29. Bölüm

27. BÖLÜM

Fatma Uygun
fatma_uygun

Selam canlarım yeni bölüm ile geldim.

 

Lütfen okuyup geçmeyin oy verip bol bol satır arası yorumları yapın.

 

Hayalet okurlarım lütfen sizde artık kendinizi belli edin .

 

___________________________________________

 

İki hafta sonra

 

Zaman dediğin şey bazen hızla geçer, bazen bir diken gibi geçer insandan.

Bu iki hafta öyleydi.

Saniyeleri ağır, sessizliği yankılıydı...

 

Aden'in yanağındaki parmak izlerinin morluğu silinmişti.

Dudağının kenarındaki iz, belli belirsiz bir nokta hâline gelmişti.

Ama ruhuna kazınan o gece... hâlâ oradaydı.

O gece, yalnızca bir saldırı değildi.

O gece, Aden'in direnç çizgisinin bittiği, savaşmayı bıraktığı andı.

 

Barlas o gün anlamıştı.

Aden artık bağırmayacaktı.

Sormayacaktı, itiraz etmeyecekti.

Çünkü bazen sessizlik, bir kabulleniş değil...

Bir iç çöküştü.

 

Ve o çöküşün içinde Barlas vardı.

Yanında.

Tek kelimeyle bastırmadan, sorgulamadan.

Sadece bakarak anlayan,

suskunluğun içindeki sesi duyan adam olarak.

 

Aden, Barlas'a eskisi gibi duvar örmüyordu artık , arabada düğün konusunu konuştuktan sonra.

Sert bakışları yumuşamış, sesi sakince konuşmaya alışmıştı.

Kırılmıştı.

Ama bir şekilde, o kırığın içinde yalnız olmadığını bilmek,

acısını içine atıp sakinlikten örülü bir kabullenmeye sürüklemişti onu. O kabulleniş bir rıza değildi mecburiyetten tükenmişlik ti belki ama Aden artık yanlız olmadığını da öğrenmişti.

 

Bu geçen iki haftada Ferman, Deva ve Barlas.

İçeriden gelen her yankıyı duyuyor,

Aden'e nefes alacak kadar alan açıyor,

ama içine kapanmasın diye de sessizce eşlik ediyorlardı. Aden'i hiç bir şekilde yanlız bırakmıyorlardı.

Aden bazen gülümsüyordu.

Ama içi hâlâ ürperiyordu. Savaş'ın şiddetine maruz kaldığı günden beri gece uykuları haram olmuştu. Gözünü her kapattığında ise sanki Savaş'ın gölgesi üstüne çöküyor du.

 

Barlas iki hafta boyunca gerekeni yapmış içindeki ateşi söndürmek için hergün Savaş'ın yanına gidip bir çok işkence uygulamıştı. Öldürmemişti ama öldürmekten beter etmişti.

 

Savaş'ın hakkı ölümdü Barlas'ın hükmünde gerekeni yapacaktı fakat araya Agâh ağa girmişti. Barlas aylar önce Asaf Çetiner'in ailesini nasıl arayıp cenaze hazırlıklarına başlayın diye aradıysa Savaş'ın ailesinide aramış aynı sözleri söylemiş ti. Bu binevi Barlas'ın imzasıydı kurbanlarını öldürmeden önce gerekli işkence metodlarını uyguluyor bunu yaparken ailesinin içine ateşi düşürüyor du düşmanlarının.

 

Fakat bu defa planladığı gibi olmamış araya Agâh ağa girmişti. Aktan ailesinin başı olan Savaş'ın babası Agâh ağa ile iletişime geçmişti. Agâh ağa Savaş'ı serbest bırakmasını söylemişti Barlas'a.Tabi Barlas babasına dâhi eyvallah etmeyen bir adamdı babasını dinlememişti taki Agâh ağa : ' Savaş'ın , gelinime yaptığı yenilir yutulur cinsten değil fakat Savaş'ı öldürür sen büyük bir savaş başlatmış olursun aktanlara karşı. Aktanlar elimizin kiri onlar bizim ile boy ölçüşemez. Heleki hiç biri seni karşılarına almak istemez .Fakat iş büyüdükçe Mardin'de de duyulur bu olay aşiretin kulağına gider, Aden'i bir cehennemden alıp diğerine atmış olursun. Bu defa öldürerek değil içten çökelterek yok edeceğiz . Gelinime kalkan eli kökünden sökerim.' demişti duyduğunda en az Barlas kadar Agâh ağa da öfkelenmişti Aden'e yapılan terbiyesizliğe. Karahan erkeklerinin fıtratında kadına el kalkmaz el üstünde tutarlardı.

 

Barlas önce kabul etmemişti ama daha sonra oturtup sakin kafa ile düşününce babasına hak vermişti. Aden'i istemediği bir evliliğe sürüklüyor du zaten yeterince yıpranmış mahvolmuştu . Aden'in o gece yaşadığını sadece Barlas, Ferman,Deva , Cihangir biliyordu ve sonradan Agâh ağa öğrenmişti kimseye duyurmamış lardı , hem medyada haber olmamak hemde Mardin'de kilerin kulağına gitmesin diye gizlemişlerdi. Zaten aşiretin kulağına giderse Mardin fokur fokur dedi kodu ile kaynar Barlas aşiret ile ters düşerdi. Bu bunlada kalmaz Aden ile Savaş'ın adı çıkar dostu var denilirdi. Barlas bunlara göğüs gerecek güçteydi herkesi susturmasını bilirdi fakat Aden onun kadar güçlü yıkılmaz duramazdı.

 

İçten içe hergün yanar kül olup rüzgar ile dört bir tarafa savrulup kendini yok ederdi. Ve Barlas bunu göze alamayacağı için Savaş tan öfkesini tekrar çıkarıp tabuta koymuş Cihangir den istediği cenaze nakil aracı ile Antep'e göndermiş ti. Akif Aktan cenaze aracındaki tabutta oğlunun cansız bedeni geldi sandığında derin bir sarsıntı yaşamış kalbi sıkışmıştı taki Barlas'ın adamı mesajı iletene kadar.Akif Aktan'a da bir mesaj yollamıştı : 'bu defa canlı gönderdim ama bir kere daha karıma yaklaşmayı geç adını dahil anarsa oğlunun cesedini gönderirim bu tabut ile' diye göz dağı vermişti. Sırf Aden için Savaş'ın canını bağışlamıştı. Ama Savaş bir kez daha karısına yaklaşmaya kalkar ise Barlas şüphesiz ki dediğini yapardı.

 

Ve geçen bu iki haftada iki aile bir araya gelmiş düğün tarihini konuşup kararlaştırıldılar . Aden ve Barlas katılmamıştı Aden'in yüzündeki izlerden dolayı işler yoğun demişlerdi. İki aile, tam da bu sessizliğin ortasında

düğün tarihini belirledi.

Barlas'ın talebiyle, düğün önlerindeki iki hafta sonra olacaktı.

Kimse Aden'in yüzündeki izleri görmesin diye alışverişler ertelendi. Aileler düğün alış verişi haricindeki hazırlıkları hummalı bir şekilde başarmışlar dı.

Çünkü Barlas, sadece bir eş değil...

Aden'i korumaya yemin etmiş bir adamda olmuştu.

 

 

Diğer yandan Aden ise , içinde kopan fırtınaları susturmuştu belki,

ama Barlas o fırtınayı duyuyordu.

Ne zaman Aden dalıp gitse,

Barlas sadece bir bakışla onun yüreğine dokunuyordu.

Sormuyordu, zorlamıyordu.

Ama her bakışıyla diyordu ki:

"Ben buradayım. Sustuklarınla bile."

 

Ve zaman akıyordu.

Dışarıda hazırlıklar, içeride tamir edilmeye çalışılan bir ruh.

Aden, artık savaşmıyordu belki...

Ama o sessizliğin içinde hâlâ güçlü durmaya çalışıyor du.

Ve belki ilk kez... birinin, kendisini tam da bu hâliyle sevdiğini hissediyordu. Ama yine de psikolojisi kadar kafasıda karışıktı. Barlas yüzünden çok şey yaşamış haketmediği ithamlar ile karşı karşıya gelmişti , Aden'i en çok yaralayan ise saçlarından sürüklenerek babasının gözleri önünde öldürüldüğü yere götürülmüş olmasıydı . İşte en çokta bu yüzden Barlas'ı affedemiyordu. Barlas onun hem gururunu kırmış hemde geçmişteki en derin yarasını kanatmıştı. Aden aklı, gururu ve kalbinin arasında sıkışıp kalmıştı.

 

Şimdi ise iki haftadır olduğu gibi Deva yine Aden'i yanlız bırakmamış akşam yemeğine çağırmış birlikte yemek yemişlerdi. Kış yağmuru ardından esen sert rüzgarın tam tersine mutfakta oldukça sıcak bir hava var kahve kokusu yayılmıştı. Deva elindeki kahve tepsisi ile mutfak masasına bırakıp Aden'in kahvesini önüne koyup sandalyesine yasladı sırtını. Aden bir kaç gün öncesine göre bugün daha sessizdi bu Deva'nın gözünden kaçmadı.

 

Eline aldığı fincandan usulca bir yudum aldıktan sonra Aden'e baktı.

"Bugün çok sessizsin," dedi, gözlerini kısarak. Sözleri nazikçe sorulmuş bir soru gibi görünse de, arka planda ince bir merak ve şüphe titreşiyordu.

 

Aden, oturduğu sandalyeden hafifçe doğruldu.

"Sana öyle gelmiştir, canım," diye karşılık verdi; dudaklarına yapay bir gülümseme yerleştirerek. Fincanı parmaklarının ucunda çevirmeye başladı. İki hafta önce yaşadığı şeyin ağırlığı hâlâ göğsünde bir taş gibi duruyordu. Ve bu taş, yaklaşan düğün günü ile birlikte içten içe ezip çürütüyordu.

 

"Yok, bana öyle gelmedi," dedi Deva, Aden'e doğru hafifçe eğilerek. "Şimdiye kadar heyecandan ellerin titremeli, yerinde duramamalıydın. Ama sen sessizliğe gömülmüşsün." Geriye yaslandı, kahvesinden bir yudum aldı. Gözlerini Aden'in yüzüne kilitledi. "Kızım, düğününe iki hafta kaldı ama ne bir telaş, ne bir neşe... Hatta gelinlik bile bakmıyorsun. Vallahi ben senden daha heyecanlıyım."

 

O sırada, evin kapısı hafifçe aralanmıştı. Ancak mutfaktaki koyu sohbetin arasında, ne Aden ne de Deva bu sesi işitebilmişti. Barlas , işleri yoğun olduğu için geç gelmişti ; kabanını aceleyle çıkarmış, yukarı odasına yönelmişti. Fakat Aden ve Deva'nın mutfaktan gelen sesleri dikkatini çekmişti. Adımlarını mutfağa yönlendirdi. İki genç kadının konuştukları konuyu duyunca mutfağın kapısının hemen yanında durdu.Normalde yapmayacağı bir şeyi yaptı: Konuşmaları dinlemeye koyuldu. Düğün konusu geçince Aden'in ne söyleyeceğini merak etmişti.

 

Aden, fincanı avuçlarının arasında tutarak bakışlarını kahvesine indirdi.

"Ne yapayım, Deva? Düğün provası mı yapayım," dedi hafif bir tebessümle. "Zaten heyecanımı çok belli edemem ben."

Cümlelerinin ardında bir perde gibi duran bu sözler tamamen yalandı. Oysa heyecanını da, sevgisini de coşkuyla yaşayan bir kadındı. Ama şimdi ne coşku vardı içinde, ne umut. Onların yerini tarifsiz bir korku almıştı yaklaşan düğün gecesinin karanlık gölgesiyle.

 

Deva hafifçe Aden'e doğru yanaştı.

"Kız, aşkınızı gözümün önünde filizlenirken izlemesem," dedi alaycı bir tebessümle, "bariz tavırların yüzünden, abim seni tehdit ya da silah zoruyla aldı sanırdım!"

 

Aden, duyduğu sözle rahatsızlıkla yerinde kıpırdandı.

"Saçmalama, Deva," dedi. Gözlerini ondan kaçırdı. Çünkü içten içe biliyordu: Deva istemeden gerçeğe temas etmişti. Silah değil belki, ama tehditlerle boyun eğmişti Barlas'a. Göz göze gelse, Deva'nın her şeyi gözlerinden okuyacağından korkuyordu.

"Barlas'ı seviyorum," dedi; yutkundu. Yalan, boğazında yumru gibi oturdu. "Sadece... düğün yaklaştıkça biraz gergin hissediyorum."

 

Deva'nın gözleri parladı; dudaklarına muzır bir gülümseme yerleşti.

"Sende haklısın," dedi, arsız bir edayla. "İlk gece yaklaşıyor, gergin olman normal."

 

Aden, o anda aldığı kahve yudumunu yutamadan boğazına kaçırdı. Şiddetle öksürmeye başladı. Deva kahkahasını bastıramadı; elini Aden'in sırtına hafifçe vurarak destek olmaya çalıştı.

"Helal kız, helal!" dedi kıkırdayarak.

 

Aden, gözlerinden süzülen yaşlarla Deva'ya döndü.

"Deva!" dedi, uyarıcı bir tonla.

 

"Ne dedim ki yani? Gerçek bu," diye üsteledi Deva. Ardından kahkahasını bastıramayarak devam etti:

"Ben seni çözdüm. İlk gece korkusundan utangaç gelin sendromu yaşıyorsun. Ama bir yerde de haklısın.Abimin yanında serçe gibi kalıyorsun. Maşallah, boy, pos, heybet yerinde. Düğün gecesi ağırlığını biraz versin, altında ezilirsin valla."

 

Aden'in yüzüne birden kan hücum etti; utancın sıcaklığı yanaklarını kavurdu.

"Deva, biraz daha saçmalarsan yemin ederim bu kahveyi üstüne dökerim," dedi tehditkâr bir tonda. "Düğüne de sünnet çocuğu gibi gelirsin." Utangaç bir ses tonu ile. " Hem ben serçe kadar küçük değilim senin abin haddinden fazla iri yapılı."

 

Deva, Aden'in bu çıkışıyla kahkahaya boğuldu.

"Yaparsın sen yenge! Ne de olsa artık Barlas Karahan'ın karısısın. Onunla otura kalka, ya huyuna ya suyuna benzersin."

 

Aden, başını iki yana salladı. Deva'nın sözleri ona bir oyundan ibaret gibi gelse de, içindeki gerçekle yüzleşmekten hâlâ korkuyordu.

 

Deva'nın bu gece dilinin durdum duracağı yoktu. Ama bilmediği birşey vardı dakikalar sonra o dili başına bela olacaktı.

 

" Birşey soracağım ama doğruyu söyle?" Dedi yüzünde ki arsız gülümseme ile .

 

Aden kahvesinden bir yudum alıp bakışlarını yan tarafında oturan Deva'ya çevirdi. " İyi birşey sormayacağın kesin ama sor."

 

Deva dudakların daki gülümsemeyi bastırmaya çalışarak: " abim ile aranızda hiç bir yakınlaşma olmadı mı? Sonuçta nişan günü dinî nikahınız da kıyıldı . Hani böyle seni ilk geceye falan hazırlamak için hiç mi birşey yaşamadınız ? " Aden'in utangaç halinden oldukça zevk alıyordu ve üzerine gidip eğlenmek ten kendini mahrum etmiyordu.

 

Aden'in yanakları kırmızıdan mora döndü utanç ile . Zar zor bulduğu sesi ile . " Sen ne kadar edepsiz bir kız oldun ya . " Dedi hafif kızarcasına . " Öyle sorduğun gibi hiç birşey olmadı aramızda."

 

"Sen farkında değilsin ama dışarda kaç kadın senin yerinde olmak istiyor biliyor musun? Abimi gözüyle kesen, hayalini kuran kadınlar var. Eğer onlardan biri olmuş olsaydı varya çoktan abimin koynuna girmişti. " Dedi gülerek.

 

Deva'nın başka bir kadın demesi ile istemsizce Aden'in bir şey tam göğsünün ortasında, usulca sızladı.

Adını koyamadığı bir şeydi bu. Ne tam kıskançlık, ne öfke... ama keskin bir iğne gibi içine battı.

 

Sanki başka bir kadının Barlas'a yaklaşma ihtimali bile... istemsizce içini burktu.

O an fark etti: Kalbinde bir şey... hâlâ onunla savaşıyordu.

 

Yutkundu. Bakışlarını Deva'ya çevirdi. Gülümsemeye çalıştı ama sesi duruydu.

 

"Eğer başka biri olsaydı... Barlas ona bu kadar sabırlı olmazdı zaten."

Sözlerinin sonuna küçük bir ima yerleşti. Kendini savunur gibi, ama kimden? Deva'dan mı, yoksa içindeki o kıskançlıktan mı? " Ben o kadınlardan olmadığım için Barlas'ın yanındayım ve o kadınlardan hiç biri Barlas'ın umrunda olamaz !" Dedi. Kendi bile söylediği son cümleye şaşırmıştı lakin içindeki o anlık sızı bu sözleri dilinden dökülmesine sebep oldu.

 

Deva genişce gülümseyerek . " Kıskandın abimi . "

 

Aden bakışlarını Deva dan kaçırdı." Biraz daha üstüme gelmeye devam edersen o dilini susturacak tek kişiyi ararım :Barlas'ı . Gerisinide sen düşünürsün ozaman ." Dedi sahte kızgın bakışlarını Deva'ya atarak.

 

Deva, Aden'in halini görünce kahkaha atmaktan kendini alamadı.

"Tamam, tamam!" dedi, ellerini havaya kaldırarak. "Kızma, ama ne yapayım? Gerçekten çok merak ediyorum. Hadi Allah'ın hakkı üçtür, sadece bir kerecik söyle. Abim hiç mi... yani şöyle... hafiften bile mi yaklaşmadı? En azından bir öpücük, böyle bir dokunuş ?" Diyerek kahkahaya boğuldu.

 

Aden'in gözleri fal taşı gibi açıldı.

"Deva!" diye inledi. Utancı artık yüzünden taşmış, boynuna, kulaklarına kadar yayılmıştı. Ne diyeceğini bilemeden ellerini yüzüne kapattı." Herşeyin bir yeri zamanı vardır bizimde sınırlarımız var ve bir birimizin sınırlarına saygı duyuyoruz."

 

Deva, Aden'in yanına yanaştı oturduğu yerden eğilerek,kocaman bir sırıtışla elini Aden'in poposuna pat diye vurdu.

"Yemin ederim kız, taş gibi kadınsın sen! Abim de ne sabır, ne irade varsa... Bu nasıl bi' hâl böyle? Ben olsam daha ilk gün seni yatağa atmadan bi' dakika duramazdım!"

 

Aden bir anda Deva'nın popasuna vurması ile irkildi, gözleri fal taşı gibi açıldı.

"Deva!" diye bağırdı, eliyle poposunu tuttu. "Ayıp be! Ne vuruyorsun durduk yere?! Popom acıdı."

 

" Kızım gerçekten abime üzüldüm. Taş gibi karısı var üstelik dini nikahı da var ama dokunamıyor." Arsızlık bugün Deva'nın diline yapışmıştı.

 

Aden gözlerini devirdi.

"Senin şu dilin var ya gerçekten büyük günah. Allah seni ıslah etsin!"

 

"Benim gibi arsız birini Allah bile sever, sırf dürüstüm diye!" dedi Deva, sonra kıkırda dı.

"Ama düğün sabahı senin suratına bakacağım ben. Zaten yüzün şuanki gibi domatese dönmüş olur her şeyi anlarım "

 

Aden çattığı kaşları ile:

"Sana hiçbir şey anlatmam, hiçbir şey! Ne yaşarsam yaşayayım, bir kelime çıkmaz ağzımdan. Hayal kurup durursun artık."

 

 

Deva kahkahayı bastı.

"Ahahah! Kurarım canım, ben fanteziyle besleniyorum. Ama itiraf et, biraz da doğru söylüyorum değil mi?"

 

" Biraz daha konuşmaya devam edersen fincanı kafana yiyeceksin."

 

Deva tam birşey söyleyecek iken Aden müsade etmeden atıldı: " Bak yemin ederim tek kelime daha edersen bu kudurmuş hâllerini Barlas'a söylerim . Seni çatıdan aşağı atar ." Dedi şaka ile tehdit vari sözlerini söyleyledi.

 

Deva gülmesini zar zor durdu. " Seninle uğraşmayı seviyorum yenge . Ay şaka maka bir yana kız gerçekten yengem oldunya ." Diyerek Aden'e doğru eğilip yanağına sulu bir öpücük kondurup sarıldı.

 

Aden gülümseyerek: " Deli "

 

Deva az önce kalktığı sandalye ye tekrar oturdu. Bir süre sessiz kaldılar daha sonra Aden'e göz ucu ile bakıp söze girdi.

 

"Senden bir şey isteyeceğim."

 

Aden başını kaldırdı. O kadar ani ve rahat söylemişti ki, cümlenin sonuna kadar ne geleceğini bilmek istememişti bile. Ama Deva'nın yüzündeki o ifade... Evet, işte o, onu durdurdu.

 

Aden gözlerini kısıp başını hafifçe yana eğdi.

"Kesin yapamayacağım bir şey isteyeceksin," dedi, içinden geçen "hayır deme şansım da olmayacak, değil mi?" sorusunu saklamaya çalışarak.

 

Deva, gülümsedi. Ama öyle sıradan bir gülümseme değildi bu. Ağzının kenarında hafif bir eğilme, gözlerinin içindeki kıvılcımın yavaşça dışarıya taşması... Bir planı vardı ve bu planın gidişatından çok keyif alıyordu.

 

"Bu akşam dışarı çıkmam lazım."

Omuzlarını silkti, sanki çok sıradan bir şeyden bahsediyormuş gibi. "Arkadaşlarım ile önce yemeğe gideceğiz ordanda küçük bir kulübe gideceğiz. Kız erkek karışık olacağız."

 

Aden'in gözleri bir anda büyüdü. "Ne?!"

Barlas'ın o meşhur surat ifadesi gözlerinin önünde belirdi. Sert, sert, daha da sert.

 

Deva, Aden'in gözlerindeki paniği fark ettiğinde, gülümsemesini daha da genişletti. Başını usulca yana yatırdı, çenesini avucuna yaslayarak konuşmaya devam etti:

 

"Abimden sadece yemek için izin istesem, verir. Ama kulüp dediğim anda ortalığı yıkar. Erkek arkadaşlardan bahsedersem yaşama sürem kısalır."

Bir kahkaha attı. Kafasında bu senaryonun tüm bölümleri hazırdı. Ve evet, sonunu da düşünmüştü. Ama umurunda değildi. Her zamanki gibi yaptıklarından çok rahat kurtula bileceğini biliyordu.

 

Aden ağzını açtı, ama kelime çıkmadı. Bu kızı ne yapacaktı Allah aşkına?

 

Deva sandalyesinden doğrulup masaya yaklaşırken, sesini alçalttı ama oyunbazlığını hiç saklamadı:

"Şimdi burası önemli." Dedi çok ciddi birşey söyleyecek miş gibi.

Gözlerini Aden'in gözlerine kilitledi.

"Sen abime desen ki... bu gece Ferman geç gelecek, Deva da bu gece bende kalsın."

Küçük bir duraksadı ,sonra cümleye nokta gibi gelen bir tebessüm yerleşti yüzüne.

"O sana hayır diyemez. Çünkü sen, onun zayıf noktası sın. Kıyamaz sana ne dersen onu yapar."

 

Aden'in ağzı aralandı. "Deva... sen ciddi misin?"

 

"Çok ciddiyim," dedi Deva, neredeyse gururla. " Ay valla evde çok sıkılıyorum. Valla sadece azıcık kafa dağıtmak istiyorum."

 

Aden hâlâ masada kıpırtısız duruyordu. Gözleri kocaman açılmış, sanki duyduğu cümleyi sindirmeye çalışıyordu. Deva'nın rahatlığıyla kendi panik hâli arasındaki fark o kadar büyüktü ki, kısa bir an gerçeklik duygusunu yitirmiş gibi hissetti.

 

"Benden böyle bir şey isteme," dedi sonunda, sesi hafif titrek ama netti.

"Ben ölmek için çok gencim, Deva."

 

Deva başını yana eğip kıkırdadı. Aden'in bu hâline alışkın dı ama yine de her seferinde çok eğleniyor du.

 

"Hadi ama Aden," dedi, iç çekerek Aden'e doğru eğildi.

"Sadece birkaç saatliğine gidip geleceğim. Saat on iki olmadan dönerim. Ne olabilir ki?"

 

Aden gözlerini devirdi.

"Ne olabilir mi?"

Masaya yaslandı, ellerini alnına götürdü.

"Barlas bunu öğrenirse önce seni... sonra beni öldürür. Hatta sıralama bile önemsenmez. Belki aynı anda! İkimize tek kurşun yetebilir."

 

Tam o anda, kapının hemen dışında Barlas nefes bile almadan bekliyordu. Mutfakla salon arasındaki loş geçişin içinde, gölge gibi sessizdi Barlas. Omzunu duvara yaslamış, başını hafifçe yana vermişti. Gözleri donuk, çenesindeki kaslar sıkılıydı. Her kelime netti. Deva'nın sesi ona uzaktan değil, içinden geliyormuş gibi çarpıyordu.

 

Ama içeride kimsenin bundan haberi yoktu.

 

Deva, Aden'in bu çıkışına karşılık kısa bir sessizliğe büründü. Sonra, birden gözleri parladı. Aklına gelen fikir yüzüne yayıldı.

 

"O zaman birlikte gidelim."

 

Aden başını hızla kaldırdı.

"Ne?!"

 

"Evet! Sen de gel. Hem Ferman'a bizde kalacağını söylersin, ben de abime aynı şeyi. İkimiz de birlikte çıkarız. Hem... senin için de iyi olur. Olanlardan sonra... kafan dağılır biraz."

 

Deva'nın sesi bu sefer daha yumuşaktı. Bir anlığına gerçekten Aden'i düşündüğü belliydi. Sadece kendi özgürlüğünü değil, onun da nefes almasını istiyordu. Aden'in gözlerinde kısa bir tereddüt belirirken, Deva yanına biraz daha sokulup eğildi.

 

"Aden..."

Sesi alçaldı, ama ciddileşmedi.

"Senin o tatlı aklını kaçırman an meselesi. Gel, bir gece çılgınlık yapalım. Sadece bu gece."

 

Aden'in gözleri hâlâ büyüktü. Ellerini masaya koyup başını sağa sola salladı olumsuzca.

 

"Kesinlikle olmaz! Deva, ben ne abime ne de Barlas'a yalan söyleyemem. Onların arkasından entrika çeviremem. Zaten beceremem de!"

 

Deva'nın yüzündeki o sinsi gülümseme daha da genişledi. Omzunu hafifçe kaldırarak Aden'e doğru eğildi. Elleriyle masaya yaslandı, sonra başını hafif yana eğip Aden'in gözlerinin içine baktı. Gözlerini tatlı tatlı kırpıştırdı.

 

"Canım yengeme bak..."

Sesi şımarıktı, ama sıcak.

"Yenge diyorum sana. Biricik yengem! Hadi ya, vallahi çok sıkılıyorum evde. Evin duvarları üstüme üstüme geliyor. Nefes alamıyorum artık!"

 

Aden kaşlarını kaldırdı, suratını buruşturdu, ama Deva'nın o bakışlar tanıdığı, ezbere bildiği ama her seferinde savunmasız kaldığı bakışlar karşısında gözlerini kaçırmak zorunda kaldı.

 

"Deva..." dedi ağır ağır. Sesi artık daha ciddi, daha netti. "Kesinlikle olmaz. Ben gelmem. Sen de gitme."

 

Deva suratını bir anda astı, ama Aden'in kararlılığını görünce tek kelime etmeden geri çekildi. O sırada Aden'in bakışları bir an havada asılı kaldı. Gözleri boşluğa daldı zihninde yakalandıkları an canlandı bir anda ama zihninde gördüğü şey bugünün mutfağı değil, yarının felaket senaryosuydu.

 

Barlas'ın yüzü belirdi gözlerinin önünde. O sert, buz gibi bakışı. Dudaklarının kenarında o hiçbir şey vaat etmeyen çizgi. Dinmek bilmeyen öfkekesi ve öfkelendiği zaman o cellat gibi can alıcı gazabı. Tek bir bakışıyla etrafı titreten adam. Onun bakışının sonunda genellikle bir tehdit, bazen de bir mezar taşı gizliydi. Ardından Ferman geldi aklına dinmek bilmeyen öfkesi attığı her bakışta bir tehdit . Barlas ile evlenmek istediğini söylediğizaman Ferman'ın yaptıkları birer birer gözünde canlandı. Bu defa Aden'i canlı canlı mezara koyardı.

 

Aden ürperdi. Gözleri dalgın, sesi düşüktü ama netti:

"Sen sadece Barlas'ın gazabına uğrarsın. Ben... hem Ferman'ın hem Barlas'ın."

Kendi sesini duymak bile ona soğuk ter döktürmüştü."Barlas beni öldürür. Abimse... cenazemin arkasından mevlüt okutup Barlas'a 'eline sağlık' der."

Boğazı düğümlenmiş gibiydi. Ellerini iki yana açtı, dramatik ama gerçeğe fazlasıyla yakın bir şekilde devam etti:

"Ben o iki deliyle karşı karşıya gelemem. Zaten abimle zor baş ediyordum. Şimdi Barlas da çıktı başıma. Yani hayatıma iki deli fazla. Bir de entrika çeviremem. Sınırlarımı zorlama Deva, ben oyun oynamıyorum, yaşamak istiyorum!"

 

Deva, Aden'in bu çıkışını sessizce dinledi. Birkaç saniye sadece baktı. Sonra, gülmemek için alt dudağını ısırdı. Gözlerinin içi parlıyordu.

 

"Sana Oscar'lık rol verirler. Ama ben seni ikna edeceğim yenge. Daha gece uzun."

 

O, hâlâ oyunundaydı. Aden ise hayatının en ciddi senaryosunun içine çoktan düşmüştü. Hayat genç kadını öyle bir oyunun içine çekmişti feliğini şaşırmış tı.

 

Deva gözlerini Aden'e dikti; ciddiyetten uzak ama sonuç odaklı bir ifadeyle tekrar konuştu:

 

"Tamam sen gelmiyorsun..."

Omuzlarını hafifçe silkti. Ardından gözlerini tatlı tatlı kısıp eğildi, sesi yumuşadı.

"Ama o zaman ben gideyim. Beni idare et, lütfen Aden."

 

Aden başını hızla iki yana salladı.

"Kesinlikle olmaz! Vallahi Barlas öğrenirse... ikimiz için de iyi olmaz."

Bakışları karanlığa kaydı.

"Deva, unut dışarı çıkmayı. Cidden."

 

Deva geri yaslandı, dudaklarını büktü. Sadece birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra gözlerini tekrar Aden'e dikip, sesi daha masum dönerken bir kez daha atağa geçti.

 

"Hadi ama..."

Gözlerini hafifçe kırpıştırdı, dudaklarının kenarında o tanıdık, şımarık gülümseme vardı.

"Canım yengeciğim... biricik sadık yandaşım... Hayatımın tek sağlam kalesi sensin!"

 

Aden onu susturur gibi elini kaldırdı.

"Deva, ciddiyim. Ya Barlas bizde olmadığını öğrenirse?"

 

"Sen söylemezsen öğrenmez."

Deva anında yanıtladı, tek kaşını kaldırarak.

"Bu çok basit bir denklem."

 

Aden kaşlarını çattı, gözleri endişeyle parladı.

"O... o anlamaz mı sanıyorsun? O benim bakışımdan, ses tonumdan bile anlar. Hem her gece uyumadan önce arayıp iki saat benimle konuşuyor! Ben çabuk ele veririm."

Sesi hafif paniklenmişti. Gözleri titriyordu. Çünkü Aden hiç bir zaman böyle planlar yaparak evden kaçan bir kız olmamıştı. Barlas'a rağmen Deva'nın bu rahatlığı aksine Aden'i daha çok korkutuyor du.

 

Deva başını hafif yana eğdi, sanki küçük bir çocuğa açıklama yapar gibi konuşmaya başladı.

"O aradığında açma. Yarın arayıp, 'film izliyorduk, telefonumu odada unuttum' dersin. Bu kadar basit. Yüzüne maske takıp yalan söyle demiyorum. Minik bir saptırma."

 

Aden, gözlerini Deva'dan kaçırarak uzak bir noktaya baktı. Dudaklarını hafifçe birbirine bastırdı. Birkaç saniye düşündü. İçinde yine o iki bakış belirdi: Biri abisinin, diğeri Barlas'ın. O buz gibi sessizlik, tok bir "Arkamdan iş çevirirsiniz ha ?" sorusu. Sonra Deva'nın yaramaz, neşeli, hayata meydan okuyan sesi kıyamadı...

 

"Tamam."

Sesi kısık ama netti.

"Yalnız gidiyorsun ve geç kalmayacak sın. Söz ver."

 

 

Deva, kelimeyi duyduğu anda yüzü aydınlandı.

"Söz!" dedi, yerinden kalkıp eğildi ve Aden'in yanağına kocaman, sulu bir öpücük kondurdu.

"Geç kalmam, yengeciğim!"

 

Aden suratını buruşturdu ama hafifçe gülümsedi. Ardından gözlerini kısıp parmağını Deva'ya doğru salladı.

 

"Yakalanırsak... beni yalnız bırakırsan..."

Durdu, ses tonunu düşürüp cümleyi zehir gibi tamamladı.

"Barlas'tan önce ben öldürürüm seni, ona bile fırsat vermem."

 

Deva kahkaha attı.

"Korkunç ama adil." Diyerek tekrar yerine oturdu.

 

Deva konuşmaya devam etti.

Omuzları gevşek, sesi heyecanlı ,dudaklarındaki gülümseme ise rahatlığın ta kendisiydi.

 

"Sana söylüyorum Aden, bu ilk değil. Ben zaten alışkınım böyle kaçak planlara," dedi, dizine hafifçe vurup kıkırdayarak.

Sırtı hâlâ kapıya dönüktü. Umurunda değildi. O an, dünya sadece ikisinden ibaretti.

Bir sırdaşlık, bir oyun...

"Abim bu aralar biraz daha hassas sadece. Gözü üzerimde. Yoksa... rahat ol, bir şey olmaz."

 

Aden kıpırdanmadı.

Kulağı Deva'da olmasına rağmen, dikkatini odaya yayılmış tuhaf bir ağırlık dağıtmıştı.

Nefes alamıyormuş gibi hissetti bir anda.

Hava ağırlaştı sebebini kendisi dahi anlamadı

 

Bir gölge düştü mutfağın girişine.

Yavaş, derin, sessizdi.

 

Aden'in kalbi birden bire hızla çarpmaya başladı.

Başını hafifçe kaldırdı bakışlarını kapıya çevirdiğin de ise:

Ve o an zamanı dondu adeta . Bu ğazına oturan yumruyuyu dâhi unuttu. Bakışlarını kapıya çevirdiği an Barlas ile göz göze geldiler .

 

Barlas.

Kapının tam eşiğinde.

Kımıldamıyordu. Sadece oradaydı.

Bakıyordu.

Ama o öyle bir bakıştı ki, insanın iç organlarını sıkıştıran, kemiklerinin içini titreten türdendi.

 

Aden'in içinden bir ürperti koptu.

Boğazı kurudu. Dudaklarının rengi çekildi.

Beti benzi attı korkudan.

Barlas'ın o durduğu yerden bile yayılan öfke, bildiği öfkelerden değildi.

Tehlike gibi kokuyordu, yanık gibi hissediliyordu.

 

Aden zar zor yutkundu.

Ama o yutkunma sesi bile ihanet gibiydi.

Barlas gözlerini Aden'den ayırmıyordu.

 

Aden'in başını hafif eğdi. Deva ise hala konuşmaya devam ediyordu arkasında ki Barlas'tan habersiz.

" Beraber gitsek daha güzel olurdu. Abim ve Ferman olmadan eğlenceli bir gece olurdu."

 

Eli Deva'nın koluna gitti, hafifçe dürttü.

Tırnakları avucuna geçmişti.

Sesi çatlak, korkuya boğulmuş fısıltıyla çıktı:

 

"Deva... sus."

 

Deva hafifçe kaşlarını çattı, anlamamıştı.

Rahat rahat konuşmaya devam etti, sesi hâlâ neşeliydi.

 

"Ne oldu ya? Yine neye gerildin sen?"

 

Aden'in eli bu sefer daha sıkı kavradı Deva'nın kolunu.

Gözlerini hâlâ Barlas'tan ayıramamıştı.

Nefesi kesik kesikti.

 

"Sus kızım..." dedi, sesi artık fısıltı değil, korkunun çatalladığı bir emirdi.

Yutkundu bir daha. Boğazı yanıyordu.

Omuzları çökmüş, gözleri büyümüştü.

 

Ve o an, buz gibi bir ses doldu mutfağa.

 

"Bırak konuşsun."

 

Barlas'ın sesi...

Keskin.

Derin.

Hissiz. Acımasız ve öfkeliydi.

 

Bir kırbaç gibi çarptı mutfağın duvarlarına ve Deva'nın kulağına ulaştı.

Deva başını yavaşça çevirdi.

Sesin sahibini görmesiyle tüm vücut dili değişti.

Omuzları çöktü gözleri yuvasından fırlayacak mış casına büyüdü. Aldığı nefes dahi soluk borusuna kaçtı. Yüzünde beliren ifade ne kadar korktuğunu beyanen ortaya koyuyor du.

 

Aden ise...

Aden'in içinden hâlâ delip geçiyordu o korku.

Barlas'ın gözleri hâlâ onun üzerindeydi.

Ve Aden biliyordu.

Sadece yakalanmamışlardı.

Barlas yakalamıştı.

Ve bir adamın öfkesinin, kelimelerden önce gelen bir bedeli vardı. Oda Barlas'ın bakışlarıydı.

 

Barlas adımını mutfaktan içeri attı.

Her adımında mutfakta hava daha da ağırlaşıyor iki genç kadının korkusu daha da tavan yapıyordu.

 

"Konuşsun bakalım. Daha başka ne haltlar yediğini ben de öğreneyim. Belki gece kulübü planlarının detaylarını da kaçırmışımdır." dedi ürkütücü bir ses tonu ile.

 

Deva'nın yüzünden bütün kan çekildi.

Sandalyesinden hızla fırlayıp korku ile Aden'in sandalyesinin arkasına geçti.

Gözleri panikle Barlas'a odaklandı.

 

Barlas durmadı.

Ağır, ama tehditkâr adımlarla yaklaşıyordu.

Bakışlarını bu defa kardeşine çevirdi. Ürkütücü bakışları Deva'ya kilitlenmişti, gözbebekleri öfke ile kararmıştı.

 

"Yalan söyleyip gece kulübüne gitme planı... Erkekler... Gizli anlaşmalar..." Bakışları Deva ve Aden arasında gidip geldi bir an. " Güzel planmış ."

Diyerek dişlerini sıkarak başını salladı.

"Bütün bunlar senin küçük kafandan çıkan bir 'kaçamak' mı Deva ?" diyerek bir anda bağırması ile iki kadın korku ile irkildi.

 

Deva, dili tutulmuş gibi bakıyordu. Aden ise artık kaçacak yerlerinin olmadığından emin olmuşcasına daha da çok korkmaya başlamıştı.

 

"Sen..." dedi Barlas, sesi daha da alçaldı, "bu evin kurallarını unuttun mu? Yoksa abini aptal mı sandın?" bu defa bakışlarını Aden'e çevirdi ." Ya sen! " Dedi öfkesini kontrol etmeye çalışarak. " Benim sınırlarımı daha öğrenemedin mi? Hadi bu akılsız ya sana ne demeli sen nasıl tamam dersin ." Aden'e bağırmadı ama sesi oldukça ürkütücüydü.

 

Deva zorla nefes aldı.

"Abi... Yanlış anladın..."

 

Barlas dişlerinin arasından kelimeleri tükürdü:

 

"YANLIŞ MI ANLADIM?!" Diyerek bağırdı

sesi adeta mutfağı inletti.

Aden başını eğdi, yerin dibine girmek ister gibi.

 

Barlas gözlerini kıstı, bir adım daha attı.

"Her şeyi duydum. Baştan sona. Hangi arkadaşa gidilecek, hangi bahaneyle beni uyutacaksınız... Erkeklerle aynı masaya oturulacak!"

 

Deva'nın gözleri doldu. Yakalanmanın verdiği korku ile birlikte şok ile karışık bir çaresizlikten.

 

Barlas öfke ile bağırarak:

"Ne güzel iş birliği!"

Sesi öyle bir yankılandı ki mutfakta, duvarlar bile titredi.

 

"Sözde yengesi, özde sırdaşı! Şu plana bak... Evde kalıyor numarası, kulüpte erkek kız karışık gece... İkinizin yüzünden kulaklarımın duymadığım şey kalmadı!"

 

Barlas'ın yüzü öfkeyle ile birlikte hayal kırıklığıyla gerilmişti.

Kız kardeşinin ihanetinden, karısının sessizce buna göz yummasından doğan o acı, gözlerinin derinliğine kazınmıştı.

 

Mutfaktaki iki kadın dilini yutmuş gibi sessizliğe gömülmüş mutfakta yankılanan tek ses Barlas'ın dı.

"Kaç kere göz yumdum. Kaç kere 'büyüyor artık' diye sustum. Kalbini kırıp seni incitmek istemedim . Ama sen her seferinde çizgiyi biraz daha aştın." dedi öfke ile burnundan soluyor du adeta ."Ulan koca kız oldun 22 yaşına geldin yinede çocuk gibi davranıyorsun. Bizim normal bir hayatımız yok Deva sen bunu bildiğin halde şımarıklığından ödün vermiyorsun."

 

Deva'nın bu hâllerine az çok alışmıştı ama Aden'in böyle birşeyi kabul etmesi Barlas'ın benliğini sarstı. Aden sevmiyor ola bilirdi kendisini ama yaşına göre olgun bir kadındı . Deva'nın ısrarı üzerine kabul etmişti Barlas bunu duymuştu ama yinede Aden den böyle birşeye ' tamam ' demesi beklenmedik bir şeydi Barlas için . Aden'e de öfkesi ayrıydı ve onunla da ayrı görüşecekti.

 

 

Barlas Deva'nın üzerine doğru ağır ağır adımladı. " Ulan siz bana kafayı mı yedirecek siniz. Benim arkamdan iş çevirecek cesareti nerden buldunuz lan siz ." Öfkesi yanardağın lavları gibi adeta göz bebekleri titreşiyordu. " Yürek mi yediniz ulan siz ." Diyerek Deva ile arasındaki mesafeyi kapatmasına bir kaç adım kalmıştı ki Aden oturduğu yerden hızlıca kalkıp arkasındaki duran Deva ile Barlas'ın arasına kendi bedeni ile adeta bir set ördü.

 

Deva ise tıpkı küçük bir çocuk gibi, abisinin gazabından korunmak istercesine Aden'e sığınmıştı.

 

Aden, tüm vücudu korkuyla titriyordu ama geri durmadı. Araya girmesi gerektiğini biliyordu. Nefesi düzensizdi, sesi zayıftı ama durdurmaya çalıştı:

 

"Barlas... yapma. Lütfen!"

 

Barlas'ın gözleri bir anlığına Aden'e kaydı. Ve bir anda, sesini öyle bir yükseltti ki, mutfağın duvarları yankılandı:

 

"Sen karışma! Sana da bunun hesabını soracağım!"

 

Aden'in gözleri korkuyla büyüdü. İçindeki titreme artık saklanamayacak hale geldi. Barlas ilk defa Aden'e bu kadar sert çıkış mış tı ve Aden bu ilkten bile korkup kırılmıştı. Gözlerine dolan yaşları tutamadı. Boğazı düğümlendi, gözleri dolmasına rağmen çenesini inat ile diklestirip Deva yı biraz daha arkasına aldı korumacı bir şekilde ve Barlas'ın gözlerine baktı.

"Sorarsın sen ona ne şüphe Barlas ağa ! " Sesinden kırgınlığı Barlas'ın kulaklarına ulaştı. Ağa kelimesini bastırarak söyledi. Bu kilime ona yabancı olduğu kadar hoşuna da gitmiyor du da.

 

O an...

Barlas'ın bakışları Aden'in gözleriyle çarpıştı. Aden'in dolu dolu olmuş gözlerini gördü. Yüzündeki korkuyu, hayal kırıklığını, kırılmışlığını... öylece duruyordu karşısında kıymetlisi.

 

Barlas bir şey demedi. Birkaç saniyelik o ağır sessizlikte, Aden'in dolan gözlerine baktı. Ve o an yeni fark etti öfkesini kontrol edemeyip Aden'e bağırdığını. Heleki Aden'in iki hafta önce yaşadığı ağır geceden sonra zar zor toparlandığı zihnine dolunca dişlerini sıkarak elini yüzüne götürdü, öfkeyle yüzünü ovaladı. Gözlerini sımsıkı kapattı.

 

Ve sonra, arkasını dönerek hışımla uzaklaşırken hırıltılı bir sesle söylenmeye başladı:

 

"Siktir... Sikerim böyle işi..."

 

O cümle, pişmanlığının diliydi. Kendineydi öfkesi artık. Aden'i bu denli kırdığı için . Oysa Aden'in o cehennemi yaşadığı geceden sonra kendine hergün hatırlatıyor du Aden'in yanında öfkesini kontrol altında tutması için ama yine öfkesine kurban gitmişti.

 

Barlas arkasını döndüğü an, Deva bir fırsat bulmuş gibi Aden'in kolunu çekiştirdi. Hâlâ onun arkasına saklanıyordu ama sesi fısıltıdan öteydi; yalvaran, panik içinde bir fısıltı:

 

"Aden... ne olur, yardım et. Beni kurtar buradan."

 

Aden hâlâ gözleri dolu bir şekilde nefesini düzene sokmaya çalışıyordu. Şaşkınlıkla Deva ya döndü, neredeyse öfkeyle fısıldadı:

 

"Ben mi seni kurtarayım? Sen görmedin mi bana nasıl bağırdı? Hem... haklı da!"

Ne kadar kendisine bağırmasına kırılsa da Barlas'ın haklı olduğunun bilincindeydi genç kadın .

 

Deva hâlâ Aden'in arkasında saklanıyor, göz ucuyla Barlas'ın öfkeyle mutfağın içinde volta atışını izliyordu. Derin bir nefes aldı, sesi yine titrek ama içinde klasik Deva vurdumduymazlığıyla:

 

"Naz yap... bir şey yap. Kocam de, canım de, ciğerim de, hayatımın anlamı falan de işte bunları da ben mi öğreteyim?! Kızım gerekirse kadınlığını kullan. Cilve yap... Sana kıyamaz ama beni yeminle öldürür!"

 

Aden, o an başını hafifçe yana eğdi. Kaşlarını çatmıştı, gözlerinde çaresizlik ve hafif bir sinir vardı. Deva'ya dönüp, çok düşük bir ses tonuyla ama öfke ile dişlerini sıkarak fısıldadı:

 

"Gerçekten abinin öfkesinden kurtulmak için bulduğun çözüm bu mu ?Manyak mısın nesin!"

 

Sonra gözleri yeniden Barlas'a döndü. Adam mutfağın ortasında yumruklarını sıkarak ileri geri adımlar atıyordu, öfke bedeninden taşıyor gibiydi. Her adımında mutfağın yerleri titreşiyor gibiydi. Kendi kendine söyleniyor du.

 

Aden gözlerini kısıp Deva'ya eğildi, bu kez sesi daha ciddiydi:

 

"Dinle beni. İlk fırsatta mutfaktan çık. Gerekirse bahçeye, sokağa. Ama Barlas, seni burada bir daha görmeden kaç git! Yoksa seni elinden kurtaramam, yemin ederim." Yinede Deva'ya kıyamadı. Bu kız ne kadar deli dolu olup sürekli başlarına iş aç sada Aden bu deli kızı seviyor du.

 

Deva başını hızla salladı. Aden'den aldığı bu açık izni kaçıracak hali yoktu. Kalbi deli gibi atıyordu ama gözlerini fırsata dikti. Barlas bir an için mutfak tezgâhına yönelmiş, yüzünü avuçlarının arasına almıştı.

 

Ve Deva...

Hafif adımlarla, Aden'in arkasından sıyrıldı. Kalbini ağzında taşıyarak, mutfağın kapısına yöneldi. Kapıdan çıkar çıkmaz, nereye gittiğini bile düşünmeden koşmaya başladı. Sadece nefes alabileceği, Barlas'ın gazabından uzaklaşabileceği bir yer arıyordu.

 

Mutfakta yalnızca iki kişi kalmıştı. Biri hâlâ nefesini dizginlemeye çalışırken, diğeri içindeki yangını bastırmaya uğraşıyordu. Sessizliği bozan ayak sesleriyle Barlas başını çevirdi ve Deva'nın koştuğunu fark etti. Tam mutfak kapısına yönelmişti ki, Aden hızla hareket edip önüne geçti.

 

"Çok sinirlisin," dedi Aden, sesinde endişeyle karışık bir kararlılık vardı. Barlas'ı nasıl durduracağını bilmiyordu. Bu yüzden zaman kazanmaya çalışıyordu; en azından biraz olsun öfkesini yatıştırmak istiyordu.

 

Barlas, bir anda önüne dikilen Aden'e çatık kaşlarla, başını hafifçe eğerek baktı.

 

"Aden, çekil önümden," diye homurdandı. Yanından geçmek için adımını attı ama Aden onunla aynı anda aynı yöne hareket ederek yeniden önünü kesti.

 

"Öfken biraz dinsin, sonra konuşursunuz . Bu sinir ile yanına gidersen kalbini kırarsın.O korku ona yeter," dedi Aden, alt dudağını dişlerinin arasına alarak başını hafifçe kaldırdı ve gözlerini Barlas'ın kilerle buluşturdu.

 

Barlas, Aden'in üzerine doğru bir adım daha atarak mutfaktan çıkmak istedi. Aden ise, Deva'nın az önceki sözlerini hatırladı. Onu durdurmak için başka yolu yoktu; yoksa akşam akşam Barlas yeri yerinden oynatacaktı.

 

Bir anda cesaretini toplayıp bir elini Barlas'ın sol göğsüne koydu; diğer elini ise, parmakları boynunun kenarına, avucu omzunun üzerine gelecek şekilde yerleştirdi. "Barlas... lütfen," dedi boynun kenarını okşayarak; sesi yumuşak, bakışları ise cilveli bir dokunuşla doluydu. Aralarındaki mesafe, artık nefeslerinin birbirine değecek kadar azdı.

 

Barlas, bu temasla birlikte içinde ani bir gevşeme hissetti. Aden'in dokunuşlarının kendisinde bıraktığı etkiyi bildiği hâlde, yine aynı zafiyetin içine düşmüştü. Sanki öfkesi Aden'in ellerinden süzülüp akıp gidiyordu.

 

Aden, kuruyan dudaklarını yavaşça diliyle ıslattı. Aralarındaki boy farkından dolayı başını hafif geriye attı ve gür kirpiklerinin arasından Barlas'a bakarak vereceği tepkiyi bekledi.

 

Barlas ise, boy farkı nedeniyle başını hafifçe Aden'e doğru eğdi. Gözleri, Aden'in yüzündeki tüm o küçük mimikleri taradı; kirpiklerinden tutup ıslattığı dudaklarına kadar. Bakışları, Aden'in gözleriyle dudakları arasında gidip gelirken, Aden'in yaptığı o hareket dudaklarını tekrar ıslatmasına ve alt dudağını dişlerinin arasına almasına neden oldu.

 

Barlas'ın kaşlarının arasında beliren hafif çatık ifade yavaşça bir uyarıya dönüştü.

"Yapma şu hareketi..." dedi Barlas, sesi düşük ama içinde bastırılmış bir istek barındırıyordu.

 

Aden ise masumca kaşlarını hafifçe kaldırdı. "Ne yapıyorum ki?" dedi, gerçekten ne yaptığının farkında olmadan. Panik ile tekrar dudaklarını dişlerinin arasına aldı.

 

Barlas, bu cevabı alır almaz ellerini bedenine dola yan Aden'e doğru adımlamaya devam etti. Bir elini Aden'in beline koydu, parmakları Aden'in üzerindeki bluzun açıkta bıraktığı tenini sararak onu kendisine daha yakın çekti. Aden'in bir eli hâlâ Barlas'ın sol göğsünde, diğeri ise parmakları boynunun kenarına, avucu omzunun üzerine gelecek şekilde durmaya devam ediyordu.

 

Barlas'ın dudağının kenarında arsız bir gülümseme belirdi. Gözlerinde tehlikeli bir ışıltı belirdi.Attığı birkaç adımda Aden'in sırtı duvarla birleşti. Şimdi Aden, duvar ve Barlas arasında sıkışıp kalmıştı.

 

Barlas ise başını biraz daha yaklaştırarak boşta kalan eliyle Aden'in dudağına dokundu, dişlerinin arasından yavaşça kurtardı.

 

"Bu hareketi yapma..." dedi, dudak ısırmasını kastederek. Sesi hem uyarı hem de tehlikeli bir çekim gücü taşıyordu. Gözlerinde tehlikeli bir şekilde belli belirsiz bir arzu vardı. "İrademin içinden geçiyorsun. Kendimi zor tutuyorum zaten."

 

Bu sözleri duyan Aden'in gözleri kocaman açıldı. Utanç sıcak bir dalga gibi yanaklarına yayıldı, nefesi hızlandı. Bakışlarını hemen Barlas'tan kaçırdı; yüzünü diğer tarafa çevirerek onunla göz göze gelmemeye çalıştı.

 

Barlas, Aden'in çenesini hafifçe tutup başını yeniden kendisine çevirdi. Yüzünü Aden'in yüzüne doğru daha çok yaklaştırıp dudaklarını kışkırtıcı bir şekilde Aden'in dudaklarına sürterek kulağına doğru yol alıp yaklaştı ve alaycı bir tonda fısıldadı:

 

"İyi taktikmiş ama yemezler, karıcım." diyerek başını Aden'in yüzüne çevirdi bakışları Aden'in gözlerinden ayrılmadı; kelimelerin altına gizlenmiş anlamı ise bıçak kadar netti: Ne yapmaya çalıştığını biliyorum. Aden'in bu yakınlığı kendi iradesiyle değil, Deva'yı korumak için yaptığını anlamıştı. Yine de, bu oyunu bozmak yerine, onun sınırlarını zorlamayı tercih ediyordu. Ve bu sınırı zorlamak Barlas'ın en sevdiği şeydi Aden'e ufakta olsa dokunuşlar bırakmayı seviyordu.

 

Ardından başını hafifçe geriye çekti ama hala alıp verdikleri bir birinin solukları ciğerlerine karışıyor du göz göze geldiler. Barlas'ın bakışları keskinleşti, sesi daha kararlı çıktı:

"Deva'yı kurtarmak için bana dokunduğunun farkındayım... ama böyle giderse sen yanacaksın, güzel karım." dedi dudağındaki tehlikeli gülümseme ile.

 

Aden Barlas'ın ne ima ettiğini fark edince aldığı solukları hızlandı.

Aden'in bedeni hem utançtan hem de yaptığı şeyin ağırlığından gerildi. Boğazındaki düğümü yutarak, adeta fısıltı gibi konuştu:

"Ben... Deva için dokunmadım sana."

 

Oysa bu kelimeler baştan sona yalandı; tamamen Deva'yı korumak için yapmıştı.

 

Barlas'ın alev alev yanan bakışları Aden'in üzerine kilitlendi, dudağındaki gülümseme arsızca genişledi.

"Hımm..." dedi, dudaklarının kenarı daha da yukarı kıvrıldı. "O zaman... odamda devam edelim dokunuşlarımıza." Bakışlarını bir an Aden'in dolgun dudaklarına indirip ." Dudaklarının tadına bakmak isterim." Diyerek bakışlarını korku ile renk değiştirmiş kadının gözleri ile buluşturdu tekrar.

 

Bunu söylerken bir elini hâlâ Aden'in belinde tutuyor, bluzun arasına sızan parmakları tenini istila ediyor ,bedenini ona daha da bastırıyordu. Aden'in elleri aynı hâlâ Barlas'ın bedeninde duruyor tırnaklarını genç adamın tenine farkında olmadan gerildiği için bastırıyordu. Adeta far görmüş tavşan gibi olduğu yerde donup kalmıştı.Aralarındaki mesafe hâlâ yok denecek kadar azdı.

 

Aden, Barlas'ın sözlerinin ciddi olduğunu düşünerek irkildi. Oyunun içinde olduğunun farkında bile değildi.Ama Barlas oynadığı kadarda gerçekleri dile getirmişti. Aden rahatsızca kıpırdandı, vücudu istemsizce titredi. Kalbi hızla atarken, hem korku hem de başka bir şey damarlarında dolaşıyordu.

 

Aden, dudaklarını aralamış, bir şey söylemek üzereydi ki Barlas'ın sesi yeniden araya girdi.

 

"Şimdi gidip o yarım aklının hesabını soracağım..." dedi, kelimelerin arasına sert bir kararlılık yerleşmişti. Ardından dudaklarının kenarında hafif, tehditkâr bir gülümseme belirdi. " Bu yaptığın hareketli tekrar daha müsait bir zamanda yapmanı istiyorum güzelim. Seninle de... daha sonra ilgileneceğim."

 

Bu sözlerle birlikte elini Aden'in beline daha sıkı doladı. Beline sarılı güçlü kolunun tek hareketiyle Aden'i yerinden kaldırdı, adeta havada yönünü değiştirip mutfakta diğer tarafa bıraktı. Aden'in ayakları yere değer değmez Barlas, arkasına bile bakmadan hızlı adımlarla mutfaktan çıktı.

 

Aden, olduğu yerde kısa bir an nefesini toparlamaya çalışırken, Barlas'ın adımlarının yankısı mutfağın sessizliğinde ağır ağır kayboldu.

 

Öfkesi parmak uçlarından başlayıp saç tellerine kadar tırmanıyordu. Aden'in sıcak dokunuşları az önce damarlarına yayılan ateşi başka bir yöne çekmiş olsa da, içinde fokurdayan asıl öfke hâlâ oradaydı. Dişlerini sıkarak mutfaktan çıktı, adımları sert, hızlı ve kesindi. Bahçeye açılan kapıdan geçtiğinde yüzüne soğuk hava çarptı ama bu, içindeki harareti dindirmeye yetmedi.

Deva ya yaptığı planın ve daha önce evden kaçmış olmasının hesabını soracaktı...

 

Sert adımlarla bahçeye çıktı, bakışları etrafı taradı. Bir an boşlukta yakaladığı o kaçamak gölgeyi görünce sesi patladı:

 

"Deva!"

 

Bağırışı, bahçenin sessizliğini parçaladı. Bahçedeki tüm adamların bakışı Barlas ve Deva arasında gidip geldi şaşkınlık ile . Kıyamet kopacaktı ve Barlas'ın sesi kıyametin başlangıç sesiydi.

 

Deva, bahçenin bir köşesinde donup kaldı. Gözleri büyüdü, nefesi hızlandı. Kalbi yerinden çıkacak gibi atarken, tek bir düşünce zihnini kapladı: Kaç!

 

Adımlarını telaşla bahçe kapısına çevirdi. Tam sokağa çıkmak için elini demir kapıya atmıştı ki, kapı dışarıdan açıldı. İçeri adım atan iri yapılı Cihangir'in sert göğsü ile çarpıştı.

 

Cihangir, şaşkın bakışlarını ona çevirdi.

"Ne oluyor, Deva?"

 

Deva, arkaya bakmaya bile cesaret edemedi. Soluk soluğa, titrek bir sesle:

"Beni biraz daha tutmaya devam edersen... ölü olacağım, Cihangir abi!"

 

Deyip kollarını çekti, Cihangir'in yanından sıyrıldı. Arkasına bakmadan, sokağa fırlayıp koşmaya başladı.

 

Barlas ise bahçe kapısına adımlarını hızlandırmış, avını kaçırmak istemeyen bir yırtıcı gibi ilerliyordu. Her adımında Cihangir'in gölgesi kapının önünde daha da netleşiyor, ama onun bakışları yalnızca kaçan siluete kilitlenmişti.

 

Deva sokağa çıkar çıkmaz karşısında işten yeni dönmüş, yorgun adımlarla evinin bahçe kapısına yönelen Ferman'ı gördü.

Gözleri bir anda parladı tıpkı boğulurken birden su yüzeyinde nefes alacak bir delik bulmuş gibi.

Adımlarını hızlandırdı, topukları kaldırıma sert sert vuruyordu. Ferman bahçe kapısına varmak üzereyken Deva, bir hamlede onun arkasına geçti.

 

Ferman, sırtında aniden beliren bu yükle irkildi, kaşlarını çatıp başını hafifçe yana çevirdi.

"Delimisin kızım sen, ne yapıyorsun?"

 

Söylediği soruya kendi kendine cevap verir gibi başını salladı. "Sorduğum şeye bak zaten deli."

 

Deva, nefes nefese, telaşla fısıldadı:

" Çok konuşma, bana yardım et. Abim beni öldürecek!"

 

Ferman hafifçe bıkkın bir şekilde gülümsedi, omuzlarını düşürdü.

"Yine ne halt ettin?"

 

Tam o sırada...

Sokağın karşı kaldırımında Barlas belirdi. Gözlerinde adeta ölümün ışıltısı düşmüş gibi geceden daha karanlığa bürünmüştü. Bakışları, Ferman'ın arkasına saklanan Deva'ya saplandı.

Bahçe kapısında ise Cihangir, bir dirseğini kapının pervazına yaslamış, adeta film izler gibi olanları seyrediyordu.

 

Barlas'ın sesi, sokağın sessizliğini yarıp geçti:

" Ferman'ın arkasına saklanarak benden kurtulabileceğini mi sanıyorsun, Deva?!"

 

O an Barlas'ın arkasından Aden belirdi. Ferman'ın bakışları kısa bir an Aden'e kaydı, yüzünde anlaması güç bir ifade belirdi, ardından tekrar Barlas'a döndü.

 

Deva ise Ferman'ın arkasından başını hafifçe çıkarıp, elleri Ferman'ın kabanının iki ucuna sıkıca tutunarak mızmız bir tonda seslendi:

 

"Abi ya..." sesi küçük bir çocuğun korku düşmüş hali gibiydi.

 

Barlas öne doğru bir adım attı, ses tonu tehditkâr ve keskindi:

"Gel buraya Deva. Yediğin haltlardan bu kadar çabuk sıyrılabileceğini mi sandın?"

 

Deva, Ferman'ın arkasından yarım adım çıkıp, dudaklarını küçümser bir gülümsemeyle bükerek seslendi:

"Geleyim de beni balkondan aşağı sallandır, değil mi?"

 

Barlas'ın yüzündeki öfke, sabrının son kırıntılarını da yakıyordu. Omuzları sertleşti, sesi kısık ama keskin bir bıçak gibi çıktı:

"Seni elime geçirdiğim ilk fırsatta yapacağım, hiç şüphen olmasın. Belki beynine kan gider de cin olmadan adam çarpmayı bırakırsın." Dedi öfke ile dalgalanan sesi ile .

 

Tam ortamın gerilimi patlama noktasına gelmişken, Ferman öne çıktı. Yorgun adımları, yüzündeki 'gece gece uğraşacak hâlim yok' ifadesiyle birleşmişti.

" Uzatmayın. Konu neyse, önce bir sakinleş. Yoksa kardeş katili olacaksın."Başını hafifçe çevirip omzunun üzerinden, hâlâ arkasında saklanan Deva'ya baktı.

"Artık ne yaptıysan iyi dellendirmişsin Barlas'ı."

 

Deva , Ferman'ın sorusuna omuz silkerek karşılık verdi.

 

Barlas, öfkesini hâlâ dizginleyemeden cevap verdi:

"Ne yapmadılar diye sorsan, daha kolay cevap verirdim. İkisi bir olmuş, cin olmadan bizi çarpmaya çalışıyorlar."

 

O an Ferman'ın bakışları, Barlas'ın hemen yanında duran Aden'e kaydı. O bakışta biraz merak, biraz da "kendini kızdıracak bir şey fark etme" hali vardı.

 

Aden ise, abisinin o sorgulayıcı gözlerinden kaçmak için bir adım geri çekilip Barlas'ın arkasına sığındı. Elleri, istemsizce Barlas'ın sırtına ulaştı. İki tırnağının ucuyla onun sırtının kenarını hafifçe sıkarak, alıngan bir ses tonuyla mırıldandı:

"Hain adam insan karısını bu kadar rahat harcar mı?" Alıngan bir tavır ile.

 

Barlas, omzunun üzerinden Aden'e döndü. Aden'in dudaklarından çıkan "karısını" kelimesi, Barlas'ın içine işledi. O tek kelime, Aden'in onu yavaş yavaş kabullendiğinin sessiz işaretiydi. Aden'in o çocuk gibi yüzünü asıp kirpiklerinin arasından çatılmış kaşları ile kendine baktığını görünce bu kadını sevmekten hiç bir zaman bıkmaya cağını anladı. Hele o 'karısını ' kelimesini birkez duymuştu ya sevdiği kadının dilinden artık Barlas'a huzur vardı bu dünyada.

Barlas'ın bakışları bir an yumuşadı, dudak kenarında belli belirsiz, hoşnut bir gülümseme kıvrıldı.

 

Barlas bakışlarını tekrar önüne çevirdi istemsizce de olsa gözleri tekrar Deva'ya kilitlenmiş bir şekilde nefesini sertçe verirken Ferman ağır adımlarla ona doğru yaklaştı. Yorgunluktan omuzları hafifçe düşmüştü ama bakışlarında tanıdığı bir çilekeşin sabrı vardı.

 

"Her konuda ters düşüyoruz, "dedi sakin ama alayla karışık bir ses tonuyla, " ama Deva konusuna gelince hem fikirleriz .Allah yardımcın olsun. Düşman başına ."

 

Omzunu geriye atıp konuşmaya devam etti:

"Gece gece sizin kavganızla uğraşacak hâlim yok. Kızlar bize geçsin, sen de sakinleşince , Deva eve gelir. O zaman ister çatından atarsın, ister eve hapsedersin, beni ilgilendirmez." Dedi .

 

Kimsenin araya girip cevap vermesine fırsat tanımadan Ferman'ın, bakışları Aden'e döndü:

"Hadi, abim. Sen de eve gel."

 

Aden, Barlas'ın arkasından çıkıp tam abisine doğru yöneldiği sırada Barlas, ani bir hareketle Aden'in kolunu kavradı. Sert bir ses tonu ile:

"İkisi de benim evime gelecek. İkisi de bana hesap verecek." Dedi duydukları aklına geldikçe öfkesi kabarıyor du. Bugün Deva'ya ne yapsa yeriydi. Hele ki kendi karıştırdığı haltlar yetmez miş gibi birde Aden'i alet etmesi işte bu Barlas'ı daha çok öfkelendiriyor du.

 

Ferman'ın yüzü duyduğu sözler ile anında gerildi, kaşları çatıldı.

"Benim bacım, daha senin çatının altına girmeden hiçbir şeyin hesabını vermez. Ne hesap soracaksan, kendi kardeşine sor. Ben buradayken Aden den hesap soramaz sın!" dedi sert bir dille.

 

Barlas, öfkesini bastırmak için çenesini sıktı.

" Ulan üç gün sonra resmi nikâhımız kıyılacak, iki hafta sonra düğün var. Sen hâlâ ne çatısından bahsediyorsun? Bu kadar unutkan olduysan, her gün zevkle hatırlatırım sana. Aden benim dini nikahlı karım üç gün sonra da benim soy adımı alacak."dedi Ferman'a inat edercesine karım kelimesini bastırarak telefuz etti.

 

Ferman, hoşnut olmadığı bu gerçeği duyar duymaz yüzünü ekşitti. Zaten mecburiyetten razı olduğu bu evlilik, adamın sabrını taşırıyordu. Homurdanarak, hafif bir küfür eşliğinde söylendi:

"Anasını satayım hiç unutturmuyorsun ki, hatırlatasın." Dedi asılan yüz ifadesi ile. Daha sonra ise Barlas sürekli yanında Aden'e karım diyip sinirlerini bozuyor ise şimdide Ferman aynı şeyi Barlas'a yapmaya kararlıydı.

 

Barlas'a inat, cebinden evinin anahtarını çıkarıp Deva'ya uzattı.

"Sen geç bana, biz de geliyoruz." Dedi Deva'ya anahtarı uzatır iken Barlas'ın o bozguna uğrayan yüz ifadesini kaçırmamak için ona bakıyordu.

 

Bir anda Deva, anahtarı ışık hızıyla kaptığı gibi arkasındaki bahçe kapısından içeri süzüldü. Hızlı adımlarıyla gözden kaybolması o kadar ani olmuştu ki herkes olduğu yerde baka kaldı.

 

Deva'nın atik hareket etmesi ile Ferman'ın bakışları Deva'ya döndü ama Deva dan eser yoktu.

Ferman'ın hâlâ havada duran, anahtar uzatan eli boşlukta asılı kalmıştı. Kaşını kaldırıp homurdandı:

" Ulan daha söyleyeceklerim bitmeden kız uçtu resmen." Dedi şaşkınlık ile.

 

Barlas ışık hızı ile kaybolan Deva'nın ardından ters bakışlarını Ferman'a çevirdi.

 

"Ulan ne yapıyorsun sen !" Dedi öfke ile

 

Ferman, yorgun ama alaycı bir şekilde Barlas'a baktı, gözlerinde hafif bir parıltı vardı. Elleri pantolonunun ceplerine koyup , duruşu rahattı: " Küçük bir yardım ." Dedi alyvari bir şekilde yıllardır tanıdığı adamı nasıl öfkeden delirteceğini iyi bilmenin rahatlığı vardı üzerinde. Yüzünde ki gülümse biraz daha genişledi Ferman'ın:

 

"Senin deli kardeşinle uğraşmaktansa vallahi yorgunluk kahvemi içmeyi tercih ederimdim ... De işte, insanlık bende kalsın. Böyle abi, düşman başına; şalteri atmış elektrik direği gibisin, kıvılcımını görende ,görmeyen yanıyor."dedi yüzündeki zafer dolu sırıtma ile.

 

Barlas'ın yüzü aniden sertleşti, damarları belirginleşti. Öfke, her kelimesinde patlamaya hazır bir enerjiye dönüşüyordu. Dudaklarını sıktı, gözleri Ferman'ın alaycı gülüşüne kilitlendi.

 

"Ferman... sen benim kim olduğumu unutmuşsun. Sen kahveni içmeye devam et... ben kendi ateşimi kendim söndürürüm. Ama bil ki her kıvılcımın sonunda kül olan birileri var. Dikkat et de o ateş sana sıçramasın ," dedi Barlas, sesi keskin ve tehditkârdı.

 

Ferman, hafifçe omuz silkerek cevap verdi. Yorgun ama iğneleyici bir alayla:

"Yazık vallahi, enerjini boşa harcıyorsun. Yaklaşanı yakıyorsun ama ben alıştım, artık sadece o ateşin ışığını seyrediyorum . Birde zaten yaşın gelmiş otuza Aden'in yanında karta kaçıyorsun böyle öfke ile yaşamaya devam edersen iki seneye kalmaz dahada yaşlanır sın ." dedi dudaklarındaki dökülecek kahkahayı bastırarak konuşmaya devam etti. " Aden de beğenmez seni ozaman haklı olarak nede olsa senden altı yaş küçük . " Diyerek Barlas'ın öfkesine öfke kattı.

 

Bu esnada bahçe kapısında Cihangir dirseğini pervaza dayamış, keyifle film izler gibi olanı biteni izliyordu. Elinde bir çekirdeği eksikti.Bir yandan gülümseyerek, diğer yandan gözlerini kırpmadan bu gerilimi süzüyordu. Aden ise hâlâ Barlas'ın yanında duruyordu; bakışları gerilmiş, ama araya girecek kadar cesareti yoktu.

 

Barlas, Ferman'a doğru birkaç adım attı, nefesini sertçe verirken, birkaç adım mesafede yakının da durmaya devam eden Aden'e göz ucuyla baktı. O an, öfkesinin ateşi ile sabrının sınırlarını bir kez daha test ediyordu.

" Sen bana yanacağına kendine yan Ferman. Sen evlenene kadar bastonu eline almış olursun." dedi az önceki öfkesine nazaren daha sakindi Barlas. " Birde sen benim ışığımı seyretmeye devam et ancak seyredersin. "Diyerek yan tarafında duran Aden'e doğru dönüp bir anda eğilerek diz kapaklarının arkasından kavradı ve Aden'in karın boşluğunu omzuna dayayıp bir çırpıda kaldırdı. Aden şuanda Barlas'ın omzundan baş aşağı gelecek şekilde duruyor du.

 

Genç kadın bir anda korku ve şok ile çığlık attı: " B-barlas ne yapıyorsun sen !"Barlas'ın sırtı ile bakışarak.Aden'in sesi panikten titriyordu, kolları havada, sanki dünyaya tutunmaya çalışıyor gibiydi.

 

Barlas, Aden'in çırpınışlarını neredeyse zevkle izledi, omzunda sıkıca tuttu.

"Rahat ol, güzel karım. Sadece biraz yükseklik hissi ve benim kontrolüm altında olduğunu unutma," dedi, alaycı bir gülümsemeyle.

 

Ardından birkaç adım atıp bahçe kapısına doğru yöneldi, Aden'in baş aşağı durumu komik bir görüntü oluşturuyordu ama Barlas'ın kararlılığı onu tehlikeli kılıyordu.

 

Barlas durup Ferman'a baktı:

"Deva'yı elimden kurtardığın için pişman olacaksın, geceni burnundan getirecek. " Hiç şüphesi yoktu Deva bunu yapardı ve Barlas bunu çok iyi biliyor du. Yüzündeki sinir bozucu gülümseme genişledi ve : "Sen o deliyle uğraşırken, ben de karımla ilgileneyim biraz." diyerek bu defa bozguna uğrayan taraf Ferman oldu. Barlas evinin bahçesine doğru adımladı.

 

Ferman dondu kaldı; öfke ve şok beynini sarstı. Her şey bir anda olmuştu. " Lan ne yapıyorsun sen ! " Diye bildi.

 

Cihangir kolunu kapıya dayamış, keyifle izliyordu. Dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme vardı. Yanından geçip bahçeye giren Aden ve Barlas'a bakarak güldü :

"Daha düğüne iki hafta vardı, gelinle damat aceleci çıktı ha!" diye bağırdı.

 

Aden , Barlas'ın omzunda çırpınarak:

"Cihangir, kes sesini! İndir beni, Barlas!" diye haykırdı. Cihangir'in ima ettiği şeyi duyunca yüzü utanç ile kızarmıştı.

 

Cihangir hiç Aden'i umursamadan kahkaha ya boğulmuş bir şekilde gülmeye devam etti: " Utanma kız ben bahçede olacağım kimsenin de eve girmesine izin vermem siz rahat rahat halledin işinizi " diyerek omuzları sarsıla sarsıla güldü.

 

Aden utanç ile : " Allah belanı versin Cihangir." Diye bağırdı.

 

Cihangir'in sözleri Barlas'ı da kızdırdı: "Cihangir o siktiğim diline sahip çık ! Yoksa konuşa bilecek bir dilin kalmayacak bu gece! " Diye öfke ile yüksek ses ile konuştu. Adımlarını eve doğru adımlar iken .

 

" Hepsi senin yüzünden Barlas yeter artık indir beni ." Dedi Aden sinir ile .

 

Ferman Cihangir'in sinir bozucu iması nı duyunca Barlas'ın arkasından girmek için tam hamle yapacaktı ki Cihangir sinir bozucu bir şekilde Ferman'ın gözünün içine bakarak bahçe kapısını kapatıp önüne dikildi."Aa çok ayıp Ferman mahremiyet diye birşey var değilmi ? " Dedi alayvari bir şekilde.

 

Tabi karşındaki bahçe kapısının diğer tarafındaki Ferman'ın halinede gülüyor du bu sözleri söyler iken .

 

" Cihangir senin belanı sikerim aç lan şu kapıyı." Diyerek bağırdı.

 

Diğer tarafta ise Barlas adımlarını ağırlaştırdı adamlarına bakmadan : "Ferman bu kapıdan içeriye tek bir adım atarsa bu gece aldığınız son nefes olur . " Diyerek eve doğru yürümeye devam etti.

 

Bahçedeki adamlar şaşkınlık ile Barlas'ın omzundan baş aşağı sarkan Aden'e ve hala arkalarından kızgın boğa gibi bağıran Ferman arasında gidip geliyor gülmek ve gülmemek arasında sıkışıp kalmışlardı.

 

" Barlas yeminim olsun öldürürüm lan seni . Cihangir şerefini sikeyim senin aç lan şu kapıyı..." Ferman'ın sesi gecede yankılanıyor ama ne Barlas nede bahçe kapısının önünde dikilen Cihangir'in umrunda değildi.

 

Aden tüm bakışların kendine de olduğunu hissediyor du ve şuanda hem abisi hemde Barlas'ın adamlarının gözü önünde böyle olmaktan utanıyordu. Ellerini Barlas'ın sırtına dayayıp güç alarak bedenini hafif yukarıya doğru kaldırdı: "Barlas lütfen indir beni . Herkes bize bakıyor ." Dedi adamları kast ederek .

 

Barlas adamlarına döndü:

"Önünüze bakın, lan!" Diye bağırdı.

 

Adamlar Barlas'ın sesi ile hepsi bakışlarını yere indirdi. Aden ise hala çaresizce çırpınıyor du . " Ya ben niye hep ikinizin arasındaki kavda kalıyorum ne suçum var benim. Allah'ım ben ne günah işledim de beni bu iki deli ile sınıyorsun yarabbim." Diyerek ellerini dua eder gibi hafifçe kaldırdı. " Barlas bak sinirleniyorum indir beni yeterince rezil olduk " dedi dişlerini sıkarak.

 

Barlas'ın yüzünde ise zevk ile bir gülüş peyda olmuş Aden'in çırpınışlarını umursamadan eve girdi ayağı ile kapıyı kapatıp: " sen sinirlenince daha bir çekici ve güzel oluyorsun sorun yok ateş böceğim ." Diyerek geniş holü geçip salona doğru yöneldi.

 

Barlas ağır adımlarla salonun kapısından içeri girdi. Aden hâlâ baş aşağı omzundaydı; çırpınışları yavaşlamış ama yüzü utançtan kızarmıştı. Barlas'ın her adımı salona yankılanırken Aden'in saçları serbestçe sarkıyor, nefesleri hızlanıyordu.

 

Salonun ortasına geldiğinde Barlas bir an durdu, omzundaki yükü ama aslında en kıymetlisi olan Aden'i hafifçe göğsünden aşağıya doğru kaydırmaya başladı .Bir anda kendini boşlukta hisseden Aden'in kalbi hızla çarptı; yere düşeceğini sanarak paniğe kapıldı. Düşmekten korktuğu için refleksle bacaklarını Barlas'ın beline doladı, kolları ile boynuna sıkıca sarıldı.

 

Aden'in nefesi hâlâ düzensizdi, yüzündeki kızarıklık kulaklarına kadar yayılmıştı. Barlas'ın omzundan yavaşça kayarken, istemsizce bacaklarını onun beline dolaması ikisini birbirine daha sıkı kilitlemişti. Artık yüzleri birbirine çok yakındı; nefesleri birbirine karışıyor, göz göze bakışları odadaki havayı daha da yoğunlaştırıyordu. Aden'in yüzü utanç ve korkunun karışımıyla kızarmıştı, ama gözlerinde hâlâ direnen bir gurur parlıyordu.

 

Barlas kucağında bacaklarını beline dolamış bir şekilde duran Aden ile ağır adımlarla salonun köşesinde duran büyük koltuğa doğru adımladı .

 

Barlas, Aden'i bırakmadan kucağında koltuğa oturdu ve ellerini beline daha sıkı sardı. Aden'in bacakları iki yana açılmış, kendini geri çekmeye çalışırken ellerinden biri Barlas'ın omzuna, diğeri sert koluna temas ediyor du. Çırpınmaktan yukarı kayan bluzu biraz daha yukarı kaymış, belinin bir kısmı Barlas'ın elinin altında açıkta kalmıştı.

 

Aden, dağılmış saçları, yüzü kızarmış bir şekilde Barlas'ın dik bakışlarından gözlerini kaçırmaya çalışarak:

"Bırak artık... herkesin içinde yeterince rezil ettin." diyerek kucağına oturduğu adama utanç ile kaçamak bakışlar atıyordu.

 

Barlas, gözlerini Aden'in gözlerinden ayırmadan, hafif gergin bir tonda cevap verdi:

"Bırakmam... çünkü bu gece bana hesap vereceksin."

 

Aden irkilerek gözlerini kaçırdı, sessiz kaldı. Barlas'ın düşünceleri mutfakta duyduğu Deva ve Aden'in konuşmalarına kaydı. Aden'in suçsuz olduğunu biliyordu; ama Deva'nın planına Aden'in istemeden de olsa evet demesi, onu biraz kızdırmıştı.Aden, suçlu olduğunu bildiği için sessiz kaldı; küçük bir çocuk gibi sus pus oldu. Yine de Barlas , Aden'in küçük, suçlu bakışları ve sessizliği kalbini eritti.

 

Aden'in belini daha sıkı kavradı. Barlas, sessizliğin içine hafif alaycı bir tebessüm serpiştirerek fısıldadı:

"Susuyorsun çünkü suçunu biliyorsun."

 

Aden masum bir sesle, hafifçe kaşlarını çatarak Barlas'ın gözlerine bakıp mırıldandı:

"Suçlu olan Deva, cezasını çeken benim bu hiç adil değil. O bizim evde sefa sürüyor, ben ise onun planının cezasını çekiyorum." Dedi asılan yüzü ile .

 

Barlas, sert ifadesini koruyarak ama sesi hafif alaycı bir tonla fısıldadı:

"Adaletsizlikten hiç şikâyet etme... Onu evet demeden önce düşünecektin Deva'nın planına."

 

Aden, hafifçe dudak büktü, tatlı bir masumiyetle karşılık verdi:

"Ben önce kabul etmedim ki." sesi küçük bir kız çocuğu gibi çıkmıştı.

 

Gür kirpiklerinin altından gözlerini Barlas'ın gözlerine dikerek masum bir şekilde bakmaya devam etti. O an Barlas'ın sert ifadesi yumuşadı. Aden'in küçük çocuk gibi kendini savunan hâlini gördükçe içinde bir şey titriyordu. Ama sadece bu değildi... Son iki haftadır Aden'in gözlerinde başka bir şey fark ediyordu. O gece Savaş'ın ellerinde paramparça oluyorken yetişmiş, onu kurtarmış, sonra da hiç sorgulamadan yanında durmuştu. Aden her ne kadar inatla "seni sevmiyorum" dese de, sözleriyle kalbini parçalayacak kadar keskin olsa da... işte gözlerinde hep o mahcubiyet vardı. Her kötü anında yanında olup onu sarıp sarmalayan adam karşısında, Aden istemeden de olsa başka bir duyguyla bakıyordu artık. Barlas bunu görüyordu.

 

Elini Aden'in dağılmış saçlarına götürdü, yüzüne düşen tutamları kulağının arkasına sıkıştırarak yumuşak bir sesle söyledi:

"Biliyorum... önce kabul etmediğini, her şeyi duydum." Barlas'ın eli yavaşça Aden'in saçlarından yanağına kaydı, hafifçe okşadı ve sordu:

"Peki sonra neden kabul ettin?"

 

Aden, yüzü hâlâ hafif kızarmış şekilde bakışlarını kaçırdı, ama sesi tatlı ve kendince savunmacıydı:

"Kıyamadım... Aslında bir yandan da haklıydı. Evde bütün gün senin gibi bir abi dikilince tepesine, hak verdim." Dedi Barlas'a inat edercesine.

 

Barlas, Aden'in sözlerini duyunca kaşlarını hafifçe kaldırdı, başını ağır ağır salladı.

"Demek haklı ha..." dedi, sesi yavaş ve derin bir tonla yankılanıyordu.Yüzünü Aden'in yüzüne yaklaştırdı, nefesleri birbirine karışacak kadar yakınlaştı.

"O zaman cezasını da sen çekersin, güzelim." diye fısıldadı.

 

Barlas, Aden'in çıplak sırtındaki elini hafifçe sıkarak ekledi:

"Mutfakta yarım kalan işimizi tamamlayarak cezanı vereyim, ne dersin?"

 

Diyerek Aden'in , Deva'yı kurtarmak için küçük ama etkileyici dokunuşundan bahsedercesine.

 

Aden, utanç içinde yüzü kızararak gözlerini bir anda büyüttü.

"Sen ne fırsatçı bir adam çıktın be!" dedi Barlas'a çemkirerek .

 

Bunu duyan Barlas kahkahasını bastı; salonun sessizliği bu gürültüyle bir anlığına dolup taştı. Aden ise sinir olmuş bir şekilde Barlas'ın gülüşünü izledi. Ama o sırada Barlas'ın sıcak elinin belinde gezinişi, Aden'in bedeninde istemsiz ürpertiler bırakıyordu. Her ne kadar dudaklarıyla öfkeyi, gözleriyle inadı savunsa da... teni çok daha farklı şeyler söylüyordu. Bu çelişki kafasındaki karmaşayı daha da büyütüyordu.

 

Barlas kahkahası dinince gözlerinde alayla karışık o derin parıltı belirdi. Aden'in yüzüne daha da yaklaşarak, sesi bu defa daha kısık ve yavaş çıktı:

"Fırsatçılık değil bu sadece hakkımı alıyorum."

 

Belinin alt kısmında ki elini yavaşça sırtının üst kısmına doğru kaydırıp onu daha sıkı kavradı. Aden, geri çekilmek ister gibi kıpırdandı ama Barlas'ın güçlü kolları buna müsaade etmedi.

 

Aden dişlerini sıkıp, gözlerini kaçırdı.

"Seninle uğraşılmaz gerçekten..." diye sinir ile söylendi.

 

Barlas, başını hafif yana eğip Aden'in gözlerinin içine baktı, sesi daha da yumuşadı:

"Sen uğraşmasan da ben senden hiç vazgeçmem." diyerek Aden'in gözlerinin en derinine baktı. Sanki dünyadaki en güzel ve en değerli varlığı şuanda kucağında tutuyor gibi.

 

Aden'in göz bebekleri duyduğu sözle bir an titredi. Bakışlarını Barlas'tan kaçırmak istese de bunu yapamadı. Aksine, Barlas'ın derin bakışlarına titreyen göz bebekleriyle karşılık verdi. Neredeyse tanışalı bir yıl olacaktı ve Aden artık çok iyi biliyordu: istese de istemese de bu adam onun kaderiydi. Kaderinden kaçamayacağını, bu evliliği yaşayacağını biliyordu. Belki de bu rızası olmadığını sandığı şey, içindeki küçücük bir duyguya teslim oluştu. Zaman gösterecekti, hem ona hem Barlas'a.

 

Barlas titreyen gözlerle kendine bakan Aden'i gördüğünde, o eski hırçın çırpınışların yerini alan bambaşka bir şey fark etti. Aden hâlâ dik durmaya çalışıyor, dudaklarını inatla bastırıyordu ama gözlerinde sessiz bir kabulleniş vardı.

 

Diğer yandan ise Barlas'ın çıplak beline değen eli hafifçe sırtında gezindikçe Aden'in bedeninde istemsiz titreşimler dolaştı. Kalbi hızla çarpıyor, nefesi düzensizleşiyordu. Utanç, öfke ve gizli bir etkileşim iç içe geçmişti. Aden bunu gizlemek için gözlerini kaçırdı, yutkundu. Sanki o tepkiyi fark ettirmemek için bütün gururuna sarıldı. Ama ne kadar saklasa da yanaklarına yayılan kızarıklık ve gözlerindeki ihanet onu ele veriyordu.

 

Barlas bunu gördü. Kaşlarının arasından Aden'in utançla kaçan bakışlarına süzüldü, dudaklarının kenarı kıvrıldı. Sesi hem alaycı hem de bir o kadar sahipleniciydi:

"Beni reddediyor gibi görünüyorsun ama... bedenin sana ihanet ediyor, Aden." Gördüğü gerçeği açıkça dile getirdi.

 

Aden duyduğu sözle nefesi boğazında düğümlendi. Hızlı bir şekilde kendini toparlayıp: "Hiç de bile, yalan söyleme!" dedi, gözlerini kaçırarak.

 

Yakalanmıştı ve bu yakalanmadan da hiç hoşnut değil di . Bu yüzden hemen kendini savunmaya almıştı.

 

Barlas'ın bakışlarında hem arzu hem de saklayamadığı o derin sevgi yanıyordu. Aden'in yüzündeki en küçük mimikleri izledi. Dudaklarının kenarı oyunbazca kıvrıldı:

"Hmm... demek öyle . O zaman deneyip görelim... vücudun sana ihanet ediyor mu etmiyor mu?"

 

Aden'in açık belindeki elini bluzunun içine daha çok kaydırarak yukarıya doğru ağır ağır okşadı. Gözlerinde arzu, kucağındaki kadına karşı hiç bitmeyecek bir sevda vardı.

 

Aden'in yüzü bir anda daha da kızardı, hızla gözlerini kaçırdı. Kaçışında bile tatlı bir panik vardı. Sırtında dolaşan o kışkırtıcı elin varlığını unutmak istedi. Toparlanıp homurdandı:

"Senin hayal gücün benden daha hızlı çalışıyor, Barlas. Kaçmıyorum sadece katlanıyorum sana bunun altında başka bir şey arama ," dedi inatla.

 

Barlas kahkaha attı; kahkahasının derinliği göğsünden taşarak Aden'in kulağında yankılandı. Elleri belinde biraz daha sıkılırken gözlerini kısarak alayla fısıldadı:

"Katlanıyorsun ha? O zaman ben de sana katlanmanın ne demek olduğunu göstereyim..." diyerek Aden'i biraz daha göğsüne doğru çekti .

 

Aden, dudaklarını sıkıp gözlerini kaçırdı, sesi biraz titrek ama inatçı çıktı:

"Seninle başa çıkılmaz gerçekten. Ne söylesem tersini yapıyorsun." kendini geriye doğru çekmeye çalıştı. Sadece çalıştı çünkü Barlas'ın kolları ahtapot gibi bedenini sarmıştı.

 

Barlas, Aden'in gözlerindeki kaçamak bakışları yakalayınca yüzüne hafif bir gülümseme yayıldı. Aden'in inadı artık hırçın bir dirençten çok, utançla karışık bir kabulleniş gibi görünüyordu.

 

Barlas, Aden'in yüzünden gözlerini ayırmadan bakarken, Aden sadece nadir bakışlarla ona karşılık veriyordu. Aralarındaki sessizlik uzun sürdü; nefeslerin ahenkle dolup boşalması, odadaki havayı daha da yoğunlaştırıyordu.

 

Sonra Barlas, alaycı tonunu bir kenara bırakarak, sesi ciddileşip derinleşti:

"Arkamdan iş çevrilip yalan söylenilmesini sevmem. Bir daha Deva'nın planlarına ortak olma. Çünkü sen ona her 'tamam' dediğinde, hem kendi başını hem de senin başını yakacak. Bir daha sakın Aden, bu defa tamam deyip yalanına ortak oldun, ses etmiyorum seni incitip kalbini de kırmak istemiyorum ama bir daha ki sefer böyle birşey yaparsan bu kadar sakin kalmam. Bil bunu."

 

Barlas, Aden'e iyice yaklaşarak gözlerini iyice kısıp, sesi sertleşti ama içinde şefkat de vardı:

"Tepkim sert, bunun farkındayım, ama sizin iyiliğiniz için. Deva kanımdan , canımdan olan kıymetlim, kırmızı çizgim. Sen ise zaafım, evim bildiğim sevda ile gözümü karartan kadınsın. İkinizin saçının teline zeval gelse, her yeri ateşe veririm."

 

Aden, Barlas konuşurken gözlerini ondan ayırmamıştı. İçinde bir kabullenme vardı; haklı olduğunu biliyor ve uyarısını anlayışla karşılıyordu. Suçunu itiraf etti, sessizce suçunu bastırdı.

"Bir daha olmayacak, emin olabilirsin," dedi sakin ama mahcup bir sesle, ardından küçük bir fısıltı gibi ekledi: "Özür dilerim..."

 

Barlas, Aden'in mahcubiyetini fark edip yumuşadı. Eli Aden'in saçlarına çıkarıp okşadı, gözlerindeki utancı hafifletmeye çalışır gibi:

"Eğer aynı evin içine girmeden böyleyseniz, aynı evin içine girdiğinizde işim var sizinle " dedi gülümseyerek, sesi hem hafif alaycı hem oyunbazdı.

 

Aden, istemsizce küçük bir gülümseme bıraktı dudaklarına. Barlas bunu fark edip hafifçe başını salladı, gözlerinde hem alay hem şefkat parıltısı vardı.

 

Aden, Barlas'ın sözlerine küçümseyen bir gülümsemeyle karşılık verdi:

"Şikâyetçiysen yol yakınken dönebilirsin. Bu benim işime gelir." Öyle birşey olsa Aden'in hiçte yok demez arkasına bakmadan bu şehri terk eder di . Ama Barlas'ın bu evlilik ten dönmeyeceğini çok iyi biliyor du.

 

Kolları ile Barlas'ın omzuna biraz daha bastırıp kendini geriye doğru çekmeye çalışıyor sesi alaycı ama içinde hafif bir öfke vardı:

"Ayrıca çok konuşuyorsun bırak artık."

 

Tam ayağa kalkmaya niyetlenmişti ki, Barlas'ın kolları bir anda daha sıkı sardı. Güçlü kolları Aden'in bedenini kıpırdayamayacak şekilde kendine bastırıyordu. Sesinde sakin bir oyunbazlık vardı:

"Hayırdır, nereye karıcım?"

 

Aden'in kalbi hızlandı, göğsüne bastırılan sıcaklıkla beraber altındaki sertliği fark edince bedeni istemsizce gerildi. Utançla çırpındı, sesi titrek bir çıkışla döküldü dudaklarından:

"Ya bırak! Ben niye her seferinde senin kucağında buluyorum kendimi? " diyerek isyan etti.

 

Barlas'ın yüzünde arsız bir gülümseme belirdi, gözleri kısılıp alayla parladı. Başını hafifçe yana eğdi, sesi kısık ve tahrik edici bir tona büründü:

" Birincisi güzel karım ." Diyerek yüzünü Aden'in yüzüne biraz daha yaklaştırdı."Üzerinde tepindiğin şey canlı... ve senin her hareketinde dahada çok sertleşiyor sen böyle yapmaya devam edersen pozisyon değiştirmek zorunda kalacağız."

 

Sonra dudaklarının kenarı daha da yukarı kıvrıldı, bakışları Aden'in gözlerine saplandı:

"ikimcisi ise çünkü senin yerin benim kucağım. O yüzden her zaman buradasın."

 

Aden hâlâ çırpınıyordu, yüzü kızarmış, gözlerinde hem öfke hem de utanç vardı. Üzerindeki kumaş parçasından dahi hissettiği kadınlığına temas eden sertlik oldukça utanç veriyor ve biran önce Barlas'ın kucağından kalkmak için can atıyor di.

"Ben oyuncak değilim Barlas! İstediğin gibi kucağına alıp tutamazsın beni!" dedi, sesi biraz da titrek çıkmıştı.

 

Barlas, Aden'in inatçı hâline kayıtsız kalamadı. Sırtındaki elini yavaşça ensesine doladı ve Aden'i nazikçe kendine çekti. Dudakları Aden'in yanağına hafifçe dokundu, sonra çenesine doğru kaydı. Tam o anda, dişlerini hafifçe çenesinin kenarına bastırdı acı verici olmaktan çok, oyunbaz ve kışkırtıcı bir dokunuştu.

 

Aden irkilerek hafifçe acı ile inledi:

"Barlas..." dedi, sesi hem canı acımış hem de utançtan.

 

Barlas, Aden'in bu tepkisine gülümseyerek karşılık verdi, gözlerini Aden'in gözlerinden ayırmadı:

"İşte tam da bu bu inatçı, küçük hâlin... beni benden alıyor."

 

Barlas, Aden'in ensesine doğru uzanan elini hafifçe çekip çenesine yaklaştırdı. Parmağı Aden'in çenesinde ki ısırdığı yeri okşar gibi geçti, dudaklarını hafifçe bastırarak öptü:

"Çok mu acıttım, güzelim?"

 

Aden, gözleri nemli bir hâle gelmiş, hafifçe canı yanmış bir sesle mırıldandı:

"Abi kardeş bugün benden ne istiyorsunuz siz?" Deva'nın mutfakta popasuna vurduğu ve şimdide Barlas'ın küçük ısırığına isyan bayrağını çekti adeta .

 

Barlas, Aden'in bu masum ve narin hâline gözlerinde hem alay hem de şefkat parıltısı belirdi. Aden'in bu halleri Barlas'ı daha çok cezbetti.

 

Barlas, Aden'in sözlerinin ardından yavaşça gözlerini Aden'in yüzünde gezdirdi. Her bir zerresini inceler gibi bakıyor, iki hafta önce Savaş'ın uyguladığı şiddetin izlerini zihninde yeniden canlandırıyordu. Artık görünmez olmuş olsa da, o iz hâlâ Barlas'ın hafızasında tazeydi. Ve zihninde o görüntü her belirdikce içindeki o ateş tekrar kendini belli ediyor du .

 

Elini hafifçe Aden'in sağ yanağına götürdü, parmak uçlarıyla okşadı ve titrek bir dokunuşla, geçmişte iz olan noktaya yüzünü yaklaştırıp ve dudaklarını bastırdı. Ardından dudaklarını yavaşça yanağında sürterek Aden'in dudağına yaklaştırdı.

 

Aden bir anda gerildi; istemsizce çırpınarak ellerini hafifçe Barlas'ın omzuna bastı. "Barlas... lütfen, yapma!" diye fısıldadı, sesi hem korku hem de utanç ile titriyordu. Ve böyle birşeye de hazır değildi.

 

Barlas, dudaklarını ayırmadan, sakin ama kararlı bir sesle fısıldadı:

"Karşılık vereceğini bilsem, bir saniye bile beklemezdim. Ama merak etme... sen bana gelene kadar, ben duracağım yeri iyi bilirim."

 

Ve ardından, daha önce yara izi olan dudağının kenarına hafifçe dudaklarını bastı.

 

Aden, Barlas'ın geçmiş olan izlerin yerini öptüğünün farkın daydı; bir an duraksadı, nefesi kesildi ve gözleri hafifçe buğlandı .İçinde hem kaçma isteği hem de tuhaf bir sıcaklık hissetti, o anki gerilimi ve hisleri bir anlığına tüm düşüncelerini bastırdı. Kucağında oturduğu adam geçmiş yara izlerine bile şefkat gösterip merhamet ediyordu. Aden bunu çok iyi biliyor du ama bildiği başka birşey daha vardı kendisine bu kadar merhamet edip seven adam aynı zamanda onu istemediği bir evliliğin tam ortasına koymuştu. Aynı duyguyu iki farklı şekilde veren Barlas'ın neyine inanacağını bilmiyoru du. Merhamet ile sevip sarmasını mı ? Yoksa zorla sürüklediği evlilik için açtığı o kadar yarayamı?

 

Barlas'ın dudakları Aden'in dudağının kenarından ayrıldığında odanın içinde ağır bir sessizlik kaldı. O an, zaman bile geri çekilmiş gibiydi. Aden'in yanaklarına ateş yürümüş, gözleri yere saplanmıştı. Kalbinin hızlı vuruşları göğsünde çırpınırken, ne yapacağını bilmeyen elleri Barlas'ın omzu ve kolunun üzerinde kıpır kıpırdı. Utançla karışık yabancı hisler, daha önce tanımadığı bir ürpertiyle tüm bedenine yayılıyordu.

 

Barlas ise onu sessizce izliyordu. Aden'in kaçan bakışları, yanaklarına yayılan kızarıklık, nefesinin düzensizliği... Hepsi onun gözünde tarifsiz bir güzelliğe dönüşüyordu. İçinde, onu daha da kendine çekme isteği kabarıyor, ama bir o kadar da sakınma ihtiyacı hissediyordu. Parmak uçlarını Aden'in yanağına hafifçe dokundurdu; o dokunuşla beraber sessizliği bozdu:

"Utangaç hâllerini seviyorum... Ama benden bu kadar utanman hoşuma gitmiyor."

 

Sesi sakindi ama içinde kararlılıkla örülmüş bir sahipleniş vardı. Parmakları Aden'in yanağında oyalanırken sözlerine devam etti:

"Düğünümüze sayılı günler kaldı, güzelim ve sen hâlâ benden haddinden fazla utanı yor sun ."

 

O kelime 'düğün' Aden'in içindeki o derin sızının tekrar gün yüzüne çıkmasına sebep oldu.Aden'in bütün bedeni irkilir gibi oldu. Bir anda göz bebekleri küçüldü, boğazında yutkunamayan bir düğüm belirdi. Omuzları gerildi, sanki görünmez bir yük sırtına binmişti. Ve altında ezildikçe eziliyor du . Ne kadar dayana bilirdi oda bilmiyordu ama içinde bir yanı kabullenmeye çalışıyor, diğer yanı hâlâ direniyordu.

 

Nefesi titreyerek çıktı dudaklarından. Gözlerini Barlas'a kaldırdığında, içinde hem korku hem de inat vardı. Dudakları kıpırdadı, sesi boğuk ve kısık bir fısıltıya dönüştü:

"Barlas... bizim evliliğimiz normal bir evlilik olmuyor. Bunun farkındasın, değil mi?"

 

Barlas, Aden'in gözlerini bir an bile bırakmadan baktı. Kaşlarının arasına ince bir çizgi yerleşmişti; ne öfke vardı yüzünde ne de alay. Sadece ağır bir ciddiyet...

 

"Evet," dedi, sesi sakindi ama içinde tartışmaya yer bırakmayan bir kararlılık vardı. "Bizim evliliğimiz normal olmayacak. İlk günden normalin dışına çıktık zaten. Sen bu evliliğe mecbur bırakıldın , ben de seni mecbur bırakan oldum biliyorum."

 

Sözlerinin ardından kısa bir sessizlik oldu. Barlas, Aden'in gözlerinde gördüğü o ikilemin, o isyanla kabulleniş arasındaki ince çizginin farkındaydı.Aden'in bakışlarında bir şey arar gibi dolaşırken, zihninde istemsizce o gün canlandı zihninde içinde o ilk duyduğu öfke tekrar yer edindi ama bastırdı.Aylar önce tesadüfen kulak misafiri olduğu o konuşma. Aden'in amcası ve Savaş, onu bir pazarlık masasına koymuş, hayatını kendi çıkarlarına göre biçmeye çalışmıştı. O an bedenini büyük bir öfke ele geçirmiş kanı donmuş, içi parçalanmıştı.Elini Aden'in ensesine götürüp hafifçe okşadı, ama dokunuşu sahiplenmekten çok sakinleştirmek içindi.

"İnkâr etmeyeceğim, Aden. Başlangıcımız istediğin gibi değildi. Ama şunu bil; ben seninle ömür sürmekten vazgeçmeyeceğim. Normal ya da değil... bu yol benim için tek yol."

 

O günde tek yol buydu ve işte o anda bir karar vermişti. Aden gerçeği bilirse, bu yükün altında ezilecekti. Sevdiği kadının hayatını mahvetmelerine kesinlikle müsade etmezdi. Onu korumak için susmuştu. Sessizliği bir kalkan olmuştu belki ama aynı zamanda kendi yüreğine saplanmış bir hançerdi. Çünkü her defasında Aden'in gözlerinin içine bakarken onun o çaresiz çırpınışları görüyor du, o sessizlik ağır bir taş gibi göğsüne oturuyordu genç adamın.

 

Barlas, o gözlerin içinde kendini kaybetti. Bir yanıyla huzur buluyor, diğer yanıyla boğuluyordu. Çünkü kalbinin derininde, aylar önce tesadüfen şahit olduğu o konuşmanın ağırlığını hâlâ taşıyordu.

 

Aden'in amcası ve Savaş, onu bir masa başında bir mal gibi pazarlık etmişti. Kendi çıkarları uğruna onun hayatını biçmeye kalkmışlardı. O an, Aden'in masumiyetini düşünmüş; onun gözleri böyle bir gerçekle kararmasın diye susmayı seçmişti kıyamadı sevdiği kadına.Gerçeği söylemek kolaydı belki, ama Aden'in ruhuna indireceği darbe, Savaş'ın attığı tokatdan daha derin olurdu.

 

Barlas o gün, tek taraflı bir karar vermişti: Aden'in kaderine müdahale etmiş ti. Onu kurtaracak, ama aynı zamanda kendi iradesiyle karar verme hakkını elinden almış tı. İşte o çelişki, Barlas'ın göğsüne taş gibi çökmüştü. Aden'in her bakışında, her dokunuşunda o taş biraz daha ağırlaşıyor, kalbinde görünmez bir ağrı bırakıyordu. Sevdiği kadının gözünde bencil bir adam olmayı dahi göze almıştı.

 

Parmakları Aden'in ensesinde gezinirken, gözleri istemsizce kısıldı. Onun narinliği karşısında kıyasıya koruyucu bir yan yükseldi içinde. Ne kadar susarsa susun, Aden'e olan sevgisi öyle büyüktü ki bu yükü kendi yüreğinde taşımayı göze alıyordu. Yine de, her defasında aynı soruyla boğuşuyordu: Onu korumak mı, yoksa ondan gerçeği saklamak mı daha büyük bir ihanet? Ve bunun cevabını bir türlü bulamıyordu.

 

Barlas içinden geçenleri söylemedi. Aden'in gözleri yeterince doluydu zaten. Sadece biraz daha yaklaştı, dudakları Aden'in saçlarına bastırıp geri çekildi. Bakışlarında ki çöken gölge taşıdığı yükün sessiz yeminini saklıyordu. Kendi içinden fısıldadı.

'Bilsen de bilmesen de sen benim tek gerçeğimsin, sen benim evimsin kadın.'

 

Barlas'ın parmakları Aden'in ensesinde usulca tekrar gezinirken, gözleri biraz hüzünle kısıldı. Aden'in fark etmediği bir yük taşıyordu; sevdasının arkasına saklanırken içinde bir yanını da sessizce kanatıyordu. Daha sonra Barlas başını eğip Aden'in gözlerine daha derin baktı, sesi daha da yumuşadı:

"Zamanla senin için de bir ev olacak bu hayat. Belki başta istemediğin bir kapıdan girdik, ama içeride kuracağımız düzen ikimizin olacak. Sen istemesen de ben sana alıştım, Aden. Ve bu alışkanlık değil... bu, benim hayatımın gerçeği."

 

Sevdiği kadını zorla yanına çekmek değil di , aslında kurtarmak istemişti. Fakat kurtarırken de Aden'i bir seçim hakkından mahrum bırakmıştı.

 

Aden'in bakışları, masumiyeti ve hâlâ içinde taşıdığı tedirginlik, Barlas'ın göğsünde ağır bir acıya dönüşüyordu. Kendisini hem koruyan hem de ona ihanet eden adam gibi hissediyordu.

 

Barlas'ın yoğun bakışları ve kalbinden döküldüğünü bildiği sözlerden sonra Aden yavaşça onun gözlerine kilitledi bakışlarını; Aden'in kafası zaten karışık tı ve şimdi ise Barlas'ın o sevdasını dilinden dökülmesi daha çok kafasını karıştırdı içinde hem bir kabullenme hem de istemediği bir zorunluluk vardır Aden'in .Dudaklarını ısırdı ,nefesini tuttu, ama tek kelime edemedi sessizlik uzun sürdü.

 

Gözleri istemeden de olsa Barlas'a kilitlenmişti; kaçmak istiyor ama bir yandan da içinde tuhaf bir çekim hissediyordu. Her bakış, içinde hem kabullenme hem de direnç uyandırıyor, kendi duygularını çözmeye çalışıyordu. En kötüsü de bu evliliği kabullenmek için kendini zorluyordu çünkü çırpınışları boşunay dı. Her çırpınışta daha çok zarar görüyor daha çok yok oluyordu . Vaz geçmişti çırpınmaktan , kabullenmeyi seçmişti ama hala zorlanmasına rağmen Barlas'ın kucağından kaçmama sebebi kendini alıştırmaya çalışıyordu artık Barlas'ın kaderi olduğuna. Barlas'a ve onun yakınlığına, dokunuşları da kendini hazırlıyordu. Dili ayrı söylüyor içi ayrı kanıyordu ama yinede zorda olsa kendini hazırlıyordu işte.

 

Yine içinde sessiz fırtınalar koparken çaresizce içindeki feryadı bastırıyordu. Şimdi dışarıdan bakıldığında çok farklı görünüyor lardı ama Aden'in içinde feryat figan bir canhıraş kopuyordu . Tıpkı yıllardır olduğu gibi biçilen kaderine boyun eğiyordu.

 

Ortamda bir süre sessizlik hüküm sürdü ama ikisinin gözleri bir birinden bir an olsun ayrılmadı.

 

Barlas, Aden'in gözlerindeki o sarsıntıyı fark etti; içten içe ne kadar etkilendiğini, kendini nasıl kontrol etmeye çalıştığını hissetti. Sessizlik odada ağır ağır yayıldı, nefeslerin ritmi birbirine karıştı. Barlas, Aden'in gözlerindeki karmaşayı sessizce izledi, her detayını okuyor gibiydi.

 

Aden sonunda, dudaklarını ısırarak sessizliği bozdu, sesi hâlâ titrek ama Barlas'a dönük:

"Keşke... başka türlü olsaydı." diye bildi. Çünkü artık herşeyin bir yandan sonuna gelmiş diğer yandan da yeni bir başlangıca çoktan bir adım atmışlardı.

 

Aden'in sözüne karşılık dile getiremedi ama içinde bir değil bin ' keşke ' döküldü Barlas'ın.

 

Barlas, Aden'in bakışlarından geçen her şeyi hissetti; yüzü hem ciddi hem şefkat doluydu. Aden'in sıkışıp kaldığını konuyu değiştirmez ise konuşmayacağını biliyordu ve sırf Aden'in sesini biraz daha fazla duyup rahatlamak için konuyu değiştirdi .Elleri Aden'in saçlarına ve yanağına dokunurken sesi sakin ama kararlı çıktı:

"Üç gün sonra resmi nikâhımız var... İstersen güzel bir mekânda, iş arkadaşların ve yakın dostlarınla küçük bir organizasyon yapalım. ister misin? " Diyerek elini şefkat ile Aden'in saçlarında gezindirdi.

 

Aden Barlas'ın konuyu değiştirmesine buruk bir tebessüm ederek başını iki yana salladı. " Gerek yok . Şimdi kına ve düğün olacak birde böyle bir organizasyon yapmak yorucu olur . Birde bu tarz şeyler bana abartı geliyor." Diyerek aklına nişan gecesi geldi. Aden daha az davetli bekler iken Barlas'ın tarafı oldukça kalabalık tı ve Barlas bu daha yarısı bile değil demişti. O gece aklına gelince homurdanarak söylendi: " "Nişanımız bile sade olacak diye düşünmüştüm... ama aklıma nişan gecesi gelince, düğün daha kalabalık ve abartılı olacak gibi geliyor" diye söylendi.

 

Barlas, Aden'in bu sözlerine tebessüm etti. Elinin biri Aden'in sırtında dolaşır iken diğer eli yanağını okşuyor ve dokunuşları sakinleştirici ve sahipleniciydi. Gözleri Aden'in gözlerine kilitlenmiş, bakışlarıyla pür dikkat Aden'i dinliyor genç kadının konuya daldığını fırsat bilip elleri sevgi ile dolaşıyordu.

 

"Herşey eksiksiz olsun istiyorum güzelim. İçinde tek bir ukte kalmasın."

 

Aden Barlas'ın sözlerine karşılık sessiz kaldı . Oysa içinde en büyük ukte kalmıştı bile . Sevildiği gibi severek bir adam ile nikah masasına oturmak istedi ama şimdi tehdit ile oturacaktı o masaya. Hiç bir zaman evlilik hayali kurmamış tı ama kursay dı da yinede böyle olmasını istemzdi .Herşeyi ne kadar istediği gibi organize etse, istediğini alsada bu evlilik zorunluluk tan öteye gitmiyordu onun için.

 

Her genç kızın hayali olan o düğün bir ömürde geçse , herşey mükemmel dâhi olsa Aden'in içinde en büyük ukte kalacaktı. Tehdit ile başlayan bir evlilikten ne hayır gelir di ki?

 

Barlas ,Aden'in bir anda sesizleştigini fark edince bu defa baş ka bir konu açtı:

 

"iki gün sonra bizimkiler geliyor nikahımıza katılmak için, hem de düğün alışverişi için."

 

Aden'in yüzü aniden düştü; dudağını ısırarak Barlas'ın gözlerine bakarken mırıldandı:

"Biliyorum... dün annem söyledi."

 

Barlas'ın bakışları Aden'in dudağı ile gözleri arasında gezinirken, Aden'in yüzündeki asılmayı fark etmeden edemedi. Aden tekrar konuştu, hafif çekingen ve mahcup bir tonla:

"Elzem Hanım da mı gelecek?"

 

Barlas kısa bir kahkaha attı, alaycı bir şekilde:

"Demek yüzünün asılmasının sebebi buymuş. Merak etme, bu defa babaannem de geliyor. Hesna Sultan seni çabuk benimsedi; halama ezdirmez. " dedi . Elzem hanım Aden'i ezmek istesede Barlas yine müsade etmezdi .

 

Aden, gözlerini kısarak yalandan kızar gibi yapıp Barlas'a baktı:

"Gülme ! Ama halan bildiğin Çin işkencesi gibi bir kadın." dedi Elzem hanımın yüzü aklına gelince yüzünü buruşturudu .

 

Barlas kahkahasını tutamadı, gülüşü odada yankılanırken Aden gözlerini kısarak yalandan sitem etti:

"Barlas gülme ya!"

 

Ama sonunda o da kendini tutamayarak kahkaha attı. Aden'in gülüşü Barlas'ın gözlerinde hayranlık ve sevgiyle karışık bir şekilde parladı. Barlas, Aden'in gülüşünü izledi . Yanağında ki gamzesi gülünce kendini belli ediyor ve Barlas bunu çok seviyor du .

 

Gülmeler sustuğunda Barlas, sesi yumuşak ama hafif alaycı bir tonla devam etti:

"Deva'nın tabiriyle utangaç yeni gelin sendromundan çıkıp artık gelinliğe mi baksan güzelim hani düğüne iki hafta kaldı ya . " Deva'dan duyduğu sözleri dile getirdi alay vari bir şekilde.

 

Aden , genç adamın herşeyi en başından duyduğunu anlayınca utanç ile dudaklarından bir inilti firar etti. "Gerçekten abi kardeş bugün benimle uğraşmaktan zevk alıyorsunuz ." Sitemli bir ses ile söylemiş o gül goncası güzel yüzü asılmıştı.

 

Genç adam elini sevdiği kadının yanağına yerleştirip baş parmağı ile okşayarak:

" Asma hemen gül yüzünü ateş böceği." Diyerek boncuk tanesi gibi parlayan gözlerine baktı genç kadının.

 

Aden farkında olmadan Barlas'ın , kucağında oturduğunu unutmuş gibi bedenini rahat bir şekilde genç adamın kucağına dahada yerleşti. Barlas bunu fark etti ama Aden hâlâ farkında değildi.

 

" Sende duyduğun herşeyi pat diye söyleyip utandırma o zaman beni ."

 

" Tamam güzelim birşey demedim " yanağında ki eli nazlı karısının saçlarına uzanıp omuzlarından geriye doğru attı. Bu kadının saçının tek bir teli bile ne kıymetliydi bu adam için. " Gelinlik bakmaya baş başa gidelim kimse gelmesin ." Eli hâlâ genç kadının saçlarında aşina ile oyalanıyordu.

 

Aden duyduğu söz hoşuna gitmemiş olduki kaşlarını çattı. " Ben senin ile gelinlik bakmaya falan gitmem ." Eğer bu adam ile gelinlik bakmaya gider ise bu defa üçüncü dünya savaşı çıkar Aden ya Gazi olurdu ya şehit yada katil . Az çok kocasının huyunu ezberlemişti bilmediği çok yönü olsada kocası kıskançlık ta level atlamış tı.

 

Ve Aden kesinlikle onun ile gelinlik bakmaya gitmek istemiyor du çünkü nişan elbisesine bakmaya gittiklerinde genç kadını çileden çıkarmıştı.

 

Barlas'ın bir anda genç kadının saçında aheste aheste dolanan eli durdu kaşları çatıldı. " Ne demek seninle gitmem? " Ciddiyet ile sordu .

 

Genç kadın umursamaz bir şekilde omzunu silkerek: " Bas baya seninle gitmem ." Genç adamın çatılmış kaşları arasındaki koyulaşan harelerinin öfke ile titrediğini umursamadı. " Nişan elbisemi almaya gittiğimiz de canımı okudun . Birdaha senin ile alış verişe çıkacak kadar aklımı yitirmedim heleki gelinlik bakmaya gidecek kadar hiç ."

 

Sorusuna aldığı cevap ile çatılan kaşları ve sert yüz hatları gevşedi. Bir an Aden yine eski haline döndü sanmıştı. O herşeye hayır diyen inat ile burnun dikine gidip aralarına mesafe üstüne mesafe katan hallerine . Yüzündeki az önceki sert hali gitmiş oyunbaz bir hal almıştı. " Ogün arkamdan iş çevirip aldığımız elbiseni gizlice değiştirdiğini unutmadım ." O gün Aden'e çok sinirlenmiş içten içe kıskançlık ile yanıp tutuşmustu nişan boyunca . Ama Aden'i o elbisenin içinde cennetten düşen bir melek gibi görüntüsü genç adamı adeta mest etmişti. Aden'in o elbiseyi beğenip azda olsa mutlu olduğunu görünce tüm öfkesini ve kıskançlığın içine atmıştı tüm gece boyunca.

 

O gün genç kadının aklına gelince yüzün de bir gülümseme belirdi . Öyle yada böyle nişanın da istediği elbiseyi giymişti. Yaptığı şeyden hiç pişman değil di yine olsa yine yapardı. " Oh iyi yaptım yine olsa yine yaparım." Dedi bir anda neşeli çıkan sesi ile.

 

Aden'in bu halleri genç adamın dudağının kenarda belli belirsiz bir gülümseme olmasına sebep oldu. Elinin birini genç kadının kalçasına diğerini beline koyarak daha çok kendine doğru çekti. Ah bu elinin altında hissettiği beden Barlas'ı deliye çeviriyor du . Aden'in yaşı daha 22 olmasına rağmen o vücut hatları adeta olgun bir kadının bedeni gibiydi. Hafif dolgun kalçaları ve hafif dolgun diri göğüsleri ve onlara tezat ince beli resmen adamın sabrı ile oynuyor içindeki o arzu ve ateşi daha çok körüklüyordu.

 

Barlas ne kadar bu kadını kucağında oturtmak hoşuna gitse de diğer yandan ise can çekişiyor du adeta . Genç kadın bir anda altına alıp çiçek kokan o tenini talan etmemek için kendini zor tutuyordu. Aden ise az önceye tezat üstündeki o gerginliği atmış artık kaçma girişiminde bulunmadan genç adamın kucağında iki bacağı yanlara gelecek şekilde yaylanmış oturuyordu. Farkında olmadan genç adama resmen işkence ediyordu ama yinede Barlas bu durumdan oldukça memnun du . Heleki Aden'in gevşeyen bedeni bacaklarının üzerinde rahatça kendini bırakması dahada çok hoşuna gidiyor du.

 

" Sen iyice cazgır bir kadın olmaya başladın . Şimdiden kocanın sözünü dinlemiyor sun." Genç kadının sırtındaki eli yavaşça aşağıya kayıp bluzun açıkta bıraktığı yerden sinsice içeriye doğru kaydı. Parmak uçları genç kadının tenini sinsice talan ediyor ve sevdiği kadının tenine dokunmak genç adamı oldukça iyi geliyor du.

 

Aden küçük bir çocuk gibi omuzlarını indirip kaldırdı. " Sen herşeye burnunu sokmazsan bende gizlice değiştirmek zorunda kalmam. "

 

" Sende yine o küçük burnunun " derken Aden'in burnunu iki parmağının arasına alıp sıkarak : " dikine gider bu defada gelinliğini değiştirirsin öylemi? " Diyerek kemikli uzun parmaklarının arasında genç kadının burnunu sıkmaya devam etti.

 

Aden isyan edercesine burnunu Barlas'ın uzun parmaklarının arasından kurtarıp burnunu ucunu eli ile okşayıp kaşlarını çattı. " Ne çekiştirip duruyorsun burnumu Pinokyo ya çevireceksin." Diyerek homurdandı. Sesi hem biraz öfkeli hemde nazlı çıkmıştı . Burnu gerçekten acımıştı orası da ayrıydı.

 

Barlas ,Aden'in elini burnundan çekip burnunun ucuna küçük bir öpücük kondurdu. " Senin nazına da o fındık burnunada kurban olurum ." Diyerek Aden'in yüzünü avuçları arasına alıp alnına küçük bir öpücük kondur du . " Söz veriyorum nişan elbisene karıştığım gibi gelinliğine karışmayacağım . Hayatında bir kez giyeceksin oda benim için . " Buda demek oluyordu ki ben senden hiç bir zaman vaz geçmem...

 

Bugün herşey oldukça kusursuz du Deva'nın kaçış planı hariç. Aden gözlerini Barlas'ın gözlerinden kaçırmadan bakmaya başladı.

 

Genç adam , karısının bu halini gördükçe içindeki Umut günbegün yeşeriyor du. Ellerini şefkat ile küçük kadının saçlarını okşadı. Aden'in koyu kahveleri gözlerine en derinine baktı . Bu kadın bir anda aylar önce hiç ummadığı anda gökten düşercesine hayatına girmişti işte hayat Barlas için yeni başlamıştı .Barlas için hayat, bugüne dek hep keskin çizgilerden ibaretti. Ne istediğini bilen, iradesinden ödün vermeyen, kalbine duvarlar örmüş bir adamdı. Onun dünyasında akla yer vardı, mantığa da; ama kalbin zayıf çırpınışlarına hiç izin yoktu. Sevgi, başkalarının yaşadığı bir yanılgıydı ona göre. Kendi yolunda yürüyen, kendi kudretiyle ayakta duran bir adamın kalbini sarsacak hiçbir şey olamazdı.

 

Ta ki Aden'in bakışlarıyla karşılaşana dek...

 

O an, yıllardır sıkıca kilitlediği bütün kapılar birer birer kırıldı. Aden'in gözlerinde, anlatması imkânsız bir şey vardı; hem yara hem merhem, hem sitem hem de teselli. İşte o bakışlarda, Barlas ilk defa kendini çaresiz hissetti. Çaresiz ama yenilmiş değil; aksine ilk kez gönüllü bir teslimiyetin tatlı ağırlığını yaşadı.

 

Kalbi, hayatında hiç duymadığı kadar hızlı ve derinden atıyordu. Sanki göğsünde yıllarca susmuş bir davul birden çalmaya başlamıştı. Aden'in yanında olduğu her saniye, dünyanın bütün gürültüsü susuyor, sadece onun nefesi kalıyordu. Barlas'ın en sert yanlarını bile yumuşatan bir mucizeydi bu.

 

Ve işte o an fark etti: Bu his, daha önce hiçbir kadına beslemediği, hiçbir duyguyla kıyaslanamayacak kadar saf, yakıcı ve aynı zamanda ürkütücüydü.

 

Barlas ilk kez âşık olmuştu.

 

Sevmenin, en güçlü adamı bile dizlerinin üstüne getiren bir kudreti olduğunu, Aden'in dudaklarının kenarında beliren küçücük bir tebessümle öğrendi. Ona bakarken içindeki bütün gurur eriyor, gözlerinde çocukça bir hayranlık büyüyordu. Kalbi, yıllar sonra yeniden doğmuştu.

 

Ve belki de en çok, kendisine karşı çaresiz kaldığı için âşıktı Aden'e. Çünkü Barlas için bu, yalnızca bir kadını sevmek değildi. Hayatının ilk defa elinden alınmasıydı. İlk defa, iradesini gönüllü olarak teslim etmesiydi. İlk defa, kalbinin sahibini kabul etmesiydi.

 

Aradan dakikalar geçti sessizlik sükûnetini korkuyordu ama gözler konuşuyor du. Her bakış ayrı kelimeleri anlatıyor du.

 

Uzun süren sessizliği Barlas'ın sesi bozdu: "Aden..." dedi, sesi titreyen bir adamın iç çekişi gibi çıkmıştı. Eli rahat durmuyor yine yerini almış bir eli Aden'in bluzunun altındaki çıplak tenini okşar iken diğer eli saçlarında geziniyor Aden'in aylar önce ondan kaçtığı her dakikanın özlemini gideriyor du.

 

Aden, dudaklarını araladı, kısık bir sesle:

"Efendim..."

 

Barlas'ın bakışlarında alışılmış sertlik yoktu artık. Sanki yıllardır yükünü taşıdığı bir dağdan kopan taşlar, kalbinin tam ortasına çarpıyor, sesiyle birlikte dökülüyordu.

"Bize bir şans ver be güzelim. Bize bir şans ver ki mutlu edeyim seni. Bugün iyiyiz, yarın kötü olma benimle. Uzak durma, kaçma benden. Biliyorum, sana çok acı verdim. Beni affetmekte zorlanıyorsun. Ama benim sana geldiğim gibi sen de bana gel. Kaçma bizden, Aden... Bizi kabullen."

 

Sözlerinde sitem yoktu; sadece Aden'in kalbine dokunamamanın, sevdasına karşılık bulamamanın acısı vardı. Aden ise titredi; gözleri bir anda doldu, dudakları kıpırdadı ama sözcükler zorla döküldü:

"Kabullenmeye çalışıyorum, Barlas... Deniyorum ama ne kadar dayanabilirim bilmiyorum."

 

Tenindeki izler kapanmıştı belki, ama ruhundaki yaralar hâlâ kanıyordu. Aden'in yüreği, o bahçenin toprağına gömülü kalmıştı. Sekiz yaşında dizlerinin üstünde, babasının kanına bulanmış toprakta can çekişen bedene sarıldığı günü unutamıyordu. Ve yıllar sonra, amcası onu saçlarından sürükleyip aynı yere savurduğunda, sanki geçmiş bütün acılar yeniden açılmıştı. Babasının son nefesini verdiği o noktada... Aden'in hem çocukluğu hem kadınlığı paramparça olmuştu.

 

Üstelik Barlas onun ile evlenmek istediğini söylediği günden bu yana Savaş'ın da amcasının da ağır suçlamalarıyla yüzleşmişti. İffetsizlikle suçlanmış tı, abisi Ferman bile ona "Bir hata mı yaptın? Barlas'la birlikte mi oldun?" diye sormuştu. Babasından sonra sığındığı tek dayanak olan abisinin bile gözlerinde şüphe görmek, Aden'in yüreğini lime lime etmişti. Oysa bu evlilik konuşulduğu günden beri hayatı kabusa dönmüş, yaşamadığı zulüm kalmamıştı. Ve bütün bunların gölgesinde Aden'in bilmediği tek şey şuydu: Barlas'ın bunu onun iyiliği için yaptığıydı.

 

Aden'in göz pınarından süzülen yaşları gören Barlas'ın içi dağlandı. Elini onun saçlarından ensesine indirdi, karısını kendine çekti. Diğer kolunu sırtına doladı; Aden'i göğsüne yasladı, haşin değil, sanki hayatını korurcasına, sanki bir daha bırakmayacakmış gibi sımsıkı sarıldı.

 

Barlas, boğazına düğümlenen sözleri fısıldadı:

"Ben bu hayatta ilk defa bir şeyi bu kadar çok istiyorum. Ne paramla, ne kudretimle, ne de gücümle sahip olabileceğim bir şey... Hayatımda ilk defa, kalbimin gücünü aşan bir şey istiyorum. Aden... Seni."

 

Bunu söylerken başını Aden'in boynuna gömdü. Gözlerini kapadı, kokusunu ciğerlerine çekti. O an, dünyada hiçbir şeyin onun varlığından daha değerli olmadığını anladı.

 

Ve Aden, Barlas'ın bu ilk kez kırılan, ilk kez yalvaran sesinde, Barlas'ın kalbinin en derininden gelen aşkı hissetti. Ama için de hala çırpınan kız çocuğunu susturmak zorundaydı.

 

Başını , genç adamın göğsünden hafif geriye çekip göz yaşlarını silerek nemli kirpiklerinin arasından Barlas'ın gözlerine baktı.

 

Aden, dudakları titreyerek dile getirdi içindekini:

"Barlas... ben bu evliliği kabullenmeye çalışıyorum . Gerçekten çabalıyorum bunun için ama Mardin'e gitmesek? Düğünden sonra burada hayatımıza devam etsek. Ben Mardin'de yapamam. Ailenin gözünün içine baka baka, sanki isteyerek mutlu bir evliliğim varmış gibi rol yapamam."

 

Sözleri havada asılı kaldı. Barlas, derin bir nefes aldı. Gözlerini Aden'in yüzünde gezdirdi, sonra bakışlarını sabitledi. Ve işte o an Aden gördü o güçlü, dimdik duran adamın bakışlarında, bir yerlerden yıllardır taşınan bir yükün, bir kederin karanlığı gizleniyordu.

 

Barlas'ın sesi kısıldı, boğazındaki düğümden zorla çıkıyormuş gibi:

"Ben anneme bir evlat borçluyum, Aden... İstanbul'da yaşamayı unut. Annem oğlunun aile kurduğunu görecek torunlarını büyütecek Mardin'de, seninle yeni bir hayata başlayacağız. "

 

O cümlenin ardından odada ağır bir sessizlik çöktü. Aden, gözlerini Barlas'ın gözlerinden ayıramadı. Orada bir sır saklıydı, derinlerde yanan bir yara. Sanki o bakışlarda bir ömrün yükü, taşınmış ve hiç anlatılmamış bir acı vardı.

 

Aden'in yüreği sıkıştı.

"Bir evlat borçluyum..." Bu ne demek oluyordu?

Bu sözün içinde ne gizleniyordu? Hangi hesap, hangi yara, hangi geçmiş? Sormak istedi. Dudakları aralandı ama kelimeler boğazına takıldı. Cesaret edemedi. Zaten Barlas'ın bakışları da sorma dercesineydi.

 

Sadece baktı tek kelime etmeden. Ve o bakışla gördü: Barlas'ın kalbinde sakladığı keder, ona dokunmasına izin verdiği tek yerdi. İlk defa açık açık olmasa da acısını Aden'e göstermişti. Aden'in zihninde bin tane ihtimal üşüşmüştü. Geçmişte annesinin istemediği gibi bir evlat olupta şimdi pişman mı oluyordu? Yoksa gerçekten annesine bir evlat mı borçluydu genç adam ... Bu bir bilinmezlik denklemiydi ve Aden ilk defa kocasının acısını bakışlarındaki keder ve sesindeki o acıyı hissedip üzülmüş tü.

 

O gece, ikisinin arasında kelimelerden çok gözler konuştu. Aden'in zihni, cevapsız bir sorunun ağırlığıyla çalkalanırken; Barlas, sessizce suskunluğuna gömüldü.

 

Ve Aden o an anladı ki, bazen insanın en çok merak ettiği şey, en çok korktuğu şeyle aynıydı.

 

Barlas'ın bakışları Aden'in gözlerine kilitlenmişti. O sessizliğin içinde kelimelerden çok, yılların yüklediği bir keder vardı. Aden'in yüreği sıkıştı; soracak bir sözü, çıkaracak bir cümlesi yoktu. Sadece bakabiliyordu, Barlas'ın içinden yükselen acıyı, karşılıksız sevdayı, ve sakladığı sırları gözlerinde okuyarak.

 

O an Aden fark etti; bazı yaralar, görünmese de gözlerde taşınır, konuşmasa da ruhu sızlatır. Barlas'ın bakışlarındaki o derin hüzün, bir hayatın yükünü, bir kalbin sessiz çığlığını taşıyordu. Ve Aden, o yükün ne kadar ağır olduğunu anlamasına rağmen, cesaret edip soramıyordu.

 

Sessizlik, odada ağır bir nefes gibi durdu. Aden'in gözleri doldu, dudakları titredi, yutkundu; ama bir kelime çıkmadı ağzından. Ve Aden ilk defa kollarını kocasının boynuna dolayıp başını göğsüne gömdü. Aden yine merhametli bir şekilde davranmıştı ama bu defa çok farklıydı ve kendisi de farkında değildi ama kocasının acısına sarılarak ortak oluyordu. Barlas'ın yarası o kadar derindeydi, o kadar büyük ve ağırdı ki Aden'in sarılması o acıyı silip yok edemezdi ama bir nebzede olsa din dirirdi. Yıllardır Barlas'a kimse böyle sarılıp acısını sessizce sarmamıştı çünkü Barlas sert yapısı ile ördüğü duvarları yıkıp onun acısına dokunmaya kimse cesaret edemedi izin verdiği tek kişi Aden di .

 

Barlas ise Aden'in ona sarılmasını hiç beklememişti yinede sadece sessizce Aden'e sarıldı, ensesinden saçlarını okşadı, göğsüne bastı. Bu sarılma, hem bir koruma hem de bir itiraf gibiydi.

 

Ve Aden anladı ki, bazen en büyük gerçekler, gözlerden okunur; bazen en derin sırlar, sadece hissedilir.

 

Dışarıda gece sessiz, rüzgar hafifti; içeride ise iki kalp,biri soramamanın acısıyla, diğeri acısını dile getiremeden birbirine yaslanmış, sessizce sarılıyor du...

 

_________________________________________

Bölüm sonu...

 

 

 

Öncelikle bölümü nasıl buldunuz?

 

 

 

Barlas'ın sakladığı bir sır mı var acaba?

 

 

 

Aden'in ,Barlas'a karşı değişen tavrını nasıl buldunuz?

 

 

 

Ya Aden'in Barlas'a sarılıp bilmediği acısına ortak olması nasıl dı?


 

Bölüm : 21.04.2026 21:27 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...