57. Bölüm

57.BÖLÜM ELALEM

anonymous
mermaidmaryy


Defne bayılırken Savaş onu son anda yakalayıp kucağına aldı. Etraflarına bir anda insanlar üşüştü, herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ege ise onlara doğru birkaç adım atmıştı bile; yumruklarını sıktı, yüzü gerilmişti. Defne'yi o halde bir yabancının kollarında görmek canını acıtmıştı. Tam yanlarına ilerleyecekken Caner sıkıca kolunu tutup onu geriye çekti. Ege ilerlemek için çabalasa da Caner izin vermediğinden ona doğru sinirle baktı. Defne'ye dokunan elleri kırmak istiyordu. Buna engel olan kim olursa onu da kırmaya hazırdı.

"Şimdi olmaz Ege" dedi Caner sakin ama kararlı bir sesle. “Anlattım sana, Defne’nin başı bu yaşlı kadınla dertte. Dışarıda bekleyelim. Ona zarar verecek bir şey yapamayız. Açelya yanında, merak etme.”

Ege eli mahkum Caner'i dinleyip bahçeden hayalet misali kimseye görünmeden çıktı ama aklı Defne'de kalmıştı. Onu beyazlar içinde göreceğine yıllar önce söz vermişti ama kast ettiği bu değildi, kızgındı. Her şeye kızgındı. Onu bırakıp gittiği için kendine, babasına ve herkese kızgındı.

İstanbul’a gelir gelmez Defne’ye gitmişti. Onu bulamayınca Caner’i aramış, yılların özlemiyle sarılmıştı ona. Sonra olan biteni öğrenmişti. Defne’nin onu beklediğini duyunca içi bir an olsun hafiflemişti ama nişan meselesini duyduğunda her şey yine düğümlenmişti. Yine de Defne’nin onu sevdiğinden emindi. Öyle olmak zorundaydı.

Caner’in anlattıkları içini çok acıtmıştı. Cem amcasının durumu, Defne'nin anneannesinin ölümü ve üzerine yaşadıkları… Bazı anlar için kendini suçlamadan edememişti. Bilseydi eğer gitmezdi. Ne olursa olsun onu bırakmazdı. Öz babası ona tüm suçu yıkmış olsa bile... Canından olsa da Defne'ye bu acıyı yaşatmazdı.


Şimdi arabanın yanında duruyor, boşluğa bakıyordu. Az önce göz göze geldikleri o an zihnine saplanmıştı. Defne’nin bakışlarında gördüğü şey sadece şaşkınlık değildi; yorgunluk, kırgınlık ve sanki sessizce yardım isteyen bir taraf vardı.

“Defne kimbilir bensiz daha neler yaşadı…” diye mırıldandı. Konuştuğunu farkında bile değildi.

“Savaş, onunla evlenmeyeceğine söz vermiş” dedi Caner. “Eğer sözünde durursa bu nişan uzun sürmez. ”
Ege başını kaldırdı, bakışları sertleşti.
“Neden ona bu kadar yaklaşmasına izin verdin Caner?” dedi dişlerinin arasından. “Sana emanet etmedim mi ben onu?”
Caner bir an sustu, başını eğdi. Mahcup hissetmişti ama ne yapabilirdi ki ? Elinden bu kadarı gelmişti işte.

“Sen gidince Defne çok değişti, Ege. ” dedi yavaşça. “İstanbul’dan gitti. Döndüğünde bambaşka biriydi. Başına buyruktu ve hepimize kırgındı. Babaannesini iyi biri sanıyordu,kendini yönetmesine izin veriyordu. Cem amcayla da konuşmuyordu zaten. Bize karışma hakkı tanımıyordu. O kadın onun iplerini eline almıştı sanki. İnan, böyle olmasını istemezdim ama biliyorsun Defne artık çocuk değil. Sen de değilsin. Üç yıl geçti.”
Ege’nin istemsizce gözleri doldu. O üç yılın ağırlığı şimdi daha çok hissediliyordu. Onun canının yanması, kimsesiz kalması... Defne’yi o adamla görmek… Hepsi düşününce içini parçalıyordu.

“Peki,” dedi sonunda, zorla. Kırık,buruk,kızgın bir ses tonuyla. Sonrasında ise daha umutlu bir sesle devam etti.

“Ama artık buradayım. Bu üç yıl boşa geçmedi. Boş durmadım, bu günler için çalışıp çabaladım. Sırf onun yanına güçlü dönmek için. Defne’yi ben koruyabilirim. Kim ona zarar verdiyse karşılığını tek tek alacak.”

Hırslanmış gözleri bahçe kapısına kaydı. Meraklı titrek bir sesle sordu.
“Nerede kaldılar? Defne’ye bir şey mi oldu yoksa?”
Caner, onun bu hallerine üzülürken destek olmaya çalışarak koluna dokundu.
“Birazdan gelirler. Seni bu halde burada görmeyi beklemiyordu. Onu anlamayacağından korkuyordur. Yeniden seni görmek için zamana ihtiyacı olmalı."

Ege, Caner'i dinledi, nefesi daralsa da üstelemedi, sabırla bekledi. Üç yıl nasıl sabrettiyse şimdi de öyle sabrediyordu.
Çok geçmeden kapı açıldı. Defne, Açelya’nın yanında dışarı çıktı. Savaş da onlarla birlikteydi.

Ege o an nefes almayı unuttu.
Defne’yi gördüğü anda zaman sanki yavaşladı. Üzerindeki kıyafet, saçlarının dağınık hali, yüzündeki solgunluk… Hepsi bir yana, gözleri. Ege en çok o gözlere takıldı. Yıllarca özlediği, geceleri hatırlayıp uyuyamadığı o bakışlar şimdi karşısındaydı ama eskisi gibi değildi sanki. Daha yorgun, daha kırılgandı, daha ıslak... Sanki içinden bir parça eksilmiş gibiydi.

Kalbi göğsüne sığmadı. İçinde bir şeyler aynı anda hem parçalanıyor hem de yeniden yerine oturuyordu. Onu yeniden görmek… bu kadar ağır gelmesini beklememişti. Bir an koşup sarılmak istedi, bir an olduğu yerde kalıp sadece izlemek. Çünkü yaklaştığı an, o üç yılın yok sayılmayacağını biliyordu.

Defne’nin adımlarının karıştığını fark etti. Heyecanlandığını anladı. Bu küçük detay bile içini yumuşatmaya yetti. Hâlâ… diye geçirdi içinden. Hâlâ aynı. O içten samimi heyecanı yürüyüşüne yansımıştı. Ege'nin onayını bekliyor gibi gözlerine bakarak bekliyordu.

Ege kollarını yavaşça iki yana açtı. Gözlerini ondan ayırmadan, sanki gözünden kaçarsa kaybolacakmış gibi bakarak başını hafifçe salladı.
“Geldim, sevgilim.” dedi buruk bir tebessümle.
Ona güven vermek için gözlerinin tam içine bakıp mırıldanmıştı.

Defne, Ege'nin kendisini öyle beyazlar içinde görünce anlamayıp gideceğini sanmıştı. Şimdi onu bu durumu umursamıyorken görünce bir kez daha sevinmiş, mutlu olmuştu. O da kimseyi düşünmeden kafa sallayıp tebessüm ederek hızlıca onun kollarına koştu ve boynuna atlayıp sarıldı.

Sarılır sarılmaz hıçkırıkları birbirine karışarak ağlamaya başladı. Gözünün önüne Ege'nin yokluğunda yaşadıkları gelince nefesi kesiliyordu. Özlediği, gecelerce ağladığı, aşık olduğu adam şimdi bambaşka biri gibi kollarında heyecandan titriyordu. Rüya mı görüyordu yoksa zihni ona oyun mu oynuyordu?

Ege de gözyaşlarını yanaklarına süzülmesi için bıraktı ve Defne'nin saçlarını okşayarak konuştu. Sakin kalmaya çalışsa da onu başkasıyla görmek canını acıtmıştı. Kendini Defne'yi teselli ederken bulmuştu. Onu yeniden görmenin heyecanıyla konuşuyordu.

"Geçti artık, ben buradayım. Her şey düzelecek. Ağla aşkım,dök içindeki zehri..."dedi ve onu sıkıca sardı. Savaş bir köşede kendi içindeki ateşle kavrulurken Açelya da şaşkınlıkla Caner'in yanına geçmişti.



İki aşık kavuştukları için mutluydu ama bu sarılma hiç bitmeyecek , özlem hiç dinmeyecek gibi görünüyordu. Bu yaşlı cadının kapısının önünde daha fazla kalmaları iyi değildi. Caner yavaşca Defne'nin kolunu tuttu.

"Hadi gidelim, bir sıkıntı çıkmasın. Sonra devam edersiniz sarılmanıza."

Defne güçsüz düşmüş halde geri çekildi ve arkada onlara bakan Savaş'a son kez göz süzüp sıkıca Ege'nin elini tuttu. Beraber arabanın arkasına doğru ilerlerken Ege kaşlarını çatmış, Defne'nin baktığı yöne kilitlenmişti. Savaş köşede gergin bir şekilde bakakalırken diğerleri de arabaya geçmişti. Ege de göz temasını kesmeden ve Defne'nin elini bırakmadan arabaya bindi. Yanında Defne olmasa ne yapacağını çok iyi billyordu ama bu seferlik Savaş denen şerefsizi yok saymayı seçmişti.

Savaş, Defne'nin onu sevdiğine kendi gözleriyle şahit oluyordu, kalbi kırılmış, canı yanmıştı. Araba ilerlediğinde Savaş hissettiği acıyla nefessiz kalarak bahçe kapısından içeriye geçmişti. Parmağındaki altın yüzüğe baktı ve hırsından dolan gözleriyle ellerini yumruk yaptı. Onu kaybetmekten korkuyordu ve artık onun için savaşmak istediğini biliyordu.

***

Herkes evlerine dağılırken Defne ve Ege rahat konuşabilmek için sitenin en sakin yerine geçmişlerdi. Bir zamanlar yalnızca Caner ve Defne'nin bildiği o yere.

Defne kendini açıklamak isterce konuştu hemen, sesi titrek bakışları korkaktı. Yanlış anlaşılmaktan,kavuşmadan yeniden ayrılmaktan korkuyordu. Kalbinde yalnızca onun olduğunu göstermek için bir yandan da kolyesini tutuyordu.

"Babaannem çok kötü bir kadın Ege, babamın sağlığıyla tehdit etti beni, yoksa ben senden başka kimsenin elini tutmazdım.İnan aramızda hiçbir şey yok. Sadece bir oyun. Zaten bir yolunu bulup bu oyunu sonlandıracağız... "

Defne endişeli ve panik bir halde ona bakıp ağlarken
Ege, Defne'den emin bir şekilde, güvenle bakıyordu ve umursamadan kollarını ona doladı, Defne'yi kendine doğru çekti, yüzünü avuçladı.

"Boşver bunları aşkım, ben seni bilirim sana inanırım. Senin bana güvenip inanacağın gibi.Zaten Caner bahsetti bunlardan bana, tekrardan anlatıp yorma kendini. Bak ben hala rüyada gibiyim. Karşımdaki gerçekten sen misin,onu bile algılayamıyorum henüz."

Defne'nin gözleri yeniden doldu, içindeki özlem asla bitmeyecek gibi hissettiriyordu. Sıkıca sarıldı ve hasretle Ege'nin dudaklarına uzandı. Uzunca bir öpücükten sonra afallamıştı. İçinde garip bir his oluşmuştu. Karşısında sanki bir yabancı varmış gibi hissediyordu. Ege bambaşka biri gibi geliyordu. Sesi,yüzü,öpüşü...

Defne geri çekilince Ege ellerini onun yanaklarına koydu ve tebessümle neredeyse unuttuğu yüzünü incelemeye başladı. Defne de değişmişti. Yaşadığı şeyler,geçen seneler onu olgunlaştırmıştı. Çocuksu bakışları değişmişti ve Ege de garip hissediyordu. Bu hissin altında ezilmiş gibi bakıyordu Defne'ye.

İkisi de sessizce birbirinin yüzünü incelerken Defne'nin gözyaşları Ege'nin eline damlayıverdi. Defne bunun üstüne hıçkırarak ağlamaya başladı ve kafası yavaşça eğildi.

" Sakalların var... Dövmelerin var. Bakışın bile farklı. Ben... bu çok garip hissettiriyor. "

Defne yaşadığı duyguyu açıklamaya çalışmıştı ama Ege baş parmağıyla gözlerinin altındaki yaşları silerek şefkatle ona baktı.

"Aşkım, ben hala seni seven o deliyim. Ne hissettiğini anlıyorum,sadece bize zaman ver. Yeni bizi tanıyıp anlamamıza ,alışmamıza zaman tanı. Her şey hallolacak, ben buna eminim."

Defne kırmızı gözlerle Ege'ye baktı ve dudaklarını büzerek kafa salladı.

" Bensiz ne yaptığını , günlerinin nasıl geçtiğini bilmek istiyorum Ege. Üç yıl... Hiç de kısa bir zaman değil. Daha ne kadar zaman gerek bize?"

Ege onun yanaklarını okşadı ve yutkunarak kaşlarını çattı.

"Her şeyi anlatacağım sana ama şimdi değil , çok yorulduk ikimiz de bugün.Biraz bana zaman ver. Üç yılı bir güne sığdıramayız. Hem ben de seni dinlemek istiyorum. Sen bensiz ne yaptın buralarda? Gördüklerim dışında... "

Defne çenesini titreterek onun gözlerine baktı. Ege'nin hayatına başka birinin girmiş olmasından korkuyordu. Gözleriyle bu tedirginliği Ege'ye de hissettirmişti.

" Sana yemin ederim ki senden başka birisinin gözünün içine bile bakmadım. Şimdi öyle şüpheyle bakma bana, ben başkasıyla nişanlandığını gördüm ona rağmen sana güvendim, sen de bana güven. Lütfen. "

Defne masum bakışlarını onun dudaklarına indirmişken kafa salladı. Ege yavaşça ona yaklaştı ve burnuna bir öpücük kondurdu. Kulağına eğilip fısıldadı.

"Seni çok özledim"

Defne tebessüm etti ve ellerini onun boynuna koydu, burnunu
burnuna yasladı, mırıldandı.

" Seni çok özledim aşkım. Bize bunu yapanlar cezasını çeksin istiyorum."diyerek gözlerini yumdu. Ege de kafa salladı ve Defne'yi bir anlığına dudağından öpüp sonrasında sıkıca sarıldı.

"Herkes hak ettiğini bulacak. Babam hapiste, babaannen de o Savaş denen pislik de hayatımızdan çıkıp gidecekler."dedi. Defne'nin kokusunu içine çekip ellerini tuttu.

Altın yüzüğün soğukluğunu hissedip geri çekilirken Defne'nin ellerine baktı.

"Bunu çıkartsan olur mu? Madem bu bir oyun, buna gerek yok."dedi. Defne de telaşla elinden yüzüğü çıkartmaya çalıştı ama parmağını sıktığı için yüzük çıkmıyordu.

"Çıkmıyor..."

Ege dişlerini sıkarak Defne'nin elini tuttu. Çıkartmaya çalıştı ama yapamayınca Defne'nin elini öptü.

" Kurtaracağım seni bu esaretten, eve geçince sabunla çıkarırsın"

Defne kafa salladı ve tebessüm edip ona baktı.

"Babam henüz bilmiyor Ege. Lütfen ona bununla alakalı bir şey söyleme. Yeni iyileşti, kötü olmasından korkuyorum."

Ege, Defne'nin babasıyla olan ilişkisinin iyileşmesine sevinmişti. Defne'nin saçlarını okşayıp kafa salladı.

"Merak etme, söylemem bir şey. Ben artık buradayım, hiçbir şey seni üzemez. O şerefsiz de sana ters yaparsa, belasını bulur benden. Yalnız değilsin artık. Kurtaracağım seni bu delilerden."

Defne gülümsedi ve konuştu.

"Savaş öyle biri değil, söz verdiği gibi yapacaktır."

Ege bu sözle olduğu yerde kalıp duraksadı, ne ara ona bu kadar güvenebilecek kadar yakın olmuştu Defne, onu düşünmüştü.

"Ona kefil olacak kadar çok mu güveniyorsun?"

"Ben... şey... sandığın gibi değil, sadece o bana çok destek oldu. Babam hastayken falan... Yani kötü birisi değil. "

Ege elini yumruk yaptı ve kafa sallayarak geri çekildi,yutkundu. Nasıl olurda Defne o adamı savunurdu? Üstelik daha yeni kavuşmuşlardı. Sinirlerine hakim olmaya çabalayarak konuştu.

"Kimsenin desteğine ihtiyacın olmayacak, ben buradayım. Onu da bana bir daha savunma tamam mı?"

Defne dediğine pişman olmuştu. Kendini açıklamaya yeltendi ama ne diyeceğini bilemedi.

"Ege..."

Ege, eliyle Defne'ye durmasını işaret etti. Defne de susup yalnızca onun gözlerine baktı.

"Çok yorgunum Defne,saatlerce uçtum, otele gidip dinlenmem lazım. Yarın sabah kendime bir ev bakacağım, beraber gider miyiz?"diye sordu. Defne kırgın bir tebessümle başını sallarken Ege onu kendine çekip sardı. Her şey aynıydı ama ikisi de çok değişmişti, bu da ona garip hissettiriyordu. Üç yıldır aklından ve kalbinden çıkmayan aşkının bambaşka birisi olmasından ilk defa korkuyordu.

"Cem amcayı da görüp gideyim"dedi Ege ve Defne'den uzaklaştı.

Defne şaşkınca bakarak
"Bu gece benimle kalmayacak mısın?"dedi. Ona bu kadar yakınken uzak olmayı kaldıramıyordu. İçten içe kırılsa da belli etmemeye çalıştı.

" Artık çocuk değiliz, gizli saklı pencerenden odana girecek halim yok."dedi Ege şakayla karışık. Defne'nin bozulduğunu fark edince sözlerine ekledi.

"Hem arada eksik üç yıl var. Bu bir gecede kapanabilecek bir şey değil. Zaman ver bize lütfen. Bak bunu her gün seni düşünen ben söylüyorum. Bir ömür yanında olacağım, acele etmeyelim."

Defne tebessüm etmeye çabalayarak bakarken Ege,onun elini tuttu ve eve doğru yürümeye başladılar. Defne içindeki tuhaflığa bir isim bulmaya çalışırken Ege bunu çok da önemsemiyordu. Kapıya geldiklerinde heyecanlı bir şekilde Defne'ye baktı ve güldü Ege.

"Babanla tanıştığımız ilk günkü gibi heyecanlandım."

Defne de güldü ve zile bastı. Kapıyı Berfu açmıştı. Ege'yi görünce tanımamıştı bile.

"Merhaba Berfu abla "dediğinde onun Ege olduğunu anlayıp şaşırdı ve heyecanla sarıldı. Onun sonunda dönmesi demek, Defne'nin mutlu olması demekti. Kahkahalı bir şekilde seslendi.

"Ege'ciğim! Bu sen misin?"

Ege ona kafa sallayıp gülerken Cem de sesi duyup aşağı inmişti. Ege'yi görünce elbette tanımıştı ama tanımazdan gelmişti.

"Kim geldi?"diye sorup onların mutluluğuna bakmıştı. Cem bile heyecanlanmıştı onu karşısında görünce. Üç yıl önce gitmesini istediği çocuk şimdi adam olup geri gelmişti. Ege de heyecanla yanına yaklaşıp eline uzandı, eğilip elini öpmeye çalıştı ama tabiki Cem izin vermedi.

"Daha o kadar yaşlanmadım."dedi Cem sert mizacıyla. Sonrasındaysa gülümseyerek Ege'ye sarıldı.

"Gel buraya serseri. "

Cem, Ege'nin gitmesinden zaman zaman kendini sorumlu bulsa da gitmekten başka şansı olmadığını da çok iyi biliyordu ama içinden keşke kızıma bunları yaşatmasaydım da diyordu.

Baba-oğul gibi birbirlerine sarılırlarken Berfu ve Defne de onları tebessümle izliyorlardı.

Ege gülümseyerek geri çekilirken saçlarını karıştırarak sordu.

"Bana bir söz vermiştin Cem amca hatırlıyorsun değil mi?"

Cem o sözü hatırlıyordu ama zamanın bu kadar hızlı geçmesini beklememişti,bu yüzden unutmuş gibi yapmaya çalıştı.

"Söz mü? Ne sözü?"

Ege de gülümseyerek karşılık verdi.

"Hatırlamıyorsun demek... Olsun ben hatırlatmak için yine geleceğim."dedi. Defne'ye de bakıp göz kırptı.

"Sadece döndüğümü bilmenizi istedim. Hoşça kalın. Kendime hızlıca sıfırdan bir hayat kurmaya çalışacağım,dinlenmem lazım biraz, yorucu bir süreç olacak ama yine uğrayacağım."

Cem kafa salladı ve Defne'ye bakarak gülümsedi. Onların konuşacakları şeyler olduğunu düşünüp geri çekildi. Kızını artık mutlu görmek istiyordu. Kendi yanında ve mutlu olsun istiyordu.

"Hoş geldin evlat, her zaman gelebilirsin burası senin de evin sayılır."dedi ve el sallayıp yukarı doğru yöneldi. Merdivenlerden çıkarken de Berfu'ya seslenip yanına çağırdı.

Aşağıda ikisi kaldığında Ege hayret içinde Defne'ye bakıp güldü.

"Babanın bu kadar değişeceğini hiç beklemiyordum. En çok o değişmiş sanırım."dedi ve parlak gözlerle baktı. Defne'ye yaklaşıp ellerinden tuttu.

"Seni seviyorum, bu gece de her gece gibi seni düşünerek uyuyacağım. Sen de şu lanetli yüzüğü çıkart ve sadece bizi düşün artık."dedi ve Defne'nin ellerini öptü. Defne de siyahı ışıldayan gözlerini onun gözlerine kenetleyip ellerini de onun kirli sakallarına değdirip gülümsedi.

"Seni seviyorum. "

Ege yavaşça yaklaştı,etrafı kontrol ederek dudaklarına küçük bir öpücük kondurdu ve fısıldadı.

"Sabrettik ve kavuştuk inci tanem. Her şey düzelecek, korkma tamam mı? Ben varım, gam yok."

Defne pamuk gibi rahatlarken Ege samimi bir şekilde yanağından öptü, geri çekilip hızlıca kapıdan çıktı, Defne de duygusal bir şekilde arkasından bakıp onu izledi. Rüyada gibi hissetmişti ve bu rüyanın hiç bitmemesini istiyordu. Artık mutlu olmaktan bile korkuyordu...

Ege oradan ayrılırken Defne de şapşal bir gülümseme ile kalbini tutarak kapıyı kapattı. Mutlu bir şekilde heyecanlı heyecanlı koşturarak odasına doğru ilerledi. Kapısını kapatıp annesiyle dertleşir gibi yazdığı günlüğünü masasına koydu ve bu defa da mutluluğunu paylaşır gibi hevesle yazdı.

***
İnsan aşık olduğu ilk günlerde dünyaya bir farklı bakar. Renkler daha parlak, kokular daha canlı, hava hep daha tazedir ya. Defne de bu sabah güne , yeniden aşık olmuş gibi uyanmıştı. Ege dönmüş, Savaş'la olan nişanına bir şey dememiş hatta Defne'ye destek olmuştu. Yolunda hissettirmeyen bazı görünmez şeyler olsa da yine de her şey olduğundan daha renkli görünüyordu.
Parmağındaki yüzüğü çıkartmayı başarıp cüzdanının içine atmıştı, en güzel elbisesini giyip Ege için süslenmişti. Mutlu,enerjik ve tasasız görünüyordu. En sevdiği kokusunu da sıkıp kahvaltıya indi.

Berfu ve babası çoktan sofraya geçmiş, Defne’yi bekliyorlardı. Defne aşağı indiğinde yüzündeki o hafif, dalgın mutluluğu ikisi de hemen fark etti. Bu hâlini görmek ikisini de rahatlatmıştı.
Defne sandalyeye oturup kendi kendine gülümsemeye başlayınca Cem, göz ucuyla Berfu’ya bakıp kısık bir kahkaha attı.
“Eyvah… Evde iki âşık da çekilmez artık.”
Berfu da gülümseyerek düzeltti:
“Üç âşık yalnız.”
Cem omuz silkip hafifçe başını salladı.
“Benimki başka,” dedi yarı ciddi, yarı şakayla. “Benimki sevda… Aşk gelir geçer, bizimki kalıcı.”
Sözlerini hafif bir gülüşle örtmeye çalışsa da altındaki ağırlık hissediliyordu. Berfu’nun gülümsemesi bir an için soldu. Abisinin yaşadıkları aklına gelmişti. Onunki gerçekten geçip giden bir şey değildi.
Cem bunu fark etmiş gibi boğazını temizledi, konuyu dağıtmak istercesine Defne’ye döndü.
“Güzel kızım,” dedi. “Bu kadar süs kime? Ege için mi… yoksa biri mi evleniyor?”
Defne bir an ne dediğini anlamamış gibi baktı. Düşüncelerinden sıyrılması birkaç saniye aldı. Berfu kahkahaya boğulurken Defne kaşlarını çatıp babasına baktı.
“Of baba… Komik miydi bu şimdi?”
Cem güldü, ardından göz kırptı.
“Bize hiç böyle süslenmiyorsun da ondan sordum.”
Defne bu sözlere dayanamadı, gülümseyerek ayağa kalktı. Babasının arkasına geçip kollarını boynuna doladı.
“Biraz özendim işte,” dedi şımarık bir sesle. “Kötü mü olmuş? Kırk yılın başı sevgilim geldi, biraz süslendim.”
Cem onu şöyle bir süzdü. Gözlerinde hem gurur hem de alışmaya başladığı o babacan kıskançlık vardı.
“Güzel olmuşsun,” dedi. “Ama çocuk daha yeni geldi diye böyle rahatım, ona göre.”
Defne gülerek eğildi, babasının yanağını öptü. Kıskanç bir baba oluşu onun da hoşuna gidiyordu.
Tam o sırada telefonu çaldı. Geri çekilip ekrana baktı. Ege değil, Savaş’tı. Birdenbire içine sıkıntı çöktü ama belli etmemeye çalıştı. Yüzüne hafif bir tebessüm yerleştirip telefonu açarken içeri doğru yürüdü.
“Efendim?”
“Günaydın.Nasılsın? Bizimkiler bugün seni yemeğe davet ediyor. Nişanımızın ilk günü ya…”
Defne gözlerini devirdi, sesi alçaldı.
“Gelemem, Savaş.”
“Dün sen kötü olunca merak ettiler,” dedi Savaş. “Nasıl gelmeyecek diyebilirim?”
Defne derin bir nefes aldı. Sakin kalmaya çalışıyordu ama sesine yorgunluk karışmıştı.
“İyi olduğumu söylersin. Gerçekten gelemem. Ege’yle vakit geçireceğim. Daha dün geldi… Sen de biliyorsun.”
Kısa bir sessizlik oldu. Savaş geri adım atacak gibi değildi.
“Sadece on beş dakika… Gelemez misin?”
Defne başını iki yana salladı.Sanki Savaş onu görecekmiş gibi.
“Sanmıyorum.” Savaş bu kez daha fazla uzatmadı.

“Peki, Defne. İyi eğlenceler size.”

Savaş, Defne'nin cevap vermesini beklemeden telefonu kapattı.
Defne birkaç saniye ekrana baktı. İçinde hafif bir sinir yükseldi ama hemen bastırdı. Bugünü bozmasına izin vermeyecekti. Derin bir nefes aldı, omuzlarını gevşetti.
Savaş’ın ısrarı, alttan alta hissettirdiği o kıskançlık… Hepsi ortadaydı. Ama ne olursa olsun, bugün kimse gününü mahvedemezdi.

Defne sakince masaya döndü ve gülümseyerek kahvaltısını etti. Bugün tüm gün Ege ile olacağını babasına ve halasına söyleyip evden çıktı. Bahçe kapısını açar açmaz motorun üzerinde elinde yedek kaskla bekleyen sevgilisini görüp şaşırdı. Motorsikletle gelmesini beklemiyordu. Bir zamanlar motorsikletle gezintiye çıktıkları anı hatırladı. Ege'nin elindeki kaskı alıp hemen geçmişe bir atıfta bulundu.

" Sana tutunmam ama baştan söyleyeyim." Bir yandan da kaskı başına takıyordu.

Ege bunu beklemiyormuş gibi şaşkınca bakarken Defne motorun arkasına geçti. Ege de geçmişteki konuşmalarını hatırlayıp tebessümle konuştu.

"Sen bilirsin, düşmeye hazır ol öyleyse"

Defne gülümserken Ege gaza basmıştı. Defne de kollarını anında Ege'nin beline sarmıştı. İkisi de gülümseyerek ilerlerken Defne mutlulukla kollarını iki yana açıp anın tadını çıkarıyordu. Ege de bunu hissederek tebessümle yola bakıyordu. Ege daha da hızlanınca Defne minik bir çığlıkla yeniden ona sarıldı. Ege kahkaha atarak gülerken gittikleri yolda birden gözden kayboldular.

Ege küçük bir sitenin önünde dururken Defne onun omzunu yumruklayarak söylendi.

"Senin yüzünden ölecektim."

Ege tebessümle kaskını çıkartıp arkasına uzandı. Yine geçmişteki konuşmalarına gönderme yapıyordu.

"Ama ölmedin..."

Defne de kaskını çıkarttı ve Ege'nin yanağına bir öpücük kondurup motorsikletin üzerinden indi. Ege mutlu olduğunu belli ederek gülümserken Defne de utangaç bir tavırla geldikleri yere doğru bakıyordu.

Ege motorsikletten inip Defne'nin elini tuttu ve içeriye doğru ilerledi, sitenin güvenliğinde bekleyen adam yanlarına yaklaşıp sordu.

"Mike Cox?"

"Evet benim."dedi Ege. Her ihtimale karşı hala bu kimliği kullanıyordu. Defne'ye dönüp göz kırptı sonrasında ise adama baktı.

"Telefonda konuşmuştuk. Eşyalı kiralık daire için, fazla vaktimiz yok. Görebilirsek hemen iyi olur."

Defne sessizce onları dinlerken adam ikisinin kenetli ellerine bakıp gülümsedi.

"Tabii buyrun"

Hep beraber asansörle 7.kata çıktıktan sonra dairenin içine girdiler. Defne, Ege'nin kendine yeni bir hayat kurmasına seviniyordu ama bir yandan da o hayata dahil olamamaktan korkuyordu. Ege Defne'nin elini sıkıca tutup dairenin içinde gezinirken mırıldandı.

"Ne diyorsun? Güzel mi?"

Defne de daireye hızlıca bakınmıştı ve tebessüm ederek başını salladı. 2+1 yeni ve oldukça modern bir daireydi, eşyalar da oldukça temiz ve yeniydi. Ege'nin motorcu kişiliğine de uygundu. Salonda antrasit bir L koltuk ve koyu kahve tonlarda orta sehpa ve ahşap mobilyalar vardı. Duvarlarda ise oldukça tarz tablolar göze çarpıyordu. Hatta bir bölümde bordo renkli bir kahve köşesi bulunuyordu.

"Güzel görünüyor. Beğendim."

Ege gülümsedi ve adama dönüp onaylayıcı tonda konuştu.

"Tutuyoruz öyleyse."

Adam,ikisinin arasındaki enerjiden hoşlanmış gibi gülerek konuştu.

"Hemen evrakları hazırlayalım, isterseniz kiraya dahil olarak daireyi de temizletebiliriz. Yarın hiçbir şeyle uğraşmadan yerleşebilirsiniz."

Bu Ege'nin hoşuna gitmiş gibi görünüyordu.

"Tamam öyleyse, kabul ediyoruz. Temizlik de olsun zaten fazla beklemek istemiyoruz."diyerek Defne'ye baktı. Sanki bu evi kendine değil de ikisi için tutuyordu.

Evrakları doldurup anahtarı da alarak Defne ile beraber yemek yemek için dışarıya çıktılar. Yine bir motor yolculuğundan sonra sahil kenarındaki salaş bir restoranta geçtiler. Ege, Defne'nin elini bir an bile boşta bırakmayıp sıkıca tutuyordu. Onu kaybetmekten korktuğunu belli etmeye çekinmiyordu,düne göre biraz daha alışmıştı İstanbul'da olmaya. Defne kadar İstanbul'u da çok özlemişti.

Defne , Ege'nin karşısına geçip otururken Ege de gülümseyerek ona bakıyordu. Yan yana olmak, tüm üzüntüsünü ve boşa geçen yılları görmezden gelmesini sağlıyordu. İçindeki boşluk hiç kapanmayacak olsa da Defne'yi görünce sanki bunları unutuyordu.
Siparişleri verdikten sonra Ege gülümseyerek bakarken ev anahtarını masaya koyup cebinden anahtarlık çıkarttı. Bu Defne'nin ona verdiği pusulalı anahtarlıktı. Biraz eskimiş olsa da hala yanında olmasına şaşırmıştı hemen Defne. Sessizce Ege'yi izledi, Ege'nin anahtarlarını bu anahtarlığa taktığını görüp tebessüm etti. Duygulanmıştı.

"Sana geri döneceğim günü bekledim hep, bu anahtarlık bana dayanma gücü verdi. Senin de beni bekleyeceğini hatırlattı her baktığımda."

Defne kafasını eğip ona aşkla bakarken elini tuttu ve öptü. Ege değişmişti evet ama duyguları da onunla birlikte büyümüştü sanki. Ege, Defne'nin öptüğü elini onun yanağına koyup gülümsedi. Gözleri doluvermişti hemen, ikisinin de içinde garip bir duygu oluşmuştu.

" Sana anlatamadığım her şeyi yazdım. Üç yıl boyunca gönderemediğim mektupları bir gün vereceğimi bilerek sakladım. Sana hoşçakal bile diyemediğim için her gün mahvoldum." dedi Ege, Defne'nin yumuşak yanağını okşayarak. Gözlerini aşkla bakan gözlerine kenetlemişti, Defne de onun yazdıklarını merak ederek kaşlarını kaldırdı.

" Ne zaman okuyacağım?" dedi.
Ege güldü. Defne'nin hiç değişmeyen hallerinden biri de bu heyecanlı merakıydı.Elini yanağından yavaşça çekti ve konuştu.

"Oteldeler şimdi, yarın eve getireceğim. Gelirsin sen de bakarız, birlikte başbaşa vakit geçiririz. Boşa geçen üç yılı telafi etmeye çalışırız."dedi.

Defne gülümsemesini soldurarak başını sallarken yemek gelince sessizleşti. Garson masayı donatırken Ege de Defne'ye bakıp sordu.

" Yemeklerimizi yerken üç yılda yaşadıklarımızı konuşalım mı? Bilmediğim daha çok şey varmış gibi geliyor. Hangi bölümde okuyorsun mesela?"

Garson yanlarından ayrılırken ikisi de kısaca ona teşekkür edip aralarında konuşmaya devam etti. Defne buruk bir tebessümle cevap verdi.

"Okulu bıraktım. Babaannemin seçtiği bir bölümdü, Endüstri mühendisliği. Ben ne istediğimi bile bilmiyorum hala. O dönem kafam yerinde değildi. Asiydim, senin beni terk ettiğini sanıyordum.Seni çok sevsem de nefret ediyordum. Babaanemin beni yönetmesine izin verdim işte..."

Defne bunları anlatırken tüyleri diken diken olmuştu, üşümüş gibi ellerini kollarına sürtünce Ege'nin dikkatini çekti.

"Üzüldüm... Bu arada üşüdün mü?"

Üşüdün mü?
Üşümüş...

Tabii Ege, Defne'yi gittiği günkü gibi sanıyordu. Ondan sonra edindiği travmalardan bihaberdi. Defne'nin yüzü hemen buz kesildi, bakışı değişti ve gözleri doldu. Anneannesinin öldüğü ve çocukluğunun sona erdiği güne gitmişti aklı. Anneannesinin öleceğini tahmin etmediği için üşüdüğünü sandığı gün gözlerinin önüne gelivermişti yine.

"Sevgilim?"diyerek baktı Ege.

Ters giden bir şeyler olduğunu anlayıp hemen ayaklandı. Defne'nin donuk bakışlarını fark edip yanına yaklaştı, bacaklarının üzerine çöktü. Onun konuşmayışı içine yük olmuştu, sessizliğinden korkmuştu. Ellerini yüzüne koyup okşadı.

"Aşkım?"

Defne derin bir nefesle sanki boğulmaktan son dakika kurtulmuş gibi çırpınarak Ege'ye baktı, gözlerinden yaşlar çoktan süzülmüştü.Vücudu kaskatı kesilmişti. Ege bilmediği çok fazla şey olduğundan emin olarak sıkıca Defne'ye sarıldı.

"Seni üzecek bir şey yaptım ben, özür dilerim. Özür dilerim aşkım. Ne oldu sana böyle?"

Defne hıçkırarak Ege'ye sarıldı ve etraftaki insanları görmezden gelerek ağladı. Ellerini onun ensesine koydu. Elleri buz gibiydi. Ege de üzülmüştü ve ne yapacağını bilemediği için sadece sarılıp teselli etmekle yetiniyordu.

"Geçti, her şey geçti. Ben buradayım artık, kimse sana zarar veremez. Buradayım. Özür dilerim..."

Defne geri çekildi ve sanki itiraf ediyormuş gibi bir ifadeyle ağlamalarının arasından konuştu.

"Anneaannem öldü Ege. Ellerimde çok soğuk..."

Defne zamanında diyemediği şeyi şimdi söylüyordu. Keşke o acıyı yaşarken yanında durabilseydi belki bu kadar ağır hasar bırakmazdı.

Ege'nin çatık kaşları ve yüzü birden gevşemiş,yerini şaşırma ifadesi almıştı. Defne için anneannesinin ne ifade ettiğini biliyordu, ona o günü hatırlattığı için perişan olmuştu. Yerin dibine girmeyi yeğlerdi, onu üzmektense. Defne'nin gözlerine mahcup bir şekilde baktı ve onun kafasını omzuna yasladı. Onları izleyen insanları fark edip kafasını eğdi.

"İstersen gidelim buradan. Yemek yiyecek halimiz kalmadı zaten. İster misin?"
Defne hafifçe başını salladı ve kendini toparlamaya çalıştı. Uzun süredir, bu mevzu bu kadar kötü yapmamıştı onu. Belkide geç kalınmış bir yüzleşmenin sebebiydi bu. Defne onları yaşarken yanında olmasını istediği tek kişi Ege'ydi ve o yanında yoktu. Belki de bu olayı aşamamasının sebeplerinden biri de buydu.

Defne gözyaşlarını elinin tersi ile sildi ve yiyemediği yemeğe bakıp ayaklandı.

"Özür dilerim, ilk yemeğimizi de mahvettim." deyip Ege'ye baktı.

Ege umursamaz bir şekilde, hesabı öderken. Defne de çantasını boynuna takmış, Ege'nin yanında duruyordu. Herkesin meraklı bakışı onu çekindirmişti. Akan makyajını gizlemeye çalışarak Ege'yi bekliyordu. Ege de hesabı ödedikten sonra onun belinden tutup nazikçe dışarı çıkartmıştı.

"Güzelim, motora binemezsen eğer taksi çağırayım hemen."

Defne açık havada derin bir nefes aldı ve kendine gelmeye çalışarak gökyüzüne baktı. Bir eli de kalbinin üzerindeydi.

"Sahilde yürüyelim mi biraz?"diye mırıldandı.

"Yürüyelim." dedi Ege tebessüm etmeye çalışarak. Sonrasında da elini onunkilere kenetledi ve yürümeye başladı. Kolunu onun omzuna atıp sessizce yanında dolaşmaya başladı. İkisi de konuşmayı erteleterek uzunca bir süre sarılarak yürüdüler.

Defne açılana dek sahilde turladılar, sonra açlıklarını bastırmak için bir simit alıp bankta oturarak bölüştüler. Defne kafasını Ege'nin omzuna dayayıp simit yerken Ege de denize bakıp düşünüyordu. Zamanı geri alamayacağını biliyordu da istemeden açtığı yaraları nasıl kapatacağını bilemiyordu. Sevdiğinin canını yakan şeyi bile anlamıyorken onu nasıl koruyacaktı bilmiyordu.

Defne dalgın dalgın denize bakınırken mırıldandı. Ege'nin yaşadıklarını merak etse de kendi yaşadıklarını ona anlatmaya cesareti var mıydı bilmiyordu. Anneannesini,babaannesini, hislerini...

" Beni bırakma..."

Ege başını onun başına yasladı ve denize bakarak kararlı bir tonda konuştu.

"Asla."
***

Ege, Defne'yi sitenin girişinde bırakıp gitmişti. Defne de ağlamaktan sonra gelen durgunlukla site içinde sakince yürüyordu. Makyajı bozulmuş, dudakları kurumuştu. Ege'nin gelişini ve bu başındaki nişan lanetini aşmaya çalışıyordu. Ne derse desin ne yaparsa yapsın , yok sayılamayan eksik yıllar vardı. O yıllar,o anlar, bir ihtimal olarak kalacaklardı her zaman. Defne yalnız Ege ile değil, babasıyla da eksik yılları olan biriydi. Alışkın olmalıydı. İnsanlara göre bu kadar kolaydı her şey.
On altı yılın(+3 daha eklendi) yanında üç yıl neydi ki...

Defne boşluğa doğru dalgın bakarken evinin önündeki Savaş'ı fark etmemişti bile. Ta ki Savaş ona seslenene dek.

" Defne..."

Olduğu yerde irkildi. Kalbi bir anlığına hızlandı. Başını kaldırıp Savaş’ın kahverengi gözlerine baktı. Her zamanki gibi sıcak ve parlaktılar ama bugün o sıcaklığın altında bir şey daha vardı; yorgunluk, belki de kırgınlık.
“Savaş, beni korkuttun!” dedi, nefesini toparlamaya çalışarak.
Savaş mahcup bir tebessümle yaklaştı. Yüzündeki kırgınlık anlaşılmayacak gibi değildi. Ege'nin dönüşü belli ki onu bihayli yıpratmıştı.

"Affedersin. Beni gördüğünü sanmıştım."

Defne omzunu hafifçe silkti. Bakışları kısa bir an onun üzerinde gezindi, sonra uzaklaştı. Sanki konuşmayı uzatmak istemiyordu.

“Gelmediğim için bozuksan kusura bakma,” dedi, sesi düzleşerek. “Sevgilimin döndüğü ilk gün sana gelecek değildim.”
Kelimeler yumuşak değildi. Bilerek sert bırakılmış gibiydi. Savaş başını hafifçe eğdi. O cümlenin ağırlığı yüzüne açıkça yansımıştı. Tam bir şey söyleyecekken gözü Defne’nin eline takıldı. Parmak boştu.

" Yüzüğünü çıkartmışsın!"

Defne bakışlarını ona çevirdi. Kaşlarından biri hafifçe kalktı.

"Pardon? Hesap mı soruyorsun,anlamadım."

Savaş’ın çenesi gerildi. Bir adım yaklaştı ve aniden Defne’nin elini tuttu. Parmakları sıcaktı ama tutuşu sertti. Gözleri kızarmıştı; uykusuzluktan mı, öfkeden mi belli değildi.

" Bak! Bu gerçek bir nişan olmayabilir ama çevrem seni nişanlım biliyor. Bunun için davranışlarına dikkat etmelisin."dedi .

Defne'nin bakışları keskinleşti.Savaş'ın sesi de gür çıkıyordu.

"Elalemin adamıyla ortalık yerde sarılıp öpüşemezsin!"

Bir anlık sessizlik oldu.

Defne onun bu küstahlığına alay ederek güldü,elalemin adamı dediği kişi yıllardır aşık olduğu Ege'ydi. Asıl elalem kendisiydi, farkında değildi. Defne'nin ona kim olduğunu hatırlatması gerekiyordu.

" Savaş... asıl elalem sensin. Ne bu saçmalık? Beni takip mi ettin bir de... Unuttun herhalde, bu nişan bir oyun. Babaannem yüzünden katlanıyoruz buna. Sen de söz verdin,hatırla."

Savaş'ın kalbine bir ok gibi saplanmıştı bu söz. El olduğunu bastırarak söylemişti. Hak da etmişti. Canı yanarken kaşları çatılıp gözleri doldu. Defne'ye öfkeyle baktı ve elini yumruk yaptı.

" Sana söz vermiştim evet ama sen ona o kadar yakınken ben sözümü tutamam. En azından bunu herkesin gözü önünde yapma. Bir gururum var benim. Ailem var. Beni rezil etme."

Defne bir an düşündü, bugün aşkını özgürce yaşamakta kendince haklı olsa da gerçekten onun gururuna dokunmuş olabilirdi, dediği gibi herkes onları nişanlı biliyordu o çevrede. Dikkat etmesi gerekirdi,yine de bu üslupla onu haklı çıkarmayacaktı.

" Düzgünce söyleseydin anlardım. Ben senin emir kulun değilim. O üslubunu değiştir önce. "

Savaş öfkeyle çenesini sıktı ve Defne'nin gözlerine sessizce
bakıp birden bire konuştu.

" Haklısın, Özür dilerim. Sözümde durmam için, senin de söz vermeni istiyorum. Başkalarının diline düşürme beni."

Defne yutkundu ve etrafa bakındı, bu konuşma oldukça canını sıkmıştı. Üstelik bugün ağladığı için başı da ağrıyordu. Geçiştirerek kafa salladı, bir süre daha dikkatli ve gizli yaşayabilirdi aşkını. Ne de olsa çok yakında Ege ile bundan kurtulmanın yolunu bulabileceklerdi.

" İyi. Sen de beni sapık gibi takip etmekten vazgeçersin umarım. Şimdi eve geçiyorum,umarım babam seni görmemiştir."

Sözünü bitirir bitirmez omzuyla ona hafifçe çarptı ve bahçe kapısından içeri girdi. Kapı arkasından kapanırken çıkan ses kısa ama netti.
Savaş olduğu yerde kaldı.
Elleri hâlâ yumruk halindeydi. Söyleyemedikleri boğazına düğümlenmişti. Bir adım atmadı. Sadece kapıya baktı.
Hislerini itiraf edemeden kapı suratına kapanmıştı.
Geç kalmıştı.
Zaten söylese de bir şey değişmeyecekti.
Hayatında Ege gibi bir gerçek varken Defne’nin gözünde o sadece 'elalem'di.

Bölüm : 04.05.2026 03:09 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
anonymous / BABAMIN EVİ / 57.BÖLÜM ELALEM
anonymous
BABAMIN EVİ

26.58k Okunma

1.8k Oy

0 Takip
59
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...