

Selümmmmm ballarımmm
Çok ısrar ettiniz çıktım geldim ehehhehe
Normalde bölüm cumadan önceye yetişmezdi ama bir tık uzun bir bölümdü bu yüzden böldüm ilk yarısını şimdi paylaşmaya karar verdim.
LÜTFEN OY VERMEYİ VE YORUM YAPMAYI ES GEÇMEYİN. Gerçekten oy/yorum sınırı koymaktan nefret ederim ama mecbur kalırsam biraz ona yöneleceğim lütfen öyle olmasın, oy vermek cidden asla zor değil <3
Keyifli okumalar kara kedilerim bölüm sonunda kavuşalım <3
***
Karanlık odamın boş tavanına delici bir bakış yollayarak son yarım saatte beşinci kez seslice iç geçirip ofladım. Saat gece yarısını geçeli iki saatten fazla olmuştu ve ben hala uyuyamamıştım. Son bir saat içinde üçüncü kez yapacağım gibi sessizce yorganımı üzerimden kaldırıp çıplak ayaklarımı sessizce yere değdirerek yataktan çıktım.
Odamdan çıktığımda etraf loş ve sessizdi. Herkes çoktan uyumuştu. Bu yüzden ses çıkarmamaya özen göstererek Mert abimin kapısı aralık odasına doğru ilerledim. Hastaneden çıkalı iki gün olmuştu ama ancak şimdilerde kendine geliyordu. Çok fena üşütmüştü ne yazık ki bu yüzden hastanede bir gün yatmak zorunda kalmış evde de kendini yavaşça toparlamaya başlamıştı.
Sinirle yüzümü buruşturdum hep o Ece denen kadının gıcık abileri yüzündendi. Hastaneye gittiğimiz akşamdan bu yana ne Ece’yi ne de Eren denen can sıkıcı abisini görmemiştim. Gerçi Ece’nin biz okuldayken abimi kontrole geldiğini biliyordum ama denk gelmemiştik hiç. İyi de olmuştu zaten görmek istemiyordum. Aslında sevilmeyecek biri değildi, tatlıydı ama onun yüzünden Mert abimi günlerdir yatakta yatıyor olarak görmek canımı sıkıyordu. Bu yüzden gizliden gizliye ona bilenmiştim işte.
Kapıdan içeri çok sessizce girdim ve birkaç adımla yatağa yaklaşarak abimin uyuyup uyumadığını kontrol ettim. Uyuyordu. Gözlerim bu defa yatağının yanındaki komodinde duran sürahiyi kontrol etti dolu olduğundan emin olmak istercesine. Boğazı çok kuruduğu için geceleri uyanıp su içiyordu sürekli. Suyu biterse kendisi kalkıp almak zorunda kalmasın diye her kontrole geldiğimde ona da bakıyordum. Dolu değilse mutfaktan doldurup geri yerine koyuyordum.
Ama şimdi doluydu ve yüzünde gördüğüm rahat ifadeye bakılırsa sorunsuz bir uyku çekiyordu. Bu içimi rahatlattığından dudaklarımın kenarlarına yerleşen hafif bir kıvrılmayla odadan geldiğim gibi sessizce ayrıldım.
Koridora çıktığımda kendi odamın boğuculuğuna tekrar adım atmanın imkânsız olduğunu bildiğimden gözlerim direkt babamın odasına çıkan merdivenlere yöneldi ama onun kaç gündür uykusuz olduğunu bildiğimden babamın yanına gitme seçeneğini eledim. Mert abim hasta olduğu için haliyle şirkete gidemiyordu bu yüzden tüm iş yükü babamın omuzlarına kalmıştı. Mert abimin babama ne kadar yardımcı olduğunu, kocaman şirketi beraber yönettiklerini de böylece anlamış olmuştum ben de. Babam geç saatlere kadar çalışsa da mutlaka erkenden eve geliyor bizimle ilgileniyor sonra çalışma odasında çalışmalarına devam ediyordu. Aşırı yorgun birkaç gün geçiriyordu. Ben de ona yardımcı olmak için Kaan’ı da yanıma çekerek okuldan eve gelir gelmez hepimize akşam yemeği hazırlıyordum. Gerçi Kaan’ın yardımdan çok zararı bulunuyordu bana ama onu bana yardım etmek için zorlamaktan da vazgeçtiğim söylenemezdi.
İç geçirerek bakışlarımı Kaan’ın odasına çevirdim. Normalde onun yanına kıvrılır uyurdum ama kaç gündür Arın’a uyguladığı kötü davranışlardan ve küskünlüğünden gına geldiği için onunla konuşmuyordum. Okulda asla bizi yan yana getirmiyor kenardan köşeden bakışmamıza bile izin vermiyordu. Sürekli çocuğa laf sokması da cabasıydı. Arın bunu olgunlukla karşılasa da dün o da dayanamamış olacak ki okul çıkışında yine tartışmışlardı. Gerçi sanırım bu tartışmaları iyi olmuştu çünkü Arın Kaan’ın onunla aslında neden küs olduğunu sonunda fark etmişti. Olay ben olsam sadece birbirlerine laf sokarlardı ama hayır Kaan arkadaşı tarafından dışlanmış hissediyordu bu yüzdendi tüm küskünlüğü ve hırçınlığı.
Yine de ona tripli olduğum için yanına uyumak istemiyordum. Bu yüzden geriye kalan son kapıya çevirdim gözlerimi. Sonrasında da çok düşünmeme gerek kalmadan Onur’un odasına ilerledim.
Kapıyı açıp arkamdan sessizce kapatırken yüzüstü yatağına uzanmış Onur uyanmamıştı ama yatağının öteki ucuna geçip yorganın ucundan tuttuğumda bir anda gözleri açıldı kocaman.
Ruh hastası deli. Ödümü koparmıştı.
“Solucan?” diye mırıldandı uykulu sesiyle, yastığın üstündeki yanağını hafifçe kaldırdı. “Bir şey mi oldu?”
“Uyuyamadım yanında yatabilir miyim?”
Uykulu gözleri korkutucu bir hızla kendine geldi. Anında yatağında sırtüstü dönerken benim için içi sıcacık olan yorganını kaldırdı aceleyle. Çok tatlıydı. “Tabii ki abisinin minik kedisi. Gel.”
Sevimli bir gülümsemeyle yanına yerleştim. Anında beni kendine çekip üstümüze yorganını örttü ve kollarını sıkıca sardı. “Bak şimdi nasıl rahat uyuyacağım artık.”
Alnımı göğsüne yaslayıp gülümsedim sıcacık. “Ben de öyle.”
Tekrar uykuya dalmam beklediğimden de kısa sürdü. Bir daha uyuyabileceğimi düşünmemiştim bu gece için ama Onur’un sıcak kollarında anında uykuya daldım.
Sabah gözlerimi açmam ise uykuya dalmam kadar kolay olmadı. Kaan’ın gür ve telaşlı sesi kulaklarımı tırmalarken Onur ile aynı anda rahatsız olarak hareketlendik.
“Baba senin yanında da değilse nerede bu kız?!”
“Oğlum Mert abinin yanındadır.”
“Baba yok diyorum!” Derin bir sessizlik oluştuğunda rahatlayarak yeniden gözlerimi yumdum. Hafta sonu olduğu için erkenden kalkmak istemiyordum hem şu an uyku çok tatlıydı.
“Baba Rüya evden kaçmış!”
Uykudan açılmayan gözlerim duyduğum cümleyle kocaman açıldı. “Ne?” diye mırıldandım şaşkınlıkla. “Buradayım ya ben.”
“Salak bu çocuk.” Ağzının içinde homurdanarak kafasını saçlarıma gömdü Onur. “Uyu sen abim takma bu malı.”
Onu onaylayıp dediğini yapmak üzereydim ama yeniden bir bağırış duymak bunu engelledi. Gözlerimi devirdim.
“Baba bu Kâbus benim yüzümden kaçmış baba! Dün o kadar yalvardı Arın ile barışayım diye ama ben onu dinlemedim. Arın malı da sevgilimmiş gibi her dakika mesaj atıp duruyor zaten. Gitmiş işte. Bilsem gideceğini dinlemez miydim canım kardeşimi?!”
Kıkırdadım kendimi tutamadan.
“Bu mal yine niye küstü Arın’la?”
Onur’un yine dedikodu tonuna bürünen sesi beni duraksattı. Hmm. Şimdi şöyle ki Onurcuğum Kaan bizi öpüşürken gördüğü için kavga ettiler diyemezdim tabii ki. Onur beni tutar balkondan sallandırırdı. Hatta belki de komple aşağı fırlatırdı bedenimi.
Bunun yaşanma olasılığı beni ürpertince yalnızca omuz silktim. Kafasını kaldırıp sorgular gibi yüzüme baktı.
“Siz yine bir işler mi karıştırıyorsunuz?”
“Biz ergeniz.” dedim salakça gülümseyerek. “Her zaman bir işler karıştırırız.”
Dediklerimi yemediğinden gözleri kısıldı.
“Çok şüpheli solucan.”
Kaan’ın iyice delirdiğini ve babamın aşağı indiğini duyunca bunu bahane ederek Onur’un kolları arasından kaçtım hızlıca.
“Ben bir bunlara bakayım. Gerçekten kaçtım sanacaklar.”
Gülümsedi bana kocaman ardından yatağında sırtüstü dönüp kollarını gerdirdi keyifle.
“Solucan bundan sonra öteki abilerinin yanında uyumana izin yok. Bu tatlı uykuyu bir daha onlara kaptırmam.”
Utanarak kıkırdadım ve bir şey demeden odanın kapısına ilerledim. Gıcık Onur ne ara sevimli Onur olmuştu hiç bilmiyordum gerçekten.
“Bir de gece öyle sessiz sessiz gelme. Gecenin bir vakti insan boyutundaki bir hamamböceğinin beni yemeye geldiğini zannettim seni görünce.”
Sinirle arkamı döndüm tam kapıya varmışken. Al işte. Gıcık hala gıcıktı. Kahkaha attı.
Ona yüzümü buruşturup kapıyı açtım sertçe. Kaan telaşla yüzünü yelpazeliyordu babam da odama girmek üzereydi.
“Ya ne bu gürültü sabah sabah?”
Onur yüzünden sinirli çıkan sesimi duyduğu gibi gözlerini bana çeviren Kaan bir anda koşarak üstüme atladı. Drama kraliçesi. “Rüya seni kaybettim sandım!”
Gülümsemeden edemedim. Dramatiğin tekiydi ama çok tatlıydı. Ellerimi kaldırım beline sardım. “Nereye gitmiş olabilirim Kaan? Onur’un yanındaydım.”
“Benim yanımdaydı minik kardeşim, ağla Kaan! İlk sana abi demiş olabilir ama en sevdiği abisi benim!”
“Papatya neden yüreğimize indiriyorsun bal kızım? Tüm evde seni aradık.”
Kaan’dan geri çekilerek babama gözlerimi devirdim. Kaan hemen serçe parmaklarımızı birleştirdi. “Baba tüm eve baktınız da cidden Onur’un odasına bakma gereği duymadınız mı?”
İkisinin de bakışları çıktığım kapıya döndü şapşal bir şekilde. Onur neşeyle el salladı yattığı yerden. Yine gözlerimi devirdim. “Gerçekten evden kaçmış olmam Onur’un odasında olmamdan daha inanılabilir bir seçenek miydi? Gece uyuyamayıp onun yanına gittim.”
İkisi de aynı anda kafalarını salladı onaylar gibi. Yüzlerine tek tek baygın bir bakış atıp Mert abimi kontrol etmek için yanlarından ayrıldım. Kaan hala Onur’un yanında uyumuş olmamı garipsediğinden babam gülerek aşağı inerken arkamdan şaşkın bir bakış attı. Sırıttım.
“Tuhaf ve rahatsız edicisin Kâbus.” dedi benim hep dediğim gibi.
***
“Abi niye geliyorlar acaba? Hiç utanmaları yok mu bunların? Hem seni hasta ediyorlar hem de geçmiş olsun demeye mi geliyorlar?”
Mert abim neşeyle gülümseyerek kanepeye biraz daha yayıldı. Kahvaltı için aşağı indikten sonra onun odasına tıkılıp kalmasını istemediğimden salona onun için yer hazırlamıştım. Babam yine işe gitmişti erkenden. Hafta sonu olmasına rağmen ve bugün dinlenmesi için hepimizin tüm ısrarlarına rağmen gitmişti. Mert abim daha uzun süre dinlensin diye yapıyordu. Yoksa babamdan beter olan abim bu sabah işe gitmek için hazırlanmaya falan çalışmıştı.
Tüm azarlarım sonucunda şu an evde yatıyordu tabii.
Ben, Onur ve Kaan da abimin yanına kurulmuş Ece ve abilerinin ziyarete gelme isteklerinin analizini yapıyorduk.
“Sinirlenme güzelim.” dedi abim keyifle. “Böyle ayağıma gelirler işte geçmiş olsun demek için.”
Kıkırdadım. Neden neşeli olduğu belliydi. Yine de onları evimizde görmek istemiyordum ben ama.
“Siz bir daha anlatsanıza ne demiş bu solucan o kokuşuk suratlı Eren’e?”
Kahkaha attım. Tam da Eren gıcığına yaraşır bir lakaptı.
Kaan hevesle telefonunu kenara fırlatıp oturduğu yerden ayaklandı ve benim o gün yaptığım gibi ellerini iki yana koydu çirkef bir surat ifadesiyle. Sesini incelterek “Bir daha abime karışırsanız sizin saçınızı başınızı yolarım!” diye bağırdı. Sinirle yanımdaki yastığı kafasına fırlattım.
“Hiç de öyle demedim ben bir kere!”
“Tamam tamam.” dedi sarı çıyan kendini korumak istercesine ellerini yüzüne kaldırarak. “Asıl dediği şeyi söylüyorum.” Yine ellerini beline yerleştirip çirkefleşti. “Eğer bir dahaki sefere olacak olursa seni balkondan aşağı sallandırırım.”
Abim ve Onur sesli bir şekilde kahkaha attıklarında gururla gülümseyerek çenemi kaldırdım. “İyi demiş miyim abi?”
Abim gülerek kollarını açtı. Ben hemen kolları arasına kendimi atıp kafamı göğsüne yaslarken “Çok iyi yapmışsın hem de abim benim. Gurur duyuyorum seninle.”
Göğsüm kabardı.
“Bir de bir de diyor ki abime nazik davran yoksa hastanede yatan sen olursun.”
Bir kahkaha tufanı daha.
“Ne var ya gülmeyin! Onlar utanmadan abime bu soğukta neler yapmışlar. Çay kahve mi ikram etseydim?”
Abim kollarını etrafımda sıktı. “Abin sana kurban olsun ya. Küçük meleğim benim.”
Abi şimdi melek demesen olur mu? Anısı var.
“Aferin sana solucan. Resmen gelecekteki ben olacaksın çok az kaldı.”
Onur’un uzattığı yumruğa yumruğumu tokuşturdum. “Sen olmamak için her hafta bir papatya tarlası kadar papatya çayı içiyorum Onur.”
“Ha ha ben sinirli değilim hamamböceği!”
Son harfi uzatıp “Ya abi!” dedim dudaklarımı bükerek. Mert abim anında Onur’a uyarıcı ters bir bakış attı.
“Karışma güzelime Onur.”
“Ya abi asıl o bana karışıyor.”
Omuzlarımı sallayarak ufak bir dans hareketi yaptım ve Onur’a dil çıkardım.
O sırada kapı çaldığından Onur’dan gerekli karşılığı alamadım. Ama bunu umursamadan gözlerimi kısarak anında ayaklandım.
“Ben açarım.” dedim kin dolu bir sesle. Arkamdan kıkırdadılar.
“Ben de bu Kabusla gideyim kapıda kurşuna dizer hepsini yoksa.”
“Solucanı tut Kaan evden bir katil ve üç ceset çıksın istemeyiz.”
Kaan yanıma koşturduğunda çoktan salon kapısına varmıştım.
“Kızım motor mu takılı sende ne bu hız?”
Sarı çıyana yandan ters bir bakış attım. “Çabuk gelip çabuk gitmelerini istiyorum.”
“Bazen senin bu ters tarafına denk gelirim diye çok tırsıyorum.” dedi bunca senedir kendisine tek bir iyi tarafımı bile göstermediğim abim.
“Arın ile konuşmadığın sürece daha ters tarafıma denk geleceksin abiciğim.”
Bu defa ters bakış alan ben oldum ama onu umursamadan sertçe evin dış kapısını açtım.
“Of bu bela evdeymiş.” dedi Eren ben kapıyı açar açmaz. En önde Ece ve yanında en büyükleri gibi duran bir adam duruyordu. Hemen arkasında ise Eren ve Eren vardı. Şaşkınlıkla birkaç saniye iki tane Eren’e baktım ama gıcık yüzünden asıl Eren’in kim olduğunu anında kavrayınca tiksinen bakışlarımı yüzüne diktim.
“Senin evime geleceğini duyunca silahları kuşandım gıcık Eren tabii ki evde olacağım.”
“Ulan annem bile ikimizi bu kadar çabuk ayırt edemiyor.” dedi asıl Eren’in yanındaki Eren, aman yani ikizi adı her neyse. “Ne kadar gıcık ettiysen kızı.”
Ece kıkırdadı, yanındaki adam ise yarım ağız gülüyordu.
“Bizi içeri almayacak mısın?”
Ece’nin sıcak bir gülümseme takındığı yüzüne baktım. Kıza ne kadar gıcık olmak istesem de olamıyordum maalesef. Tatlı bir suratı vardı.
“Sen gelebilirsin de diğerlerinden şüpheliyim.”
Kaan bu kadar tepkinin yeterli olacağını düşünmüş olacak ki kollarımdan tutup beni kenara çekti. “Hoş geldiniz buyurun.”
Kardeşime somurtuk bir bakış attım.
“Hoş bulduk Kaan.” Büyük adam yanımızdan geçerken ikimize gülümsedi. Benden aldığı tek karşılık dik bakışlar olunca keyifle sırıtarak yanımızdan geçti.
“Sonuna kadar arkandayım Rüya.” diyen Ece’ydi. Yanımızdan geçmeden önce yanağımdan bir makas aldı. “Kök söktür hepsine.”
Ona gülümsedim. Dediğim gibi tatlı bir suratı vardı. “Tırnaklarını sökeceğim Ece abla sen merak etme.”
Ece abla kıkırdayarak abisinin peşinden koşturduğunda tiksinen bakışlarımı iki Eren’den asıl olana çevirdim. “Senin tırnaklarınla başlayacağım.”
“Ruh hastası manyak.”
Dişlerimi göstererek tısladım.
“Kâbusum tatlı rüyam abartmasan mı?”
Aynı hareketi ona da yaptığımda “Aman be!” diyerek geri çekildi.
İkizlerin ardından biz de içeri girdiğimizde Ece abla abimin boynuna sımsıkı sarılmışken abisinin sabır çekerek kardeşini abimden uzaklaştırdığını gördüm. Abim keyifle gülümseyerek yeni gelenlere “Hoş geldiniz.” dedi. Sanki bunlar yüzünden hastalıktan kıvranan bendim ya. Ne bu sevinç kardeşim?
“Geçmiş olsun Mert nasıl oldun? İyisindir inşallah.”
Onur’un yanına geçip otururken büyük adama ters bir bakış attım. Yüzünde keyifli bir sırıtış vardı. Hadsiz. Onur beni kolunun altına çekince kafamı omzuna yasladım.
“Şimdi çok daha iyiyim Ediz abi sağ ol.” dedi asıl utanmaz kişi olan abim Ece ablaya açıkça bakarak. Ama Ediz abinin yüzündeki sırıtış silinince keyfim yerine geldi. Benim abim de az fena değildi yani.
“Belli belli iyi ıslatamamışız seni.” diye araya giren Eren’e suratımı buruşturarak baktım.
“İstersen bir tur da biz seni denize atalım bakalım sen iyice ıslanıyor musun.”
Eren sadece yüzüme bakmakla yetinse de adını henüz öğrenemediğim ikizi kahkaha attı. “Allah’ım çok mutluyum. Genelde ikimiz arasından beni sevmezler, şu herifte şeytan tüyü var çünkü.”
“Eray sence şeytana şeytan tüyü mü yarar? Baksana şu belaya.”
Ben Eren’in dedikleri yüzünden suratımı düşürerek “Abi!” diye mızmızlanamadan abilerimin üçü de sinirle diklendiler.
“Eren güzelime bulaşma kalkmayayım ayağa.”
“Eren ayağını denk al kardeşim kaydırmayayım o ayağını.”
“Kardeşime şeytan demeyi kes!”
“Eren!”
Sondaki uyarıcı ses benim abilerimden gelmeyince şaşkınlıkla Ediz abiye döndüm. Dik dik kardeşine bakıyordu. Eray sırıtarak arkasına yaslansa da Eren somurttu. Bilerek yüzüne bakarak sırıttım.
“Sana demiştim benim de abilerim var diye.”
Tüm uyarılara rağmen “Senin abiye ihtiyacın mı var sanki? Tek başına yetersin.” diye çıkıştı utanmadan.
“Güzelim sen de kışkırtma Eren’i.”
“Aman Mert abi baksana şuna asıl bunun kışkırtılmaya ihtiyacı mı var? Ben küçük tatlı bir kız çocuğuyum ama o-” İşaret parmağımı kaldırarak malum şahsı işaret ettim hararetle. “Kocaman adam. Yani senden kaç yaş küçük bir mi iki mi?”
Eren bu defa gerçekten utanmış gibi görünüp sustuğunda keyifle yerimde kıpırdandım. Diğerleri keyifle güldüler. Bir süre büyükler arasında muhabbet döndü. Bu süreçte ben sessiz kaldım genellikle. Mert abim Ediz abiye gerçekten saygı duyuyor gibi görünüyordu o yüzden merakla onu incelemeye başladım.
Kara saçları vardı. Siyaha çalan koyu gözlerindeki bakışları dik ve sertti. Ama gülümseyince yüzündeki sertlik az da olsa kırılıyordu. Yakışıklı bir adamdı. Yani açıkçası maşallahı vardı adamın cidden.
Kolumun yanından sert cimcik yediğimde acıyla irkildim.
“Ne var be?!” diye çirkefleştim Onur’a sessizce.
“Ne bakıyorsun sabahtan beri adama öyle?”
Gereksiz kıskançlığına göz devirdim. “Yakışıklı adam ne var?”
Onur kalbine iniyormuş gibi gözlerini kocaman açtı.
“Abart biraz daha istersen Onur.”
Onur sinirli bir nefes verip kafamı boynuna gömdüğünde istemsizce kıkırdadım. “Kal sen burada abim böyle.”
Cebimdeki telefon titreyene kadar kaldırmadım kafamı Onur’un boynundan. Ama mesaja bakmak için kaldırırken aynı zamanda telefonumu cebimden çıkardım. Arın’dan mesaj gelmişti. Onur’un gözlerimi üzerimde hissettiğimden mesaja bakmadan sakince telefonumu cebime geri yerleştirdim. Onur’un gözü önünde Arın’ın mesajlarına bakacak kadar delirmemiştim tabii ki. Bir tane daha Deniz Soylu ‘Sinco silahımı getir.’ vakası yaşansın istemiyordum.
Onur’un kulağına hafifçe eğilip “Bunlar da bakmışlar Mert abimi dövemeyecekler ondan denize atmışlar he.” diye mırıldandım. Gözlerim Eren ile Eray ikizlerinin üzerindeydi. Onur yine kalp krizi geçiriyormuş gibi gözlerini kocaman açarak çaktırmadan sessiz olmamı işaret etti.
“Solucan sessiz olsana. Ediz abi lisanslı boksör, adamın eli silah sayılıyor. Nasıl abimi dövsün? Adam bir koydu mu öldürür vallahi.”
Onur’un nasıl hissettiğini anlayarak bu defa ben kalp krizi geçiriyormuşum gibi açtım gözlerimi dehşetle. “Ay Onur.” dedim endişeyle elimi ağzıma götürerek. “Mert abimi Ece abladan ayıralım bence.”
Onur gözlerini devirerek kafamı ittirdi. “Saçmalama solucan ya.”
Suratımı buruşturdum. Ne var yani? Ya bir gün canı sıkılsa ve benim canım abimi dövse sonra canım abim de hastanelik olsa? Ay, düşüncesi bile korkunçtu ya ürperdim resmen.
Onur misafirlere çay ikram etmek için ayaklanana kadar onun yanında oturdum. Büyükler sıkıcı şeylerden bahsediyordu bu yüzden onları dinlemekten sıkılmıştım. Konuşulanlardan öğrendiğime göre ikizler de bizim şirkette çalışıyormuş Ece abla gibi. Babamların ve hepsinin çok önceden tanışık olmasının sebebi de buymuş. Zaten birkaç senedir bir aradalarmış.
Kapı çaldığında Kaan ile gözlerimiz kesişti. İkimiz de kapıdakinin kim olduğunu tahmin ediyor gibiydik. Daha doğrusu ikimiz de aynı kişiyi bekliyorduk. Ben hevesle Kaan kinle.
Aynı anda ayağa kalktık.
“Çocuklar ne oluyor?”
“Arın geldi kesin!” diye yanıt verdim Mert abime bağırarak ve Kaan’dan önce kapıya ulaşabilmek için kapıya doğru koştum. Çünkü biliyordum ki eğer gelen Arın ise ve kapıyı açan kişi Kaan olursa çocuğu asla içeri almazdı.
“Kabus sakın o ite kapıyı açayım deme.” Ardından daha sessiz bir şekilde yanımda koşturarak ekledi. “Senin olduğun eve giremez o bundan sonra.”
Al işte.
Halbuki benim saf abim bilmiyordu ki Arın’ın her okul çıkışı pencereme tırmandığını.
***
Arın Ölmez
Montumun cebinde sıkıca tuttuğum kutuyu avucumun içine iyice bastırırken gergin bir nefesle kapının açılmasını bekledim. Çalalı bir dakika olmamıştı kendi evim gibi gördüğüm bu evin kapısını. Kaan ile çocukluğumuz bir bu evde geçmişti bir de bizim evde.
Ama hiçbir zaman bu eve bu kadar gergin bir şekilde gelmemiştim. Kaan ile kavgalarımız bunca sene arkadaşlığımızın içinde çok nadir de olsa olmuştu ama ilk kez bu kadar ayrı düşmüştük birbirimizden.
İlk kez bana bu kadar öfkeli ve bir o kadar da kırgındı.
Kapının arkasından iki tanıdık sesin bağrışmaları geldiğinde istemsizce gülümsedim. Kaan ve Rüya bu hayatta görüp görebileceğim en birbiriyle anlaşamayan iki insandı. Fakat nedense kardeş olduklarında hepimiz aralarındaki ilişkinin daha normal bir boyuta evrileceğini düşünmüştük ama hayır. Hala aynılardı.
“Ben açtım ağla!” diye bağırarak açtı yüzüne bakmaya doyamadığım meleğim tatlı gülüşüyle. Sonra beni gördü bana nefes aldıran orman gözleri ve gülüşü nazik, tatlı bir gülümsemeye dönüştü.
“Selam melek.” dedim kendimi tutamadığım bir çapkın gülümsemeyle. Onu gördüğümde her daim içimde beliren bir hissiyattı bu.
“Selam Arın.”
“Ne işin var lan benim evimde?”
Kaan’ın sinirli sesi gözlerimi mecburen melekten alıp deccal abisine çevirmeme neden oldu. Her zaman en yakın arkadaşım olmuş ve olacak olan bu çocuk şimdi düşmanmışız gibi bakıyordu. Üstelik kapının önünde bana yakın duran Rüya’yı kendine çekip benden uzaklaştırırken gözlerini kısmıştı. Melek ile aynı anda gözlerimizi devirdik.
“Seninle konuşmaya geldim.” dedim cebimdeki kutuyu daha sıkı tutarak. Kardeşim olarak gördüğüm çocukla bu durumda olmak hoşuma gitmiyordu. Hatta bu durumda olmaktan nefret ediyordum. “Konuşabilir miyiz?”
Küçümseyici bir bakışla “Konuşamayız tabii ki.” dediğinde iç çektim sıkıntıyla. Bu dünyada Kaan’ın tribi kadar aşılması zor bir şey yoktu. “Seninle konuşacak bir şeyim yok benim.”
“Of Kaan saçmalama.” diye araya girdi kızıl meleğim kaşlarını çatarak. Dudağımın kenarı yukarı kıvrıldı. “Çocuk evimize kadar kalkıp gelmiş. Geri mi çevireceksin?”
“Evet?”
Sinirle arkadaşıma uzanıp kolunu yumrukladım. “Hadi ama lan.” Sinirle elimi ittirdi. “Konuşmak istediğini biliyorum.”
Gıcık bir ifadeyle çenesini yukarı kaldırdı. “Nereden çıkardın onu? Arkamdan iş çeviren bir herifle konuşacak değilim.”
Böyle diyordu ama konuşmak istediğini biliyordum. Biz hiçbir zaman birbirine uzun uzun küs kalan arkadaşlardan olmamıştık. Her zaman sorunları uzatmadan çözerdik eğer çözemiyorsak birbirimizi döver, içimizi rahatlatır ondan sonra çözerdik. Sanırım dövme kısmını geçeli çok olmuştu çünkü tüm hafta boyunca Kaan’dan fazlasıyla dayak yemiştim.
Rüya çirkef bir şekilde Kaan’ı içeri doğru ittirip kapının önünden çekilmesini sağladı ve sonra da elimden nazikçe tutup beni açtığı boşluktan içeri çekti. Elimi tutan küçük parmaklarını istemsizce avucumun içinde tuttum. Utangaç gözleri bana döndü. Tutuşumun bana hissettirdiği kalp çarpıntısını o da hissediyormuş gibi bakıyordu yüzüme.
Bu bakışı görmek için o kadar uzun süre beklemiştim ki!
“Lan gözümün önünde!” Kaan hırsla ellerimizi ayırdı. “Resmen gözlerimin önünde birbirlerini seviyorlar.”
Dramatik sesine sırıttım.
“Abart Kaan biraz daha abart!”
“Ya sen abimlerin yanına gitsene Kabus.” Kardeşini omuzlarından tutup içeri sürüklemesini izledim. “Hadi abisinin tatlı rüyası. Ben şu herifi gebertme isteği içinde olmadan konuşmaya çalışırken uzaklaş sen abim.”
İçeriden Mert abinin “Kim gelmiş?” diyen sesini duyduğumda sıkıntıyla nefes vererek salona adımladım. Kalabalık ama tanıdık yüzler bize döndüğünde hepsine gergin bir gülümseme yollayıp Mert abiye döndüm.
“Geçmiş olsun Mert abi.”
Gözlerindeki delici bakışlarla eyvallah der gibi kafasını salladı. Kaan Demir amcaya ve Mert abiye okulda Rüya’ya yaptığı şeyleri itiraf ettiği günden beri Mert abinin radarına girmiştim. Zaten evde annemle babam kök söktürmüş ve Demir amcayla anlaşıp Kaan ile görüşmemizi yasaklayarak bize cezalar vermişti ama Mert abi o günden beri bana bir tık sinirliydi. Ne yaparsam yapayım o siniri geçirememiştim.
Kaan’ın yaptıklarından dolayı beni suçluyor değillerdi ama onlara Kaan’ın yaptıklarını bilmeme rağmen anlatmayışımı yanlış buluyorlardı. Bunu ben de anlamıştım, biraz geç fark etmiştim ama anlamıştım. Erkenden ya babamlara ya da Demir amcalara bundan bahsetmeliydim. Fakat Kaan benim en yakın arkadaşımdı ve onu durdurabilirim sanmıştım, birine gerek kalmadan ben engellerim sanmıştım.
“Hoş geldin Arın.” dedi Mert abi. İlk öğrendiği zamanki gibi kinli bakmıyordu gözleri ama hala onun favorisi olmadığımın gayet farkındaydım.
“Biz Arın ile yukarıdayız abi.”
Kaan Rüya’yı içeri doğru bir kez daha itekleyip gerisin geri döndü. Yüzüme ters bir bakış atsa da kafasıyla merdivenleri işaret ettiğinde gülümsedim çaktırmadan. Deli gibi benimle barışmak istiyordu ama işte inatçı keçinin tekiydi.
Merdivenlere çıkamadan ne yazık ki bir de mutfaktan çıkan Onur abinin radarına yakalandığımızda iç çekmemek için kendimi zor tuttum. Onur abi de Bursa’da beni Rüya’yı eski sevgilisiyle oturuşunu kıskançlıkla izlerken yakaladığından beri bana ters davranıyordu. Rüya’nın kendisinden önce ona olan hislerimi abilerinin öğrenmesi gibi bir talihsizlik yaşamıştım ne yazık ki ama sanırım en talihsiz olanı Onur abiye yakalanmış olmaktı. Rüya ile yan yana olduğumuz her an dibimizde bizi ayrı tutmak için çabalıyor, bana ters bakışlar atıp beni bir şekilde kızıl meleğimden uzaklaştırıyordu.
Sinir bozucu bir durumdu. Sonuçta Rüya ile ilk tanıştığımda bir tane bile abisi yoktu ama evet illaki abileri en yakın arkadaşım ve abim gibi gördüğüm diğer iki adam çıkmak zorundaydı. Yakındığımdan değil gerçi. Çok uzun bir süre boyunca Rüya ile bu kadar yakın olabileceğimi bile düşünmemiştim. Ama hayat işte bizi bu noktaya getirmişti. Abilerinden ters bakışlar alıp meleğimi onlardan gizli penceresine tırmanarak görmeye çalıştığım güzel bir noktaydı. Kesinlikle şikayetçi değildim.
“Barıştınız mı lan veletler?”
“Barışmaya geldim.” diye yanıtladım Kaan’a bakarak. Rüya ile birlikte olmak istediğim kadar en yakın arkadaşımla aramı düzeltmek de istiyordum. Bana ters ters bakan arkadaşım buna istekli değilmiş gibi görünse de gerçekten istediğim buydu.
Kaan ikimizi arkasında bırakıp merdivenlere yöneldiğinde Onur abiyle göz göze geldim. Kaan ile küsme sebebimin onun da bildiği şey mi diye anlamaya çalışıyordu. Ama ona bu fırsatı vermeden bir veda cümlesi kurarak merdivenlerde Kaan’ın peşine düştüm. Eğer Onur abi kızıl meleğim ile benim aramda bir şey dönmeye başladığını anlarsa engellemek için elinden geleni yapardı biliyorum. Kıskanç herifin tekiydi ve Rüya konusunda da oldukça netti. Melekle bir ilişkiye başlayamadan bitmesine izin vermeyecektim. Özellikle de bugün.
Kaan’ın peşi sıra odasına girdiğimde kendi odammış gibi bir rahatlıkla montumu çıkarıp yatağının üstüne attım. Yüzümü arkadaşıma döndüğümde “Naber balım?” diye sordum gevşek bir gülüşle. Sinirle yüzüme bakmaya devam etti ama artık yalnız olduğumuza göre yüzündeki kırgınlığı da görebiliyordum. Gülümsemem silindi. Sakince yatağının üstüne oturdum. O da masasının önündeki sandalyeyi önüme çekip oturduğunda beni dinlemek için sonunda istekli görünüyordu.
Gergince bakışlarımı sertleştirdim. “Özür dilerim.” diye başladım konuşmama. “Rüya’ya aşık olduğum için değil, onu öptüğüm için kesinlikle değil ama en yakın arkadaşım olarak senden bunları sakladığım için.”
Rüya ile olan durumumuza sinirleneceğini hep biliyordum. Bizi öpüşürken gördüğünde şokun getirdiği bir sinir vardı ilk anda üzerinde. Sadece bu olsa siniri iki güne geçerdi biliyordum ama aslında içten içe bana kırılmıştı. En yakın arkadaşlar olarak birbirimizden sır saklamazdık. Küçüklüğümüzden gelen bir yemindi bu. Hayatımız boyunca ikimizin de tuttuğu ama benim yalnızca tek bir şey sakladığım için bir kere bozduğum yemin.
Ağzının içinde homurdandı sinirle.
“Bana çok daha öncesinde söylemeliydin Arın. Biz kardeşiz. Birbirimizden bir şey saklamayız.”
“Aslında sana bir keresinde söylemeye çalıştım ama bana inanmadın.”
Gözleri şaşkınlıkla açıldı. “Saçmalama böyle bir şey söyleseydin unutmazdım asla.”
“Söyledim.” diye bastırdım kaşlarımı çatarak. “Onuncu sınıfın başlarındaydık. Sana Rüya’dan hoşlandığımı söylemeye çalıştım ama seninle dalga geçtiğimi sandığın için umursamadın.” Halbuki bu kendime bile itiraf edebildiğim ilk andı. Onu okulun ilk günü gördüğüm günden beri seviyordum ama bunu kabullenebilmem için üzerinden bir sene geçmesi gerekmişti. “Fakat ben ciddiydim. Onu okulun ilk günü sınıfa girip ışığıyla tüm sınıfı aydınlattığından beri seviyorum. Bu bir kere itiraf edebileceğim bir şeydi. Hayatımda hissettiğim en yoğun ve en gerçek şeydi.” Alaylı gülüşümün dudaklarımdan dökülmesini engelleyemedim. “Bunları ilk bana bu hisleri yaşatan kıza söylemem gerekirken oturmuş sana anlatıyorum çünkü sen benim kardeşimsin. Ve seninle aramdaki bozukluğu düzeltmeden Rüya ile bir şeye başlamak istemiyorum çünkü bu durum onu da fazlasıyla huzursuz edecek biliyorum.”
Tüm dediklerim arasından tek bir cümleme odaklanıp huysuzca “Sen Rüya ile bir şeye başlayabileceğini sanıyorsan fena yanılıyorsun kardeşim.” dediğinde sert bir bakış attım gözlerine.
“Ben ciddiyim Kaan. İlk defa her şeyi bu kadar yüksek sesle itiraf ediyorum ve karşımdaki sevdiğim kız değil sensin. Buna saygı göster.”
Bu defa ciddileşti. Gözlerindeki huysuz bakış yerli yerindeydi ama dediklerimin gerçekliğini yavaşça kavramaya başladığını gösteren bir ifade beliriyordu gözlerinde. Sıkıntılı bir sesle konuşmama devam ettim.
“Bunları ne olursa olsun sana anlatmalıydım. Üstelik siz kardeş çıktıktan sonra yapmalıydım biliyorum ama her şey bu kadar karmaşıkken nasıl anlatacağımı bilemedim.”
Şaşkınlıkla yüzüme baktı.
“Rüya’yı gerçekten seviyorsun.”
“Seviyorum tabii geri zekalı ne anlatıyorum sana günlerdir?”
Kaan’ın oturuşu bile değişti. Tüm huysuzluğunun yerini ciddiyete bırakmasını izledim.
“Yine de kardeşimin seninle olmasına izin verecek değilim. Ayrıca benden çok uzun bir süre, gerçekten uzun bir süre gizledin bunu. Yapmamalıydın.”
“Biliyorum Kaan özür dilerim. Gerçekten sana anlatamamak çok pislik bir şeydi. Bir daha söylemeyi istedim ama bu seneye kadar Rüya’yla aranız bunu kabul edemeyeceğin kadar düşmancaydı sonra ilk dönemin başında ona bir sürü şey yaptın ve sonra kardeş çıktınız. Bir türlü doğru zamanı yakalayamadım.”
Sonunda kardeşim olarak gördüğüm arkadaşım yüzüme beni gerçekten anlıyormuş gibi bakmaya başladığında uzun zamandır beklediğim bir rahatlamayla omuzlarımı düşürdüm.
“Senin onay verip vermemen Rüya’yla olan ilişkimin önüne geçeceğinden değil ama bu süreçte gerçekten en yakın arkadaşımın yanımda olmasına ihtiyacım var.” Yumuşamış gözlerine gözlerimi diktim. “Bana destek vermene ihtiyacım var. Şimdi hissettiğim her şey yüksek sesle dile getirmeye başladığım bir şeye dönüştü ve bunu, Rüya’yla olan bir ilişkiyi becerebileceğime dair bana güven vermene ihtiyacım var. Biliyorum Rüya da benden hoşlanıyor, belki çok yeni başladı ama ilgisini kızaran tombul yanaklarından okuyabiliyorum. Gözlerinin bana bakarken parlamasından ya da herkesin var oluşunu etkileyen gülüşünden anlayabiliyorum.”
Birkaç dakikalık sessizliğin ardından arkadaşım ağzının içinde şaşkınca bir küfür homurdandı. Yerinde oturmak ona fazla geldiğinden sanırım oturduğu yerden kalktı ve kafasını ellerinin arasına aldı.
“İnanamıyorum. Kız kardeşim ve en iyi arkadaşım.”
Onun gibi ayağa kalkarken sırıttım. “Yabancı bir serserinin kız kardeşinle olmasındansa en iyi arkadaşın olan serseriyle olmasını tercih etmez misin?”
Bir an durup bu dediğimi ciddi ciddi düşündü. Gülmeden edemedim. Sanırım ihtimallerin korkunçluk derecesini hesaplıyordu. Çok sürmedi. Berrak bakışları yüzüme döndüğünde ellerini de kafasından çekmişti.
“Sanırım kız kardeşimi üzebilecek tanımadığım şerefsizin teki yerine kız kardeşimi üzmemen için her gün döverek kafasına kazıyabileceğim en iyi arkadaşımın olmasını tercih ederim.”
Gülümseyerek en iyi arkadaşıma sarıldım. Kaan’ın yanımda olması benim için çok önemliydi. Öncelikle en yakın arkadaşımdı ve Rüya abisine değer veriyordu. Ayrıca bu evde yaşayan üç abi de benden belirli nedenlerden dolayı hoşlanmıyordu. İçlerinden birini kendi tarafıma çekmek beni güçlendirirdi. Üstelik Demir amcanın haberi yoktu bile. O haberdar olana kadar evdeki yerimi sağlamlaştırmalıydım.
Kaan sırtıma vurup geri çekilirken düşündüklerimin verdiği keyifle sırıtıyordum.
“Barıştık mı balım?” diye hevesle sorarken arkadaşıma sırnaşmaya çalışıyordum. Genelde aramızdaki sırnaşık oydu ve bana sırnaşmasından nefret ederdim ama eşeklik ettiğim için gönlünü almam gerekiyordu.
Kaan sinirle elimi ittirse de gülmeyi ihmal etmedi. “Benden bir daha bir şey saklamayacağına yemin edeceksin.” Gözlerini kısıp enseme geçirdi sertçe. “Bu defa bozamazsın bu yemini.”
“Yemin ederim bir daha senden bir şey saklamayacağım.”
Sert bir bakışla gözlerime baktı doğruyu söyleyip söylemediğimi anlamak istercesine. Özenle bakışlarına karşılık verdim. Bu konuda ciddiydim. Bir daha ondan bir şey saklamayacaktım. Zaten bunu saklamak bile senelerce üstüme yük olmuştu.
“Tamam. Seni affediyorum.”
“Eyvallah.”
“Ama sakın ola ki benim yanımda Rüya ile rahatça takılacağını sanma. Asla benim yanımdayken el ele tutuşamazsınız. Sarılamazsınız.” Duraksadı bir an. “Hatta konuşamazsınız bile.”
Gözlerimi devirdim
“Ben yokken de görüşmenizi yasaklıyorum.”
Bir kez daha tabii ki gözlerimi devirdim. “Komik olma.” derken onu umursamadan montuma uzandım ve cebine yerleştirdiğim lacivert, kadife dikdörtgen kutuyu elime aldım.
“Bugün Rüya’ya çıkma teklifi etmeyi düşünüyorum.” diyerek kutuyu arkadaşıma uzattım. İnme inmiş gibi suratıma bakmasını umursamadım. “Ona bir hediye aldım. Baksana, beğenir mi sence?”
Kaan bir cevap gelemeden kapının arkasından Onur abinin “Rüya sen ne yapıyorsun kapının önünde?” diye bağıran haylaz sesi geldi. İkimizin de gözleri kapalı kapıya döndüğünde kapının arkasından sessiz bir bağrışma ardından ancak kızıl meleğimin olabilecek pıt pıt koşuş sesi geldi. Keyifle sırıttım. Muhtemelen Onur abiye kendisini ifşa ettiği için fısıltıyla bağırmış sonra da kaçmıştı. Aynı benim gibi sırıtan Kaan ile göz göze geldiğimizde onun sırıtışı itinayla kayboldu ve elimdeki kutuyu çekiştirircesine aldı.
Kutuyu açtığında gözlerinde beliren bariz beğeni ifadesine rağmen “Gerçekten benim baldan tatlı kardeşime bu çirkin şeyi mi aldın? Zevkine tüküreyim senin.” Kutunun kapağını sertçe kapatıp düşmanca yüzüme baktı. “Vazgeçtim sizi onaylamıyorum.”
Suratına ters bakışlar atarak kutuyu elinden geri aldım sertçe. “Yalan söylediğinin farkındayım şerefsiz. Rüya beğenir mi?”
Burun kıvırdığında sinirle karnına yumruk attım.
“Tamam tamam.” dedi karnını tutarak boğuk bir sesle. “Beğenir. Çok güzel.”
Kaşlarımı çattım sözüne güvenmeyerek. “Doğruyu söyle.”
“Yemin ederim lan.” dedi doğrulup gözlerimin içine bakarak.
Doğru söylediğine kanaat getirince gülümseyerek kutuyu yine montumun cebine attım. Kızıl meleğime bana onu hatırlatan bir kolye almıştım. Kırmızı bir elmas kalbin iki kenarından çıkan biri beyaz biri siyah melek kanatları olan bir kolyeydi. Tıpkı onun gibiydi. Kırmızı bir elmas ve kanatları olan bir melek. Saçlarını siyaha boyadığında ölüm meleği olmuştu, bir kanadı siyahtı bu yüzden. Ama doğal halindeyken de sadece bir melekti beyaz kanatları olan.
“Rüya’yı götüreceğim şimdi.” dedim dikkatimi yeniden Kaan’a vererek. “Sen de bizimle çık.”
“Çok pardon kardeşimi nereye götüreceğini sanıyorsun acaba?”
“Yalnız ve rahat konuşabileceğimiz bir yere.”
Yüzüme sert bir yumruk geçirdi “Ulan!” diye bağırarak. Sırıtarak doğruldum. “İzin vermiyorum kardeşim.”
“Oğlum ben iznini aldım bile. Sözünden dönemezsin.”
Somurttu. “Şu anda senden çok nefret ediyorum.”
“Eyvallah kardeşim benim.” diye sırıttım gevşek gevşek.
Montumu üzerime giyerken yeniden “Sen de bizimle çık.” dedim ardında aklıma gelenle suratımı buruşturdum sinirle. “O Meriç iti kardeşimi alıp Özgür ve onun kız arkadaşıyla çifte buluşma yapacaklarmış. Hah! Sanki buna izin verirmişim gibi. Ben gelene kadar sen de onların yanına git.”
“Ne yani sen benim kız kardeşimle olabiliyorsun ama senin kız kardeşin Meriç ile olamıyor mu?”
Ters bakışla arkadaşımın çirkef suratına baktım. “Ben benim o piç ise Meriç. Ne zamandan beri Meriç’i sever oldun?”
“İyi noktaya değindin.” diye onayladı beni isteksiz bir sesle.
“Her neyse sen Rüya’ya dışarı çıkacağımızı haber versene. Ben de çıkmadan tuvalete gideyim.” diye utanmadan arkadaşıma yalan söyleyerek odasının kapısına doğru ilerledim. Aslında tuvalete gitmeyecektim. Yapmam gereken küçücük bir iş daha vardı.
Saf arkadaşım peşimden gelip benim tersi yönüme ilerledi ve merdivenlerden aşağı doğru adımladı. Onun indiğini görür görmez adeta bir casus gibi olduğum yerde etrafı kolaçan ederek asla girmemem gereken kişinin odasına adımladım.
Karanlık tonlara bürünmüş odanın içine adımlarken “Onur abi?” diye fısıldadım sessizce. Odada olmadığını az önceki seslerden anlamıştım ama emin olmakta fayda vardı. Eğer Onur abi odasına izinsiz girdiğimi öğrenirse beni balkondan aşağı sallandırırdı. Üstelik girme nedenimi öğrenirse muhtemelen o balkona beni bayrak gibi asardı.
Ufak bir korkuyla odanın içine adımlayıp kapıyı ardımdan sessizce örttüm. Birine yakalanmadan hızlı hareket etmem gerektiğini bildiğimden doğruca Onur abinin masasına ilerledim. Almam gereken küçücük bir kâğıt vardı. Gelecekte sıkıntı olmasını şimdiden önlemek istediğim minnacık imzalı bir kâğıt.
Seri hareketlerle çekmeceleri açıp içlerini gelişigüzel kontrol etmeye başladım. Genelde Onur abinin çizimleri ya da ders notlarıyla dolu olan çekmecelerinde aradığımı bulmam uzun sürdü. Onur abi kesinlikle düzenli bir adam değildi ve tüm notları, defterleri ve kağıtları birbirine karışmıştı ama nedense aradığım tek sayfalık kâğıt özenle en alt çekmecenin en altına saklanmıştı.
Tam kâğıda uzanmak üzereyken koridorda duyduğum adım sesleriyle yerimde donup kaldım. Onur abi odasına girip elimde bu kağıtla beni burada yakalarsa bu kâğıt artık ölüm fermanım olabilirdi. Hareket etmeden gözlerimi kapıya diktim açılıp açılmayacağını kontrol etme isteğiyle.
Birkaç saniye süren gerginlikten sonra neyse ki koridordan Rüya’nın tatlı sesi geldi. Rahatlayarak sesli bir nefes verdim. Naif sesi tüm vücudumu rahatlatırken az kalsın yakalanacak olmanın verdiği adrenalinle sırıtarak elimdeki kâğıdı öptüm.
“Bugünden sonra var olamayacaksın.” diye fısıldadım kâğıda düşman dolu bakışlar atarak ve abilerinin küçük meleğime zorla imzalattıkları evlenmeme sözleşmesini kabaca katlayarak cebime sıkıştırdım. Onur abi öğrendiğinde muhtemelen beni evin bahçesine gömecekti ama Rüya için almaya hevesli olduğum bir riskti.
Bir oh çekerek çekmeceleri ve kağıtları aldığım gibi düzeltip ayaklandım. Şimdi geriye sadece cebimdeki bu kağıtla kimseye yakalanmadan sakince evden çıkmak kalmıştı.
***
Arkamda oturup ellerini belime sarmış olan kızıl meleğin verdiği güzel bir mutluluk hissiyle bisikletimi Kaan’ınkinin yanından ilerlettiğimde Rüya arkamdan hala neden kendi bisikletini binmek yerine benimle geldiğine dair homurdanıyordu.
Onun huysuzlanışını duymazdan gelerek Kaan’a yandan bir bakış attım. “Meriç iti Ayça’ya çok yaklaşmasın.”
Kaan ters ters suratıma baktı. “Dua et o bisiklette Kâbus da var Arın yoksa üstünden beş kez falan geçmiştim.”
Sırıttım.
Kendi kardeşinin birazdan benimle başka yere gideceğinin kıskançlığını yaşıyordu.
“Ya ne varmış Meriç’te acaba. Benim arkadaşım çok iyi bir insan bir kere ve Ayça’yı da çok seviyor.”
Bu defa Kaan ile ikimiz bir olup Rüya’ya ters bir bakış attık ama boynumu arkaya çevirip yüzüne baktığımda asıl onun ikimize ters ters baktığını görünce istemsizce gülümsedim. Çok sevimliydi.
“Seninle orada buluşuruz.” dedim arkadaşıma ayrılacağımız yol ayrımına gelince.
“Rüya’ya dikkat et ve yarım saatten fazla sürmesin.”
Gözlerimi devirdim. “Melek neden bu çocukla kardeş olmak zorundaydın ki?”
“Benimki zorunluluk Arın ama sen onunla arkadaşsın. Bunu sen seçtin.”
Kaan ikimize de tiksinerek bakıp bisikletini sola çevirdi. Gitmeden arkadaşımı son bir kez sinir etmek için bisikletimi durdurup arkasından bağırdım.
“Bu arada Kaan!” Hızını yavaşlatıp arkasını döndü. “Maç gününden beri her gün Rüya’nın penceresine tırmanıyorum. Bil istedim.”
Kaan’ın gözleri dehşet ve sinir karışımı bir ifadeyle açılırken arkamdaki kardeşi sinirle yumruğunu koluma geçirdi. İkisini de sinir etmiş olmanın verdiği keyif ve Kaan’ın peşime düşme ihtimalinin verdiği korkuyla bisikletimi hemen sağa döndürüp hızla pedal çevirmeye başladım.
“İnanmıyorum sana Arın!”
“Özür dilerim melek ama abin beni çok sinir ediyordu.”
***
Ayayyayayyy merhaba ballarım nasılsınız???
Tatilden önceki son günler dirayetli kalın bfdhjbajhbddvnj kimilerinin sınavı zorlu geçmiş ama üzülmeyin gelecek dönem düzeltirsiniiiz <3
Bölümü beğendiniz mi?
Rüya'nın korumacı bir bebek oluşu?
Rüya ile Onur'un birlikte uyuması??? Yicem galiba ikisini deeee
Kaan ile Demir'in Rüya'yı evde bulamayınca kaçtı sanmaları kjfdjbnvjdnjkv
Ece'nin abileri????? Nasıl, sevdiniz mi onları?
Ediz, Eray ve Eren en çok hangisini sevdiniz?
Onur'un Rüya'ya kıskançılığı???
Mert ile Rüya ilişkisi?
Kaan ile Rüya ilişkisi?
Arın'ın anlatımını okuduuuuuuuk bu bölümmmmm nasıldı?
Arın'ın Rüya'ya olan sevgisi -eriyen emoji-
Arın ile Kaan'ın barışması?
Arın'ın Rüya'ya hediyesi ve çıkma teklifi edecek olması? Gelecek bölümün başlangıcı da Arın'ın anlatımından olacak bu arada.
Bölümde eksik bir şey kaldı mı konuşmadığımız bilmiyorum ama kalmışsa siz yazıverin konuşalımmmm
Cuma günü yeni bölümü saat 18.00 - 20.00 gibi bir arada atarım ballarım gece boşuna beklemeyin sakın <33
Bir de sevinçli bir haber vereyim. Bu aralar yoğunluğum pek olmayacağı için KSKK'ye odaklanmayı düşünüyorum bu yüzden ansızın bölümlerle çıkıp gelebilirim hazırlıklı olun.
Booooolca öpüldünüz, güzel kalın - kırmızı kalp, siyah kedi-
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 193.86k Okunma |
24.56k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |