6. Bölüm

Bölüm 6

Büşra Soyalp
bkuzgun

Selam Kediciklerimmmm!

Bölümü erken atabilmek için koştur koştur eve geldimmmm.

Keyifli okumalar <3

***

“Bugün deneme sınavından atıldığım için babam bana çok kızdı. Halbuki o kızıl kabus yüzünden atıldım denemeden. Cebime birinin telefonunu yerleştirip denemenin ortasında telefonun çalmasına neden oldu.’’

Kahkaha atarak sayfayı çevirdim. Evet, yapmıştım. Çünkü kimya sınavında nasıl yaptığını anlamadığım bir şekilde gidip sorularımı değiştirmişti. Dikkat çekmeyecek kadar sorumu yanlış şıkla değiştirmiş ve o sınavdan normalde alacağımdan çok daha düşük not almama sebep olmuştu. Ve beni geçmişti. Ben de intikam amacıyla onu denemeden attırmıştım. Gayet iyi bir ödeşmeydi.

”Nefret ediyorum o çirkin çilli suratından.”

“Sensin be çirkin!” diye bağırdım evde yalnız olmamın verdiği rahatlıkla. Kıçımı yayarak aptal, gıcık Kaan gereksizinin yatağında sağa döndüm.

3 kişilik ev ahalisi sabah erkenden gitmişti evden. Kocaman ev de bana kalmıştı. Bu yüzden hemen bunu fırsat bilip Kaan’a karşı kullanabileceğim bir şeyler bulmak için onun odasına damlamıştım. Ve çok karıştırmama gerek bile kalmadan kitaplığına yerleştirdiği günlüklerini bulmuştum. Hazineydi resmen.

Dünden beri Kaan’ın kardeşim olduğu gerçeğini sindirmeye çalışıyordum. Ne ironiydi ki okulda annem beni terk ettiği için beni rezil eden çocukla annelerimiz aynı çıkmıştı. Üstelik sadece annemiz değil babamız da aynıydı. Başka evlerde büyümüş kardeşlerdik ve açıkçası bu mide bulandırıcıydı. Sanırım Onur gıcığını bile kardeşim olarak kabul edebilirdim ama Kaan’ı asla. Çünkü Kaan hep düşmanım olmuştu ve onu düşmandan başka bir şekilde düşünmek mümkün değildi.

Tüm gece uyumamış ve bulunduğum bu durum hakkında ne yapacağımı düşünmüştüm. Ve ne kadar uzun düşünürsem düşüneyim bir çözüm bulamamıştım.

Bu evden gidemiyordum, Demir dün gece bunu çok net bir şekilde dile getirmişti. Nereye gitmeye çalışırsam çalışayım her zaman beni bulup eve getirmekten hiç bıkmayacağını söylerken yüzündeki kendinden emin ifade ona inanmamı sağlamıştı. Hem o bana bunu dile getiremeyecek kadar nazik biri olsa da ben gidecek bir yerim olmadığı gerçeğinin farkındaydım.

Komik olan şuydu ki dün hastaneden kaçmaya çalışırken en kötü Kaan’ın yanına bile giderim diye düşünmüştüm ve şu an bulunduğum yer ise tam olarak onun eviydi. Evrenin korkunç bir espri anlayışı vardı.

“Of yazın çok çirkin.” Diye mırıldandım sinirle. Sayfaları çevirirken gözlerim kabus kelimesini arıyordu. Tüm defter boyunca benden sadece kabus diye bahsetmişti. Adımdan dolayı bana böyle seslenmesi onun malum yaratıcılık becerilerini bana sorgulatıyordu.

10 gündür okulun basketbol turnuvasında olduğu için son sayfalara yalnızca müdürün odasına çağırılmamızı yazmıştı ve o gün yaşadıklarını falan. Üstten göz ucuyla baksam da son günlerde yazdığı şeyleri okumamıştım çünkü bana okulda yaşattığı durum yüzünden kendi kendine böbürlenişini görmek istemiyordum.

Sayfaları biraz daha çevirdim ama yazısını okuyup ne yazdığını anlamlandırabilmek o kadar zordu ki en sonunda sinirle defteri kapatıp aldığım yere geri bıraktım.

Zaten birkaç saattir onun odasında takılıyordum sadece. Telefonum yoktu bilgisayarım yoktu kitaplarım yoktu gerçek anlamda hiçbir şeyim yoktu bu yüzden sıkıntıdan patlıyordum.

Evimin yanmasına neden olmak yaptığım en aptalca şeydi. Karnımı doyurmak için prize taktığım tost makinesi ben uyuyakalmışken alev almış ve yangın bu şekilde büyüyüp tüm evi kaplamış.

Bunu dün gece elinde bir sürü poşetle yanıma gelen Mert anlatmıştı. Bana bedenime uygun onlarca kıyafet almıştı. Tarzımı bilmediği için her tarzdan kıyafet vardı poşetlerin içinde. Hiç halim olmadığı için kıyafetleri poşetten çıkarmamıştım ama tek bir şeyin bile eksik olmadığını biliyordum. Mert tam bir centilmendi ve her şeyi düşünmüştü. Bildiği tüm makyaj malzemelerini bile almıştı. Çok ama çok sevimliydi.

Poşetleri odama bıraktıktan sonra bile yanımda kalıp benimle sohbet etmeye çalışmıştı. Bana babasını ve kardeşlerini anlatırken heyecanlıydı. Kaan’ı okuldan tanıdığımı Onur’dan öğrendiği için heyecanla aramızın nasıl olduğunu sormuştu sürekli. Ben de hevesini kırmamak adına düşmandan beter olduğumuzu söylemek yerine farklı sınıflarda olduğumuzdan pek görüşmediğimizi söylemiştim. Kardeşinin deccalden farkı olmadığını bilmesine gönlüm el vermemişti.

Masanın üstünde bilgisayarı gördüğümde az kalsın ağlayarak şükürler edecektim. O kadar canım sıkılıyordu ki kafamı duvara sürtmek istiyordum sırf sıkıntım geçsin diye.

Yerimi yadırgadığımdan olsa gerek dün gece hiç uyku tutamamıştı. Ben de boş boş karanlık odada uzanarak güneşi doğurmuştum.

Evde birileri varken Kaan’ın odasını karıştırmak yemediği için odasında bilgisayar olabileceğini bile düşünmemiştim. Şimdi de resmen hazine bulmuş gibi bilgisayara sarılarak Kaan’ın yatağına zıpladım.

Mert, Kaan’ın henüz gelmeyeceğini söylemişti. Turnuvaları uzamıştı. Okul için turnuvaların iyi gittiği anlamına geliyordu bu ama Kaan’ın kaybetmesi daha çok işime gelirdi bu yüzden pek sevinemedim.

Ve Kaan hala olanları bilmiyordu. Yani dünya üzerinde en çok zorbaladığı, kalbini kırdığı ve karşılık olarak onun tarafından kendisinin de zorbalandığı kişinin kız kardeşi çıkacağından haberi yoktu. Burada olmadığı için ona söylememeye karar vermişler. Döndüğü gün onu almaya gittiklerinde babasının olanları anlatacağını söylemişti Mert. Halbuki telefonum olsa ona çoktan odasında bulunduğumu gösteren bir fotoğraf atar ve meraktan kudurması için de o gelene kadar onu engellerdim.

Ofladım. Keşke telefonum olsaydı. Kaan’ı kudurtmak muhteşem olurdu.

Bilgisayar açıldığında ekrandaki fotoğrafla bir an yutkundum.

Kaan, Mert, Onur ve Demir’in bir kumsalda gülümseyerek çektikleri bir fotoğraf vardı. Hepsinin gözünde güneş gözlükleri ve yüzlerinde inanılmaz bir mutluluk. Bu, içimde kocaman bir kıskançlık oluşmasına neden oldu. Benim artık ne bir ailem vardı ne de bu insanlarla aile olabilirdim. İmkansızdı.

Fotoğraftan bile aralarındaki bağın ne kadar sıkı ve muhteşem olduğunu görebiliyordum. Ben asla aralarına uymazdım, eğreti dururdum.

Dolan gözlerimi kırpıştırdım ve fotoğrafa bir daha göz ucuyla bile bakmayıp YouTube’a girdim. İlgimi çeken ilk şarkıyı açtıktan sonra iki elimi de yanağımın altına yaslayıp sessizce şarkıyı dinlemeye başladım.

Bir süre kafamdaki düşüncelerin içinden çıkamadım ama en sonunda bedenim uykuya yenik düşünce zihnimi sessizliğe teslim ettim.

***

“Ne oluyor lan?”

Kaşlarımı çattım uykumda.

“Senin ne işin var odamda?” Biri kolumu dürtükledi. “Rüya!”

Mırıldanarak sırt üstü döndüm beni rahat bırakması için.

Şok içinde “Bu halin ne?” diye soran sesi yine duyduğumda bağıracak duruma gelmiştim. Rahat bıraksana be beni!

“RÜYA!”

Yerimde zıplayarak gözlerimi açtım ve burnumun dibine kadar girmiş sarı çıyanı gördüm.

“Ay!” diye bağırıp korkuyla geri çekilmeye çalıştım ama kafam zaten yastığın üstünde olduğu için gidebilecek pek bir yerim yoktu.

“Ne işin var evimde? Odamda? Bir de bilgisayarımı almışsın.” Kınar gibi ses çıkardı.

“Sen ne zaman döndün ya?” diye sordum karşımdakinin Kaan olduğunu sonunda algılayınca. “Mert 3 gün sonra döneceksiniz demişti.”

“Maçı kaybettik, erken döndük.” Dedi üzüntüyle ama sonra aydınlanmış gibi gözleri açıldı. “Ayrıca Mert mi? Abim olan Mert mi? Kızım delirmek üzereyim ne işin var burada? Gizlice mi girdin? Sapık mısın? Beni mi takip ediyorsun? Sana yaptığım son şey için intikam almak mı istiyorsun?”

Boş boş yüzüne baktım. Daha beynim uyanmamış benim ne kafa ütüledin be kardeşim! Iy! Hayır bir saniye ıy. Kardeşim falan değil, hayır.

“Ailenden habersiz mi döndün sen?” diye sordum omzunu elimle ittirip yatağından kalkarken. Bilgisayardaki şarkı çoktan durmuş ekranı kendiliğinden kararmıştı.

“Sürpriz yaptım aileme.” Dedi gözlerime dik dik bakarak. “Sen anlamazsın.”

Yaptığı alaylı ima karşısında bir anda ona karşı yeniden içim soğudu. Yaşadıklarım yüzünden duygularım yok olmuş gibi hissediyordum hastanede uyandığımdan beri ama şimdi içimdeki nefret yeniden uyanmıştı.

“Mide bulandırıcısın.” Dedim yüzüne bakmaya bile tahammül edemeyerek ve yatağından kalktım hızla. “Babanı arayıp sorabilirsin burada ne işim olduğunu.”

Arkamdan bir şeyler söylese de onu duymazdan gelip odasından çıktım ve bana verilen odaya girdim.

Odanın kapısını ardımdan kapatırken Kaan’ın sesi kulaklarıma geldi yine ama benimle konuşmuyordu. Muhtemelen dediğim gibi babasını aramıştı.

Hiç benimmiş gibi hissettirmeyen odamda yavaş adımlarla yürüyüp pencerenin önündeki büyük bölmeye oturdum. Mert, benim için bu kısma minderler koymuştu.

Odamı bizzat kendisinin düzenlediğini söylemişti. Sanırım gerçekten benimle ilgilenmek hoşuna gidiyordu. Çok ilginçti bu kadar samimi yaklaşması ama bazen onunla göz göze gelince gözlerine bakmaya utanıyordum çünkü anlamsız bir şekilde bana o kadar içli bakıyordu ki! Üstelik babası ve kardeşi onlara annemi hatırlattığım için yüzüme uzun süre bakamıyorken onun bu davranışı içime işliyordu. Kalbimi ısıtıyordu.

Oysa kalbimin çalışmayı bıraktığına çok emindim günlerdir. Sanki içimi birileri kaşıkla boşaltmış da içimde hiçbir şey kalmamış gibi hissediyordum. Gerçi az önce kanıtlandığı üzere nefret hala kanımda dolaşıyordu.

Kafamı pencereye yasladım ve evin arka tarafındaki kocaman bahçeyi izlemeye başladım. Bundan 1 ay önceki benim bahçeye karşı içinde inanılmaz bir heves oluşurdu o bahçede zaman geçirebilmek için ama şimdiki ben boş bir alandan başka bir şey göremiyordum.

***

Demir, tam kırk iki dakika sonra evin kapısından içeri girdi. Öylece oturup bahçeyi izlerken ve içimden dakikaları sayarken Demir’in kapıdan içeri girişinin sesini duymuştum. Bundan tam on dört dakika sonra ise Kaan’ın itiraz eden bağırışlarını. Bağırdığı için söyledikleri çok anlaşılmıyordu ama ana metnin beni istememesi olduğunu anlayabiliyordum.

Tam o sırada sertçe kapıma vurulduğunda irkildim.

“Sen benim kardeşim değilsin!” diye evi inletince kapıya yumruk atanın kim olduğu anlaşıldı.

“Senden nefret ediyorum!” diye bağırdım ben de son gücümle.

Gerçekten ediyorum bu arada. Hayat bize böyle büyük bir kazık atarak bizi bir araya getirmişken ondan içten bir şekilde nefret ediyordum.

Birkaç dakika sonra odamın kapısı nazikçe tıklatıldığında ve kapı yavaşça açıldığında bu evde, odaya böyle girebilecek tek bir kişi olduğunu bildiğim için gelenin Mert olduğunu zannederek içimde kalan az buçuk neşeyle kıpırdandım fakat ne yazık ki gelen Mert değil onun büyük boyuydu. Babası yani. Demir.

“Gelebilir miyim Rüya?” dedi nezaket içinde ama yüzü yine hissizdi gözlerime bakamıyordu.

“Tabii.”

İçeri girip tek eline sıkıştırdığı poşetleri masamın yanına koydu yavaşça. Sanki bir şey söylemek istiyor da diyemiyor gibiydi.

“Okul için eşyalar var burada.” Dedi sonunda kafasını kaldırıp. Gözlerime baktı ama artık daha soğuktu gözleri. Anneme bu kadar benzediğim için önce annemden, sonra da kendimden nefret ettim. Oysa bu zamana kadar anneme benziyor oluşumla gurur duyardım. Komikti.

“Aklıma gelen her şeyi aldım fakat eksik bir şey olursa mutlaka söyle. Raporun yakında bitecek, anlaşılan Kaan ile aynı okuldaymışsınız.” Duraksadı. Sanırım birbirimize bu kadar yakın mesafede olup birbirimizden hiç haberimizin olmaması onu şaşırmıştı. “Artık beraber gidip gelirsiniz. Okul yakın olduğu için Kaan yürüyerek gidip geliyor ama sen iyileşene kadar seni arabayla bırakırım.”

“Teşekkür ederim.” Diye mırıldandım sessizce. Ardından kafamı pencereye çevirip dışarıyı izlemeye devam ettim çünkü o bana bakamıyorken onu izlemem tatsız duruyordu. “Fakat daha iyi hissediyorum, okula arabayla bırakmanıza gerek yok.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Ona bakmak, yüzünü incelemek, ona nelerimin benzediğini nelerimin benzemediğini öğrenmeye çalışmak istiyordum ama bunun yerine kendimi kasarak bahçeye bakmaya devam etmeye zorladım.

“Akşam yemeği yiyeceğiz birazdan.” Dedi ama beni açıkça davet etmedi. Bu ağzımdan alaylı bir gülüş çıkmasına neden oldu.

“Aç değilim. Size afiyet olsun.”

Onu göremesem de rahatladığını buradan hissettim. Benim onlarla aynı sofrada oturmamı istemiyordu.

Bunu dün akşam fark etmiştim. Aç değildim ve canım zaten bir şeyler yemek istemiyordu ama ilaçlarımı içmem için bir şeyler yemek gerekiyordu. Bu yüzden o ve Onur yemek yerken aşağı inme gafletinde bulunmuştum.

Yanlarına adımlarken Demir’in yüzünü göremesem de sırtının kasıldığını görmüştüm ben onlara yaklaşırken. Bana nezaketen yemeğe oturmamı söylemişti ama gözlerime bile bakamıyorken onlarla oturmak midemi bulandırmıştı.

Annemden o kadar nefret ediyordu ki karşındaki kişinin annem olmadığını bilmesine rağmen sırf onu anımsattığım için bence benden de nefret ediyordu.

Bu farkındalık omuzlarıma bindiği için aç olmadığımı söyleyip ilaçlarımın yerini bilsem de sırf boşuna yanlarına gelmiş olmamak için nerede olduğunu sormuştum.

Bu onu o kadar rahatlamıştı ki oradan nasıl kaçacağımı bilememiştim. Sonra da zaten odama gitmiş ve bir daha odamdan çıkmamıştım. Ta ki onlar evden çıkana kadar.

Annem ve babamdan beni bu duruma soktukları için o kadar nefret ediyordum ki!

“Daha sonra acıkırsan diye sana yemek ayıracağım.”

Cevap vermedim. Dışarıda ilgi çekici bir şeyler varmış gibi pencereye bakıyordum ama aslında camın yansımasından onu izliyordum.

Bu yüzden odadan çıkmadan önce bir anlık da olsa duraksadığını ve bana bakarken elini kalbine koyduğunu görmüştüm. Az kalsın benim elim de kalbime gidecekti.

Dudaklarımın titreyişi belli olmasın diye vücudumu kastım ve dolan gözlerimi kırpmadım yaşların akmaması için.

Arkasını dönüp hızla odadan çıktı.

Hissizliğime darbe gibi inmişti bu hareketi. Sanki kalbine dokunmuşum da beni orada tutmak ister gibi hissettirmişti.

Fakat kendimi kandırdığımın gayet farkındaydım. Bunca senedir babam olan adam bile beni kalbinde tutmak istememişti sırf kan bağımızın olduğunu öğrendiği için neden bu adam beni kalbine almak istesindi ki?

İstemezdi.

Zaten ben de onu istemiyorum o yüzden sorun yoktu. Annemi de istemiyordum babamı da. Hepsinden nefret ediyordum.

Ama ne olursa olsun galiba yine de en çok birinin kalbinde yer edinememiş olmamdan nefret ediyordum.

Hiç sevilmiyor olmanın hüznü kalbime dokunuyordu.

***

Merhabaaaa! Bölümü beğendiniz mi?

Başlangıç olarak karakterler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Soylulardan aile olur mu ne dersiniz?

Bölüm : 26.09.2025 18:30 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...