
Merhaba Kediciklerim!
Sonunda cuma günü yeni bölümle karşınızdayım <3
Oy vermeyi ve bol bol yorum yapmayı unutmayın!
Keyifli okumalar <3
***
Telefon bir çaldı.
Açmadı.
İkinci kez çaldı. Yutkundum gerginlikle.
Yine açılmadı.
Tırnağımı dişlerimin arasına götürürken "Üçte de açılmazsa kapatıyorum." dedim ve üçüncü kez çalmaya başladı. Gerginlikle iğrenç melodi sesini dinledim. Fakat üçüncü çalışın sonunda da açılmadı ve ben de hayal kırıklığıyla telefonu kulağımdan çektim.
Açmamıştı. Oysa açacağına ve konuşup tüm sorunları çözebileceğimize çok emindim. Çünkü babam ne kadar kızgın olursa olsun benim sesimi duyduğu an dayanamaz her şeyi unuturdu, biliyordum.
Tam hevessiz bir şekilde parmağımı kapatma tuşuna uzatmıştım ki o an sesini duydum.
"Alo?"
Kalbim hızla atmaya başladı. Sanki günlerdir atmayı bırakmış da şimdi yeniden nasıl çalışacağını hatırlamış gibiydi.
"Alo? Buyurun?"
Telefonu kulağıma götürdüm. Parmaklarım titriyordu.
"Baba?" diye fısıldadım titrek sesimle. Haftalardır sesini duymuyordum, haftalardır. "Babacım?"
Şaşkın solumasını duydum.
"Rüya?"
Sesimi duymayı beklemiyordu. Şaşırmıştı bu yüzden ama... o kadar. Sadece şaşırmıştı.
"Neden aradın?"
Başka bir duygu yoktu.
"Babacım ne demek aradın?" Sesim titriyordu deli gibi ama ağlamadım. "Seni çok özledim, neredesin sen? Lütfen gel buradan beni al."
Babama, başka bir adamın evindeyken gelip beni alması için yalvarıyordum. İlk etapta beni buraya yollayan üstelik o iken. Komikti ama güldürmüyordu.
"Gelemem Rüya. Alış artık oraya." dedi soğuk bir sesle.
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Sesimi duyunca bana özleminden dayanamaz hemen kalkar gelir beni almaya zannetmiştim.
"Baba lütfen, burada kalmak istemiyorum. Bu insanları tanımıyorum ne olur!"
Gerginlikle odamda adımlamaya başladım.
"Tanımadığın insanlardan biri baban-"
"Sen benim babamsın!"
"Diğerleri de annenle babanın çocukları. Kardeşlerin. Alışırsın."
Midem bulanmaya başladı.
Beni zerre umursamıyordu. Gerçekten tüm bunlardan o kadar basit bir şekilde bahsediyordu ki. Alışırsın! Ama yapamam!
"Benim daha yüzüme bile bakamıyorlar!" diye sesimi yükselttim kendimi tutamayıp. Pencerenin dibine gidip batmakta olan güneşin ardında bıraktığı turuncu izlere diktim gözlerimi. Gözlerimden yaşlar firar ediyordu bir bir ben uzaklara bakarken. "Anneme benziyorum diye benden nefret ediyorlar! İştahları kapanmasın beni görünce diye ben burada yemek bile yiyemiyorum." Hıçkırdım. "Evimiz yandı! Hastanelik oldum! Okula döndüm bugün yemek yiyecek param yoktu! Günlerdir açım ve geceleri bir fare gibi mutfaktan gizlice bir şeyler atıştırıyorum hiç tanımadığım bir evde! Ama sen bana alışırsın mı diyorsun?!"
"Rüya..."
Sonunda üzgünce bile olsa soğuk olmaktan başka bir duygu gösterdiği için sesli bir nefes verdim.
"Alışamam babacım. Bu insanları tanımıyorum tanımak da istemiyorum. Onlar da öyle." diye devam ettim konuşmasına izin vermeden. Sesim bu defa daha kısıktı. "Lütfen. Gel beni al buradan, sen ve ben başka yere taşınıp baştan başlayabiliriz. Annem... o kendi seçimlerini yaptı biz bunun önüne geçemeyiz." Duraksadım. "Lütfen babacım."
Ve sonra bekledim. Bana tamam hazırlan geliyorum demesini bekledim. Ya da en kötüsü bu şehirde değilim ama yola çıkıyorum demesini falan bekledim. Çünkü aynı kandan olmasak bile o benim babamdı ve ben de onun kızıydım. Hiçbir şey bunu değiştiremezdi. Çünkü beni seviyordu, biliyorum. Babalar kızlarını severdi zaten.
"Artık ben senin baban değilim."
Kalbim dondu sanki. Ağzımı açamadım. Dışarıya diktiğim gözlerim kahrından yere indirdi bakışlarını. Olduğum yerde kalakalmıştım.
Buz gibi sesini ve hiç çekinmeden kalbime sapladığı buzdan sözlerini sessizlikle kabul ettim. Diyecek bir şeyim yoktu ki zaten olsa da kalbim o kadar katılaşmıştı ki çıkıp gelmezdi sözler oradan.
"Tamam." dedim düz bir sesle. Telefonun arkası sessizlikle doluydu ama kapatmadığını biliyordum. "Ben de senin kızın değilim artık, anladım." Ağlamayayım diye kendime durma izni verdim birkaç saniye. Boğazıma dikenli teller sarılmıştı sanki. "Bundan sonra da aramam bir daha merak etme."
Daha fazla konuşursam hıçkırıklara boğulacağımdan emindim bu yüzden hızla telefonu kulağımdan çekip aramayı sonlandırdım.
O ve annem... İkisi de dünyanın en kötü anne babasıydı.
Sinirle yüzümdeki ıslaklığı sildim. İkisinden de nefret ediyordum.
Elimdeki telefonu midemi bulandıran oymuş gibi yatağımın üzerine fırlatıp telefondan en uzak köşeye oturdum.
Ağlamak istemiyordum ama engelleyemediğim yaşlar gözlerimden akıp duruyordu.
Ama ikisi de çok pişman olacaktı bir gün. Biliyorum. 30 sene sonra da olsa çocuklarını terk etmiş olmaktan pişman olacaklardı. Ve ben asla ikisinin de yüzüne bakmayacağım. Bir daha asla.
Kendimi ağlamamak için zorlamayı bıraktım ve kafamı avuçlarımın arasına gömüp sessizce ağlamaya başladım.
Bu saatten sonra ne yapabilirim bilmiyordum. Kaan benim kardeşim çıkmıştı. Kaan yahu! Artık bunu kabullenmek mi zorundaydım yani? Yeni babam ve kardeşlerim mi vardı? Yeni evim, yeni odam?
Ama bunların hiçbiri benimmiş gibi hissettirmiyordu. Aksine kendimi bir hiç gibi hissettiriyordu.
Yatağımın üstündeki telefon titremeye başladığında çok ufacık bir an kalbim umutla doldu belki babamdır diye.
Fakat değildi. Mert'i arayan biriydi. Arayan kişinin ismine baktım.
Ece Hanım.
Yüzümü buruşturup ondan da nefret ettim. Herkesten nefret ediyordum.
İçim sıkıştığından derin derin nefesler almaya çalışarak ayaklandım ve banyoya girdim. Mert'e telefonunu geri götürmem gerekiyordu ama öncesinde kıpkırmızı olduğuna emin olduğum gözlerimi soğuk suyla yıkayıp kendine getirmem gerekiyordu.
Yeşil gözlerim azıcık dolsa bile o an kızarıyordu, bir lanet gibiydi. Ki bu da babamdan aldığım bir şeydi. Beni terk edenden değil, biyolojik olandan.
Tüm bunları düşünmeyi bırakarak yüzümü yıkadım birkaç defa ve aynaya bile bakmadan çıkıp yatağımın üstündeki telefonu sahibine götürmek üzere elime aldım.
Merdivenlerden sakin sakin inerken aşağıdan üç kardeşin seslerini duydum. Bir şeyler hakkında konuşup gülüşüyorlardı. Gülüşlerinden nefret ederek aşağı indim.
Demir yanlarında değildi ve üç kardeş salonun bir köşesinde toplanmış oyun oynuyorlardı.
Daha doğrusu Mert ve Onur kapışırken Kaan gıcığı Onur'un arkasında durmuş ona gaz veriyordu.
Aralarında birkaç yüksek sesli küfür uçuştuğunda yüzümü buruşturdum. Mert dışarıdayken veya benim yanımdayken aşırı nazik bir adam olsa da kardeşlerinin yanında asla öyle değildi. Sanırım kardeşlerinin yanında gerçekten rahat olduğundan tepkilerini kontrol etmek zorunda kalmıyordu.
Daha fazla küfüre maruz kalmamak için hızla ortadaki sehpaya yaklaştım.
"Mert telefonunu buraya bırakıyorum. Teşekkür ederim."
Telefonu bıraktığım gibi arkamı döndüm ve yanlarından uzaklaşmaya başladım.
"Rica ederim." dedi Mert. Oyunu durdurmuştu sanırım ama aceleyle salondan çıktığım için daha fazla bir şey diyecekse de engel oldum.
Neyse ki ağladığımı kimseye belli etmeden odama çıkabiliyorum diye düşünüyordum ki mutfaktan çıkan Demir önümü kesti.
Elinde küçük mavi bir el havlusu vardı, ellerini kuruluyordu.
"Yemek yiyeceğiz şimdi." dediğinde iç geçirmemek için kendimi gerçekten çok zor tuttum. Onlara afiyet olabilirdi bana sürekli bunu hatırlatmasına gerek yoktu. "Sen de geliyorsun."
Ters ters suratına baktım. Şaşırtıcı bir şekilde o da bana bakıyordu.
"Aç değilim demiştim."
Alayla yüzüme baktı.
"Bu evin kuralları var yemek yenmese bile evdeki herkes sofraya oturacak."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Bir süredir rahatsız olduğun için dinlenmene izin vermiştim ama iyileştiğine göre kurallara da uyman gerekir."
Uzun boyundan dolayı kafamı kaldırmak zorunda kaldım yüzüne iyice bakmak için. Kıllandırmıştı beni çünkü açıkça bunu şimdi uydurmuş gibi duruyordu.
Kaşlarımı çatarak "Az önceki telefon konuşmamı mı dinledin sen?" diye sordum.
O da sanki benimle alay ediyor gibi gözlerimin içine bakarak "Ağladın mı sen?" diye sordu.
Sinirle burnumdan nefes verdim. Resmen önümde durup gözlerimin içine bakarak bulunduğumuz küçücük alana hükmediyordu. Beni baskı altında bırakıyordu.
"Hayır ağlamadım." dedim üstüne basarak.
"O zaman ben de dinlemedim."
Dinlemişti! Kızgınca suratına baktım dik dik.
"Özel konuşmalarımı dinlemeye hakkın yok."
Gülümsedi söylediğim şey hoşuna gitmiş gibi.
"Sanırım baban olarak artık birçok şeye hakkım var."
Şaşkınlıkla öylece ona bakakaldım. Baban olarak demişti. Gerçekten kaç haftadır yüzüme bakamayan adam baban olarak demişti.
Demir şaşkınlığımdan faydalanıp ellerini omzuna yerleştirdiği gibi beni doğruca kardeşlerin yanına, salona ittirmişti.
"Sofra hazır olana kadar odana kapanma abilerinle kal."
İrkilerek kendime geldim.
"O sarı çıyan benim abim değil!"
"O kabusun abisi falan değilim!"
"Baba abisi deyip durma şu kız için!"
"Gel abisinin güzeli."
Dört farklı kişiden dört farklı cevap çıkarken Demir bağırışlarımızdan hiç etkilenmemiş boş bir ifade yerleştirmişti yüzüne. Ben ise önce Mert'e tatlılığından dolayı gülümsemiş Onur'a yüzümü buruşturmuştum. Kepaze herif.
"Bana kabus demeyi kes!" diye bağırarak Kaan gereksizinin üstüne atlayacaktım ki Demir'in hala omuzlarımda duran elleri buna müsaade etmedi.
"Sen de bana çıyan demeyi kes pis kabus!"
"Çocuklar! İkiniz de durun!"
"Ama baba bu kız benim kardeşim değil diye sana demiştim. Bundan olsa olsa kabus olur."
Yerimde tepindim. Bana kabus demesinden NEFRET ediyordum. Ama en çok kendisinden nefret ediyordum.
"O iğrenç sarı saçlarını tek tek koparacağım senin."
Kaan alayla kahkaha attı ve abisinin yanından ayrılıp yanıma ilerledi. Mert ve Onur oynadıkları oyunu durdurmayıp oynamaya devam ediyorlardı. Bu rahatlık bende olsaydı hayatım nasıl olurdu acaba?
Yanıma yaklaşan gereksizin o alaycı gülüşüne bıçak saplamak istiyordum.
"Hadi gel yol." dedi dibime kadar gelip. Sonra durdu durdu ve saçımın ucunu çekti beni hırslandırmak için hafifçe.
Demir anında müdahale edip onun elini geri çekerken ben çoktan serbest kalmanın mutluluğuyla ileri atılıp Kaan'a uzun zamandır atmak için öldüğüm tekmeyi attım.
"Rüya! Kaan!"
Demir bağırarak aramıza girince zafer gülüşümü yüzümden silmek için çabaladım. Çok zordu gerçi.
"İkinize de inanamıyorum!" Gözlerimi devirdim. Sabahtan kavga ediyorduk onun yüzünden işte daha neyine inanamıyordu.
Sinirle ikimizi de yan yana koltuğa oturtup başımızda bizi izlemeye başladı gardiyan gibi.
Kollarımı önümde birleştirdim.
"Bu evde kavga istemiyorum." dedi ikimize de uzun uzun gözlerini dikerek. Sanki ondan çok korkuyormuşum gibi. "Ne yapıp edip anlaşmaya bakın."
Ters bir yan bakış attım gereksiz şahsa.
O iş biraz zordu. Bizim tanıştığımızdan beri geçirdiğimiz üç sene boyunca bir günümüz bile kavgasız geçmemişti. Ben bu çocukla yan yana değilken bile kavga ediyorum yahu içimden!
"Tamam baba, özür dilerim."
Kaan'ın ani geri dönüşüne şok olduğumdan şaşkınlıkla dönüp ona baktım. Fakat onun gözleri babasındaydı. Sanki onayını alabilmek için çaresizce suratına bakıyor gibiydi.
Demir de elbette sevgi dolu bir baba olduğundan oğluna sıcacık gülümsedi. Fakat bakışları bana dönünce somurttum.
"Söz veremem." dedim küstahça. Ne vardı yani canım yalan değildi sonuçta. Kavga etmemek için söz veremezdim çünkü karşımdaki kişi Kaan'dı yani. Ezeli düşmanım hani, nefret ettiğim kişi.
Dik dik yüzüme bakmaya devam etti. Rahatsızca yerimde kıpırdandım. Ne olurdu yani bende de Mert ve Onur'daki gibi bir rahatlık olsa?
"İyi tamam, denerim."
Demir gülümseyerek sanki her şeyi çözmüş gibi ikimize baktı. Daha sonrasında ise salonda çıktı.
Arkasından şaşkınlıkla onu izledim. Allah aşkına ne olmuştu bu adama? Tamam telefon konuşmamı dinlediğinde şüpheleniyordum da duyup da yüz seken derece döneceği bir şey konuşmamıştım babamla.
Bacağıma sert bir tekme inince acıyla öne eğildim.
"Hayvan!"
Kaan küçümser bir ifadeyle kollarını önünde birleştirdi
"Bana attığın tekme yanına mı kalacak sanmıştın?"
Tam ona karşılık vermek için herhangi bir şey yapacaktım ki Onur ispiyoncusu bağırmaya başladı.
"Baba veletler yeniden kavga ediyor!"
"Abi şu kızla bana aynı sıfatı yakıştırma!"
Gözlerimi devirdim ve gıcık ikiliyi umursamamaya çalışarak ayaklanıp Mert'in yanına yaklaştım.
İkisi de hiç istifini bozmadan hala pür dikkat ekrana bakıyorlardı.
Yere çömelip Mert'in hemen yanına bağdaş kurdum. Bu evde en çekilesi insan Mert'ti cidden. Tek sorunu babasına benzemesiydi. Bence bu kadar babasının oğlu olmamalıydı. Hem tip olarak hem de karakter olarak babası olmak için doğmuş gibiydi.
Bir anlığına bana dönüp gülümsedi. İçimi ısıttı bu hareketi. Ben de gülümsedim.
Hemen oyuna geri döndü, o sırada Kaan da Onur'un yanındaki eski yerine dönmüştü. Kaan'ın yaptığı gibi oynadıkları oyunu izlemek yerine ben üç kardeşi izlemeye başladım.
Mert ve Kaan tıpkı babalarının kopyalarıydı fakat Onur'un onlarla alakası yoktu, tamamen anneme benziyordu. Kaan nasıl olmuştu da abisiyle beni hiç benzetmemişti şaşırıyorum açıkçası. Gerçi Kaan annemi hiç görmemişti bu yüzden benzerliği fark etse bile ikimizi bağdaştırması imkansızdı.
Karakter olarak ise Mert diğer ikisinden daha farklıydı. Onur ve Kaan birebir aynı insanlardı. Öncelikle her ikisi de bayağı gıcıktı. Mert'in aksine asla centilmen ve kibar değillerdi, aksine kaba ve öküzlerdi.
Özellikle Kaan elbette. Dünyanın en kaba ve pislik insanı oydu.
O aptalın okulda bana yaptıkları yetmiyormuş gibi bir de evde huzur vermeyecek olması canımı sıktı.
"Bize aşıkmışsın gibi bakmayı kes aynı kandanız biz."
Daldığım yerden çıkıp yüzümü buruşturdum hemen.
"İğrençsin Kaan. Size aşıkmış gibi bakmıyorum."
Dudaklarını oynatarak sessizce 'Yalancı.' dedi alayla. Ters bakışlarımı üzerinde tuttum. Ondan cidden nefret ediyorum.
"Hadi çocuklar yemek hazır."
Demir'in sesiyle Kaan gerçek anlamda koşarak yanımızdan gitti. Onur da şaşkınlıkla arkasından bakarken "Aç köpek." diye saydırınca kıkırdadım.
Memnuniyetsiz bakışlarını bana çevirdi.
"Ne var?" diye cırladım hemen. Gülmek de yasaktı. "Sen dedin."
"Ben kardeşime istediğimi diyebilirim bu bir yabancı olarak senin gülebileceğin anlamına gelmiyor."
"Onur!"
Gözlerimi devirerek sinirle yanlarından kalktım. Zaten bu insanlarla bir dakikalığına bile olsa aynı odada durmak benim hatamdı.
"Ne var abi?"
Mert'in ne dediğini duyacak kadar yanlarında durmadım ve onların hararetli konuşmalarını arkamda bırakarak mutfağa girdim.
Demir sofranın son eksiklerini hallederken Kaan da kuyruğu gibi peşinde dolanıp ona bir şeyler anlatıyordu. Ses çıkarmadan masaya oturdum. Beni fark etmemişlerdi.
"Baba bugünkü sunumu görmen lazımdı." dedi Kaan ondan hiçbir zaman görmediğim çocuksu bir heyecanla. Okulda vakit geçirdiğin bir insanla aynı evde yaşamak çok garipti. Onun ev halini görmek, ailesi ile ilişkisine tanık olmak. Garipti. "Ortalığı yıktım geçtim var ya. Sınıftakiler bayıldı. Gelecek ay için bir tane daha hazırlamamızı istedi Seray hoca."
Demir gözlerinde parlayan gururla oğluna baktı.
"Aferin koçum. Yapacağını biliyordum buna çok hazırlandın."
Kafamı önüme eğip masayı izlemeye başladım rahatsız olarak. Sanki gizlice onları gözetliyormuşum gibi hissetmiştim. Olmamam gerektiğini bildiğim bir yerdeydim.
Neyse ki Mert ve Onur art arda içeri girene kadar burada olduğumu fark etmediler. Ben de yeni gelmişim gibi sandalyemde kıpırdandım. Kaan'ın ilgisi hemen abilerine döndü ve bugün her ne sunumu yaptıysa ballandıra ballandıra onlara da anlatmaya başladı.
O anlatırken ve abilerinden de aynı gurur duymalı cümleleri duyarken kendimin okula ne kadar uzak kaldığımı fark ettim. Sanki senelerdir okulla ilgilenmiyor gibiydim. Oysa birkaç hafta o kadar uzun bir süre değilmiş gibi geliyordu kulağa.
Herkes kısa sürede benim gibi sofraya oturduğunda yanımda elbette Mert vardı. Tam karşımda Kaan ve onun yanında da Onur oturuyordu. Demir ise babaları olarak masanın başına yerleşmişti. Benim için sessiz onlar için muhabbet dolu bir yemek yenmeye başlandı.
Günlerdir bu evdeydim fakat yarım saattir oturduğum bu masada günlerdir öğrenemediğim kadar şey öğrenmiştim onlar hakkında. Asla susmuyorlardı. Herkes o kadar neşeli ve birbirine bağlıydı ki mutlaka iki kişi bir şekilde muhabbeti döndürüyordu masada ve hepsinin de bundan ne kadar keyif aldığını yüzlerinden görebiliyordum. Meymenetsiz Kaan bile asla okulda maruz kaldığım zorbaya benzemiyordu. Sevgi dolu, neşeli kahkahalarla ailesinin yüzünü güldüren samimi bir çocuktu.
Onu kıskandığımı hissettim. Midemi yakan bu his çok ani bir şekilde bana vurmuştu. Okulda en nefret ettiğim çocuk, dünyadaki en nefret dolu olan bu çocuk benden daha mutlu bir hayat yaşıyordu. Bu gerçek mideme kıskançlık gibi ağır bir şekilde vurdu. Tüm bu son birkaç haftada olan olaylardan ve ailemin beni terk edip gitmesinden dolayı demiyorum bunu, hayır. Tüm her şeyden önce biz mutlu bir aileyken bile yemeklerimiz asla bu kadar parlak ve samimi olmamıştı. Bunu şu an fark ediyor olmak çok üzücüydü lakin bizim yemeklerimiz hep kasvetli olurdu. Gülüşmeler veya sataşmalar olmazdı.
"Senin derslerin nasıl Rüya?"
İsmimi duymamla gerçekliğe dönmem bir oldu. Mert'in sorusuyla hepsi bana bakmaya başlamıştı.
Sadece "Güzel." diyebildim gerginlik içinde. Farkına vardığım şeyler yüzünden kendimi sarsılmış hissediyordum ama bunu belli etmemeye özen gösterdim. "Raporlu olduğum günler biraz geride kaldım sadece."
Doğruyu söylemek gerekirse biraz geride kalmış değildim, bu döneme dair ders bilgim neredeyse sıfırdı. Öyle ki herhangi bir sınava girersem kalacağıma emindim.
"Bu haftaki denemede göreceğiz." dedi Kaan kibirle. Birincilik için okulda her zaman ikimiz yarışırdık. Hangimiz bir denemede diğerini geçersek gelecek denemeye kadar kibrimizden geçilmezdi. Bu senenin de denemeleri yeni başlamıştı. Bir tanesinin ben raporlu evde yatıyorken olduğunu biliyordum ve şu an öğrendiğime göre de bu hafta da olacaktı. Ama ben herhangi bir şekilde hazır olacağımı zannetmiyordum. Bu yüzden Kaan'a cevap vermeyi es geçtim. Bir daha konuşmak zorunda olmayayım diye de ağzıma bir tane köfte tıkıştırdım.
"Bir ara okula gelip müdürünüzle görüşeyim." Kafamı kaldırıp Demir'e baktım sorgular gibi. "Bundan sonra senin de velinin ben olacağımı bildireyim."
Hızla ağzımdakileri yutarak bağırdım. Mert de benimle aynı anda bağırmıştı.
"Hayır!"
Onur ve Mert ikimizin bu tepkisi yüzünden bir anlığına irkildi. Demir de şaşkın şaşkın suratımıza bakıyordu. Sonra kaşlarını çattı.
"Neden?"
"Çünkü okuldakilerin bunu bilmesini istemiyorum!"
Mert de çok nadir durumlardan birine sebep olarak bana katıldığını belli edercesine kafasını salladı. Ki bu Demir'in kaşlarının daha da çatılmasına neden oldu. Daha ne kadar çatabilirse gerçi?
"Evet baba ben de istemiyorum. Asla öğrenemeyecekler."
"Bu çok saçma çünkü bahsettiğiniz durum sizin kardeş olmanız." dedi Demir tane tane karşısında iki salak varmış gibi. "Ve bu hiçbirimizin saklayacağı bir şey değil."
"Ben kesinlikle ama kesinlikle saklamak istiyorum. Ve ayrıca ben bununla kardeş falan değilim."
Odamdan çıkalı yarım saat falan olmuştu ama kaç defa bu çıyanla kardeş olmadığımı söylemek zorunda kaldığımı sayamadım cidden. Demir'in telefon konuşmamı dinleyip beni zorla yanlarında tutacağını bilsem babamla onun olmadığı bir zaman konuşurdum. Çünkü gına gelmeye başlamıştı.
"Ben de seninle kardeş değilim pis cadı. Git seni terk eden annenle babana geri dön sen."
Okulda her zaman maruz kaldığım gerçek Kaan yeniden ortaya çıktığında içim tanıdık bir nefretle doldu. Elimde çatalı sertçe tabağıma koydum.
"Kaan! Nasıl böyle konuşursun?"
Sırf canını acıtmak için "Evet asıl sen anneme dönmek istersin değil mi?" diye bağırdım nefretle. Ses kaydımı şarkıya çevirip tüm okula acımla dalga geçecekleri bir şey verdiğinden bu yana onun bu konuda canını acıtmak istiyordum. Beni nasıl üzdüyse kendisi de bu konuda üzülsün istiyordum. Fakat bu zamana kadar başımdan o kadar çok şey geçmişti ki bir türlü nasıl intikam alacağımı ya da nasıl canını acıtacağımı bulamamıştım.
Ama şimdi acıtmıştım. O sessiz kalıp sadece gözlerime bakarken canını yaktığımı görebiliyordum. Ama bu hissetmek istediğim tatmin hissini vermedi.
"Asla bir daha kardeşimle böyle konuşma. Hele o kadın hakkında asla!"
Nefret dolu bakışlarımı Onur'a çevirdim bu defa. Kaan'ın yanında otururken birazdan ayağa kalkıp beni duvara fırlatacakmış gibi elindeki çatalı sıkıyordu.
"Neden? O benden nefret ediyor ben de ondan nefret ediyorum!" Kaan'ın gözlerine baktım alayla. "Hatta okulda annesiyle ilgili dedikodu bile çıkardım! Bu beni kötü biri mi yapıyor?"
Onur ve hatta Mert bile öfke dolu bakışlarla bana bakarken Kaan sadece yutkundu. Son lafımın ona olduğunun o da farkındaydı. Gerçekleri öğrendiğimizden beri Kaan'a bu konuyla ilgili nefret kusma şansım bir daha olmamıştı çünkü her şey çok üst üste gelmişti. Ama içimdeki nefreti bir şekilde yüzüne vurmam lazımdı. Bir de kırgınlığı.
"İğrenç birisin." diyen Onur'a döndüm yeniden. Sanki söylediği iltifatmış gibi gülümseyerek "Teşekkür ederim." dedim.
Bu tavrım onu daha çok sinirlendirdi. Alnındaki damar şişmişti, derin derin nefesler alıyordu.
"Rüya, Kaan odanıza gidin." dedi Demir sert bir sesle. Tartışmaya bir nokta koymak ister gibi kaskatı kesilmişti. "Ben sizinle ne yapmam gerektiğini düşünürken odanızda birbirinize karşı olan tavırlarınızı düşünün. Belki utanacak bir şeyler bulursunuz."
Sandalyemi sürterek ittirdim ve ayaklandım.
"Keşke hiçbirinizle tanışmamış olsaydım!" diye son kez kinimi kustum ve hepsine tek tek nefret dolu bakışlarımı gezdirip yanlarından ayrıldım. Kaan'ın da benim ardımdan masadan kalktığını gördüm çıkarken ve o bana yetişmeden odama çıkmak için hızla merdivenleri tırmandım.
Odaya girdiğimde hissettiğim öfke içimi yakıyordu. Kendime gelmek için odamın içinde yürümeye başladım.
Sadece masada olanlara değildi öfkem. Son haftalarda yaşadığım, yaşamak zorunda kaldığım her şeye öfke duyuyordum. Bu öfke nefesimi kesiyordu.
Tüylerimin ürperdiğini hissedince panik atak geçirmekten korkarak başka şeyler düşünmeye çalıştım. Güzel şeyler. Fakat bu beni daha da tetikledi çünkü güzel anlarımın hepsi ya ailemleydi ya da en yakın arkadaşımla ama artık üçü de yoktu.
Olduğum yerde durdum ve ellerimi saçlarımın arasından geçirip izlediğim bir diziyi düşünmeye çalıştım, okuduğum kitaptaki bir aşk sahnesini ve güzel bir şarkıyı.
Şarkının işe yaradığını fark edince sessizce söylemeye başladım. Bu sırada pencereye ilerleyip camı açtım. Kafamı dışarı çıkarıp yavaş yavaş nefes almaya çalışırken içimden şarkı söylemeye devam ettim.
Sonraki birkaç dakika içinde gittikçe sakinleştim. Bir süre sonra bu sakinliğim hissizliğe dönüştü. Ve hiçbir şey hissetmiyorken düşünmek çok kolaydı. Bu yüzden tüm bunlardan kurtulmak için yapmam gereken şeyi bulmak çok kısa sürdü. Daha önce deneyip ama başaramadığım şeyi yapacaktım.
Pencereyi kapattım, yatağıma geçtim ve sessizce uzanarak herkesin uyumasını beklemeye başladım.
Çünkü herkes uyuduktan sonra bu evden kaçacaktım.
***
Agagagagagaga neler oluyor?!
Rüya evden kaçacak ne düşünüyorsunuz?
Rüya'nın babalarıyla olan imtihanı? Yazık değil mi bu kıza ya?
Bölümü beğendiniz mi?
Bol yorumlarınızı bekliyorummm
Cumaya dek kediniz bol olsun ballarım. Bolca sevgi <3
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 193.86k Okunma |
24.56k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |