
İyi geceler sevgili kızıl saçlı kara kedi ailesi
Yaklaşan finale emin adımlarla ilerliyoruz umarım kendinizi veda etmeye hazır hissediyorsunuzdur.
Bölüm sonunda kavuşalım, keyifli okumalar <3
Oy Sınırı: 500
Yorum Sınırı: 250
***
“Ne kadar iyi oynadığını bizim de maçlarda görmemize izin versen keşke oğlum.” dedi babam esefle elindeki çorba dolu kaşığı üfleyip bana doğru uzatırken. “Şunun tadına bakar mısın papatyam olmuş mu?”
Babama kirpiklerimin altından bir bakış atarak çorbayı içtim. Yüzüm keyifle aydınlanırken “Aşırı güzel olmuş babacım ellerine sağlık.” dedim neşeyle.
Babam sımsıcak bir gülümsemeyle alnımdan öptü.
“Ama baba ne zaman siz gelseniz iyi oynayamıyorum biliyorsun.” Utanarak ekledi sarı çıyan. “Heyecan yapıyorum.”
Sırıttım şeytanca.
“Baba sen bunun dediğine bakma her zaman o kadar kötü oynuyor ki siz bunu görmeyin diye sizi kandırıyor.”
Kaan sinirle ayıkladığı maydanozlardan birini bana atmaya çalıştı. Oturduğum tezgâhta geriye yaslanarak kaçtım kahkahalarla.
Kaan’ı delirtmek bu hayatta yapmayı en çok sevdiğim şey olabilirdi.
Babam Onur abime onun sevdiği yoğurt çorbasını yaparken Kaan salata yapmasına yardım ediyor ben de tezgâhta babamın yakınında oturarak tadım kontrolleri yapıyordum. En zor iş bendeydi bu arada kesinlikle.
Onur abim üç haftayı hastanede gözetim altında geçirmesinin ardından üç gün önce eve dönmüştü. Durumu gittikçe iyi oluyordu hatta çoğunlukla iyileşmiş sayılırdı. Haftada iki kez omzu için fizyoterapist eve geliyordu ve sürekli kullandığı ilaçları vardı ama iyiydi. Ve iyi olacaktı.
Abim uyandıktan sonra günler daha hızlı akmaya başlamıştı. Hala hastanede yatıyor olması bizi ister istemez kötü etkilese de her şeye rağmen uyanık olması, bizimle konuşup gülüşüyor olması hepimizi gerçek anlamda rahatlatmıştı. Üstelik birkaç gündür evde olması da hepimize apayrı neşe katmıştı çünkü ev Onur abim olmadan fazla boş ve kasvetliydi.
Üç hafta boyunca her günümüz okul ve hastane arasında geçmişti. Beni ve Kaan’ı sürekli zorla eve yollamış olsalar da elimizden geldiğince abimle kalmıştık.
“Yalan söyleme Kâbus. En iyi oyuncunun ben olduğumu biliyorsun.” dedi sarı çıyan hırsla. Tabii tabii der gibi kafamı salladım. Sonra da keyifle kıkırdayarak kinle dolmuş yüzünü izledim. Haklıydı, gerçekten de en iyi oyuncu oydu. Üstelik sadece bizim okulun takımında değil neredeyse oynadıkları tüm takımlar arasında en iyisiydi. Yine de abimi sinir etmememe ve sonuna kadar gıcıklık yapmama engel değildi bu.
Kaan, annem ile hastanede yaşadıkları karşılaşmadan sonra daha… huzurlu biri olmuştu. Hala eski, geveze abimdi ama rahatladığını bir şekilde hissedebiliyorum. O gün annemize söyledikleriyle annemiz belki de bu zamana kadar kimsenin onun yüzüne söylemediği şeyleri duymuştu en küçük oğlundan. Ağlamış, bizden özürler dilemişti ama elbette ikimiz de onun özürlerinin bir şeyi değiştirmeyeceğini bilecek kadar çok şey yaşamıştık.
Yani işin özü iyiydik. Aslında sanırım belki de hiç bu kadar iyi olmamıştık. Onu abimin tam olarak iyileşmemiş olması dışında hayatımızda canımızı sıkacak bir şey yoktu.
“Solucan!”
Yani demek istediğim Onur abim dışında canımızı sıkacak bir şey yoktu. Onun bize yaşattıkları da ebediydi zaten.
“Efendim abicim?” diye bağırdım oturduğum yerden. Kaan kulağını tutarak geri kaçmaya çalıştığından ona göz devirdim.
“Yok bir şey abim. Abi dediğini duymak istemiştim sadece.”
Ben neşeyle gülerken babamın sevinçle aydınlanan bakışlarıyla göz göze geldim. O kadar mutlu oluyordu ki bizim bu hallerimize. Hepimizin birbirine sevgiyle yaklaştığını görmek gün geçtikçe bence babamı daha da gençleştiriyordu. Bu benim de kendimi iyi hissetmeme neden oluyordu.
Özellikle Onur abim hastanede yattığı dönem çok fazla yıpranmıştı babam. Bir de üstüne hem Sezgin babamla hem de annemle yaşadıkları ona daha da zarar vermişti. Gerçi Sezgin babamı döverken kendisinden çok Sezgin babama zarar verdiği için sanırım o sayılmazdı ama annemle bir köşeye gidip konuşmaları bence onu biraz da olsa üzmüştü. Onur abimin uyandığı gecenin hemen ertesi günüydü.
Ne konuştuklarını bilmiyordum bu konuşma o ikisi arasında kalacaktı muhtemelen sonsuza dek ama daha çok babamın konuşmuş olması bile bana ne konuda tartıştıkları hakkında bir fikir veriyordu. Zaten o konuşmadan sonra annem son kez Onur abimi görmek istemiş ben ve Kaan da buna izin vermemiştik. Ardından Kaan’ın ona yaptığı sert konuşma çekip gitmesine neden olmuştu. O günden sonra geçen üç haftada onu bir kere daha görmemiştik. Umuyordum ki o ve Sezgin babam hayatlarımızdan tamamen çıkmıştı.
Kaan’ın gevezelikleri ve benim de ona laf atmalarımla geçen sürede babam mutfaktaki işini sürekli gülümseyerek ve bizimle uğraşarak bitirdi. O telefonu çaldığı için içeri giderken biz de Kaan’la salona geçtik.
Onur abim salonda hazırladığımız yatakta uzanıyordu. Geceleri kendi yatağına geçse de gündüz aşağı inmesi için ona baskı yapıyordum çünkü gün boyunca sürekli birileri onun yanında oluyordu aşağıdayken ve böylece yalnız kalıp sıkılmıyordu. Her ne kadar hepimiz üstüne düştüğümüz için mızmızlansa da bu durumdan keyif aldığını biliyordum. Herkesin onunla ilgilenmesi gayet hoşuna gidiyordu.
Önce Onur abimin karşı koltuğunda oturup telefonuna sırıtan Mert abimin yanına gittim ve yanağına sesli bir öpücük kondurdum. Sevgi dolu gözleri Ece ablayla olan konuşmalarını okumaya çalışan gözlerime döndü.
“Güzelim.”
Kaan da benim gibi abilerimizi öpmek yerine doğrudan boş koltuklardan birine kuruldu. Yanımızdan geçerken de ters bakışlar atmayı ihmal etmemişti.
“Selam abicim.” deyip saçlarımı okşamasına izin verdim. Ardından Onur abimin yanına ilerledim. Kıskanç bakışları benimle Mert abimin arasındaydı ve çoktan kolları önünde birleşmişti.
“Hasta yataklarına düşen benim ama sevgi gören o mu?”
Gözlerimi devirdim. Hayır, üç haftadır bizden gördüğü sevgiyle tarihin en sevgi görmüş olan insanı olarak kayıtlara geçebilirdi ama hala daha utanması yoktu. Bu Soylu erkeklerinin bu kadar kıskanç olması bir tık abartıydı.
“Abartma Onur abi.” dedim onun da kafasının üstünü öperken. Fakat Onur abim gıcığın teki olduğundan Mert abim gibi uzaklaşmama izin vermedi ve kolumdan tuttuğu gibi beni yattığı yatağa çekti.
“Onur abi!” diye bağırdım sinirle. “Yaralarının üzerine düşebilirdim!”
Bu defa gözlerini deviren o oldu ve tek eliyle beni gıdıklamaya başladı. “Abiye bağırılmaz solucan akıllı ol.”
Omzunun çıktığı sol kolunu daha rahat kullanmaya başlasa da ani hareketlerden kaçınıyordu hala. Bu yüzden beni tek elle gıdıklamaya çalışma çabası benim ondan rahatça kaçmamla sonuçlandı.
Ayak ucuna geçip sinirle saçlarımı önümden çekip kafamın üstüne attım. “Kız kardeşler de bu kadar çok gıdıklanmaz Onur abicim.” diye homurdandım.
Beni umursamadan sırıttı.
Onur abi eve geldiğinden beri özellikle iyi olması için uğraşıyordum. Sadece ben de değil üstelik, tüm ailemiz bunun için uğraşıyordu. Onur abimi o halde görmek hepimizi derinden etkilemişti. Bu yüzden elimizden geldiğince hastanede geçirdiğimiz kötü zamanları hafızalarımızdan silmek için uğraşıyorduk.
“Şimdi söyle bakalım solucan.” Bakışlarım sesi bir hinlik peşindeymiş gibi çıkan abime döndü. “Abilerinden en çok kimi seviyorsun?”
Teklemeden “Mert abimi.” desem de işin özü üçünü de çok ayrı seviyordum. “Yani sen sürekli bir zorbasın ve Kaan da abimden çok kardeşim gibi.” Sinir olsun diye sevimlice gülümsedim. “Kusura bakma canım.”
Mert abim kahkaha atarak kafasını telefonundan kaldırıp uzaktan bir öpücük yolladı. Attığı öpücüğü havada kapıp kalbime atıyormuş gibi yaptım gülerek.
“Güzelim tabii ki en çok beni sever çünkü aranızdan onu en çok seven benim.”
“Asıl Kabusum kardeşim en çok beni seviyor çünkü ben onu senelerdir tanıyorum Mert abi.”
“E senelerce senden nefret etmiş oğlum bu nasıl sevgi?”
Kaan Onur abime sinir olmuş bir şekilde gözlerini kıstı. Sonra da somurtkan bakışları bana döndü. Üzülmemesi için ağzımı oynatarak sessizce “Her zaman sen.” diye mırıldandım. Yüzü anında gülerken yan tarafımdan bir el uzanıp saçımın ucunu çekti.
“Ama Arın ile görüşmene izin vermeyecek abin de benim.” diye tehditkâr bir sesle kulağıma fısıldadı Onur abim. Anında dudaklarımı büktüm. “Ayrıca Mert abime sizi ispiyonlayacak kişi de olabilirim.”
“Onur abi onlar üzülmesin diye öyle diyorum onlara yoksa biliyorsun. Her zaman favorim sensin.” diye fısıldadım kaş göz yaparak. Bana aferin böyle yola gel dercesine sırıtıp yerine geri yerleşti.
Geçtiğimiz üç haftada ailem kadar yanımda olan bir diğer kişi de Arın olmuştu. Her ne kadar arkadaşlarım da beni hiç yalnız bırakmasa bile hiç kimse Arın gibi değildi normal olarak. Birlikte özel olarak daha fazla vakit geçirmeye başlamıştık, ara ara yemeğe veya sinemaya gitmek gibi buluşmalar ayarlıyorduk. Ya da genelde ben onlara gidiyordum ve Kaan gelip aramıza girme çabalarına başlayana kadar onun evinde vakit geçiriyorduk.
Bazen Ayça’nın yanına gelen Meriç de orada olunca Özgür’ü de çağırıyor ve bir anda grupça toplanmış oluyorduk. Henüz konuştuğumuz basketbol maçını yapamamıştık Onur abim iyileşmediği için ama beklemek iyi de olmuştu çünkü biz nisan aynının ortalarına yaklaşırken havalar yavaş yavaş ısınmaya başlamıştı. Gerçi hala ara ara yağmur yağdığı için hava kapalı olsa da ısınmaya başlamıştı yine de. Bu yüzden çok yakında bir basketbol günü yapmayı planlıyorduk.
Birkaç defa Efes ile birlikte alışverişe çıktığım da olmuştu. Özellikle Eylem’in yanımıza geldiği günden sonra daha sık görüşmeye başlamıştık. Konuşmalarımız ve sohbetlerimiz arttıkça da daha samimi olmuştuk. Hala Kaan’dan hoşlandığını ısrarla reddediyordu ama ben ikisinin arasında bir şey olduğuna adımın Rüya olduğu kadar emindim.
Gerçi evde herkes tarafından farklı bir isimle çağırılınca adımın Rüya olduğundan bazen emin olamıyordum da neyse. Ortalığı karıştırmaya gerek yok şimdi.
Babam elinde seyahat çantasıyla aşağı inene kadar abilerimle sohbet ettik. Bugün hafta sonu olduğundan bu öğle vaktinde Kaan ile rahatça evde oturabiliyorduk. Ama muhtemelen bir saate Kaan’a Arın’ın yanına gidelim diye yalvarmaya başlayacaktım. Evlerimiz çok yakın olduğu için, buna her gün şükrediyordum, sürekli görüşebiliyorduk. Gerçi Onur abim hastaneden eve geçtiğinden beri Arın ile olan tüm buluşma çabalarımı itinayla engelliyordu ama bugün bir şekilde elinden kaçabileceğime inanıyordum.
Bir saniye, diye düşüncelerimi kafamdan attım şaşkınca gözlerimi yeniden babama çevirerek. Babam neden elinde bir seyahat çantasıyla aşağı iniyordu?
“Babacım?” diye sorgulayarak ayağa kalktım. Abilerimin de dikkati bize döndü. “Bir yere mi gidiyorsun?”
Babam küçük, siyah seyahat çantasını kapının dibine bırakıp sıkıntılı yüz ifadesiyle yanıma geldi ve “Papatyam.” diyerek beni kolları arasına aldı. “Evet, kısa bir süreliğine Bursa’ya Deniz amcanızın yanına gitmem gerekiyor.”
Mert abim elindeki telefonu hemen kapatıp ayaklandı. “Bir sıkıntı mı var baba?”
Babam sesli bir cevap vermedi ama yüzünü görmesem de gerekli cevabı bakışlarıyla verdiğini Mert abimin ciddileşen suratından anladım.
“Ben de geleyim mi?”
“Yok oğlum.” Babam kafamın üstünü öpüp kollarını sıktı. “Senin burada kalıp kardeşlerine göz kulak olmanı istiyorum.”
“Baba bizim de gelmemizi istemediğine emin misin? Yardımlık bir şey varsa yardımcı oluruz.” diye soran bu defa Onur abim olmuştu. Kaşlarımı çattım hemen. Onur abimin bir yere gitmeye değil evde kalıp dinlenmeye ve iyileşmeye ihtiyacı vardı. Aynı şeyi babam da düşünüyor olmalı ki “Sağ ol aslan oğlum sen sadece iyileşmene bak.” diye yanıtladı Onur abimi.
Kaan da, tabii ki kıskanç bir sarı çıyan olduğundan, ayaklanıp benim gibi babamın kolları arasına girdi.
Sinirle bacağına tekme attım. “Babam bana sarılıyor gitsene sen.”
Saçımın ucu çekildi. “Babam gidince evde benimle yalnız kalacaksın Kâbus dikkat et.”
Ona bir kez daha vurmaya yeltenemeden babam bizi ayırdı ve ikimizi de bir kolunun altına aldı.
“Evet bu yüzden senin evde çocuklarla kalmanı istiyorum Mert.” dedi babam bıkmış bir sesle. Ama kafamı kaldırıp yüzüne bakınca gülümsediğini gördüm. “Bu üç küçük çocuğun birbirlerini veya bir başkasını öldürmelerine sen engel olacaksın.”
Babamın bize olan güveni göz yaşartıcıydı gerçekten.
“Baba ben bu iki veletten büyüğüm beni onlarla bir mi tutuyorsun? Çok ayıp gerçekten.”
“Sen onlardan bin betersin oğlum kendini küçümseme.”
Kahkaha attım. İşte bu doğruydu. Onur abim ben ve Kaan’ın toplamından daha sorunluydu bence. Ayrıca daha manyaktı ve içimizde birini öldürecek biri olacaksa eğer bu kesinlikle Onur abim olurdu.
Babam hepimizle tek tek vedalaşıp Mert abime ısrarla üstüne basa basa “Çocuklar sana emanet.” dedikten sonra kısa sürede evden ayrıldı. Bursa’da ne gibi bir sıkıntı olmuştu bilmiyordum ama umarım Deniz amcam ve Venüs abla iyilerdir. Bir de Sinco ve Enes abi. Endişeyle kaşlarımı çattım. Ay umarım Sinco iyidir.
Babam gittikten sonra Mert abim öğle yemeği için babamın hazırladığı yemekleri ayarlarken ben önden Onur abime içmesi için bir kâse sıcak çorba götürdüm. Fakat aklım babamın bir şey yemeden çıkmasında olduğu için suratım asıktı. Bu yüzden telefonumu cebimden çıkarıp babama mesaj attım hemen.
Ben: Babacım sakın kendini aç bırakma ve mutlaka bir şeyler ye.
Babam: Tamamdır bal kızım. Yerim bir şeyler sen merak etme.
Babama bol kalpli öpücüklü emojilerle dolu bir mesaj yollayıp Mert abime yardım etmek için mutfağa döndüm.
Kaan yanıma yaklaşıp “Arın,” dedi suratını buruşturarak. Sanki tiksindiği bir şeyden bahsediyor olmasına gözlerimi devirdim. Ben yokken birbirinize canım, balım demeyi biliyorsunuz ama. “Seninle bugün dışarı çıkmak istiyormuş. Onur abiyi oyalayabilir miymişim diye soruyor.”
Hevesle koluna yapıştım. “Kaan’ım. Abim. Kaan abim canım abim.” dedim yağcı bir sesle fısıldayarak. “Lütfen Onur abimi oyala. Ne istersen yaparım lütfen.”
Ben e harfini uzun uzadıya söylerken sarı çıyan kolunu elimden kurtarıp “Düştüğümüz şu hale bak.” diye homurdandı. Ama ben ona kirpiklerimin altından yalvarır bakışlar atmaya devam edince bıkkın bir nefes verdi. “Ne yapabileceğime bakarım.”
Neşeyle abimin boynuna atılıp yanaklarından öptüm. Ben de bugün nasıl bir bahaneyle Arın’ın yanına koşsam diye düşünüyordum.
Soframız hazırlandığında bol gülüşmeli bir öğle yemeği yedik. Babam sağ olsun pek de lezzetli yemekler yaptığından keyfim gayet yerindeydi. Ama tüm yemek boyunca resmen Kaan’ın gözlerinin içine bakmıştım Onur abimi oyalasın yemekten sonra diye. Mert abim Arın ile aramızdakileri bilmediği için kiminle dışarı çıktığımı çok sallamıyordu. Her seferinde kafamın üstünü öpüp cebime bol bol para koyup yolluyordu beni. İçim ısındı bir anda. Canım abim benim ya! Ne düşünceli adamdı cidden yanaklarını yiyeceğim.
“Gençler size afiyet olsun.” dedi Mert abim kendi tabaklarını iç içe koyup tezgâha götürürken. “Ben Ece’nin yanına gidiyorum.” Tabakları sudan geçirip makineye koymak için bir anlığına duraksadı. O süreyi yine Kaan’a yalvararak bakmak için kullandım. Mert abim bize dönüp üçümüze delici bakışlarını attı tek tek. “Uslu durun. Evi yakmayın. Birbirinize zarar vermeyin. Bir şey olursa arayın.”
Gözlerimi devirdim. Yani babamla ikisinin bize vahşi gibi davranmasına gerek yoktu bence. Ne olmuş alt tarafı birbirimizle çok uğraşıyorsak? Sanki evi başlarına yıkmıştık yahu!
“Aman abi.” diye homurdandı Onur da. “Sanki bu halimle bir şeyler yapabilirmişim gibi.”
Hiçbirimiz Onur abime inanmadık tabii. Hastanede yatarken bile hastaneyi kaosa sürüklemiş insandı kendisi. Hemşireleri birbirine düşürmüş hastaları fittikleyip durmuştu. Her haliyle ortalığı karıştırma gücüne sahipti yani.
Tabii ki bunları Onur abime söyleyip Arın ile sonsuza dek görüşmeme engel olmasını istemediğimden Mert abime dönüp “İyi eğlenceler abicim.” dedim tatlı bir sesle. Abim kafamın üstünü öpüp muhtemelen bize laf yetiştiremeyeceğinin bilincinde veda ederek mutfaktan çıktı.
“Pişt sarı çıyan tuzluğu uzatır mısın canım?” dedim gevşek bir sırıtmayla. O kadar çok ona ve Arın’a maruz kalıyordum ki ara ara onlar gibi ağzım yayık konuşmayı engelleyemiyordum. Bir de komik olduğundan hoşuma da gidiyordu. Yüzümdeki alaylı sırıtmayla Onur abime döndüm. “Onur abi biliyor musun Arın’la bunlar sürekli birbirlerine yavrum, balım falan diyorlar.” dedim kıkırdayarak. “Aşırı komikler. Tam bir rezillik.”
Onur abimin Arın’ın adını duyunca çatılan kaşlarıyla gülmeyi kestim. Aman canım bir şey diyemeyecek miydik baldan tatlı bebek sevgilim hakkında?
“Öyle mi Kâbus?” Kaan’ın korkutucu, tehdit dolu sesini duyduğumda gözlerim kısılmış gözlerine çevrildi. Kaan’dan istediğim şey aklıma gelince hemen geri vites yapmaya çalıştım.
“Ama iyi anlamda komik Kaan abiciğim.”
Kaan elbette bu çabamı yok saydı ve ben korkulu gözlerle onu izlerken Onur abime döndü. “Abi biliyor musun bu Kâbus ile o Arın iti bugün buluşmak için seni oyalamam için yalvarıyorlar.”
“Kaan!” diye bağırdım hüsranla. Ama sarı çıyan oh olsun der gibi kafasını sallayarak adeta yaptığıyla gurur duydu. Hain kardeş.
“Solucan.”
Hayatım boyunca yüzüme kondurabileceğim en sevimli gülümsemeyle Onur abime döndüm. “Dünyanın en harika abisi?”
Gözlerini kıstı. “Abim söyle bana. O Arın gereksizi benden bir tur daha mı dayak yemek istiyor?”
Çaktırmadan sandalyemi yavaşça geri ittim.
“Ahahahaha ilahi Onurcum abicim ya.” Keyifle sırıtan hain sarı çıyana abimi işaret ettim sahte gülüşlerimin arasından. “Görüyor musun abimi ya Arın’ı ne de çok seviyor.”
Abim kaçma çabamı anladığından uzanıp kolumdan tutarak beni durdurmaya çalıştı ama çığlık atarak elinden kaçıp kapıya koşturdum.
“Ara o iti ara!” diye bağırdı arkamdan. “Ara da gelsin buraya görsün bakalım beni nasıl oyalıyor.”
“Arın’ı hastaneye kaldırmışlar abi!” diye bağırdım salona geçip Arın’a ‘Sakın bizim eve gelme!’ mesajı atarken. “Gelemez yani şu an!”
“Solucan! Çağır kız o iti hemen buraya!”
Aman be.
***
“Onur abi ay saçmalama!” diye bağırdım dehşetle. “Onur abi!”
Şu an tam olarak ne mi oluyordu? Ona attığım asla eve gelme mesajını nedense eve gel çağrısı olarak gören şapşal sevgilim yemeyip içmeyip koştura koştura beş dakika içinde bizim eve gelince Kaan’ın ortalığı karıştırma çabaları yüzünden sakinleştiremediğim canım Onur abim Arın’ı, zavallı bebeğimi, tuttuğu gibi üst kattaki terasın balkonundan sallandırmaya çalışıyordu.
“Ay abi cidden yaptın inanmıyorum sana.” dedi Kaan sinir olduğum kahkahalarını atarak. Üstelik elindeki telefonu kaldırmış en yakın arkadaşının çektiği bu işkenceyi neşe içinde gülerek ölümsüzleştiriyordu. Canlı yayında da olabilirdi. Malum kendisi çok mükemmel bir arkadaştı.
“Oğlum bak ne güzel oyalanıyorum şu an ben değil mi?” diye sordu Onur abim kinle. Sağ elini sevgilimin kafasına bastırmış çocuğun uzun bedenini balkondan aşağı indiriyordu. Neyse ki, neyse ki, tam gücünde değildi de Arın’ın bacaklarından tutup aşağı sallandırmamıştı. Yanlış anlaşılmasın kesinlikle denemek istemişti ama sol omzu ona engel olacağından yapamamıştı.
“Onur abi Kaan piçinin uydurması onlar!”
“Hadi lan oradan! Kaan attığın mesajları gösterdi.”
Arın sinirle kafasını kaldırabildiği kadar kaldırıp Kaan’a küfretti. Sonra sanki çok normal bir anın içindeymişiz gibi endişeden tırnaklarını kemiren bana çapkın bir şekilde göz kırptı.
Al işte.
Endişeden kafayı yemek benim hatamdı. Kendi hallerine bıraksam tüm sorun çözülecekti bence.
“Onur abi Arın Kabusa gülerek göz kırpıyor!”
İspiyoncu çıyan abime böyle afilisinden bir tekme savurdum hırsla. Zaten onun yüzünden bu duruma düşmüştük. Çenesini tutsa ölürdü sanki ya! Ne güzel sevgilimle vakit geçirecektim ben.
“Ah! Kâbus ne-” Sinirim geçmediğinden bir tekme daha attım. Bu defa elindeki telefon düşünce kahkaha atan ben oldum. Sinirle üzerime yürüdü ama çığlık atarak ondan birkaç adım kaçtım.
“Onur abicim Kaan bana saldırmaya çalışıyor!”
Onur abimin minik tırtılı ve kızıl saçlı kara kedisi olduğumdan tüm hırsını bir kenara bırakıp sinirle Kaan’a çevirdi ilgisini.
“Kaan solucana tırnağının ucu değerse kendini bu balkondan sallanan kişi olarak hayal et.”
Sarı çıyan canım abim hüsranla geri çekildi ve ayaklarını yere vura vura telefonunun yanına gitti. Arkasından neşeyle kapak çektim. Böyle bir şey yapamazdı işte bana.
Gözlerim Onur abimin sevgilimi biraz daha öne eğmesine takılınca yine çığlık attım. Mert abime şikâyet ederim diye tehdit de edemiyordum ki. Aksine asıl Onur abim Mert abime söylerim diye tehdit ediyordu beni.
“Onur abi Allah aşkına omzunu sakatlayacaksın yine!” diye bağırışım bu defa endişedendi. Gerçekten ters bir hareketinde kendine zarar verebilirdi. Abimin yine hastanelere düşmesini istemiyordum.
Arın yine hafifçe kafasını kaldırıp “Ben de biraz zor durumdayım melek.” dediğinde Onur abim bacağına tekme atmaya çalıştı.
“Aşkım abimin yanında melek deme deme ya!” diye bağırdım ben de hüsranla ama ben de Arın’dan pek akıllı olmadığım için abimin yanında çocuğa aşkım demiştim. “Aman yani Arın arkadaşım!”
Kaan kahkaha atarken hem Arın’dan hem de Onur abimden ters bir bakış aldım. Yani ben de ne yapsam bunlara yaranamıyordum canım!
Neyse ki tam o anda Onur abimin telefonu çaldı ki dikkati dağıldı ve Arın’ı sonunda serbest bırakıp cebine sıkıştırdığı telefonunu çıkardı. Arın balım sırtını gererek yorulan bedenini rahatlatırken ben de rahat bir nefes alabildim.
“Buyurun Soner Bey.” dediğini duyarken bir an babamın avukatıyla ne konuşacak olduğunu merak edip dinlemek istedim ama sarı çıyana olan sinirim merakımdan ağır basınca öfkeyle abimin dibine girdim.
“Efes’in yeni sevgilisinin kim olacağını asla söylemeyeceğim sana!” dedim öfkeyle. Kuşkulu gözleri gözlerime çevrildi. “Üstelik bir sonraki buluşmalarında Efes çocuğa çıkma teklifi edecek ve sen asla nerede buluşacaklarını öğrenemeyeceksin.”
Aslında Efes’in çıkma teklifi edeceği kimse yoktu, tamamen benim uydurmamdı. Ama Kaan’ı gıcık etmek ve kudurtmak için içimde alev alev yanan bir istek vardı.
Kaan yüzüne umursamaz bir gülümseme yerleştirmeye çalıştı. Evet, sanki yermişim gibi! Gayet de hoşlanıyordu kızdan ama niyeyse benden saklıyordu. “Bana ne canım kiminle ne yapıyorsa yapsın o pembeli.”
İstediğim gıcık olma tepkisini ondan almadığımdan sinirle “Bundan sonra bir daha asla seninle uyumayacağım!” diye çemkirip bacağına bir tekme geçirdim.
İşte bu dediğim yüzünde korkulu bir ifade oluşmasına neden oldu. İçimden oh olsun diye mırıldanıp rahat bir nefes verdim.
“Kâbusum kardeşim deme öyle ya.” diye sırnaşmaya çalışsa da onu görmezden gelip abim telefonda konuşurken hala niye kaçmak yerine abimin yanında durduğunu sorguladığım sevgilime döndüm. Kaşlarımla balkonun aşağısını işaret edince saf saf “Atlayayım mı?” diye sordu. Gözlerimi devirdim. Aynen canım, Onur abimin seni aşağı sallandırmasına boşuna endişelenmişim gibi kendini balkondan aşağı at.
“Hayır merdivenlerden aşağı in.” dedim dişlerimin arasından. Onur abim telefondakini dinlerken ters ters suratıma baktı. Cin misin be adam sen nasıl duydun beni?
Sinirlerim bozulduğundan dudaklarımı büzerek kollarımı önümde birleştirdim ve sadece beklemeye başladım. Karışmıyordum işte ne yaparlarsa yapsınlardı.
Kaan yine sırnaşmaya ve kendini affettirmeye çalıştı ama onu omuz silkerek başımdan def ettim Onur abimin telefon konuşması bitene kadar. Neyse ki çok beklememe gerek kalmadan abim telefonu kulağından çekti ve büyük bir neşeyle gürültülü bir kahkaha attı.
Önümde birleştirdiğim kollarım açılıp vücudumun iki yanına düştü. “Al işte delirttik adamı.”
“Onur abi iyi misin?” Arın uzanıp kahkahalar atarak karnını tutan abimin omzuna dokundu. Bir tepki alamayınca gözleri bana çevrildi. “Galiba bu defa kesin bozduk melek.”
“Abi ne oluyor ya?” diye sorarak öne adımladı Kaan da. İkimiz de hemen balkonun altında olduğumuz için onları görebilmek için kafamızı kaldırıyorduk.
“Ne olduğuna asla inanamayacaksınız.” dedi Onur abim gülerek doğrulurken. “Her zaman benim yüzümden Mert’i ararlardı ama…”
Yine bir süre güldü. Şimdi iyi bir şey mi olmuştu yoksa kötü bir şey mi pek kestiremiyordum. Malum Onur abim çok aklıselim biri sayılmazdı. Biri ölse de siniri bozulduğundan böyle tepki verebilirdi biri evlense de. Hiç güven vermiyordu hiç.
“Abicim ne oldu?” diye şansımı denedim ben de. Abim herhalde en çok beni sevdiğinden kendini toparlamaya çalışıp cevap verdi.
“Mert’i nezarethaneye atmışlar.”
Yok artık!
***
Karakoldan içeri girdiğimizde yaptığım ilk şey merakla içeriyi incelemek oldu. Hayatımda ilk kez karakola geliyordum ve bu zamana kadar burayı gördüğüm tek yer televizyondu. Her tarafı didik didik incelerken bize dizilerde gösterdiklerinden çok da farklı bir yer olmadığına karar verdim. Etrafta bir sürü masa ve polis memurları vardı. Pek de ilgi çekici heyecanlı bağrışmalar yoktu yani.
“Başkomiserim.” dedi Onur abim saygıyla yanımıza saçları kırlaşmış, uzun boylu bir adam yaklaştığında. Ama suratında kocaman bir sırıtma vardı. Hala Mert abimin durumuyla dalga geçip beni çıldırtıyordu. Avukatımızdan haberi aldığımız andan itibaren Onur abimin yüzünde güller açıyordu resmen. Her zaman kendisinin karakola düştüğünü ve her zaman Mert abimin kendisini çıkardığını gururla anlatırken şimdi Mert abimin aynı duruma düşmüş olması onu pek eğlendiriyordu. Ben bu duruma gözlerim kısık baksam da Arın ve Kaan da aynı Onur abim gibi bunu oldukça eğlendirici buluyorlardı. Gerçekten onları anlayamıyordum.
“Onur.” dedi adam gülümsemeyle ama o sert bir duruşu vardı ki yüzündeki gülümseme bile bunu yumuşatmamıştı. “Abini karakoldan gelip alman için seni aratmam bana da sürpriz oldu.”
Onur daha geniş sırıttı, sanki mümkünmüş gibi.
“İnanın komiserim ben de bu telefonu alınca nasıl şaşırdım anlatamam.”
Başkomiser amca ona bıkkın bir bakış attı. “Belli belli. Oğlum nedir benim sizden bu çektiğim. Sen bittin şimdi abin mi başladı?”
“Yok canım.” dedi Onur abim arsız bir şekilde. “Hiç namımı Mert’e kaptırır mıyım? Buralar benden sorulur.”
Başkomiser amca abime ters bir bakış atıp sabır diledi.
“Başkomiserim biz çocuklarla bir abimin yanına gidip beş dakika onunla dalga geçsek?”
Hevesli gözlerle aynı benim gibi heyecanlanan Kaan ve Arın ile bakıştım. Tamam Mert abim için endişeleniyor olabilirdim ama böyle bir eğlenceden geri kalmak da bana yakışmazdı.
“Saçmalama evladım oyun parkı mı burası?” derken bizi süzdü başkomiser amca.
Yalnız çok alındım başkomiser amcacığım. Biz küçük çocuklar mıyız Allah aşkına?
“Başkomiserim beraber karşılıklı çay içtiğimiz günlerin hatırına ya lütfen.”
Onur abimi ilk defa bu kadar nazik görmenin şokuyla ona bakakaldım. Lütfen falan da diyordu bu çocuk. Bence bu, Onur abim kılığına girmiş bir uzaylıydı.
“Oğlum biz karşılıklı çay içmedik ki hiç. Ben sana bağırırken sen karşımda utanmadan oturup çay içiyordun.”
Kendimi tutamadan kıkırdadım. İşte bu, tam da Onur abimin yapacağı bir şeydi. Arsızlık ve utanmazlık ondan sorulurdu.
Gülüşümle başkomiser amcanın sert bakışları beni bulunca anında tırsıp gülmeyi kestim ama gönlümü fetheden başkomiserciğim “Şu tatlı kızın gülüşü hatırına sadece beş dakika izin veriyorum.” dedi. Sırttım. “Sonra işlemleri yapılacak.”
Kaan’a ve Arın’a gör bak bakışlarımı atmayı ihmal etmedim. Hep benim sayemde kabul etmişti başkomiser amcacığım. Kaan bana göz devirse de Arın neşeyle parmaklarımın ucunu tutup kulağıma eğildi. “Gülüşünle herkesin aklını almayı kesmen lazım melek.” dedi sırıtarak.
Utanarak omuz silktim. Aman canım yani şimdi karakoldayken falan denir miydi hiç bu? Arın’ı kalbimi çalmaktan içeri atacaklardı yakında.
Kendime içsel bir yüz buruşturması yaptım. Çirkinleşmeye gerek yoktu şimdi durduk yere.
Bir polis memurunun önderliğinde, ki Onur abimdeki rahatlığa bakılırsa bence o tanıdık yollarda bize öncülük etmeye gayet de hazırdı, demir parmaklı bölmelerin olduğu geldiğimizde ilk gördüğüm somurtarak ağzının içinde söylenip duran Mert abim oldu.
Tek başına küçük bölmenin içindeki oturakta oturuyordu. Yan bölmede ise Eren ile Eray abi ve onlarla birlikte parmaklıklar ardında olmasına bir tık şaşırdığım Ece abla vardı.
Abimin kaşının kenarı yara olmuştu ve çenesinden bir morluk vardı. Eren ile Eray abinin ise abiminkinden farklı olmayan çeşitli morluk ve kızarıklıklarla dolu yüzleri desenli görünüyordu. Neden buraya atıldıkları belli oluyordu.
Onlar bizim içeri girişimizi fark ederken polis memuru abla Onur abime bir bakış atıp “Sadece beş dakika.” dedi ve bizi yalnız bıraktı.
Yalnız kaldığımız ilk an, tam olarak o ilk saniyede Onur abim kulaklarımızı patlatan yüksek desibelli bir kahkaha patlattı.
“Mert!” derken gülmesi kesilmediğinden cümlesinin gerisi gelmemişti. Sinirle ona bakmaya çalıştım ama o kadar komik gülüyordu ki ben de istemsizce gülüşüne gülmeye başladım.
“Kes sesini Onur.” dedi Mert abim gerginlik akan sesiyle.
“Abi sen buralara düşecek adam mıydın be?!” diye öne çıkan Kaan oldu. O da en az Onur abim kadar eğlense de onun gibi gülmekten kendini yerlere atmıyordu tabii ki.
Mert abim ağzının içinde homurdanırken yan bölmedeki Eren konuşmaya başladı gevşek bir sırıtmayla.
“Hem de ilk Mert abini aldılar içeri Kaancığım.”
Gözlerimi kısarak ben de birkaç adım öne attım ve elimi iki yandan belime yerleştirdim. “Hep senin başının altından çıkıyor böyle şeyler değil mi? Mert abimi de nerelere düşürmüşsün ya.”
Ağzı şokla açıldı. “Ya adamın ayağına taş değse beni suçlayacaksın bela Rüya.”
Bela Rüya’yı melodik bir sesle söylemesi beni daha da sinir etti. Gıcık herif. “Kesin o taşı da sen oraya yerleştirmişsindir şeytan Eren.”
Mert abim benim varlığım onu neşelendirmiş gibi ayaklanırken Ece abla somurtkan bir şekilde önünde birleştirdiği kollarıyla “Çok haklısın Rüya balım.” dedi Eren’e yandan ters bir bakış atarak. “Ne varsa şunun başının altından çıkıyor.”
“Kızım abinim ben senin şu deme bana!”
Mert abim elini parmaklığın boşluğundan çıkarıp yanağımı okşadı gülümseyerek. O sırada da Onur abim kahkaha atmaya son verebilmişti sonunda.
“Siz niye geldiniz buralara kadar güzelim?” diye sordu Mert abim arkamda duran ikiliye göz gezdirip. “Eve gelecektim ben bir iki saate zaten.”
“Onur abim senin burada oluşunu hepimiz görelim istedi Mert abi.” diyen Kaan’a gözlerimi devirdim. Arın ile ellerinde telefonları havaya kalkmıştı ve muhtemelen Mert abimin fotoğraflarını çekiyorlardı. Arın’a sen de mi bakışımı attığımda yalnızca sırıttı.
“Mert abicim seni burada çok tutmazlar değil mi?” diye sordum üzgün bir sesle. Abimin ne yaptığını, neden burada olduğunu tam olarak bilmiyordum. Gerçi Eren şeytanı burada olduğuna göre her şey açıkça ortadaydı işte. Yüzlerindeki izlere bakılırsa muhtemelen birbirlerine saldırmışlardı ama işin sonunda buraya nasıl düşmüşlerdi bilmiyordum. Ya buradan çıkmasına izin vermezlerse? Ay! Babam da yoktu zaten. Onur abimin eline kalırsak bizi mahvederdi.
“Sana söylemediler mi bela Rüya?” diye yine araya girdi gereksiz Eren. Sanki ona sormuşum gibi.
Buruşturduğum yüzümü ona çevirdim. “Neyi?”
“Biz çıkacağız ama abini en az bir hafta burada tutacaklar.” dedi sırıtarak. Ama çok ciddi konuşuyordu bu yüzden korkuyla gözlerimi kocaman açtım. “Sonra da duruşması falan olacak.”
“Ay gerçekten mi?!” diye bağırırken gözlerim doldu anında. Hemen bakışlarımı abime çevirdim ama o dik dik Eren’e bakıyordu. “Mert abi?”
Yumuşayan gözleri bana döndü. “Maalesef güzelim.” dediğinde gözlerimi kırpıştırdım. “Bir süre burada kalacağım gibi görünüyor.”
“Ama bir iki saate eve gelirim demiştin az önce.” dedim ağlayarak. Sonra sinirle Erenlerin olduğu bölmeyi işaret ettim parmağımla. “Hem bunlar niye çıkıyorlarmış?” Burnumu içime çektim. “Sen hariç Ece abla sana demiyorum.”
Ece ablanın gülümsemesini göz ucuyla gördüm.
“Iıı şey.” dedi Mert abim ama gözleri benim arkamda duran üçlüye çevrilmişti. Bakışlarını takip edince Onur abime baktığını gördüm. O sırada Kaan ile Arın hemen elleriyle ağızlarının üstünü örterek kafalarını öne eğdiler. Kaşlarım çatıldı.
“Çünkü solucan anayasanın 7. maddesinin 10. fıkrasına göre abim Eren’e az kalsın kafa travması yaratacağı için hâkimin karşısına çıkmalı.”
Kaan nefes alamıyormuş gibi boğuk bir ses çıkardı. Gözlerimi kıstım. “Ya siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?!”
Hepsi birden kahkaha atmaya başladığında sinir olarak Arın’a baktım. Hemen gülmeyi bıraktı. Böyle hanımcı olacaksın işte yiğidim.
Kollarımı önümde birleştirerek Arın’ın yanına gittim. En başta onların benimle alay etmesine izin verip bana gülmüş olsa bile yanına gittiğimde çaktırmadan parmaklarımın ucunu tutup elimin üstünü okşadı.
“Güzelim küsme tamam ya şaka yaptık.”
Mert abime sert bir bakış attım. “Ben senin için gerçekten endişelenmiştim abi! Küstüm işte.”
“Ohoo bu bela Rüya bir de trip de mi atıyor. Hiç çekilmez.”
Eren’e doğru sinirle atılmaya yeltendiğimde Arın anında koluyla belimi sarıp beni engelledi. “Bırak Arın ya şu şeytanı mahvedeceğim. Sana çek diyen olmadı zaten!” diye bağırdım sinirle. “Çeken çekiyor zaten!”
Anlık bir sessizlik bulunduğumuz şu küçücük alanı kapladı. Yutkunarak Mert abime döndüm.
“Öyle mi güzelim? Kim çekiyor affedersin?”
Eğer benimle dalga geçtiği için Mert abime sinir olmamış olsaydım bir tık tırsabilirdim. Ama onlar benimle dalga geçmişlerdi ve hepsine kin güdüyordum. Bu yüzden Arın’ın parmaklarımı tutan elini avucuma alıp ikimizi öne çıkardım. Arın anında öksürerek geri çekilmeye çalıştı ama izin vermedim.
Tamam aşkım sakin ol ciğerlerini önümüze bırakmana gerek yok.
“Melek ne yapıyorsun?” diye fısıldadı dişlerinin arasından. Kaan da aynı anda “Eyvah.” diyerek sırıttı. Ne kadar da endişeleniyordu işte bizim için canım abim.
“Arın’dan bahsediyorum abicim.” dedim sevimli bir gülümsemeyle. Arın bu işten kurtulamayacağını anlayınca sesli bir nefes verdi ve kendinden emin bir şekilde elimi sıkıca tutmaya başlayıp çenesini kaldırdı. “Kendisi benim triplerimi hep çekiyor çünkü o benim erkek arkadaşım.”
Mert abim kelimenin tam anlamıyla donup kaldı.
“Solucan erkek arkadaşım diyerek benimseme şu çocuğu.”
“Bakın siz hele şu yere bakan yürek yakan bela Rüya’ya.”
Onur abimi duymazdan gelsem de Eren gıcığına ters bir bakış atmayı ihmal etmedim. Gıcıktı işte gıcık.
Geldiğimizden beri sessizce yerinde oturan Eray abi de ciğer kokusu almış kedi gibi kaos kokusunu almasıyla yerinden kalktı ve sırıtarak yaşananları ön sıradan izlemeye başladı. Ona, inanılmazsın bakışlarımı attım gözlerimi belerterek.
“Melek galiba Mert abiyi de bozduk.”
“Ooo demek melek deniyor. Yeni nesil gümbür gümbür geliyor Mert görüyor musun?”
Mert görmüyor Erenciğim. Şu an Mert abimin varlık olarak yanımızda bulunduğundan emin bile değilim aslında. Onur abimden daha kötü bozulmuştu galiba. O en azından “Lan!” diye bağırıp durmuştu. Mert abim hiç tepki vermiyordu.
“Abicim?” diye mırıldandım sorar gibi.
Galiba abime Arın ile olan ilişkimizi bu şekilde söylememeliydim.
Ehehehe. Bir miktar batırmış olabilirim.
Ufacık ama. Azıcık ucundan.
Çok uzun dakikaların ardından sonunda “Onur?” diye sordu Mert abim sakin bir sesle. Ki bu kesinlikle aşırı korkutucuydu bu yüzden terlemeye başlayana elimle Arın’ın elini sıktım. Bana ‘Bravo meleğim.’ adlı bakışını attı canım sevgilim. Hayır, onlar da benimle alay etmeselerdi canım. Bu hale bizi onlar düşürmüştü, ben değil.
“Kasıtlı adam öldürmenin cezası tam olarak kaç sene kardeşim?” Onda hiç görmediğim bir öfkeyle yanan gözleri Arın’a çevrildi hızla. “Çünkü hazır karakoldayken ben şu herifi bir tur öldüreyim diyorum.”
“Ahahahaa Mert abiciğim.” diye kahkahalar atarak Arın’ın avucumdaki elini ittirdim. “Sen de ne kadar komik adamsın ya!”
Onur yanıma gelip “Abim tam olarak kaç yıl ediyor biliyor musun?” diye keyifle cevabı söylemeye çalıştığında bacağına tekme atıp abimi susturdum ve bağırarak “Onur abimin de Kaan’ın da haberi vardı!” diye ispiyonladım Onur abimin bir şey daha demesine izin vermeden. Mert abimin öfkeli bakışları zavallı sevgilimden abilerime çevrildi. Arın ile birbirimize sırıttık.
“Kabus beni niye katıyorsun araya?!”
Erenler yan bölmeden kahkaha attılar bir komedi dizisi izliyormuşçasına. Ece abla da ayaklanmış iki bölmeyi birbirinden ayıran parmaklıkların ardından elini Mert abim uzatmaya çalıştı.
“Hayatım sakin ol. Sinirlenmeni gerektirecek bir şey yok.”
Eray abi “Gel kız sen buraya.” diyerek Ece ablanın belini tuttu ve abimin dikkatinin dağılmasını engelleyecek tek kişinin bizden uzaklaşmasına neden oldu. “Hayatımmış.” Yazıklar olsun Eray abi. Artık benim için sadece öteki Eren’sin.
Mert abim yan bölmede yaşanan kaosla ilgilenmedi. Gözlerini doğrudan Onur abime dikti.
“Onur söyle bakalım.” derken eliyle onları işaret etti. “Üç kişiyi kasıtlı öldürmek tam olarak kaç yıl kardeşim?”
Eyvah.
***
Merhaba ballarımm umarım iyisinizdir <3 Bugün keyfim ve enerjim pek düşük o yüzden bölüm sonu sohbetimizi biraz kısa tutacağım
Bölümü beğendiniz mi?
En çok güldüğünüz sahne hangisi oldu?
En sevdiğiniz sahne hangisiydi?
Mert de Arın ile Rüya'yı öğrendiiiiiiii??? Eyvah eyvaahhhh
Sizce Mert'in tepkisi nasıldı?
Onur Arın'ı balkondan sallandırdı bsjkfdglbhxmhg
Rüya ve abilerinin ilişkisini nasıl buluyorsunuz? Başlangıçtan bu yana aralarındaki bağın güçlenmesi size nasıl hissettiriyor?
En sevdiğiniz kardeşlik hangi ikili arasında?
Ece, Eren ve Eray'ı seviyor musunuz?
Rüya ile Arın ilişkisi???
Konuşmadığımız bir şey kaldı mı emin değilim ama varsa bu yoruma bekliyorummm
Tekrar görüşene dek bolca sevgi ve kızıl saçlı kara kedilerle -kırmızı kalp, siyah kedi-
Instagram hesabımız @kizilsaclikarakedi bu arada. Finale yaklaşıyorken duyuruları, bildirimleri ve etkinlikleri kaçırmak istemiyorsanız koşun gelin <3
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 193.86k Okunma |
24.56k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |