45. Bölüm

Bölüm 40

Büşra Soyalp
bkuzgun

Helllöööövvvv canlarım

Hemen uyarı geçeyim yeni bölüm bildirimi gelmeyenler oluyormuş arkadaşlar kitabı takip edince bölüm geldiği zamanlar bildirim geliyormuş size. Bir de ben instagram hesabında (@kizilsaclikarakedi) bölüm paylaşınca haber veriyorum takip edebilirsiniz

Bu tatil sizleri bol bol bölüme boğdummm. Bu aralar zamanım olduğu için sık yazıyorum bölümleri. İlerleyen süreçte iş hayatımla ilgili yoğunluklarım başlayacak, onlar başlamadan aslında final bölümünü yetiştirmek istiyorummmm

Ve bahsi geçmişken söyleyeyim, evet artık vakti geldi...

Finale son 5 bölüm arkadaşlar -duygulu gözlerle bakan emoji-

Final için geri sayıma başladık. Güzel bir yolculuğun son adımlarındayız ve bence yolculuğumuzun sonu da çok güzel olacak <3<3

Daha fazla sizi bekletmeden bol Onur dolu bölüme alayımmmm

 

Oy Sınırı: 450

Yorum Sınırı: 250

 

Keyifli okumalar <3

 

***

 

 

Onur Soylu

Zihnim gözlerimden önce açıldığında beynimdeki kocaman boşlukla karşılaşmak kafamı karıştırdı. İçimi dolu bir endişe kaplamıştı ama neye endişelendiğimi hatırlayamıyordum.

Birbirine yapışmış kirpiklerimi açmaya çalıştım yavaşça vücuduma dolmaya başladığını hissettiğim ağrılarla. Ah. Her tarafım bambaşka bir ağrı içindeydi sanki. Ve zihnimin içini kaşındıran amansız bir endişe vardı fakat uzanıp kaşıyamıyordum.

Sonra aklıma Rüya geldi bir anda niyeyse. En son okula giderken gördüğümü hatırladım. Sabah bana özel bir şeyler yapmak istemişti ama olmamıştı diye hatırladım. Ama sonra aniden bir şimşek çakmasının etrafa yaydığı aydınlanmayla zihnim bas bas ‘Rüya!’ diye bağırmaya başladı. Kaan’ın aceleyle beni araması düştü zihnime. Sezgin denen herif onu götürmeye çalışıyordu.

Sonunda kaşıntı geçtiğinde gözlerim kocaman açıldı ve hızla ayaklanıp Rüya’ya yetişmek istedim ama umduğum gibi yattığım yerden doğrulamadım. Bedenim benim kontrolümde değildi sanki içimi sızlatan ağrılar hareket etmemi engelliyordu.

Kaşlarımı çatarak gördüğüm tavanı inceledim. Bu benim yıldızlarla dolu tavanım değildi. Neden odamda değildim ve uzanıyordum?

O sırada elimin üstünde bir ağırlık hissetmeye başladım. Gözlerimi sağa indirdiğimde önce üstümdeki hastane elbisesi çarptı gözüme sonra da elimi tutarak yattığım yatağın kenarına yerleşmiş bir sarı kafa bir de kızıl kafayı gördüm. Küçük kardeşlerim yatağımın kenarında, elimi kavrayarak uyuyakalmışlardı.

Loş odanın içinde göz gezdirirken kuruyan boğazım beni rahatsız ettiğinden yutkunmaya çalıştım. O sırada ayak ucumda tıpkı kardeşlerimiz gibi uyuyakalan Mert abimi gördüm. Onun kolu yatağıma kafası da koluna yaslanmıştı ve rahatsız edici bir şekilde uyuyor görünüyordu.

Duygusallaşmaktan nefret etsem de kendimi engelleyemedim. Kardeşlerimin hepsi etrafıma toplanmıştı. Üçü de muhtemelen acı verici pozisyonlarda yatıyordu ama yine de yanımdalardı.

Sol omuzumun anlık vuran acısıyla bakışım oraya kaydığında kolumun askıda olduğunu gördüm. Bu, yaşananların aklıma dolmasına neden oldu o an. Ve sonra her şeyi keskin bir şekilde hatırlamaya başladım. Kaan beni aramıştı. Bir sürü şey zırvalamıştı telaşla ama kulağımın duyduğu tek şey ‘Rüya’yı götürmeye çalışıyor!’ olmuştu. Gözlerim sanki varlığını hayal ettiğim kız kardeşime döndü telaşla. Gözlerimin önünden kaybolacak sandım ama hayır, tam buradaydı. Yanımda. Elimi tutuyor ve ailemizin yanında kalıyordu.

Kaan beni aradığında o an yaptığım her şeyi olduğu gibi bırakıp babamın odasından motorumun anahtarını kaptığım gibi yola çıkmıştım. Tek amacım kız kardeşime yetişmekti ama ters şeritten hızla gelen bir araba doğruca üzerime sürdüğünde ondan kaçamamıştım.

Ağrılarım hatırladıklarımla artmış gibi acılı bir ses tırmandı boğazımın üstünden. Yerde yatarken parmaklarımı bile kıpırdatamadığımdan babama haber verememiştim Rüya’ya yetişmesi için. Beynimi kaşındıran endişenin nedeni işte buydu. Biri ona ulaşamayacak diye endişeden ölmüştüm.

“Onur?”

Babamın fısıltılı sesi beni hatırladıklarımın içinden çıkardığında ne zaman yumduğuma emin olamadığım gözlerimi açtım ve gözlerim doğrudan yatağın karşısında öylece oturan babamı buldu. Uyanıp uyanmadığımdan emin olmak için hafifçe yerinde doğrulmuştu. Uyandığımı görünce eli ayağına dolandı sanki. Hemen yanıma adımladı.

“Oğlum?” derken titrek çıkan sesi kalbimin ağrımasına neden oldu.

“Baba?”

Hırıltılı çıkan sesim yüzünden yüzümü buruşturdum. Birkaç defa art arda yutkundum bu hissin geçmesi için.

Babam elini sanki bana dokunmaktan korkuyormuşçasına bir yavaşlıkla kafamın üstüne koydu ardından üzerime eğilip adeta temas etmeden sarıldı.

“Uyandın.” Sesi rahatlamış bir nefesle çıkmıştı. “Çok korktum oğlum.” dediğini duydum titrek sesiyle. “Aklımı kaybediyordum günlerdir.”

Bir elim askıda öteki de kardeşlerimin avucunda esir olduğu için babama sarılamadım. Zaten göğsümde hissettiğim sancıyla hareket edip edemeyeceğimden de emin değildim.

Her ne kadar yeterince iyi ve kendimde hissetmesem de “İyiyim babam.” diye gülümsemeye çalıştım.

Uzun bir sessiz bekleyiş kendime gelmem için gerekli süreyi tanırken babam hala bana sarılıyordu. Çektiği içli bir nefesin ardından babamın boynuma sarılı bir şekilde ağladığını fark ettim. Kendini tutmaya çalışıyordu ama omuzları titriyordu. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Çok korkmuş olmalıydı. Ne zamandan beri bu haldeydim bilmiyordum ama babam günlerdir dediğine göre uzun süre olmuş olmalıydı. Babamdan hayatımız boyunca hiçbirimiz o kadar uzun süre ayrı kalmamıştık. Uzak bir yerlere gittiğimizde bile illaki her gün en az bir kere konuşurduk telefonda. Fakat babam benimle günlerdir konuşamamıştı. Bunun ona yansımasının nasıl olduğunu tahmin bile edemiyordum.

Babam yavaşça geri çekildiğinde gözlerini ve yanaklarını sildi hemen. Ben de fark etmemişim gibi gözlerimi burnunun ucunu oynatan Mert abime diktim. Kirpikleri kıpırdandı ama açılmadı.

“Baba gerçekten ben dikkatsiz davranmadım.” diye mırıldandım sessizce. Vücudumu azıcık oynatarak ağrıdan kurtulmaya çalıştım. “Kaan Rüya için arayınca aceleyle çıktım ama yemin ederim ben çok dikkatliydim. Karşıdan öyle araba gelince…”

Sesim gittikçe kısıldı. Gözlerim yeniden babamı bulduğunda yumuşak bir bakışla bana baktığını gördüm. Yüzü ıslaklığından arınmıştı.

“Biliyorum can oğlum. Arabayı kullanan sürücü alkollüymüş. Polisler söyledi, senin bir suçun yok. Bunları düşünme. Sen sadece iyileşmeye bak.” Güçlü bir gülümseme dudaklarına yerleşince üzgünce babamın çökmüş suratını izledim. Bir süredir sakallarını kesmiyor gibi duruyordu, gözlerinin içi kızarmış altları da çökmüştü. Her daim dimdik duran bu adamı bu halde görmek az kalsın beni ağlatacaktı. Göğsüme bir ağrı girdiğinde yüzümü buruşturarak sızlandım. Babam anında kaşlarını çattı. “Ağrın mı var? Hemen doktoru çağırıyorum oğlum bekle.”

Babama durmasını söyleme fırsatı bulamadan çıkmıştı babam odadan. Anlık bir ağrı girmişti bir şey yok, demek için açılan ağzım sakince kapandı.

Gözlerimi açık kalan kapıdan çekip koridordan içeriye süzülen ışıkla aydınlanan odaya çevirdim. Az önce de içerisi loş bir ışıkla aydınlanıyordu ama şimdi biraz daha aydınlık olmuştu.

Ayak parmaklarımın ucunu dibimdeki Mert’in yüzüne doğru oynatıp sırıtarak “Uyanık olduğunu biliyorum.” dedim rol yapmayı bırakması için. Küçükken de hep gecenin bir yarısı uyuduk mu diye odamıza kontrole gelen babamı kandırmak için uyuyor taklidi yapardık. Bizi ele veren her zaman abim olurdu çünkü her seferinde burnunu oynatırdı ucu kaşınıyormuş gibi. Yalan söylediğinde de yaptığı bir hareketti. Gerçi yalan söyleyecek yaşı çoktan geçmişti artık çocukça yalanların yeri hayatımızda yoktu ama anlaşılan uyuyor taklidi yapmanın yaşı geçmemişti.

Abim yakalanmış bir gülümsemeyle gözlerini açtı. Ama kafasını kaldırmadı. Boştaki eli ayak bileklerimin üstüne yerleşirken konuşmakta güçlük çekiyormuş gibi suratıma baktı yalnızca. Ona gülümsemeye çalıştım.

Her ne kadar kaza geçirmek benim elimde olan bir seçenek olmasa da onları bu hale getiren kişi olduğum için vicdanım sızım sızım sızladı. Ailemi bu kadar üzmek istemezdim. Kazayı engelleyemezdim ama yine de sanki iyi olmak için başka bir şey yapabilirdim gibi hissediyordum.

“Çok uzun Onur.” dedi abim azarlar gibi. “Çok uzun uyudun.”

“Kış uykusu meselesi bilirsin.” diye tiye almak istedim duygusallaşmasın diye ama abim bunun için fazla gergindi.

“Senden bu kadar uzun süre ayrı kalmayı sevmedim kardeşim. Bir daha böyle ayrı kalmak istemiyorum.”

Benim için aslında araba çarptıktan sonrası üç saniye önceymiş gibi hissettiriyordu. Gözlerimi kapatmamla açmam bir olmuştu sanki. O yüzden abimin bahsettiği uzun süreyi kavrayamıyordum. Yine de bir şekilde onu anladığımı hissettim. Aynı babam gibi o da iyi görünmüyordu. Babam gibi sakalları uzamamış olsa da üstü başı dağınıktı. Benim abimin üstü başı asla dağınık olmazdı.

“Kalmam abi.” diye gülümsedim mahcup bir şekilde. “Söz.” Ayağımı tutan eli sıklaştı.

“Söz.” dedi benim gibi yemin edercesine. Sonrasında güçsüz düşmüş gibi görünen halinden sıyrılıp yerinde doğruldu. Mert Soylu yine ayaktaydı.

Gözlerim pencerenin önündeki masada birikmiş eşya kalabalığına çarptığında kaşlarımı kaldırdım. “Onlar ne öyle?”

Masanın ön ayağına bağlanmış üstünde gökyüzü resimleri olan birkaç uçan balon vardı. Masanın üstüne çeşitli hediye kutusu gibi duran kutular ile birkaç tane tanıdık hissettiren peluş oyuncaklar vardı. Bir de anlam veremediğim içi boş yemek kapları.

“Arkadaşların evinde gibi hissetmeni istemişler.” diye yanıtladı Mert abim. Sesi gülümser gibiydi. “Zeynep ile birlikte senin için uyandığında kendini iyi hissetmen için hediyeler getirmişler. Hepsinin yüzüne bağırmak zorunda kalana kadar burayı terk etmediler. Her gün ziyarete geliyorlar. Uyandığını öğrendiklerinde çok sevinecekler.”

İçim sıcacık olsa da kalbim acıyla sızladı. Arkadaşlarımın varlığına minnettardım ama Zeynep’in ne halde olduğunu düşünmek yutkunmama engel oldu. Çok ağlamamış olmasını umdum. Hep güçlü görünürdü ama içten içe dünyanın en hassas insanıydı. Yanında olamamak çok kötü hissettirdi.

“Boş kaplar da Rüya’nın günlerdir her gelişinde senin için yapıp getirdiği kıymalı böreklerin kapları.” Gözlerim elimi tutmaya devam eden kardeşlerime çevrildi. Uyanmasınlar diye kısık mırıldanmalarla konuşuyorduk. Engelleyemediğim buruk bir gülümseme dudaklarımda filizlenirken uzanıp kardeşlerimin kafasını sevmek saçlarını okşamak istedim ama mevcut durumda vücudumda tek hareket ettirebildiğim yer kafamdı. Geri kalan her yerim ağrı içinde kaskatıydı. Sanırım buna şükretmem gereken noktadaydık. “Tabii sen yiyemediğin için Kaan ile birlikte buradakilere dağıtıyor hepsini.”

Gülümsedim. Benim minik tırtılım. Küçücük kalbinde ondan çok daha büyük fazlaca sevgi vardı. Çok tatlı küçük bir kızdı. Ona sürekli dediğim gibi benim renkli yıldızımdı. O gün onun için o kadar telaşlanmıştım ki sanki hala aynı telaş önümdeydi de uzansam dokunacak gibiydim. Onun bizden gideceği düşüncesi hayatımın en korkunç düşüncesiydi. Ailem benim her şeyimdi ve onlardan biriyle uzak düşecek olmayı hayal bile etmezdim. Bu saatten sonra da belki çoğu kişinin gidişine göz yumup alışabilirdim ama ne her daim bir kopyam olmaya çabalayan erkek kardeşimin ne de yeni kazandığım küçük kız kardeşimin yokluğuna ölsem alışamazdım. Ne onu ne de Kaan’ı kaybetme düşüncesi beni yaşatmazdı. İkisi de benim dünyalardan çok sevdiğim küçük kardeşlerimdi ve her zaman yanımda olmalılardı her zaman, ne olursa olsun.

İçimde ikisine karşı hissettiğim sevgiyle avucumun içine yerleşmiş iki eli hafifçe sıktım. Kafaları birbirlerinin kafasına yaslanmıştı. Yatağa doğru eğdikleri bedenleri muhtemelen çoktan ağrımaya başlamıştı ama sanırım bu ikisinin de umurunda olmamıştı.

“Neden eve göndermediniz?” diye sordum sinirle. “Niye böyle burada sürünüyorlar?”

“Gerçekten denemedik mi sanıyorsun?” diye sordu abim inanmaz bir sesle. Onun da gözleri kardeşlerimizdeydi. Gözlerindeki bakış sevgiyle dolup taşıyordu. “Tüm hafta boyunca burnumuzdan getirdi ikisi de. Ama okul bahanesiyle yolladık geceleri eve. Yarın cumartesi olduğu için bugün eve göndermeye çalıştık diye az kalsın hastaneyi başımıza yıkıyorlardı.”

“Yaa.” dedim duygulanarak. “Ama burada bu şekilde ağrıları olacak.”

Mert abim elden bir şey gelmez diye sesli bir nefes vardı. Bizim veletler onlara çok zorluk çıkarmış olmalılardı. Sırıttım. Kimin kardeşleriydiler be!

“Uyandırayım ben onları. Sen uyandıktan sonra uyumaya devam etmelerine izin verdiğimi öğrenirlerse beni mahvederler.” dedi Mert abim yavaşça ayağa kalkarak. “Seni uyanık görmeyi dört gözle bekliyorlardı.”

“Abi önce doğrulmama yardım eder misin?” diye sordum çocuklara bu şekilde görünmek istemediğim için. Vücudumun tamamı ağrılar içindeydi, sol omzum askıdaydı. Göğsüm inanılmaz sızlıyordu ve kollarımdaki yaralardan bahsetmek bile istemiyordum ama yine kardeşlerim beni hala doğrulamamış yatar halde görmesinler istedim. Zaten yeterince yıpranmış olduklarına emindim.

Abim anında yanıma geldi. Doğrulurken kaburgalarımda hissettiğim ağrılar dişlerimi sıkmama neden olsa da ağzımdan birkaç ağrılı inlemeye engel olamamıştım. Mert geri çekilmeden önce kafamın üstünü sertçe öptü.

Normal zamanda yapmasına kesinlikle izin vermeyeceğim bir sevgi hareketeydi bu. İnsanlarla temasta bulunmaktan her zaman nefret eder özenle kaçınırdım ve karşımdaki kişi abim dahi olsa herhangi bir sevgi gösterisine kesinlikle karşıydım. Ama şimdi abimin buna ihtiyacı olduğunu fark ettiğimden sesimi çıkarmadım. Bir de… dürüst olmak gerekirse biraz sevgiye benim de ihtiyacım vardı.

“Hadi hadi kabul et.” dedim gevşek bir gülümsemeyle, o geri çekilirken. “Arkamdan çok ağladın.”

Abim suratıma ters bir bakış atıp “Zevzek.” diye söylendi. Yine de ağlamadığını iddia etmedi.

O yatağımın diğer tarafına kardeşlerimin fosur fosur uyuduğu tarafa geçerken ben de dikkatimi onlara verdim hevesle. Şimdi ilk uyandığım ana göre çok daha dinç hissediyordum kendimi. Doğrulmak da sanki yatalakmışım hissinden kurtulmama neden olmuştu.

“Pişt.” dedim Mert onları nazikçe uyandırmaya çalışmadan önce. “Veletler.”

Elimin içindeki ellerini sıkıp durduğumda ilk kıpırdanan küçük kara kedim oldu. Tabii dana Kaan öldürseler bu sese uyanmazdı.

“Veletler!” diye yükseldim melodik bir sesle.

“Ne oluyor ya?” diye söylenerek doğruldu Kaan da. Saf solucan kafası karışmış bir şekilde görüş açısındaki Mert’e baktı.

“Ohooo.” dedim sahte bir sinirle. “Benim yatağımda benden çok uyuyor bunlar abi.”

İkisinin birbirine kocaman açılmış gözleriyle bakakalmaları muhteşem bir andı. Saniye geçmeden aynı anda bana döndüler. Gözlerinde korku dolu bir heves vardı. Gerçekten uyanık olduğumu fark ettiklerinde ise yalnızca neşe dolmuşlardı.

“Onur abi!”

İkisinin yine aynı anda kurduğu cümle beni az daha gülümsetiyordu ama beynime vuran farkındalık gülümsememin dudaklarımda asılı kalmasına neden oldu. Anlamsızca Mert’e baktım ama bize dolu bir bakışla gülümsüyordu. Bir süre Rüya’nın bana abi, bana abi, demesinin şokunu yaşadım. Bu kısa süreyi bir anda yavaşça kafasını kolumun üstüne gömerek kullanan solucanım sesli bir şekilde ağlamaya başladı.

“Onur abi çok özür dilerim.” diye başlayan sonsuz özür cümleleri kurmaya başladı anlamadığım bir hızda. Şaşkınlıkla özür dilerken hıçkıra hıçkıra ağlayan kardeşime baktım ama herhangi bir cümlesi yeterince anlamlı gelmedi.

Kaan ise o sırada Rüya koluma sarılmış ağlarken az önce kafasını koyduğu yere oturarak sessiz sessiz mutluluk gözyaşları dökmeye başladı. Bu aileye bu kadar duygusal olmaya gerek olmadığını en kısa zamanda anlatmalıydım. Bundan sonra uyandığımı her gören hemen ağlamaya başlamasa iyi ederdi.

“Dur dur dur solucan.” dedim üzerine yaslandığı kolumu kaldırıp onun yüzünü görmeye çalışarak. “Sakin ol abim.”

Rüya, iki saniyede döktüğü bir ton gözyaşıyla kızarmasına neden olduğu yeşil gözlerini kaldırdı. Aynı zamanda kolumun üstünde duran elleri iki yanağıma yerleşmişti. “Onur abicim çok özür dilerim.” dedi tekrardan. İçli içli ağlamayı kesmemişti hala.

“Niye özür diliyorsun minik tırtılım?”

“Sana abi dememiştim hiç.” Hıçkırık. “Benim yüzümden aceleyle gelmeye çalışırken kaza yaptın.” Bir hıçkırık daha. “Bana demiştin ki bana abi dersen ömrüm uzarmış. Ben de sana hiç dememiştim.” Bu defa art arda iki hıçkırık çıktı dudaklarından. Ağlaması ve sözleri sanki vücudumda hissettiğim ağrının yüz bin katını kalbimde hissetmeme neden oluyordu. “Ben çok üzgünüm abicim. Sen uyurken içimden sana hep abi dedim sen uyan diye.”

Ben kendimi tutamadan gözlerim hızla dolduğunda “Güzelim.” diye mırıldandım kahrolarak. Kolumu kaldırıp “Gel buraya gel.” dedim. “Benim üzgün solucanım gel. Senin özür dilemene gerek mi var abim? Senin hiçbir suçun yok, gel abine yaslan. Ağlama güzel bebeğim benim.”

Rüya ağlayarak kolumun arasına yattığında dudaklarımı kafasının üstüne bastırdım ve bir süre orada kaldım. Aynı zamanda elimi kaldırarak sessiz sessiz karşımda ağlayan sulu göz kardeşimi de koluma çağırdım. Kaan bu hareketimi ikiletmeden Rüya’nın üzerinden bana sarıldı. İkisi de yaralarıma ve sargılarıma dikkat ederek fazla yaslanmadan bana sarılsalar da ben o aptal yaraları umursayacak durumda değildim. İkisini de tek kolumla sarmalarken kendi gözlerimin doluşuna engel olamadım. Ben babamın karşımda ağlamasına bile gözyaşı dökmemiştim ama bu iki sorunlu ergen resmen beni ağlatıyorlardı. Ağlamaktan nefret ederdim daha doğrusu herhangi bir vücut sıvısından nefret ederdim. Ağlamak bunlar arasında açık ara farkla en çok nefret ettiğim şeydi.

Mert de yine ayak ucuma oturdu ve bu duygusal anımıza kendi duygusallığıyla katıldı. Ayak parmaklarımı yine ona doğru oynattığımda senden olmaz der gibi baksa da güldü.

Gülümseyerek burnumu çektim ve kardeşlerimin yanaklarından öptüm.

“Bak işte beni de ağlattınız keratalar.”

Doğrulduklarında ikisinin de gözleri hala yaşlıydı ve hemen birbirlerinin serçe parmakları birbirine dolandı. İçim gitti bu manzaraya.

“Ben iyiyim.” dedim içleri rahatlasın diye. “Bakın aslan gibiyim.” Rüya’ya döndüm. “Kaza geçirdim sadece. Bu herkesin başına gelebilir. Senin suçun yok kelebeğim. Tamam mı abicim?” Kaan’a çevirdim bu defa bakışlarımı yüzümde geniş sırıtmayla. Sadece kendilerini iyi hissetsinler istiyordum. “Hala sana zorbalık yapmak için ful gücümdeyim. Tamam mı abicim?”

“Tamam Onur abi.”

“Tamam Onur abi.”

Kafamı iki yana salladım kalbimden dolup taşan bu koca sevgiyle. Sanki karşımda küçük iki bebek vardı ve odadan çıktığım için bir daha geri dönmeyeceğimi sanarak birbirlerine sarılıp ağlaşmaya başlamışlardı.

“Bana bir kere abi dedin solucan. Hatta birden fazla kere.” Neşeyle 32 diş sırıttım. “Bundan sonra her zaman demek zorundasın.”

Tombik yanaklarını elinin tersiyle kurulayıp burnunu çekti. “Her zaman söylerim Onur abicim.”

“Bana da her zaman söyle Kabus.”

“Kıskanma it.” diye araya girdim sinirle. “İlk sana söylemişti zaten. Bundan sonra sadece bana söyleyecek.” Mert’e burnumu kırıştırarak yandan bir bakış attım. “Sana arada abi demesine izin verebilirim bazen.”

Abim gülümsese de uyarıcı bir sesle “Onur.” dedi. “Kaşınma abim.”

Onu zerre umursamadan saçlarını iki yandan öylesine örük yapmış dağınık kardeşimle dağınıklıkta ondan farkı olmayan ağlak kardeşime baktım.

“Eee kim bana yiyeceğim bir şeyler getirecek ve asırlar önce doktoru çağırmaya giden babamı bulacak?”

İkisi de aynı anda odadan fırladı. Mert ile arkalarından gülümsedik ama hem zihnim hem bedenim o kadar yorgun düşmüştü ki iç çekerek kafamı tavana çevirdim.

“Dinlen kardeşim.” dedi abim güven veren sakin sesiyle. “Ben yanındayım.”

***

Ertesi güne kadar sadece babam sonunda doktoru kontrol edilmem için getirdiğinde uyandım. Gerekli kontrollerim yapıldığında ve bir sıkıntı olmadığı belirlendiğinde Kaan ile Rüya’yı Mert ile birlikte zorla eve gönderdim. Üçü de, evet Mert abim de dahil, eve gitmemek için ısrar etse de onlara burada kalmalarına gerek olmadığını zorla anlattım. Zaten çok yorgun hissediyordum ve uyuyacaktım. Dediğim gibi de olmuştu üstelik. Öğlene kadar uyanmamıştım ve uyumadan önce her ne kadar babama da ısrarla onun da eve gidip yatağında dinlenmesi için ısrarda bulunsam da beni dinlememişti. Ben de daha fazla tartışamayacak kadar halsiz düştüğümden daha fazla zorlayamamıştım onu. Hem babam yanımda olduğu için daha rahat uyumadım desem yalan söylemiş olurdum.

Herkes çıktıktan sonra odaya doluşan sessizlik bana kabuslar gördürebilirdi eğer babam yanımda olmasaydı. Bu yüzden onunla uykulu bir şekilde son konuşmalarımı yaparken cümlemi tamamlayamadan uykuya dalmıştım. Ve bir kere bile uyanmamış olsam da babamın yanımdan hiç kalkmadığını biliyordum.

Şimdi gözlerimin açılmasına neden olan şey ise kulağıma gelip adeta bir sinek vızıltısı kadar beni rahatsız eden birtakım fısıldaşmalardı.

“Üzülme meleğim o kadın yapamaz bir şey biliyorsun.”

“Ama gitmiyor Arın görmüyor musun? Yine kavga çıkacak diye çok korkuyorum. Hem Onur abim de daha yeni uyandı. Hiçbir sıkıntısı olmadan sadece iyileşmeye çalışması lazım.”

Gözlerimi açamadan kafamı iki yana salladım hafifçe seslerden kurtulmak için. Sanki seslerden biri benim minik tırtılımınkine benziyor gibiydi ama yanılıyor olmalıydım.

“Yine endişe edip strese girme güzel sevgilim. Bana güven. Kaan sandığından çok daha güçlendi bu konuda ve annen Onur abinin istemeyeceğini bile bile onunla bu halde konuşmaya çalışmaz. Başka biri olsaydı mutlaka şansını denerdi ama Onur abiye asla.”

İstemsizce gözlerimi açtım. Konuşulanlar aklımda kendilerine bir yer edinse de bazı kelimeler tam oturmuyordu. Mesela güzel sevgilim de ne demekti? Ya da çok pardon meleğim demek ne oluyordu? Buna neden bu kadar sinirlendiğime anlam veremedim çünkü kız kardeşimin sesini başkasıyla karıştırmış olmalıyım.

Karşımda çok anlamsız bir tablo vardı. Böyle tam yatağımın karşısında olan koltukta, dün babamın oturduğu yerde, nedense benim minik tırtılım Arın gereksiziyle sarmaş dolaş oturuyorlardı. Bu bir kâbus olmalıydı çünkü şu an Rüya’yı Arın’ın kolları arasına girmiş bir şekilde görüyor olamazdım! Bu bir kâbus olmalıydı ki çünkü Arın denen it herif benim kardeşimin saçlarını koklaya koklaya öpüyor olamazdı!

Bu kesinlikle bir kâbus olmalıydı çünkü daha demin o it herif kardeşime sevgilim demişti ve bu beni sinir krizinden üç yıllık komaya sokardı.

“Lan!” diye bağırdım bunun bir kâbus olmadığını sonunda fark ettiğimde. Karşımda gerçekten Arın ve Rüya sarmaş dolaş oturuyorlar ve birbirlerine sevgilim diyorlardı. “Lan!” diye bağırdım bir kez daha ilki yeterli gelmediği için.

Ne oluyordu lan burada?!

 

***

AGAGAGGAGA SONUNDA ONUR'A KAVUŞTUK!!!

Selammm bebekler balllarrr nasılsınız?

Bölümü beğendiniz mi?

Onur'u özlemiş miydiniz?

Onur'un uyanır uyanmaz Rüya'yı merak etmesi???

Onur uyanınca Demir'İn ağlaması?

Onur ile Mert'in kardeşliğiii??? Onur uyanınca Mert'in konuşmasııı??

Rüya Onur'a abi dediiiiiiii ağğağağğağağa

İlk okuduğunuz zamanlar Onur ile Rüya'nın ilişkisinin bu kadar iyi olacağını tahmin etmiş miydiniz?

Onur'un Rüya ona deyince yaşadığı mutluluuuuk

Bölümde en sevdiğiniz sahneee???

Bölüm sonunda Arın ile Rüya jsbdkvblcjbvnd biraz naneyi yediler sanki ne dersiniz??

Gelecek bölüm de Onur'un anlatımından olacak ve kaldığı yerden devam edecek, booool kaos göreceğiz yani dfjvnlfjbnfdjbdvdjsdn

 

 

Yeni bölümde görüşene de kızıl saçlı kara kediler size umut getirsin -kırmızı kalp, kara kedi-

 

 

 

Bölüm : 27.01.2026 15:06 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...