
Haftanın başından merhaba Kara Kedilerim.
Aramıza katılan üyeleri görüyor ve çok mutlu oluyorum. Umarım daha da büyürüz.
Lütfen düşüncelerinizi yorumlarda abelli etmeyi ve bölümü oylamayı unutmayın.
Keyifli okumalar dilerim.
***
2 yıl önceydi.
Neden bu anım aklıma düştü bir anda bilmiyorum ama 2 yıl önceydi. Kaan ile birbirimizle uğraşmalarımızın boyutu henüz yaralayıcı olmaya başlamamış kadar önceydi.
Bir gün kütüphanedeydim, ders çalışmak için her zaman hafta içi kütüphaneyi kullanırdım ama o hafta cumartesi günü de gidesim tutmuştu. Sınavların çoğunda Kaan beni geçtiği için hırslandığım bir dönemdi. Gece gündüz ders çalışıyordum gelecek sınavlar için Kaan’ı geçme umuduyla.
Öğlene yakın yorulduğum için ufak bir ara verme amacıyla kütüphanenin kapısına çıkıp bahçesinde tur atmıştım. Eylem ders çalışmaktan bıktığından sınavlar bitince benimle gelmezdi kütüphaneye. Okulumuzun çoğu zaten bu kütüphanede takılırdı ama sınavlar bittikten sonra genellikle boş olurdu.
Yürüyüşümü sonlandırıp ders çalışmaya devam etmek için geri döndüğümde görmüştüm onu kütüphanenin arka tarafında. Çantası gelişigüzel bir şekilde yere fırlatılmış gibi kendisi de sırtını duvara verip kafasını dizlerinin arasına gömmüştü.
O gıcık sarı çıyan saçlarını nerede olsa tanıyacağım kadar çok çektiğim için orada oturanın Kaan olduğunu biliyordum. Ama kafasını saklamış içli içli ağladığını yanına gidene kadar fark etmemiştim.
Az kalsın ağzımdan alaycı bir cümle çıkacaktı ama hıçkırık sesini duyduğumda neyse ki yanlış bir şey dememiştim. Geri dönemeyeceğim kadar da yanına yaklaştığımdan mecburen ben de sırtımı duvara verip hemen dibine oturmuştum.
O kadar içli ağlıyordu ki benim de gözlerimin dolduğunu hatırlıyorum. Ben hiç kimseyi o kadar içten ağlarken görmemiştim. Etrafımdaki kimse o kadar acı içinde olmamıştı hiç. Hatta ben bile bir şey için bu kadar üzülmemiştim.
Bu yüzden onu rahatlatmak için ne yapabileceğimi bilemediğimden kolumu omzuna atıp kendime çekmiş ve omzumda içli içli ağlamasına izin vermiştim.
Ben olduğumu fark edene kadar kendini çekmişti ama sessiz bakışlarımla karşılaştığında usulca kafasını yaslayıp onu sessizlik içinde teselli etmeme izin vermişti.
Tanıştığımızdan beri ilk defa ve bunca senenin ardından da son kez o gün saçma düşmanlığımızı kenara bırakmıştık.
“Beni görmeden gitmiş.” Demişti uzun bir ağlayışın ardından. “Annem... abimi görmek ve onunla konuşmak için gelmiş ama beni görmek istememiş. Bunca senenin ardından hiç görmediği oğlunu merak etmemiş. Öylece gitmiş.”
Dudaklarım titremişti. Çünkü annesinin nasıl bu kadar acımasız ve umursamaz olduğunu düşünmek bana çok acı vermişti. Ben onu anlayamazdım çünkü benim annem bana aynısı asla yapmazdı.
O gün sessizce ağlamasına izin verdikten sonra ikimiz de sessizce birbirimizin yanından ayrıldık ve bir daha asla o gün hakkında konuşmadık. Ne birbirimizle ne de başkalarıyla. O gün hiç yaşanmamış ve o bana en derin yarasını göstermemiş gibi birbirimize karışmaya devam etmiştik.
Kaan bilmez ama geçen sene bir gün onun için bir kıza tokat atmıştım. Kaan’ın annesinin olmadığı durumu bir gün okula yayılacak gibi olmuştu. Bunu duymuştum. Akranlarımız zorba ve acımasızdı. Biz zorba ve acımasızdık. Bunun yayılmasına izin verip Kaan’ı zorbalamalarına asla izin vermezdim bu yüzden ulu orta yerde konuşan kıza tutup tokat atmıştım. Ben bile şaşkındım bunu yaptığım için ama o kadar öfkelenmiştim ki konuştukları şeyi duyunca, kendimi tutamamıştım. Kızlara tam olarak ne dediğimi şu an hatırlamıyor olsam da susmalarına neden olmuştu. Kimse Kaan’ın benim omzumda hıçkırarak ağlayacak kadar üzen şeyin ne olduğunu duymamıştı ve ben o gece yastığa başımı rahat koymuştum.
Bu yüzden Kaan benim ses kaydımı okula acımasız bir şekilde yaydığı zaman yaşadığım şaşkınlığı kimse tahmin edemezdi. Yaralanmışlığımı. Çünkü ben ona asla öyle bir şey yapmazdım, yapmamıştım.
Bir anda gözlerimi açtım.
Nefessizlik söz konusu olamazmış gibi derin nefesler alıp verirken yanıyor olduğumu sandım bir anlığına. Her yer turuncular içindeydi. Alev alevdi.
Ama sonra gerçekten gözlerim açtım ve sakin bir hastane odasında sessizliğin içinde olduğumu fark ettim.
Göğsümün rahatladığını ve artık rahat rahat nefes alabildiğimi hissettim. Sulanmış gözlerimi kırpıştırarak görüş açımı temizledim.
Bir yatağın içinde uzanıyordum. Dümdüz bir hastane odasıydı. Az kalsın gürültülü alevler arasında yanacak olan bir insan için fazla sessizdi.
Yanımda biri var mı merakıyla gözlerimle odayı taradığımda koltukta oturan kişiyi görüp kaşlarımı çattım.
“Kimsin sen?” demeye çalıştım ama nedense boğazım acıyordu ve sesim doğru düzgün çıkmamıştı bile. Ama beni duyduğunu biliyordum.
Yemyeşil gözlerini üzerime dikmiş öylece bana bakıyordu. Bu bir açıdan rahatsız ediciydi ama salakça bir hisle kendimi tehdit altında hissetmedim.
Sessizliği kaşlarımı çatmama neden oldu.
“Kimsin?” diye sordum yeniden. Sesim yine kısıktı ama daha anlaşılırdı artık. “Neden odamdasın?”
Odada bizden başka kimsenin olmadığını fark etsem de yine de gözlerimle odayı kontrol etmeden edemedim. Babam ya da annem yoktu. Dayım bile yoktu. Başka kimim vardı ki zaten?
“Hatırlamıyorsun, değil mi?”
Ona döndüm.
Derin sesi uzun süredir kullanılmamış gibi pürüzlüydü onun da. Sanki benim gibi uzun süredir hiç konuşmamış gibiydi. Gözleri yorgun bakıyordu. Göz altları hafif morarmış görünüyordu. Ufaktan beyazları görünen sarı saçları dağılmıştı ve üstündeki gömleği kırışmıştı. Sanki çok düzenli bir adamın birkaç gündür hiç yerinden kıpırdamadan durduğu için dağılmışlığını görüyor gibiydim. Fakat neden benim yanımda dağılmıştı?
“Neyi hatırlamıyorum?”
“Uyandığından beri öğrendiklerini?” Yerinde doğrulmadan bir ayağını ötekinin üzerine attı. “Beni?”
Alayla güldüm. Daha doğrusu gülmeye çalıştım. Çünkü vücudumun her bir parçasına ağrı girmişti.
Yüzümü buruşturdum.
Vücudumda bazı yerlerin acı içinde olduğunu yeni yeni fark ediyordum. Bazı yerler ağrıyordu, bazı yerler acıyordu ve bazı yerler de sanki yanıyordu.
“Daha şimdi uyandım ve sana kim olduğunu sordum. Nasıl seni unutabilirim hemen.”
Sessizce durdu.
Garip bir adamdı. Babamla yaşıt gibi duruyordu. Fakat babamın aksine esmer değil kumraldı. Ve çok fazla kendinden emin duruyordu. Dağılmış haline rağmen. Bir an gözlerimin önünde daha düzgün hali belirdi. Telaşlı bakışlar, koşuşu.
“Hey!” dedim doğrulmaya çalışarak. “Seni hatırladım. Ben hastaneye geldiğimde oğlunu arayan adamsın.” Doğrulmanın çok acı verici olduğunu fark edince kendimi yeniden eski pozisyonuma bıraktım. “Biri yanlışlık yaptığını söylemişti, oğlun iyiymiş işte neden buradasın?”
Ayrıca hem de neden benim odamdaydı. Ve sadece o vardı.
“Benim yanımda birileri var mıydı?” diye sordum o bilebilirmiş gibi. “Babam ya da dayım burada olmalı sanırım.” Hem ben ne zamandır buradaydım ki? “Cidden sen neden benim yanımdasın?”
Bana cevap vermeyince pencereden dışarı baktım. Güneş batmak üzere gibi görünüyordu. Yangın çıktığında havanın kararıp kararmadığını hatırlamadığım için ne zamandır burada olduğumu hesaplayamadım.
Gözlerim pencerenin camında takılı kaldı bir an.
Yangın.
Yutkundum.
Yanıyordum. Ev yanıyordu, ben de yanıyordum. Cam parçaları canımı acıtmıştı. Dayanamamış bayılmıştım. Birileri beni kurtarmıştı.
Ama evim yanmıştı.
Tekrar yabancı adama döndüm. Hala bana bakıyordu. Duruşunu bile bozmamıştı.
“Sen kimsin?” diye sordum bir kez daha. Kafam o kadar karışık ve doluydu ki beynimin içinden geçen şeylerin hızına yetişemiyordum. “Yanımda ne işin var?”
“Gerçekten inatçısın ha?”
Boş boş yüzüne baktım. Ona kim olduğunu soruyordum ve o da bana karakter tespiti mi yapıyordu cidden?
“Unutmak için çok diretmişsin.”
Sesli bir nefes verdi.
“İki gün önce de uyandın. Dün de uyandın.” Diye açıklamaya başladı sonunda. “Her uyanışında sinir krizi geçirdiğin için seni uyuttular yeniden.”
Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım ve devam etmesini bekledim sessizce.
“Bugün sessiz uyandın ama bu defa da hiçbir şey hatırlamıyorsun.” Bir an bana üzgün üzgün baktı. Ama çok hızlıydı, sonrasında yeniden dümdüz bakışlarına geçmişti. “Gerçekten kaldıramıyorsun değil mi?”
Kalbimin ritmi değişti söylemleriyle. Ben neyi kaldıramadığımı söylemesini korkuyla beklerken onun gözleri kalp atışlarımın gösterildiği makinedeydi. Bekleyiş artarken makineden gelen ses de artmaya başladı.
“Neden annenin nerede olduğunu sormadın?” diye sordu bir anda alakasız.
Kaşlarımı çattım.
“Neden? Burada mı?”
Kafasını iki yana salladı. Konuşmasını bekledim ama konuşmadı. Sanırım bu sessizliği benim çıldırtmak üzereydi.
Doğrulmak için bir kez daha şansımı denedim ve canım acısa da sonunda oturma pozisyonuna gelebildim.
Karnımın ağrıdığını hissedebiliyordum. Sol elimin yüzük parmağına da atel takılmıştı. Kollarımda da çizik çizik yaralar vardı. Muhtemelen cam parçalarından olmuştu. Ama iyi hissediyordum bunlar dışında. Yanmamıştım.
“Ne yapıyorsun?” diye sordu kaşlarını çatarak, ben yatağımdan aşağı ayaklarımı indirmişken.
“Senden hiç hoşlanmadım.” Dedim ters bir sesle. “Gidip tanıdığım birileri var mı diye bakacağım.”
Bir şey demek üzere dudaklarını araladı ama o sırada kafası telefonuna gömülü gibi duran bir adam içeri girdi.
“Baba Mert ile konuştum dayımla birlikte gelmek üzerelermiş.” Telefonunun ekranını kapatıp cebine atarken kafasını kaldırdı ve direkt benimle göz göze geldi. “Mert gelince ben eve geçsem sorun olur mu?”
İkimiz de afalladık. Sanırım o uyanık olmamı beklemediği için şaşırmıştı ama ben bambaşka bir şey için şok olmuştum. Görünüşü şaşkınlıktan dilimi yutmuşum gibi hissetmeme neden olmuştu.
Gözleri kahverengiydi ve saçları kırmızıydı. Saçlarını kazıtmıştı ama bariz bir kızıl olduğunu görebiliyordum. Her insanda olabilecek özelliklerdi evet ama asıl şaşırdığım nokta o değildi. Bu çocuk... bana benziyordu. Daha doğrusu ben, ona benziyordum.
Biz anneme benziyorduk.
Şaşkınlıkla gözlerimi sabahtan beri fütursuzca yanımda oturan adama çevirdim.
Çocuk, adama baba demişti. Ve anneme bu kadar benzemesi... akıl alır gibi değildi.
Yutkundum.
Yoksa bunlar annemin eski ailesi miydi?
Kalp atışım hızlandı.
“Dayım nerede?” dedim telaşla üstümdeki kabloları sökmeye çalışırken. “Babamı istiyorum. Neredeler?”
Adamın sonunda ayaklandığını gördüm göz ucuyla ama titreyen ellerimle kabloları çıkarmaya başardım.
“Rüya sakin ol.”
Ona cevap vermeden kolumdaki serumu da koparıp attım. Canım acımıştı ama umursamadım.
“Burada neler oluyor bilmiyorum ama gitmek istiyorum.”
Kapıdaki çocuk birkaç adımla yatağıma yaklaşınca daha da telaş yaptım.
Ensemdeki tüyler paniğin tanıdık hissiyle ürpermişti.
“Rüya sakin ol, sorun yok. Biz gideriz. Sakin ol. Kerem geliyor birazdan.”
Dayımın adını duyunca bakışlarımı ona çevirdim.
“Dayımı nereden tanıyorsunuz? Adımı nereden biliyorsun?”
Belirsizlik beni korkutmaya başlamıştı. İkisi de sessiz kaldı. Daha çok ne deseler bilemiyormuş gibilerdi.
Saçma sapan birbirimize bakarken neyse ki odanın kapısı açıldı ve sonunda içeri tanıdık bir yüz girdi.
“Dayı!” diye bağırdım rahatlamayla. “Neredeydin? Uyandığımda tanımadığım insanlarla tek başımaydım. Ne kadar korktum biliyor musun?”
Dayım içeri girer girmez onu azarlamam şokuna uğramıştı. Bu yüzden kapının dibinde kalakaldı bir an ama birkaç saniye içinde oradan ayrılıp yanıma adımladı ve kollarını sımsıkı vücuduma sardı.
Yutkunarak tanıdık ve güvenli kollar arasında kendime sakinleşme izni verdim.
“Neredeydin?” diye sordum titrek bir sesle. “Babam da yoktu. Babam nerede?”
Annem nerede diye soramamak beni çok üzse de üzüntümü yuttum.
Dayımın bana sarılan vücudunun kasıldığını hissettiğimde geri çekildim ve dolmuş gözlerine baktım. O zaman anladım sesli bir şekilde dile getiremediği şeyi.
Babam yoktu. Gelmemişti. Az kalsın ölüyordum ama o gelmemişti.
Eğer kablolar hala vücuduma bağlı olsaydı kalbim sanki hiç atmıyormuş gibi sessiz olurdu makine. Çünkü sanki ölmüşüm gibi hissediyordum.
“Uzan Rüya.” Dedi dayım sessizce. “Dinlenmen lazım.”
Ardından arkasına dönüp odaya girdiğini fark etmediğim başka bir adama baktı.
Anında onun da yanımdaki adamın oğlu olduğunu anladım çünkü onun kopyası gibiydi. Adeta gençliği gibi görünüyordu. Sarı saç, büyük ihtimalle yeşil göz ve düzenli bir takım elbise. O keskin bakışlar.
Dudaklarını birbirine bastırmıştı gergince ve öylece durduğu yerden yüzüm dışında her yere bakıyordu.
“Mert getirdiğimiz eşyalar nerede?”
Mert. Mert diye birini tanıyordum.
“Dolabın içine koymuştum dayı.”
Dayı.
Çocuk yaptığı hatayı fark etmiş gibi gözlerini anında bana çevirdi.
O gün dayımın evindeki çocuktu bu. Annemin, annesi olduğunu kabul etmeyen çocuk. Ailemin evi terk etmesinin kendi suçu olduğunu söyleyen çocuk. Diğerlerine baktım. Bunlar gerçekten de annemin geride bıraktığı ailesiydi. Oğulları ve eski kocası. Neden benim hastane odamda olduklarını anlayamadım.
Herkesin gözleri bana döndü.
Sessizliğim garip kaçmış olmalıydı. Sonuçta onlar annemin çocukları olduğunu bildiğimi bilmiyorlardı.
“Onur doktora çağır oğlum, Rüya’nın uyandığını ve kendinde olduğunu söyle.”
Kızıl saçlı çocuk babasını onaylayarak odadan çıktı. Bu herkesin az önce duyduğum şeyi hiç söylenmemiş gibi sayarak az önceki hallerine dönmelerine neden oldu. Adam, sabahtan oturduğu koltuğa geri dönüp oturmaya devam etti. Dayım, Mert denen çocuğun işaret ettiği dolaba ilerledi ve Mert de babası gibi köşedeki sandalyeye kuruldu.
Hepsine tek tek göz gezdirdim. Az kalsın, cidden az kalsın kahkaha atacaktım. Hala bana bir şey söylemiyordu kimse. Bildiğim bir şey bile saklanıyordu benden.
Tiksintiyle yatağıma geri uzandım. Bu insanlar midemi bulandırmaya başlamıştı. Uyandığımdan beri kafamda daha fazla soru işareti oluşturmaktan başka bir şey yapmamıştı hiçbiri.
Babamı istiyordum.
Dolan gözlerimi saklamak için yumdum sıkıca gözlerimi.
Babam gelmemişti. Az kalsın ölecektim ve ailem yanımda değildi.
“Neredeyse bir haftadır hastanedesin.” Dediğini duydum dayımın. Gözlerimi açmadım ama kıpırdamadan dediklerini dinlemeye başladım. “Birkaç kez uyandın ama kendini toparlayamadığın için seni uyuttular. Kendine gelmen, iyileşmen için.”
Neredeyse bir hafta. Çok uzun bir süre. Oysa sanki her şeyi dün yaşamış gibi hissediyordum.
“Bir süre dinlenmen ve toparlanman lazım. Merak etme raporlu olacaksın, okulla da görüştüm bir sıkıntı olmayacak.”
Duraksadı. Sessizlik içinde söylemeye korktuğu şeyi söylemesini bekledim.
“Ev tamamen yanmış.”
Dudaklarım titredi. Kapalı gözlerimden şakaklarıma yaşlar süzüldü. Yine de göstermedim onlara yeşil harelerimi.
“Maalesef sağlam bir şey kalmadı evde, her şey yanmış. Ama sorun yok sana yeniden alırız her şeyi.”
Dayımla gerçekten yakın değildik. Bu yüzdendir ki hiç bilmiyordu evim yandıysa bana hiçbir şeyi yeniden alamazdı. Kıyafetleri belki ama babamın bana aldığı, her gece yanında uyuduğum tavşan peluşumu yeniden alamazdı. Üstünde babamın kokusu olmazdı. Annemin hediyesi olan kuğu kolyesini alamazdı çünkü annemle bir daha bir bale gösterisine gitmeyecektik. Bana aile fotoğraflarımızı da geri veremezdi çünkü ailemiz bir daha asla yan yana gelmeyecekti.
Ama tabii, elbette bana evdeki şeyleri yeniden alabilirdi.
“Baban konusunu da doktor senin kontrollerini yaptıktan sonra konuşalım. Ya da evinin içindeyken neden evi yakmaya karar verdiğini.”
Yatağımın yanına yaklaşıp elimi avucunun içine aldı ama gözlerimi açmasam da elimi ondan çektim.
“O çocukların annemin çocukları olduğunu biliyorum.” Diye mırıldandım sessizce. “Sizi duydum. Annemin geri gelmeyeceğini biliyorum. Bu yüzden evime geri döndüm çünkü bunca zamandır benden bunları saklayan birinin yanında daha fazla kalamazdım.” Çünkü bana annen geri dönmeyecek dediğinde dediklerinin gerçek olduğunu anlayamamıştım. Bu gerçekliği kabul ettiğim yerde nefes almak zor olurdu.
Upuzun bir sessizlik hepimizi sarmaladı bir süreliğine. Ben sustum onlar da konuşmadı zaten. Sonrasında Onur ile birlikte bir doktor odaya geldi. Kadın bana uzun uzun yaralarımdan, dikkat etmem gereken şeylerden ve durumumdan bahsetti. Çoğunlukla dediği şeyleri kaçırdım. Zaten nedense bana anlatmıyordu durumumu, dayıma da anlatmıyordu. O adama anlatıyordu. Ne alakaysa?
Sonunda doktor çıktığında gözlerimi dayıma diktim.
“Bu adamlar niye beni bekliyor?”
Kaba olduğumu biliyordum ama annemin eski kocasının neden başımda beklediğini gerçekten anlamlandıramıyordum.
Dayım ile o adam bakıştı.
“Rüya, aslında bu durumu daha önce sana açıkladık. Ama doğru bir zaman değildi bunu açıklamak için bu yüzden bence biraz daha kendine geldikten sonra konuşmamız doğru olur dayıcım.”
“Şimdi konuşmak istiyorum.” Diye direttim.
“Şimdi konuşulmaması gerekiyor diyor anlamıyor musun? Ne bu şımarık çocuk tavırları?”
“Onur!”
Aynı anda üç farklı kişi çocuğu susması için uyanırken ters ters suratına baktım.
“Sana ne?” derken öfkeli kahvelerinin içine bakıyordum. “Sen kendi işine bak.”
Siniri bozulmuş gibi güldü.
“Rüya, güzelim boş ver. Sana hastane yemeklerinden getirmelerini söyleyeyim. Sonra yeniden konuşuruz.”
“Dayı hayır! Bana neler olduğunu açıkla hemen. Sıkıldım sizin bu gizemli tavırlarınızdan. Hem babamı aramadın mı sen, neden gelmiyor?”
“Aradım.” Dedi dayım. Sonra sustu.
Öfkeyle bir nefes verdim. Devam etsin istiyordum. Söyleyeceği ne varsa bir anda her şeyi söylesin istiyordum. Daha fazla acı çekeceksem bir anda hepsini duymak istiyordum.
“Eee?” diye sordum sabırsızlıkla ama cevap yine dayımdan gelmedi. Anneme tiksinç derecede benzeyen o gıcık çocuktan geldi.
“Hemşireler babanı aramış ve baban da o benim kızım değil ne hali varsa görsün demiş. Gelmeyecek yani, istemiyor seni. Sendeki velayet hakkından da vazgeçmek için mahkemeye başvurmuş. Sosyal hizmet görevlileri geldi, yurda götürecekler seni.”
Dehşete düştüm.
“Onur!”
Odadaki herkes yeniden Onur denen pisliğe bağırıp bir şeyler söylerken ben sanki nefes almayı bırakmışım da öylece olduğum yerde var oluyormuşum gibi ona baktım.
Doğruluğuna inanmayabilirdim ama odadaki herkes ona o kadar çok kızıyordu ki şu an dediği her şeyin doğru olduğunu anladım.
Ben annem evden giderken işlerin hiç bu raddeye geleceğini düşünmemiştim. Annem giderdi de ne olursa olsun babam hep var sanmıştım.
“Rüya?”
Boş bakan gözlerimi dayıma çevirdim. Endişeli gözleri üzerimdeydi.
Yazık. O da kendi kızı olmayan birinin sorumluluğunu almak zorunda kalmıştı.
Dolan gözlerimden birer damla yaş kaydı yanaklarımdan.
Benimle ilgilenmek zorunda kalmış, benim için günlerce hastaneye gelmişti. Benim annem bile gelmemiş yanıma o niye buradaydı ki?
“Beni yurda mı gönderecekler?” diye sordum boğazıma yerleşmiş dehşeti yutmaya çalışarak.
Dayımın yüzünde sıkıntılı bir ifade belirdi.
“O iş öyle değil.” Demekten başka bir kelime çıkmadı ağzından. “Bak bunları daha önce açıkladım sen uyandığında. Sağlıklı bir durumda değildin kriz geçirdin. Şimdi yine aynı şeyler yaşanmasın, biraz kendine gel öyle konuşalım.”
Daha kötüsü vardı. Bu yaşadıklarımın, bu duyduklarımın daha kötüsü vardı.
Ve dayım bana söylemiyordu. Bu yüzden gözlerimi sabahtan beri konuşan tek kişiye çevirdim. Neden benden nefret ediyordu bilmiyordum ama acımasız da olsa gerçekleri söyleyen tek kişi Onur’du. Karşımda annemi görüyorken yüzüne bakmak çok zor olsa da açıklaması için suratına baktım.
Ama sonra bir şey kafama dank etti. O anneme benzediği için ona bakmak zor geliyordu çünkü annem beni terk etmişti. Ama o da annemin çocuğuydu. Ve annem onu bundan çok uzun süre önce terk etmişti. Ben ise aynı onun gibi anneme benziyordum. Bu yüzdendi belki de gözlerinde bana olan nefreti.
Ama o bile gözlerini kaçırdı. Bir şey anlatmak yerine sustu ve bana bakmayı reddetti.
“Dayı ne oluyorsa söyle lütfen.” Dedim yine ilgimi dayıma vererek. “Her şeyi bir kerede duymak istiyorum, ne olur.”
Gözlerini arkamdaki adamlardan birine çevirdi. Muhtemelen annemin eski kocasına bakıyordu. Nedense yüzünde ona saygı duyan bir ifade vardı. Onu dinliyordu. Söyle dese söyleyecek, söyleme dese söylemeyecek gibiydi.
En sonunda söylemek için onay almış olmalıydı ki yavaşça yanıma yaklaşıp yatağımın kenarına oturdu. Ellerinden biri elime uzandı yeniden. Bu defa çekmedim ama elimi. Tanıdık, güvenli bir dokunuş iyi hissettirmişti çünkü.
“Evde yangın çıktığında komşularınızdan biri fark etmiş ve itfaiyeye haber vermiş hemen.” Diye açıklamaya başladı sessizce. Diğerleri de sessizdi ve benimse tüm odağım ağzından çıkacak kelimelerdeydi. “Seni evden çıkardıklarında kendinde değilmişsin. Babanı aramışlar sen ambulansla yoldayken hastaneye gelmesi için. Fakat...” Sesli bir nefes verdi. “Baban, onlara bir karışıklık olduğunu ve babasının kendisi değil başka biri olduğunu söylemiş.”
Suratımı buruşturdum.
Bu ne kadar saçma bir hikayeydi. Beni mi kandırıyordu yoksa bu gerçekten yaşandı mı emin olmak çok zordu.
Eliyle koltukta sakince oturan adamı işaret etti.
“Demir abiye çocuğunun hastanede olduğunu söylemek için aramışlar çünkü baban, Demir abinin senin baban olduğunu söylemiş.”
“Dayı bu ne saçma bir şey Allah aşkına? Ne anlatıyorsun sen?”
Sinirle güldüm ama gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutuyordum. Birkaç gün hastanede yatmıştım da bunca şey mi olmuştu yani.
Dayım acıyarak yüzüme bakınca gülmeyi kestim.
“Demir abi annenin eski eşi, anlamışsın zaten. Mert ve Onur annen ile Demir abinin oğulları. Bundan hiç haberin yoktu çünkü senelerdir hiçbiri annenle görüşmüyor. Çünkü annen onları bırakıp gitti seneler önce. Fakat Demir abiden boşanıp babanla evlenirken sana hamileymiş.”
Korkuyla bekledim. Söylediği saçma şeylerin doğru olabilme ihtimali karşısında öylece durdum ve bekledim.
“Ablam bize senin Sezgin abiden olduğunu söylemişti ama öyle değilmiş, hepimizden saklamış senin Demir abinin çocuğu olduğunu.”
Bir elimle ağzımı kapattım şok içinde.
“Bu doğru değil.” Diye inkar etmeye yeltendim boş bir çabayla. “Doğru olamaz.”
“Sen uyurken DNA testi yaptık Rüya.” Dedi üzgünce.
“Hayır.” Dedim hızlı hızlı kafamı sallayarak. “O adam benim babam değil!” Nefretle adı geçen o adama döndüm. “Sen benim babam değilsin!”
“Çok üzgünüm güzelim. Baban annenle bunu öğrenince kavga etmiş, ablam bu yüzden gitmiş.”
Elini uzatıp yanağımı okşamaya çalıştı ama ondan da nefret ederek elini ittirdim.
“Dokunma bana!” diye bağırınca üzgünce elini geri çekip yatağımdan kalktı. “Sana inanmıyorum!”
Ama üzücü olan şuydu ki aslında inanıyordum. Yoksa annemin eski kocasıyla çocuklarının benim yanımda ne işi olurdu? Onlar yerine babam burada olurdu.
Hepsine sırtımı dönerek yatağıma uzandım ve sessiz gözyaşlarımın akmasına izin verdim.
Şimdi neden sinir krizi geçirdiğim için beni uyuttuklarını anlıyordum. Neden bana bunları anlatmış olmalarına rağmen uyandığımda hepsini unutmuş olduğumu biliyordum.
Çünkü şimdi elimde olsa öğrendiğim her şeyi yeniden unuturum.
***
Sonunda ailemiz ortaya çıktı. Soylu ailesi için ÇOK heyecanlıyım!
Her birine bayılacağınıza eminim çünkü ben çok seviyorummm.
Yarınki bölümde görüşene dek Kediciklerim <3
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 193.86k Okunma |
24.56k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |