

Merhaba ballar bebeklerrrr
Tatilinizin ilk gününü ve karnelerinizi bolca kutlarım <3
Akşama müsait olamayacağım için şimdi paylaşmak durumunda kaldım. Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.
Medya Arın'ın Rüya'ya hediyesi <3
Keyifli okumalar.
***
Arın Ölmez
“Üşümüyorsun değil mi?”
Rüya ellerinin arasında tuttuğu sıcak çikolata bardağını ağzına götürüp içeceğinden bir yudum alırken gülümseyerek ona baktım. Sahile vardığımızda bisikletimi sıcak çikolataları aldığımız kafenin önüne bağlamıştım ve çok soğuk olmayan havanın hafif esintisiyle sahil bandından kızıl meleğimle yürümeye başlamıştık.
“Hayır, hava güzel.” dedi meleğim bardağı geri çekerek. Hafif pembeleştiği için küçük çilleri belli olan yanaklarına bakmaktan kendimi alamadım. Yüzüne yerleştirdiği tatlı gülüşüyle yüzüme bakıyordu. Sanki bu surata baktıkça ona yeniden âşık oluyor gibiydim.
Yarım saat önce evlerinin önünde beklerken hissettiğim gerginliğimden bin kat daha gergin hissediyordum kendimi. Ne diyeceğimi, ne söyleyerek başlayacağımı bilmiyordum. 3 senedir âşık olduğum kızın şimdi karşısına geçip bilmesine rağmen aşkımı yeniden nasıl itiraf edeceğimi bilmiyordum. Bunca senedir onunla bu noktaya geleceğimi hiç düşünmemiştim. Hep uzaktan severim sanmıştım. Çünkü onun da beni seveceğine inancım yoktu. O mükemmel ve eşsiz bir varlıktı. Onu hak edeceğim bir günün geleceğini sanmamıştım hiç.
“Aaa bak oyuncak yakalama makinesi!” diye bağırarak yolun kenarındaki küçük makineyi gösterdi. Başında bir adam duruyordu. Makinenin yanında balonlar ve pamuk şekerler de vardı. Bir anne ile çocuğu balon almak için durdular.
“Denemek ister misin?” diye sorduğumda hevesle başını salladı.
Anne ile çocuğunun ayrıldığı noktaya vardığımızda adama içinde kepçesi ve oyuncaklarla dolu olan arabayı gösterdim. “Denemek istiyoruz.”
İlk Rüya kepçenin başına geçtiğinde “Senin için şu dinozoru alacağım.” dedi. Gösterdiği yere baktığımda dikkatimi dinozordan çok hemen dibinde duran sincap çekti.
Gıcık olacağını bile bile sincabı işaret ettim. “Onu istiyorum. Sana benziyor.”
Tanıdık huysuzluğuyla kaşlarını çatıp yüzüme baktı. “Bana hiç benzemiyor bir kere!”
“Tıpkı sen melek görmüyor musun?”
Uzanıp burnunu iki parmağım arasına sıkıştırdım. “Bu sevimliliğin başka şekilde açıklanamaz yoksa.”
Homurdanarak elimden kurtuldu ve huysuzca makineye yöneldi. Her ne kadar söylenip dursa da söylediğim sincap peluşuna odaklanmıştı ve kepçesiyle onu tutmaya çalışıyordu.
Oyuncağı izlemek yerine gözlerimi kızıl saçlarıyla deniz kızına benzeyen meleğimin yüzüne diktim içimde kıpırdanıp duran hisleri görmezden gelemeyerek. Rüya… mükemmeldi. Onun sınıfa girdiğini gördüğüm o ilk andan beri öyleydi. Birine ilk görüşte tutulacağımı hiç düşünmezdim ama işte sonra Rüya’yı görmüştüm.
Akıllıydı, zekiydi, dünyanın hatta evrenin en güzel kızıydı. İnsanın aklını başından alacak kadar dolu bakışları vardı ve biraz da huysuzdu. Dediğim gibi, mükemmel.
“Aldım!” diye neşeyle haykırdı aklımı her seferinde büyülenmiş hissettiren sesiyle. Kepçeye tutturduğu sincabı yukarı çekmeye çalışırken dişlerini dudağının altına geçirmişti. Sınavlarda da böyle yapardı. Bir soruya çok odaklanması gerekiyorsa dudağını ısırır ve dikkatini sadece karşısındaki şeye odaklardı.
Melekten neşeli bir zafer nidası duyana kadar gözlerimi yüzünün güzelliğinden ayırmadım. Ne zamanki kavuştuğu sincap peluşunu gözümün önünde sallamaya başladı o zaman kendime geldim.
“Tebrik ederim melek.” dedim yoğun bir sesle. Uzanıp yanağını okşamaktan kendimi alamadım. Diğer elimle de sincabı tutarken yüzümü alnına yaklaştırıp derin bir öpücük kondurdum. “Artık evimde yedi yirmi dört bakabileceğim sana benzeyen bir sincap var.”
Kirpiklerinin altından mest olduğum tatlı bir bakış attı. Tatlılığına dayanamayarak hızlıca yanağını ısırıp geri çekildim.
“Hadi sen de benim için şu meleğe benzeyen çirkin şeyi yakala.” diyerek geri çekildiğinde kızaran yanaklarını görünce güldüm neşeyle. Bir kere daha ısırırsam beni kovalayacağını bildiğimden işaret ettiği peluşa baktım. Aslında bir melekten çok çirkin bir periye benziyordu. Bunu Rüya’ya söyleyerek dayak yemek istemediğimden bu konuda sessiz kaldım.
“Benim meleğim daha güzel bir şeyi hak ediyor.” diyerek gözüme kestirdiğim yeşil peluşu Rüya’nın aldığından kesinlikle daha kısa sürede aldığımda kızıl meleğim elindeki yeşil bukalemuna ters bakışlar atıyordu.
“Bu mu cidden?” diye sordu havaya kaldırarak. Ona Rapunzel animasyonundaki bukalemunun peluşunu çıkarmıştım. Bence çok sevimliydi. Hem Rapunzel Rüya’nın en sevdiği masaldı. En sevdiği bir şeyin içinde benimle ilgili bir anıya sahip olması beni çok mutlu ederdi.
“Ne var çok tatlı.”
Melek bir an bana sinir olmuş bir bakış attı ama çok geçmeden elindeki yeşil peluşu sırıtarak havaya kaldırıp yüzümün yanına yaklaştırdı.
“Aslında haklısın Arın çok tatlı. Hem de sana çok benziyor. Bundan sonra bana hep seni hatırlatacak. Yeşil yeşil. Harika.”
Homurdanarak peluşu ittirdim. Ben Rüya’yı gıcık etmek istemiştim ama onun her zaman üste çıkmak için daha gıcık bir şey yapma potansiyelinin olduğunu unutmuştum.
Tam da abisini hatırlatmıştı bana nedense.
Oyuncaklarımızı alıp parasını ödedikten sonra doğru bir konuşma noktası olacağına inandığım bir yer bulana kadar yürümeye devam ettik. Sonunda sakin bir noktaya geldiğimizde onu durdurdum.
Aceleyle “Seninle bilerek sahile gelmek istedim.” diye konuşmaya girdim kendimi tutamadan. Yeşil gözlerini üzerime dikti. “Çünkü yağmurların yağdığı zamanlardan sonra bana seni en çok hatırlatan yer burası.” Yağmur deyince yanakları kızardığını görünce sırıttım keyifle. Aklına neyin geldiğini çok iyi biliyordum. Çünkü benim de aklıma onu ilk kez yağmurun altında öptüğüm an gelmişti. “Çünkü melek yağmur gibi sonsuz kokuyorsun. Bana özgürlüğü, nefes almanın ne demek olduğunu hissettiriyorsun. Bunu en çok yağmurların sonsuz şarkısını dinlerken hissediyorum, sanki senin sesini dinliyor gibiyim. Bir de burada. Sonsuz dalgaların arasına vuran güneş parıltılarında.”
Elimi kaldırıp kızıl tutamlarının ucunu okşadım, bu hareketim ona doğru bir adım atmama neden olmuştu.
“Rüya ben seni ilk gördüğüm andan beri seviyorum.”
Nefesi kesilmiş gibi duraksadı. Onu sevdiğimi ilk defa duymuyordu belki ama ilkmiş gibi heyecanlanıyordu yine de.
“En başta anlayamadım bunu. Fakat sonraları her dakika seni görme isteğiyle yanıp tutuşmaya başladığımda kafama dank etti. Sonsuza kadar tüm sevimliliğinle yanımda olacağını zannetmiştim.” Yutkundum. “Ama ilk dönemin başında bir yangının ortasında maruz kaldığını duyduğum andan sonra zamanın ne kadar değerli olabileceğini fark ettim.”
Saçlarının ucunu okşadığım elimi yavaşça daha da yükseğe yöneltip aşağı doğru kıvrılmış dudağının kenarını okşadım.
Takımla birlikte turnuvalardan döndüğümüzde Ayça’dan duymuştum yangını. Erken dönmüştük ve aileme döneceğimi haber bile vermemiştim. Sürpriz yapmak istemiştim. Ayça bu yüzden beni gördüğüne şaşırmış olsa da Rüya’nın benim için ne kadar önemli olduğunu bilen tek kişi olduğundan endişeyle hoş geldin bile demeden olanları anlatmıştı. Okulun grup mesajlarını çok nadiren okurdum genellikle sessizdeydi zaten bu yüzden oradayken gruptan bu konu hakkında yazanları görmemiştim ama Ayça da oradayken aklım kalmasın diye söylemek için gelmemi beklemişti.
Evden nasıl çıktığımı hatırlamıyorum. Yol yorgunu olmama rağmen üstümü bile değiştirmeden bisikletime atlayıp Rüya’nın evine sürmüştüm. Evi gördüğüm an hissettiğim yıkımı kimseye açıklayamazdım sanırım.
Yanıp kül olmuş evden geriye sadece gri duman izleriyle dolu iskeleti kalmıştı. Rüya’nın tek başına burada hapsolmuş olması beni kahretmişti. İlk kez o gün o evi gördüğüm an bir şeyler yapmazsam hayatımda olamayacağını fark ettiğim andı. Hiç Rüya’ya bir adım atmayı düşünmemiş değildim ama daha zamanı var diyerek ertelemiştim hep. Hayatımın en büyük hatası.
Çünkü biliyordum eğer Rüya kurtulamamış olsaydı ona hiç onu sevdiğimi söyleyememiş olacaktım. Bu gerçekle ve onun yokluğuyla nefes almaya devam edemezdim.
O gün yanmış evin merdivenlerine çöktüğümde Rüya hakkında bilgi alabilmek için ulaşabileceğim kimse yoktu. Nerede olduğunu nasıl olduğunu bilmiyorken beklemek işkence gibiydi. Sonsuz bir boşluk hissi.
O gün imdadıma Kaan’ın mesajı yetişmişti. Aklımı kaybetmeme iki an daha varken bana ‘Rüya benim evimde! Rüya niye benim evimde?’ diye anlamsız bir mesaj atmıştı. O an telefona sarılıp en yakın arkadaşımı nasıl aradığımı bilmiyorum. Bana Rüya ile kardeş olduklarını şok içinde anlatırken düşünebildiğim tek şey meleğin iyi olduğuydu. Kardeş olduklarına şaşıramamıştım bile. Hatta anlamamıştım bile.
O gün iyi olduğunu öğrenmenin verdiği rahatlamayla telefonu kapatıp sadece ağladığımda kararımı vermiştim. Ne yapıp edip Rüya’ya yakınlaşacaktım. Onu bir daha kaybetmeme imkân yoktu.
Bu yüzden o günden sonra ondan hoşlandığımı daha açık sergilemeye başladım. Normalde saklamaya çalışmazdım ama hiç bu kadar da açık etmemiştim.
Ama işte. O günlerin ardından şimdi ikimiz de bu noktadaydık. Bir sahil kenarında, elimizde birbirimize benzettiğimiz oyuncaklarımızla dururken kızıl meleğime ona olan aşkımı itiraf ediyordum ve o da bana yeniden var oluyormuşum gibi hissettiren gülümsemesiyle gülümsüyordu.
“Seninle geçirebileceğim her an değerliydi ve ben tek bir saniyesini bile boşa harcamak istemedim.” diye devam ettim konuşmama. Boğazım düğümlenmişti sanki. “Seni ne kadar sevdiğimi bil istedim.”
Geri çekilip cebimdeki kutuya uzandım ve bana benim meleğimi hatırlatan kolyeyi ona açarken “Melek ben seni çok seviyorum.” dedim. “Sevgilim olur musun?”
Rüya onda şaşırtıcı duran ama aslında tahmin edilebilir bir sessizlikle gözlerimin içine baktı. Nutku tutulmuş gibiydi.
Onun da benden hoşlandığının, en azından hoşlanmaya başladığının farkındaydım. Maçtan önce yanıma gelip şans getirsin diye beni öptüğünde emin olmuştum. Sanırım hayatımın en önemli anıydı. Sevdiğim kızın da beni sevdiğini anladığım an. Öldüğümde bile unutamazdım.
“Arın…” dedi titrek bir sesle. Gözlerini kolyeye çevirmişti. “Bu çok güzel.”
“Benim meleğim kadar değil.” diye fısıldadım gözlerimle yüzünü izleyerek. Yine sessizlik olduğunda gerginlik içinde güldüm. “Melek bana bir cevap verecek misin yoksa dayanamayıp kendimi serin sulara mı atayım?”
Kıkırdadı içimi hoplatan sesiyle. “Sulara atsan komik olabilirdi cidden.”
Gözlerimi devirdim. Gerçekten bunca sene Kaan ile Rüya’nın kardeş olabileceğini nasıl fark etmemiştim hiç anlamıyordum. İkisindeki bu gıcıklık genetik olmalıydı.
Burnunu sıkıştırdım iki parmağım arasına. “Benimle eğleniyor musun melek?”
Bir kez daha kıkırdayarak geri çekildi. “Evet.” dedi gülümseyerek. “Hem eğlenme kısmına hem de sevgili kısmına.” Heyecanla sesli bir nefes aldım. “Evet, senin sevgilin olurum.”
O an yapabileceğim tek şeyi yaptım ve onu öptüm. Elimdeki kutuyu sımsıkı tutmaya devam edip diğer elimi ensesine yerleştirdim ve küçük elleri boynuma sarılırken gün ışığı tadını dudaklarından aldım.
Geri çekildiğimizde ikimizin de yüzünde bir gülümseme vardı. Bu anı senelerdir bekliyordum.
Kolyeyi kutusundan çıkarıp meleğimin boynuna takarken bildiğim tek bir şey vardı. O da ben şu an dünyanın var olan en şanslı adamıydım.
“Seni seviyorum.” dedim bir kez daha ve boynunun üstüne küçük bir öpücük kondurup geri çekildim.
Yüzüne yerleşmiş utangaç gülümseme ve şımarık bir bakışla karşılaştığımda gülümsedim yeniden. Ama aklıma gelen şeyle gülümsemeyi kesip elimi cebime attım ve katladığım kâğıdı çıkardım.
“Resmi olarak meleğim olduğuna göre bu kâğıdı imha etme zamanı geldi melek.”
Bana anlam veremiyormuş gibi baktığında kâğıdı açtım ve yazıların tanıdıklığıyla gözlerini kocaman açmasını izledim.
“Bunu nasıl aldın?” diye sordu dehşet içinde. “Onur seni öldürecek Arın!”
Onaylarcasına kafamı salladım. “Evet muhtemelen.”
Yine de kağıdı ortadan ikiye ayırırken içim huzurluydu. Ölürsem bile Rüya’nın sevgilim olduğunu bilerek ölecektim. Bence daha güzel bir ölüm olamazdı.
Ama küçük meleğim benimle aynı fikirde değil gibi gözüküyordu. Endişe iki kaşının ortasına yerleşmişti. Kağıdı paramparça edene kadar yırttım ardından parçalarını çöp kutusuna döktüm. Sonra endişeden kırışmış alnına bir öpücük kondurdum.
“Onur seni cidden öldürecek.”
Meleğimi kolumun altına çekip yürümek için hareketlenirken yüzümde kendinden emin bir gülümseme vardı.
“İnan bana melek, sen her ölüme değersin.”
***
Arkadaşlarımızla buluşma noktasına vardığımızda, yani çiftlerin buluşmasının ortasına dan diye giriş yaptığımızda ikimiz de fazlasıyla keyifliydik. Hamburgerciden içeri girerken Rüya’nın küçük eli avucumun içindeydi. Acaba dünyada bundan daha güzel bir his olabilir miydi?
Bu yeni, küçük mekana adımımı atar atmaz gözlerim kız kardeşimi aradı. Meriç itiyle beraber sinir bozucu bir samimiyetle oturduklarını görüp kudurmaya kendimi hazırlamıştım ama hayır, kız kardeşim yanında Meriç iti olmadan kollarını önünde birleştirmiş somurtarak dışarı kısa bakışlar atıyordu. Kaşlarımı çattım.
“Hoş geldiniz.”
Kızıl meleğim buranın sahibi olduğunu düşündüğüm kadına gülümseyerek cevap verirken gözlerimi masada gezdiriyordum. Kaan, Ayça’nın hemen karşısında oturuyordu ve yanındaki Özgür ile sohbet ediyordu. Özgür’ün balo akşamından beri günün her dakikası adını sayıklayıp bizi çıldırttığı kız arkadaşı, yaklaşık olarak iki haftadır birliktelerdi, Beliz ise Ayça’yı bir şeylere ikna etmeye çalışıyor gibiydi. Bir şeyler kardeşimi üzmüştü. Eğer o it kardeşimi üzmüşse onu üç farklı yöntemle altı kere öldürürdüm.
“Meriç nerede?” diye sordu Rüya arkadaşlarımıza doğru adımlarken. “Biz bozmadan önce bunun bir çift buluşması olacağını sanıyordum.”
Omuz silktim. “Belki de ayrılmışlardır.”
Yandan ters bir bakış attı. “Bunu çok istersin değil mi?”
Tabii ki isterdim! Meriç denen herife karşı içimde birikmiş inanılmaz bir kin vardı. Kaan ile zamanında kavga etmiş olmalarından dolayı sevmiyordum çocuğu zaten ama yılın başında ben Rüya ile konuşamıyor, onun yanına gidip nasıl olduğunu soramıyorken o herifin benim meleğimin yanından ayrılmaması sinirime dokunuyordu. Üstelik o herif artık kardeşimle birlikteydi. Sinirle iç çektim. Resmen ona taş bağlayıp derin sulara atmam için fazlasıyla yeterli gerekçeler sunuyordu bana.
Özgür geldiğimizi fark edince “Ooo çifte kumrular gelmiş!” diye neşeyle bağırdı. Kendisi Meriç ile arkadaşken doğal olarak onu da sevmiyordum ama hem Rüya’nın onlarla arkadaş olması hem de Ayça’nın o itle sevgili olması o ikisiyle geçirdiğimiz zamanı artırmıştı. Özellikle okuldayken neredeyse her an birlikte takılıyorduk. Bu yüzden Özgür’ü tanıdıkça sevmemek biraz zorlaşmıştı. İyi çocuktu. Ayrıca sonuna kadar beni ve Rüya’yı destekliyordu.
“Selam!”
“Kâbus bin defa aradım seni neredesiniz siz?”
Rüya elimi bırakıp Kaan’a sarılmak için eğilince ters bir bakışla arkadaşıma baktım. O da kardeşini yanına çekip gıcık bir ifadeyle bana karşılık verdi.
Özgür ile Beliz’e selam vererek kardeşimin yanına ilerledim ve saçlarından öpüp yanındaki sandalyeye oturdum.
“Ayrıldınız mı?” diye hevesle sordum ama aldığım ters bakış sorumu ne yazık ki istemediğim şekilde yanıtlamıştı. “Ayrıldınız sanmıştım.”
“Of abi! Ne alaka?!”
“E nerede o zaman malum şahıs?”
Gözlerini devirdi. “Birazdan gelecek.”
“Asıl siz neredesiniz? Resmen kardeşimi çalıp götürdün.”
Gözlerimi kısarak arkadaşıma döndüm. Kaan’ın bize rahat vermeyeceğini tahmin ettiğimizden melek ile telefonlarımızı sessize almıştık. Oldukça mantıklı bir karar olmuştu çünkü kuduruk arkadaşım ikimizi de birkaç dakikada bir arayıp durmuştu. Tam dayaklıktı gerçekten.
“Kaan yarım saat ancak olmuştur yanımızdan ayrılalı abartmaz mısın abiciğim?”
Kaan, Rüya’nın tatlı şımarık sesiyle abiciğim demesine anında tav olup yumuşayınca sırıttım.
“Şimdi siz resmi olarak birlikte misiniz?”
Gururla göğsümü kabarttım. “Öyleyiz.”
Rüya utangaç bir şekilde gülümsedi.
“Benim yanımda değilsiniz.” diyerek araya girdi Kaan hızlıca. Sesli bir nefes verdim sıkıntıyla. En yakın arkadaşım bile beni bu kadar zorluyorsa Onur ile Mert abinin neler yapacağını düşünmek bile istemiyordum. Kaan bana nispet yaparcasına kızıl meleğimi kendine çekip kolunu omzuna attı. Ona kötü kötü baksam da gerçekten sinir olduğum söylenemezdi. Sonuçta Rüya benim sevgilimdi artık. Benim sevgilim. Düşünmesi bile çok güzel bir histi.
Bir süre aramızda sohbet ederek Meriç itinin gelmesini bekledik. Ayça onların planlarını bozduğumuz için bana bozuk atsa da Özgür ve Beliz hiç rahatsız olmuş gibi durmuyorlardı. Aksine kalabalık olmamızın hoşlarına bile gittiğine eminim.
Kaan’ın yanından kalkmasına izin vermediği sevgilimle göz göze geldiğimizde ona göz kırptım. Sevimli bir melek olduğundan o da bana göz kırptı. Kaan tabii ki radarları açık beklediğinden bu ufak etkileşimimizi bile anında fark edip Rüya’nın kafasını benden uzağa çevirdi. Rüya oflayarak elinden kurtulsa da bu defa ben masanın altından tekme yiyen kişi olmuştum.
Kaan’ın kıskançlıkları, kardeşimin somurtuşları ve Özgür’ün zevzeklikleriyle geçen on beş dakikanın ardından durmadan pencereden dışarıyı gözetleyip beni sinir komasına sokan kız kardeşim bir anda “Hi!” diye bağırarak ayaklandı. Anında kalkıp omzuna dokundum.
“Ne oldu?!”
“Abi aşağıda birkaç kişi Meriç’i dövüyor!”
Rüya hemen pencereye koştu. “Ne?!”
Hepimiz pencerenin dibine geldiğimizde gerçekten de beş kişinin Meriç’i ortalarına aldığını gördüm. Meriç onlara iyi karşılık veriyordu ama beşe karşı birdi. Hiç şansı yoktu.
“Abi bir şey yapın!”
Özgür bir kelime bile etmeden kendini dışarı atarken bizim yardıma koşmamız için Kaan ile saniyelik bir göz göze gelişimiz yetmişti. Vakit kaybetmeden Özgür’ün peşinden koştuk.
“Kabus içeride kalın!”
“Evet!” diye onayladım Kaan’ı kapıdan çıkarken. “Beliz kızları içeri al!”
Ama tabii ki benim tatlı meleğim ne abisini ne de sevgilisini dinleyecek bir kız değildi. “Sen benim arkadaşıma nasıl vurursun?!” diye nidalar atarak ben ve Kaan’dan önce Meriç’i yumruklayan çocuklardan birinin sırtına atladı.
Gülerek kafamı iki yana salladım. İşte bu kıza bu yüzden aşık olmuştum. Nazlı ama vahşi bir savaşçıydı.
Ortalık kısa süre içinde savaş alanına döndü. Artık Meriç beşe karşı bir değildi ama durumu kalkıp dövüşecek kadar iyi de değildi. Bu yüzden onu kavgadan uzaklaştırması için Ayça’ya seslenip Özgür’ün üstüne çullanan heriflerden birini aldım. Çocuktan sert bir yumruk yiyince az kalsın geriye doğru düşecektim ama kendimi seri bir şekilde toparlandım.
Bir gözüm Rüya’nın üzerindeydi ve aynı zamanda Kaan’ın onu uzaklaştırmaya çalıştığını görüyordum ama anlık dikkatim dağıldığından meleğimin abisinin arkasından yaklaşan çocuğun dizine tekme attığını ve çocuğun sinirle ona döndüğünü çok geç gördüm. Rüya “Kardeşimden uzak dur aptal!” diye bağırdı.
“Rüya çık şu kaosun ortasından!” diye bağırdım sinirle ama çocuğun benim meleğimin üstüne yürüdüğünü görünce adeta gözlerimin önü karardı. Önümdeki çocuğa sert bir yumruk indirip onu yere attım ve koşarak meleğe yaklaştım.
“Seni parmağımın ucuyla itsem yere yapışırsın.” demesi geldi kulağıma. Küçümseyici sesi sinirimi bozdu. “Karışma işimize hadi uza güzelim.”
Çocuğu yere yapıştırıp konuşamayacağı hale getirmeden önce öfkeyle dolup taşan meleğimin hamle yapmasını bekledim. Kızgın melek gözlerini kısarak “Sensin güzelim aptal!” diye bağırdı ve meşhur tekmelerinden bence en şiddetlisini meleğimi küçümseme cüretinde bulunan aptalın bacak arasına gömdü. Çocuk acıyla kendini yere attığında aslına bana gerek bile olmadığını görmek gururla sevgilime bakmama neden oldu. Gürültülü bir nefes vererek yüzünün önüne düşen bir parça kızıl tutamın havalanmasına neden oldu.
“Kimmiş yere yapışan acaba?” diye homurdandı. Gülüşümü durduramadım.
“Biliyor musun melek?” Yerde kıvranan çocuğun üstünden atlayıp sevgilimin önüne gelene kadar adımladım.
“Ne?” diye sordu kaba bir sesle.
“Öncelikle çok sevimlisin. Ve ben sana çok aşığım.”
Rüya Soylu
Gözlerim ağızları yüzleri darmadağın olmuş arkadaşlarımda gezerken keyifle sırtımı sandalyeme yasladım.
“Hepiniz dayak manyağı olurken benim çocuğa koydum mu yere yapıştırmam şaka mı?” dedim neşeyle. Arın hariç tüm erkeklerden ters bir bakış almak beni daha da neşelendirdi. Resmen tek bir çizik bile almadan bir kavgadan çıkmıştım.
Oturduğumuz hamburgercinin sahibi olan kadın elindeki pamuğu abimin kaşına yavaşça bastırırken bana yandan bilmiş bir bakış attı. Sırıtarak omuz silktim. Doğruyu söylüyordum ne var?
“Çok kötü vurmuşlar.” dedi Ayça ağladı ağlayacak gibi çıkan sesiyle. Meriç’in yaralarını temizlediği pamuğu dudağına dokundurup çekti üzgünce.
“Bir şey yok yavrum üzülme.”
Üzüntüyle arkadaşıma baktım. Ayça Meriç’in birkaç çocuk tarafından saldırıya uğruyor olduğunu söyleyince hepimiz anında kendimizi onun yanında bulmuştuk ama o kadar kısa süre içinde bile acayip hırpalamışlardı çocuğu.
“Meriç burada olsa hepsini tırmalaya tırmalaya kovalardı.” diyerek güldü Özgür ama gülünce patlayan dudağı acıdığından herhalde acıyla yüzünü buruşturdu. Bakışlarımızın üzerinde toplandığını gördüğünde ise “Kedi olan.” diye açıklama yaptı hemen. Kıkırdadım. Eğer yeterince dayak yememiş olsaydı Meriç muhtemelen bu halde olmasına rağmen kalkıp Özgür’ü dövebilirdi.
“Niye saldırdılar sana?” diye sorduğunu duydum yanımdan Arın’ın. Bir elim onun avucunun içindeydi ve baş parmağı yavaşça elimin üstünü okşuyordu.
Kalbim sanki beni sahile götürdüğü andan itibaren çok hızlı atıyor gibi hissediyordum. Elim bana aldığı melek kolyesine gitti. Çok güzeldi. Kolye de bana kolyeyi verdiği o an da.
Kaan ile konuşmalarını kapıya kulağımı dayayarak dinlemeye çalıştığımdan barışmalarını duymuştum, tabii ki utanmadan dinlemiştim. Gerçi tamamını duymak mümkün değildi ama yine de öyle böyle bir şeyler duymuştum. Ne yazık ki ifşalandığım için konuşmalarının devamını duyma şansım olmamıştı. Onur gıcığı beni ele vermese devamını da duyabilirdim ama o kadarını duymak bile tüm dünyayı rengarenk görmeye başlamama yetmişti. Ve heyecandan yerimde duramamama.
Şimdi ise buradaydık işte. Yan yana ve el ele.
Garipti. Ama güzel bir gariplik.
“Abimlerin meseleleri.” diye yarım ağız yanıtladı Meriç. Mutsuz yüzünün dayak yediğinden değil de diğerlerinin onun yüzünden dayak yediğinden olduğunu anlamıştım. Ama hepimizin arkadaşıydı o. Bu yüzden kendini kötü hissetmemeliydi.
Buranın sahibi olan kadın Kaan’dan Özgür’e pansuman yapmak için geçerken “Arın ile Kaan’ın ‘Meriç’ten ölümüne nefret kulübü’ kurmuş gibi davranıp kavgada Meriç’i nasıl koruduklarını bir ben mi gördüm acaba?” diye ortaya neşeyle daldım. Arkadaşım mutsuz ifadesi dağılsın istiyordum.
Ayça bana destek çıkmak istercesine anında onayladı. “Hele abim yok mu o abim? Meriç’i buradan götür Ayça diye bağıran o çaresiz sesi hala kulaklarımda.”
Hepimiz güldük. Yani Kaan ve Arın hariç hepimiz.
“Kaan da kenardan çaktırmadan Arın’a vurmaya çalışıyordu niyeyse.” dedi Beliz gülerek. Sinirle sarı çıyana dönüp ensesine geçirdim.
“İnanmıyorum Kaan! Yeterince dövmemişsin gibi çocuğu.”
Arın alınmış bir sesle araya girdi. “Aşk olsun melek. Ben beni dövmesine izin verdim sadece.”
“Hah! Dövmeme izin vermişmiş! Dışarı gel de görelim bakalım kim neye izin veriyor.” Kaan öfkeyle homurdanması yetmiyormuş gibi sinirle bana döndü. “Kâbus kalk şu herifin yanından da abinin yanına gel. Sizi onaylamıyorum.”
Gözlerimi devirdim.
“Mutluluktan gözlerim yaşardı.” dedi bir anda Meriç. Ardından gözlerini Arın’a çevirdi. “Artık bana yaptıklarının karşılığını göreceksin ya. Sonuna kadar seni destekliyorum Kaan. Arın ile Rüya’yı desteklemiyorum.”
Gözlerimi kocaman açtım ihanete uğramışlıkla. “Meriç!”
“Eyvallah kardeşim.” dediğinde şaşkınlıkla Kaan’a döndüğümden anlık konudan uzaklaştım. Galiba yanlış duymuştum. Kaan Meriç’e kardeşim demiş olamazdı değil mi?
Buranın sahibi olan kadın, adını öğrenmem lazımdı artık, Özgür ile de işini bitirince ona teşekkür etmek için kavga etmeyi kestik hepimiz bir anlığına. Kendisi aslında emekli öğretmendi ve dışarıda kavga olduğunu gördüğü için katı öğretmen tonunu kullanarak hepimize bağırmış, Meriç’e saldıranları polisi aramakla tehdit edip kovmuş ve hepimize yani dayak yiyenlere pansuman yapmıştı. Bize birkaç öğüt vermeyi de ihmal etmemişti. Tatlı kadındı. Çok yardımcı olmuştu.
Kadın yanımızdan ayrılır ayrılmaz Arın öne eğilerek sinirle Ayça’ya “Ayça şu herifin yanından kalk ve buraya gel.” dediğinde Meriç gözlerini Kaan’a çevirdi bir şey yapsın diye. Benim saf kardeşim de kurnaz arkadaşımın oyununa gelerek gözlerini kıstı ve bana döndü. “Kâbus buraya gel abim.”
“Sen çok fenasın Meriç.” dedim sinirle Kaan’ı tamamen görmezden gelerek. Meriç dudağına şeytani bir gülümseme yerleştirdi.
“Güzelim ben bu durumu kendime kullanabilmek için aylardır pusuda bekliyorum.”
Arın ağzının içinde homurdansa da Ayça’yı tekrar çağırmaya yeltenmedi. Aksine Kaan’a nispet yaparcasına beni kolunun altına çekip sırıttı.
Kaan’ın kudurmuş bakışları bana tam da yeni bir kaosun çıkacağının sinyalini verirken tanıdık bir ses hepimizin dikkatini dağıttı.
“Size ne oldu böyle?”
Gözlerimi pembe saçlara çevrildiğinde Efes’i yanında ikizi Alper ile masamıza yaklaşmış olarak gördüm. Efes’in gözleri direkt Kaan’ı bulup yüzü endişeyle buruştuğunda kaşlarımı kaldırdım. Ben de kalkmış bu kızın abime sataşma sebebinin nefretten kaynaklandığını düşünüyordum. Asıl saf olan ben miydim acaba?
“Abi iyi misiniz? Ne oldu?” diye Efes’in hemen ardından sordu Alper.
Arın elimi bir kez daha okşayıp bana hızlı bir göz kırptı ve Kaan gibi ayaklanarak takım arkadaşına selam verdi.
“Bir mesele vardı. Hallettik.” diye yanıtladı Özgür sesini karizmatik bir tona büründürerek. Bir de burnunu çekmişti büyük bir özgüvenle. Beliz ile göz göze gelip kıkırdadık onun mafyavari tavrına.
Ben de ayaklanıp Efes’e sarılmak için hareketlendim. “Dövdüler işte bunları.” diye alay ettim arkadaşlarımla. Efes kıkırdayarak sarılışıma karşılık verdi. Maç gününden bu yana onunla garip bir şekilde birkaç kez daha bir araya gelme şansı bulduğumdan anlamsız bir sürede arkadaşlık kurmuştuk. En iyi arkadaşlar değildik belki ama arada dedikodu yapmak için Özgür ile onun sınıfına gidiyorduk. Efes de Beliz gibi dil bölümündeydi ve sürekli Beliz’in yanına gidebilmek için bir bahanesi olması hoşuna gidiyordu.
“Henüz bir şey yiyemedik bize katılmak istemez miydiniz?”
Gerçekten de henüz sipariş bile verememiştik. Benim için aşırı olaylı bir gün olmasının yanında hepimiz biraz aksiyon yaşamıştık bugün. Ve açıkçası fazlasıyla acıkmaya başlamıştım. Bu mekan yeni açılmıştı ama okuldaki herkesin dilindeydi. Okula yakın bir konumda olduğundan herkes öğle arası buraya akın etmişti burgerlerinin ne kadar güzel olduğunu duyunca. E bize de işte şimdi denemeye gelmiştik.
Efes ve Alper bize katılmaya karar verdiklerinden koca masamıza iki sandalye daha çektik yan masadan ve sonunda siparişlerimizi verebildik.
Etrafımdaki kalabalığa gözlerimi gezdirirken düşündüğüm tek şey aslında tam şu ana ne kadar minnet dolu olduğumdu. Buralara geleceğimi hiç tahmin edememiştim. Ailem tarafından terk edilmeden önce bile hiç böyle samimi ve kalabalık ortama sahip olmamıştım. Her zaman yalnız değildim tabii ama hiçbir yaşımda etrafımda bu kadar dolu dolu, sahici insanlar da olmamıştı.
Ama şimdi sanki evrenin bana verebileceği her şeye sahip olmuşum gibi hissediyordum. Mutlu bir nefes vererek kafamı Arın’ın omzuna yasladım hafifçe. Eli anında çenemin altını bulup okşamaya başladığında gülümsedim. Artık beni çok seven, beni yıllardır seven, bir sevgilim vardı mesela. Gözlerim iki kişi ötemde oturup Efes ile tartışmaya giren abime çevrildi. Bu hayattaki en büyük düşmanım benim abimdi. Üstelik bana gittikçe bağlanan, ona gittikçe bağlandığım abim. Kız arkadaşlarının gülüşmesini aynı anda gülümseyerek izleyen Meriç ile Özgür’e baktım bir an. Hayatımın en yalnız ve en ağır döneminde onlar yanımda olmuşlardı. Her daim destek verip yüzümü güldürmüşlerdi.
Hepsine karşı içimde sonsuz bir minnet vardı çünkü şu an bu noktada mutlu bir şekilde var oluyorsam bu onlar sayesindeydi. Ve ben bu noktadan çok ama çok keyif alıyordum.
***
“Dinleyin kızlar.” dedi Kaan ciddi bir sesle. Hepimiz öne doğru eğilmiş diğerlerinin duymaması için fısıldaşırken onlar da aynı şekilde bizim duymamamız içim fısıldıyorlardı. Arın ile göz göze gelince sırıttım ama bu Kaan’dan koluma cimcik yememe neden oldu.
“Hey!”
“Şu herife bakmayı kes ve dikkatini ver Kâbus.”
Yüzümü buruşturarak onu taklit etsem de dediği gibi dikkatimi verdim. Hepimiz karnımızı gerçekten de dünyanın en iyi hamburgeriyle doyurduktan sonra kendimizi ne yapalım diye konuşurken bulmuştuk. Ve bu kadar kalabalıkken hepimizin aklına tek bir şey gelmişti: Basketbol maçı yapmak.
Hafta sonu olduğu için kimsenin olmadığı okulumuzun sahasına gizlice girmek hiç zor olmamıştı. Anında basketbolcu moduna girmiştim ben yine. Kaan ile ortak hırsımız grupta kendisini çok fazla belli edince diğerleri tarafından kınanmıştık ama yine de ortaya bir iddia koymayı başarmıştık. Kazanan takım diğerine tatlı ısmarlayacaktı. Yediğimizin yemeğin üstüne tatlı gömmek bence harika olacaktı.
Takımları ayırmada da ufak bir sorun yaşayacaktık ama sonra kızlara karşı erkeklerin oynamasına karar vermiştik. Ama erkeklerin takımında üç tane basketbolcu olması büyük bir haksızlıktı üstelik biz onlardan bir kişi eksiktik. Sonuçta bizim takımda olan kişiler belliydi. Efes harika bir şekilde maç yorumlasa da yapabildiği tek şey yorumlamaktı. Berbat bir basketbolcuydu. Beliz tırnağını yeni yaptırdığı için sadece koşacağını ama asla topa dokunamayacağını söylemişti. Ben basketbol oynasam da hiçbir zaman ne Kaan’ı ne de Arın’ı yenebilmiştim malum. Geriye sadece Ayça kalıyordu. Kendisi harika bir basketbolcuydu ama takımımızda tek iyi oynayan oydu. Bu yüzden biz de karşı takımdan en iyi basketbolcusunu çalmıştık: Kaan’ı.
Erkeklerin takımında ise iki iyi basketbolcu vardı, Arın ile Alper. Özgür basketbol topuna ayakla vurmaya çalışmıştı ve Meriç karizması bozulmasın diye iyi oynarım demiş olsa da ona güvenmiyordum kesinlikle. Sonuç olarak takım güçleri eşitti.
“Kural falan önemli değil yardırın.” diye taktik verdi abim hırsla. “Ayça ve Beliz sevgililerinize oynayın ve onlardan top çalın. Rüya kesinlikle arkadaşım olacak o ite yaklaşmıyorsun ve pembeli sen de ikizine saldır.”
“Adım Efes geri zekalı!”
“Neyse ne. Onlara kız gücünü gösterelim kızlar!”
Kahkaha attım. Sarı çıyan herhangi bir oyunda dünyanın en hırslı insanı olabilirdi.
Kaan yumruğunu kaldırarak yanıma yaklaştı. “Hadi onları yenelim küçük kardeşim.”
Yumruğuna yumruğumu tokuşturarak gülümsedim. “Onları sahaya gömelim abiciğim.”
Yazı tura atmamızla Özgür topu havaya fırlattı ve maça başladık. Top onlardaydı ama Kaan’ın Meriç’in elinden topu çalıp onların potasına atmasıyla ilk basketi biz attık.
“Gol!”
Meriç Özgür’ün kafasına geçirdi homurdanarak. “Onlar attılar mal. Ayrıca futbol değil bu.”
Kahkaha atarak topu bizim potaya doğru süren Arın’ın peşine düştüm. Bir adım hızlanarak önüne geçtiğimde gözleri yüzüme kaydı. Dudaklarımı büzerek elindeki topa baktım.
Gözleri bir bende bir de elindeki turuncu topta gidip gelirken gittikçe yavaşladı ve en sonunda durarak sesli bir iç çekti. “Kusura bakmayın beyler.” diyerek elindeki topu bana uzattı. “Meleğimi üzecek değilim.”
“Abicim hadi ama ya!”
“Kızların tuzağına düşmeyin!”
Neşeli sesler çıkararak topu kucakladım ve Kaan’a pas verdim.
“Aferin lan Kabus!” diye bağırdı sarı çıyan keyifle ve yine topu onların potasına geçirdi ve bizi üç puan daha öne taşıdı.
“Beni parmağında oynatıyorsun melek.”
“Sen de yapmama izin veriyorsun.” diye karşılık verdim gülümseyerek. Kafasını esefle sallasa da “Haklısın.” diyerek onayladı.
Maç bir süre daha bizim bolca hile yapmamız ve karşılığında erkeklerin de hile yapmaya başlamasıyla kahkaha dolu anlarla geçti. Gerçi “Ben senin takım arkadaşınım pembeli benden top çalamazsın!” diye bağıran abim için pek kahkahalı geçmiyordu.
“Benim. Adım. Efes!”
Efes topu Alper’e kaptırdığından attıkları basketle bizden 2 puan farkla öne geçtiler.
30 sayı yapan takım kazanacaktı ve durumlar şu an 20’ye 22’ydi.
Ayça’nın abisinden muhteşem bir manevrayla top çalmasını izlerken ellerimi dizime koyarak sesli nefesler alıp verdim. Fazlasıyla yorulmuştum ve artık oyunun sonlanmasını istiyordum. Neredeyse bitirmek için yalvaracak haldeydim.
Efes de yorgun düşmüş olacak ki yanıma doğru yavaş adımlarla yaklaştı. Aynı zamanda gözleri merakla oyunun gidişatını takip ediyordu.
“Ayça, Arın’dan topu beklenmedik bir el çabukluğuyla çaldı.” diye kendini tutamadan gördüklerini yorumlamaya başladı yine. “Topun peşinden koşan Meriç Ayça’dan top çalacak gibi duruyor ama Ayça hızlandı.” Heyecanla yerinde kıpırdandı. “Ayça potaya koşuyor. Kaan ona yol açıyor.”
“Efes oyuna odaklan!” diye bağırdık hepimiz aynı anda. Tüm maç boyunca oynamaktan çok yaptığı şeydi bu.
“Ben yorumcuyum benim işim bu!”
Ayça topu potaya geçirince mutlulukla yerimde zıpladım. Üstelik top yine bizdeydi. Koşmaya mecalim kalmadığından yerimde durmaya devam ettim. Efes de sessizce maçı yorumlamaya devam ederek yanımda duruyordu. Kaan topu sürüyorken bir anda Arın önünü kesti ve kafasıyla çaktırmadan arkayı işaret ederek “Topu at!” diye bağırdı.
Kaan’ın duraksadığını görünce kaşlarımı çatarak istemsizce öne doğru adımladım. “Sakın atma Kaan! O rakip takımdan!”
“Bana at!” diye bağırdı yine Arın ve benim aptal kardeşim rakibine topu attı. Hüsranla gözlerimi yummak üzereydim ama Arın’ın gelen topu karşılamak yerine bir anda geri çekildiğini görünce anlam veremeyerek gözlerimi kıstım.
Ve top doğruca Arın’ın hemen arkasında duran Meriç’in kafasına çarptı.
“Meriç!”
“Ya siz ne yapıyorsunuz?!”
Meriç geriye doğru yalpalayıp yere yapışırken Ayça ile aynı anda ona doğru koşmaya başladık. Kaan ve Arın utanmazca kahkaha atıyorlardı bir de. İkisine de öfkeli bakışlarımı diktim.
“Şerefsizler.” diye homurdandı Meriç kafasını tutarak. Ayça yanına eğildi ve bir şeyi var mı diye kontrol etmeye başladı.
“Çok kötüsünüz.” dedim kısılmış gözlerimi abimin ve sevgilimin üstünde gezdirerek.
“Bugün ona çok iyi davrandık melek.” diyerek yanağımdan öptü Arın neşeyle. Kaan bile o kadar keyifliydi ki Arın’ın bu hareketine ses çıkarmadı.
“Bunu yapmamız lazımdı Kâbus.”
Tüm keyifli gülüşlerine rağmen uzanıp Meriç’in kolundan tutup onu ayağa kaldırdılar.
“İyi misin kardeşim?” diye sordu Alper ciddi bir sesle. Neyse ki diğer ikisi gibi gülmüyordu bu duruma.
“Eğer ölürsem.” dedi Meriç ayağa kalkar kalkmaz. “Hayalet olarak kalıp ikinize de dadanacağım.”
Kaan ile Arın birbirine bakıp sırıttı. “O zaman hayaletine de top fırlatırız.”
Efes ile göz göze geldiğimizde aynı anda gözlerimizi devirdik ama diğerleri eğleniyordu. Meriç de alayla sırıtmaya başlamıştı. Özgür “Meriç burada olsa hepimize dadanırdı.” dediğinde kurduğu cümlenin saçmalığıyla hepimiz iki saniyeliğine duraksasak da bir anda kahkaha atmaya başladık. “Kedi olan yani.”
Esefle kafamı salladım iki yana.
Değişik arkadaşlarım, garip bir çevrem vardı. Ama kesinlikle bu gariplikten çok ama çok mutluydum. Umarım bu gariplik hayatımın sonuna kadar benimle olurdu.
***
Agaggagaga merhabaaaa
Size karne hediyemm beğendiniz mi?
Karneler nasıl???
Arın ile Rüya aagaggagagaaa
Arın ve Rüya sonunda sevgili oldular
Arın ile Rüya ilişkisini nasıl buluyorsunuz?
Bizim ekibin arkadaşlığı nasıl sizce?
Kaan ile Arın arkadaşlığı?
Kaan ile Rüya kardeşliği?
Meriç'i dövmeleri ve bizimkilerin yardım etmeleri?
Kaan ve Arın'ın sonunda Meriç'i kabul etmeleri?
Bölümde en sevdiğiniz sahne hangisiydi?
Bir sonraki bölümde görüşene dek kara kedileriniz bol olsun <3<3<3<3
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 193.86k Okunma |
24.56k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |