

Ay merhaba ballarımmmmmmm
İsteğiniz üzere iki bölümü birleştirdim ve upuzun bir bölümle karşınızdayımmmmm
Finalden önceki son bölümümüz o yüzden AŞIRI fenasal bir duygusallıktayım finali nasıl yazacağım hiç bilmiyorummmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm
Yine de eylülden beri geçen bu birkaç ayda hepinizle bu yolculuğu geçirmiş olmaktan çok büyük keyif aldım iyi ki varsınız Kızıl Saçlı Kara Kedilerim <3
Finalden önceki bölüme sınır falan koymuyorum ama oyları ve yorumları patlatacağınızı umuyorummm
Bolca keyifli okumalar <3
***
Bir de başlamadan önce buraya bölümle alakalı bir sahne bırakmak istiyorum bence okumaya başlamadan izleseniz daha iyi olur bkdnfvjbfldnvşv
Çok gülüyorummmm ciddeennnn ghsdohvndlnoşbsnd
***
Mert Soylu
Gözlerimi Onur ile ortamıza oturtup aramızda sıkıştırdığımız çocuğa daha uzun ve daha sert dikerken Arın yüzüme yandan bir bakış atıp yutkundu.
Karakoldan çıkıp eve geleli çok olmamıştı. Canım kız kardeşimin yüreğime indirmesinden hemen sonra kimsenin kimseden şikayetçi olmaması üzerine bizi salmışlardı. Gerçi ben o Eray ile Eren piçinden fazlasıyla şikayetçiydim ama dua etsinlerdi ki Ece yanlarındaydı. Yoksa onları süründürmekten oldukça keyif alırdım.
Abilerinin çıktıktan sonra sevgilimi eve götürmelerine ses çıkarmamıştım. Hem romantik buluşmamızı engellemiş hem de kavga çıkararak şikâyet edilmemize neden olmuşlardı ve normalde asla günümüzün devamını mahvetmelerine izin vermezdim ama gözünü korkutup, bedeninden terler boşaltmam gereken biri vardı.
Hani yıllarca kardeşim olarak gördüğüm ama bence öldürürsem kimsenin bana bir şey diyemeyeceği biri.
“Onur bir şey soracağım.” dedim olağan bir sesle. Gözlerimi Arın’dan çekip hemen onun yanındaki sırıtışı yüzünden silinmeyen kardeşime çevirdim.
“Sor abim.”
“Şimdi biri.” dedim kelimelerimin üstüne bastırarak. “Diyelim ki yanlışlıkla ayağı takıldı. Tamamen yanlışlıkla ama. Ve bizim evin çatısından GÜM! diye yere yapıştı.” Güm derken bir anda sesim yükseldiğinden Arın neredeyse benim de sırıtmama neden olacak şekilde irkildi. “Sence ölür mü yoksa yaşamaya devam mı eder?”
Onur düşünüyormuş gibi yaparken bir anda tatlı bir ses korkuyla araya girdi.
“Mert abi!” diyen Rüya’ya gülümseyerek baktım.
“Efendim abisinin güzeli?”
Kaan’ın kolunun altından onun omzuna yaslanmış kız kardeşim yüzüme kaşlarını çatarak baktı. Olacağını hiç düşünmediğim bir korumacılığa sahipti Rüya. Bunu özellikle bize karşı görmüştüm ama Arın için de böyle hissediyor olduğunu görmek bir miktar şaşırmama neden oldu. Biz onun ailesiydik, sanırım bir noktada şu herif de öyle olmuştu.
“Sana küsmeme azıcık kaldı haberin olsun.”
Tehditkâr sesi beni bir nebze bile korkutmadı ama yine de kardeşimin bana küsmesini istemiyordum. Ece’nin abileri ilişkimiz konusunda bir tık fazla tepkiliydiler. Daha doğrusu Eren ile Eray öyleydi. Ediz abi neyse ki beni denize attıktan sonra kabullenmişti. Gerçi ondan önce yaptığımız ‘Kardeşimi üzersen ölürsün.’ adlı konuşmasının ardından beni kabullendiğini ve sevdiğini anlamıştım ama bir kereliğine Eren ve Eray’a uyup beni denize attıklarında rahatladığına emindim. İkizlerin ise Ece ile yaşları yakın olduğundan aslında üçüz gibi takılıyorlardı ve sevgilimin normal olarak bana fazladan zaman ayırması onlara kendilerini dışlanmış hissettiriyordu. Bu yüzden de bana tepkiliydiler.
Fakat Ece bazen abilerinin bu tepkilerinden çok sıkılıyordu. Sürekli bu yüzden tartışıyorlardı ve sevgilim bazen abilerinden uzaklaşmak için yanıp tutuşuyordu.
Ben Rüya’nın uzaklaşmak için yanıp tutuştuğu abisi olmak istemiyordum.
Asla benden sıkılmasını veya uzaklaşmak istemesini istemiyordum. Birbirimizi çok geç bulmuştuk ve böyle bir şey için, herhangi bir şey için, aramız bozulsun istemiyordum. Fakat yine de ben onun abisiydim ve karşımdaki Arın dahi olsa kız kardeşimi üzecek tek bir hareket yapmaması gerektiğini karşımdakine bildirmeliydim. Rüya bu hayatta yalnız değildi onu her zaman koruyup kollayacak bir abisinin olduğunu bilmesi, başkalarının da bunu hafızasına kazıması gerekiyordu.
“Küs tatlı rüyam onlara. Bak ben ne güzel karışmıyorum size.”
Rüya kafasını kaldırıp arkadaşının bu halinden sonsuz keyif alan Kaan’a ters bir bakış attı. “Sen ve Onur abim Arın’ı dövdünüz Kaan! Nasıl karışmamak bu?”
Onur’a diğerlerine çaktırmadan ters bir bakış attım. Kaan Arın’ın en yakın arkadaşıydı ve birbirleriyle sayısız konuda kavga etmişlerdi bu zamana kadar ve kavgalarının fiziksel boyutu da olmuştu kimi zaman ama Onur Arın’dan yaşça büyüktü ve onun abisi sayılırdı. Kendisinden yaşça küçük bir çocuğu dövmemeliydi. Üstelik kız kardeşimize herhangi bir yanlışı olmamasına rağmen. Eğer olsaydı işler değişirdi gerçi.
Onur omuz silkti. Gözlerindeki bir daha olsa bir daha yaparım bakışını görmek beni şaşırtmadı.
“Kâbusum karıştırma şimdi oraları abim.” Uzanıp kız kardeşimizi yeniden omzuna yatırdı haylaz erkek kardeşim. “Bak Onur abim cevap veriyor Mert abimin sorusuna, dinleyelim. Önemli.”
Arın, Kaan’a seninle sonra görüşeceğiz bakışlarını attığında Onur keyifle sorumu yanıtladı araya başka bir konuşma girmemiş gibi.
“Abi ölmez de sakat kalır ama kesin.”
Onur’un sırıtmasına rağmen sert bir sesle verdiği cevap gülüşümü engelleyemeden ağzımdan çıkmasına neden oldu. Arın sessizce ikimizin arasında dik durmaya çalışıyordu. Hakkını yememeliyim kesinlikle ilk andan beri güçlü ve kendinden emin bir şekilde durmuştu.
“Hmm.” dedim gülmeyi kesip ciddileşerek. “Güzel.”
Arın yeniden sesli bir şekilde yutkundu.
Onur da tabii ki gıcıklık yapmadan duramadığından Arın’ın ensesindeki ufak tutamları parmaklarının arasında tutup yavaşça çekiyordu. Küçüklüğünden beri en nefret ettiği hareketti birinin ensesindeki saçları oynaması ama şu ana kadar sesi bile çıkmadı. Duruşuna bakılırsa hala rahatsız olsa da sesini çıkarmayacak gibi duruyordu.
Bu yüzden kardeşime uyarıcı bir bakış attım. Somurtsa da elini çekti.
“Eee Arın?”
Gözleriyle birlikte kafası bana döndü. Gülümsemeye çalıştı.
“Efendim Mert abi?”
“Nasılsın?”
Tereddütle “İyiyim?” derken gözleri Rüya’ya çevrildi ne yapması gerektiğini bilmiyor gibi. Onur hemen kafasına bir tane geçirip gözlerinin yeniden beni bulmasına neden oldu. Sesli bir nefes verdim. Bu çocuğun bu kadar şiddet yanlısı olmasının sorumlusu kimdi acaba gerçekten?
“Rüya’ya ne bakıyorsun lan? O mu karar veriyor nasıl olduğuna senin?”
“Yok Onur abi öyle değil.” Boğazını temizledi gergince. “Anlık bakışlarım kaydı.”
Onur ters ters yüzüne baktı. “Kaymasın o bakışların.”
Rüya’dan sinir dolu bir nefes verme sesi geldiğinde gülümsemeden edemedim.
“Onur abi biz sevgiliyiz farkında mısın? Tabii ki bana bakacak!”
“Solucan o ne saçma laf öyle? Gitsin başkasına baksın sana bakmasın.”
Arın’ın kaşları çatıldı. “Rüya’dan başkasına bakmam ben niye bakayım?” diye diklendi sertçe. Az önceki suspus halinden eser kalmamıştı.
“Yaaa.” dedi Rüya erimiş bir gülümsemeyle. Suratımı astım. “Bak ne kadar bana sadık görüyor musunuz?”
Arın sırıtarak kardeşime göz kırptı.
Onur her an çocuğun kafasına bir tane daha vurabilirmiş gibi göründüğünden pek içimden gelmese de araya girdim. Onur küçükken de Kaan’a vurmaya çalışırdı hep. Kafasına oyuncak fırlatmaya bayılırdı. Gerçi büyüdüler bir şey değişmedi, şimdi de sürekli çatal batırmaya çalışıyordu.
“Söyle bakalım Arın efendi.” dedim yüzümü buruşturarak. “Seviyor musun sen Rüya’yı?”
Kulakları kızardı. Yine de kendinden emin güçlü bir sesle “Seviyorum abi.” dedi. Bakışları kirpiklerinin altından genişçe gülümseyen haylaz kız kardeşime çevrildi. “Çok seviyorum.”
“Yaaa.” dedi Rüya kendinden geçmiş bir şekilde. Onur gibi ben de kendimi tutamadan ters ters baktım. Abartmasak mı canım kardeşim? “Yerim ama!”
“İyi halt ediyorsun.” diye homurdandı Onur ağzının içinden. “Seviyormuş it.”
Mevzuyu fazla uzatmak istemediğimden, uzadıkça ben de Onur gibi kendimi kaybetmeye yaklaşıyordum yoksa, elimi sertçe Arın’ın ensesine yerleştirip boynunun arkasını sıktım tehditkarca.
“Kardeşimi üzersen seni balkona asarım.” diye fısıldadım kulağına eğilerek. Bu defa irkilmedi veya yutkunmadı. Kendinden emin bir şekilde gözlerimin içine baktı.
“Üzmem abi.”
Ona son bir ciddi bakış atıp geri çekildim.
“Abi bu kadar mı?” diye bağırdı Onur hüsranla. “Dövmeyecek miyiz şu yersiz herifi?”
Baygın gözlerimi kardeşime çevirdim. “Sen yeterince dövmüşsün ya zaten kardeşim.”
Somurtarak dik bakışlarını Arın’a dikse de onu umursamadım. Hastanede, onca yarasına rağmen gidip çocuğu dövmüştü zaten sanki çok gerekliymiş gibi. Gerçi Arın da bunu bekliyormuş gibi kaderine boyun eğmiş gibi duruyordu ama kalkıp ben de çocuğu dayak manyağına çevirecek değildim. Kız kardeşimi üzmeyi düşünmediği müddetçe benden dayak yemezdi.
Onur’un ne yapacağı hala şüpheliydi ama. Her an bir tur daha dövmek için ayaklanabilirdi.
Rüya’nın telefonu çaldığında dikkatim ona kaydı. Her kim arıyorsa yüzünde kocaman bir gülüş belirdi. Kaşlarımı çattım. Hayır abileri olarak biz buradaydık, kimin aramasına bu kadar mutlu olabilirdi?
“Babam!” diye telefonu açtı neşeyle. Ah. Doğru. Babam bu dünyada onu bu kadar mutlu eden tek kişiydi. Yaşımdan utanmasam kıskançlıkla kollarımı önümde birleştirebilirdim.
“İyiyiz babacım. Arın ve abilerimle oturuyoruz sakin sakin.”
Kaan sırıtarak bize ve ikimizin arasında sıkıştırmaya devam ettiğimiz Arın’a baktı. Ağzını oynatarak “Sakin.” derken yüzü pek alaycıydı.
Rüya da tıpkı Kaan gibi haylaz alaycı bakışlarını benim üzerime dikti ve “Mert abim bize çok iyi bakıyor babacım aklın kalmasın.” dedi.
“Hapislere düşmezse tabii.” diye devam ettirdi Onur da.
Arın da az önce korkudan ter dökmüyormuş gibi sırıttı. “Çok şükür birini de öldürmedi.”
Gözlerimi devirdim sinirle. Çoluk çocuğun diline düşmüştük. Hep Ece’min o gereksiz abileri yüzündendi. İkizlerin ikisi de birbirinden beterdi. Onlar yüzünden adı duyulmuş bir mekânda kavga çıkarınca mekânın sahibi hemen polisi aramıştı normal olarak. Ben Eren’i yumruklarken Eray da beni tekmelemeye çalışıyordu polisler geldiğinde. Ece de Eray’ın sırtına atlamıştı. Böylece doğruca polis arabalarına bindirilmiştik sorgusuz sualsiz.
“Deniz amcamlar nasıl? Sinco ne yapıyor ya çok özledim.”
Rüya, babamla konuşmasına devam ederken Onur Arın’ın arkasından sessizce kafasını uzattı bana doğru. Yüzünde hınzır bir gülüş vardı.
“Abi.” diye fısıldarken gözleri Arın’ın ensesine düştü, eliyle gel gel yaptı.
Kafamı ‘Ne var?’ dercesine sallayarak ona yaklaştım. Arın’ın da dikkati bize kaymıştı aynı zamanda.
“Sen bu gereksiz varlığı dövmedin ama bilmediğin bir şey daha var.”
Arın gözlerini kocaman açarak anında ayaklandığında işkillenerek kaşlarımı çattım. Hayır başka ne olabilirdi?
“Onur abi arabada söz vermiştin hani söylemeyecektin?” diye çığırdı Arın hüsranla. Aynı zamanda adım adım Rüya ile Kaan’ın oturduğu koltuğa doğru geriliyordu.
“Avukatım ben gereksiz varlık.” dedi Onur küçümser bir gülümsemeyle. “Blöf yaptım.”
“Basbayağı yalan söyledin!”
Onur’un yüzünde e herhalde bakışı oluştu.
“Ay babacım bir saniye bir şeyler oluyor!” diye telefona doğru yükseldi Rüya bizim tarafta bir hareketlilik olunca.
Kaan da “Evet baba bir şeyler oluyor ama Arın’a.” diyerek kahkaha attı.
Gözlerimi Onur’a diktim Arın’ın bu kadar tutuştuğu söylemesi için.
“Şu herif var ya hani senin dövmediğin ama kız kardeşimize yürüyen.” Gözlerimi devirdim.
“Eee?”
Baygın bakışlarıma aldırmadan devam etti. “İşte o herif yaptığımız evlenmeme sözleşmesini yırtmış.”
İhanete uğramış bir surat ifadesiyle “Onur abi!” diye bağırdı Rüya ayaklanırken.
Arın da ona doğru geri geri adımladığından bir anda çarpıştılar ve üst üste yere düştüler.
Üst üste?
Düştüler?
“Lan!”
Soylu abileri olarak üçümüzden de aynı tepki çıkarken Arın takdir ettiğim bir refleksle altta kalan Rüya’nın kafasının arkasına elini yasladı yere çarpmasın diye. Ama geri kalan herhangi bir şeyi asla ve katiyen takdir etmiyordum.
Yine iki kardeşimle birlikte aynı anda ayaklandığımızda Rüya ile, Onur’un tam olarak ona uyan deyişiyle, benim dövmediğim ama kardeşimize yürüyen şahıs gözlerini kırpıştırarak birbirlerine bakıyorlardı.
Yine aynı anda “Lan!” diye bağırdığımızda Arın irkilerek hemen Rüya’nın üstünden kalktı. En yakında olan Kaan ise Rüya’yı anında kaldırıp yanına çekerken biz gözlerimizi Arın gereksizine diktik üzerine yürümeden beş saniye önce.
“Ay babacım!” diye mırıldandı Rüya aptallaşmış bir sesle. “Ev başımıza yıkılıyor!”
Aslında ev Arın’ın başına yıkılacaktı.
Bilgiyi doğru vermek lazımdı.
***
Rüya Soylu
Babam olmadan geçirdiğimiz bu altı günde Mert abim bir daha karakollara düşmedi. Neyse ki. Epey dalgasını geçiyorduk ama evde ve muhtemelen hayatımızın sonuna kadar da dalgasını geçmeye devam edecektik. Mert abim bize aşırı derecede sinir olsa da artık söylemlerimizi umursamamaya başlamıştı. En azından umursamıyormuş gibi yapıyordu. Yoksa hepimizi balkondan sallandırma tehdidine devam ediyor olurdu. Evet beni bile. Gerçi beni sadece “Seni balkona çıkarırım güzelim.” diye tehdit ediyordu ama sonuçta tehdit tehditti. Yine de Kaan buna kudurduğu için keyfim fazlasıyla yerine geliyordu.
Malum şahsın kafamı yasladığım karnı guruldayınca gözlerimi ‘Ciddi misin?’ dercesine yüzüne diktim. Daha neredeyse az önce kahvaltı yapmıştık. Üstelik Mert abimin babamı aratmayan o güzel kahvaltı sofrasında. Ama Kaan iki saat yeni geçmiş olmasına rağmen acıkıyor muydu? İnanılır gibi değildi bu çocuk gerçekten.
“Ne var Kabus ya?” diye utanarak kaşlarını çattı sarı çıyan.
“Acıkmış olamazsın Kaan!”
“Acıktım ne olmuş?!”
Tıpkı küçük bir çocuk gibiydi. Gülümseyerek önüme geri döndüm. İkimiz kahvaltıdan sonra benim odama çıkmıştık ve yatağımda uzanıyorduk. O sırtını yatak başlığıma yaslamıştı ben de yan bir şekilde kafamı onun karnına yatırmış yatağa sığmayan bacaklarımı yatağın yanından aşağı sallandırıyor ve Onur abimin benim için boyadığı kızıl saçlı kara kedilerle dolu mor kapımı inceliyordum. Bazen uzanıp sadece kapıyı izlemek kendimi iyi hissettiriyordu.
Kaan izlediği videoya kahkaha attığında kafam onunla birlikte sallandı. Kıkırdadım.
Mert abim çoktan işe gitmişti. Babam henüz dönmediği için tüm iş yükü ona kalmıştı. Normal zamanda olsa Onur abimi yaka paça kendisiyle birlikte götüreceğinden adım kadar emindim ama Onur abimin hala dinleniyor olması gerektiğinden sesi çıkmıyordu.
Babamın ise ne zaman döneceği belirsizdi. Her gün günde iki defa mutlaka beni arıyordu, ben de müsait olduğu zamanlar beni arayacağını bildiğimden ona mesajlar atmakla yetiniyordum. Bir de bazen, çok nadiren ama gerçekten, abilerimden birini aradığında onların ellerinden telefonlarını çalıp babamla iki kere konuşmuş olsam da yine konuşuyordum. Çünkü şey, onu çok özlemiştim. Ve ilk kez ondan bu kadar ayrı kalmıştım. Ben babamla ayrı kalmak istemiyordum, zaten bulmam bile çok uzun sürmüştü.
Babamın da bir an önce dönmek istediğinin farkındaydım ama sanırım oralarda işler gerçekten karışıktı bu yüzden gelemiyordu. Ben ve Kaan neler olduğundan habersiz olsak da içimden bir ses Mert ve Onur abimlerin bildiğini söylüyordu. Yine de haklarını yememek lazım bize hiçbir şey çaktırmıyorlardı.
Babam da bence bir sıkıntı olsa dahi bir sıkıntı olmadığını düşünmemiz için aile grubumuza sürekli Sinco’nun fotoğraflarını çekip atıyordu.
“Hadi bana bir şeyler hazırla.” dedi Kaan göbeğini şişirip kafamı saçma bir şekilde yerinden oynatırken. “Onur abim de çıkacak zaten birazdan seninle abi kardeş bir şeyler yeriz.”
“Biz ancak birbirimizi yeriz sarı çıyanım.” diye sırıttım. “Ayrıca hayvan mısın Kaan? Daha az önce kahvaltı yaptık!”
Kaan elindeki telefonu yatağın kenarına atıp üzerime eğildi ve bedenimi kollarının kıskacına aldı. “Acıktım diyorum tatlı rüyam acıktım!”
Dik dik yüzüne baktım hesapçı bir bakışla.
“Sana istediğin bir şeyi hazırlarım yemen için ama karşılığında bir şey isterim.”
Gıcık abim gözlerini kısıp kollarımın altını gıdıkladı. “Çok çıkarcı biri oldun çıktın sen Kabus.”
Uzun süre cevap veremedim gülmekten. Acımasızca gıdıklıyordu.
“Bırak beni aptal!” diye bağırdım kahkahalarımın arasından. Resmen iki saniyede eğer beni bırakırsa istediği her şeyi yapacağımı söyleyeceğim kıvama getirmişti beni. Ama neyse ki ben böyle bir aptallık yapmadan beni gıdıklamayı bırakıp geri çekildi.
“Ne istiyorsun?”
Kollarından kurtulup kendimi yüzüstü çevirdim ve ellerimi çenemin altına yaslayarak gözlerini kırpıştırmaya başladım.
“Şimdi…” diye fısıldadım sevimli bir sesle. “Hani Onur abim de Zeynep’le buluşmaya bir de hastaneye kontrole gidecek ya?”
Kaşlarını kaldırdı. “Eee?” diye sordu merakla. Devamında gelecek şey konusunda bana pek güvenmiyordu belli ki abim olacak hain. Haklıydı ama.
“İşte ben de diyorum ki.” derken son harfi iyice uzattım ve abime biraz daha yaklaştım. “Acaba Arın için yemek yapsam ve onu buraya mı davet etsem? Hem abilerimizin ikisi de geç gelecek bugün.”
Önce birkaç saniye boş boş suratıma baktı. Ciddi miyim diye mi bakıyordu acaba anlamadım ki. Ama sonra bir anda gürültülü bir kahkaha atıp kocaman avucuyla suratımı ittirdi.
“İlahi Kabus.” dedi beni sinir eden bir gülüşle. “Ben de seni ciddiye aldım dinliyorum.”
“Ciddiyim.” dedim sinirle dişlerimi birbirine bastırarak.
Anında gülüşü kesildi ve ters bir bakış attı suratıma.
“Ya niye ona yemek hazırlıyorsun?”
Huysuz sesiyle gözlerimi devirdim. “Sevgilim olduğu için olabilir mi?”
Sinir olmuş bakışları kapalı mor kapıma çevrildi. “Sevgilin?”
“Evet ne var?”
“Biliyor musun Onur abim daha evden çıkmamıştı. ONUR A-”
Anında avuçlarımın ikisini de ağzına kapattım. Aptal çıyan! Hemen ispiyonlayacaktı tabii ki.
“Eğer abime söylemezsen günlüklerini okumayı bırakırım.” diye fısıldadım. Gözleri kocaman açıldı. Okuduğum yoktu bu arada. Sadece bu eve geldiğim ilk günlerde okumuştum ama sonrasında bir kere bile açıp bakmamıştım. Gerçi arada bir kontrol etsem iyi olurdu. Sonuçta abim de olsa Kaan’dı bu. Benim hakkımda her şeyi yazmış olabilirdi.
Ellerimi ağzından çektim ama çok uzaklaştırmadım ne olur ne olmaz diye.
“Benimkileri okumayı bırakırsan ben de seninkini okumayı bırakırım ama Onur abime söylerim yine de.”
Kocaman kötü kadın kahkahası attı. Gözlerimi kısıp sinirle kolunu cimcikledim.
“Ben seninkileri okumuyordum aptal!” diye bağırdığımda gözleri korkuyla kocaman açıldı. “Sen benim günlüğümü mü okuyorsun?”
Anında elimin altından sıyrılıp yatağımdan kalktı. “Okumuyorum tabii ballı kardeşim benim.”
Yağcı ses tonu bile okuduğunu bas bas bağırdığında ben de sinirle yataktan fırladım.
“Seni Onur abime söyleyeceğim.” diye çemkirdim öfkeyle ve “ONUR ABİ-” diye bağırmak üzere ağzımı açtı ama Kaan ben lafımı bitiremeden yatağın üstünden benim olduğum tarafa zıplayıp bir eliyle ağzımı kapatırken öteki eliyle kafamı sardı.
“Rüyacım Kâbusum canım tatlı kardeşim en güzel rüyam benim.” diye art arda sevgi dolu sözcüklerini sıralamaya başladı hain. Ona kanmayarak bacaklarını tekmelemeye çalıştım. “Onur abime söyleme beni gebertir.”
Tabii ki gebertirdi. Onur abim bu evde kişisel eşyalar konusunda en hassas kişiydi ve Kaan’ın günlüğümü okuduğunu bilse onu balkondan sallandırırdı. Mecazen de değil üstelik.
Ellerinin arasından kurtulmaya çalıştım onu umursamadan. Tırnaklarımı bileklerine geçirdiğim için acıyla inledi ama ağzımı açmadı.
“Tamam tamam.” diye fısıldadı telaşla. “Arın’ı eve davet edebilirsin asla size karışmayacağım ve abimlere de söylemeyeceğim.”
Duraksadım. Yani, günlüğümü okuduğu gerçeğinin değiştirmezdi ama işime fazlasıyla yarardı. Değerlendirdiğimi görünce kafamı serbest bırakıp karşıma geçti.
“Söz. Yemin ederim.” Yanağımı öptü hevesle. “Söz ya tatlı rüyam.”
İşaret parmağımı tehdit edercesine ona doğru salladım. “Bir daha günlüğümü okursan var ya…”
İyice kafasına girsin diye cümlemi devam ettirmedim ve uzun uzun gözlerine baktı.
“Asla okumam.” dedi ve serçe parmağını havaya kaldırdı. “Kardeş sözü.”
Ben de serçe parmağımı kaldırıp onunkine doladım. “Kardeş sözü.”
Rahatlayan omuzları aşağı çökerken gülerek sesli bir nefes verdi. Sırıttım bu haline. Gerçekten tırsmıştı çünkü Onur abimin onu mahvedeceğinden emindi. Bundan sonra hayatta okumazdı ama yine de günlüğümün yerini değiştirsem iyi olurdu. Hala onun bana verdiği günlüğü kullanıyordum ve Kaan kadar sürekli yazmıyor olsam bile aklıma geldikçe ya da hayatımda bir şeyler oldukça dolduruyordum.
Gevşek bir sırıtmayla “Yine de bana da yiyecek bir şeyler hazırlarsın değil mi canım kardeşim?” diyerek omzuma kolunu attı.
Ona yandan baygın bir bakış attım hak ettiği üzere.
Cidden hiç utanması yoktu bu çocuğun.
***
Arın’ı arayıp akşama doğru evimde onu yemeğe davet etmemin ardından geçen birkaç saat içinde harika bir menü hazırlamıştım. Aslında basitti ama lezzetli olduğuna inanıyordum. Yapmasını tabii ki de babamdan öğrendiğim acı tatlı soslu tavuk ile fesleğenli makarna hazırlamış bir de yanına bol yeşillikli bir salata yapmıştım. Bu kadar kısa bir sürede hazırlayabileceğim menü buydu umarım Arın beğenirdi.
Sofrayı da masaya kurmak yerine televizyonun önündeki geniş sehpaya hazırlamıştım. Arın ile birlikte Rapunzel filmini izlemek istiyordum bu yüzden belki yemekten sonra film açabilirdik. Hem koltuklar da daha rahattı.
Üstüme geçirdiğim kıyafetleri süzdüm aynanın karşısında güzel olup olmadığıma iyice emin olmak için. Siyah bir şort eteğin üstüne beyaz bir kolsuz kazak giymiş onların üstüne de Kaan’ın dolabından çaldığım siyah beyaz kareli ince gömleğini geçirmiştim. Kızıl saçlarımı ise açık bırakmıştım, omuzlarımdan aşağı dökülüyordu.
Odamdan çıkıp doğrudan Kaan’ın odasına daldım dan diye. Her zaman o bana yapıyordu bunu biraz da ben yapayım canım.
Masanın üzerindeki defterine doğru eğdiği bedenini kaldırıp gözlerini yüzüme dikti.
Kendi etrafımda döndüm neşeyle. “Nasıl olmuşum?”
Sırtını sandalyesine yaslarken somurtarak kollarını önünde birleştirdi.
“Arkadaşım olacak o şerefsize hazırlanmanı gerektirmeyecek kadar güzel olmuşsun.” Kollarını açıp sağ eliyle kapıyı işaret etti. “Git değiştir.
Ofladım. “Saçmalama Kaan.”
“Bana ne ya çok güzel olmuşsun değiştir boş ver.”
Huysuz sesine göz devirerek onun boy aynasının karşısına geçtim ve biraz da onun aynasından kendimi inceledim. Güzel olmuştum gerçekten.
“Arın beğenir değil mi?”
“Beğenmezse onu çatıdan aşağı atarız Kâbusum.”
Kıkırdadım. Bak şimdi ya.
Gülümseyerek beni izleyen sarı çıyana baktığımda kapının zili çaldı. Anında içim kıpır kıpır olurken tehditkâr parmağımı Kaan’a uzattım kapıya koşturmadan önce. “Bana bak Kaan söz verdin sakın bizi rahatsız etme.”
Yüzüme boş bir bakış atıp defterine, bir şeyler yazmaya, geri döndü. Onun istediği gibi yiyecek bir şeyler hazırlamıştım ona ama yalnızca bizi rahatsız etmeyeceği karşılığında. Her yarım saatte bir de uyardığım için normal olarak benden bıkmıştı ama yine de işimi riske atmamam lazımdı.
Pat pat merdivenlerden aşağı inerken arkamdan “Düşersen o herifi öldürürüm Kâbus!” diye bağırınca mecburen daha sessiz koşmaya çalıştım. Belaydı başıma gerçekten.
Kapı bir kez daha çaldığında tam da kapının önünde saçımı başımı düzeltiyordum. Sesli bir nefes verdim ve kocaman bir gülümsemeyle kapıyı açtım.
Arın elinde kırmızı renkteki her türden çiçekle dolu bir buket çiçeği elinde tutmuş, karışık kumral saçlarıyla dolu kafasını serseri bir şekilde yana eğmiş bal rengi gözleriyle yüzüme gülümseyerek bakıyordu.
“Selam meleğim.” dediğinde kalbim heyecandan Sincolarla dolup taşıyordu ama sakin bir gülümseme yerleştirebildim yüzüme.
“Selam aşkım.” diye mırıldanıp elimle içeriye davet ettim. “Hoş geldin.”
İçeri doğru üç adım atsa da yanımdan geçmek yerine tam dibimde durup yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Ay sanki ilk buluşmamız gibi bir heyecanla dolup taşmıştım!
Ben beni öpeceğinin heyecanıyla gözlerimi kırpıştırırken dudağımdan öpmek yerine kafasını yana eğdi yanağıma yumuşak ama uzun bir öpücük kondurdu. Geri çekilirken, çok da uzaklaşmamıştı ama, elindeki buketi bana uzattı.
“Tatlı mı alsam yoksa çiçek mi alsam emin olamadım çünkü ikisinin de bir deniz kızının gülüşünde saklı olduğunu biliyordum ama yine de senin kadar ışıldamayan çiçeğimi aldım geldim.”
Birkaç saniyeliğine yutkunarak sustum. Çünkü beynim yine tüm kelimelerini öğütüp etrafa savurmuştu. Sadece gözlerine bakakalınca erkeksi bir sesle kıkırdadı.
“Teşekkür ederim.” diye mırıldandım yanağımdaki kızarıklıkları görmesin diye gözlerimi çiçeklerime çevirirken. Koca buketi kucakladım ve birkaç adım geri çekildim.
“İçeri geçelim.”
Ben ona öncülük ederken o arkamızdan açık kalan kapıyı kapatıp ardımdan beni takip etti.
“Melek döktürmüşsün.” diye neşeyle güldü hazırladığım şeylere bakarken. Henüz yemeklerimizi doldurmamıştım daha ama güzel bir servis açmıştım.
“Sen bir de yemekleri gör.” diyerek saçımı savurdum bin bir havayla.
“Nedense yemeklerine de aşık olacağıma dair güçlü bir inanca sahibim.” diye yine beni utandırmaya çalıştığında neyse ki normalde aramıza girmesine kızacağım Kaan üst katın merdivenlerinden aşağı doğru bağırdı.
“Balım hoş geldin!”
“Hoş buldum yavrum nerelerdesin ya?”
Onlara gözlerimi devirip mutfağa doğru adımladım çiçeklerimi suya koymak için.
“Kâbus kişisinden cezalıyım aşağı inemiyorum sen o beladan kaçabilirsen yukarı kaç!”
Hah belaymış! Bana yiyeceği bir şeyler hazırlamam için yalvarırken ballı kız kardeşiydim ama.
“Tamam canım.”
Adımım hava kaldı.
Tamam? Canım?
Gözlerimi kısarak arkama döndüm. Arın sırıtarak şapşik bir ifadeyle merdivenlere bakıyordu ama gözleri bana çevrildiğinde yüzümde gördüğü ifadeyle öksürmeye başladı.
Tek kaşımı kaldırdım. “Hayırdır canım?”
“Melek o anlamda değil ötekine tamam dedim yani bela da değil. Sana asla bela demem.”
Konuştukça battığını anlaması için arkamı dönüp ilerlemeye devam ettim ama o hala konuşmaya devam ediyordu. O sırada Kaan’ın kahkaha atan sesi bizden uzaklaştı. Tabii ortalığı karıştırıp kaçardı.
“Hem bela olsan bile çok tatlı bir bela olursun. Çünkü sen her halinle çok tatlısın biliyorsun. Bir de saçlarını örünce çok tatlı-”
“Arın!”
Sesimi duymasıyla pıt pıt ardımdan koşturması bir oldu. Ve ben tam mutfaktan içeri adımımı attığım anda yanıma varıp beni kendine çekti.
“Selam.” dedi sevimli bir ifadeyle kafasını arkamdan öne uzatıp.
“Sana çok küstüm.”
Kafasını biraz daha eğip yanağımı öptü.
“Hala küsüm.” diye mırıldansam da sesim bariz bir şekilde yumuşamıştı.
Bu halime sırıttı ve ağzını resmen kocaman açarak dişlerini yanağıma geçirdi.
“Tamam tamam!” diye bağırdım yanağımın acısıyla ama gülüyordum. “Bırak aşkım yaa tamam küs değilim.”
“Gorçokton mo?”
Yanağımı bırakmadığı için boğuk çıkan sesine acı içinde olmama rağmen göz devirdim. “Ya gerçekten vallahi!”
Bıraktığında acıyla yanağımı sildim.
“Kopardın kopardın!” diye homurdandım ama bal gözlü sevgilim neşeyle gülüyordu.
“Kesinlikle çok tatlısın.” dedi bir de utanmadan.
Dudaklarımı birbirine bastırarak güldüm ve dirseğimi karnına geçirdim.
“Sen çok gıcıksın ama.”
Asla gıcık değildi. Kesinlikle ve sonsuza dek kalbimi çalmıştı ve yaptığı her şey çok sevimliydi. Ona bu kadar âşık olmak, birine bu kadar âşık olmak tehlikeli hissettirmeliydi ama karşımdaki kişi Arın’dı. Senelerdir gizlice beni seven ve açıkça sevmeye başladığında ise çok güzel seven kişiydi.
Yanağıma hızlı bir öpücük kondurup ben çiçeklerimi suya koyarken yemeklerimizi doldurmaya başladı çıkardığım tabaklara.
Babacım bak ne kadar hamarat ve çalışkan bir bey bulmuşum kendime.
“Ooo çok güzel kokuyor melek.” dedi Arın hevesle. “Ellerine sağlık.”
Tam sevgilime cevap verecektim ki o gereksiz ses yeniden yükseldi.
“Bana da getirin bir tabak!”
Sinirle kapıya adımladım.
“Ya sen daha yeni yedin yeni hayvan!”
“E balım çok güzel kokuyor dedi ama Kâbus! Haklı çok güzel kokuyor!”
Sinirle ayak tabanımı yere vurdum.
Bu çocuk beni delirtiyordu. Her güzel anın katiliydi resmen!
***
“Beğendin mi?” diye sordum gözlerimi hemen dibimdeki yüze dikerek. Son tavuğunu çatalına batırmış ağzına götürüyordu ama sorumla duraksadı.
Tüm yemek boyunca onun tepkilerini sapık bir şekilde izlememişim gibi ne diyeceğini merakla gözlerimi açarak bekledim. Tamam belki ona daha önce de yaptığım şeyleri yedirmiştim ama bu daha özeldi. Daha samimi hissettiriyordu. Bu yüzden her şey mükemmel olsun istiyordum.
“Yani güzel ama…” dediğinde korkuyla iç çektim. “Acaba ileride evimizi hastaneye yakın mı alsak ya melek? Her ihtimale karşı?”
Kurduğu cümleye nasıl bir tepki vereceğimi bilemedim. Yemeğime laf ettiği için küsüp trip mi atayım yoksa geleceğimizle ilgili planından, evimiz olacağından mesela, bahsettiği için çıldırayım mı?
Tabii ki önce trip atmayı seçtim. Çıldırma işini tek başımayken yapacaktım.
“Sen!” dedim sinirle kelimelerimi yutarak. “Yemeğimi beğenmedin mi?”
Sırıtışını zor tutuyormuş gibi dudaklarını birbirine bastırdı.
O konuşmayınca tabağımı kucağıma bıraktım ve kollarımı önümde birleştirip somurtarak gözlerimi kucağıma diktim.
Kulağımın dibinden gürültülü bir kahkaha patladı. Dudaklarımı büzüp kaşlarımı çattım. Benimle dalga geçiyordu!
“Ya tamam tamam meleğim benim.” dedi gülmelerinin arasından. Uzanıp omuzlarımdan tuttu ve kendine çekti bedenimi. “Şaka yaptım.”
Surat ifademi bozmadan omuz silktim.
“Gerçekten şakaydı. Aklımı kaybettim yerken çok güzel olmuştu.”
Kafamın arkasını omzuna doğru yaslayıp kirpiklerimin arasından gözlerine baktım. “Gerçekten mi?”
Gülümsedi. “Bundan sonra senin yemeklerini yiyerek hayatıma devam etsem dünyada cenneti yaşarım.”
Gülümsedim ben de. Bu çocuğa hemen erimemek elde değildi. Kollarımı çözüp elimi yanağına yasladım. Sesim utangaç çıksa da gözlerine bakmayı bırakmadım. Onun parıltılı bakışları yavaşça dudağımın üstüne düştü.
Yutkundum.
“Afiyet olsun bebeğim.”
“Bir gün.” diye fısıldayarak yüzünü yüzüme yaklaştırdı yavaşça. Kalp atışlarımın anında zıvanadan çıktığını duymasın diye nefesimi tuttum. “Ben de sana yemek hazırlamak isterim. Senin yaptığın gibi lezzetli olmaz ama olsun.”
“Çok isterim.” diye fısıldadım ben de güçlükle. Bal gözlerine yeşil gözlerimle tutundum tek nefeste. “Eminim harika olur.”
Yutkunarak dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Elim yüzüne daha fazla tutunurken kendimi ona daha çok yaklaştırdım. O da ellerini iki yanağıma yerleştirip üzerime eğildi.
Ben yine zaman durmuş gibi hissetmekten kendimi alamadım. Arın ile her zaman öyleydi ama. Bana hep zaman durmuş gibi hissettirirdi. Böylece ikimiz de o anda sonsuz olurduk.
“Sizin niye sesiniz kesildi?!”
Hızla geri çekildim. Arın da canım deyip durduğu kankasına ağzının içinde küfürler sıraladı.
“Ya sal bizi artık Kaan ya!” diye bağırdım hüsranla.
“Sesinizin kesilmesi çok şüpheliydi ne var?”
Arın avucunu yüzüne bastırdı. “Bu çocuğun her güzel geçirdiğimiz bir anı bozmadığı bir zaman dilimi var mı? İlk günden beri her şeyi bozuyor!”
Kaan’ı görecekmişim gibi sinirle merdivenlere bakmayı bırakıp anlamamış bir şekilde Arın’a döndüm.
“İlk günden beri mi?”
Arın’ın beni ilk gördüğü günden beri sevdiğini biliyordum. Beni sahile götürüp zaten çoktan öğrenmiş olduğum aşk itirafını yaparken bunu söylemişti. Ama Kaan’ın ilk günden beri bir anımızı nasıl böldüğünü anlamamıştım. İlk günden bir anımız mı vardı bizim?
“Evet.” dedi homurtuyla. Kafasını kaldırıp hüsranla yüzüme bakınca üzülmesin diye dudağına hızlı bir öpücük kondurup geri çekildim. Anında yüzü aydınlandı gülüşüyle.
“Kaan nasıl ilk günden beri her şeyi bozuyor ki?”
“İnan bana melek eğer Kaan seni ilk gördüğüm gün yüzüne karşı ‘Aaa sınıfımızda bir havuç varmış!’ diye haykırmasaydı seni bundan seneler önce tavlardım.”
Yanaklarım kızardı. Omzuna geçirdim utançla. “Ha ha! Bir kere ben sana tav olur muydum acaba? Şüpheli bence.”
Kalbimin atışlarını bozduğunu bilen bir gülüşle yüzüme yaklaştırdı bal gözlerini.
“Eminim seni çoktan benim meleğim yapmıştım melek.”
Şey, galiba ben de emindim evet.
Neyse.
***
Gözlerimi araladığımda tam olarak ne zaman yumduğumdan habersizdim. Kafam yumuşak bir göğse yaslıyken belimin etrafında hafif bir ağırlık vardı.
En son Arın ile birlikte film izlediğimizi hatırlıyordum. Yemeğimizi yedikten sonra tabaklarımızı toplayıp sohbet ederek makineye dizmiştik. Sonrasında da bizim için hazırladığım tatlıları hazırlamış, bal gözlü sevgilimin yukarıda tek başına kuduran kardeşime de bir tatlı tabağını götürmesi için yanına çıkmasına izin vermiştim. Hevesle merdivenlerden adımlamıştı.
Bu kadar can ciğer olmalarına bir tık sinirim bozulsa da işin aslı sevimliliklerine gülüyordum. Benim çocukluk arkadaşım yoktu, hatta bu seneye kadar kardeşim de yoktu. Bu yüzden küçüklükten beri birileriyle sürekli yan yana olmanın nasıl hissettirdiğini bilemiyordum. Ama sanırım bundan on sene sonra ben de bunu öğrenmiş olabilirdim. Ne de olsa seneler sonra abim ve arkadaşlarımla geçirdiğim süre geçmişe dönüp baktığımda onlar için çocukluk arkadaşları diyebileceğim kadar geçmiş olacaktı.
Arın, Kaan’ın yanında çok kalmadan yanıma geri döndüğünde ise kesinlikle gururlanmıştım. Her an beni aşağıda bırakıp onlar takılabilirdi. Gerçi Kaan’a kalsa kesin öyle olurdu ama Arın sevgilisinin değerini biliyordu işte. Hain abim gibi değildi.
Vücudumu gererek rahatlatmaya çalışırken gözlerimi kırpıştırarak açtım. Aynı zamanda açılan zihnimle Arın’ın kokusu burnuma dolmaya başladı.
Arın döndükten sonra tatlılarımızı yiyerek Rapunzel izlemeye başlamıştık. Birbirimize sarılıp uzanarak. Sanırım bir noktada bu halimiz ikimize de huzur verdiğinden uyuyakalmıştık. Filmin sonlarına geldiğimize emindim çünkü Rapunzel’in ailesiyle sarıldığı sahneyi izlediğimi hatırlıyordum. O sahneyi izlerken duygulanmıştım çünkü bana kendi aileme kavuştuğum anı hatırlatmıştı. Bu yüzden sonlara geldiğimize emindim ama sonrası yoktu bende. O noktadan sonra gözlerim kapanmış olmalı.
Açılan gözlerim karşımda babamı görünce henüz aslında uyanamadığımı anladım. Çünkü ta Bursa’da olan babamın elleri belinde kaşlarını çatarak karşımda durup bize bakmasının imkanı yoktu, kesin rüyaydı.
Arın belimdeki kolunu biraz daha sıkılaştırıp beni kendine doğru çekerken “Melek?” diye mırıldandı.
Ben ona homurdanmalı belirsiz bir cevabı ağzımdan çıkaramadan hayali babamın sesi “Melek?” diye sordu sert bir şaşkınlıkla.
Aynı zamanda Kaan’ın tanıdık kıkırtısını duyunca gözlerimi yeniden açtım.
Sonra gözlerimi daha kocaman açtım.
Çünkü babam buradaydı! Babam gerçekten buradaydı.
Arın’ın kolunu ittirmeye çalışarak “Babacım!” dedim tırtıklı bir sesle. Ama Arın beni o kadar sıkı tutuyordu ki kollarının arasından kalkamadım.
Babam her geçen saniye daha da sertleşen bakışlarıyla kaşlarını kaldırdı.
“Arın kalksana!” diye neredeyse bağırdığımda babamın yanında bu manzarayı keyifle izleyen sarı çıyan bir kez daha güldü. Hain kardeş. Orada durup izleyeceğine babamı engelleyemez miydin?
Kaan sesindeki neşeli bir tonla herkesin duyabileceği bir şekilde mırıldandı.
“Naneyi yedin papatya.”
***
Kaan Soylu
Bu hayatta beni en çok sinir eden kişinin senelerdir, sonradan kız kardeşim olduğunu öğrendiğim azılı düşmanım olduğunu sanırdım. Çünkü Rüya ile her zaman kavga eder, birbirimize sataşırdık. Ve beni her zaman sinir etmeyi başarırdı.
Ne zaman ki küçük kız kardeşim çıkmıştı o zaman ona sinir olmayı bırakmıştım. Gerçi Arın denen arkadaşım olacak kalleşle sevgili olduğundan beri yine sinirimi bozmuyor değildi o Kabus ama işin özü ona sinir olmayı bırakmıştım. Tatlı ve kardeşimdi. Tombik suratıyla her günün yirmi dört saatini beraber geçirirken tatlılığına nasıl dayanabilirdim ki?
Ama artık Kabusa sinir olmamama rağmen bu hayatta sinir olduğum bir başkası daha vardı. Kardeşimle ilişkimiz düzeldiğinden beri malum kişi daha çok sinirimi bozmaya başlamıştı. O pembe saçlarıyla, küçük çenesiyle sürekli havada tuttuğu küçük burnuyla Efes Saran başımın gerçek belası haline gelmeye başlamıştı.
Efes ile ilk tanışmamız onun ikizi Alper ile birlikte benim de takıma girdiğim gün gerçekleşmişti. Kendisi ikizini desteklemek için seçmelerimizi izlemeye geldiğinde onunla soyunma odasının kapısının dibinde çarpışmıştık. Anında sanki benim suçummuş gibi çemkirmeye başlamasıyla sinirlendiğimden onun boyunu küçümseyerek yanından uzaklaşmıştım. O günden beri benden nefret ediyordu. Bazı geceler huzursuz bir şekilde uyurken o cadının beni lanetlediğini düşünüyorum.
Boyuyla ilgili takıntısı olduğunu nereden bilebilirdim ki ama? Zaten o kadar da kısa sayılmazdı. Sadece ben çok uzundum. Çünkü küçüklüğümden beri basketbol oynuyordum, uzun olmam normaldi. Ama Efes için bu çok büyük bir sorunmuş. O zamanlar bilmiyordum tabii ki bu yüzden başıma bela aldığımı da fark edemedim. Ne yazık ki o günden bu yana yaptığım her hareket kendisine batıyordu e ben de çok uslu biri sayılmazdım. Sonuç olarak birbirimizin burnundan getirmekte ustalaşmıştık.
Ama şimdilerde yaptığı nedense daha da sinirimi bozuyordu. Emir denen piçin dibinden ayrılmıyor beni kudurtuyordu.
Tabii ki ondan hoşlandığımdan falan değildi. Sırf kitap karakterini çok sevdiği için saçlarını pembeye boyayan romantik ve hayalperest bir kızdan hoşlanacak değildim. Ama sonuçta yakın arkadaşlarımdan birinin kardeşiydi ve benim kız kardeşimin de en yakın arkadaşlarından biriydi. Tabii ki gereksiz şerefsizlerden onu korumak isteyecektim.
Pembeli: Kaan yeter artık ya! Sana ne oğlum benden. Rahat bırak beni.
Sinirim bozulmuş bir şekilde güldüm. Tek derdim iyilik yapmaktı ama işte onda bile yanlış anlaşılıyordum.
Ben: Bu kadar çirkin ve haysiyetsiz herifleri nasıl buluyorsun cidden çok merak ediyorum.
Pembeli kişisi tarafından engellendiniz.
Ben yine gıcıkça bir yanıt beklerken saniyeler içinde engellenmiş olmanın şokuyla yatağımda doğruldum.
“Beni engelledi.” dedim kendi kendime histerik bir şekilde. O gıcık kız beni engelledi!
Gözlerimi kısarak yazışmalarımızın, daha çok kavgalarımızın, olduğu ekrana baktım. O pembeli cadı beni engellemeyecekti.
Ben: *konum*
Ben: Alper. Kardeşim, Emir denen herifin Efes’i götürdüğü mekân.
“Hadi bakalım rahat bırakıyorum seni.” diye homurdandım. Emir denen şerefsiz nedense bana nispet yapar gibi Efes’i çıkaracağı buluşma için götüreceği yerlerden bahsedip durmuştu. Yaşım 18’i geçmiş olmasına rağmen benim bile gitmeyeceğim mekanlara henüz reşit bile olmamış Efes’i götürmesini boş boş oturarak izleyecek değildim tabii ki. Efes’i ikna edememişsem ben de işin içine aileyi karıştırırdım işte böyle.
Aşağıdakilerin derin bir sessizlik içinde olduğunu fark etmemle homurdanmayı bırakıp bir an odamın kapısından dışarı odaklanmaya çalıştım. Ama gerçekten mırıldanma gibi konuşma sesleri gelmiyordu.
Kaşlarımı çatarak şüphe içinde ayaklandım. Tamam sevgili olmalarına karışmıyordum ama o Arın denen herif ellerini kız kardeşimden uzak tutsa iyi olurdu.
Merdivenlerden aşağı tamamen inmeden önce sessizce kafamı aşağı uzattım ne yaptıklarına bakayım diye ama kardeşimle en yakın arkadaşımın birbirlerine sarılarak uyuyakalmış olmalarına şaşıramadan başlarında bekleyen babamı gördüm. Gözlerim şok içinde açıldı.
Ne zaman eve gelmişti? içeri girdiğini bile duymamıştım.
Gürültüyle aşağı inip salona girdiğimde fazlasıyla gergin babam gözlerini bana çevirdi.
“Bu ne oğlum?” diye sordu sanki karşımızda anlamlandıramadığı bir tablo varmış gibi.
Sorusuna cevap veremedim. Daha doğrusu cevap vermeyi göze alamadım. Beni de mahvederdi diye ufaktan tırsmadım desem kesinlikle yalan olurdu.
“Babam ne zaman geldin?” diye sordum kardeşim uyanmadan onun dikkatini başka yöne çekmeye çalışarak. O sırada muhtemelen az sonra naneyi yiyecek olan kız kardeşim yerinde kıpırdandı. Arın da sanki daha fazlasına gerekliymiş gibi kollarını kardeşime daha sıkı sardı.
“Melek?” diye sorduğunda kaşlarımı çattım. Şimdi bir tane tekmeyle şu herifi uyandırmıyorsam babamın yanımda olmasındandı.
“Melek?” diye sordu babam tanıdık bir histeriyle. Sanki o histerik sesi az önce ben çıkarmıştım. İstemsizce güldüm.
Bence biraz daha uyuması gerektiğini düşündüğüm tombul yanaklı kız kardeşim tam o anda gözlerini kocaman açtı tatlı tatlı.
“Babacım!” diye bağırışı dehşet doluydu. “Arın kalksana!”
Bu defa keyifle kıkırdadım. “Naneyi yedin papatya.”
Suratıma ters ters bakıp Arın’ın karnına dirseğini geçirdi. Suratına bir tane geçirmek istediğim arkadaşım irkilerek uyandı ve anında Rüya’yı kontrol etmeye başladı. “Ne oldu melek? İyi misin?”
Eğer babam burada olmasaydı Rüya’nın “Yaa!” diyen sesini duyacağımdan emindim. Fakat o kadar telaşlıydı ki çocuğa cevap veremeden kollarından kurtulmaya çalıştı.
“Bırak lan kızımı!” diye bir anda bağırdı babam. “Sarmış kollarını ahtapot gibi. İt herif.”
Arın korkuyla anında Rüya’yı bıraktığında neşeyle daha sesli bir şekilde güldüm. Arın boku yemişti.
“Ahahhaha babacım!” dedi Rüya sonunda ayaklanmayı başardığında. Sonra da hemen kollarını babamın gergin vücuduna doladı. “Hoş geldin! Ne zaman geldin? Bak ben papatyan. Beni özledin mi?”
Babamın Arın’a dikili sert gözleri kız kardeşime çevrilirken yumuşadı. Ve belindeki ellerini açıp kardeşime sarıldı ama Rüya’nın arkasından Arın’a yine ters ters bakıyordu.
“Hiç hoş bulmadım papatyam. Ne demek bu?”
Keyifle kendimi yandaki kanepeye attım. Adeta bir komedi izleyecektim. Keşke çekirdeğim de olsaydı.
“Ne ne demek babacım? Aaa biliyor musun ben çok güzel bir tatlı hazırlamıştım. Hemen sana da getireyim ağzımız tatlansın.”
Babam Rüya’nın kaçmasına izin vermedi ve sehpanın üzerindeki boş tatlı tabaklarına ters bir bakış attı.
“Sen şu herife mi tatlı yaptın babasının güzel papatyası?”
“Babacım o herif falan ayıp. Arın ya o.”
Cümlenin malum öznesi oturduğu yerde öylece kalakalmıştı. Ağzını açamıyor, yerinden kıpırdayamıyordu. Resmen korkudan ve gerginlikten gözlerini halıya dikmiş bekliyordu. Ecelini…
E tabii babama yakalanmayı beklemiyordu. Ama evimizde böyle rahat rahat kardeşime sarılıp uyursa abimlere de yakalanırdı babama da.
Babam Rüya’yı kucağına çekip Arın’ın karşısındaki kanepeye yerleşti ve kız kardeşimi dizine oturttu.
“Ne demek bu papatyam?”
Kâbus kardeşim tabii ki tüm tatlılığını kullanarak işin içinden çıkmaya çalışacaktı. İki elini babamın yanaklarına yerleştirirken gözlerini küçük bir kız çocuğu gibi belertti.
“Şimdi babacım bilmelisin ki biz yanlış bir şey yapmıyoruz.” diye bir de tatlı tatlı konuşması yok mu? Adeta tutup yanaklarından ısırılmalık bir kızdı.
Bir anda bir hüzün çarptı bedenime. Galiba Rüya’nın gerçekten küçük bir kız çocuğu olduğu zamanlara şahit olmak için tüm hayatımdan vazgeçebilirdim. Neredeyse aynı yaşta olsak da yine de onun büyüyüşüne şahit olmak için ruhumu satardım.
O kadın elimizden bunu da almıştı. Tatlı kız kardeşimin küçük bir kız çocuğu gibi elinde şekeri üstünde mor tütü elbisesiyle bize şımarma şansını elimizden almıştı. Sanırım hayatım boyunca en büyük nefretim bu yüzden olacaktı.
“Sadece birlikte film izliyorduk ama uyuyakalmışız azıcık. Çok değil ama babacım gerçekten. Azıcık.”
Yutkunarak boğazımda biriken gözyaşlarını geri göndermeye çalıştım. Ve küçüklüğünü göremediğimiz kız kardeşimin küçük bir çocuk gibi davranmasını izledim.
Babam da sanki benimle aynı düşünceleri paylaşıyormuş gibi ne kadar öfkeli olsa da Rüya’ya sevgiyle bakıyordu. Babamın bu konuda benden daha fazla acı çektiğini düşünmek gönderdiğim yaşların yeniden kalbime oturmasına neden oldu. Kızıyla geçirmesi gereken seneleri ondan çalınmıştı. Bununla nasıl yaşanırdı?
“O kollar niye öyle yapışmış sana güzel bebeğim?” diye sordu babam bir yutkunmanın ardından. Yine öfke dolu gözleri Arın’a dönecekti ki kardeşim hemen babamın yanaklarında duran elleriyle engelleyip yine kendisine baktırdı.
“Şimdi şöyle ki babacım sen beni hala küçük bir çocuk olarak görüyor olabilirsin ama papatyan artık büyüyor.”
Tüm duygusallığıma rağmen kahkaha attım. Rüya sanki sabahtan beri şekerden yapılmış gibi davranan kendisi değilmişçesine bana ters bir bakış attı susmam için. Tersinin ne kadar pis tekmeler içerdiğini geçirdiğimiz senelerden bildiğim için mecburen anında sesimi kestim.
“Bu da hayatımda erkek arkadaşım olabileceğini gösteriyor.”
“Allah Allah?” diye sordu babam. “Öyle miymiş?”
Rüya bu alayı anlamayıp ya da anlamazlıktan gelip kafasını salladı. “Öyle babam.”
Gözlerim hala halının desenlerini ezberlemekle meşgul olan Arın’a çevrildi. Mert abim ya da Onur abimden bu kadar çekinmiyordu ama işin ardında babam olunca bu hallere düşüyordu tabii. Çaktırmadan telefonumu çıkarıp daha sonrasında karşısına geçip kahkahalarla gülebilmek için onu videoya çekmeye başladım.
Halini gösteren birkaç saniyelik videoyu hemen tüm arkadaşlarımızın olduğu gruba yollamayı da ihmal etmedim.
Deliler Kurulu
Ben: *video*
Ben: Babam Rüya ile Arın’ı basınca Arın’ın halıyla yaşadığı aşk ektedir.
Özgür: Şaka yapıyorsunnnnnnn
Ayça: Abimin suratı ahahaha
Özgür: Arın fena sıçışlarda sayın seyirciler
Meriç: Nedense Yiğit amca ben ve Ayça’yı öğrendiğinde Arın dibimde kahkahalarla gülüyordu.
Meriç: Karma gelir böyle tırmalar.
Özgür: Meriç sıçarken tam olarak böyle bakıyor
Özgür: Kedi olan
Meriç küfür ederken sırıtarak random attım ve gruptan çıktım. Efes ile Alper’in mühim işleri, Efes’i o itin yanından ayırmak gibi mesela, olduğundan muhtemelen mesajlarımızı görmemişlerdi. Görünce Arın ile tertemiz bir alay edileceğinin keyfiyle sırtımı geriye yasladım.
Dikkatim tekrardan evimizin salonundaki kaosa çevrildiğinde Rüya’nın konuşmasını kesip can kulağıyla babamı dinlediğini gördüm. Arın da sonunda kafasını kaldırmış çekinerek babamı dinliyordu.
“Kesinlikle yakın temasa bulunmak yok tamam mı babacım? Çok nadiren sarılabilirsiniz o da selamlaşmak için. Uzaktan.”
Rüya’dan dayak yememek için ağzımı kapatıp elimin arkasından güldüm.
“Ayrıca bu herif seni üzerse hemen bana söylüyorsun alıyorum ifadesini tamam mı papatyam. Birbirinize karşı saygılı olmayı bilmelisiniz ve eğer sana saygısızlık yapıyorsa hemen onu tekmeleyerek kendinden uzaklaştırıyorsun.”
Kâbusum gülerek babamın yanağından öptü. “Merak etme babacım birbirimize çok iyi davranıyoruz.” Gözlerini kırpıştırarak kirpiklerinin altından çok sevdiği masum bakışını attı. “Şimdi tatlını getirebilir miyim? Ağzımız tatlanır.”
Babam gülümseyerek kardeşimin saçlarını öptü. “Olur papatyam getir de ağzım tatlansın gerçekten.”
Rüya neşeyle babamın dizinden kalkıp Arın’a mutluluk dolu bir bakış atarak mutfağa gitti. Muhtemelen bu meseleyi kimse dayak yemediği için kolaylıkla atlattığını düşünüyordu ama babamın aynı fikirde olduğuna pek katılmıyordum.
Çünkü Rüya gider gitmez öne doğru eğilip Arın’a ters bakış atmasının başka açıklaması olamazdı.
“Organize İşler filmini izledin mi Arın?” diye sordu babam düz bir sesle.
Arın sorunun alaka seviyesini çözememiş gibi bir an bana baktı ama ben de anlamamıştım bu yüzden omuz silktim.
“İzledim Demir amca.” diye mırıldandı yine de.
“Hah!” dedi babam absürt bit neşeyle. “Orada Cem Yılmaz’ın çok sevdiğim bir repliği vardır.”
Hangisi olduğunu tahmin ettiğim replik anında kafamda oynarken oldukça gürültülü bir kahkaha attım. Babam gülümseyerek yüzüme baktı. “Bildin sen hangi replik olduğunu oğlum söyle arkadaşına.”
Gözlerimi Arın’a çevirip Cem Yılmaz’ın sesini taklit ederek “Şimdi sizin kafanızda iki tane soru işareti var.” dediğimde Arın da anında hangi replik olduğunu anlayıp yutkundu. Onun korkmasını umursamadan sırıtarak devam ettim. “Bir: Dayak nedir? İki: Neden atılır?”
Babam az önce gülen kendisi değilmiş gibi dik bakışlarını yeniden halıyla aşk yaşamak üzere olan Arın’a çevirdi. “Sen hiç dayak yedin mi Arın?”
Arın yutkundu ve bir babama bakamadı ama sonunda her şeye rağmen gözlerini kaldırdı. “Onur abi bir ara temiz bir dövmüştü Demir amca.”
Babam kafasını sallayarak memnuniyetle onayladı. “Çok güzel çok güzel.”
Ayağa kalkıp Arın’a daha fazla baskı oluşturacak şekilde dibine kadar adımladı ve arkadaşımın başında durdu. Arın kafasını kaldırıp kendisiyle göz göze gelene kadar da başında sessizce durmayı bırakmadı.
“Kızıma fazla yaklaşırsan dayağın ne olduğunu eğer onu ağlatmaya yeltenirsen de dayağın neden atıldığını öğrenirsin. Anladın mı çocuğum?”
“Anladım Demir amca.”
Babam Arın’ın omzunu sertçe pat patladı. “Aferin. Akıllı ol.”
Sanırım o an Rüya içeri gelmeseydi babam neredeyse, neredeyse, haline üzüleceğim arkadaşımın omzunu göçertmeye devam edecekti muhtemelen ama Rüya tüm neşesiyle içeri girdi ve bunu engelledi. Sanırsam sevgilisini mutlak acılı bir ölümden son anda kurtarmıştı.
“Babacım bize Bursa’da neler yaptığını anlat.” dedi Rüya hevesle yaşanan kaostan habersiz.
Babam çaktırmadan oturduğu yere dönüp kız kardeşimi yeniden dizine çekti.
Omuzları müthiş bir rahatlamayla çöken Arın ile göz göze geldik. İşkence saati bittiği için altına sıçmaktan son anda yırtmıştı bence. Her zaman en çok çekindiği kişi babamdı normal olarak bu yüzden böyle hazırlıksız bir şekilde babama yakalanmış olması ona fena koymuştu.
Onun evde babama Rüya ile olan ilişkilerini itiraf etmek için provalar yaptığına yakinen şahit olmuştum.
Kesinlikle hiçbir provanın babamın üzerinde zaten işe yaramayacağını söylemeliyim.
Dudaklarını oynatarak “İyi yırttım.” diye mırıldandı. Kafamı sallayarak onayladım ama baş parmağımı boğazıma doğru götürüp kesiyormuşum gibi yapmayı da ihmal etmedim.
“Kardeşimi üzersen muhtemel sonun.” diye mırıldandım ben de aynı onun gibi. Gözlerini devirdi. Haklıydım ama. Eğer Rüya’yı üzerse Önce babam olmak üzere sırayla abilerim ve benim tarafımdan da bir tur öldürülür sonra geri getirip yeniden sırayla öldürürdük. Sonuçta biricik bebeğimizi el alemin çocuğu üzsün diye büyütmüyorduk. Her ne kadar el alemin çocuğu benim çocukluk arkadaşım babamın da neredeyse çocuğu sayılsa bile.
Ortalıktan kaostan ayrılınca sıkılarak dikkatimi telefonuma verdiğimde pembeli cadının engelimi kaldırıp öfkeli mesajlar atıp sonra yeniden engellediğini gördüm.
Pembeli: Gidip Alper’e yerimizi mi söyledin?
Pembeli: Ya sen kendini ne zannediyorsun?
Pembeli: Karşıma çıktığın ilk an selan okunacak.
Pembeli: Gıcık Apollon. Senden asla bir Jacks olmaz sen itici bir Apollon’sun.
Pembeli: Agaggaga gıcık!
Pembeli kişisi tarafından engellendiniz.
Apollon ve Jack kimdi herhangi bir fikre sahip değildim bile ama bir tahminde bulunacaksam eğer Apollon’un kesinlikle sevdiği bir karakter olmadığına iddiaya girebilirdim.
Sadistçe sırıttım.
Sanırım başıma bela almıştım.
Ve… Dürüst olmak gerekirse bu hoşuma gitti.
O pembeli cadıya kesinlikle bir Jacks olduğumu göstermekten onur duyardım.
Muhtemelen tam şu dakikada asıl belayı başına alan o pembeli cadıydı.
***
Selümmmmmmlerrrr
Nasılsınız?
Bölümü beğendiniz mi?
AGAGGAGA Demir Arın ile Rüya'yı yakaladııııı nbdfjbldfnbknlfk
Mert'in anlatımından Arın'a olan tepkisini okuduk gjsdbdlblkdv nasıldı sizce Mert'in tepkisi?
Mert ile Rüya kardeşliği???
Onur ile Rüya kardeşliği???
Kaan ile Rüya kardeşliği???
Neredeyse sona gelmişken bunu çok merak ediyorum cidden: En sevdiğiniz kardeşlik hangisi?
Arın ile Rüya ilişkisi nasıl?
Arın'ı seviyor musunuz?
Arın ile Kaan arkadaşlığı?
Demir'in Arın ile Rüya'ya tepkisi nasıldı????
Rüya tabii ki ailedeki herkese yakalanmasa olmazdı mglmsdnvlknvşkdn
Kaan'ın Arın ile hunharca dalga geçmesi ve Meriç'in buna tepkisi sdglvjnlkvnkşxnvc
Kaan'ın anlatımından da okuduk bu bölüm ve Efes ile çıtırdan düşüncelerini okuduk
Efes ile Kaan'a, Meriç ile Ayça'ya ve Deniz ile Venüs'e ayrı hikayeler yazmayı planlıyorum yani onların hikayesinde de en sevdiğimiz karakterleri yeniden okuyabilir, özlem giderebiliriz ama mevcut durumda şu anlık sadece planlıyorum. Ne zaman bu karakterlerin hikayelerini yazarım bilmiyorum.
Ve soranlar çok olmuştu buradan kısaca cevaplayayım bunu da zaten sonra uzun uzun konuşuruz: Evet başka kurgular yazmayı düşünüyorum. KSKK evreninden bağımsız hikaye fikirlerim de var ve hatta sıradaki kitabımı kurgulamaya başladım. Narçiçeği Yazı adında bir yaz kampı hikayesi olacak. Yepyeni, eğlenceli, arkadaşlıklarla ve aşkla dolu sımsıcak bir yaz kampı hikayesi olacak. Ama şimdilik bu kurgumla ilgili bilgilendirme bu kadar olsun, yazmaya başladığım zaman bol bol konuşuruz.
Neyse burada sohbetimizi bitiriyor ve sizi Final bölümüne hazırlanmanız için KSKK'nin 43 bölümüyle baş başa bırakıyorum.
İyi ki varsınız, iyi ki bu yolculukta yanımda oldunuz. Sizleri belki kişisel olarak tanımıyorum ama her birinizi çok seviyorum. Bolca sevgiyle, umutla, kızıl saçlı kara kedilerle. -kırmızı kalp, siyah kedi-
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 193.86k Okunma |
24.56k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |