri döndü.

“Kiminle konuşuyordun?” diye fısıldadı yanıma geldiğinde. Elindeki şişeyi alıp abimin bardağına doldurdum.

“Ece hanım.” diye homurdandım sinirle. “Onun abileri yapmış abime bunu biliyor musun? Artık buzlu suya mı soktular yoksa denize mi attılar bilemem.”

Kaan öğrendiği bu bilgiyle sinirlenmek yerine yalnızca kaşlarını kaldırdı. Ters ters suratına baktım.

“Yani… sonuçta abileri.”

Sinirle koluna geçirdim bir tane. “Bunu bizim meselemize çevirip onları haklı çıkarma. Senin de Arın’ı dövmemen gerekiyordu.”

“Aksine keşke ben de onu buzlu suya yatırsaydım.”

Öfkeyle ters ters baktım ama Mert abim yine bir şeyler sayıklayarak kafasını çevirince dikkatim dağıldı.

Elimdeki su bardağını sıkıca kavrayıp abimin kafasını kaldırdım hafifçe. “Biraz su iç abi.” diye mırıldandım yavaşça. Neyse ki abim rahat bir yudum alabilecek kadar kendindeydi.

“Rüya…” diye sayıkladı bir yudum su içtikten sonra. Kaan’a yandan endişeli bir bakış atıp suyu komodine koydum.

“Efendim abi?”

“Yanıma uzansana.” Öksürdü. “Anne gibi kokuyorsun, biraz uzansana benimle.”

Dolan gözlerimi abime diktim.

“Sadece biraz huzurlu hissetmek istiyorum kardeşim.”

Resmen kalbimi parçalamıştı söylediği. Abimin ayağının ucunda oturan Kaan’ın yanından geçip yatağın öteki tarafına uzandım. Abim kafasını yavaşça oynatıp omzuma yasladı. Sonra da anında uykuya daldı.

Ellerimden birini saçlarının arasına geçirdiğimde Kaan ile göz göze geldik ve ikimiz de birbirimize üzgünce baktık.

Ece geldiğinde gerçekten tam yirmi dakika geçmişti. Kaan kapıyı açmaya indiğinde abimin kafasını yavaşça üstümden kaldırmış yastığa koymuştum. Ben tam ayaklandığımda içeri girdiler.

Ece denen kadın telaşla içeri girince abimin yanına koşturdu hemen. “Mert!”

Ona sessiz olmasını söyleyecektim ama Kaan’ın arkasından odaya giren bir adam görünce gözlerimi kıstım. “Nasılmış Ece?”

Ece sinirle arkasını dönüp “Sana arabada beklemeni söylemiştim Eren abi!” diye kızdı. Yeniden Mert abime döndüğünde abimi sevgilisinin ellerine bırakıp kollarımı iki yandan belime yerleştirerek öne çıktım kaşlarımı çatarak.

“Bunu abime sen mi yaptın?”

Kaan gözlerimi belerterek yanıma ilerledi. Muhtemelen çirkef bir şekilde adamın karşısında dikilmemi beklemiyordu. “Kardeşim rüyam biz karışmayalım istersen.”

“Ne demek karışmayalım Kaan? Abimin ne kadar hasta olduğunu görmüyor musun? Bu soğuk havada ne yaptılarsa artık.”

Eren kişisi alayla suratıma baktığında kendimi daha sinirli hissetmekten alamadım. “Sen büyüklerin işine karışma bücür.”

“Sen kimsin de ona bücür diyorsun?”

Kardeşim rüyam biz karışmayalım istersen. Bunu diyen çocuk bana denilen tek bir kelimeyle kendini sinirle önüme atmıştı.

Arkamızdaki kadından “Abi!” diye uyarıcı bir ses geldi. Üçümüz de onu takmadık.

Eren kaşlarını kaldırarak ikimize bakarken yaşının Mert abiminkine yakın olduğunu tahmin ettim. Abimden bir yaş küçük bile olabilirdi.

“Bakın çocuklar sizin anlayamayacağınız birtakım olaylar olmuş olabilir. Abiniz bir dahaki sefere-”

Anında sinirle öne atıldım. “Eğer bir dahaki sefere olacak olursa seni balkondan aşağı sallandırırım.”

Kaan şaşkınlık suratıma baktı ama gülmek üzereydi. Evet, resmileşmişti. Artık ben de birine balkon tehdidi savurduğuma göre resmen bir Soylu’ydum.

“O boyunla mı?” dedi küçümseyici bir sesle. Çenemi dikleştirdim.

“Benim de abilerim var. Ayağını denk al.”

Kaan gülerek “Evet. Ayağını denk al.” dediğinde ona da ters bir bakış attım. O ikisi resmen benime alay ediyorlardı ama ben gayet de ciddiydim. Mert abimi böyle görmek istemiyordum bir daha. O her zaman dimdik dururdu ve çok güçlüydü. Yıkılmazdı. Bu şekilde çökmüş olmasından hoşlanmıyordum.

“Abi çocuklaşmayı bırakıp Mert’i kaldırmama yardım eder misin? Hastaneye gitmesi gerekiyor.”

“Bir de bu herifi ben mi hastaneye götüreceğim?”

Eren’e karşı homurdanmalı bir ses çıkardım sinirle.

“Abi!”

İkimize de dik bir bakış atıp en sonunda omuzlarını düşürerek yatağa doğru adımladı.

“Bu kadar zahmet çekeceğimi bilsem en baştan atar mıydım ben şu herifi denize?”

Dişlerimi birbirine bastırdım. “Akılsız başın cezası işte.”

Ters ters suratıma baksa da abimin bir kolunu kaldırıp yavaşça ayağa kaldırdı.

“Abime nazik davran.” dedim gıcık bir sesle. “Yoksa gideceğimiz hastanede yatan sen olursun.”

Kaan şokla suratıma baktı. “Bazen beni çok korkutuyorsun Kâbus.”

Onu umursamadım. Kimse benim aileme zarar veremezdi.

***

Kaan’ın yanında duvara omzumu yaslayarak beklerken gözlerimi karşımdaki adamdan ayırmadan dik dik bakmaya devam ettim. O da aynı şekilde bana bakıyordu ama onun bakışları daha bir alaycıydı. Doktor, abimin yanındaydı ve durumunu kontrol ediyordu. Yanına tek bir kişi kalmasına izin vermişlerdi kalabalık olmaması için. Biz de Kaan ile dışarıda beklemeye karar vermiştik Ece abimin yanında kalsın diye. Malum hastayken en çok onun adını sayıklamıştı. Elimdeki telefonum titrediğinde bakışma yarışımızı bölüp gelen mesaja baktım.

Babam: Varmak üzereyim papatyam.

“Babam gelmek üzereymiş.”

Eren alaycı ifadesini silerken yerinde doğruldu gergince. “Demir abiye haber vermese miydik ya?”

Alayla sırıttım. Kaan da benim gibi alayla güldü.

“Ne oldu korktun mu?” diye sordu neşeyle. Biz karışmayalım diyen çocuk Eren bana laf attığından beri ona düşman kesilmişti. Eren bize ters ters baktı.

“Mert tam kendi gibi kardeşler yetiştirmiş değil mi?”

Kaan’la ikimiz gururla çenemizi kaldırdık. Tabii ki abimin kardeşleriydik.

“Ama çok merak ediyorum kendi kız kardeşi birileriyle çıkmaya başladığında o nasıl tepki verecek. Sırf bunu görmek için öldürmeyeceğim o herifi.”

Küçümseyici bir bakış yüzüme yerleşti. “Benim abim oldukça düşünceli, nazik ve beyefendi bir adamdır. Senin ve abilerin gibi kaba saba tepkiler vermez.”

Kaan hafifçe kulağıma eğildi. “Bu konuda abime çok güvenme sen şimdi.” diye mırıldandı. “Onun da ne yapacağını bilemeyiz.”

Ters bakışlarımdan nasibini alan bu defa kendi kardeşim oldu. “Abim Arın’ı dövmez Kaan saçmalama.”

Saçımın ucunu çekti sinirle. “Sen Arın’la sevgili olacağını falan mı sanıyorsun Kâbus? Boş düşüncelere kapılıp çıldırtma beni abicim. Bir de hemen Arın diyor ya. Saftirik.”

Eren bize güldüğünde beni haksız çıkarmış olmasına sinirlenerek Kaan’ın bacağına sert bir tekme attım. Boşboğaz işte.

Babam gelene kadar sessiz bakışma yarışı yapmaya devam ettik. Çok geçmeden geldiğindeyse hemen kendimi kollarına attım.

“Babacım neredesin sen? Saatlerdir sana ulaşmaya çalışıyoruz!”

Kollarını omuzlarıma sarıp beni kendine çekti. “Çok haklısın babam. Toplantıda olduğumdan telefonum kapalıydı, bundan sonra asla olmayacak ama. Abiniz nasıl?”

Kaan’a da sarılıp ikimizi de bıraktı.

Babam gelince kendine çeki düzen vermeye çalışan Eren’e düşmanca bir bakış attım. “Şu herif yüzünden hiç iyi değil babacım. Bu soğukta o ve abileri benim abimi suya atmışlar!”

Eren boğazını temizledi gergin bir şekilde. “Kusura bakma Demir abi.”

Alaylı bir ses çıktı boğazımdan kendimi tutamadan. Hah! Kusura bakmaymış!

Babam ise Eren’in yanından geçerken birkaç saniye durup dik dik yüzüne baktı. “Bir daha bir meseleniz varsa oğluma zarar gelmeden çözün Eren. Tek tek sallandırmayayım sizi balkondan.”

Babam diyeceğini deyip kapısının önüne dizildiğimiz odaya girerken Eren’e küçümseme dolu bir bakış attım. Babamın yanında süt dökmüş kediye dönen çocuk babam arkasından kapıyı kapatır kapatmaz bana yine alaycı bir bakış attı.

“Ne oldu babamı görünce bir kaldın sen?”

Yüzünü buruşturdu sonunda bana gıcık olmuş gibi.

“Demir abinin kızmasına ne gerek var ki? Bir saattir yanımda senin gibi bir deli varken bu aileye bir şey olmaz. Sen tek başına öldürürsün hepimizi.”

Gülümsedim yalancı bir sevimlilikle. “Kesinlikle haklısın. Bu yüzden ayağını denk al.”

“Evet. Kardeşime deli demeyi kes ve ayağını denk al.”

 

 

 

 

***

Agagagagaaa selammm

Öncelikle geçmiş olsun dilekleriniz için hepinize çok teşekkür ederim. Gittikçe iyileşiyorum ve şimdilerde daha iyiyim <3

Nasılsınız?

Sanırım bu hafta sınav haftasıydı bu yüzden aktiflik bayağı düşüktü. Sınavlarınız nasıl geçti? Tatil geliyor heyecanlı mısınız?

Geçen bölümü konuşamamıştık bu yüzden bu bölümde geçen bölümden de ufaktan bahsedelim ama önce tabii ki klasik sorumuz:

Bölümü beğendiniz mi?

Ayayayya Rüya Arın’ı öptüüüüüüü küçük bebeğimiz büyümüş -gözleri dolu emoji-

Kaan’ın Arın ile Rüya’yı yakalaması?

Kaan’ın hiç acımadan dan diye Arın’ı bir tur dövmesi? Yazık bebeğimeee

Kaan’ın tepkisi nasıldı? Sizce Arın ile araları düzelecek mi?

Meriçlerin Rüya’nın Arın’ı öpmüş olmasına tepkileri dbshjbksbv

Efes geldiiii. Sevdiniz mi Efes’i?

Kaan ile Rüya kardeşliği nasıldı bu bölümde? Hepiniz Kaan’ın Rüya’yı kıracak sözler söylemesinden korkuyordunuz biliyorum ama Kaan akıllı bir bıdık kardeşine kötü davranmaz

Mert’in hasta olması ve Rüya’da anne sıcaklığını araması -hüngür hüngür ağlayan emoji-

Çok seviyorum Soylu kardeşlerini yaaa. Yani Mert’i, Onur’u, Kaan’ı, Rüya’yı bilmiyorum asla birbirlerinden ayıramıyorum hepsinin yeri çok farklı bende. Siz en çok hangi Soylu kardeşini seviyorsunuz?

Ay geçen bölümde Onur’un tavanına Rüya’yı eklemesini konuşamadık ARKADAŞLAR!!! Biraz bundan bahsedebilir miyiz? Çünkü şey Rüya Onur’un renkli yıldızıymış ve biz bence buna ağlarmışız.

Arın’ın Rüya’nın penceresine tırmanması?

Arın’ın aşk itirafı??????? Deliriyorum galibaaaa çok sevimliler

Rüya ile Arın ilişkisini nasıl buluyorsunuz?

Mert’in sevgilisi Ece ve onun abisi Eren?

Hikâyeye yeni karakterler katılacak demiştim instagramdan daha önce (@kizilsaclikarakedi) bu bölüm iki yeni kişi katıldı: Efes ile Eren. İkisi de gelecekte görmeye devam edeceğimiz kişilerden olacak. Şimdiden nasıl buldunuz?

Rüya’nın Eren’in karşısında sinirle dikilmesi?

Rüya’nın ailesine karşı olan korumacılığı?

Onur’un defterine Rüya’yı çizmesi? Onur Rüya kardeşliğini seviyor musunuz?

Bölümde bahsetmediğimiz bir şey kalmadı sanırım. Umarım keyif almışsınızdır.

LÜTFEN OY VERMEYİ VE YORUM YAPMAYI EKSİK ETMEYİN. Okunmaya göre oy ve yorumlar çok düşük, burada gerçekten emek yatıyor lütfen biraz karşılık görüp büyümemize yardımcı olun.

 

Haftaya cuma yeni bölümde görüşmek üzere bolcaaaaaa öpüldünüz. -kırmızı kalp, siyah kedi-

Bölüm : 09.01.2026 00:00 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...