

İyi geceler bebeklerrrrrrrrr
Medyada Onur var -ağlayan emoji-
Heyecanla beklediğiniz yeni bölüm geldi, herkes Onur için aşırı üzgün bakalım neleeeeeeer olmuuuş
Yeni bölüm bildirimi almak için kitabı takip etmeniz gerekiyormuş arkadaşlar birkaç kişi söyledi, diğer türlü yeni bölüm bildirimi gelmiyormuş haberiniz olsun.
Oy sınırı: 450
Yorum sınırı: 250
Keyifli okumalar <3
****
Eğer suçluluk hissi somut bir varlık olarak karşımda duruyor olsaydı sonsuz ağlamalarımla öylece durup onu izlerdim. Dokunamazdım, kovamazdım veya tutamazdım. Tıpkı içimde hissettiğim halindeki gibi sadece bana yük olurdu ve onu izlerdim. Ama bu his karşımda değil de içimdeyken ona bakamıyordum. O nefes almamı engellemesin diye yok saymaya çalışıyordum.
Ama Onur’un “Sen bana her abi dediğinde ömrüm uzayacakmış.” demesi aklımda dolaştıkça onu yok saymak mümkün olmuyordu. Ben Onur’a hiç abi dememiştim. Boğazımda bir düğüm gibi duruyordu bu gerçek. Onur abi… Lütfen uyan.
İçimden defalarca ‘Onur abi. Onur abi. Onur abim.’ demeye başladım. Lütfen ömrü uzasın. Lütfen iyi olsun.
Kalbim paramparça oluyormuş gibi hissediyordum. Çünkü ben Onur’a hiç abi dememiş olmamı geçtim bir de ona “Ölsen de sana abi demem!” demiştim. Nefes alamıyorum sanki. Onur abim. Onur abim. Lütfen ölmesin.
Şimdi onu bir hastanenin bekleme odasında korkuyla beklemek yerine yanında olup ona abi diyebilirdim. Bunu o kadar çok istiyordu ki! Sırf gıcıklığına dememiştim hiçbir zaman.
“Böreğini de yiyemedi.” diye fısıldadım kendi kendime. Bir anda aklıma düşen bu gerçek içimin yanmasına neden olmuştu. Bu sabah yaktığım için ona yaptığım böreği yiyememişti. Kalkıp böreğimi yemeye gelsin istiyordum.
Titreyen dudaklarımı birbirine bastırdım. Sessizce gözyaşı dökmeyi kesemiyordum ama hıçkırıklarımı tutmak için de çok çabalıyordum. Kollarında olduğum babam zaten çok kötü bir durumdaydı. Onun bir de ağlamamı görüp daha çok üzülmesine neden olmak istemiyordum.
“O evde diye daha çabuk gelir diye düşündüğümden Onur abimi aramıştım.” dediğini duydum Kaan’ın. O da benim gibi ağlamayı bırakamıyordu Mert abimin kolları arasında. Sessiz gözyaşları gözlerinde birikip duruyordu. “Özgür beni aradığında başka ne yapacağımı bilemedim.”
Okulda dehşete düşmüş bir şekilde beklerken babam bizi almaya gelmişti. Yüzünde belki de hiçbir zaman aklımdan çıkmayacak bir endişe vardı. Biz Kaan ile arabaya biner binmez yola çıkmıştı. Bir an önce hastaneye, Onur abime yetişebilmek için. Ama biz hastaneye vardığımızda çoktan ameliyata almışlardı onu. O zamandan beri de sadece birileri gelip bize haber versin diye bekliyorduk. Durumunun kötü olduğunu söylemişlerdi ama başka bir şey bilmiyorduk.
Titrek bir nefes aldığımda gözyaşım yanağımdan kayıp babamın gömleğinde yeni bir leke daha bıraktı. Böyle beklemek çok kötüydü. İyi miydi iyi olacak mıydı hiçbir şey bilmiyorduk. Bildiğimiz tek şey evden motorla çıkıp doğruca okula sürmüş ama yolda hızla gelen bir araba direkt abime çarpmış olmasıydı.
Tutamadığım hıçkırığım dudaklarımın arasından kaçtığında babamın beni tutan kolu sıklaştı. Ben yüzümü onun gömleğine gömerken onun hareketlendiğini hissettim. Bir saniye sonra ise kafası benimkine yaklaştı.
“Papatyam?” diye soruşundaki o kırık ton bir hıçkırık daha koyuvermeme neden oldu. “Ağlama güzel bebeğim abin iyi olacak.”
Tüm çabalarıma rağmen kendimi tutamdan ağlamaya başladım. “Ama babacım.” demeye çalıştım fakat ağlamalarımdan kelimeler doğru düzgün çıkmadı dudaklarımın arasından. Babamın dudakları saçlarıma yaslandı.
“Bir tanecik kızım. Bal kızım. Dökme o güzel yaşlarını babacım. Abin iyi olacak, söz veriyorum sana.” Sertçe göğsüne yasladığım kafamı çenemden tutup kaldırdığında dolu gözlerimi onun yeşillerine çevirmek zorunda kaldım. “Baba sözü veriyorum sana. İyi olacak. Üzme kendini canımın içi. Sen böyle ağlayınca içim parçalanıyor sanki.”
“Ama babacım.” demeye çalıştım yeniden. Yine hıçkırıklarım yüzünden kelimelerim kesintiye uğrasa da bu defa cümleme devam ettim. “O bana ölürsem çok üzülürsün demişti. Ben ona hiç abim demedim. Hem kıymalı böreğini de yiyemedi. Ben çok üzülürüm babacım. Lütfen bir şey olmasın. Abi diyemedim ben lütfen.”
Babam muhtemelen kurduğum cümlelerin birini bile tam olarak anlamadı ve üzüntü içinde gözlerime baktı ama yine de beni sakinleştirmek için elinden geleni yaptı. Ama anlamıyordu işte ben ona abi dememiştim! Ömrünün uzaması lazımdı ama ben ona hiç abi dememiştim!
Üstelik benim yüzümden bu haldeydi. Sezgin babam beni almaya geldiği için bugün motorla evden çıkmıştı. Benim yüzümden araba çarpmıştı ona. Benim yüzümden şimdi bir hastanedeydik. Ve benim yüzümden ömrü uzamayacaktı işte!
Ve eğer abime bir şey olursa asla ama asla kendimi affetmeyecektim.
Hem ona bir şey olursa odasındaki gökyüzüne ne olacaktı? Tüm yıldızlar sönecek miydi? Odasının tavanına bakmazsa özgür hissedemezdi benim abim. Yıldızların her zaman parlaması gerekiyordu. O, gökyüzüne bakıp yıldızlara bağladığı insanları düşünerek, yanında olduklarını bilerek güvenle uykuya dalamazsa rahat uyuyamazdı biliyorum ben. Uyanması ve evimize gidip yıldızlara bakarak uyuması lazımdı. Sonra yeniden uyanması ve gece olduğunda yine varlığımızla rahatlayarak yeniden uyuması lazımdı. Ama abimin her zaman, her zaman, uyanması lazımdı.
Mert abim ile Kaan’ın oturdukları yerden telaşla ayaklandıklarını fark ettiğimde kafamı onlara çevirdim. Kaan’ı elinin tersiyle yanaklarını silerken görmek kendimi daha da kötü hissetmeme neden oldu. Benim yüzümden abisi iyi değildi. Bu ailedeki herkesin annem gittikten sonra birbirlerine ne kadar bağlanmış olduklarını hep görmüştüm, görüyordum. Her zaman birbirlerinin yanında yine onlar olacaktı. Bu sanki aralarında hiç dile gelmemiş bir yemindi. Ama şimdi benim yüzümden yeminleri bozulacaktı.
Gözlerimi Kaan’dan çekip içeri giren kişinin doktor olduğunu görünce anında babama yaslanmayı bırakıp ayaklandım. Babam da benim hemen ayağa kalkıp doktorun yanına ilerledi ama ben olduğum yerde durdum. Bir adım öne atmaya gücüm yoktu. Hem utandığımdan hem de korktuğumdan.
“Oğlum nasıl?” diye sordu babam güçsüz çıkan sesiyle. Bana söz vermişti hiçbir şey olmayacak diye ama o da korkuyordu işte abime bir şey olmasından.
Korkuyla yutkundum ve gözümü bile kırpmadan doktorun ağzından çıkacak kelimelere odaklandım. Beynimde sürekli aynı şeyler dönüp duruyordu beklentiyle dururken: Onur abim, Onur abim, Onur abim. Lütfen iyi ol lütfen iyi ol.
“Durumu çok ciddiydi buraya getirildiğinde. Kırıkları ve iç kanaması vardı. Acilen ameliyata aldık…”
Doktor anlamadığım terimlerle bir sürü şey söylerken ellerimi yumruk yaptım. Yerimden kıpırdayamıyordum. Sadece kötü bir şey duymamak için kulaklarımı kabartmış bekliyordum ama doktor abimin iyi olduğunu söylemek dışında her şeyden bahsediyordu. O böyle uzattıkça nefes almak zorlaşıyordu sanki. Ensemdeki tüyler dikleniyordu ve ellerim uyuşuyordu. Onur abimin ölmesini istemiyorum. Lütfen Onur abim iyi olsun.
Babam ve Mert abim tam doktorun önünde onu dinliyorlardı ama Kaan bir anda arkasına baktığında onların yanında olmadığımı gördü. Oturduğum hastane bankının önünde duruyordum öylece. Bunu fark etmesiyle yanıma gelmesi aynı anda oldu.
Hiçbir şey demeden yanıma geçti ve serçe parmaklarımızı birbirine doladı. Minnetle dudaklarımı birbirine bastırdım. Ondan güç almaya ihtiyacım vardı. Abisi benim yüzümden bu hale düşmüşken benim yanımda olmasını hak etmesem de iyi hissettiriyordu.
“Kaan özür dilerim.” diye fısıldadım utançla. Kafası bana çevrildi. “Benim yüzümden her şey. Çok özür dilerim.”
Gözlerimi ona çeviremedim. O kadar suçlu hissediyordum ki eğer abim de bana suçlayarak bakarsa kahrolurdum. Parmağımı tutmayı bıraktığında nefes alamadım.
Fakat sandığımın aksine Kaan beni bırakıp uzaklaşmadı sadece önüme geçip ellerini iki yandan yanaklarıma yasladı.
“Rüya’m.” dedi içli bir sesle. Yanaklarını kurutmuştu ama sesinde ağlayışlarının izi vardı. Kaan Onur abisini çok severdi. Ben gelmeden önce evimizin en küçük kardeşi oydu. Hepsi ona böyle davranırdı. “Kardeşim.”
“Çok utanıyorum Kaan.” diye sözünü kestim.
“Saçmalama kardeşim benim. Senin hiçbir suçun yok. Sen ne yapabilirdin ki bunu engellemek için?”
Hayır aksine o kadar suçum vardı ki. Ona asla abim olduğunu söyleyememiştim! Beni gökyüzüne ekleyip bana sen benim renkli yıldızımsın dediğinde bile söylememiştim! Oysa ömrünün uzaması lazımdı.
“Benimle kan grubu aynı.” deyişi geldi kulağıma Mert abimin. İlgim hemen onlara kaydı. “Ben veririm.”
“Pekâlâ hemşire arkadaşımızı takip edin lütfen.”
Mert gitmek için hareketlenmeden önce düz bir şekilde doktora baktı. “Kardeşim… iyi olacak mı?”
Hepimizin sormak için öldüğü soruyu sorduğunda bu defa güç alabilmek için Kaan’ın parmağına parmağımı dolayan ben olmuştum. Anında karşılık verdi ve parmaklarımızı birbirine doladık. Doktorun nazik gülümsemesini görene kadar bir asır geçti sanki. “Biz elimizden geleni yaptık. Durumu gerçekten ağırdı ve toparlanması biraz zaman alacak ama bundan sonrası ona bağlı. Birkaç gün yoğun bakımda kalıp dinlenecek. Bir komplikasyon olup olmadığını incelemek için onu gözlem altında tutacağız bir süre. Geçmiş olsun.”
Omuzlarım sanki dünyanın yükünü değil de dünyanın kendisini taşıyormuş gibi öne doğru çöktü. Onur abimin iyi olacağını söylememişti. Yarına uyanır dememişti.
Ağlayarak başımı Kaan’ın boynuna gömdüm. Bir eli belime ötekisi kafamın arkasına yerleşirken o da üzüntüyle beni kendine çekti.
“Ağlama güzelim.” dedi fısıltıyla. “Abimiz iyi olacak. Üstelik senin kendini suçladığını bilse kahrolur. İyileşecek abimiz güzel kardeşim. Sakın kendini suçlama senin hiçbir suçun yok tatlı rüyam.”
Kollarımı Kaan’a sarıp sessizce ağlamaya devam ettim. Abimin uyanıp kendi gökyüzüne bakarak uyuyabilmesinin isteğiyle yanarak ağlıyordum. Bomboş tavanı olan bir yerde sonsuza dek uyuyamazdı ki benim abim. Kendini iyi hissetmezdi. Onun gökyüzüne ihtiyacı vardı.
Kaan ile birbirine yapışmış olan vücutlarımızın etrafına bizden daha büyük olan kollar sarıldı. Babam sesli nefes verirken ikimize de aynı anda sarılıyor bize sevgisini aynı anda veriyordu. Vücudu kaskatıydı hala.
“Lütfen bu yaşlı babanızı bir daha hastane koridorlarında bekletecek bir durumun içine girmeyin. Tamam mı canım kızım? Tamam mı canım oğlum? Ben bunun için çok yaşlandım. Kalbim birinizi daha o hastane yatağında görmeye dayanmaz.”
Kafamı abimin boynuna iyice gömdüm ağlayarak. Babamın benim için hastanede beklediği zamanlar zihnime doldu. İkimiz de birbirimizi yeni tanıdığımızdan onun gergin bedenin beni istemediği için olduğunu sanmıştım o zaman. Beni tanımıyordu, beni istemiyordu ama bana mecburdu. Fakat şimdi onun aslında korku içinde olduğunu daha net anlıyordum. Onur abim için güzel bir haber duyma umuduyla beklerken vücudu yine gerginlikten patlayacak gibiydi. Ama korkudandı işte. Sadece çocuğuna bir şey olacak diye çok ama çok korkuyordu.
“Tamam baba.” dedi Kaan güçlü çıkarmaya çalıştığı sesiyle. “Merak etme, hepimiz iyi olacağız.”
Babamın Kaan’ın kafasını öptüğünü duydum sert bir şekilde. Hala kafamı Kaan’ın boynundan kaldırmıyordum. Ağlamalarımı da kesemiyordum. Ama babam beni bu halde görsün de istemiyordum.
“Papatyam?”
Cevap veremedim. Kaan suçlu olmamamla ilgili her ne derse desin suçlu olduğumu biliyordum. Onur’un acele etme sebebi bendim. Eğer ben olmasam bu kaza hiç olmayacaktı.
Bedenimin geri çekilmeye çalışıldığını hissettiğimde abime daha çok yapıştım. Onur abimin iyi olup olmayacağını bilmiyorken utanmaktan vazgeçemiyordum.
“Papatyam.” Bedenim bu defa Kaan’dan koptu. “Güzel kızım?”
Babam az önce yaptığı gibi çenemi tutup nazikçe kafamı kaldırdı. “Neden babanın gözlerine bakmıyorsun papatyam?”
Omuz silktim içimi çekerek. Babam elini yüzüme yaslayıp baş parmağıyla akan yaşlarımı temizledi.
“Onur abimin bu halde olmasının suçlusu kendiymiş. Öyle sanıyor.”
“Niye öyle düşünüyorsun bal kızım benim? Senin ne suçun olabilir canımın içi?”
Babama, Onur abime hiç abi diyemediğim için ömrü kısalıyordu az daha desem beni anlamazdı ki. Abimin kıymalı böreğini yaktığım için yiyemediğini bu yüzden çok üzüldüğünü söylesem yine anlamazdı. Ama benim yüzümden aceleyle evden çıkmak zorunda kaldığını sırf bu yüzden ona araba çarptığını söylesem peki? Beni anlar mıydı? Neden kendimi suçladığımı anlar bana hak verir miydi?
Ben ağzımı açıp babama neden her şeyin benim suçum olduğunu açıklayamadan babamın arkasında kalan kapıdan gelen ses içimin öfkeyle dolmasına neden olurken nefret dolu bakışlarım kapıya kaydı. Kapıda üzgünce duran adama.
“Geçmiş olsun Demir Bey.” dedi bir zamanlar babam olacak adam. Az kalsın abimin ölümüne neden olacak adam. Az kalsın hiç abi diyemediğim çok sevdiğim abime asla abi deme şansım olmamasını sağlayacak adam. Belki de daha bilmiyordum ama çoktan o şansımı elimden almış adam.
“Sen niye buradasın?” diye sordum nefretle. Babamın ve Kaan’ın kolları arasında sıyrılarak öne doğru bir adım attım. “Hangi yüzle babama geçmiş olsun diyorsun?”
Sezgin Kara gözlerime üzüntüyle baktığında ondan tiksindiğimi hissettim. Ona bakmak bile midemi bulandırıyordu.
“Papatya…” diye araya girmeye çalıştı babam ama onun elini ittirip histerik bir şekilde geniş odanın içinde karşımdaki adama bir adım daha attım. Bu adımım arkasında kalan kişileri de görüş açıma almama neden oldu ama sevgilimin ve en yakın arkadaşımın endişeli bakışlarını göz ardı ettim. Onlara iyi olduğumu söyleyemeyecek kadar hüsran doluydum.
“Burada ne yapıyorsun sen?!” diye bağırdım öfkeyle.
“Rüya ben-”
Öfkeyle eskiden babam olan adamın üzerine yürüyüp onu ittirdim.
“Benim abim senin yüzünden orada yatarken burada olmaya hakkın yok!”
Cidden hangi yüzle yanımıza geldiğine akıl erdiremiyordum. Hem okuluma gelip beni kaçırmaya çalışmıştı hem de karşımıza geçip geçmiş olsun dileyebiliyordu.
“Rüya ben böyle olsun istemedim.” demeye çalıştı. Elini uzattı yüzüme dokunabilmek için ama sertçe elini ittirdim.
“Ya nasıl olsun istedin?” Babam arkamdan yaklaşıp beni tutmaya çalıştı. “Sen okula gelip beni zorla götürmeye çalışmasaydın abim kaza yapmayacaktı! Senin aile olacağız safsataların yüzünden benim abim hayatta kalmak için ölümle cebelleşiyor! Senin yüzünden!”
Boğazım yırtılırcasına bağırışım hem karşımdaki adamın hem de arkamda durup beni sakinleştirmeye çalışan babamın aynı anda duraklamasına neden oldu. Babamın kollarımda duran elleri kaskatı kesilirken sesi hiç beklemediğim ölümcül bir sertlikle çıkıp kulaklarımı buldu.
“Sen benim kızımı benden almaya mı çalıştın?” diye sordu dehşet verici bir sakinlikle. Ellerini üzerimden çekip nazikçe beni arkasına aldı ve Kaan’a doğru ittirdi. Abim anında beni kendine çekerken babam midemi bulandıran adamın üzerine doğru yavaşça yürüdü.
“Benim kızımı.” dedi gülerek. Korkuyla babamı izledim. “Benden almaya çalıştın?”
Babam korku dolu geçen bir saniyelik duraklamanın ardından aniden Sezgin Kara’nın yüzüne yumruğunu geçirdiğinde çığlık atarak ellerimi ağzıma kapattım. Kaan beni iyice kendine çekerken Arın ile Özgür babamların yanından dolaşıp bizim yanımıza geldiler hızla. Arın geldiği gibi elimi ellerinin arasına aldığında ıslak gözlerimle yüzüne baktım. Uzanıp kafamı kendisine çekti ve kafama bir öpücük bırakıp geri çekildi.
“Sakin ol meleğim. Bir şey olmayacak.” diye beni teskin ederken aynı anda babam sert bir yumruk daha geçirmişti karşısındaki adamın yüzüne.
“Benim kızımı alıp götürecektin ha?!”
“Kaan bir şey yapalım.” dedim korkuyla. “Babama bir şey olacak durduralım. Arın?”
Babama bir şey olacak gibi durmuyordu aslında. O Sezgin Kara’yı yere sermiş yüzüne art arda yumruklar geçirirken zarar gören tek kişi Sezgin Kara’ydı. Ama biri durdurmazsa babam onu öldürebilirdi. Babamın onu öldürüp hapse girmesini istemiyordum. Tıpkı Onur abim gibi babamın da bu adam yüzünden benden alınmasını kaldıramazdım.
“Baba!” diye bağırdım Kaan’ın elleri arasında kurtulmaya çalışarak. “Babacım dur!”
Neyse ki hastanenin muhtemelen seslerimizi duyan çalışanları koşarak odaya girdiler kavgayı ayırmak için. Üç kişi araya girmeye çalışıyordu ama babam kendini o kadar kaptırmıştı ki onu o adamdan ayıramadılar. Babam hem yumruk atıyor hem de bağırmaya devam ediyordu. Endişeyle Arın’ın elini sıktığımda elimin üstünü öptü.
Sonunda çalışanlar babamı Sezgin Kara’nın üstünden çekip uzaklaştırırken babam hala deli gibi bağırarak ona saldırmaya çalışıyordu.
“Sen benden kızımı alamazsın lan! Sen kimsin de benden kızımı almaya çalışırsın?! Öldürürüm lan seni! Kemiklerini kırarım senin kızımdan uzak duracaksın!”
Sezgin Kara yerde gözlerini bile açamadan kanlar içinde yatıyordu. Bu görüntü bedenimin kasılmasına neden olurken Kaan’ın eli hemen gözümün önüne kapandı. “Bakma abim sen.”
Fakat gözlerim şu an karanlığa bakıyor da olsa gördüğüm tek şey onun kanlı yüzüydü.
“Bir metre bile yakınında olmayacaksın benim kızımın! Bu dünyayı dar ederim lan sana! Benim kızım lan o! Benim kızım!”
Babamın bağırışları irkilmeme neden oldu. O kadar öfkeliydi ki! Çok korkutucu duruyordu bu haliyle ama onu neyin sakinleştireceğini bildiğimden Kaan’ın ellerini ittirip Arın’ın tuttuğu elimi geri çektim. Her ne kadar korkutucu olursa olsun ben korkmazdım ki babamdan. Biliyordum çünkü, o benimle yalnızca sakinleşirdi.
Bu yüzden babama doğru hızla ilerleyip önüne geçtim ve kollarımı sımsıkı gövdesine sardım. Babam onu tutmaya çalışan adamlardan kurtulmaya çalışmayı bırakıp duraksadı. Çenemi göğsüne yaslayıp kirpiklerimin arasından öfkeli yüzüne baktım. Gözleri yüzümü bulduğunda ise ‘Bak ben buradayım.’ dercesine buruk bir ifadeyle gülümsedim. Bu, onun gözlerindeki deli bakışların yavaşça sönmesine neden oldu.
Babam gözlerime bakarak yavaş yavaş sakinleşti ve kollarını durulduğu için sıkı tutmayı bırakan adamlardan kurtarıp vücudumun etrafına sardı.
“Benim kızım.” dedi bu defa daha sakin bir sesle. Kollarını sıktı onun yanında olduğuma emin olmak istercesine. “Benim kızımı benden almaya çalışanın hayatını bitiririm.”
Kollarımı babama daha sıkı dolayarak çenemi kaldırdım ve yanağımı yasladım göğsüne. Solukları düzene giriyordu. Gittikçe sakinleşiyordu.
“Buradayım babacım.” diye mırıldandım sessizce.
Hemşirelerden biri Sezgin Kara’ya doğru eğilip onu yerden kaldırmaya çalıştı. Göz ucuyla onları izlerken kana bulanmış yüzüne denk gelmek irkilticiydi. Bir zamanlar baba dediğim, her şeyden çok sevdiğim adamın karşımda bu şekilde duruşu garip geliyordu. Nereden nereye gelmişti hayatlarımız. Beni ardında bırakıp giderken geri dönmek isteyeceğini hiç düşünmüş müydü acaba? Beni hiç tanımadığı bir adama emanet ederken kızımı nasıl bırakırım diye sormuş muydu? Sormuşsa bile bırakmasına rağmen nasıl olur da karşıma geçip yeniden aile olacağız diyebiliyordu? Neden bu denklemimizde düşünceleri önemsiz olan kişi her zaman ben oluyordum?
Ailemle mutluyum. Babamla, abilerimle, amcamla hatta Sinco’yla çok mutluyum. Ve artık ailem onlar ve sonsuza kadar da öyle olacaklar. Ama Sezgin babam yeniden aile olmamıza karar verdiyse benim kendi ailemin olmasını, çok sevilmemi umursamazdı değil mi? Çünkü o gitmek isteyince gider, gelmek isteyince de gelirdi. Tıpkı annem gibi bencilin tekiydi o da.
Annem de zamanında abilerimi terk ettikten sonra kafasına estikçe geri dönmüş sonra vazgeçip yine gitmiş. Aynı anda her şeye sahip olmak isteyen bir kadındı kendisi ama işin sonunda belki her şeyini olmasa da tüm çocuklarını kaybetmişti. Yani Sezgin babam yanılıyordu. O, ben ve annem yeniden üç kişilik çok mutlu ailemize geri dönmeyecektik. Çünkü ikisi de kızlarını kaybetmişti.
Ölsem de babamı bırakmazdım ben zaten. O da beni bırakmazdı. Hayatımız boyunca birbirimize böyle sarılı kalsak mesela ne benim sesim çıkardı ne de babamın.
“Sezgin!” diye bir bağırış geldi kapının dışından. Burnumdan nefes vererek babamdan ayrıldım.
Bugün neden her şey böyle üst üste gelmek zorundaydı? Her şeyle neden tek tek ilgilenemiyorduk.
“Sezgin!” diye bağırdı neden burada olduğunu anlamadığım annem tekrardan endişeyle. Gözlerimi kısarak her zamanki şık görünümlü kalem etek takımlarından birini üstüne geçirmiş anneme baktım. Siyah eteğinin üstüne kırmızı bir ceket içine de beyaz bir bluz giymişti. Her zamanki topukluları ayağında duruyordu ve hep ilk önce dikkat çeken kızıl saçları sımsıkı bir atkuyruğuyla toplanmıştı. Mükemmel görünüyordu. Hep öyle görünürdü. Ama dışarıdan sadece. İçinin nasıl olduğunu çoktan görmüştük hepimiz.
“Sezgin’e ne yaptınız bu hali ne?” Endişe dolu gözleri babama çevrildi hepimizi yok sayarak. “Demir?”
Kaan’a çevirdim kafamı. Annemin gelip biz bu haldeyken bir de abimi üzmesini istemiyordum. Bu defa olursa izin vermeyecektim asla ama Kaan sandığımdan iyi görünüyordu. En azından abisi bir hastanede hayatta kalmaya çalışan biri için neredeyse iyiydi. Annemin varlığı abimi, onu ilk kez gördüğündeki gibi etkilememişti. Şok olmuş değildi, dik dik annemizin yüzüne bakıyordu.
Arın ile göz göze geldiğimde Kaan’ın yanında olduğunu belli edercesine güven dolu bir gülümseme verdi bana. Bal gözlerinde rahatlarken dudağımın kenarının hafifçe kıvrıldığını hissettim.
“Senin burada ne işin var?” diye sordu babam sertçe. Üzerindeki gerginliği yeni atmışken bir daha gerilmesi hiç hoşuma gitmedi. O beni arkasına çekip önüme geçerken elini kavradım sakin olsun diye. “Sana demedim mi benim çocuklarıma bir daha yaklaşmayacaksın diye?”
Sezgin Kara sanırım pansuman yapılmak için bekleme odasından çıkarılırken annem göz ucuyla son kez kocasına baksa da yüzündeki endişeye ironik düşecek bir şekilde onu umursamadan bize yaklaştı. Daha doğrusu babama.
“Demir…” dediğinde sesi titremişti ama nedense gözlerinde hiç yaş görmedim. Her zamanki gibi manipülatifle insanları kandırma peşindeydi. “Sezgin haber verdi. Onur…”
“Onur abim seni hiç ilgilendirmez.” diye araya girdim babamın konuşmasına fırsat vermeden. “Boşuna gelmişsin.”
“Sen karışma Rüya.” diye uyardı beni sert bir sesle. Gözlerimi kıstım. Bana gelince sesi nasıl da titremiyordu ama. Sen karışmaymış. Hah! Elbette onu dinleyecek değildim.
“Neden anne?” Gülerek önüne adımladım sakince. “Onur abimden sana ne?”
Dişlerini sıktı. Sonunda gözlerini babamdan çekebilmiş ve kızının gözlerine bakabilmişti. “O benim oğlum.”
“Hayır değil.” dedim düz bir sesle. Anneme bakmak itinayla içimde derinlere sakladığım bazı hisleri uyandırıyordu. Yüzünü gördükçe bariz bir terk edilme hissi etrafımı kuşatıyordu. Onu beni ilk kez terk ettikten sonra Kaan ile ders çalışırken karşımda görmek benim için de tam anlamıyla şok olmuştu. Bu yüzden Kaan için endişelenmek ve paniklemek dışında bir şeyler hissedememiştim ama şimdi her şeyi aynı anda hissediyor gibiydim. Öfkeliydim, korkuyordum. Aynı zamanda kalbim panikle atmaya başlamıştı ama sakinliğimi korumakta da çok başarılıydım. Duygularım büyük bir karmaşa içinde birbirine girmişti. “Onur abim senin oğlun değil. Tıpkı Mert abim ile Kaan abimin olmadığı gibi.”
“O benim yavrum!” diye diretti inatla. Dişlerini hafifçe kırmızıya boyadığı dudağına geçiriyordu.
“Oldukça komik aslında.” diye güldüm. “İnsan yavrusunu böyle sahte endişelerle merak etmez.”
Sonunda gerçekten gözlerime bakmaya başladı. Ne kadar öfke dolu olduğumu ilk defa görmeye başladı. Ben eskiden annemin karşısında durmazdım hiç. Yani babam aramızda hep tampon bölge olduğundan birbirimize diklenmek için karşıya gelmezdik. Genelde bir hareketim yanlışsa eğer zaten ceza verir konuyu kapatırdı. Ben de onu umursamazdım. Ve her zaman yaptığım şeyi yapar etrafımdaki her şeyden nefret ederdim. Oysa aslında nefret etmem gereken tek bir kişi varmış da ben hiç onu görmemişim.
“Terbiyesizleşme Rüya. Karşında annen duruyor unutma.”
Kıkırdadım. “Sen benim de annem değilsin ki!” diye güldüm kendimi tutamadan. Gözlerimi arkama çevirip endişeyle olacakları izleyen abime çevirdim. “Benim annem olduğunu zannediyor.” diye annemi göstererek kahkaha attım.
Kaan’ın babama doğru endişeli bir bakış attığını görsem de onları umursamadan yüzümdeki gülümsemeyi keserek boş bakışlarımla anneme döndüm.
“Sen benim annem değilsin.” dedim her kelimemin üzerine basarak. Bir adımla biraz daha yaklaştım ona. “Benim abilerimin annesi değilsin.” Histerik bir gülüş boğazımdan yukarı tırmandı. “Hele ki babamın karısı veya herhangi bir şeyi hiç değilsin!”
“Babacım sakin ol gel buraya bal kızım.”
Babamın beni tutmasına izin vermeden anneme daha da yaklaştım. Yüzündeki kaskatı ifadeyle beni dinliyordu. Gözlerinin içinde ufacık da olsa bir şaşkınlık vardı. Benimle bu yüzleşmeyi beklemiyordu. Oysa onunla bu yüzleşmeyi yapmak için geç bile kalmıştım. Babam ve abilerimle o kadar mutlu ve huzurluydum ki değil annemi düşünmek, ona karşı içimde biriktirdiğim şeyleri düşünmek hiç aklıma bile gelmiyordu. Ama şimdi annem yüzsüzce karşıma geçip Onur abimi sahte bir endişeyle soruyorken biriktirdiğim her şey sanki gözlerimden, burnumdan, ağzımdan fışkırıyor gibiydi. Ensemdeki tüyler kendini belli edercesine havalanarak vücudumun titremesine neden oldu.
“Sen benden ailemi çalan kadından başka bir şey değilsin!” Ellerimi omuzlarına yaslayıp ittirdim bizden uzaklaşsın diye ama kendim de onunla öne doğru bir adım attım. Sesi bile çıkmadı. Sadece şok içinde kalmış kusursuz bedeniyle öylece geriye sendeledi.
“Sen abilerimi terk etmekten de sonra yüzsüzce karşılarına geçmekten de utanmayan birisin!”
Bir kez daha ittirdim. Babam yine bana uzanmak istedi ama izin vermedim. İçim öfkeyle yanıyorken kendimi durduramazdım. Birileri yaptıklarını yüzüne vursun istiyordum. Gözlerinden birer damla yaş aksın da içi bizim gibi yana yana kavrulsun istiyordum. Ellerim uyuşmaya başladı yavaşça.
“Sen babamı yine avucuna almaya çalışmak için beni acımasız sözlerle yaralayıp hayatın boyunca bir kere bile gözlerine bakmaktan aciz olduğun abimi görmezden gelen bir kadınsın!”
Mert abimin bileğine pamuk tutarak bu tarafa doğru geldiğini gördüm ama bizim bir kaos içinde olduğumuzu görünce koşturmaya başladı.
Abimin hastayken bana ‘Yanıma uzansana, anne gibi kokuyorsun.’ demesi geldi. Burnumun direği sızlarken gözlerimin dolmasını engelleyemedim. Bu defa daha sert bir şekilde ittirdim annemi.
“Sen sadece bir kocasını aldatan ötekini de başkasının çocuğunu kendi çocuğuymuş gibi kandıran tek bir çocuğuna bile annelik edememiş narsist, manipülatif ve çıkarcı bir kadının tekisin!”
Yüzüm gürültülü bir şak sesiyle yana savrulurken gözlerimin önünde annemin dehşete düşmüş suratı vardı sadece. Saçlarım önüme savrulduğunda elim annemin tokat attığı yanağıma uzandı. Acısını gecikmeli olarak hissederken ağlayışım dudaklarımın ardına ulaşamasın diye titrek dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Ne yaptığını sanıyorsun sen!”
Babamın bağırışı kulağımda yankılandığında bile kafam eğik bir şekilde durmayı bırakmadım. Elim yanağımda öylece yerimde duruyordum yeni yeni oluşan farkındalığımla.
Bana vurmuştu.
Annem bana vurmuştu!
Biri gelip beni göğsüne yaslarken Mert abimin bağırışı da kulağıma gelmeye başladı.
Kulağıma eğilip “Meleğim?” dedi Arın beni kendine çekerek. “İyi misin sevgilim?”
Cevap veremedim. Babamın, Mert abimin, Kaan’ın yanında bir de annemin bağırma sesleri kafamın içinde durmadan dönüyor içimi bulandırıyordu.
Tanıdık bir nefessizlik hissi sardı bedenimi.
Yanağımdaki elimi boğazıma götürdüm nefes almaya çalışarak.
“Rüya?”
Arın’ın endişeyle dolup taşan sesine cevap veremedim. Dizlerim beni taşıyamadığından öne doğru büküldü.
“Sen kendini ne sanıyorsun Birce!”
“Kardeşime vurmaya nasıl cüret edersin! Def ol git buradan!”
“Rüya! Nefes al güzelim!”
Etrafımdakileri duymayı bıraktığımı fark ettim. Sesleri kesilmiş gibi değil de hepsi boğuklaşmış gibiydi. Uzun zamandır etrafımı sarmalamayan panik içimde yeniden doğuyor gibi büyümeye başladı.
Ayağa kalkmalı ve abilerimi, babamı sakinleştirmeliydim. Babam zaten Sezgin babamı dövmüştü. Ya hastaneden atarlarsa bizi? Onur abim hastanede ya onu bırakmamız gerekiyorsa?
Nefes alamıyorum. Nefes alamıyorum. Nefes alamıyorum.
Ya babamı polisler götürürse az önceki olaydan dolayı? Kaan ne haldeydi acaba, annemi görünce yine üzülüp kaçarsa mahvolurdum. Kaç dakikadır birileriyle kavga ediyorduk ama kimse gelip Onur abim hakkında bir şey dememişti. Mert abim koşarak buraya gelmişti ya aslında kötü bir şey demek için geldiyse?
Boştaki elim hızla atarak göğsümü parçalamak isteyen kalbimin üzerine yerleşti.
Ya Onur abim öldüyse? Sıkışan kalbimi yumruğumun içine almak istercesine avucumun içine almaya çalıştım. Galiba ben ölüyorum. Onur abim de ölecekti. Ben de ölüyordum.
Biri yardım etsin çığlığım boğazımdan yukarı tırmandı ama alamadığım nefesler yüzünden önü kesildi.
“Rüya?”
Biri kafamı kaldırdığında ağırlığını taşıyamadığımdan Arın olduğunu düşündüğüm kişinin omzuna düştü kafam.
“Babam. Benimle birlikte nefes al papatyam.”
Babamın yumuşak sesi kulaklarımdan geçip beynimin içinde dolaşmaya başladığında sanki nefes alabilmişim gibi bir rahatlama kapladı içimi ama hala nefes alamadığımın farkındaydım.
“Özgür doktor çağır birini çağır!”
Gözlerimin önü kararmaya başladı. İçim bir boşluğa çekiliyormuş gibi kendini aşağı sürüklediğinde ben de onunla birlikte sürüklendim. Babamın sesi beni tutmaya çalışsa da daha fazla dayanamadım ve kendimi hiçliğe bıraktım. En sonunda ben de o hiçliğin bir parçası oldum.
***
“…Rapunzel isimli bu bebek büyüyüp 16 yaşına geldiğinde çok güzel bir kız olmuş. Cadı onu yüksek bir kulede hapsetmiş bunca sene.”
Tanıdık, rahatlatıcı bir ses kulaklarıma dolarken gözlerimi kırpıştırdım yavaşça.
“Hiç kimsenin onu bulmasını istemiyormuş.” diye devam etti Arın sakin bir tonda. Elimin üstüne koyduğu elinin ağırlığını hissettim onu görmeden önce.
Bir hastane yatağında yattığımı fark edebileceğim kadar açılan gözlerim ve zihnimle sevgilimden başka kimsenin olmadığı odada gözlerimi elimi tutan eline çevirdim.
“Burada yaşadığı süre boyunca, Rapunzel hiç saçlarını kesmemiş. Böylece upuzun altın sarısı saçları olmuş.”
Öteki elinde telefonunu tutuyordu. Uyandığımı fark etmemiş ve masal okumaya devam ediyordu.
“Arın?” diye mırıldandım hırıltılı bir sesle. Masalına devam etmek için açılan ağzı sesimi duymasıyla kapandı.
“Melek!” dedi rahatlamış bir sesle. Anlamsızca elindeki telefona baktım kafamı yastığın üzerinde çevirerek.
“Ne yapıyorsun?”
Gülümsedi. “Sana Rapunzel masalını okuyorum belki seni rahatlatır diye.” derken yüzünde nazik bir gülümseme oluştu. “Sen küçükken en sevdiğin masalmış, biz dokuzuncu sınıftayken söylemiştin.”
Doğru, biz lisenin ilk senesindeyken edebiyat dersimizde masal konusunu işliyorduk. Edebiyat hocamız hepimize bir masalı araştırıp tahtada onu sunma ödevi vermişti. Ben de küçükken her korktuğumda babamın bana okuduğu Rapunzel masalını anlatmıştım. Çünkü en sevdiğim masal oydu. Altın sarısı saçları olan kulede kapatılmış bir kız. Yakınlık kurmamak işten bile değildi.
“İyi misin?”
Sorusunu cevaplamadan yerimde doğrulmak istedim. Sevgilim hemen telefonunu cebine koyup bana yardım etmek için ayaklandı.
“İyiyim.” dedim oturur hale gelince. “Herkes nerede?”
Yatağımın kenarına otururken “Demir amca Kaan’ı sakinleşmesi için hava almaya çıkardı.” diye mırıldandı. Sağ eli yeniden elimi kavrarken sol avucunu yanağıma yerleştirdi. “Mert abi Onur abiden bir haber var mı diye kontrole gitti. Özgür de Meriç ile Efes’i almak için dışarı çıktı. Aklım çıktı sandım melek iyi misin?”
Gülümsedim ve avucumu elinin içine yasladım. “İyiyim. Neler oldu?”
Hafızam biraz buğuluydu. En son annemden tokat yediğimi hatırlıyordum. Arın’ın eline yaslanmış avucum bu hatırayla sızladı. Bana vurmuştu ve sonrası bende pek yoktu. Sadece koca bir boşluk vardı.
“Panik atak geçirip bayıldın. Doktor sakinleştirici verdi.” Gözlerini takip ederek beyaz bir yara bandı takılmış sol kolumu gördüm. “Serumun bitince hemşire gelip çıkardı. Her şey üst üste gelince bünyene ağır gelmiş. Doktor bir şeyinin olmadığını söyledi.”
Kafamı sallayarak onayladım. Hala kendimi biraz aptallaşmış hissediyordum.
“Çok endişelendim Rüya.” Uzanıp yanağıma hafif bir öpücük kondurdu. “Sen öyle yere düşünce kafayı yedim.”
“Ben iyiyim.” Gülümsedim ve elinin üstünü okşadım baş parmağımla. “Endişelenmene gerek yok.”
Üstünde hala okul forması vardı. O da bizim gibi okuldan çıkar çıkmaz buraya geldiğinden üstünü değiştirme şansı olmamıştı tabii.
Boynum yorulduğundan avucuna yasladığım kafamı geri çekip yastığa bıraktım.
“Babamlar hemen gelecek mi?”
“Sadece birkaç dakikalığına çıktılar melek, hemen gelecekler merak etme.”
Kendisini düşünmek bile istemememe rağmen huzursuzca “Peki ya annem?” diye sordum. Gitmiş mi diye merak ediyor gitmiş olmasını umuyordum. Fakat Arın gergince boğazını temizledi.
“Hala burada.” Sesli bir iç çekmekten kendimi alıkoyamadım. “Tüm herkesin onu kovmasına rağmen koridorda bekliyor.”
Bunu düşünüp endişe etmek istemediğim için vücudumu Arın’a doğru çevirip cenin pozisyonuna geçtim. Elimi kaldırıp bileğimin içini nefesini içine çeke çeke öperken bal gözlerini yeşillerime dikti.
“Ne olursa olsun senin yanındayım.” Fısıltısı kalbime dolandı. “Seni asla bırakmam melek.”
Gözlerimin yeniden dolmasını engelleyemedim. Yanımda olmasına ihtiyacım vardı. Aile meselelerimin hiçbirine böyle doğrudan şahit olmadığı için şimdi bunu görmüş olması beni utandırsa da yanımda olması bana güç veriyordu.
Yatağın içinde biraz geriye kaydım. “Yanıma uzanır mısın biraz?”
İkinci kez sormama izin vermedi. Onun için açtığım küçük alana uzanıp vücudumu kendi göğsüne yaslarken bir eli belimdeydi, ötekini de saçlarımın üzerine atmış beni sarıp sarmalarken saçlarımı okşamaya başladı.
“Bana Rapunzel’i anlatmaya devam eder misin?”
Bu defa telefonunu çıkarmadı. Aklında kaldığı kadarını anlatmaya çalışırken neredeyse yarısını karıştırdı veya yanlış anlattı. Ama bu içimin sımsıcak hislerle dolmasına engel olmadı. Ona iyice yaslanıp bugün yaşadığım her şeyi sessizce gözlerimden akıtmaya başladım.
“Bir gün işte bu Rapunzel cadı annesinin karşısına geçmiş ve hanım hanım bunlar benim yavrularım diye diklenmiş.”
Kıkırdayarak burnumu çektim içime. “Masalın içinde Buz Devri yok.”
Belimi gıdıkladı. “Bu benim masalım melek ben istersem olur.” Boğazını temizledi sanki çok önemli bir konuşma yapacakmış gibi. “Sonra da Rapunzel cadı annesine bir tekme atıp Çizmeli Kedi’nin kılıcını aldığı gibi cadı annesine tutmuş. Ama cadı annesi büyüyle Rapunzel’in kılıcını uzaklara fırlatmış.”
Yine araya girecektim ama çenemden tutup bir anda gözlerini gözlerime sabitleyince devam etmesini engelleyemedim. “Sonra bir tane deniz kızı çıkıvermiş ortaya.” dedi hınzır bir sesle. “Böyle kıpkırmızı saçları varmış. Üstünden damlayan sularla birlikte saçları güneş ışığının altında parlıyormuş.”
Yine gülmekten kendimi alamadım. Oysa daha az önce ağlıyor, kara kara ailemizin nasıl toparlanacağını düşünüyordum.
“Arın tüm masalları birbirine karıştıramazsın.”
“Sshh birazdan Elsa da gelecek araya girme.”
Kahkaha attım kendimi tutamayarak. “Elsa’nın orada ne işi var?”
“Bilmem ki bildiğim tek karakterler bunlar.”
Duygu dolu bir gülümsemenin dudaklarıma yerleştiğini hissettim. Onun da aynı şekilde gülümsediğini görmek kalbimin hızlanmasına neden oldu. Yavaşça yüzüme eğildi.
“Sonra bu güzel saçlı kırmızı deniz kızı bakışlarıyla cadıyı yakmaya başlamış.” Dudakları yavaşça benimkinin üzerine değdiğinde nefes almayı bıraktım. Gözleri hala gözlerimde sabitliydi. Yaklaştıkça kahve gözlerinin bal sarısı çemberini görebiliyordum. Çok güzel gözleri vardı, her zamanki gibi güneşin sıcaklığıyla yıkanmış gibi görünüyordu. “Çünkü deniz kızının bakışları dünyanın en güzel bakışıymış. İçinde sevgi olmayan herkesi yakarmış. Ama içinde sevgi olanlara dünyanın en güzel manzarasına bakıyormuş gibi hissettirirmiş.”
Yutkundum. “Peki ya deniz kızı sana baksa ne yaparmış?” diye fısıldarken dudaklarım onunkilerine sürtündü konuştuğum için.
Fazla düşünmesine gerek kalmadı. “Galiba bana cenneti gösterirdi, melek.”
Saçlarımda duran elini enseme kaydırıp dudaklarımızı birleştirdi. Yumuşak dudaklarını içime çekerken ellerimi yanaklarına yerleştirip gözlerimi yumdum. Belimdeki tutuşunu sıkılaştırıp üzerime eğildi.
“Benim tatlı meleğim.” diye fısıldadı kafasını hafifçe geri çekip dudaklarımızı ayırarak. Kirpiklerimin ardından ona baktım. “Bana gerçekten cenneti gösteriyorsun.”
Bal gözlerine baktım kalbimin hızlı çarpmalarını dinleyerek.
“Arın?”
“Hm?”
Yutkundum önce. O bana bakarken içimden geçen şeyi ona nasıl söyleyeceğimi düşündüm.
“Arın?” diye mırıldandım tekrardan. Gülümseyerek yanağımı okşadı.
“Efendim meleğim?”
“Ben seni seviyorum.”
Anlamamış gibi birkaç saniye yüzüme bakakaldı. “Ne?”
Kıkırdadım ve bu defa yanağını okşayan ben oldum. “Diyorum ki,” diye daha güçlü bir sesle tekrar ettim. “Ben seni seviyorum.”
Doğruydu gerçekten. Arın’ı içimden gelen tüm sevgiyle seviyordum. Bunu normalde belki çok uzun süre içimde saklardım utandığımdan ama Onur abimin kazası içimdeki bir noktayı tetiklemişti. Zaman kaybetmenin ve insanın elindekini kaybetmesini beklemenin bir anlamı yoktu. Her an bir kaza olabilir ve Arın bu yatakların birinde bir hasta olarak yatabilirdi. Eğer onu sevdiğimi bilmese asıl ölen ben olabilirdim.
Bu yüzden bir kez daha gülümseyerek “Sana aşığım sayın Arın Ölmez.” demekten çekinmedim. “Ne zaman ve nasıl oldu ben de bilmiyorum ama sanki doğduğumdan beri bu hisse sahipmişim gibi bir sevgi var sana karşı içimde.” Omuz silktim utanarak. “Öyle yani.”
Bir süre yalnızca yüzüme baktı şaşkınca. Sanki benden böyle bir itiraf beklemiyor gibiydi. Duyguları konusunda biraz içe kapanık bir kız olduğumun ben de farkındaydım. Sonuçta bir dönem sadece nefreti bir duygu olarak kabul etmiş bir kızdım ben ama artık duyguların önemini anlıyordum. Hissettiğimiz güzel şeyleri içimizde tutmak gereksizdi.
“Meleğim.” dedi içi gider gibi. “Seni gördüğüm ilk andan beri aşığım sana. Ve şu an bir kez daha aşık olmamak elde değil.” Ona verdiğim sevgiyi içine çekmek ister gibi derin bir nefes aldı uzun uzun. “Seni çok seviyorum güzel deniz kızım.”
Ben bir şey diyemeden dudaklarımızı birleştirdi yeniden. Sanki beni ne kadar çok sevdiğini söylüyor gibi öpüyordu beni. Bugün yaşadığımız tüm o endişenin ve gerginliğin uzaklaşmasını istercesine öpüyordu. Dürüst olmak gerekirse işe yarıyordu da. Kafamın içindeki her şey toz olup uçmuş geriye sadece Arın kalmıştı.
“Hop hop lan!” İrkilerek geri çekildim. Daha doğrusu çalıştım ama bariz bir şekilde başarısız oldum çünkü alanım çok dardı. “Kardeşimin üzerinden kalk hayvan herif!”
Arın, Kaan’ın öfkeli bağırışını umursamadan kafamı geri çekmeme engel oldu ve bu defa dudağımın üstüne kendi dudağını sertçe bastırıp kafasını geri çekti.
“Oğlum bıraksana lan kardeşimi!”
Arın sırıtarak yanımda uzanır vaziyete geldiğinde abimin kudurmuş yüzünü gördüm. Hemen yatağımın dibine gelmişti.
Arın’ın omzundan tutup onu yanımdan uzaklaştırmaya çalışırken “Yemin ederim içimden seni çok fena dövmek geliyor Arın.” diye söylendi. “Kalksana lan kardeşimin yanından.”
Arın rahat bir şekilde yatağıma yayılıp beni kendine çekti. “Hoş geldin balım.” dedi utanmadan gevşek gevşek. “Gergin görünüyorsun.”
Kıkırdadım. Kaan sabır çeker gibi kafasını kaldırdı.
“Oğlum sen dua et kardeşimin yüzünü güldürdün.”
Kaan yatağın bu tarafını Arın’ın koca bedeni kapladığından diğer tarafa geçti ve kenardaki boşluğa yerleşip bedenimi Arın’ın elinden kendine çekti.
“Güzelim.” dedi içli bir sesle. “İyi misin kardeşim?”
Arın’dan uzaklaşmış olsam da onun elini tutup kafamı sarı çıyan abimin omzuna yasladım. “İyiyim merak etme abicim. Onur abimden bir haber var mı?”
Beklentinin getirdiği korkunun yeninden içime yerleşmesini engelleyemedim. Onur abimi hastaneye yatıralı bir ömür olmuş gibi hissediyordum ama oysaki daha henüz saatler olmuştu.
Kaan içli bir nefes alıp kafamın üstünü öptü.
“Yoğun bakıma aldılar. Son ameliyatı iyi geçmiş. Tehlikenin kalktığını düşünüyorlar ama bir süre vücudunun kendine gelebilmesi için uyutacaklarmış.”
Hevesle kafamı kaldırıp Kaan’ın gözlerine baktım. “İyi olacak yani öyle mi?”
Gülümsedi. “Evet Kâbus. İyi olacak.”
O an birine ne kadar rahatladığımı, içimin nasıl huzurla dolduğunu anlatabilmem somut bir şekilde mümkün değildi. Ama Kaan da Arın da verdiğim nefesten nasıl rahatladığımı anlamışlardı.
“Gördün mü melek, Onur abi iyi olacak işte.”
Kaan kin dolu sesiyle araya girdiğinde sevgilime yalnızca gülümsemekle yetinmek zorunda kaldım.
“Abim iyi olacak ama bakalım sen iyi olacak mısın?” Kıskanç abim Arın ile ellerimizi ayırıp sevgilimi yataktan itmeye çalıştı. “Seni Onur abime şikâyet ettiğimde göreceksin oğlum sen.”
“Kaan!” diye çığırdım. Beni eziyordu hayvan gibi olduğu için. “Öldüm nefessizlikten aptal!”
Kaan neyse ki halime acıdı ve Arın’ı ittirme çalışmalarına son verdi. Benim sevgilim de arsız arsız sırıtıyordu hala.
“Hayatım sen kıskandın mı?” Bu defa Arın üzerimden Kaan’a uzandı ama onu dövmek için değildi ve kesinlikle beni ezmemeye özen gösteriyordu.
“Herkes senin gibi hayvan değil işte.” diye homurdandım Kaan’a ama o kendi kafasını Arın’ın yılışmalarından kurtarmaya çalıştığından beni umursamadı.
“Oy oy oy! Balımmm!”
Arın’ın kolunu cimcikledim. “Ya senin sevgilin benim ben! Bana balım diyebilirsin bu çıyana değil!”
Sözlerimle Arın’ın radarına bu defa ben takıldım.
Kaan’dan vazgeçip benim yanağıma yöneldi sırıtarak ve hiç beklemediğim bir şeyi yaptı.
Yanağıma dişlerini geçirdi.
“Ya!” diyerek kendimi kurtarmaya çalıştım ama nasıl güç varsa bırakmadı yanağımı. Aynı zamanda Kaan yeniden saldırı moduna geçmiş Arın’ı yataktan atamaya çalışıyordu.
“Al işte!” diye bağırdım yine ikisi arasında sıkışınca. “Ezildim ezildim!”
****
Selammmmmmm ballarımmmmm
Uygulama çok fena kasıyor bu gece bölümü yüklemekte zorluk çektim biraz
Bölümü beğendiniz mi?
ONUR KIZIL KEKİMMMMMMM
Rüya bebeğim üzgün olunca ben de aşırı kahroluyorum yaaaa
Demir'in Sezgin'i dövmesi????
Rüya'nın annesi ile olan yüzleşmesi?
Birce'nin Rüya'ya attığı tokat????? -küfürleri sansürlü yapalım şimdi sorun çıkmasın kdbfkjbvkds-
Onur'a ağlıyor muyuuuuuuuz???
Demir'in hep çocuklarıyla sınanması??? -hönkürerek ağlayan emoji-
Rüya'nın panik atak geçirmesi?
Arın'ın Rüya seviyor diye ona masal uydurması???? -yermişim bu çocuğu ya-
Rüya'nın Arın'a onu sevdiğini söylemesi????
Kaan, Arın ve Rüya üçlüsünün arkadaşlığı???
Bir sonraki bölümde görüşene dek kızıl saçlı kara kediler size umut getirsin.
Bolca sevgiyle -kırmızı kalp, kara kedi-
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 193.86k Okunma |
24.56k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |