46. Bölüm

Bölüm 41

Büşra Soyalp
bkuzgun

İyi geceler kara kedilerimmmm

Son 4!

Onur'un anlatımından bir bölüm getirdim size hem de bol kaosluuuu

Instagram hesabını (@kizilsaclikarakedi) takip etmeyi unutmayın

 

Oy Sınırı: 500

Yorum Sınırı. 250

 

Keyifli okumalarrrr <3

 

***

 

Onur Soylu

Karşımda çok anlamsız bir tablo vardı. Böyle tam yatağımın karşısında olan koltukta, dün babamın oturduğu yerde, nedense benim minik tırtılım Arın gereksiziyle sarmaş dolaş oturuyorlardı. Bu bir kâbus olmalıydı çünkü şu an Rüya’yı Arın’ın kolları arasına girmiş bir şekilde görüyor olamazdım! Bu bir kâbus olmalıydı ki çünkü Arın denen it herif benim kardeşimin saçlarını koklaya koklaya öpüyor olamazdı!

Bu kesinlikle bir kâbus olmalıydı çünkü daha demin o it herif kardeşime sevgilim demişti ve bu beni sinir krizinden üç yıllık komaya sokardı.

“Lan!” diye bağırdım bunun bir kâbus olmadığını sonunda fark ettiğimde. Karşımda gerçekten Arın ve Rüya sarmaş dolaş oturuyorlar ve birbirlerine sevgilim diyorlardı. “Lan!” diye bağırdım bir kez daha ilki yeterli gelmediği için.

Ne oluyordu lan burada?!

Kafasını koparmak istediğim herif ve beni sinir hastası edecek canını yediğim kız kardeşim sesimle irkilerek ayağa fırladılar. Birbirlerinden ayrılmaları o kadar hızlı olmuştu ki az önceki konuşmalarını duymasam hayal gördüğümü sanabilirdim. Ama maalesef duymuştum ve ne yazık ki gerçekti. Arın denen herif benim kardeşime sevgilim diyordu.

Yine “Lan!” diye bağırmaktan kendimi alamadım. Resmen dilim tutulmuştu.

“Onurum!” diye bağırdı Rüya sahte bir coşkuyla. “Abim! Onur abim! Onurum abim can abim!”

Dehşet dolu bakışlarım kardeşime döndü.

“Melek sus bence.”

“LAN!”

“Arın bence sen bana melek demeyi kes şu an.”

Tüm ağrılarım, sızılarım ve yaralarıma rağmen yattığım yerden doğruldum. “Solucan çekil şu itin yanından hemen!”

Kafasını iki yana salladı hızla. “Şu an onun üstüne atlaman için önündeki tek engel benim Onur abi. Çekilemem.”

Öfkeyle gözlerimi kocaman açtım. “Rüya gel buraya.”

Rüya yutkunarak öne doğru bir adım atmadan önce Arın, yiğidim bu sabah uyanmış ve kahvaltısında sanırım yürek yemiş. Rüya’nın bileğini tutarak onu durdurdu.

“Lan!”

“Onur abi bir saniye.” dedi Arın tam da ayaklarımı yere indirmiş onun üstüne atlamak üzereyken. “Sen beni dövmeden önce sonrasında tekrardan dayak yememek için bir şey itiraf etmek istiyorum.”

Ben anlamsızca yüzüne bakarken Rüya “Ay aşkım hayır söyleme şimdi!” diye araya girdi. Allah’ım bu kız geçmiş karşımda çocuğa aşkım diyor. Aklımı kaybedeceğim şimdi. Yemin ederim tam burada ruhumu öteki tarafa teslim edeceğim.

“Bırak lan kardeşimin bileğini önce sen!” diye bağırdım. Yatağın yanındaki komodinin üzerinde duran bardağı kapıp hemen Arın’ın kafasına fırlatmak için havaya kaldırdım. Rüya anında elini geri çekti.

Sakin ol der gibi “Onur abi.” diye mırıldandı boğazını parçalamak istediğim çocuk. “Evet, Rüya benim sevgilim.”

Aman Yarabbi! “Lan-”

Bardak yine havaya uçmak için hareketlendi.

“Ve ve!” diye araya girdi, solucan ona kesinlikle yapmamasına dair bakışlar atarken. Bundan daha kötü ne olabilir diye korkunç bir beklentiye girdim. Elimdeki bardak yavaşça aşağı indi. Hayır yani en kötüsü kardeşimle sevgili olmalarıydı. Ne demek daha kötüsü vardı?

“Bana bak Arın kalkıp seni şu pencereden dışarı fırlatmama üç saniye kadar kaldı. Ne söylüyorsan söyle sonra ben de senin ağzınla burnunun yerini değiştireyim.”

“Onur abicim lütfen sinirlenme.”

Bu kızın sinirlenme deyince sinirlerimin geri çekileceğini sanması ne tür bir saflıktı? Çünkü gerçekten sevimli yeşil gözleriyle gözlerimin içine yavru köpek bakışları atarken gerçekten de onu dinleyeceğimi sanıyordu.

“ÜÇ!” diye bağırdığımda ikisi de dehşet içinde irkildi. Ama benim minik tırtılımla bir sıkıntım yoktu o yüzden gözlerimdeki tüm gazap ile Arın itine baktım. “İKİ-”

“Ben Rüya’ya imzalattığınız evlenmeme sözleşmesini yırttım!”

Sağ avucumu başıma yasladım içimden sabır dileyip sabır kazanma umuduyla.

“Ne yaptım dedin?” diye sordum oldukça sakin bir şekilde.

“Ay Arın, abimi bozduk galiba.”

Solucan kardeşim adını anmak dahi istemediğim itin yanından ayrılıp yanıma yaklaştığında kahkaha attım. “Ay Arın Onur abim bozuldu!”

Sinirli kahkahalarım odamın içinde yankılandı. Sanırım kaza olduktan sonra hala uyanamamıştım. Uyandığımı zannediyordum ama aslında uyanmamıştım. Ve bunların hepsi yalnızca kötü bir rüyaydı.

“Onur abicim?” diye fısıldadı kız kardeşim tatlı yüzünü tam yüzümün önüne getirerek. Canım yandığı için yalnızca ayaklarımı yere indirmiş oturur pozisyonda kalmıştım. Şimdi ise gözlerimi yummuş kahkahalar atarken zihnimin içinde nasıl ayağa kalkıp bu çocuğu gebertsem diye planlar kuruyordum. “Onurum abicim?”

Gözlerimi aniden açtığımda solucan “Hii!” dedi istemsizce. Çok sevimliydi. Bir de abi demesi yok muydu bana? Gerçekten tüm sinirimi yutup deli gibi gülüşler atmak istememe neden oluyordu.

Ne yapacağıma karar verdiğimden elimi Rüya’ya uzattım. “Solucan beni bir ayağa kaldır.”

“Kaldırmayayım.”

“Abim kaldır.”

“Abicim kaldırmayayım.”

“Lan abim kaldırır mısın güzel kelebeğim?”

“Kaldırmasam?” diye son bir çare sorsa da attığım bakışla el mecbur elime uzanıp sırtımdan yavaşça destek vererek ayağa kalkmama yardımcı oldu. “Onur abi daha yeni uyandın ayağa kalkmasan mı?”

Bu defaki soruşu tamamen benim için endişelendiğindendi, sesinin titremesinden belliydi. Bir şey olur diye korkuyordu. Bu yüzden o anki öfkemi kenara bırakarak kardeşime gülümsedim ve tombul yanağını okşadım.

“İyiyim abisinin güzeli korkma.”

Gözlerini kırpıştırdı içi rahatlamamış gibi.

“Onur abi bence de uzanmaya devam etmelisin.” diyen cılız sesi duyduğumda öfkem aynı şekilde geri döndü.

“Solucan sen gel bakayım buraya.” diyerek kardeşimi yatağıma doğru ittirdim. “Sakın yerinden kalkma tamam mı abicim?”

“Ama abi-”

Ona yandan bir bakış atınca sustu ve onu oturttuğum yatağımda gerginlikle ayaklarını sallamaya başladı. Aslında o kadar tatlı bir görüntüydü ki az kalsın gülecektim. Az kalsın.

Korkuyla yerinden bir santim bile kıpırdamamış olan Arın itine döndüm.

“Gel sen de önüme.” dedim sakin bir sesle. “Oraya kadar gelemem seni dövmek için. Gel bakayım sen buraya.”

“Onur abi gelmeyeyim.”

“Gelsene oğlum.”

“Yok abi gelmeyeyim.”

“Arın gelsene şuraya.”

“Abi bence gelmesem daha iyi olur.”

“LAN GEL!”

Arın sonunda sinirlerimi hoplatmaya son vermeye karar vermiş olmalı ki birkaç adımda önüme geldi.

“Sen beni dövmeden önce söylemeliyim ki bunu göze alarak bu yola girdim ve kesinlikle pişman değilim.” Delici bakışlarımı görünce yutkundu. “Saygılar Onur abi.”

Sinirle suratına sağ elimle güçlü bir yumruk attım. Neyse ki çıkan omzum sol omzumdu da sağ elimi rahatça kullanabiliyordum. Sol elimle de çok güzel yumruk atardım ama sağ elim daha güçlüydü.

“Ay!” diye bağırdı minik tırtılım arkamdan. “Ay Onur abi vurdun çocuğa!”

Kardeşimi tamamen duymazdan gelerek “Lan oğlum ben sana demedim mi Rüya’dan uzak duracaksın?” diye bağırdım.

Arın yerinde doğrulup yüzünü buruşturdu. Çenesine iyi bir yumruk geçirmiştim.

“Ben de sana bu saatten sonra istesem de uzak duramam demiştim Onur abi.”

Arkamdan tatlı bir ses geldi. “Yaaa.”

Kardeşime dönüp suratına ters bir bakış attım. Ama onun yüzünde aptal bir gülüş vardı. “Allah’ım sabır!” diye bağırıp Arın’ın suratına bir tane daha geçirdim.

“Ay Onur abi! Yeter ama abicim!”

Rüya ağlamaklı sesiyle yerinden kalkmaya yeltense de ona sert bir bakış atıp yerinde oturmaya devam etmesini sağladım. İçim henüz soğumamıştı bu ite.

“Onur abicim.” dedi Rüya dudaklarını büzüp kollarını önünde bağlayarak. “Sana çok fena bir şekilde küstüm! Çok fena!”

Bu defa kendimi tutamadan sırıttım. Bu kız en sinirli olduğum bu anda bile nasıl bu kadar tatlı olup beni yumuşatabiliyordu gerçekten anlamıyordum. Ama bana küsmesini istemediğimden “Abisinin güzeli lütfen küsme.” dedim. “Gerçekten bir tane de sözleşme için vurup bırakacağım.”

Kardeşimin dudaklarını aralamasına dahi izin vermeden daha yeni kendine gelen Arın’a bir tane daha yapıştırdım. Bu defa yere düştü.

“Arın!” diye bağırarak yataktan kalktı Rüya hemen. Gülümseyerek tekrardan yatağıma yattım. Bu hareketim bedenimin rahatlamasına neden olmuştu. Kendimi çok kasmıştım ama yine olsa yine yapardım.

“Solucan gel kız yanıma! Bırak şu piçi hemen!”

Kardeşim bana normalde korkacağım aşırı öfkeli bir bakış attı. Ama şu an içim aşırı huzurluydu o yüzden zerre etkilenmedim.

“Onur abi sana küsüm ben! Baksana çocuğu ne hale getirmişsin!”

Gözlerimi malum herife çevirdim keyifle. Çenesinde istediğim morluk oluşmamıştı ne yazık ki. Ama kaşı kanıyordu ve sağ yanağı biraz kızarmıştı. Yani kısa günün kârı denebilirdi.

“Az bile yapmışım.” diye homurdandım. “Hasta yataklarında olmasam ben neler yapardım da.”

“Merak etme melek.” dedi Arın minik tırtılım ayağa kalkmasına yardımcı olurken. “Ben bugünlere hazırlanarak geldim. Sırada Mert abi ve belki bir ihtimal Demir amca var. Demir amca döver mi emin değilim gerçi. O daha farklı cezalandırmalar uygulayabilir.”

Bir anda keyfim kaçtı. “Lan Kaan biliyor mu?”

Rüya e herhalde der gibi gözlerini devirdi. “Tabii ki biliyor Onur abi. O benim abim olmakla birlikte aynı zamanda ikimizin de en yakın arkadaşı. Ondan habersiz sevgili olmadık herhalde.”

Hüsranla elimi havaya savurdum. Al işte ya! Ben de salak kardeşim Kaan’a emanet ediyordum Rüya’yı o da gidip en yakın arkadaşıyla sevgili olmalarını engellemiyordu. Elime geçirsem var ya o salağı da geberteceğim.

Rüya Arın’ın iyi olduğuna kanaat getirmiş olacak ki bana kötü kötü bakmayı bıraktı. Arsız Arın ise karşımda arsız arsız sırıtarak konuştu. “Eee Onur abi dayağını yediğime göre bize karışmayacaksın değil mi?”

Boş boş suratına baktım uzandığım yerden. “Sen saf mısın salak mısın Arın?”

Gülüşü söner gibi oldu. “Niye abi?”

“Hayır bu ilişkiye izin verirmişim gibi bir de karışmayacaksın diye mi soruyorsun?”

Yüzündeki gülümseme silindi. “Onur abi dövdün de ama daha az önce!”

“E dövdüm diye seni eve iç güveysi alacağımı falan mı sandın sen?”

Rüya kendini hatırlatmak istercesine öne doğru adımlayıp ellerini iki yandan beline yerleştirdi. “Onur abicim sana bu defa gerçekten küserim ama.” diye üzgünce gözlerini kırptı. Sonra bence bu dünyada var olmasına gerek olmayan itin yanına geri gitti.

Gülmemek için kendimi zor tuttum. O kadar tatlı bir kızdı ki! Ama onun tatlılığına kanacağımı sanacak kadar da saf bir bebekti. Gerçi sürekli abi abi demesine kanabilirdim. Bana abi dedikçe kalbim yumuşuyordu sanki.

Sanki canım acımış gibi göğsümü tutup yüzümü buruşturdum. Dikkatlerini çekmek için de sahte acılı bir ses çıkarmıştım.

“Onur abi iyi misin?” diye sorarak hemen yanıma geldi küçük kelebeğim.

“İyiyim abim kendimi çok zorladım sanırım.”

Rüya gerçekten üzülerek yatağımın kenarına oturup elini elimin üstüne koyduğunda çok azıcık vicdan azabı çekmedim desem yalan olurdu. Ama o kadar azdı ki onu tamamen görmezden geldim.

“Abim ben biraz yoruldum.” dedim bu defa doğruyu söyleyerek. Canım yanmamıştı ama yorgun düştüğüm bir gerçekti. “Uyuyacağım biraz, benimle uyur musun?”

Bu da içten bir istekti. Ama içinde biraz kurnazlık da vardı. İsteğimin bir kısmı ben uyurken Arın’la yan yana olmasın diyeydi ama önemli bir kısmı gerçekten onunla uyumak istememdendi.

Arın’a benim anlamadığım bir bakış atıp kendi arlarında birkaç saniye bakışarak konuştular. Buna fazlasıyla sinir olup somurttum. Bakışlarla anlaşmak da ne demekti? Bir de üstüne birbirlerine gülümsediler.

Sinir olmuş bir şekilde kardeşimin kolunu dürttüm. “Solucan.” diye söylendim uyarır gibi.

Rüya gülümseyerek Arın’a el sallayıp öpücük yolladı.

“Solucan!”

Arın ise kesinlikle sabah yürek yediğinden olsa gerek ikimizin de beklemediği bir anda bize adımlayıp Rüya’nın yanağına bir öpücük kondurduğu gibi odanın çıkışına koşturdu.

“İyi uykular melek! Görüşürüz Onur abi!”

“İt herif!” diye bağırdım arkasından. Ama Rüya kıkırdıyordu.

“Bana bak solucan gülme şu herife öyle tatlı tatlı.”

“Ama Onur abi.” dedi dudaklarını büzerek. Yine yavru köpek bakışları atmaya başlamıştı. “Ben de mutlu olmayayım mı?”

Anında yumuşarken kaşlarım çatıldı.

“Ol tabii abim o nasıl söz?”

Kardeşim doğru yolda olduğunu bilir gibi sırnaşıp kafasını omzuma yasladı. Çok fena bir solucandı bu kız. Tatlılığıyla kimseye yaptıramayacağı bir şey yoktu gerçekten.

“Ama Onur abi sen böyle uyanmadan önce ben senin için çok ağlıyordum biliyor musun?” Kalbimin içine yerleşen üzüntüyle yutkunamadım.

“Ağlama abisinin güzel bir tanesi. Abim uyanacak deyip gülseydin niye ağladın ki sen? Döktüğün gözyaşlarına kurban olurum ben.”

“Ama Onur abicim ben çok üzülüyordum sen uyanmıyorsun diye. Ondan hep ağlıyordum. Ama Arın hep beni sakinleştiriyordu biliyor musun?”

Kaşlarımı çattım. “Aferin o ite. En azından bir işe yaramış.”

Kafasını salladı onaylar gibi. “Hem bir de ben çok üzüldüğüm için seninle olan küçüklük anılarını anlatıyordu hep bana. Hep Kaan ile birlikte seni örnek almışlar büyürken biliyor musun?” Derin kırılgan bir iç çekti. “Babam Kaan’ın kahramanıymış her zaman ama ne olursa olsun Arın ile birlikte hep seni örnek almışlar.”

İçim ısınırken gülümsememi engelleyemedim. Solucanın ne yapmak istediğini anlamıştım. Kendince Arın’a karşı beni yumuşatmaya çalışıyordu. Başarısız da sayılmazdı. Benim küçük kardeşim böyle tatlı tatlı konuştukça yumuşamamam imkansızdı zaten.

“Onur abi?”

“Efendim abisinin renkli yıldızı?”

Duraksadı. “Arın’ı bir daha dövmezsin değil mi?”

“Beni ne kadar sinir ettiğine bağlı abim.”

Elimin üstünde duran elini sertçe bir yerime vurmak için kaldırdı ama sağlam bir yerimin kalmadığını hatırlayınca mecburen hüsranla geri indirdi.

Güldüm neşelenerek. “Tamam tamam her zaman dövmem abim.”

Galiba bu sözüm onu tatmin etmişti ki elini yine sakince elimin üstüne yerleştirdi. Uyumak için gözlerimi yumdum. Gerçekten çok yorulmuştum. Ve Rüya’da da uyku sıcaklığı denilen şey vardı. Birinin minik tırtılımla uzanırken uyuyakalmama şansı yoktu.

“Onur abi?”

“Efendim abisinin kızıl saçlı kara kedisi?”

Kafasını omzumdan kaldırıp dolu olmasına şaşırdığım gözleriyle yüzüme baktı.

“Bizi bir daha böyle bırakmazsın değil mi?”

Kırgın sesi ve dolu gözleri adeta içimi sızlattı. Titreyecek gibi olan dudaklarımı birbirine bastırıp kardeşimin alnına yumuşak bir öpücük kondurdum. Benim için ne kadar korktuğunu tam şu an daha iyi anlıyordum. Dün geceki ağlayışları anlık sevinçten ve birikmişlikten dolayı olmuştu sanmıştım. Ama hayır benim minik kız kardeşim tahmin ettiğimden daha çok korkmuştu yaşadığım bu duruma.

Hangi noktada bana bu kadar bağlanmıştı hiç bilmiyorum gerçekten. Ama benim de ona hissettiğim o muazzam kardeşlik bağının onun da hissettiğini bilmek çok güzeldi. Korkmasına ve benim için endişelenmesine kahrolmuştum keşke elimde olsaydı da her şeyi geri alabilseydim. Onun üzüldüğü, korktuğu, endişelendiği her anı yok etseydim.

Ne yazık ki teknoloji zamanda geriye gidecek kadar gelişmemişti henüz. Ama geçmişte bir şeyleri düzeltemesem de gelecek için yanında durup üzüleceği her şeyi atlatmasına yardımcı olabilirdim. Rüya benim küçük kız kardeşimdi. Onun için her şeyi yapardım.

“Bırakmam abicim.” dedim yanağını okşayarak. Dolu gözlerini kırpıştırdığında gözünün içinde biriken birer damla yaş yanaklarından aşağı kaydı.

“Söz mü?” diye sordu emin olmak istercesine. Gerçekten şuracıkta gözyaşlarına boğacaktı bu solucan beni. Derin bir nefesle onu kendime çektim.

“Söz güzelim. Abi sözü.”

 ***

Sürekli uyuyup uyanmaktan bıkmış bir şekilde gözlerimi araladığımda vücudum hiç dinlenmemiş gibi ağrılar içindeydi. Bana verdikleri ağrı kesicilerin etkisi geçmiş olmalıydı. Birinin hemşireyi çağırmasını istedim. Yeniden ağrı kesici versinler diye. Ama yeniden uyuma isteği gözlerimi aralamama engel oluyordu. Büyük bir kaza atlattığım farkındaydım ve henüz uyanalı bir gün olmuş olabilirdi ama çoktan bu durumdan sıkılmaya başlamıştım. Uyumak ve sadece uzanmak istemiyordum. Ayakta olmalıydım. Bu kadar ağrım olmamalıydı.

Rüya bir noktada yanımdan kalkmış olmalıydı. Çünkü yanımdaki ağırlığını hissedemiyordum. Ama yine bazı sesler duyuyordum. Odadan gelmiyordu bu sefer, odanın dışından seslerdi ama tanıdıktı.

Neler olduğunu algılayabilmem için birkaç dakika geçmesi gerekti. Boğazımda rahatsız edici bir kuruluk olduğundan ağrılarımın acısıyla sızlanamadım. Sürekli bir ağrı içinde olmak çok zordu. Ne zaman geçeceğini bilmemek sanki sonsuza kadar geçmeyecek hissi veriyordu. Korkunç bir histi.

Gözlerim sonunda açılmaya karar verdiğinde gözlerimin gördüğü ilk şey Zeynep’in endişeli suratı oldu. Ama bakışları bende değil kapıya doğruydu. Kaşlarımı çatarak doğrulmaya çalıştım.

“Lütfen Kaan.” diyen bir ses duyduğumda tüylerim diken diken oldu. Bu sesi tanıyordum. Birkaç ay önce kardeşlerimin karşısına bir daha çıkmaması için özellikle uyardığım duymaktan hiç hazzetmediğim bir sesti. “Beni bir kere dinlesen-”

“Yeter!” dedi Rüya öfkeyle.

Onları göremiyordum. Kapının hemen dışında duruyorlardı muhtemelen çünkü kendime geldikçe daha iyi duymaya başlamıştım.

“Zeynep.” dedim beni fark etmesi için. Her zaman ellerimi arasından geçirmekten çok keyif aldığım yumuşak saçlarını omzunun arkasından sallandırıyordu. Üstüne siyah bir etek ve gri bir sweet geçirmişti. Her zamanki gibi su gibi görünüyordu.

Çizmekten asla yorulmayacağım çipil gözleri bana döndüğünde yüzünün her detayında bana olan özlemini gördüm. Kırpıştırdığı gözleri doldu ama gözyaşları aşağı dökülmedi. O hep böyleydi zaten. Yalnız değilken ağlamazdı. Onu lise günlerimizden beri tanıyordum ve bunca seneye rağmen benim yanımda yalnızca bir kez ağlamıştı. Sadece bir kez. O günde de hayatını kaybeden annesinin gerçekten bir daha yanında olmayacağını fark ettiği için benimle ağlamıştı. O günden sonra onu asla ağlarken görmemiştim. Ama daha kötüsü çok ama çok uzun bir süre gülmemişti de. Neredeyse kendinden vazgeçmiş gibiydi. Onu tekrar güneşli günlere döndürmek ikimizin de yıllarını almıştı.

“Onur.” dedi dudaklarının titremesini engellemek ister gibi birbirine bastırarak. Gözlerimiz buluştuğu an dibimde bitmişti.

“İyi misin? Ağrın var mı? Doktoru çağırayım mı?”

Elimi uzatıp yanağına dokundum. Bu, benim ilacımdı. Gülümsedim. Evrenin tüm ağrılarını çekmek zorunda dahi olsam gözlerine baktığımda her şeyi kaldırabilirim gibi geliyordu. Yaşam için gerekli güç onun gözlerindeydi.

“Seni özledim.” diye fısıldadım. İki eli de anında yüzüne uzanan koluma tutundu.

“Ben de seni çok özledim.” derken senelerdir görmediğim bir şey oldu. Gözyaşları yanaklarından aşağı narince dökülmeye başladı.

Başparmağımla yaşlarını okşadım.

“Hey.” diye mırıldandım nazik bir sesle. “Ben iyiyim. Gerçekten iyiyim.”

Kafasını sallayarak onaylasa da ağlamayı bırakmadı.

Zeynep ile ilişkimiz senelerdir inişlerle ve çıkışlarla dolu olmuştu. Onu yıldızlarla gördüğüm ilk gecede ona aşık olduğumu anlamıştım. Aşık olmamak imkansızdı zaten. Evrenin en güzel varlığıydı. Bakana bir kere daha bakmak isteyen bir gülüşü, başkalarını enerjiyle dolduran bir neşesi vardı. Ama zor bir kızdı. Tüm neşesinin ardında yüksek duvarları vardı. Herkesle iyi anlaşırdı ama kimseyi o duvarlardan içeri almazdı. Onun duvarlarına aşmak uğruna çok şey yapmıştım.

Ama annesini kaybettiğinde neşesini de kaybetti ve geriye sadece duvarlar kaldı. Bir süre ortalıktan kaybolduğunda benim de hayatımın bittiğini sanmıştım. Korkunçtu. Aylarca nefes alamadım. Babam ve amcama onu bulmaları için tek bir cümle kurmam yetmişti fakat ne kadar uğraşırsa uğraşsınlar dünyadaki herkesi bulabilecek bu iki adam benim Zeynep’imi çok uzun bir süre boyunca bulamamışlardı. Ama sonunda bulduklarında bu defa da ben onun yanına gidememiştim.

Herkesin adını bildiği bir ülkede ama hiç kimsenin gitmediği bir kasabasında tek başına yaşıyordu. Annesinin ölümü doğal yollarla olmamıştı. Bir cinayetti. Ama onun saklanmasını gerektirecek bir durumun olmadığını babam sayesinde biliyordum. Fakat sanırım yas ve korku kaçıp çok uzaklara saklanması için iyi bir sebepti.

Sadece bir kez onun yaşadığı yere gitmiştim. Samimi bir kasabaydı ve dışarıya çok kapalıydılar. Herkesin birbirini tanıdığı renkli bir mahalle gibiydi. Ama karşısına çıkmadım. Biraz korktuğumdan ama en çok da onun kendini güvende hissetmesini istediğimden. Böylece iyi olduğunu gördüğüm iki geceden sonra eve geri dönmüştüm.

Ben döndükten üç gün sonra ise hiç beklemediğim bir anda kapımda belirmesi hayatımda yaşadığım en büyük şoktu. Gerçi ondan sonra bir kız kardeşim olduğunu öğrendikten sonra o sevimli kız kardeşimle ilk kez yattığı hastane odasında göz göze gelmek yaşadığım en büyük şok olmuştu ama o zamana kadar yaşadığım en büyük şok kapımda senelerdir aşık olduğum kızı görmek olmuştu.

Yine bir yıldızlı gecede ben ona olan aşkımı itiraf ettikten sonraya kadar söylemedi ama meğerse dönme sebebi benmişim. Onu uzaktan izlediğim iki gecenin birinde beni görmüş. İşte o zaman dönmeye karar vermiş.

“Seni de kaybedemem Onur.” dedi yaşlarla ıslanmış yanağını avucuma yaslayarak. “Lütfen beni bırakma tamam mı?”

Kapımda belirdiği günden sonra bir daha birbirimizden uzak kalmadık o zamanki kadar. Arkadaş olarak kaldık ama hiç, bir daha beni o kadar hayatının dışında tutmadı. Çok uzun zaman boyunca yine aşkımı içimde sakladım ama ne zamanki haylaz, küçük kız kardeşim hayatıma girdi ve Zeynep’i gördüğü ilk anda onu çizdiğim resimlerinden bahsetti işte ancak o zaman aşkımı açıkça göstermeye başlayabildim.

Rüya hayatıma, tıpkı ona da söylediğim gibi rengarenk ışıklar saçan bir yıldız gibi girmişti. Çok renkli ışığıyla hayatımı aydınlatıyordu. Ama en çok kırmızıydı ışığı. Tıpkı saçları gibi, saçlarımız gibi. Ona en çok yakışan renk oydu işte.

“Bırakmam. Söz veriyorum. Her zaman yanında olacağım.”

Zeynep rahatlamış bir gülümsemeyle gözlerini yumarken dışarıda olduklarını bir anlığına unuttuğum kardeşlerimin sesini yeniden duydum.

“Neler oluyor?” diye sorgularken ayağa kalkmaya çalıştım ama göğsüme giren ağrı çok fazlaydı. Hareket edemedim.

Zeynep’in gözlerinde tereddütlü bir bakış belirdi. Kapıya doğru gergince bakarken “Birce Hanım seni görmek istedi.” diye yanıtladı. “Ama kardeşlerin izin vermedi.”

Kaşlarımı çattım öfkeyle. Hangi yüzle beni görmek isteyebilirdi ve de hangi sıfatla?

“Kalkmama yardım et.” dedim rica eder gibi, yeniden doğrulmaya çalışırken. Acıyla inledim.

“Saçmalama! Yat yerine hemen!”

“Hayır Rüya’yla Kaan’ı onun yanından almalıyım.”

Zeynep büyük bir öfkeyle beni engellemeye çalıştı. “Dur Onur! Dikişlerin açılacak dur!”

Zaten ağır acılar içindeyken bir de Zeynep’in beni engelleme çabalarıyla yeniden yatağa devrildim.

“Anlamıyorsun.” dedim çaresiz bir sesle. “O kadın onlara yaklaşamaz.”

“Anlıyorum, gerçekten anlıyorum.” Yüzünde gerçekten anlıyormuş gibi hüzünlü bir bakış vardı. Bana böyle bakmasını istemediğim için gözlerimi kapıya çevirdim. Ama güzel sevgilim elimi tutmayı ve anlayışla yüzüme bakmayı kesmedi. “Ama kardeşlerine izin vermen gerek. Sanırım bu onların anneleriyle son konuşması.” Gözlerim yeniden onun gözlerini buldu cümlesiyle. “Sanırım Rüya da Kaan da içlerini dökmek istiyorlar. Onların bu kapanışı yapmalarına izin vermelisin, söyleyecekleri her şeyi söyleyip bu konuyu kapatmalılar. Hem…” Gülümsedi kalbimin her bir duvarını aydınlatmak istercesine. “Hem birbirlerine destek oluyorlar. Güven bana.”

Hiç içimden gelmese de kafamı salladım. Ona güveniyordum, muhtemelen kardeşlerimin o kadınla konuşmalarını bir süredir dinliyordu ve eğer işler kardeşlerimin kontrolünde olmasa bana söylerdi. Ama yine de tetikte olmayı bırakmadım. En ufak yanlış bir söylemde o kadın karşısında beni bulacaktı.

Sesli bir nefes verip çatılan kaşlarımla gözlerimi kapıya diktiğimde sesler yeniden net bir şekilde kulağıma gelmeye başladı. O kadının sesini duymak yine tüylerimin diken diken olmasına neden oldu.

“Rüya, bana kızgın olduğunu biliyorum ve özür dilerim ama-”

“Kes şunu artık.”

Nefesimi tuttum.

Kaan’dan çıkan bu ses ondan ilk defa duyduğum bir tondaydı. Hiçbir zaman benim gibi öfkeli ya da babam veya Mert gibi ciddi olmamıştı. Her zaman sesinde bir parça küçük çocuğun izleri olurdu. Ama ilk defa onu bu kadar ciddi duydum.

Annemizin bize yaptığı şey buydu işte. Kalbimiz parçalanana kadar değişmemize neden olurdu. Ama kardeşime bunu yapmasına izin vermezdim. Kaan her zaman geveze, neşeli ve saf bir çocuktu. Bunun değişmesine izin vermektense kendimi bir çatıdan atmayı yeğlerdim.

“Rüya’ya tokat attın.”

Öfkeyle sırtımı doğrulttum. Rüya’ya ne yaptı demişti?

“Ama bu kız kardeşime verdiğin acının en küçüğü. Onu terk ettin. Onu yalnız bıraktın. Onu ailesinden uzak tuttun. Kardeşimi benden uzak tuttun. O yüzden kes artık.”

“Kaan lütfen beni dinle annecim-”

O kadının sesi üzgün geliyordu. Ama her zaman üzgündü zaten değil mi? Babamı aldatırken üzgündü. Oğullarını terk ederken üzgündü. En ihtiyacımız olduğu anda yanımızda olmadığı için ve sürekli gelmeye çalışıp yine terk ettiği için üzgündü. Ama işin doğrusu o aslında hiç üzgün değildi. Sadece bencildi. Canı ne isterse onu yapıp insanları istediği gibi kullanıyordu yine de hiç ama hiç üzgün değildi.

“Sen benim annem değilsin.” dedi Kaan dehşet veren sakin sesiyle. “Hiç görmediğim bir kadın benim annem değil.”

Annesi tarafından terk edilen bir çocuk olarak ben her zaman öfkeli olmuştum. Mert ise daha ciddi. Ama Kaan bu konuda ne hissettiğini yansıtmamıştı. Üzüldüğünü, annesi yaşıyor olmasına rağmen annesini hiç görmemiş bir çocuk olduğu için bazı zamanlar ağladığını biliyordum ama hiçbir zaman bunu içinde yaşamaktan başka bir şey yapmazdı. Aslında şimdi fark ediyordum da bu konuda hep sakindi. Sadece iyi sakinlik değildi onunki. Kaan hiçbir zaman sakin olmazdı.

“Ve sen Rüya’nın da annesi değilsin. Onur abimin annesi veya Mert abimin annesi değilsin. Eğer etrafta bilmediğimiz terk edip gittiğin başka bir çocuk yoksa sen anne bile değilsin. Kabullen artık. Hiçbirimiz aptal değiliz. Senin buraya sahte annelik duygularınla gelmediğini biliyoruz.”

“Yanılıyorsun Kaan. Tüm çocuklarımı çok seviyorum ben ve Onur’a bir şey olduğunu bilmek kalbimi yaralıyor.”

“Evimiz ben içindeyken yandığında ve günlerce hastanede yattığımda kalbin nedense hiç yaralanmamıştı anne.” diye araya giren Rüya oldu. Söylediği şey asıl benim kalbimi yaraladı. Eğer haberimiz olmasaydı benim küçük kız kardeşim bir hastanede tek başına yaralı bir şekilde yatıyor olacaktı. Hayatım boyunca duyduğum en korkunç şeydi. “O yüzden gerçekten dur artık. Sana inanmıyoruz. Seni görmek istemiyoruz, git artık.”

“Rüya gerçekten gelmek istemiştim ama her şey çok karmaşıktı ve ben gelemedim işte.”

İşin kötüsü her şeyi karmaşıklaştıran oydu. Yaşadığımız her şey onun suçuydu. Rüya’nın alevlerin sardığı bir evde mahsur kalması onun suçuydu. Bizim senelerce kız kardeşimizden habersiz olmamız onun suçuydu.

“Bana bak Birce Hanım. Beni iyi dinle.”

Yine Kaan’ın konuşmasıyla yutkunarak Zeynep’e baktım. O da benim gibi kapıdakileri sessizce dinliyor, küçük parmaklarını elimin üstünde gezdiriyordu. Kaan buz gibi sesiyle içimizi titreterek konuşmasına devam etti.

“Seni umursamıyoruz. Seni sevmiyoruz. Senden nefret bile etmiyoruz. Sen bizim hayatımızda bir hiçsin. İstersen şimdi Onur abimin odasına gir ve onu gör. Ağla. Pişmanlıktan kendini parçala yine de bizim için hala bir hiç olacaksın. Şimdi buradan git beş sene sonra yine gel hiç olmaya devam edeceksin. İstersen tüm dünyayı kurtar herkes sana kahraman desin, milyonların olsun tüm evrene sahip ol bizim için bir hiçten başka bir şey olmayacaksın. Bitti artık. Kabullen. Böyle içi çürümüş bir yaratık gibi olmaya devam ettikçe asla biri tarafından gerçekten sevilmeyeceksin ve ne zaman olacağını bilmem ama bir gün tek başına için çürüye çürüye bir köşede ölürken hatırladığın tek şey bizim için nasıl bir hiç olduğun olacak. O yüzden şimdi, bu hayatta yapmayı bildiğin en iyi şeyi yap ve hayatımızdan çık. Bir daha da geri gelme.”

Upuzun, derin bir sessizlik ortalığı sardı. O sessizliğin içinde ben de bir süre hareketsiz kaldım. Zaman durmuş gibi hissettiriyordu.

Ben, Rüya saçlarını siyaha boyadığı günün ertesinde o kadının yanına gidince içimi dökmüştüm. Yılların öfkesi tabi on dakika bağırarak sönmezdi ama işte, dökebildiğim kadar dökmüştüm. Ve benim için her şey Rüya’nın kızıl saçlarını çok sevmemle bitmişti. O kadına olan nefretim sonsuz bir öfkeyle her zaman içimde olmuştu ama minik tırtılımın karşısına geçip ona, onun için saçlarımı uzatmaya karar verdiğimi söylerken o amansız öfkeden geriye tek bir kalıntı bile kalmamıştı. Rüya ile iyileşmiştim. Ve kardeşim hayatımızda olduğu sürece o öfke geride sadece eski, kapanmış bir yara olarak kalacaktı. Hatırlayınca kaşındıran ama bir daha asla can yakmayan.

Kaan ise şimdi arındırıyordu kendini. O üzgün, küçük bir çocuktu. Fakat büyümüştü. Ve tahminimce büyüyen o küçük çocuk şimdi kız kardeşinin serçe parmağına tutunmuştu.

Rüya’nın yaptığı buydu, bizi iyileştirmişti.

Sert topuklu sesleri adım adım uzaklaşmaya başladığında Zeynep gülümseyerek “Gördün mü?” diye fısıldadı. “Kapanışı yaptılar. Artık için huzurla dolabilir.”

Güzeller güzeli kız arkadaşımın dolan gözlerimi görmesini istemediğimden kafamla onu onaylayarak gözlerimi sımsıkı yumdum.

Sanırım gerçekten de kapanış olmuştu. Galiba en sonunda Birce Kara gerçekten olması gerektiği gibi hayatımızdan çıkmıştı. Bir daha asla anılmayacak şekilde hem de.

Kulaklarım dikkatle kapıyı dinlemeye devam etti. Kardeşlerimin bir şeyler konuşmasını bekledim fakat sanırım onlar sessizlikle birbirlerine söylemeleri gereken her şeyi söylemişlerdi. Bu yüzden yaklaşık iki dakika sonra Rüya’nın “Yeter artık sarı çıyan nefes alamıyorum!” diye çemkirmesini duyunca sessizce gülmeme engel olamadım.

“Abine sarılırken nefes alamıyorum denmez Kabus. Niyeyse Arın ile sarıldığınızda hiç nefes alamıyor değilsin.”

İçime dolan kinle gözlerimi açtım kocaman.

“Çünkü o bir bebeğe sarılır gibi sarılıyor bana vahşi insan!”

“Öyle mi canım kardeşim? O zaman bak bakalım kim iki gün boyunca sevgilisiyle görüşemeyecek?”

Gerçekten bu çocuğa inanamıyordum! Cidden sadece iki gün mü?! Bir de sevgilisi diyordu ya! Aklımı kaybetmeme azıcık kaldı gerçekten.

“Sakinleş Hulk.” diye alay etti Zeynep kıkırdayarak. “Dünyayı tehdit eden bir uzaylı yok.”

“Ha ha.” diye homurdandım somurtarak. Ne vardı yani? Biz kardeşimizi yeni bulmuştuk. Hemen o Arın denen itle paylaşmak zorunda mıydık sanki? Artık tüm zamanını o ite ayırıp bizden uzaklaşmasını istemiyordum sadece. Bir de o Arın piçinden nefret ediyordum. Bu nefret saatler önce başlamış olsa da yine de nefretti.

“Kaan abicim.” dedi Rüya hepimizi kandırmasına yardımcı olan o tatlı sesiyle. Resmen bizim zayıf noktamızı bulmuş hep onu kullanıyordu. “Onur abim uyanmamışsa Arın’ın yanına gideyim mi biraz daha? Hala aşağıda bekliyormuş.”

Kaan denen kardeşim olacak aptalın ağzını açmasına bile izin vermeden yerimde hızla doğrularak öfkeyle kapıya doğru bayıldım.

“Solucan! Gel kız buraya hemen!”

 

 

****

 

 

Merhaba ballar bebeklerrrr

Tatil bitmeden önceki son bölümümüz. Bu tatil bol Kızıl Saçlı Kara Kedi'yle geçti umarım keyif almışsınızdır

Bölümü beğendiniz mi?

Onur, Rüya ile Arın'ı yakaladı sdvndsavjndvdknv

Onur'un tepkisi nasıldı?

Onur ile Rüya'nın kardeşliğini seviyor musunuz?

Arın'ın Onur karşısında verdiği tepkiler nasıldı?

Zeynep ile Onur'u birlikte çok merak ediyordunuz bu ikili nasıldı?

Rüya ve Kaan'ın anneleriyle konuşması?

Kaan'ın Birce'ye verdiği tepki???

Bol Onur dolu iki bölüm okuduk özleminizi giderdiniz mi?

Bölümde en sevdiğiniz sahne hangisiydi?

 

 

Bir sonraki bölümde görüşene dek sevgiyle <3 <3 <3

 

 

 

Bölüm : 30.01.2026 00:21 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...