7. Bölüm
Büşra Soyalp / KIZIL SAÇLI KARA KEDİ / Bölüm 7

Bölüm 7

Büşra Soyalp
bkuzgun

Ballı Kara Kedi okuyucularım tekrar selam! Gittikçe çoğaldığımızı görmek beni aşırı mutlu ediyor. Hepiniz hoş geldiniz <3

Bugünün ikinci bölümü bu. Bu yüzden 6. bölümü okumayı unutmayın. Hem 6. bölüm kısa olduğundan hem de 1k'ya ulaşmış olmak beni aşırı sevindirdiğinden bugün bir bölüm daha paylaşmak istedim.

Önümüzdeki hafta cuma günü tekrardan buluşmak üzere ballarım! <3

Keyifli okumalar hepinize. Lüten oy bırakmayı ve yorum yapmayı es geçmeyin <3

***

Yağmurdan her zaman nefret ettim.

Küçüklükten gelen bir şey bu sanırım. Çünkü kendimi bildim bileli yağmuru sevmezdim. Romantik yağmur sahnelerini severdim hep ama yağmurun kendisi bana hiç geçmezdi. Islaklığından, gözümün önünü görememekten, makyajımın akmasından ya da daha da kötüsü saçlarımın birbirine girmesinden nefret ederdim. Bu yüzden yağmur sonrası etrafa yayılan buram buram ıslak toprak kokusu da bana huzur vermezdi.

Ama tam şu an okulun yanındaki bir bankta tek başıma otururken ve hayatımda hiçbir şey yolunda gitmiyorken günlerdir bana huzur veren tek şeyin bugün yağan yağmurun ardında bıraktığı toprak kokusu olması beni üzüyordu.

Annemin kokusunu hatırlatmıştı bana. Bu yüzden bu haldeyken huzur bulmak çok üzücüydü. Ve artık annem olmadığından yağmur bana annemi hatırlattığı için ondan daha çok nefret ediyordum.

Bu yine de yarım saattir burada oturmaya devam edip toprağın rahatlatıcı kokusunun burnumdan kalbime girmesine izin vermeme engel degildi. Hiçbir düşünmüyordum, hareket etmiyordum ya da gözümü öylece yeri izlemekten alıkoymuyordum. Sadece koku vardı algılarımda ve artık annemin olmayışı daha da üzücüydü.

Komikti. Normalde asla yağmur yağarken dışarı adımımı atmazdım fakat öğle arasına girdiğimizde kantine gidip yiyecek bir şeyler almak için sınıftan çıkmıştım. Yolun yarısını bitirdiğimde aklıma gelmişti hiç param olmadığı.

Hiç yoktu. Yangında her şeyi kaybetmiştim zaten ama paramın da gideceğini ya da paraya ihtiyacım olacağını sonrasında düşünememiştim.

Bu yüzden kendi kendime bir deli edasıyla kahkaha atıp insanların bakışlarını üzerime çektiğimde yapabileceğim tek şey herkesi ardımda bırakıp sessiz bir yere gitmekti. Nefes almaya ihtiyacım vardı.

Ani bir hareketle kapıya yönelip kendimi dışarı atmam da bundandı. Yağmur yağdığını da işte ancak çıkınca fark edebilmiştim. Geri dönmek çok ağır geldiğinden de kendimi tek tük birilerinin olduğu bahçeye atmaktan çekinmemiştim.

En uzaktaki ıslak banka çökerken üstümde montum yoktu ve eteğim de gömleğim de çoktan ıslanmıştı ama o koku burnuma bir kez dolunca bırakmamıştım işte.

Yarım saat sonra da işte hala buradaydım. Hayatımın acınası bir noktasından kendime bakıyordum.

“Çok ironik aslında, ha?”

Biri yanıma destursuz otururken irkilerek daldığım yerden uzaklaştım ve gelene baktım.

Yanıma oturan çocuk benim gibi bankın ıslak olmasını umursamamıştı. Yağmur durmuştu çoktan ama hüznünü ıslaklığıyla ardında bırakmıştı.

Kaşlarımı çattım.

“İronik olan ne?” diye sorarken tanımadığım bu çocuğun neden özellikle yanıma geldiğini sorguluyordum. Onu daha önce okulda çok görmüş olsam da birebirde hiç iletişimimiz olmamıştı. O genelde kendi grubundaki karanlık havaları olan çocuklarla takılırdı. Ben de işte Eylem ile. Düşmanlıktan da olsa bir yerde maalesef Kaan ile.

“Sen bundan seneler önce Yasemin’e Kaan için tokat atarken Kaan’ın senin onu koruduğun şeyle seni vurması.”

Söyledikleri karşısında şok içinde yutkundum. Daha birkaç gün önce aynısını düşünmüşken bunu demesini beklemiyordum.

“Bunu da nereden biliyorsun?” dedim şaşkınlıkla.

Gözlerini bana çevirip gülümsedi. Cebinden bir çakmak bir de sigara paketi çıkarırken rahattı. Okulda oluşumuz umurunda değil gibi görünüyordu.

“Önemli mi?” derken sigarasını paketten çıkarttı ve hüzünlü bulutlar yüzünden kararmış havayı aydınlatan bir ateş yaktı çakmağıyla.

Ateşi görmek bir anda irkilmeme sebep oldu. Bir anda sanki kendimi yanan evin ortasında bulmuştum yeniden.

Ensemdeki tüyler kendini hatırlatır gibi ürperdi.

Sıcaklığı hissettim yeniden. Yalnızlığı ve korkuyu. Çoğunlukla korkuyu.

Yutkundum ve gözlerimi kırpıştırarak kendime gelmeye çalıştım. Anlık sessizliğimi merak ettiğinden olsa gerek gözlerini bana çevirdi ben de dehşete düştüğümü anlamaması için aklıma gelen ilk şeyi söyledim hemen.

“Hocalar yakalarsa ceza yersin farkında mısın?”

“Hocalar görmek istediklerini görüyorlar. Yakalamazlar beni.”

Haklı sayılırdı. Kaan ile birbirimize bin bir türlü şey yapmıştık da çoğunu fark etmemişlerdi bile.

Sessizce yanımda oturup bir süre sigarasını içti. Ben ise merakla ona bakıyordum. Yanımda bu kadar rahat olması garipti.

“Neden yanıma geldin?”

Sesim çok kısık çıkmıştı ama beni duyduğunu biliyordum.

Dirseğimi bankın sırtına yaslayıp kafamı avucumun içine yerleştirdim. Yeterince ıslandığımdan daha fazlası koymuyordu.

“Çok yalnız görünüyordun.” Dedi dürüst bir şekilde. “İçim el vermedi.”

İçimdeki birtakım kırıklar kalbime batmış gibi hissettim.

“Teşekkürler. Yalnız hissediyorum.”

Benim gibi bankın ıslaklığını umursamadan sırtını yasladı. Ben ona bakıyordum o da önümüzden gelip geçenlere.

“Evini yaktın mı gerçekten?”

Gözlerimi devirdim meraklı sorusu karşısında. Bugün yangından bu yana okula dönüşümün ilk günüydü ve herkesin dilindeki şey evi içindeyken bilerek yaktığımdı. Kendimi öldürmek istemiştim onlara göre. Herkes ruhsal olarak ne kadar güçsüz ve psikolojik olarak ne kadar sorunlu olduğumu konuşuyordu. Hepsinden nefret ediyordum.

“Bilerek değil.”

“Sonuç olarak yaktın ama.” Diye diretince mecburen kafamı sallayarak onayladım.

“Evde tektim, tost makinesini prize takılı unuttum.”

Gözlerini gözlerime dikip onaylamazca kafasını salladı.

“Küçük değilsin, böyle şeylere daha dikkat etmelisin.”

“Doğru ama dikkatim çok dağınıktı son günlerde malum.”

Kaan’dan bahsettiğimi sanıp yüzünü buruşturdu.

“Kaan’ın yaptığı şey şerefsizceydi.”

Ses çıkarmadım buna ama hak verdim.

“Yine de hayatımdaki en büyük sorun onun bunu yapmış olması değil.” Dedim alayla gülerek. Şaka gibiydi ama gerçekten de değildi. Daha da büyük dertlerim vardı. O pislik aynı kandan kardeşim çıkmıştı, daha ne?

Sigaradan bir nefes çekip bana baktı.

İçtenlikle “Ne kadar zor olduğunu anlayabiliyorum.” Dediğinde onun da aynı yaradan muzdarip olduğunu anlamıştım hemen. Gözlerindeki kırık parıltıdan belliydi ama yüzü hiç belli etmiyordu.

Cılız bir gülümseme kondurdum dudaklarıma.

O sırada Kaan ve Arın’ı gördü gözlerim hiç istemesem de. Okul bahçesinden içeri giriyorlardı. İti an çomağı hazırla diye boşuna dememişlerdi.

Göz göze geldiğimizde ikisinin de kaşları çatıldı ama onlardan ilgimi çekip dikkatimi yanımdaki çocuğa verdim.

“Adın ne?”

“Meriç.”

“Ben de Rüya.”

“Biliyorum.” Derken gözlerini kısarak tam önümüzden geçen gıcık ikiliye baktı.

“Sen de sevmiyorsun anlaşılan onları.” Diye bir tespit yaptım. Kaanlar da Meriç’e aynı bakışları atmışlardı. Ardından yanımızdan yavaşça uzaklaşmışlardı.

“Gönül işlerimiz karıştı onlarla, yıldızımız bir daha da barışmadı.”

Bu konu bir anda ilgimi çekince yerimde doğruldum. Hareketimi fark edip ilgisini yine bana verdi.

“Öyle mi?” diye sorduğumda güldü. Meraklı olmam komik değildi. “Kime aşıksınız? Kaan mı Arın mı?”

“Yasemin’e.” Dedi yüzünde aniden beliren huzurlu gülümsemeyle. Kızın ismini söyleyince bile bir anda havası değişmişti çocuğun.

Elindeki sigarayı söndürüp hemen yanındaki çöpün içine attı.

Gerçekten de hocalar yakalamamıştı. Oysa ben yapsam şimdiye on farklı hoca belirirdi başımda.

“Kaan’ın da gönlü kaymıştı ona geçen sene. Kavga ettik bu yüzden.”

“Oha. Hiç haberim yoktu bundan.”

Alttan alttan gülerek çenesini kaşıdı.

“Senin burnunun ucundakinden haberin yok ki zaten.”

Kaşlarım çatıldı anında.

“O ne demek?” İlgimi aşırı çekmişti bu dediği ama söylediği şeyin ucunu açık bırakarak sadece omuz silkti. Kendi kendine bir şeyler salladığını düşündüğümden üstüne düşmedim.

“Sen Yasemin’e attığım tokadı oradan biliyorsun demek.” Dedim bir anda aydınlanma yaşayarak. Yasemin’le onları konuşurken görmüştüm birkaç defa. Arkadaşlardı yani. O anlatmış olmalıydı. “Kusura bakma,” dedim utana sıkıla. Kaan’ın yaptığının ardından mahcup olmuştum kıza. “Sevdiğin kıza vurmuş bulundum.”

“Biraz öyle oldu.” Dedi muzip bir edayla. “Ama o zaman söylediklerinin ne kadar acımasız olduğunu anlamıştı. Kaan keşke buna değen biri olsaydı.”

Omuz silktim.

Bu konu özelinde diyecek tek bir kelimem yoktu artık. Çocuk kardeşim çıkmıştı, yani daha doğrusu abim. Ben bununla baş etmeye çalışıyordum. Yaptıklarını hatırlamayı bırakmıştım.

Ellerini dizlerine bastırıp ayaklandı.

“Kalk da sınıfına git kızıl bela,” dedi bana üstten bakarak. Gömleği ıslanmış ve üstüne yapışmıştı, siyah saçları tam serseriliğine yaraşır şekilde dağınıktı. Sigara kokuyordu ve biraz kaba görünüyordu ama hissettiğim şu yalnızlık anında bana eşlik ettiği için içimde koskocaman bir minnet vardı. “Kaloriferin orada kurunmaya bak. Hasta olduğunda bakacak kimse yoksa hastalık çok zor geçiyor.”

Son cümlesiyle dudaklarım titredi ve ben engelleyemeden gözlerim doldu. Meriç ise dolu gözlerime bakarak yutkundu. Gözlerindeki telaş parıltıları ayyuka çıktı.

Gözlerimin dolduğunu görünce anında telaş yapması komikti ama gülemeyecek kadar kalbimi kırmıştı söylediği şey. Yaşamıştı da biliyordu, yaşayacağımı da biliyordu. Ailelerimizin günahını, derdini bizim çekmemiz acımasızlıktı.

“Ağlama ağlama.” Sıkıntıyla çevreye baktı sanki her an yardım çağıracakmış gibi. “Özür dilerim seni üzmek için söylemedim.”

Gülümsedim akmayan yaşlarımla gözlerim dolu dolu.

“Sorun yok, üzmedin beni.” Dedim titrek bir sesle. “Birkaç haftadır bana böyle nezaketle yaklaşan tek insan sensin, teşekkür ederim. Sen gelip benimle konuşana kadar birine ne kadar ihtiyacım olduğunu anlamamıştım. Minnettarım.”

Dudaklarını birbirine bastırdı önce. Duygulandığını anlamıştım ama bunun üstünü örtmekte başarılıydı. Bu yüzden elime uzanıp beni ayağa kaldırırken yüzüne alaylı bir gülümseme yerleştirdi.

“Sakın bana aşık olayım deme kızıl bela, benim gönlüm başkasında. Benden sana yar olmaz.”

Kıkırdadım.

Elini çektiğinde yan yana okula doğru yürümeye başladık.

“Çok zor olacak ama dayanmaya çalışacağım.” Diye alayına ortak oldum ben de eğlenerek. Yağmur yine başlayacak gibi azar azar sularını damlatmaya başlayınca kafamı kaldırdım. Nefretle gökyüzüne bir bakış atmadan edemedim.

Yağmurdan nefret ediyordum.

Tekrar önüme döndüğümde okulun kapısında duran Arın ile göz göze geldim. Bomboş bir ifadeyle bakıyordu. Bize baktığına emindim ama neden böyle bakıyordu anlam veremedim.

Yüzünü daha fazla görmek istemediğim için gözlerimi devirerek önüme döndüm ve Meriç ile sessizce onun yanından geçip okula girerken bir kere daha bakmadım.

Aynı sessizlikle sınıflarımızın olduğu kata çıktığımızda Meriç’e döndüm ve küçük bir tebessüm yerleştirdim dudaklarıma.

“Teşekkürler.” Deme ihtiyacı duydum yeniden. “İyi dersler.”

İşaret ve orta parmağını birleştirip alnına götürdü ve havalı bir selam hareketi yaptıktan sonra arkasını dönüp sınıfa girdi. Anlaşılan minneti karşılamakta güçlük çekiyordu, muhtemelen utanıyordu.

Bu düşünceye sırıtarak sınıfa girdim. Meriç’i çok tanımıyordum ama onu küçük bir oğlan çocuğu gibi utandırmış olmak keyfimi yerine getirdi.

Fakat sınıfıma girdiğimde tüm keyfim iğne batırılmış balon gibi söndü.

Eylem ve sınıftan birkaç kişi benim gelmemi bekler gibi öğretmen masasının oradaki toplanmış ben içeri girince hevesle yüzüme bakmışlardı.

Gözlerimi devirdim.

Eylem ile küstüğüm günden bu yana sınıftaki arkadaşlarım bana karşı anlamsız bir tavır takınmışlardı. Bana karşı çok kaba ve acımasız davranıyordu çoğu, çok nadir bana karışmayan vardı fakat onların da bana yapılana sesi çıkmıyordu. Üstelik bu durum benim raporlu olduğum birkaç haftada daha da artmış gibi hissediyordum niyeyse.

Garipti. Her an bana laf sokmak için an bekliyorlardı. Ve bu sabah okula geldiğimden andan beri de evimde çıkan yangın konusunda benimle alay ediyorlardı.

Sıram pencere kenarında olduğundan sırama gitmek için öğretmen masasının yanından geçmem gerekiyordu bu yüzden biraz gerilsem de oradaki arkadaşlarımı takmadan önlerinden geçmeye çalıştım.

Yakup bir anda önüme geçti yüzüne alaylı bir gülüş kondurarak.

“Naber Rüya?”

“Sana ne be?!” diye çirkefleştim ve omzunu ittirip yanından geçmeye çalıştım ama parmaklarını bileğime sararak beni durdurdu.

Midemi bulandıran mavi gözleriyle vücudumu baştan aşağı süzdü.

“Ne o ateşini yağmurla mi söndürmeye çalıştın?” diye sordu pis pis sırıtarak.

Diğerleri kahkaha atarken yüzümü buruşturarak bileğimi elinden kurtarmaya çalıştım. Ama bırakmadı.

“İğrençsin!” Bacağına bir tekme geçirdim sertçe. “Bırak kolumu.”

Yakup, tekmemle canı acısa da bileğimi bırakmadı üstüne bir de Öykü de yanımıza yaklaşıp ıslak saçlarımı omzumdan çekip arkaya attı.

“Neden öyle diyorsun ki? Herkes evinde nasıl ateşlendiğini konuşuyor.”

Eylem ve diğerleri bizi kıkırdayarak izlerken o ikisinin yüzünde iğrenç esprilerinden memnun gülüşler vardı.

“Bana dokunmayı kesin!” diye bağırdım. Boştaki elimle Öykü’nün bileğini tutup sert bir şekilde arkasındaki masanın kenarına vurdum. O elini çekince de Yakup’un kolunu tuttuğum gibi bacak arasına bir tekme attım. Çok ama çok sinirli bir tekme.

Küfür ederek bağırdı ve geri çekildi.

“Bir daha sakın bana dokunmayın ezik aptallar!” diye bağırdım tüm hepsine tek tek bakarak.

Gülmeyi kesmişlerdi.

Önüme gelen saçlarımı sinirle itip bana ağzının içinde dile getirmek bile istemediğim küfürleri eden çocuğa bir tekme daha attım.

Üzerime saldırmak için öne atıldığında korkuyla geriledim.

“Kızım gebertirim seni!”

Korksam da gerilemeyi aniden bırakıp ben de onun üzerine yürüdüm. Yeniden bileğimi tutmaya yeltenmişti ki kapıdan sert bir ses gelince durdu.

“Ne oluyor burada?”

Nefretle Kaan’a baktım. Kaşlarını çatarak Yakup’a bakıyordu.

“Ne olacak?” diye sordu Yakup alayla yüzüme bakıp utanmadan saçıma dokunarak. “Birileri kendini sınıfın prensesi sanıyor.” Kulağıma eğildi. “Annesinin terk ettiği küçük uyuyan güzel.”

Sinirle elini ittirdim yeniden. O masal öyle değildi bir kere!

“Ellerini benden uzak tut dedim sana geri zekalı!”

Onu ittirdim ve neredeyse tahtayla arasına sıkıştığım boşluktan çıktım.

“Müdür bizi çağırıyor Rüya.” Dedi Kaan soğuk bir sesle.

Öfkeli bakışlarımı ona çevirdim ve arkamdaki salakları umursamadan kapıya yürüdüm. Fakat Kaan aptalı kapının önünde durup geçişi kapattığı için sınıftan çıkamadım.

“Çekilsene!” diye ona patlasam da beni takmadan ters bakışlarını arkamdaki bir yere odakladı.

Onun ergen mafya tavırlarını çekemeyeceğimi fark edince omzundan ittirip geri adım atmasına neden oldum. Neyse ki o da bana zorluk çıkarmadan gözlerini sınıftan çekip yanımda yürümeye başladı.

“O çocuk sana mı karışıyordu?”

Ters ters suratına baktım. Bu ağır abi tavırları çok sinir bozucuydu. Üstelik ondan beklemediğim bir tavır olduğundan şaşırtıcıydı da.

“Sana ne? Umurunda mı?”

Gözlerini devirerek ofladı.

“Tabii ki değil. Seni umursamıyorum.”

Önüme döndüm öfkeyle. Hepsi onun suçuydu zaten. Ses kaydını okula yaymasaydı okul hala güvenli alanım olabilirdi. Ama artık bir hapishaneden farklı gelmiyordu. Herkes beni ya ses kaydından ya da yangından vurmaya çalışıyordu. Ses kaydı olmasa belki yangın olayının bile üzerine düşmeyeceklerdi.

Kaan’dan nefret ediyorum. Hepsinden nefret ediyorum.

Merdivenlerden yukarı çıkarken yüzünü buruşturdu birkaç kere. Kıvranarak yüzüme bakıp duruyordu. En sonunda dayanamamış olacak ki ağzındaki baklayı çıkardı.

“Meriç itiyle ne konuşuyordunuz bahçede?”

Suratına bir tane geçirmemek için kendimi zor tuttum. Bu salak acaba bir haftada kendini abim falan mı sanmaya başlamıştı?

“Sana ne Kaan? Ne bu merak? Kendini son durumlardan dolayı şeyim mi zannediyorsun?” diye sordum ters ters de içimden abim demek gelmediğinden şeyim demiştim.

“Ne münasebet?” Yüzündeki benimkinin aynısı bir sinir vardı. “Ne alaka yani? Soru sorduk işte.”

Sabır çekerek önüme döndüm.

“Soruma cevap versene.” Diye diretince koridorun ortasında durdum. Birazdan ders zili çalacağı için koridor kalabalıktı.

“Oğlum sen sorunlu musun? Derdin ne? Sana ne ne demek anlamıyor musun?”

İnsanlar bizim kavga etmemize alışık olduğundan yanımızdan sanki normal bir anmış gibi geçip gidiyorlardı. Oysa ben sinirden köpürmek üzereydim. Zaten sınıfta olanların öfkesini üstümden atamamıştım. Bir de üstüne bu dengesize maruz kalmak zor geliyordu.

“Anlamıyorum var mı?! Ne konuşuyordunuz o itle?” Dişlerimi sıktım. Gözlerini rahatsız olmuşçasına başka tarafa çevirdi. “Onun o serseri gülüşüne kanıp bizim durumumuzu anlatmamışsındır umarım. Kimsenin bilmesini istemiyorum. Yoksa bana ne?”

Derdini anlayınca yine ve yeniden gözlerimi devirip yürümeye devam ettim.

“Merak etme tabii ki anlatmadım. Ben de kimse bilmesin istemiyorum.” Yan gözle yanımda yürüyen çocuğa baktım. “Hocalar da aynı şekilde. Kesinlikle müdür de bilmiyor.”

Bana doğru bir adım yaklaştı.

“Babam velayetini aldığı zaman kimliğini de değiştirecek ama. Soyadın değişecek yani.” Dedi sessizce.

Şaşkınlıkla gözlerine baktım.

“Hayır bunu yapmayacak, yapmasına gerek yok.” Dedim hüsranla. Babam zaten benden gitmişti. Bir tek bana ondan soyadı kalmıştı. Onu da mı alacaklardı?

“Babam başka türlüsünü kabul etmez. Başka bir adamın soyadını neden taşısın kendi kızı?”

Kendinden emin konuşması sinirimi bozuyordu.

Dudaklarımı sımsıkı birbirine bastırdım.

“Velayet davası uzun sürüyordur eminim.” Diye mırıldandım kendimi ikna etmek istercesine. Ama Kaan en güzel anların bile katili olduğundan kendimi teselli etmeme izin vermedi.

“Bir dava olacağından bile emin değilim. Baban velayetini babama devretmek istiyormuş.”

Kalbim hızla atmaya başladı. Müdürün odasının önüne geldiğimizden durdum içeri girip konuşmamızı bölmemek için.

“Babam, babanla mı konuşmuş?” diye sordum hüsran içinde. O sırada zil gürültülü bir şekilde çaldığından hüsran dolu sesimi yuttu ama Kaan’ın gözlerinden yüzümdeki ifadeyi gizleyemedi.

Bir an bana acıdığını hissettim. Ve bu midemi bulandırdı. Bu durumu Kaan ile konuşuyor olmak bile midemi bulandırdı.

“Ben konuştuklarını duymadım ama babam anlattı. Avukatlarla halletmek istiyorlarmış.”

Titreyen ellerimi yumruk yaptım ve tüm vücudumu sıkarak titremelerimi belli etmemeye çalıştım.

Babam; Demir ile haberleşiyordu, velayetim hakkında konuşuyorlardı, benim yangından zor kurtulduğumu ya da tanımadığım bir adamın evinde yaşadığımı biliyordu ama bir kere bile beni sormak aklına gelmiyor muydu? Bir kere bile benimle konuşmak istemiyor muydu?

Adeta hüsran içindeydim. Öyle ki Kaan’ın ilk defa bana üzgünce baktığını görüyordum.

Boşalan koridorda gereksiz bir şekilde durduğumuzu fark ederek yutkundum ve binbir çabayla dolmasını engellediğim gözlerimi hayatımdaki en nefret ettiğim insana diktim.

“Bu konuyla ilgili bir şey öğrenirsen bana söyler misin?” diyerek tanıştığımızdan beri ilk defa düşmanım olan çocuktan bir şey rica ettim. Bu zamana kadar tek bir şey bile istememiştim ondan. Çölde susuz kalsam bir damla su istemezdim de işte hayat bizi nasıl bir hale sokuyor hiç bilemiyorduk.

“Tabii.”

Kaan’ın şaşkınlığını takmamaya çalışarak ona arkamı döndüm ve müdürün kapısını tıklattım hafifçe. Anında gelen girin sesi ile kapıyı açtım.

Müdür kendisini iki hafta görmemiş olmama rağmen aynıydı. Adam sanki üstünü bile değiştirmemişti iki haftadır.

“Gelin çocuklar hoş geldiniz.” Diye bizi buyur etti neşeyle.

Anlamsız neşesi titreyen vücudumu rahatlatmasa da hiçbir sorun yokmuş gibi gülümsemeye çalıştım.

“Bizi çağırmışsınız hocam.” Dedim oturduğum gibi.

“Evet, evet.” Dedi Murat hoca sol elini küçük ayva göbeğine yerleştirerek. “İşimiz var sizinle çocuklar. Ama önce,” Bana döndü. “Sen nasılsın kızım? Büyük bir kaza atlattığını duyduk geçmiş olsun.”

“Teşekkür ederim hocam. Daha iyiyim.”

“Aileni aramaya çalıştım birkaç defa ama ulaşamadım kendilerine. İnşallah onlar da iyidir.”

Gergince yerimde kıpırdandım.

“İyiler.” Diye yalan söyledim hemen. “Yangından beri çok meşguller.”

Murat hoca üzgünce kafasını sallayıp tekrar geçmiş olsun dileklerinde bulunurken Kaan’ın beni izlediğini hissedebiliyordum ama bir kere bile ona bakmadım.

Neyse ki bu konu hemen kapandı da müdür bizi neden çağırdığını açıklamaya başladı.

“Çocuklar siz belki unuttunuz Kaan sen turnuvalardan Rüya sen de raporlu olduğundan araya zaman girdi ama ben unutmadım.” Ellerini masanın üstünde birleştirip haince gülümsedi. Umarım düşündüğüm şeyi söylemeyecektir. “Bugünden itibaren her gün bir saat birlikte zaman geçirip bir sayfa rapor yazıyorsunuz. Her gün sabah derse girmeden raporlarınızı istiyorum.”

Ulan be! Az kalsın ölecektim be adam bunu mu düşünüyorsun hala?

“Ama hocam bakın bu lahana suratlı ile hiç kavga etmedik ne zamandır.” Dedim elimle malum şahsı işaret ederek. “Hiç gerek var mı sizce yahu buna?”

Kaan uzanarak elime vurdu hızla.

“Sensin be lahana surat! Pis kabus!”

Murat hoca boğazını temizledi.

Al işte! Hep bu salak sarı çıyan yüzünden geliyordu başımıza her şey.

Şirince sırıtarak Murat hocanın suratına baktım. Öfkeyle bize bakıyordu. Vallahi de adamın tansiyonunu yükseltiyorduk iki dakikada.

“Haklısınız hocam.” Dedim malum sonu kabullenerek.

“Unutmayın bugün bir rapor yazacaksınız. Yarın sabah mutlaka masamda görmek istiyorum. Yazdığınız her şeyi okuyacağım.”

Sessizce kabul ettik ikimiz de. Benim zaten hocaya bir kere daha karşı çıkacak halim yoktu. Kaan ise bir kere bile itiraz etmeye yeltenmemişti. Beyni normalde de çalışmadığı için şu an bun yadırgamadım.

Murat hoca birkaç şey daha söyleyip bizi odasından koyduğunda Kaan sol elini ensesine koyup omuz silkti.

“Vakit geçirme kısmı zor olmayacak neyse ki.” Diye alay etti ve buna tek başına güldü.

Ben asla bunu komik bulmadığımdan suratına baktım boş boş.

Geçtiğimiz hafta neredeyse hiç odamdan çıkmadığım için onunla aynı evde yaşıyor olmak gözüme batmıyordu çünkü neredeyse karşılaşmıyorduk bile. Ama şimdi yine okula başlamışken mecburen yüz yüze gelecektik. Yine kavga edecektik muhtemelen. Ama artık bu evde de devam edecekti. Artık hiçbir yerde huzur bulamayacaktım sanırım.

“Seninle herhangi bir yerde herhangi bir şekilde vakit geçirmeyeceğim.” Dedim kafasına girmesi için tane tane.

Gözlerini devirerek yanağımdan bir makas aldı.

“Bunu eve gittiğimizde konuşalım *kardeşim*.”

Kardeş kelimesini o kadar nefret ederek söylemişti ki midem bulandı.

Bana arkasını dönüp giden çocuğa sinirle bir şey fırlatma isteği doldum fakat tek yapabildiğim arkasından sessizce bağırmak oldu.

“Seninle hiçbir yerde konuşmuyorum ve kesinlikle senin kardeşin değilim!”

Alaycı bir kahkaha attı. Sinirle ayağımı yere vurdum.

Asla onun kardeşi olmayacağım!

***

Agagaga günün ikinci bölümü.

Bayağı heyecanlıyım ne düşünüyorsunuz?

Bölümler nasıldı?

Kaan'a karşı hisleriniz neler?

Rüya'yı sevdiniz mi?

Bölüm : 26.09.2025 20:54 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...