
Bölüm şarkıları.
Sezen Aksu-Köz
Sezen Aksu- Her şeyi yak.
Resul dindar-Doldum dolana kadar.
Koray Avcı-Sen.
YouTubeden eklediğim şarkı sözleri bana ait olan bir şarkıdır. Lafügüzaf'a özel yazılmıştır. 🩷🫶
4 ay sonra.
Gelecek her zaman insana güzel şeyler vaat etmezdi. Hayat acı da taşırdı mutlulukta. Göğüs germek bazen zor olsa bile hayat en çok acıları önüne serer mutluluktan seni alıkoyardı.
En önemlisi, mutluluğu istiyorsan öncesinde gelen acıya sımsıkı tutunup dayanamaya çalışmaktı.
Tutundum.
Tutunduk.
Sanırım bizim acılarımız buraya kadardı.
"Fırlamam!" Yavuz yerde sırtüstü uzanmıştı. Yekta'yı havaya kaldırmış ara sıra onu yüzüne doğru indirip yüzünü karnına gömüyordu. Bu Yekta'nın hoşuna gidiyor olmalı ki gülüyordu. "Baban sana kurban!" Tekrar onu yukarı kaldırdı. "Annesinin aynısı paşam, baban sana kurban olsun mu?" Kendi sorup kendi cevapladı. "Olsun."
Gülerek onları izledim. Hemen yanında yere oturmuştum. Dakikalar önce ikisininde karnını doyurduğum için kızımında oğlumunda keyfi yerindeydi. Tıpkı Yavuz gibi sırtüstü uzanarak kızımı havaya kaldırdım. "Annem." Dedim o parmağını emmekle meşgulken. "Salya ettin her yerini!" Pişkin pişkin bana bakan bakışları aynı babasıydı.
Yavuz onun bu hallerine güldü. Gözleri havadaki iki bebeğimizin arasında gidip geldi. Yekta ellerini hevesle öne uzatmış Yavuz'un yüzüne dokunmaya çalışıyordu. Etrafı görmeye başladıkları için her şey onlara ilgi çekici geliyordu.
"Dur oğlum dur." Yavuz gülerek oturur pozisyona geldi. "Elinden daha önce tokat yedim çok ağır!" Yekta ya benim saçlarıma asılıyordu ya da Yavuz'un yüzüne tokat atıyordu. Bu yüzden Yavuz her fırsatta onunla arasına azıcık mesafe koyuyordu.
Onları izlerken bende doğruldum ve kızımın sırtını göğsüme yasladım. "Bak kız çocukları naif olur derlerdi," Gülümseyerek konuştum. "Kızım bana hiç vurmuyor."
"Bana vuruyor!" Yavuz isyanla konuştu. "İki çocuğumun da bana garezi var, ne zaman kucağıma alsam kafama kafama vuruyorlar!" Gülmemek için zor durdum.
"Çünkü merak ediyorlar, ayrıca onları yiyecek kadar yakın tutarsan elbet kafana kafana vururlar!" Sözlerimle homurdandı.
"Ne yapayım?" İç çekti. "Çok tatlılar, kendimden uzak tutamıyorum." Kızımın yüzüne doğru eğilip burnunu öptü. "Gül kızım." Gülümsedi. "Pasaklı kızım." Kendi parmağını emmekle meşgul olan kızım çenesini salyalarına batırmayı başarmıştı.
"Annem, acaba elini bıraksan mı?" Diye seslendiğimde başını geri yasladı. Kocaman gözleriyle bana baktığında dudaklarımı büzdüm.
"Bırakma." Yanaklarını yavaşça sıktım. "Bana böyle bakacaksan hiç bırakma gül güzelim benim."
Yekta masmavi gözleriyle beni izledi. Ardından elleri öne uzandığında içim sıcacık oldu. "Hayda, sıkıldın mı benden oğlum?" Yavuz kıskanç bir baba moduna girerek Yekta'yı bana uzattı. "İyi bende kızımı alırım." Çocukları değiş tokuş ettiğimizde onun bu hallerine güldüm.
"Oğlumuzda senin kadar bana hayransa ne yapalım?" Yekta'nın yanağına sulu sulu öpücükler kondurdum. Kokusunu içime doya doya çektim. Öylesine güzel kokuyordu ki ben gerçekten ölmeden cennette gibiydim. Bu onun hoşuna gidiyor olacak ki keyifle ayaklarını salladı.
"Sana hayran olmamak mümkün mü benim güzel karım?" Bakışlarından hiçbir şey eksilmemişti. Bulduğu her anı bana iltifat ederek geçiren kocam bebeklerimizin doğumundan sonra bunu daha sık yapmaya başlamıştı.
Dört ay bizim için biraz zor geçmişti ama Yavuz o zor anlarda bir kez olsun beni yalnız bırakmamıştı. Benim yorulduğum gecelerde bazen ikisiylede yalnız ilgilenmişti ve ben bundan haberdar bile olamamıştım.
Bazı geceler huzurlu uyuyan bebeklerimiz bazı geceler öylesine huzursuz oluyordu ki saatlerce onları uyutmaya çalışıyorduk. Bundan şikayetçi değildik. Aksine her an onlarla ilgilenmek asla vazgeçmek istemediğimiz bir şeydi. Lakin bir gerçek vardı ki istemeden de olsa yorgun düşüyorduk. İşte o zamanlar Yavuz kendi yorgunluğunu bir kenara itiyor beni yatağıma taşıyor Zümra ve Yekta ile ilgileniyordu.
Bazı zamanlar sırt sırta yaslanıp onları uyutmaya çalışıyorduk. Yavuz bana fazlasıyla destek olmuştu. Eğer o olmasaydı muhtemelen ben bu piskolojiden kolay kolay kurtulamazdım. İlk haftalar ikisinide yanımdan ayırmamıştım. Sanki ayırırsam gitmelerinden korkmuştum.
Bu günlerde sadece Yavuz değil diğerleride bana çok destek olmuştu. Bazı geceler bizimle sabahlamıştılar. Abimler sık sık ziyarete gelmişti. Ve Nadir, yani babam eskiden daha sık uğrar olmuştu. Haftanın üç günü mutlaka geliyordu.
Sanırım torunlarına fazla bağlanamaya başlamıştı. Ama bu rahatsız olduğum bir durum değildi. Tam aksine bebeklerimin bir dedeleri olduğunu bilmeleri ve hissetmeleri istediğim bir şeydi. Bu yüzden onu affetim. Bu yüzden yeni ailemde ona bir yer açtım. Geçmişin kırgınlıklarına bir toprak attım.
Şimdi her şey yolundaydı. Ben iyiydim. Bebeklerim iyiydi. Yavuz iyiydi. Ailem iyiydi.
Gözlerimi Yavuz'un kollarında esneyen kızıma indirdim. Ardından gülümsedim. "Uykusu gelmiş." Yavuz, gözleri mayışmaya başlayan kızımıza baktı ve başını salladı. Hemen ardından kollarımda esneyen Yekta'nın da uyku saati olduğunu anladım.
Çok garipti ama aynı anda acıkıyor aynı anda uyanıyor aynı anda ağlıyor aynı anda uykuları geliyordu. Sanırım ikiz oldukları için sadece yüzleri değil huylarıda birbirlerine benziyordu.
"Yatıralım mı?" Diye sorduğunda çoktan Yekta ile birlikte ayağa kalkmıştım.
"Uyku saatleri geldide geçiyor." O da ayağa kalkarken başımla kapıyı gösterdim. "Uyutalım."
"Ne ala memeleket." Dedi sevgi dolu bir alayla peşimden odaya takip ederken. "Beyefendiyle hanımefendi bizi gece uyutmasın, sabahta kendileri misler gibi uyusun. Ha gül kız?" Önce kucağımdaki Yekta'ya baktı hemen ardından Zümra'ya. "Ha fırlamam? Niyetiniz ne sizin?"
Birileri ona daha bebeklerimizin konuşamadığın söylemeliydi. Ama bu kişi ben değildim. Çünkü bende onun kadar bebeklerimizle konuşmayı seviyordum. Bu yüzden bu hallerimizi artık hiç yadırgamıyordum. Odaya varır varmaz çoktan uyuklamaya başlayan bebeklerimizi beşiğe bıraktık. Normalde her ikisininde farklı beşikleri vardı ama garip olan ne zaman onları ayrı uyutsak daha fazla ağlamaya başlıyordular.
İkiside kapanan gözleriyle usulca bizi izledi. Zümra kıpırdanarak esneyince ikimizinde ağzından küçük bir gülüş kaçtı. "Bu kadar yorulmayı nasıl başarıyorlar?" Yavuz fısıltıyla sordu. "Tüm gün onları kollarımızda taşıyan biziz."
"Bebekler ilk bir kaç sene öğle uykusuna yatar." Küçük örtüyü nazikçe onların üstüne çektim ve elimin terisyle nazikçe Yekta'nın yanağını okşadım. "Bünyeleri bize kıyasla çok zayıf."
"Bünyelerine kurban onların." Dedi tebessüm eşliğinde ve gözlerini çocuklarımızdan alarak bana çevirdi. Birkaç saniye daha bebeklerimizi izledikten sonra bende ona baktım ve güldüm.
"Neden öyle bakıyorsun?" Dediğimde iyice vücudunu bana çevirdi.
"Nasıl bakıyorum?"
"Böyle hayran hayran." Ona doğru bir adım atarak kollarımı boynuna sardım. Anında dudaklarına yayılan sırıtışla ellerini belime yerleştirdi.
"Karıma hayran olduğum doğrudur." Böyle şeyleri itiraf etmekten asla geri durmazdı. "Bence karımda bana hayran." Muzip bir bakışla başını omzuna eğdi. "Sence de öyle değil mi?"
"Bence de öyle." Tatlı bir sesle ona karşılık verdim.
"O zaman seni öpebilirim-" Onun devam etmesine izin vermeden parmak uçlarıma çıkarak dudaklarımı yanağına yasladım. Anında gözleri kapandı bunu hissettim. Kolu belime daha sıkı sarıldı ve iyice beni kendine yasladı.
Nefesinin sıcaklığını yanağımda hissetmek yüreğimi hızlandırdı. "Böyle ani hareketlerin aklımı başımdan alıyor. Niyetin ne zalımın kızı?"
"Kocamı öpmek suç mu?" Diyerek bu kez dudaklarına dudaklarımı yasladığımda dudakları arasından çıkan mırıltıyla afalladığını anladım. Bunu beklemiyor olacak ki duraksadı ama karşılık vermesi uzun sürmedi. Belime tutuşu sıkılaştı ve öpücüğüme aynı hızla karşılık verdi.
"Değil." Diye fısıldadı dudaklarıma doğru. "Senden bana gelenler suç değil."
Öpücüğümüz fazlasıyla uzun sürdü. İsteksizce ayrılan ilk o oldu. Nefes almam için bana izin verdi. "Güzel, suç olmadığımı bilmek hoşuma gitti." Dedim kısık sesimle.
"Suç olan benim be sevdam." Derin bir nefesle konuştu. "Sen cana can katansın." Bir elinin parmaklarını usulca saçlarıma daldırdı. "Ruhefza'm."
"Senin bu cana suç olduğunu düşünmüyorum." Gözlerimde sevgi parladı. "Bence sen bu cana çok güzel bir yuvasın." Bu hoşuna gitmiş gibi anında bakışlarında huzurlu bir adam yer edindi.
"Bu cana yuva olmayı seviyorum." Öne uzanıp alnımı öptü. Hemen ardından dudaklarını hep yaptığı gibi gözlerime indirip küçük bir öpücük kondurdu. Bu hoşuma gittiği için elimde olmadan güldüm. Gülüşüm onun yüreğini ısıttı. Başını geri çekerken yüzünde huzurlu bir ifade vardı.
"Çocuklar uyanınca parka inelim mi?" Dedim kollarım onun boynuna sıkı sıkıya tutunmuş dururken. "Belki pamuk şeker yeriz?"
"Sana karşı koymak ne mümkün benim canım karım?" Başını salladı. "Emrin olur."
"Tamam!" Neşeyle konuştum. "Hadi gel," Ellerimi boynundan ayırıp elimle elini tutup onu peşimden sürükledim. "Gidip yeni çektirdiğimiz resimleri albümlere yerleştirelim, sonra çok karışıyorlar." En azından bebeklerimiz uykularını alıp uyanana kadar bununla meşgul olabilirdik.
Yavuz birkaç ay önce bize bir aile albümü almıştı. Renkli ve güzeldi. Bir tanede değildi bir sürü almıştı. Ve Devran. Kendine aldığı fotoğraf makinesiyle bir sürü fotoğraflar çekmeye başlamıştı. Bunu ilk kez duyuyordum ama Narin'den öğrendiğim kadarıyla Devran eskiden fotoğraf çekmeye bayılırmış. Yanında fotoğraf makinesini eksik etmezmiş. Sanırım eski yıllarına dönmüştü ki artık yanından ayırmadığı bir fotoğraf makinesi vardı. İçi Narin'in ve kızının fotoğraflarıyla doluydu.
Ama ne zaman bizimle bir araya gelse bir sürü fotoğraf çekiyordu. Onun sayesinde bebeklerimizle bir sürü fotoğrafımız vardı.
Bazı fotoğraflarda Zümra Cafer'in kollarındaydı. Bazılarında Zahir ve Ceylan'ın. Bazılarında abim iki meleğimle yere oturmuş onlarla konuşmaya çalışıyordu. Sadece bununla sınırlı değildi her birimizle bir sürü fotoğaf vardı. Bir çoğunu albümlere yapıştırmıştık ve bir o kadarı Devran'ın fotoğraf makinesindeydi.
Dün birkaç tanesini bize getirmişti. Şimdi onları albüme yerleştirmenin tam zamanıydı. Kabul etmeliydim ki çok güzel fotoğraflar çekmişti.
Salona varır varmaz koltuğa oturduk. Yavuz çekmecedeki kutuyu alarak yanıma geldi ve oturdu. Onu açarak içinden boş albümlerden birini aldım. İçinde en çok bebeklerimizin resimleri olan diğer albümü karşıma çektim.
Aylar hızlı geçmişti. Daha şimdiden dört ay olmuştu. Biliyordum bir gün kızımız ve oğlumuz büyüyecekti. Bir gün ikiside kocaman olacaktı. İşte o gün geldiğinde görmeleri için bu kadar fotoğrafları olsun istedim. Yaşadıkları güzel hayatı bilsinler istedim. Çünkü benim babamdakiler dışında pek bebekli fotoğrafım yoktu. Olsun da istemedim.
Çünkü bana acı hatırlatırdı.
Çocuklarım için aynısı olmayacaktı. Daha bu dört ayda biriktirdiğimiz onca güzel anıya baktım. Devran bulduğu her fırsatı değerlendirmişti.
"Hafsa," Dedi Yavuz bebeklerimizi kucağımızda tuttuğumuz bir fotoğrafı göstererek. Başımı elinde tuttuğu resime doğru çevirdim. O resimde sadece üç haftalıktılar. "Zaman hızlı geçiyor, değil mi?" Benim kadar o da bunun farkındaydı.
"Evet." Dedim dalgın sesime karışan acı bir sevgiyle. "Hızlı geçiyor." Nazikçe fotoğrafı ondan aldım ve albüme yerleştirdim. "Ama anılarımız burada." Dudaklarımdaki tebessümle ona baktım. "Bir gün geri dönüp baktığımızda iyi ki diyeceğimiz bir sürü anımız var."
Gözlerine erişen umutla göğsü kalkıp indi. Bana bakarak fısıldadı. "İyi ki." Dediğinde kalbim tekledi.
İyikisi bendim.
"İyi ki." Dedim bende ona doğru buruk sesimle.
Uzanıp diğer resimleri aldı. Hem geçen birkaç ayı konuştuk hem de resimler yerleştirdik. Bir sürü resim olduğu için ve sohbete daldığımız için bu yaklaşık 2 saatimizi almıştı. En son bebeklerimizin ağlamalarını duyduk.
İlk Zümra ağlamıştı ona hemen Yekta eşlik etmişti böylece uykularını aldıklarına emin olmuştuk. Çünkü ne kadar geri uyutmaya çalışsakta uyumamıştılar. Bizde bebek arabasını alarak evden çıkmıştık. Hemen yakında bir park vardı bu yüzden fazla uzağa gitme gereği duymamıştık.
Şimdi ikimizde bebeklerimizin arabasının kollarını tutmuş onu sürüyorduk. İkiz arabası almıştık. En azından onların ikiz olduğunu öğrendiğimizde alışverişimizde buna göre yapmıştık. Temiz hava onlara iyi geliyordu ayrıca böyle dolaşmayı sevdiklerinin farkındaydım çünkü asla huysuzluk etmiyordular.
"Oturalım mı şurada?" Diye sordu Yavuz ilerideki bankı göstererek. Gözlerim onun işaret ettiği yeri izledi ardından tebessümle başımı salladım.
"Bana pamuk şeker alacaksan neden olmasın?" Dediğimde güldü.
"Hemen güzel karım," Arabanın rotasını değiştirip banka doğru sürdüğünde gülüşlerim arasında onu takip ettim.
"Yavaş sür!" Omzumdaki çantayı düşmemesi için tutarken peşine düştüm. "Sakın düşürme bebeklerimizi!"
"Bence fazlasıyla mutlular." Çok hızlı sürmeden koşar adım bebek arabasını bankın yanına park etti. Ona yetişip bebek arabasının içine baktığımda eğlenen sesler çıkaran bebeklerimizi izledim.
Sanırım ikiside babalarının bu hallerinden şikayetçi değildi. "Bak." Dedi gururla belini dikeltip. "Nasıl da gülüyorlar?"
"Ya ya ne demezsin," Kaşlarımı çatarak gözlerini bana çeviren kızıma ve oğluma baktım. "Siz yine de bu cilveli beye çok yüz vermeyin, şımarıyor sonra."
"Allah Allah." Yavuz sahteden alınmış bir sesle kaşlarını çattı. "Babalarıyım ben onların elbet şımartacaklar beni." Gözlerini bebek arabasının içine çevirdi. "Değil mi kızım?" Dert yanar gibi konuştu. "Senin bu anan çok insafsız oğlum."
"Bana insafsız diyene bak," Bankın kenarına oturarak arabayı önüme çektim. "Sizin bu babanız var ya hiç acımadı bana aşık etti beni kendisine, oysa benim hiç evlenme gibi planlarım yoktu. Kandırdı beni."
"Ben mi kandırdım seni?" Alayla sırıttı. "Beni kendine senelerce aşık eden kimdi?"
"Sende mahallenin ortasında birini döven kıza aşık olmaya pek meraklıymışsın." Sanırım bu tesadüf benim için peri masallarından bile daha güzeldi.
"Yok karım." Dedi inatla. "Ben senin var gücüne aşık oldum. Delikanlı baba yiğit bir kadın dedim benim olmalı." Nefesini verdi. "Yoksa kim korur beni elalemden değil mi?"
"Ben seni korurum." Dedim onun oyununu hiç bozmadan. "Hiç merak etme."
"EyvAllah karım. Bir an çok korktum biri saldırır falan laf atar nasıl karışılık veririm değil mi?" Gözlerini kapatıp açtı. "İyi ki sen varsın."
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. "İstesen üç kişiyi aynı anda yere serebilecek bir adamsın."
"Asla." Masum masum konuştu. "Karımın yanında ne haddime?"
"Karın pamuk şeker istiyor." Onu omzundan itekledim hafifçe. "Hadi git pamuk şeker al."
"Gideyim karım." Hızlıca bebek arabasın doğru eğildi ve Yekta'nın da Zümra'nın da yanaklarına sulu öpücükler konudurdu. "Hemen geliyorum babam. Ben yokken anneniz size emanet tamam mı?" Diye sır verir gibi fısıldadığında güldüm.
Hemen ardından uzaklaşmaya başladığında bebek arabasını iyice önüme çektim. "Siz ona bakmayın." Elimi çeneme yaslayarak nefesimi verdim. "Biraz cilveli bir bey." Gözlerim masum yüz ifadelerinde dolandı. Biliyorum daha bebektiler ama sanki beni anlıyordular.
"Ama sizde onu çok seviyorsunuz değil mi?" Dediğimde gözlerini aynı anda kırpıştırdılar. Sanırım ikiz refleksiydi. "Bende onu çok seviyorum." Elimi bebek arabasın içine uzatıp nazikçe Yekta'nın çenesine dokundum.
"Sizi de çok seviyorum." Yerinde neşeyle kıpırdadığında güldüm. "Evet annem." Sesim neşeye büründü. "Ben sizi çok seviyorum." Yekta'nın hareketlenmelerinin ardından Zümra kıpırdandı. Ellerini öne uzattığında dudaklarım arasından küçük bir gülüş kaçtı.
Onu kucağıma alamamı ister gibi bir hali vardı. "Gel bakalım." Bebek arabasından nazikçe onu aldığımda elini ağzına götürdü. Gözleri kısıldı ve çatık kaşları düzeldi. "Güzelim." Sevgiye boğulan bir tınıyla fısıldadım. "Çok güzelsin." Hayran hayran dudaklarımı büzdüm. "Gördüğüm en güzel kız benim kızım ha annem?"
Başımı eğip bebek arabsından kocaman turkuaz hareleriyle bizi izleyen oğluma baktım. "En yakışıklı erkekte benim oğlum." Kızımı koluma geçirerek eğilip Yekta'nın yanağını öptüğümde dudakları gülüşle kıpırdandı.
"En yakışıklı benim sanıyordum!" Yavuz'un sesini duyduğumda başımı omzumun üstüne çevirdim. Kucağında dört tane pamuk şekerle buraya geliyordu.
"Önce oğlum." Dedim alayla ve nazikçe yanaklarını parmaklarım arasında sıkıştırdım. "Oy benim güzel oğlum, ha bitanem? En yakışıklı sensin. Babanı bile geçtin bu konuda."
"Kırıldım." Yavuz bebek beşiğin yanında tek dizin üstüne çökerek Yekta'yı izledi. "Ama haklısın, şimdi bu çocuk ta benim genlerimi taşıdığına göre bir Payidar olarak ultra yakışıklı." Kendine övünecek yeni bir konu bulmuştu. "Babasının oğlu." Her konuyu kendi aleyhine çevirmeyi başaracaktı.
"O zaman kızımızda aynı benim genlerimi almış." Dedim onun babasına benzer gözlerine bakarak. "Ama biraz da sana benzemiş." Tatlı bir ifadeyle gözlerimi kıstım. "Aynı babası!" Onu önüme getirerek başımı omzuma eğdim.
"Bakışlara bak bakışlara, ben bunu yemeden nasıl durayım? Ha benim gül kızım?" Yavuz'un haylaz bakışlarını üstümde hissettim.
"Asıl ben seni yemeden nasıl durayım," Haylazlığın yerini hayranlığa bıraktı. "Kızım ben senden güzel bir anne hiç görmedim."
İstemsizce bakışlarımı kaçırdım ve gülümsedim. "Güzel bir anne miyim?" Diye sorduğumda kaşları hafifçe havalandı.
"Gördüğüm en güzel anne sensin." Dilinden geçen her kelimenin kalbinin derinliklerinden geldiğini anlamak zor olmadı. Gözler kalbin aynasıdır diye boşa demezler.
Yavuz'un gözleri kalbinin aynasıydı. Umarım ki o da bende aynı şeyleri görüyordu. Çünkü o gördüğüm en iyi babaydı.
"En yakışıklı baba da sensin." Dedim sevgiyle. "Gördüğüm en güzel baba." Öylesine ilgili öylesine korku doluydu ki ben böylesine bir baba sevgisi hiç görmemiştim.
Babam sandığım adamdan sadece korkuyu tatmış öz babamasa çok geç kavuşmuştum. Bugün onu kabul etmiş olmam eksik büyümediğim anlamına hiç gelmemişti. Çünkü insan bir kez olsun bir duyguyu tadıyorsa onun bıraktığı hisleride unutamıyordu.
"Gönlümün gördüğü en güzel kadın." Yavuz elindeki pamuk şekeri bana uzattı. Onu aldım ardından kaşlarımı çattım.
"Diğerleri kime?" Diye sorduğumda pamuk şekerlere baktı.
"Biri bana, biri kızıma, biri de oğluma." Gerçekten onlarıda düşünüp pamuk şeker almıştı. Ama unuttuğu bir şey vardı.
Bebeklerimiz süt dışında bir şey yiyemezdi!
"Yavuz." Dedim ciddi durmaya çalışarak. "Hani ikizlerimiz dört aylık ya,"
"Evet." Dedi ciddi bir ifadeyle doğrulup bankta yanıma oturarak.
"Evet." Başımı salladım. "Pamuk şekeri nasıl yesinler?"
"Yiyemezler mi?" Kafası karışmış gibi sordu. "Canları çekmez mi?" Bebek arabasını yanına çekerek Yekta'yı nazikçe kucağına aldı. Yekta anında ellerini pamuk şekere uzattı. Bunu görmek ikimizde güldürdü.
Onun bu hareketini aynı Zümra takip etti. Ağzından çıkardığı bebeksi sesle ellerini pamuk şekerimin poşetine vurdu. "Annem." Dedim gülerek. "Size göre değil bu."
"Bence oyuncak sandılar." Dedi Yavuz elindeki pamuk şekeri Yekta'ya uzatarak. Ve Yekta anında pamuk şekerin poşetini ağzına götürdü. "Oğlum!" Yavuz telaşla konuştu. "Ne yapıyorsun poşet yenir mi?" Yekta başını geri yatırıp kaşlarını çattı.
"Kızımızın da kardeşinden farkı yok," Elimdeki pamuk şekeri kapmış tatlı tatlı bana bakıyordu. "Baksana aldı!"
Yavuz kızımızın kendi halinde eğlenen ifadesini izlerken güldü. "O yüzden iyi ki dört tane almışım." Diğer pamuk şekerlerden birini bana uzattı. "İkiside bu konuda annesine çekmiş. İkiside pamuk şeker delisi." Bu konu da haksız sayılmazdı.
Bebeklerimizin bize benzer bir sürü huyu vardı. Ve biz her geçen gün onları biraz daha tanıyorduk. Ne onlar pamuk şekeri bıraktı ne de biz. Sonuna kadar yedikten hemen sonra Yavuz'un telefonun sesi ortama karıştı. Bir elini cebine atarak onu çıkardı.
"Alo," Cevaplayarak kulağına götürdü. "Evet amca..evet. Çok sağol, tamamdır birazdan geliriz." Kaşlarımı çatarak merakla onu izledim.
"Kim?" Diye sorduğumda başını iki yana salladı.
"Amcam."
"Fikret amca mı?" Bebeklerimizin doğumunu duyunca bizi ziyarete gelmişti. Bu birkaç ay içinde birkaç kez gelip gitmişti bu yüzden onu görmeye artık alışmıştım.
"Evet." Başını sallayarak ayağa kalktı. "Hayde sana bir süprizim var." Anında ifadem aydınlandı. Oturduğum yerden kalktım.
"Süpriz?" Heyecanıma engel olamadım. "Ne süprizi?"
"Bence çok beğeneceksin canım karım." Yekta'yı bebek arabasına bıraktı. Hemen ardından Zümra'yı benden alarak onu da bebek arabasına bıraktı. Pamuk şekerleride yanlarına bıraktı.
"Önce eve gidip arabayı alalım." Acaba kafasında neler vardı. Neşeli çocuklar gibi yanında yürürdüm.
"Süpriz ne? Söyle? Lütfe lütfen!"
"Süprizleri beklemeyi sevmediğini biliyorum." Yumuşak bir bakışla bana baktı. "Ama söylemeyeceğimi de sen biliyorsun."
"Ya ama haksızlık bu!" Ellerimi öne uzattım. "Söylesen ne olur?"
"Süprizi kaçar."
"Onu biliyoruz akıllım, ama ben beklemek istemiyorum ki." Nefesimi verdim. "Bari ne kadar sürer onu söyle?"
"Yarım saatlik yok."
"Yarım saat çok." Yüzümü düşürdüm. "Napalım bekleyeceğiz artık." Meraklı gözlerle sordum. "Yol dediğine göre, bu muhtemelen büyük bir şey. Yoksa evde verirdin."
"Zehir gibi karım var. Tam da öyle." Keyifle söylendi. "Hadi, koş önce arabaya sonra süprize." Diyerek bebeklerin arabasını yokuş aşağı dikkatle ama hızla sürdüğünde gülerek peşine takıldım.
Çocuk gibi birbirmizile yarışmayı seviyorduk. İlk önce arabaya vardık. Yavuz evden anahtarlarını aldı. İkizlerimiz için arabaya taktırdığımız bebek koltuklarına ikisinide oturttuk. Ve bebek arabasını katlayarak bagaja yerleştirdik. Ardından ikimizde koltuklarımıza oturduk. Ne Yekta ne Zümra yolculuk boyu sızlanmadı. Bir sorunları olmadıkları sürecek ağlayan bir bebek değildiler. Aksine biri ağlamadan genelde diğeri ağlamazdı.
Yol boyu Yavuz süprizini korumakta çok inatçı davrandı. Bende hevesi kaçmasın diye onu daha fazla zorlamadan sadece bekleme kararı aldım. Ara sıra arka koltuktaki bebeklerimize bakmayıda ihmal etmedim. Zümra uyuklamakla meşguldü ama Yekta heyecanlı meraklı gözlerle her araba hareketini izliyor gibiydi.
Sadece ben değil ara sıra Yavuz'da bakışlarını dikiz aynasından onlara çeviriyordu. "Bizim kız biraz uykucu mu bana mı öyle geliyor?" Dedi gülerek. "Daha yeni uyanmadı mı?"
"İşin yok kızımla," Gülümseyerek birkaç saniye arka koltuğa bakıp geri ona döndüm. "Belli ki yorulmuş."
"Pamuk şekeri almaya çalışırken çok çaba sarf etti." Alaycı bir ciddiyetle konuştu. "O mu yordu acaba?" Dudaklarım kıvrıldı.
"Belki de." Kızımı bu dört ay içinde çok iyi tanımıştım. Keyfi istediğinde uyuyan istediğinde uyanan bazen kucağa alınmak için dakiklarca ağlayabilecek bir bebekti. Her hali öylesine tatlıydı ki daha konuşamıyordu ama bakışlarıyla bile istediğini yaptırabiliyordu.
Sanırım bu huyunu Yavuz'dan almıştı. Çünkü bu adamda tek bakışıyla bana istediğini yaptırabilirdi.
Oğlumuza bakarsak o da tam olarak ben olmalıydı. Yalan değildi. Küçük fırlamam aynı bana benziyordu. Ama bana kalırsa her ikisinde de bizden bir şeyler vardı.
Yavuz'dan ve bende bir parça.
Birkaç dakika daha devam eden yolculuğun ardından araba hiç bilmediğim bir yerde durdu. Etrafa göz gezdirdim. "Yavuz?" Merak içinde sordum. "Nereye geldik?"
"At çiftliğine." Bakışlarında yer edinen heyecanla başını bana doğru çevirdi. "Senin at çiftliğine." Ağzım iki karış açılırken o gururlu bir gülüşle kemerini çözüp arabadan indi. Hızla başımı ön cama çevirip çiftiliğe baktım. Heyecan içime akın ederken kemerimi çözdüm ve aşağı indim.
"At çiftliğine mi!?" Yavuz bagajdan bebek arabasını çıkarırken içim kıpır kıpır oldu. "Bizim mi? Benim mi? Bana at çiftliği mi aldın?"
"Ettum oni." Öne bir adım atarak bebeklerimizin kapısını açtı. Başını eğip gülümseyerek onlara baktı. "Fırlamam, gül kızım? Anneniz biraz şokta. O yüzden sizi ben çıkaracağım." Dediği kadar şoktaydım. Olanları algılamaya çalışırken Yavuz özenle bebeklerimizi arabadan çıkarıp arabalarına yerleştirdi.
"At çiftliği." Dedim şaşkın şaşkın. "Yavuz.." Ona dönerken gözlerim dolmuştu. "Sen gerçekten delisin."
"Karım daha yeni mi farkettin?" Başını dikleştirdi. "Ta kendisiyim." Hayvanları severdim. Özellikle atları daha fazla severdim.
Gülerek Yavuz'a bir anda sarıldığımda dengesini kaybetti. Hemen çitlerin yanında olduğumuz için ve arkamızda bir sürü samanlık olduğu için oraya düştü. "Kızım dur da!" Sırtı samanlarla buluştuğunda bende onun üstündeydim.
Alt dudağım içeri kıvırarak yüzüne doğru düşen samanları temizledim. "Heyecandan!" Konuştum telaşla. "İyi misin? Bir yerin acımdı değil mi? Ay üstüne düştüm ben senin. Ezilmedin değil mi?" Resmen altımda bir doksan yatıyordu.
"İyi olmama gibi bir şansım var mı?" Sesinde yer edinen alayla fısıldadı. "Samanlık seyran olur dedikleri bu olsa gerek." Omuz silkti. "Ayrıca ezilmedim." Kollarını hiç duruşumuzu bozmadan belime sardı. "Ağır bile değilsin."
Bakışlarım gözlerini buldu. Olduğu durumdan epey memnun gözüküyordu. "Teşekkür ederim." Bana yaşattığı mutlukların haddi hesabı yoktu. "Çiftlik için, bunlar için..hayatımda olduğun için." Nefesim yüzüne çarparken bakışları derinleşti.
"Asıl ben teşekkür ederim sevdam." Elinin tersi yukarı çıkarak yanağımı okşadı ve saçlarıma karışan birkaç samanı kenara attı. "Beni yaşattığın için teşekkür ederim. O yüzden sana dünyaları bile versem az." Gözleri hemen yanımızdaki arabada kocaman gözlerle bize bakan kızımıza ve oğlumuza kaydı. "Size..tüm güzellikleri sunsam bile az. O yüzden bana teşekkür etme."
Geri gözleri yüzüme indi. "Bırak ben teşekkür edeyim."
"Bana hiçbirşeyin teşekkürünü borçlu değilsin." Boştaki elim yanağını okşadı. "Çünkü ben seni çok seviyorum. Aklının alamayacağı kadar çok."
"Aklım alır." İç çekti. "Bu aklım bir sana ait şeyleri alır sevdam.." Öylesine güzel sözleri vardı ki beni büyük bir bozguna uğratmayı başarıyordu. Tam öne eğilip onu öpecekken arkadan duyduğum sesle duraksadım.
"Öhm!" Umarım bu adam Fikret amca değildi.
"Amca!" Yavuz telaşla konuştu. Belli ki o arkamızdaki adamı çoktan görmüştü.
"Yeğenum." Dediğinde ben telaşla Yavuz'un üstünden kalkmakla meşguldüm. "Ne edeyusiniz?"
"Hiç amca." Yavuz yapmacık bir gülüşle ben kalkar kalkmaz kalktı. "Düştük öyle ya,"
"Düştüniz?"
"Evet." Başımı salladım yakalanmanın verdiği utançla. Pekte iyi bir pozisyonda sayılmazdık.
"Eyi." Dedi bizi daha fazla utandırmamak adına. "Düşin bakaklum. Hayde, atlar geldu gelup bakmayaca musunuz?"
"Atlar mı?" Hızla Yavuz'a baktım. "At mı var çiftlikte?"
"Var." Yüzümdeki neşe sanki onun da içine mutluluk eriştirdi. "At olmadan at çiftliği mi olur?"
"Hayde gelun." Dedi Fikret amca hemen ardından bebek arabasındaki bebeklerimize doğru eğildi. "Ula koçari, naber?" Elini uzatıp Yekta'nın burnuna küçük bir fiske vurdu. Ardından Zümra'ya baktı. "Her gördüğümde daha bir güzel olayi bu kız." Nefesini verdi. "İşun zor he Yavuz, talibi çok olur bunun."
"Kim?" Yavuz şaşkınca anında Fikret Amca'ya baktı. "Kimin talibi? Kim kime talib olacakmış?" Bana baktı. "Ne talibi ya? Kızıma kimse talip olamaz."
"Şimdi demedum ula." Fikret amca gülerek doğruldu ve ellerini arkada birleştirdi. "Büyüyunce dedum."
"Ula olamaz." Yavuz bebek arabasın kollarını tutarak onu yanımıza çekti. "Kızum benumle kalacak." Başını aşağı eğdi. "Ha gül kızım?" Zümra'nın çatılan kaşlarına bakarsak pek memnun değildi. "Çatma kaşlaruni babaya."
"Yavuz." Gülüşümü tutamadım.
"Talip diyor." Düşmanından bahseder gibi Fikret amcanın sözlerini tekrarladı. "Kızıma kimse talip olamaz." Bebek arabasını ondan alarak sürmeye başladım.
"Bir gün büyüyecek."
"Ula yok." Bu düşünce ona ağır gelir gibi kalbini tuttu. "Bak düşündükçe delleniyorum. Olmaz." Ona azarlar bir bakış attım ama öyle telaşlı öyle tatlıydı ki yapamadım.
Anlaşıldı kızımın ve benim bu adamla işimiz çok zordu. Adım kadar emindim ki oğlumuzda büyüyünce babasının kopyası olacaktı. Bir abi bir baba. Gülmemek için zor durdum.
Kızımın işi biraz zordu ama ben onu kimseye yem etmezdim.
"Bunları benim ballim büyüdüğünde konuşuruz." Dedim ve birlikte çiftliğe girdiğimizde etrafa bakındım. "Atlar nerede?" Fazlasıyla heyecanlıydım.
"Gel." Dedi ve Fikret Amca'ya baktı. "Amca iki dakika bizim uşaklara baksan?"
"Ver ula." Yanımıza gelerek bebek arabasını nazikçe benden aldı. "Ben ilgilenurim onlarla. Gidun hayde."
"Eminsiniz?" Uslu uslu bizi izleyen oğluma ve kızıma baktım. "Eminum."
"Geleceğiz hemen tamam mı?" İkisininde yanaklarını öptüm. "Yormayın fikret amcanızı." Umarım yokluğumda ağlamazdılar. Onlardan birkaç saniyeliğinede olsa ayrı durmak istemezdim. Ama atları görüp ne olduklarını anlamayacakları için korkmalarınıda istemiyordum.
Yavuz elimi kavrayarak başıyla ileriyi işaret etti. Elini sıkarak onunla birlikte arkamı dönüp atların olduğu yere doğru yürüdük. Geniş tahta kapıdan geçerek içeri girdik. Ahırın içinde biri büyük biri küçük olmakla iki tane at vardı. "Yavuz." Ağzımda çıkan çocuksu sese engel olamadan elini bırakıp atın olduğu yöne yürüdüm. "Bu ne?" Elimi uzatıp burnunun üstünü okşadım. Siyah tüyleri ve burnun üstündeki beyazlık beni güldürdü. "Ne tatlı bir şeysin sen öyle.."
"Güzel değil mi?" Hemen arkamda sesini duydum. Benim gibi uzanıp eliyle atın boynunu okşadı. Onun da bakışlarında şefkat yer edindi.
"Çok güzel." Büyük atı bırakarak yanındaki yavrusuna baktım. "Yavrusu mu?" Neşeli sesimle hafifçe aşağı eğildim.
"Yavrusu." Başını salladı. "Fikret amca bu atı bulduğunda yanında yavrusuda varmış. Ayırmasın istedim. Ondan getirdik. Tay derler buna.." Yanıma eğilerek annesinden küçük olan atın kafasını okşadı. Aynı annesi gibi kara kara gözleri vardı ve burnun üstünde beyaz bir kısım.
"Tay mı?" İki ellerimle onu severken gülümsedim. "Adı yok mu?'
"Yok." Kehribar harelerini yüzümde gezdirdi. "İsmini sen vermek ister misin?" Söylediği şey beni heyecanlandırdı. İyice dizlerimin üstüne oturdum.
"Adın ne olsun senin?" Dedim sevgiyle. Bu hallerimi izleyen Yavuz'un keyfi çok yerindeydi. "Kız mısın erkek mi?" Yavuz'a baktım. "Kız mı erkek mi?"
"Erkek." Buraya getirmeden önce büyük ihtimalle atlar hakkında bilgi almıştı.
"Kırat olsun mu?" Dudaklarım çok az öne çıkarken başımı yana eğdim. "Kırat olsun mu senin adın??" Bence o da sevmişti.
"Güzel mi?" Sordum Yavuz'a dönerek. "Kırat olsun mu?" Böylesine neşeli ve kıpır kıpır hallerim çok hoşuna gidiyordu.
"Olsun." Bakışlarında sevgi parladı. "Sen ne dersen o olsun sevdam." Sözleriyle bakışlarım daha fazla yumuşadı. Kırat burnunu avucuma sürttüğünde dudaklarımdan sesli gülüş firar etti. Annesi hemen yanında hafif hareketlenmeler eşliğinde kıpırdanıyordu.
"Çocuklarımızı buraya sık sık getirelim mi?" Yavuz'a bakarken içtenlikle konuştum. "Kırat'la birlikte büyüsünler.'
"Getirelim." Uzanıp saçlarıma bir öpücük kondurduğunda kıkırdadım. "Hem de her gün getirelim. Birlikte büyüsünler." Kızımızında oğlumuzunda en az bizim kadar bu çiftliği seveceğine emindim.
Her yer çok güzeldi. Yavuz sadece iki atla sınırlı kalmayacağını çiftliğe birkaç at daha getireceğini söylemişti. Birkaç işçi bile işe almıştı. Biz burada yokken atla onlar ilgilenecekti. Birkaç dakika daha atları izledikten sonra ahırdan çıkmıştık. Fikret amca uzakta küçük sandaleyelerden birine oturmuş bebek arabasındaki bebeklerimizle konuşuyordu.
"Amca." Dedi Yavuz ona seslenerek geldiğini belli eden bir sesle. Anında Fikret amca başını kaldırıp bize baktı.
"Gelduniz mi?" Dedi ve nefesini verdi. "MaşAllah sizun uşaklara. Pek uslular." Gülümseyerek ayağa kalktı. "Ağlamadular bile." Bu dedikleriyle tebessüm edip bebek arabasının içine baktım. Gayet sakin ve huzurlu bir ifade içindeydiler.
"Sağol amca." Yavuz içten bir sesle konuştu. "Baktık atlara..her şey çok güzel ahırı da pek güzel tamir ettirmişsin."
"Lafi olmaz." Gözlerini efrafta gezdirdi. "Bu akşam gideyrum geri."
"Gidiyor musunuz?" Şaşkınca sordum.
"Birkaç aydur buralardayum. Bir an önce gitmesem hanum en sonunda kendi gelup kafami kıracak." Bildiğim kadarıyla ailesi ve bir oğlu vardı. Bu yüzden daha fazla buralarda kalamayacaktı. Rize'de ailesiyle yaşıyordu.
"Öyle diyorsan amca." Yavuz onu onaylar bir sesle konuştu. "Saat kaçta uçağın, yolcu ederiz."
"Heç gerek yok." Elini Yavuz'un omzuna koyarak sıktı. "Bu sabah Cafer'lende Devran'la da görüştüm. Akşam dönerum, varunca ben senu ararum zaten. Yorma kafanu." Bana doğru döndü. "Senda hoşçakal gelun. Geleceğum yine uşaklari görmeye."
"Sizde." Dudaklarımda yumuşak bir tebessümle başımı salladım. "Mutlaka gelin, size çok alıştık." İçten bir tebessümle başını salladı. Ardından başını aşağı eğdi.
"Sizde üzmeyun ana babanizi." Onlara bakarken sesi bile yumuşuyordu. "Araba bekleyi." Yavuz'a dönerek ona sıkıca sarıldığında Yavuz'da karşılık vardı. "Hayde görüşürüz yine."
"Görüşrüz amca." Yavuz hafifçe geri çekildi ve gülümsedi. "Varınca haber et." Fikret amca başını salladı ve son bir el sallama hareketiyle çiftliğin çıkışına yürümeye başladı. Birkaç saniye onun arkasından baktıktan sonra Yavuz bana döndü.
"Güzel karım." Neşeyle konuştu. "Sırada gitmek istediğiniz özel bir yer var mı?" Tam güleceğim sırada telefonum çaldı. Elimi cebime atarak onu çıkardım. Ekrandaki isimi okudum.
"Zerda." Hafifçe kaşlarım havalandı ve aramayı cevapladım.
"Efendim?"
"Hafsa?" Heyecanla konuştu. "Neredesin?"
"Yavuz'la dışarı çıktık." Çocuklarımın örtüsünü hafifçe üstlerine çekerken merakla konuştum. "Neden?"
"Akşam bize gelin. Diğerlerinide çağırdım. Hatta sen biraz erken gelsen? Gelir misin?" Öylesine neşe dolu ve titrek bir sesle konuşuyordu ki şaşkınca güldüm.
"Gelirim." Neler olduğunu anlamadım ama güzel bir şeyler olmuş olmalıydı. "Neler olduğunu anlatacak mısın?"
"Gel anlatacağım!" Gülerek konuştu. "Yeğenlerimi de getir." Ve telefonu yüzüme kapattı. Şaşkın şaşkın yüzüme kapanan telefona baktım.
"Bu kız gerçekten deli."
"Ne oldu?" Dedi Yavuz bebek arabasın kollarını tutarak.
"Bilmiyorum ki." Birlikte yürümeye başladığımızda omuz silktim. "Güzel bir şey olmuş olmalı sesi çok mutlu. Beni abimlerin evine bırakır mısın?"
"Bırakırım." Başını salladı. "Bu iki güzellik bende mi kalsın yoksa?"
"Bende." Onlardan ayrı durmak sevdiğim bir şey değildi. "Merak etme sen."
"Nasıl dersen güzelim."
Birlikte arabaya varır varmaz bindik. Kısa dakikalar içinde abimlerin evine varmıştık. Ayrı eve çıktıklarından beri sık sık onları ziyaret ediyorduk. Yavuz arabadan iner inmez ilk iş arka kapıyı açtı. Önce Zümra'yı aldım. Hemen ardından o da Yekta'yı aldı. Bebek arabasında çıkarmayı ihmal etmedi.
"Hafsa!" Kapının önünde Zerda'yı gördüm. Nolmuştu bu kıza? Oradan buraya neşe içinde bağırıp el sallıyordu.
"Baldız." Dedi Yavuz anlamayarak. "Noldu Tufan'la yaşaya yaşaya en sonunda delirdin mi?' Kapıya doğru yürüdüğümüzde Yavuz'un alayıyla dudaklarım seğirdi.
"Aman ne komiksin." Yanlarına varır varmaz Zerda Yekta'yı ondan aldı. "Hadi yeğenimi ver bana git sen."
"EyvAllah." Dedi hafif güler gibi ve bana baktı. "Akşam geleyim mi?"
"Gelme. Hatta git Cafer'leri bul." Zerda kolumdan tutarak beni yanına çekti. "Hadi hadi."
"Allah allah." Yavuz hiçbir şey anlamayarak konuştu. "Noluyor!?"
"Tufan'larla birlikte akşam dönersin!" Dedi Zerda bense olanlara anlam kazandırmaya çalışıyordum. Kızımı sıkıca tutarak ona bakakaldım.
"Zerda?" Dedim anlamayarak. "Neler oluyor?"
"Gel anlatacağım." Birlikte içeri yürüdük. Yavuz muhtemelen geri arabaya dönmüştü. Kapıdan içeri geçtiğimizde direkt salona yürüdük.
Diğerleri de buradaydı.
"Seni de mi çağırdı?" Dedi Ceylan merakla.
"Evet." İyice kafam allak bullak olmuştu.
"Bizi de sabahın köründe buraya dikti." Karaca mızmızlanarak kaşlarını çattı. "Süleyman'la buluşacaktık!"
"Bu kadar mızmızlanmasanız?" Zerda söylene söylene koltuğa yürüdü.
"Hafsa?" Dedi Narin oturduğu yerden merakla. "Sana bir şey söyledi mi?"
"Söylemedi." Kucağımdaki kızımla birlikte Narin yanına yürüyüp oturduğumda nazik bir şekilde onu benden aldı.
"Naber küçük kız?" Yanağına öpücükler kondurdu. "Özlemişim." Zümra gülerek hareketlenirken Narin'de onunla birlikte güldü.
Zerda Nisa'nın yanına geçerken Yekta'yı da hemen sağında oturan Ceylan ondan aldı. "Sadece bizi değil küçük yaramazlarıda buraya diktiğine göre kesin bir şey var." Yeşil gözleri merakla parladı. "Noluyor konuşsana?"
"Sırf bunun için bugüne olan birkaç işimi bile iptal ettim." Nisa sabırsızca konuştu. "Neler oluyor artık söylesene?"
"Tamam hepiniz burada olduğuna göre." Derin bir nefes çekti ve elini cebine atıp bir şey çıkardı. Önce ne olduğunu anlamadım ama onu masanın ortasına koyduğunda hamilelik testi olduğunu farkettim.
"Hamileyim." Dediği an tüm gözler onu buldu.
Birkaç saniye dediğini anlamak bana zor geldi. Şaşkın şaşkın hamilelik testine baktım ve hızla uzanıp onu aldım. İki kırmızı çizgiyi görmek neredeyse kalbimin hızla çarpmasına sebep oldu. Ve bu tepkiyi veren tek kişi ben değildim.
Aynı anda hepimizin ağzından kaçan bir çığlıkla yerimizden fırladığımızda belki de Zerda'nın üstüne atladık desem yeriydi. Bunu yapamayan tek kişi Narin ve Ceylan olmuştu sebebiyse bebeklerimi tutuyor olmalarıydı.
"Hamilesin!" Çığlıkla konuştum ve onun da güldüğünü duyum.
"Üçüncü bir minik daha mı geliyor?" Ceylan hevesle konuştuğunda koltukta Zerda'ya biraz daha yaklaştı. "Duydun mu Yekta bak sana bir kardeş geliyor?"
"Kaç haftalık acaba??" Karaca heyecan içinde konuştu. "Doktora gittin mi?"
"Ne zaman öğrendin?" Nisa bile şu an işlerini her şeyi unutmuş kocaman gözlerle sormakla meşguldü.
"Durun durun!" Zerda bizim aramızda kaldığı için doğal olarak nefes bile alamıyordu. Gülerek hafifçe ona yer açtık.
"Bugün mü öğrendin?" Heyecanla sordu Ceylan ve Yekta'yı daha sıkı tuttu.
"Bugün öğrendim." Dolu gözlerle başını salladı. "Birkaç gündür mide bulantılarım vardı, şüphe etmiştim ama kimseyi heveslendirmek istemediğim için söylemedim."
"Tufan bilmiyor mu?" Dedi Narin oturduğu yerden kalkıp yanımızdaki tekli koltuğa oturarak.
"Henüz söylemedim." Gözleri hevesle her birimizin üstünde dolanıyordu. "Bu akşam söyleyeceğim. Önce size söylemek istedim. Çünkü ona süpriz yapmak istiyorum ve siz bana yardım edeceksiniz."
"Ederiz." Hızla başımı salladım. "Sen iste yeter ki yaparız." Ellerim yanaklarını buldu. "Zerda hamilesin, ben teyze oluyorum!" Abimin bir çocuğu olacaktı. Bu gerçek beni derinden vurduğunda neredeyse ağlayacak gibi oldum.
Bunu duyduğunda çok mutlu olacaktı. Hatta şimdidem tepkisini tahmin etmeye çalışıyor ama başaramıyordum. Sırayla Zerda'ya sorduğumuz sorular asla bitmedi. Akşama kadar evi en güzel şekilde hazırlayıp bir sürü yemek yapmıştık. Ama abimin bunları yiyebileceğinden şüpheliydim.
Çünkü heyecandan düşüp bayılması an meselesi olabilirdi.
Akşam olduğunda duyduğumuz araba sesiyle onların geldiğini anlamak zor olmadı. Tüm gün Zerda onları kovduğu için ancak şimdi eve gelebilmiştiler. Koridora çıktığımda Yavuz ayakkabılarını çıkarmış terlik giymekle meşguldü. Diğerleri biraz arkada kalmış olmalıydı.
"Sevdam." Dedi yanıma gelerek ve bir koluma oğlumu bir kolumda kızımı tuttuğum için vakit kaybetmeden önce Yekta'yı sonra Zümra'yı aldı. Öne uzanıp alnıma öpücük kondurdu. Ardından gelen öpücükler kızıma ve oğluma gitti.
"Özledim." Onların kokusunu içine çekerek gülümsedi. "Birkaç saat bile sizden uzak kalmak işkence gibiydi." Merakla bana baktı. "Neymiş baldızın karın ağrısı?"
"Söyleyemem." Heyecanla omuz silktim. "Birazdan öğrenirsin."
"Allah Allah." Sesine alay kattı. "Öyle olsun bakalım," Zümra ellerini Yavuz'un yanaklarına uzattığında ikimizinde gülüşü genişledi.
"Bende seni özledim babam." Yanağını hızla öptü. "Gül kokulu kızım." Hemen ardından ayaklarını sallayan oğlumuza bakarken kaşları çok az havalandı. "Seni de özledim fırlama." Kolunu hareket ettirip onu daha sıkı tuttu. "Git gite bir ağır oluyorsun sen?" Yekta'nın iştahına kesinlikle yetişemiyorduk. Sanırım bu konu da abime çekmişti. En az abim kadar iştahlıydı.
Yüzümdeki tebessümle Yekta'yı kucağıma aldım. "Öyle tabii." Onu hafifçe yukarı kaldırdığımda gözleri kocaman oldu ve güldü. "Birazcık tombul bir oğlumuz var, ha annem? Değil mi oğlum?" Geri aşağı indirip yanaklarını öptüğümde Yavuz gözlerini kıstı. Ardından yanağını öne uzattığında öpücük istediğini anlamak zor olmadı.
Öne uzanıp onu da öptüğümde anında keyfi yerine geldi. "Hah şöyle." Gururla kızımın minik elini tuttu. "Görüyor musun kızım? Annen beni çok seviyor." Zümra gözlerini Yavuz'un eline indirip onu ısırmak için ağzına götürdüğünde kahkahamı tutmak zorunda kaldım.
Daha dişleri yoktu ama bazen bir şeyleri ağzına götürüp kemiriyordu. Acaba dişleri mi çıkıyordu?
"Bu kızda aynı senin gibi." Yavuz çaresizce konuştu. "Şiddete meyli var!"
"Benim şiddete meylim yok!" Diye inat ettiğimde tabi tabii der gibi başını salladı. Anında uzanıp kolunu çimdiklediğimde irkildi.
"Bak demiştim!" Masum bir ifadeyle konuştu. "Zalımın kızı, beni çimdikleye çimdikleye iz bıraktın kolumda!"
"İyi ya," Hiç bozuntuya vermedim. "Bakar bakar beni hatırlarsın." Gözlerini alayla devirdi ve Zümra'nın sırtını göğsüne yasladı.
"Bu annen beni çok üzüyor kızım."
"Senin de bu baban pek çocuk canım oğlum." Aynı pozisyonda Yekta'yı tutarak başımı omzuma eğdim.
"Huyum kurusun."
"Kurumasın." Fısıldadım. "Ben bu çocuk huylu adamı çok seviyorum."
"Öyle mi?" Bunları dinlemek hoşuna gidiyordu. "Çok mu seviyorsun?"
"Hmhm." Başımı salladım gerçekçi bir sesle. "Hem de çok." Dudağının kenarı yukarı doğru kıvrıldı.
"EyvAllah karım. Gururum okşandı." Öküz işte.
"Ben sana ne diyorum sen bana ne, egoist herif!"
"Bana iltifat ettiğin anları çok seviyorum." Ona iltifat etmiyordum!
"Ben seninle uğraşamıyorum!" Ona arkamı dönerek salona yürüdüm. "Sinir bozucu adam!"
"Kızdı bize anan kızım, şimdi bir asır susmaz." Peşimden boş salona girdi. "Öpte barışsın benimle."
"Barışmayacağım seninle." Kucağımdaki Yekta ile birlikte koltuğa oturdum. "Yüzüne de bakmayacağım."
"Bakarsın." Arsız utanmaz.
Hızla yanıma oturdu ve Zümra'yı hafifçe kaldırıp yüzünü kızımın arkasına gizledi. Ardından Zümra'nın elini kaldırıp el sallar gibi hareket ettirdiğinde bu tatlı hallerine karşı koymak zor geldi.
"Bence affedersin." Başını yana eğip onu görmemi sağladı ve Zümra'ya baktı. "Söylesene kızım affeder mi?" Zümra heyecanla ellerini öne uzattığında daha fazla dayanamadım.
"Affederim." Kızımın elini öptüm. "Ama kızım sebep oldu, asla senin tatlılığından değil."
"Tabii karım." Bilmiş bilmiş konuştu. "Asla benim yakışıklı suratımın mükemmeliğinden değil." Çok uzun zaman önce bu halleriyle uğraşılmayacağını anlamıştım. Gözlerimin içi ışıldar bir bakışla ona bakarken Yekta'nın sızlanmalarını duydum.
"Hafsa!" Yavuz kocaman gözlerle kucağıma baktı. "Zümra Yekta'nın elini yiyor!"
"Ne!?" Hızla aşağı baktığımda Zümra'nın kardeşinin eline yapışıp onu salyalara buladığını görmek gözlerimi kırpıştırmama sebep oldu. "Kızım!" Yekta'yı hafifçe geri çektim. "İnsan kardeşini ısırır mı?" Sorduğum soruyla keyif dolu bir ses çıkardı. Hiçbir şey yapmamış gibi masum masum mırıldanıyordu.
"Bak aynı sen." Gülüşümü zar zor bastırdım. "İşlediği suçu da üstüne alınmıyor."
"Afferin kızıma." Gururlandı. "Ama kardeşini ısırma." Öne uzanıp Yekta'nın eline baktı ardından gülümsedi. "Fırlama, anlaşılan kardeşin başına daha şimdiden bela olmaya başladı."
Yekta hoşnutsuz bir ifadeyle bizi izlerken ne kadar tatlı gördüğünden habersizdi. Anlaşılan bir süre Zümra'nın onu ısırmalarıyla uğraşmak zorunda kalacaktı.
"Hafsa?" Abimlerin sesini duydum. Salona girdiler ve yanımıza yürürken gülerek yanıma ulaştı.
"Dayısı kurban!" Yekta'yı bir saniye içinde benden aldığında önce afalladım ama artık alışmıştım. "Aslan parçası, nasılsın bakayım?? İyi bakıyor mu bu damat sana?"
"Ulan oğluma iyi bakmayacağımda ne yapacağım?" Yavuz öfkeyle sordu. "Çok sarsma!"
"Seninle büyüyen bir çocuğun sonunu düşünemiyorum." Öne eğilip Yavuz'un kucağındaki Zümra'nın yanağını öptü.
"Mis kokulum naber, nasıl geçiniyorsun bu hıyarla-"
"Tufan!" Yavuz hızla Zümra'nın kulaklarını kapattı. "Çocuğuma benim hıyar olduğumu bir daha söylersen, seni döverim!"
"Gerçekler-"
"Tufan." Dedi Devran kucağında Özlem'le içeri girerken. "Uğraşma."
"Ne dedim ya?" Abim Yekta ile birlikte kendini koltuğa bıraktı ve onun sırtını karnına yaslayarak ellerini tuttu.
"Abi!" Özlem hızla bize seslendiğinde Devran onu yere bıraktı. "Ben bugün okula gittim!" Özlem tekrardan okula mı başlamıştı? İşte bundan haberim yoktu. Uzun bir zamandır eğitimine doğru düzgün devam edemiyordu.
Ayakları yere basar basmaz koşarak yanımıza gelip ortamıza oturdu. "Bak!" Çantasını sırtından çıkardı. "Çanta bile aldım!" Bana baktı. "Güzel mi Hafsa abla?" Gülümseyerek başımı salladım.
"Çok güzel hemde."
"Abi?" Dedi Yavuz merakla koltuğa doğru yürüyüp oturan Devran'a bakarak. "Özlem'i okula mı yazdırdın? Nasıl halletin?"
"Fazla geride kalmışlığı yoktu zaten. Kızım zehir gibi." Gururla konuştu. "Okulla konuştuk hallettik birkaç dersin üstünden geçeceğiz ama sınıfına olduğu yerden devam edecek."
Onların sesine mutfaktaki Narin geldi. "Annem?" Dedi merakla Özlem'e seslenerek. Özlem anında koltuktan kalkıp ona koştuğunda Narin aşağı eğildi.
"Anne!" Dedi heyecanla. "Dediğin kadar varmış biliyor musun? Okul çok güzeldi!" Onu yeni bir okula yazdırmış olmalıydılar. Uzun zamandır Özlem okulundan uzak kaldığı için büyük ihtimalle kaygıları vardı ve Narin bunları biliyordu.
"Demiştim değil mi?" Narin gülümseyerek başını geri çekip onu örgülerini geri itti. Kendisi örmüş olmalıydı. Özlem'in sarı saçları büyük bir özenle balık sırtı örülmüştü. "Nasıl geçti ilk dersin?"
"Çok güzel. Okulu özlemişim. Hem sınıf arkadaşlarım da çok iyiydi." Devran'ı gösterdi. "Çıkışta babam beni aldı!"
"Biliyorum." Narin sıcacık bir sesle ona karşılık verdi. "Bana haber vermişti." Onu kucağına alarak Devran'ın yanına yürüdü ve oturdu.
"Eee?" Dedi Aziz abi merak içinde. "Kız Zerda!" İçeri seslendi. "Gelsene? Çağırdın bizi yoksun kendin ortalıkta!"
"Geliyorum!" Zerda elinde bir kavanoz tutarak içindeki kağıtlarla birlikte içeri girdi. Peşinden bizim kızlar takip ederken diğerleride çoktan içeri girmişti. Abimler çoktan rahat rahat koltukta yerlerini almıştı.
"Kayısı çiçeğim?" Abim merak içinde kaşlarını kaldırdı. "Onlar ne?"
"Bunlar." Dedi Zerda abimi yanına oturarak. Böylece diğerleride yerlerini almıştı.
Ceylan vakit kaybetmeden Zahir'in yanına oturdu. Karaca Süleyman yanına geçerken Süleyman tebessümle kolunun onun omuzlarına sardı. Bu birkaç ayın içinde aralarındaki ilişki güçlenmişti hatta onların çıkmaya başladığını Zahir abiye biz söylemiştik. Her onları böyle gördüğünde abiliğin verdiği duygularla öfkelense bile sakin kalmayı başarıyordu.
En azında artık onlar için bir engel yoktu. Bildiğim kadarıyla Uygar birkaç ay önce Karaca'ya ve Zahir'e veda edip gitmişti. Nereye gitmişti bilmiyorduk ama Trabzon'da daha fazla kalmayacağını ve kendisine yeni bir hayat kurmaya çalışacağını söylemişti. Umarım hayat onun istediği kadar güzel ilerlerdi.
"Bir oyun oynayacağız." Dedi Zerda ve kavanozu sehpaya bıraktı.
"Ne oyunu?" Cafer merak içinde sorarken biz her şeyden haberdar olduğumuz için fazlasıyla keyifliydik.
Ayşin Cafer'in kucağından inerek sehpaya yaklaştı. "Bizde oynayabilir miyiz?"
"Oynayın tabii." Zerda kalemleri çıkararak ışıl ışıl gözleriyle bizi izledi. "Şimdi her birinize bir kağıt vereceğim ve kelime yazacaksınız bir diğerinizde onu tahmin etmeye çalışacak." Normalde böylesine bir oyun belki de oynamazdık ama Zerda sırf abime bu haberi vermek için böylesine bir oyuna girişiyordu. "Sessiz sinema gibi!"
"Öyle desene." Dedi abim gülerek ve Yekta'yı ayağa kalkarak benim kollarıma nazikçe bıraktı. "Hadi bakalım, sen istiyorsan oyanaylım."
"Tamam." Mutfaktan getirdiği şişeyi sehpaya koydu. "İlk kimde durursa onlarla başlayalım." Dedi ve onu çevirdi. Yavuz, Zümra'yı hemen yanı başımızdaki bebek arabasına dikkatle yerleştirdi. Ardından bana dönerek Yekta'yı da aldı ve onuda yerleştirdi.
İkisinin orada olması daha iyi olurdu. Hem yavaştan uyuklamaya başlamıştılar bile. Önce kağıtlara kelimeler yazdık. Sadece Zerda kağıtlardan birinin arkasına bebeğin haberini yazdı. Hemen ardından şişeyi çevirdik.
İlk Ceylan ve Zahir'in üstünde durdu. "Tamam." Ceylan Zerda'nın ona uzattığı kavanozdan bir kağıt alarak Zahir abiye döndü. "Hazır mısın?"
"Ne edeceğuz?" Diye sorduğunda fazlasıyla saf duruyordu.
"Ben sana anlatmaya çalışacağım sende bulmaya çalışacaksın. " Ceylan bunu alışkanlık haline getirmiş olmalı ki her şeyi ona harfi harfine açıklamaktan geri durmadı.
"Anladum." Zahir abi başını salladı.
"Tamam." Ceylan kağıtına baktı. Kelimeyi okuduktan sonra Zahir'e döndü.
"Sen bana hep ne diye seslenirsin?"
"Ben?" Zahir abi düşünür gibi duraksadı. "Güzelum?" Dediğinde Ceylan yüzü düştü.
"O değil, diğeri."
"Cadi."
"Zahir." Diye afalladı Ceylan. "Çok romantiskin sevgilim ama diğeri, hani benim ismimle alakalı?"
"Ha." Zahir abi aydınlanır gibi gülümsedi. "Ceylan'im."
"Evet!" Hızlıca konuştu. "İşte benim ismime sahip olan şeye ne denir?"
"Ne denur?" Zahir abi cevap vermek yerine aynı şekilde Ceylan'a sorularla cevap veriyordu.
"Zahir bende sana soruyorum ne denir!"
"Zahir'in yari denur."
"Siz bizden umudu kesin." Ceylan sabırsızca bağırdı. "Ben bu adamla hiçbir şey kazanamam!"
"Ula ne ettum?" Zahir abi omuzlarını kendine çekti. "Doğru demedum mi?"
"Hiç bozma kardeşim." Aziz alayla öne uzanıp şişeyi çevirdi. "Tam gaz devam."
"Ceylan işte, benim ismim olan değil hayvan olan kelime hayvan!" Ceylan kağıtı Zahir'e gösterdi. "Sence burada Zahir'in yari yazıyor mu?"
"Yazmayi."
"Abi," Karaca gülerek Zahir'e baktı. "Romantikliğine her seferinde biraz daha hayran kalıyorum."
"Sus kız." Zahir abi sahteden kaşlarını çattı. "Dalga geçme abiyle, hem ne bileyum? Ceylan deyince yarimden başkasi akluma gelmeyi."
"Kızamıyorumda." Hayıflandı Ceylan. "Ne yapacağım seninle ben öküz adam?" Diyerek ona yaslandığında Zahir abi keyifle kollarını onun omuzlarına sardı.
"Bişi etme Ceylan'im." Yanağını onun başının üstüne yasladı. "Böyle dur yeter."
"Sıra sizde." Dedi Özlem heyecanla. "Hafsa abla, sizin üstünüzde durdu!" Şişeye baktığımda gerçekten bizim üstümüzde durduğunu farkettim.
"Başlayalım o zaman," uzanıp bir kağıt aldım ve onu açtım. İçinde yazan kelime mayıstı Yavuz'a baktım.
"Yaseminler ne zaman açar?" Dediğimde anında cevapladı.
"İlkbaharda." Doğru cevap buradan yürüyebilirdik.
"İlk bahar geldiğinde ne gelmiş olur?"
"Sen." Verdiği cevapla şaşkınca ona baktım.
"Ben mi?" Kafam karıştı. "Sevdam, ben ne alaka?"
"İlkbaharda seni gördüm ben." Dudaklarımda seğiren tebessümle ona baktığımda bakışım sanki onun da hoşuna gitti. "İlkbahar senin gelişin güzelim. Senden başka bir şey aklıma gelmedi."
Bu adam gerçekten ne yaptığını çok iyi biliyordu. Hem sözler hem sesi hem bakışları öylesine etki bırakıyordu ki bazen elim ayağıma dolaşıyordu.
"Yani kaybettiniz." Dedi Zerda ve şişeyi tekrar çevirdi.
"Edelim." Yavuz hafifçe geri yaslanıp beni de iyice yanına çekti ve fısıldadı. "Bakayım ne yazıyor?" Gözleri kağıta indi ve sırıttı. "Mayıs." Derin bir nefes soludu. "Kazanmış sayıyorum, seni gördüğüm ilk an mayıs ayıydı."
"Kazandın mı?" Dedim alayla ona katılarak.
"Hem de ne kazandım." Nefesi yanağıma çarptı. "Dünyaları verseler umrumda olmaz. Seni sizi kazandım." Tek bir anını bile değişmezdi.
Geçmişin tek bir anını bile silmek istemezdi. Bende istemezdim. Onu bana getiren anların biri bile zarar görsün istemezdim.
Bir kez daha şişeyi çevirdiler bu kez Devran ve Narin'n üstünde durdu. "Aa." Yutkundu Narin. "Bizde mi oynayacağız?"
"Oynayacaksınız tabii." Zerda kavanozu ona uzatırken sırıtmakla meşguldü. "Kaçınışınız yok."
Narin bir an Devran'a baktı. Ama Özlem vakit kaybetmeden ikisin arasına oturdu. "Oynayın!" Hevesle konuştu. "Lütfen!" Onun istekli hallerine ikiside karşı koyamadı.
"Sen istiyorsan." Narin kavanozdan bir kağıt seçti ve onu açarak kelimeye göz gezdirdi. Devran'a baktı. "Biz seninle ne ettik?"
"Biz?" Devran kafası karışmış gibi düşündü. "Düşmanlık." Verdiği cevap Narin'in pekte hoşuna gitmemişti.
"Devran biz düşman mıyız?" Dediğinde sesinde sert bir tını yer edindi.
"Ney?" Devran hızla güldü. "Yok canım, ne düşmanlığı? Değiliz. Yani ne ettik deyince o anlamda dedim."
"Başka bir şey."
"Anlamıyorum kızım da," Dedi ve bir an gözler Özlem'e indi. Ardından şaşkınca Narin'e baktı. "Onu söyletmeyeceksin herhalde?"
"Devran sen deli misin?!" Narin hızla yutkundu ve gözlerine öfke akın etti. "Kağıtta niye öyle bir şey yazsın!" Gülmemek için birbirimize bakmakla meşguldük. Devran sorunun cevabının bebek olduğunu düşünmüş olmalıydı. "Ne ettik diyorum ne yaptık demiyorum konuşturma beni!"
"Konuşma." Devran ne yapacağını şaşırmış bir sesle omuzlarını kendine çekti. "Ne bileyim ne ettik, ben senden yediğim dayaklar dışında pek bir şey hatırlamıyorum!"
"Annem seni dövüyor muydu?"
"Kafama kafama sepetle vuruyordu kızım."
"Devran!" Narin hayretler içinde bağırdı ve Özlem'e indirdi mavi harelerini. "Öyle bir şey yok kızım." Devran'a baktı. "Hani bir şarkı vardı benim çok sevdiğim, bir kelime vardı içinde? Düşün biraz!"
"Sevdalık." Dedi anında Devran. Hiç unutmadığı bir şey olmalıydı ki Narin ona imada bulunur bulunmaz ne olduğunu anlamıştı.
"Sevdalık." Narin küçük bir tebessümle başını saladı. "Doğru."
"Doğru." Devran'ın dudaklarında önce tebessüm sonra sırıtış yer aldı. "Yakın da da evlilik."
"Ne!?" Narin'in gözler genişledi. "Rüyanda görürsün!"
"Sağol müstakbel karım. Ben gerçeğini göreceğim." Her durum da Narin'i böyle kışkırtmaya bayılıyordu. Özellikle son birkaç aydır aralarındaki buzlar iyice erimişti ve bana kalırsa Devran evlilik konusunda çok ciddiydi.
"Tamam hadi, çeviriyorum." Dedi Süleyman öne uzanıp şişeyi çevirerek. Bu kez şişe abimlerin üstünde durdu. Sonunda beklediğimiz o an gelmişti. Zerda elindeki kağıta yalandan bir göz gezdirip derin bir nefesle iyice abime doğru döndü.
"Hazır mısın?" Dediğinde abim gülümseyerek iyice dikleşti yerinde.
"Gönder gelsin kayısı çiçeğim."
"Tamam," Zerda avuç içlerini dizlerine yaslayarak konuşmaya başladı. "Şimdi biz evlendik ya,"
"Evet gülüm." Abimin bakışlarında keyif vardı. "Hayatımın en güzel günüydü."
"İşte evlendikten sonra insanların neyi olur?" Henüz hiç kimse hiçbir şey anlamış değildi.
"Neyi olur?" Abim kaşlarını çattı. "Bebekleri. Bebek mi kelime?"
"Bebek orada kal!" Ellerini heyecanla kaldırdı. "Bebeği olan adama ne denir?"
"Baba denir." Abim hâlâ anlamış değildi ve ben söylememek için zor duruyordum. Tepkisini çok merak ediyordum.
"Kelime baba." Zerda titrek bir sesle konuştu. "Tufan baba oluyorsun." Dediğinde derin bir sessizlik oldu. Tek gülen abimdi.
"Bak gördün mü buldum." Sanırım henüz bazı şeyleri idrak edemiyordu.
"Ne dedi o?" Aziz abi yutkunarak sorduğunda ona baktım. Abim olan bitenin farkında değildi ama Aziz abi her şeyi çok net duymuştu.
"Tufan." Diye tekrar etti Zerda. "Baba oluyorsun dedim."
"Olayım gülüm," Gözlerini teker teker üstümüzde gezdirdi. Yüzündeki gülüş yerini korudu ta ki bir an için duraksayana kadar. Başı ışık hızında Zerda'ya doğru döndü.
"Baba?"
"Baba." Zerda tebessümle başını salladı ve elini karnına yasladı. "Baba olacaksın."
"Baba..ben?" Şoku atlatmış değildi.
"Ula," Cafer'in gözleri kocaman açıldı. "Sari yelloz sen hamilemisun?!"
"Hamileyim." Zerda'dan bu haberi beklemeyen ailemizin erkekleri büyük bir şokun içindeydi. Heyecanla abimin tepkisini bekledim. "Baba oluyorum." Gerçeğin farkına varmaya çalışarak sayıkladı. "Baba oluyorum." Aniden oturduğu yerde kalktı. "Ulan ben baba oluyorum!"
Zerda'yıda kendisiyle birlikte yukarı çekti. "Hamilesin!" Sesindeki mutluluk ve heyecan tüm evi bürüdüğünde göğsü hızlı nefeslerle kalkıp indi ve Zerda'yı kollarından yakaladı. Onu iyice dibine çekip kollarını beline dolayarak etrafında döndürdüğünde Zerda'nın ağzından gülüşler kaçtı.
"Tufan!" Yürekten bir sesle güldü. "Sakin!"
"Sakin..!" Abim telaşla onu ayaklarını yere bastırdı. "Bir şey olur mu? Çok döndürdüm. Bir zarar mı gelir? Zerda.." Nefesini tuttu. "Sen hamilesin."
"Hamileyim." Zerda ellerini onun yanaklarına yaslarken gözleri dolu doluydu. "Bir çocuğumuz olacak."
"Bizim bir çocuğumuz olacak." Abimi gözleri dolu görmek açıkça beklediğim bir manzaraydı. Öne eğilip hepimizin içinde Zerda'yı öptüğümde gülüşümü tutamadım. Kısa sürdü öpücükleri ama abim neşesini böyle gösterdi. Kirpiklerinde yaşlar asılıyken Zerda'nın elini alıp kalbine koydu. "Baksana, nasıl atıyor..zerda ne yapacağım ben?"
"İnan bana bende bilmiyorum." Zerda'da en az onun kadar bilgisizdi. "Ama çok mutluyum."
"Ula tutmayun beni bende sarulacağum," Cafer gülerek ayağa kalktı ve Ayşin'i Nisa'nın kollarına bırakıp hızla abimlere sarıldı. "Sen Tufi," Alayla konuştu ama yüz ifadesinde yumuşak bir şeyler vardı. "Baba olanlar arasuna hoş geldun."
"Damat." Dedi Yavuz yanımdan kalkarken keyifle. "Tebrik ederim." Yanlarına ulaşır ulaşmaz aynı Cafer gibi Tufan'a sarıldı.
"Bana da yer açın abi." Süleyman ayağa kalkarken beraberinde Zahir'i de çekiştirde. "Kalk!"
"Ula kendum kalkarum!" Zahir abi Süleyman'ın peşinden abimlerin yanına sürükledi. Onlarla birlikte bende ayağa kalktım hatta kısa saniyeler içinde hepimiz ayaktaydık.
"Tebrik ederim abi." Dedi Süleyman abime sarılırken. Abimse onun bu sözlerine dolu gözlerle güldü.
"Tebrikler Tufan." Devran arkadan elini onun omzuna koyarak gülümsedi. "Sağlıcakla gelsin."
"Sağol abi." Abim küçük bir baş sallama hareketiyle ona teşekkür ettikten sonra görüş alnına ben girdim. "Abim."
"Abi?" Diyerek ona sarıldığımda kollarını iki yanıma sıkıca sardı. "Duydun mu?" Hayranlık içinde konuştu. "Ben baba oluyorum."
"Duydum." Titrek bir sesle konuştum. "Sen harika bir baba olacaksın abi." Çünkü biliyordum.
O benim için bir babadan farksızdı. Babalığını bilirdim. Benim abim bu dünyadaki en iyi babalardan biri olacaktı.
Sarılmamız yavaşça son buldu. Abim Zerda'ya döndüğünde onu sıkıca kolları arasına çekti. "Çok seviyorum seni." Dedi içten bir sesle. "Öyle böyle değil gülüm, dilimin anlatamayacağı kadar çok seviyorum."
"Anlatmana gerek var mı?" Zerda sevgiyle fısıladı. "Her şeyiyle hissediyorum."
Abim onun sarı saçlarını okşarken bakışlarım hâlâ koltukta şaşkın şaşkın oturan Aziz abiyi buldu. Duyduklarını algılamak zor geliyor gibiydi. Yavaşça hepimizin bakışları onu buldu.
"Abi?" Dedi Zerda hâlâ koltukta şok içinde oturan Aziz abiye bakarak. "Sen..bir şey demeyecek misin?" Onun sorusuyla sanki Aziz abi saniyelerdir tuttuğu nefesini verdi.
Ayağa kalktığında Zerda merakla onun tepkisini bekledi. Aziz abi bir çırpıda Zerda'yı kolları arasına çektiğinde Zerda'nın dudakları arasından kaçan titrek gülüşü duydum. "Anne mi olacaksın sen?" Hayretle ve dolu gözlerle sorduğunda Zerda ağır bir hareketle başını salladı.
"Evet abi." Bu gerçek onu da derinden etkiledi. "Anne olacağım." Aziz abi duygusala bağlamış olacak ki geri çekildiğinde yanağına akan bir damla yaşı hızla sildi. Derin bir nefes dudakları arasından dışarı çıktı.
"Sen daha kendin çocuksun kızım.." Zerda'ya baktığında sanki gözleri önünde küçük kız kardeşini görüyordu.
"Ula abartma." Cafer alayla bir kolunu Aziz abinin omzuna attı. "Ağlatacsun şimdi hepimizi. Koca kız işte." Alay ediyordu ama kendisininde gözleri dolu doluydu.
"Değil." Aziz abi homurdanarak konuştu. "Zerda," Elleriyle onun sarı saçlarını geri itekledi. "Hep yanında olduğumu bil olur mu?"
"Biliyorum." Zerda kollarını ona sardı. "Teşekkür ederim abi." Aziz abi onun saçlarına öpücük kondurdu ve kokusunu içine çekti. Sanırım bir süre bu gerçeği kabullenmeye çalışacaktı.
Zerda'nın hamilelik haberi bugün hiçbirimizin beklemediği ama hepimizi fazlasıyla mutlu eden bir haberdi. Oğlum ve kızımdan sonra ailemize yeni küçük bir bireyin katılacağı gerçeğiyse beni gereğinden daha fazla heyecanlı hale getirdi.
Sadece ben değil hepimiz aynı durumdaydık. Abim Zerda'nın üstüne titrer hale gelmişti. Öylesine nazik ve ilgiliydi ki bu halleri bana Yavuz'u hatırlattı. Abim gerçekten Zerda'ya sırıl sıklam aşıktı. Onları biraz yalnız bırakmak adına diğerleri bahçeye çıkmıştı.
Yekta ve Zümra huysuzlandığı için onları balkona çıkarmıştık. Şimdi bebek arabasında ikiside mışıl mışıl uyuyordu. Yavuz hemen yanımdaki sandalyedeydi ve kolu omuzlarıma sarılıydı.
"Vay be," Dedi hayretle. "Bizim Tufan baba oluyor ha?" Merakla sordu. "Demek bundan tüm gün bizi evden kovdunuz?"
"Zerda süpriz yapmak istedi abime, bu yüzden bizde sizi kovduk."
"Çok naziksin yavrum," Gözleri gecenin manzarasında dolanırken yapmacık bir kırgınlıkla konuştu.
"Abim çok mutlu oldu gördün mü?" Güldüm. "Sen geldin aklıma."
"Hakkımı yeme, ben bayılmıştım." O günleri hatırladığımda içimde bir şeyler kıpırdandı. Yaklaşık bir sene öncesi.
Yavuz'un bebeklerimizin haberini aldığında sedyeden düşmesi ve bayılması. Gözlerimin önünde her şey teker teker canlandı ve gülüşüm genişledi. "Seni uyandıracaklar diye hepsi sana tokat atmıştı."
"Tokat mı?" Afalladı. "Bende neden yanağım yanıyor diye sorgulamıştım çarptım sandım!"
"Yere çarpmadın ama bizimkiler sana fena çarpmıştı." Aklıma geldikçe sesli gülüşüm onun kulaklarına doldu.
"Bence çok doğal bir tepkiydi." Bebek arabasında yatan bebeklermize baktığında sesi bambaşka bir tona büründü. "Baksana şunların güzelliğine ne tepki versem az."
"Öyle.." Huzurlu uyuyordular. Minik elleri birbirleriyle birleşmişti. Zümra'nın pembe dudakları hafifçe aralıktı. Ve Yekta'nın başı çok az sağa doğru eğilmişti. "Onlar için her şeye değer."
"Büyüyorlar değil mi Yavuz?" Dedim iyice başımı onun göğsüne yaslarken. "Baksana, ilk günkü gibi değiller."
"Büyüyorlar sevdam." Nefesi saçlarımda dolandı. "Birlikte büyüyoruz." İşte bu cümlede çok haklıydı.
Çocukluğun ne olduğunu bilmeyen biz, onlarla büyüyorduk. Bu yüzden bir gün büyüdükler anı ve birlikte oyunlar oynayacağımız o günleri iple çekiyordum. Bir yandan da zaman hiç akmasın biz böyle kalalım istiyordum. Sonuza kadar hep böyle kalalım. Ama biliyordum, hayat bir şekilde akmaya devam ediyordu.
"Birlikte büyüyoruz." Başımı onun yüzüne doğru kaldırdım. "Sen ben ve çocuklarımız."
Dudaklarını alnıma bastırdığında gözlerimi kapattım. Birkaç saniye onun kolları arasında olmanın tadını çıkardım. Ta ki abimin sesini duyana kadar. "Hafsa," Dedğinde gözlermi geri açarak çok az başımı kaldırdım.
"Abi?"
"Musait misiniz?"
"Gel Tufan gel." Yavuz başını omzuna çevirip ona baktı. Yüzünde nasıl bir ifade gördüyse nefesini verdi. "Ben çocukları alıp aşağı ineyim." Bana baktı. "Birazdan çıkar mıyız?"
"Çıkarız." Başımı salladığımda son kez saçlarımı öpüp ayağa kalktı. Bebek arabasını nazikçe kavradığında elimi uzatıp battaniyeyle üstlerini örttüm. "Uyandırma dikkat et olur mu?"
"Merak etme." Yavuz onları götürmeden önce abimin bakışları arabaya indi ve yumuşak bir bakışla yanıma oturdu.
"Zerda nerede?" Diye sorduğumda gülerek kolunu omuzlarıma attı.
"Kızlarla sohbet ediyor sanırım bebek kıyafetlerine bakmaya başladılar." Göğsü sesli bir nefesle kalkıp indi.
"Peki sen nasılsın?" Başını bana çevirdi.
"Ben." Kendi halinden habersiz bir hali vardı. "Bem baba oluyorum, Hafsa."
"Evet." Bakışlarındaki heyecan ve ürkeklik bana tanıdık geldi. "Abi?" Dedim sesim düşerken. "Sen korkuyor musun?" Sorum sanki onu en derin yerinden yakaladı. Kolunu omuzlarımdan çekerek ellerini önünde birleştirdi ve parmaklarıyla oynadı.
"Heyecanlıyım." Gözler etrafta dolandı. "Çok mutluyum, Hafsa. Ama bir o kadar da korkuyorum." Kendini ifade edemiyor gibiydi.
"Neden korkuyorsun?" İyice ona doğru döndüm. "Anlat bana."
"Hafsa iyi bir baba olur muyum sence?" Başını bana doğru çevirdi ve kahverengi harelerinde yer edinen şüpheyle sordu.
"Abi." Sesimi kasvet sardı. "O nasıl laf? Sen tanıdığım en güzel baba olacaksın." Elimi elinin üstüne koydum. "Bak eminim, sen harika bir baba olacaksın."
"Benim kanım bozuk, Hafsa." Sözleri beni yerden yere vurdu. "Babalığı boktan bir adamın oğluyum, sence benden baba olur mu?"
"Abi bu meseleyi aştık sanıyordum."
"Aşmadım." Başını iki yana salladı. "Hiçbir haltı aşamadım, Hafsa ben. Baba olmayı çok istiyorum kalbim sanki yerinden çıkacak o kadar mutluyum ki tarif edemiyorum ama bir yandan da çok korkuyorum." Bir elini yumruk yapıp diğer elinin avuç içine yavaşça vurduğunda yutkundu. "Ya o adama.." Ona benzemekten korkuyordu.
"Benzemiyorsun." Benim abimin o adama benzerliği yoktu. "Senin babalığını gördüm abi ben." Bir elimi yanağına yaslayarak başını bana doğru çevirmesin sağladım. "Senin bana nasıl babalık yaptığını gördüm, hissettim. Bugüne kadar bir kez olsun bana yükselmeyen sesin kendi çocuğuna mı yükselecek?" Biliyordum tüm bunlar ona güvensizliğinden kalmıştı.
Kendine güvensizliği çok büyüktü ama unutmaması gereken en önemli şey yüreğindeki merhametti. Bir şeyler hatırlamış gibi dudakları seğirdi. "Seni ilk kucağıma aldığımda çok küçüktün." Elini elimin üstüne yaslayarak konuşmaya devam etti. "O gün kendime bir söz verdim, seni her şeyden koruyacaktım. Yapabildim mi Hafsa?" Yutkundu. "Yine söz verdim, bu kez karımın karnındaki bebeğe verdim. Sence tutabilecek miyim?"
"Tutacaksın." Dedim dolu gözlerle başımı sallarken. "Bana verdiğin sözü tuttun." Beni abim büyütmüştü. O evde annem öldükten sonra bazen babam bile yoktu ve beni abim büyütmüştü.
Abimin omuzları çok az çöktü. Bir elini kaldırıp omzuma koyarak beni kendine çekip sarıldığında aynı tepkiyle kollarımı etrafına doladım.
Bu hayatta sözüne güveneceğim kişilerden biri de abimdi. O her sözünü tutardı. Ben daha bir bebekken bana bir söz vermiş ve elinden geleni yapmıştı.
Biliyordum, o kendi canından bir parçayı korumak için her şeyi yapardı.
🌊
Geçmiş.
Tufan üstüne örtülü olan yorganı biraz daha çekiştirdi. Başını iyice annesinin göğsüne yaslarken gözlerini kapattı. "Bebek beni del eyledi.." Annesinin parmakları kısacık saçlarında dolanırken gülümsedi. Duyduğu ses ona büyük bir huzur veriyordu.
"Anne," Kısık bir sesle sordu. "Del ne demek?" Zümra şarkısına ara vererek başını oğluna doğru eğdi.
"Uyumadın mı sen?" Her ne kadar azarlamak istesede oğlunun kahverengi gözleri ona izin vermiyordu.
"Çok güzel söylüyorsun." Her uykuya dalacakken gözlerini açıyor annesini dinlemeye devam ediyordu. Zümra onun bu sözleriyle gülümsedi.
"Del.." Nefesini vererek konuşurken turkuaz bakışları oğlunun yüzünde kaldı. "Perişan etti demek. Yani yaktı ciğerimi diye düşünebilirsin."
"Kötü bir şey mi bu?"
"Değil annem." Oğlunun daha çok küçük olduğunu bildiği için ona en uygun açıklamayı yapmaya çalıştı. "Bir annenin feryadı gibi düşün."
"Bir hikayesi var mı bu şarkının?" Zümra ağır ağır başını salladı.
"Duyduğuma göre bir genç adam bir kadını görmüş çok aşık olmuş." Sakin bir dille oğluna duyduğu hikayeyi anlatmaya başladı. "O kadar sevmiş ki, herkesi almış karşısına onunla evlenmiş." Oğlu iyice gözlerini annesinin yüzüne dikerken Zümra anlatmaya devam etti. "Yıllar geçmiş, kadın hamile kalmış.."
"Senin gibi!" Tufan heyecanla fısıldadı ve annesinin karnına elini yasladı. Bu yakınlarda bir kardeşi olacaktı. Ve dünyaya gelmesine çok az kamıştı.
"Benim gibi." Aynı heyecanla Zümra ona karşılık verdi. "Sonra göç etmek zorunda kalmışlar, yüklemişler tüm eşyaları develere yola çıkmışlar. Bebeklerinide bir beşiğe koymuşlar." Kederle devam etti. "Ama yolda bir bakmışlar bebek yok.."
"Yok mu?" Tufan merak içinde sordu. "Neredeymiş bebek?"
"Göç ederken farketmemişler, beşiğin ipleri çözülmüş bebek ormanda düşmüş.." Oğlunun yüzüne bakarken sesine acı erişti. "Ormanı aramışlar aramışlar, bir kuzgun görmüşler bebeğin yanında. Geç kalmışlar.."
"Ölmüş mü bebek?" Tufan dudaklarını büzerek sorduğunda Zümra başını salladı.
"Kurtaramamışlar, sonra annesi bu şarkıyı söylemiş o günden sonra dilden dile dolanmış." Tufan çocuksu aklıyla annesinin yüzünü izlerken bir ton şey düşündü. Hemen ardından bakışlarını annesinin karnına indirdi.
"Ben kardeşimi kaybetmem." Eli annesini karnını üst üste okşadı. "Onu hep korurum." Zümra duyduklarıyla sertçe yutkundu. Gözlerine yaşlar yavaşça akın ederken fısıldadı.
"Koru Tufan." Başka çaresi yoktu. Zümra hissettiklerini dile getiremedi. Tufan onu anlamadı. Ama hissetti.
"Koruyacağım." Öne uzanıp Zümra'nın karnına öpücük kondurdu ardından geri başını yerine yasladı. "Hem de herkesten."
"Ben de sizi koruyacağım benim güzel oğlum." Saçlarına öpücük kondurarak kokusunu içine çekti. "Hadi uyu, masal bitti şarkı bitti. Şimdi uyku vakti." Tufan iyice annesinin kollarına girerek gözlerini kapattı.
"Ben seni de korurum anne," Fısıldadı. "Bana güven. Büyüdüğüm zaman seni herkesten o adamdan bile koruyacağım." Tufan küçücük boyuna rağmen büyük sözler verdi.
Zümra için bu sözleri duymak dünyanın en güzel duygusunda farksızdı. İnandı. Oğluna sonuna kadar güvendi. Onu koruyaması bile kardeşini koruyacağını biliyordu. Çünkü oğlunun yüreğini tanıyordu. Vicdansızlığı tanımazdı, kötüyü bilmez acı vermeyi sevmezdi.
Tufan babasına benzemezdi.
🌊
Şimdiki zaman.
Hafsa Payidar.
Abimle konuştuklarımızdan sonra bir süre daha sohbet etmiştik. Hemen ardından kızlarla ve diğerleriyle vedalaşıp aşağı inmiştim. Bebeklerimizle birlikte arabaya binip eve gelmiştik. Bugün hem onlar hem biz çok yorulduğumuz için biraz uyumaları iyi olacaktı.
İkisininde karnını güzelce doyurmuştum. Yavuz mutfakta bizim için yemek hazırlıyordu. Zerda'lar da yemek yemiştik ama benim tekrar acıkmış olduğumu düşünüyordu ki az da olsa bir şeyler yemem konusunda ısrar etmişti.
Beşiğin yanına bir sandalye çekmiş oturmuş elimi çeneme yaslamış sessizce onları izliyordu. "Niye uyumuyorsunuz bakayım?" İkiside boncuk boncuk gözlerini bana dikmiş uykuyu reddediyordu. "Uyudunuz tabii tüm gün gece yine bizi nöbete dikeceksiniz değil mi?" Diye alay ettiğimde Yekta ayaklarını havaya kaldırarak homurdanır bir ses çıkardı.
Acaba beni anlıyorlar mıydı? Bazen öyle tepki veriyordular ki bu beni güldürüyordu. "İndir ayaklarını annem," İşaret parmağımla şakadan ayağını hafifçe aşağı ittim. "Çok ayıp."
İkisininde birbirinden aşağı kalır yanı yoktu. Zümra sağa sola debelenip duruyor Yekta'da huysuz sesler çıkarıyordu. "Şarkı söyleyeyim mi size?" İki kolumuda beşiğin üstüne yaslayıp çenemi üstüne yasladım. "Annanneniz ben huysuzlanınca bana hep şarkı söylerdi."
Aynı huysuz hareketlerine devam ettiklerinde ben bunu bir evet olarak algıladım.
"Bebeğin beşiği çamdan.." Diye fısıldadığımda ikisininde gözleri yüzümle buluştu. "Yuvarladı düştü damdan bey babası gelir şamdan.." Derin bir nefesle devam ettiğimde sesimin titrediğin farkında bile değildim. "Nenni nenni nenni nenni nenni nenni bebek oy.."
Yekta'nın göz kapakları yavaşça titreşirken kızımın gözlerine baktım. "Bebek beni del eyledi.." kocaman gözleri sağa sola dolanıp hep üstümde durdu. "Yaktı yıktı kül eyledi...her kapıya kul eyledi.." artık onunda kiprikleri yavaşça yanağına ulaşıyordu. "Nenni..nenni..nenni bebek oy.."
Sanırım işe yaramıştı. İkiside yavaş yavaş gözlerimin en derinine bakarak uykuya dalmıştı. Onlar uyuyunca bende susmuştum. Evlat sevgisi böyle bir şey olmuştu. Bir anne evladını nasıl sever ben onların sayesinde öğrenmiştim. Öyle ki birinin gözlerine bakarken diğeri kırılır diye korkup kızımdan gözlerimi alıp oğluma ya da oğlumdan gözlerimi alıp kızıma bakıyordum.
Birbirlerinden ayrı değil, birbirlerine sıkı sıkıya bağlı büyüsünler istiyordum.
Çenemi kollarımdan kaldırdığımda başımı kapıya çevirdim. Omzunu kapı kenarına yaslamış kollarını göğsünde kenetlemiş dolu gözleriyle beni izleyen Yavuz'u gördüğümde tuttuğum nefesimi verdim. "Yavuz?" Fısıltıyla sorarak ayağa kalktım. Yanağıma akan bir damla yaşı silip yanına yürüdüğümde omzunu kapıdan ayırdı.
"Sevdam." İç çekerek kollarını belime sardı.
"Hatırladın." Ellerimi onun kollarına koyarak konuştuğumda başını salladı.
"Unutmadım." Gözleri bir an için beşikte uyuyan bebeklerimize inerek aynı hızla yüzüme döndü.
"Unutmadın." Bakışlarına çöken keder orada bir süre kalacak gibiydi.
"Bu şarkıyı senden duymayalı aylar oldu." En son bu şarkıyı ona söylediğimde ertesi sabah Hafize hanımı kaybetmiştik. Yarasını deşmemek için bir kez daha ağzıma bu sözleri ulaştırmamıştım. Ama şimdi kendi elimde olmadan bebeklerimize bu şarkıyı söylemek istemiştim.
"Hatırlattıklarını sevmezsin diye,"
"Severim." Bir eli belimden ayrıldı ve çenemi parmakları arasına aldı. "En acı günümü bile güzelliğinle süslüyen senken, senin dilinden çıkacak bir şarkıyı sevmemem mümkün mü? Ayrıca o şarkı sana da bana da hatıra." Sakin bir dille devam etti. "Annelerimizden hatıra."
Kaçırdığım bakışlarım gözleriyle buluştu. Dudaklarımda yer edinen tebessümü sevdi. Baş parmağı usulca dudağımın kenarını okşadığında gözlerimi yavaşça kapattım. "Öyle." Bu konu da haklıydı. "Annelerimizden hatıra."
"Hadi gel." Sözleriyle gözlerimi açtım. "Kahvlatını et." Başımı sallayarak son kez çocuklara baktım ve hemen ardından onu peşinden takip ettim. Aşağı kata inerek mutfağa girdik.
"Ne yaptın?" Diye sorarak hemen yanında durduğumda ocağın üstünde kaynayan çorbanın kapağını açtı.
"Ağır bir şey olmasın dedim, çorba yaptım." Bana baktı. "Ama istersen başka-"
"Hayır." Şu an aç hissetmiyordum ve çorba gayet iyi bir seçenekti. "Yiyeceğim, kocam yapmış o kadar hiç geri çevirir miyim?"
"Şımartcakasın beni bende egolu egolu konuşmaya başlayacağım sonra yine şikayet edeceksin." Alayla gözleri dolabı işaret etti. "Hayde, kaseleri getir."
"Getireyim." Sağdaki dolaptan kaseleri çıkararak tezgaha bıraktım. "Hadi cilveli bey, çalış biraz." Sözlerimle gözlerine manidar bir bakış erişti.
"İyice kölen olduk karım?" Ben masanın etrafındaki sandalyeyi çektiğimde o da çorbayı kaselere dökmekle meşguldü.
"Eee Yavuz Payidar," Hayıflanır gibi konuştum. "Evlendiğin zaman bunları düşünmen gerekirdi, kimse sana evlilikten bahsetmedi mi?"
"Yok karım bahsetmedi." Doldurduğu kaseyi karşıma koydu. "Bahsetse bile umrumda olmazdı senle evlenmek varken başkasını dinleyecek kafama tüküreyim." Gözleri kaseyi gösterdi. "Hepsi bitecek."
Gülerek uzattığı kaşığı aldım. Onu kaseye daldırıp çorbadan bir kaşık alarak içtim. Gözlerimi kapatarak çok beğendiğimi belli eden bir sesin dudaklarımdan kaçmasına engel olamadım. "Kocamsın diye demiyorum, pek marifetli adamsın."
"Boş adam almadın karım," Kendi kasesini doldurarak hemen karşıma oturdu. "Kadrimi kıymetimi bil."
"Biliyorum ki," Çorbamı içerken ona gülümsedim. "Birtanecik kocam benim." Onu ne zaman övsem hoşuna gittiği için sırıtmaya başlıyordu.
"Öyleyim." Başını salladı. "Birtaneyim." Şımarık herif.
"Öylesin öylesin." Öyle tatlı bir hale bürünüyordu ki içimden sürekli onu övmek geliyordu. "Acaba tüm ev işlerini sen mi yapsan? Böylesine marifetli bir kocam varken ev işlerini yapmak bana düşmez. Hakkına girmiş olurum."
"Yaparım-" Hızla bana baktı. "Sen ev işlerini bana yüklemek için beni mi övüyorsun bana mı öyle geliyor?"
"Asla." Dedim. "Kattiyen, hiç yapar mıyım öyle şeyler? Ben tamamen senin elinin emeğini beğendiğim için-" Bir parça ekmek koparıp ağzıma tıkarak beni susturdu.
"Anladık karım anladık. Bu gece toz almak işi bende." Toz almaktan ne kadar nefret ettiğimi biliyordu. Gün içinde bebeklerle ilgilendiğimiz için genel olarak ev işlerini akşam bırakıyorduk.
"Boşuna demiyorum işte birtanecik kocam diye, elin değmişken çamaşırlarıda assan hiç fena olmaz?" Gülüşünü bastırmaya çalışarak başını salladı.
"Emrin olur karım." Lavaboyu gösterdi. "Bulaşıklar sende."
"Bende." Öne uzanıp yanağını öptüğümde haylaz çocuklar gibi güldü. Ardından çorbasından bir kaşık daha içerken bana baktı.
"Sınavlar ne zaman?" Sorusuyla gerçeğe döndüm. Yavuz'da bende boşta kalan zamanlarımızda sınavlara çalışıyorduk.
"Az kaldı." Düşünceli bir sesle konuştum. "Geçer miyim sence?" Heyecanla sordum. "Çok çalıştık Yavuz geçeriz değil mi?" Ben tıp fakultesine o da konservatuar sınavlarına katılacaktı.
Eğer başarırsak kazandığımız şansı değerlendirip dışarıdan okuyarak sınavları bitirip istediğimiz meslekleri yapacaktık.
"Geçeceğiz." Elini salladı. "Ben geçemesem bile sen hayli hayli geçersin, senin zekaya ben yetişemiyorum. Okul birincisi ben miyim sen mi belli değil?" Yavuz'un gözünde benim çalışmama bile gerek yoktu. Her konuyu çok iyi biliyor ve nereden soru sorarsa sorsun cevabını doğru biliyordum.
"Sende geçeceksin." Buna çok inanıyordum. "Hatta biz seni sahnelerde izleyeceğiz." Bu düşünce onu mutlu etti.
"Bu yaştan sonra sahneler mi çıkacağım?"
"Allah Allah," Kaşlarımı çattım. "Ne varmış yaşında?"
"30 olduk karım." Bir şeylere geç kalmış hissediyordu.
"Olduysan oldun, hâlâ ultra karizmatik bir adamsın." Biraz onu övsem bence hemen kendine gelirdi. "Hem bana bir sözün var unuttun mu? Hayallarimizi gerçek yapacağız."
Bakışlarında bir şeyler parladı. Çok az başını salladı. "Hatırlıyorum." Benim için bile bu hayalini yarım bırakmazdı. "Kazanalım şu konservatuarı, sen iste yeter sahneye bile çıkarım." Gitar üstünde çok ustalaşmıştı.
Artık çalamadığı besteleri bile çok iyi çalıyordu. Ara sıra bize de bir şeyler çalmayı ihmal etmiyordu. Zümra ve Yekta bunu çok seviyor olacak ki hiç şikayetçi değildi aksine ne zaman Yavuz'un gitarının sesini duysalar yüzlerinde gülüşler açıyordu.
En az benim kadar bebeklerimde babalarının muziğine aşıktı. Ve Yavuz muziğe fazlasıyla bağlıydı. Bu onun hayaliydi.
Gerçek yapmalıydı.
🌊
Yazar.
"Bak." Devran bisikletin önünü sıkıca tutarak ayağını pedala hafifçe bastırdı. "Ayağını buraya koyup çevireceksin." Özlem'e baktı. "Sakın korkma bırakmayacağım."
"Tamam." Özlem ön kolları sıkıca tutarak içine derin bir nefes çekti.
"Devran dikkatli ol." Dedi Narin endişe içinde.
Birkaç gün önce Özlem bisklete binmeyi öğrenmek istediğini söylemişti. Devran bunu duyar duymaz durmamış kızına pembe renkte güzel bir bisiklet almıştı. Bunu yaparken sadece kızına değil Narin'e ve kendisine de bir bisiklet almıştı. Sadece gençlik yıllarını hatırlatmakla kalmamış o anları tekrar yaşamak istemişti.
"Merak etme." Devran ona bakmadan neşeyle konuştu. "Hadi bas ayağını." Özlem tuttuğu nefesiyle birlikte ayağını pedala bastı.
"Gözünü önünden ayırma." Bisiklet yavaşça hareket ederken Özlem neşeyle güldü ve pedalları çevirmeye devam etti. "Sürüyorum!" Bağırdı ve korkuyla ön kolları daha sıkı tuttu. "Sakın bırakma!"
"Bırakmıyorum kızım!" Devran aynı gururla seslendi. "Hadi devam." Narin arkadan ikisini izlerken bu hallerine gülmeden edemedi. Özlem bakışlarını kısa bir an ayaklarına inidirip geri önüne baktı.
"Bak sürüyorum, görüyor musun? Anne bak!" Heyecanla bağırdığında Devran onun bu hellerine güldü.
"Helal benim kızıma!" Güç veren sesi kızına destek oldu. "Şimdi bırakacağım çok hızlı gitme yavaş tamam mı? Önüne bak çevir." Özlem hızla başını salladı.
"Tamam ama uzaklaşma," Devran biraz daha onun sürmesine izin verdi. Ardından yavaşça bıraktı. Özlem bisikleti sürmeye devam ederken kocaman bir gülüşle bağırdı.
"Oldu baba!" Sesinde hiç olmadığı kadar büyük bir özgüven vardı. "Sürüyorum- baba!" Telaşla seslendi. "Nasıl durduracağım?!"
"Lan!" Devran anında korkuyla bağırdı.
"Devran!" Narin kocaman gözlerle koşar adım Devran'ın yanına ulaştı. "Sakın öğretmedim deme!"
"Öğretmedim, freni öğretmedim sakın durma!" Vakit kaybetmeden hızla Özlem'in peşine takıldı. Narin'de aynı hızla onları takip etti. Ama Özlem kapılıdığı telaşla birlikte duvara bodoslama daldı.
"Özlem!" Narin korku içinde bağırdığında Özlem çok sert bir düşüş yaşamayarak bisikletle birlikte yere düştü.
"Babam," Devran yüreğinden taşan korkuyla hızla Özlem'in yanına ulaşıp aşağı eğildi. "İyi misin?"
"Annem?" Narin yanlarına varır varmaz kendini dizlerinin üstüne bıraktı. "Bak bakayım gel," Onu iyice dikelttiklerinde Özlem dişlerini sıktı.
"Dirseğimi çarptım!" Gözleri dolu doluydu.
"Bakayım," Devran nazikçe onun derisi soyulan dirseğine baktı. Ardından derin bir nefes soludu. Gözleri başka bir yara var mı diye deli gibi kızının üstünde dolandı.
"Acıyor mu?" Narin endişe içinde sordu. "Söyle annem başka bir yerin acıyor mu?"
"Hayır." Özlem hızla başını iki yana salladı. "Süremedim!" Burnunu çekti. "Bisikletide mahvettim!"
"O nasıl söz babam?" Devran onu kolları arasına çekerken gözlerini sıkıca kapattı. "Benim hatam kendimi kaptırdım, freni öğretmeden bıraktım seni. Bisikleti dert etme senden değerli değil," Başını geri çekip kızının yüzüne sayısız öpücükler kondurdu. "Bak bana duydun mu? Senden önemli değil."
"Evet annecim." Narin onun yüzüne doğru eğilerek gülümsedi. "Sen iste yenisini alırız, söyle başka bir yerin acıyor mu?"
"Acımıyor. Ama binmeyeceğim bir daha!" Somurtarak omuz silkti. "Öğrenemedim işte!"
"Allah Allah," Narin çantasından çıkardığı yara bandını açıp kızının dirseğine yapıştırdı. Daha sokağa çıkmadan her ihtimale karşı yanına yara bandı almıştı. "Ben kaç kez düştüm biliyor musun sen?" Özlem dolu gözlerle önce koluna sonra annesine baktı.
"Kaç kez?"
"Oho." Devran buruk bir ifadeyle kızını izledi. "Tam 17 kez."
Özlem bakışlarını babasına çevirdi. "Sen nereden biliyorsun?"
"O öğretti." Narin o anları hatırlayarak konuştu. "Bana bisiklete binmeyi baban öğretti."
"En sonunda dur diye yalvarmıştım da durmamıştı. Tam üç kez duvara altı kez de ağaca daldı. En sonunda bir yerini kıracak diye korkmuştum." Yanındaki kadına çevirdi başını. "İnatçı kadın."
"Sende alıp getirip bisikleti önüme koymasaydın." Omuz silkti. "İstediğimi alamadan durmam ben bilmiyor musun?"
"Bilirim fındık burunlu bilirim. Bana kök söktürmüştün resmen." Özlem meraklı gözlerle onları izlerken ellerini yere bastırıp doğruldu. Kenardaki bisikletine baktı.
"Tekrar binmek istiyorum." Ellerini uzatıp bisikletini doğrulttu. "Hadi!"
"Annem, biraz dinlensen?" Narin şu an için bu durumu pek uygun bulmuyordu. "Ne dersin?"
"İyiyim ben." Özlem dirseğini gösterdi. "Hem sen sardın yaramı, hadi binelim!"
"Sen onu ver bakayım bana," Devran kızının ellerinden nazikçe bisikleti alıp onun dayama çubuğunu açarak yan yasladı. Ve aşağı eğilip kızını kucağına aldı.
"Ya baba!" Özlem inatla kaşlarını çattı. "Ben bisiklete binmek istiyorum!"
"Bineceğiz kızım." Yerde oturan Narin'e elini uzattı. "Geliyor musun gönlümün sultanı?" Narin azarlar bakışlarla ona baktı. Ardından elini tutarak doğruldu.
"Ne var aklında?"
"Bir hayalimizi gerçek yapmak." Narin'in elini sıkıca tutarak kendi bisikletlerine doğru yürüdü.
"Benim bisikletim orada kaldı, nasıl bineceğim?"
"Bineceksin kızım." Devran kendi bisikletini yanına varır varmaz Özlem'i Narin'in kollarına uzattı. Hemen ardından bisiklete bindi. Gözleriyle önünü işaret etti.
"Otur." Narin anlamsızca gözlerini kırpıştırdı.
"Ne?"
"Otur." Devran'ın sesi bu kez netti. "Hatırlıyor musun sana verdiğim sözü? Bir gün çocuğumuzla birlikte seninle bisiklete bineceğim demiştim." Umutla fısıldadı. "Hadi otur."
Narin bir an bisklete baktı. Ardından kollarında tuttuğu kızına. Uzun zamandır içine gömdüğü bir sürü hayali yavaş yavaş gün yüzüne ulaştı. Devran'ın dediğini yaparak bisiklete bindi. Sırtı Devran'ın göğsüne yaslıyken, Devran ellerini öne uzatıp ön kolları tuttu.
"Koy ellerini babam ellerimin üstüne." Özlem neşeyle gülerek ellerini uzatıp Devran'ın ellerinin üstüne koydu. "Hazır mısınız?" Ayaklarından biri pedala yaslandığında Narin yanağına akan bir damla yaşı umursmadan kızıyla birlikte aynı çocuksu heyecanla bağırdı.
"Evet!" Devran küçük bir baş sallamayla yerdeki ayağını çekti ve pedala basarak onları çevirmeye başladı. Bisiklet sürmeyi asla unutmamıştı. Rüzgar yüzüne çarparken çenesini Narin'in omzuna yaslayarak pedallara daha sıkı baskı uyguladı.
"Daha hızlı!" Özlem onun ellerine sıkıca tutunurken Narin'de kızını kollarında sıkı sıkıya tutmuştu. Devran kızının istediğini yaparak hızına hız kattk. Ardından nefesi Narin'in yanağına çarptı.
"Seni seviyorum fındık burunlu, bunu biliyorsun değil mi?" Narin çok az başını omzuna çevirdiğinde dudaklarında yer edinen tebessüme engel olamadı.
"Biliyorum düşmanın oğlu." Kuruyan dudaklarını ıslattı. "Bende seni seviyorum." Devran bir an duracak gibi oldu ama dengesini sağladı. Kalbi göğsünde hızla çarparken sıcak nefesi Narin'in yanağına ulaştı.
Hiç unutmayacağı bir an seneler sonra yine aklına kazındı.
🌊
Hafsa Payidar.
6 ay sonra.
"Ba-ba." Dedi Yavuz bir kez daha kızımızın yüzüne bakarak. "Hadi da kızım, ba-ba." Sırtını yatak başlığına yaslamıştı. Dizlerini kendine çekmiş Zümra'yı da karnına oturtmuştu.
Bende hemen onun yanında aynı pozisyonda Yekta'yı tutuyordum. "Ya da An-ne." Oğlumun masmavi gözlerine bakarak gülümsedim. "Ha annem? An-ne?" Artık yavaş yavaş sesler çıkarmaya başlıyordular. Ama hâlâ anne baba demiş değillerdi. Doktorumuz bu arafelerde konuşmaya başlayacaklarını söylüyordu.
O yüzden ikimizde epey heyecanlıydık. Yekta dediklerimi hiç sallamadan göğsüme uzandığında dudaklarımı büzdüm. "Annem, benim güzelim, yoruldun mu?" Diye alay ettiğimde yüzünü iyice bana gömdü. Bu hallerine alışıktım. Kızım da oğlum da büyüdükçe daha fazla kucak arar bir hale gelmişti. İkisinide bırakamıyorduk.
Zümra ağzından çıkardığı neşeli bir sesle ellerini Yavuz'un göğsüne vurdu. "Ba.." Onun gömleğine minik tırnaklarını batırdı. "Baba!"
Anında Yavuz ile birbirimize baktık. Onun da benim de gözlerimde şok yer edindi. "Ne?" Yavuz yutkunarak kızımıza döndü. "Bir daha de bakayum? De babam. Söyle." Onu daha yakın tuttu. "Baba mı dedin sen?"
"Ba-ba!" Neşeyle ellerini çırptığında Yavuz'un gözlerinin dolduğuna şahit oldum. Kızımızın ağzında duyduğumuz baba kelimesi kalbimi hızlandırdı.
"Baban sana kurban!" Yavuz onu göğsüne çekip sarılıp öpmeye başladı. "Baban sana kurban, kurban olurum sana benim gül kızım!" Hızla bana baktı. "Hafsa baba dedi," Sesi şokun etkisiyle afalladı. "Hafsa kızım bana baba dedi."
"Dedi." Dedim dudaklarım titrerken nefes nefese. "Annem," Elini tutup öptüğümde neşeli bir bakışla başını yana eğdi. Yekta başını göğsümden kaldırıp uzun kirpikleri arasından bana baktı. Ağzındaki emzik aşağı kaydığında ellerini göğsüme bastırdı.
Sanki olan biteni anlamaya çalışır gibiydi. "Duydun mu annem?" Fısıldadım. "Baba dedi."
"Fırlamam." Yavuz Zümra'yı Yekta'ya doğru gösterdi. "Bak kardeşin baba dedi." Yekta anlamaz bakışlarla bir ona bir bana baktı.
"Annem.." Küçücük saçlarını nazikçe okşadım.
"An.." Saçlarıma uzanmaya çalıştı. "Anne." Daha bir şoku atlatamadan ikinci şokla karşı karşıya kaldım. "Anne mi dedi?" Telaşa karışık ifademle hızla dizlerimin üstüne doğru hareket ettim. "Anne mi dedin oğlum sen?"
"Yekta'm." Yavuz benim gibi öne eğilirken Zümra'yı sıkıca tuttu. "Bir daha de babam, hadi."
"An-ne.." Kendi halinde saçımla oynarken keyifli bir sesle ayaklarını aşağı itti.
"Annem." Onu iyice göğsüme çektiğimde ardı ardına gözlerimden birkaç damla yaş aktı. "Ölürüm size annem.."
"Konuşuyorlar, Hafsa." Yavuz hayretler içinde fısıldarken yüzüme bakakaldı. "Konuşuyorlar."
Kocamında dediği gibi. Kızımızda oğlumuzda ilk bugün ağzında anne ve baba kelimesini telafüz etmişti. Oğlumuz anne derken kızımız baba demeyi seçmişti. Onlar ikiside bugün bizi büyük bir şokun altına bırakmıştı. Ağızlarından çıkan dört hariflik kelimeler en derinden kalbimize kazınmıştı.
Ve o günden sonra artık sık sık anne ve baba demeye başlamıştılar. Sadece bununla sınırlı kalmamış bazı kelimeleride öğrenmiştiler.
Artık bir yaşlarını geçip tam bir sene 3 aylık olduklarında yürümeyede başlamıştılar.
"Hadi annem." Yavuz'un yanında yere oturmuştum. Zümra ve Yekta salonun bir ucunda yere oturmuştu. Yekta keyfine düşkün halleriyle yere uzanmış sağa sola dönerken Zahir abide onun yanına yatmıştı.
"Kız bu çocuk niye yerlerde sürünüyor ben anlamıyorum." Zerda kucağında oğlunu tutarken meraklı gözlerle bana baktı. Aylar çok tatlı oğullarını kucaklarına almıştılar. İsmini bile koymuştular.
Polat.
Abime çok benziyordu ama gözlerinin yeşilliği aynı Zerda'dan bir hatıraydı. "Dayıcım." Dedi abim Zerda'nın yanında yere oturmuş. "Hadi kaldır poponu yerden de gel!" Birkaç hafta önce adımlar atmaya başlamıştılar. Ve giderek bu işte daha iyi bir hale geliyordular.
Zümra ellerini yere bastırıp ayağa kalkarak tekrar aynı yere düştüğünde Yavuz nefesini verdi.
"Kızım kalkarken fırlamayıda çek, kalkacağı yok bu çocuğun." Yekta keyifle yerde sürünüp Zahir abinin saçına asıldı.
"Ula bok yiyenun oğli." Zahir abi onu nazikçe saçından ayırıp ellerine alarak havaya kaldırdı. "Ne isteyisun saçumdan?
"Zahir bok yiyenin oğlu deme çocuğuma." Yavuz gözlerini kısarak ona baktı. "Babası benim!"
"Saa demedum ki ben oni, lafın geluşi!" Zahir abi Yekta'yı karnına oturttu. "Tombik yanak."
"Nasıl kilo almış." Ceylan Zahir'in hemen yanına yere uzanmıştı. "Bal çocuk, ha Yekta'm ha teyzem? Bal çocuksun değil mi sen?" Hafifçe doğrulup Yekta'yı öpücüklere boğduğunda Yekta'nın keyifli gülüşler hepimizi güldürdü.
Zümra sonunda ayakları üstüne kalkıp bize doğru baktığında Devran boynuna asılı kamerayı kaldırdı. "Yeğenim!" Tek gözünü kapatarak onu yüzüne doğru kaldırdı. "Amcan kurban, buraya bak!" Zümra şaşkın şaşkın ona baktığında Devran düğmeye basarak kızımın ayakta durduğu bir fotoğraf çekti.
"Daha sonra onu bana vermeyi unutma!" Dediğimde başını salladı.
"Merak etme gelin hanım, vereceğim."
"Annem," Zümra'ya dönerek kollarımı uzattım. "Gel hadi," Zümra minik adımlarla öne yürüdüğünde yanımda oturan Yavuz güldü.
"Geliyor!" Aynı benim gibi refleks olarak ellerini öne uzattı. "Hadi babam, hadi gül kızım." Zümra yanımıza ulaşıp kendini kollarımıza bıraktığında Süleyman gülmeden edemedi.
"Aktör olur bu kız demedi demeyin." Zümra'yı kollarıma çekerek öpücükler kondurduğumda Yekta başını omzuna eğdi. Zahir'in kollarından inmeye çalışan bir şekilde çırpındı. Önce ne olduğunu anlamadık ama Zahir onu yere bıraktığı an dikkatle ayağa kalkıp yanımıza adımladığında güldü. Ağzında hareket eden emziğiyle ve altındaki beziyle tam olarak ısıracağım bir tatlı gibiydi!
"Anlaşıldı." Yavuz'un sesinde saf sevgi vardı. "Bu çocuk keyfinden yürümüyor." Tıpkı Zümra gibi gelip yanımıza oturan Yekta kendini sırt üstü yere bıraktığında abim gülerek onun ayağını yakalayıp yanına çekti.
"Bu çocuk tüm ilgiyi kendine istiyor, ha dayım?" Aşağı eğilip onun karnını öptüğünde Yekta kıvıranarak güldü. İkisininde saçları uzadığı için daha tatlı bir hale gelmiştiler. Zümra'nın kısacık kahverengi saçlarını tokalarla toplamıştım.
O kadar güzel bir kız çocuğuydu ki ne yapsak yakışıyordu.
"Bak babam," Yekta'yı kollarına alarak Polat'a gösterdi. "Abin tembelin önde gideni." Polat daha küçücük bir bebek olduğu için yeşil gözleriyle abime bakmaktan başka bir şey yapamıyordu.
"Neresi tembelmiş benim yeğenimin?" Karaca Yekta'nın yanaklarını sıkarak alt dudağını öne çıkardı. "Neren tembel senin?" Yekta kollarını ona uzattığında abimden kurtularak Karaca'nın kucağına geçti.
Karaca'yı çok seviyordu. Hepimizi seviyordu ama ne zaman Karaca'yı görse ilk onun kollarına gitmek istiyordu. "Bak bak," Süleyman kolunu Karaca'nın omuzlarına sararak Yekta'nın yüzüne eğildi. "Sevgilimden uzak dur, abimin oğlu demem duydun mu?"
Yekta neşeyle ellerini Karaca'nın yanaklarına koyduğunda Karaca onun burnuna küçük bir öpücük kondurdu. "Gördüğüm en yakışıklı erkek."
"Bence benim." Süleyman gözlerini kıstı. "Bu gördüğün en yakışıklı ikinci erkek olabilir ilk benim."
"Hiçbiri değul." Zahir abi homurdandı. "En yakışıkli erkek abisi." Nihayet Zahir abi Süleyman ve Karaca'yı kabullenmişti ama bu onlara rahatsızlık vermediği anlamına gelmiyordu.
Aziz abi kolunu Zerda'nın omuzlarına sararak abimin kucağındaki yeğeninin yanağından ufak bir makas aldı. "Baksana Zerda, bana benzemiyor mu her geçen gün?"
"Bok benziyor." Abim savunmacı bir sesle oğluna sevgiyle baktı. "Oğlum anasına benziyor. Yeşil yeşil." Onun alnına bir öpücük kondurarak gülümsedi. Aylar önceyi hatırladım. Bana nasıl korktuğundan bahsetmişti. Oysa şimdi oğlunu sıkı sıkı sarmalamış asla bırakmamak üzere bir dağ gibi yanındaydı.
Zerde ve abim harika iki evebeyn olmuştu. Çocuklarına verdikleri sevginin haddi hesabı yoktu. Sanırım bizim çocuklarımız aile konusunda çok şanslıydı ve ben bunun için çok mutluydum. Onlar bizim acılarımıza benzer acıları tanımayacaktı.
"Baba!" Zümra Yavuz'un üstüne tırmanarak gözlerini yüzüne çıkardı. "Çeçe!"
"Ne babam?" Yavuz başını omzuna eğerek onu kollarına aldı. "Çeçe!"
"Çeçe ne kızım?" Afallayarak hızla bana döndü. "Ne istiyor Hafsa?'
"Bende anlamadım ki," Zümra'ya doğru eğildim. "Annem, ne istiyorsun?"
"Çeçe!" İkimizde uzaylı görmüş gibi birbirimize bakmaya başladık. Bazen kelimeleri doğru telafüz edemiyordular ve o zaman ne dediklerini anlamıyorduk. Zümra başını Cafer'e çevirerek kollarını ona uzattı. "Çeçe!"
"Ula çocuk amca diyi." Cafer boş bir sesle bize kızarak Zümra'yı aldı. "Ufacuk çocuğun dilinden de anlamayisiz, he çeçem söyle?" Zümra Cafer'in kollarına gider gitmez kolundaki saate ellerini uzatıp çekiştirdiğinde şaşkın şaşkın ona baktık.
"Abi bence seni değil saatini sevmiş." Süleyman gülememek için zor durdu. "Dikkat et seni dolandırmasın."
"Sus ula." Cafer başını eğip kucağında oturan Zümra'ya baktı. "Sakun baa benzeme. Bir dolandurci daha bu aileye fazla."
"Sana benzeme ihtimali yüksek." Nisa alt dudağını içeri kıvırarak Cafer'in bileğini ağzına götürmeye çalışan Zümra'ya baktı. "Baksana altın bir şey gördü mü dayanamıyor," Diğerleri gülüşürken Zümra'nın saçlarını geri itekledim.
"Annem yenmez o."
"Hafsa eve misafirliğe gidunce çocuklarina etme annem diyen anlara döndun iyice," Zümra'yı bana uzattı. "Al kızuni bileğumi yiyecek!" Gülerek Zümra'yı ondan aldım.
"Gel annem," Zümra ellerini birbirine vurarak etrafa bakındığında bu kez gözüne Devran'ı kestirdi.
"Çeçe!" Diye tekrar bağırdığında Devran güldü.
"Gel amcam gel," Ellerini öne uzattığında Zümra'yı nazikçe ona verdim. "Saat mi istiyorsun sen? Ben alırım." Onu havaya kaldırdığında Narin kolunu çimdikledi.
"Çocuğu kaldırma öyle." Uyarıyla konuştu. "İndir." Devran onun sözüne uyarak hızla Zümra'yı aşağı indirdi.
"Anne." Dedi Özlem. "Zümra'yla Yekta ne zaman büyüyecek?" Ardından Zerda'ya baktı. "Polat ne zaman büyür? Ne zaman birlikte oyun oynarız?"
"Evet." Dedi Ayşin yerde kayarak abimin yanına yaklaşıp parmağıyla Polat'ın yanağını okşayıp. "Ne zaman büyüyecekler? Ne zaman oyun oynayacağız hep birlikte?"
"Büyüyecekler annem." Narin kızının sarı saçlarını okşarken tebessüm etti. "Bir büyüsünler sizde bol bol oyunlar oynarsınız?"
"Oyun mu oynamak istiyorsunuz siz?" Diye sordu Yavuz. Özlem hevesle başını salladı.
"Evet abi, hep birlikte top oynasak ya?"
"Oynayalım benim güzelim." Devran gözlerini teker teker üstümüzde gezdirdi. "Hadi," Hepimizi ikna etmeye kararlıydı. "Sizde geliyorsunuz, top var mı bahçede?" Özlem'le birlikte ayağa kalkarken Zümra'yı büyük dikkatle kollarıma bıraktı.
"Var." Yavuz aynı hızla yerden kalktı. "Emin misin oynamak istediğine? Sonra kaybedince ağlama."
"Kim ulan?" Güldüğünde hakaret yemiş bir hali vardı. "Ben mi kaybedeceğim sen mi? Unuttun galiba seni beş sıfır yendiğim o maçları,"
"Yaşlandın Devran Payidar."
"Bana diyene bak." Zahir'e baktı. "Kalk sen benim takımımdasın."
"Bak nasi bileyi en iyi oyuncuyu," Zahir abi ellerini yere bastırıp kalktığında beni gösterdi. "Hafsa'yi da alalum, çok iyi oynayi."
"Abi," Gülerek Zümra'yı kollarıma çektim. "Çok isterdim ama çocuklarıma kim bakacak??"
"Bırak onlarda oynasın." Abim kaşlarını kaldırdı. "Baksana yeğenim yerlerde sürünmeye zaten bayılıyor." Yekta Karaca onu yere bırakır bırakmaz sırüstü yatmış elindeki oyuncağını kemiriyordu.
"Abi olmaz torp çarpar,"
"Yerler toz." Dedi Yavuz.
"Bir yerleri çizilir,"
"Düşerler, daha küçükler."
"Ula tamam." Cafer şaşkın şaşkın gözlerini kırpıştırdı. "Bişi demeduk, yeğenlerume ben bakarum oynayun siz." Ayşin'e baktı. "Dimi babam, bakaruz biz?"
"Bana bakma baba," Ayşin çoktan ayağa kalkarken kendini gösterdi. "Ben top oynayacağım!"
"Hayde," Cafer gözlerini Nisa'ya çevirdi. "Bizim kızın futbola böyle meraklı olduğunu baa söylememiştun."
"Seviyor." Nisa kızını fazlasıyla iyi tanıyordu. "Hatta eskiden kaldığımız mahallede her maçı kazanırdı."
"Çocuklarda beni takımdan atmıştı!" Hâlâ onlara kinli bir sesle konuştu. "Onlar kötü oynuyorsa bu benim sorun mu?"
"Değul babam." Cafer kaşlarını çattı. "Kimmuş o çocuklar söyle baa gidip bir maçta ben oynayayum-"
"Cafer." Nisa tebessümle gözlerimi genişletti. "Çocuğa böyle şeyler öğretmiyoruz değil mi?"
"Yoo öğreteyuruz." Hiç geri durmaya niyeti yoktu. "Kimse benum kızima tek laf edemez." Ayşin'i korumaya devam ettikçe Ayşin'in yüzündeki o gülüşün genişlediğini hisettim. Cafer'in yanına ulaşarak arkadan kollarını boynuna doladığında Cafer'de aynı şekilde ellerin onun kollarına koyarak karşılık verdi. Nisa ikisini izlerken öylesine mutluydu ki gözlerinde gördüğüm o ifade her şeye değer bir şekildeydi.
"Ben bu kez katılmayacağım Valla." Abim Polat'ın yanağına öpücük kondurup onun sırtı göğsüne yaslı olacak şekilde tuttu. "Oğlumu bırakamam."
"Bence sen oyna," Zerda Polat'ı nazikçe ondan alıp göğsüne yaslarken gülümsedi. "Bizde seni izleyelim."
"Öyle mi diyorsun?" Bir oğluna bir karısına bakarken huzurla fısıldadı. "Sen öyle diyorsan öyle olsun. Polat'ım izle baban bunlara sahanın tozunu yutturacak?"
"Hadi." Nisa ayağa kalkarken beraberinde Cafer'e elini uzatıp onu da yukarı çekti. "Bizde oynayacağız. Madem kızımız bu kadar çok istiyor?"
"O zaman çocuklar bende." Karaca Yekta'yı tekrardan kollarına alarak doğruldu. "Sen?" Süleyman'a bakarak sorduğunda Süleyman sakin bir tebessümle başını salladı.
"Sen nereye ben oraya güz yarası," Karaca'ya ara sıra böyle seslenmeyi seviyordu. "Hadi yenge," yanıma gelerek Zümra'yı kollarımdan aldığında kızıma tutuşum gevşedi ve almasına izin verdim. "Senin marietini biliyoruz, oynamasan olmaz hem sen olmadan bunlar kaybeder." Gözlerim elimde olmadan çocuklarımızda kalsa bile Yavuz'un bana el uzatmasıyla karşı koyamayacağımı anladım.
"Hadi güzel karım," Alayla konuştu. "Seni karşımda görmeyeli uzun zaman oldu?"
Bu adam her durumda benimle uğraşmaya bayılıyordu.
"Yine yenilmek mi istiyorsun, Yavuz Payidar?" Elim onun eline tutunduğunda beni tek bir hareketle yukarı çekti. Diğerleri çoktan arka bahçeye yürürken ellerim refleks olarak onun göğsüne yaslandı. Bakışları dudaklarıma kaydığında sıcak nefesi yüzüme ulaştı.
"Ben sana hep yeniliyorum, Hafsa Payidar." Gerçekten yenilmiş bir adamın edasına sahipti. Avucumun içinde hızlı çarpan kalbi benim vücudumda karşılık buldu.
"Öyle mi?" Aynı onun gibi kısık bir sesle fısıldadım. "Yeniliyor musun?"
"Hep." Göğsü kalkıp indiğinde bunu hissettim. "Hep yeniliyorum, bir sana. O yüzden istediğin kadar kazan ben sana direnemem. Sana karşı bir savaş veremem." Boştaki eli göğsündeki elimin üstüne kapandı. "Ama belki birkaç gol atabilirim artık onu da mazur gör?" Bilmiş bir gülüşle omuz silktim.
"Kaybedeceksin." Maçı kazanmaya çok kararlıydım. "Şimdiden sana soğuk bir su getirelim."
"Kazanırsam seni öperim." Dediğinde sesinde istek vardı. Madem bunu istiyordu.
"Öpersin öpersin," Parmak uçlarıma çıkarak yanağını öptüm. "Hadi koş, gidelim sana şu maçı kaybettirelim." Öpücüğümden dolayı afallayarak bana bakarken elimi göğsünde çekerek kapıya yürüdüm.
"Bana ne yaptığını çok iyi biliyorsun!" Diye bağırdı arkamdan. Onu bilerek öptüğümü anlamıştı. Eli ayağına dolaşmaya başlamıştı. Böylesine karman çorman bir haldeyken öyle çekici gözüküyordu ki maçı kazanmaya gerek yoktu kaybetse bile onu öpecektim.
Bahçeye çıkar çıkmaz abimlerin çoktan yerini aldığını gördüm. Yere taşlar koyarak kale yapmıştılar. Bahçemiz büyük olduğu için hiç zorlanmdan oynayabilecektik. Neyseki güllerimiz uzaktaydı topların onlara ulaşıp kırmasını istemezdim. "Evet!" Abim son taşı koyarken hevesle bağırdı. "Kim kim?"
Zerda kucağında Polat'la birlikte kenardaki masanın etrafında olan sandalyelerden birine oturmuştu. Süleyman ve Karaca yan yana oğlumu ve kızımı kucaklarına aldığında ikisininde merakla bizimkileri izlediğini gördüm. Ne olup bittiğini merak eden bir halleri vardı.
"Hafsa, Zahir, Ceylan, Özlem, bende." Devran konuşarak omuz silkti. "Kızımı sizin takıma kaptırmam." Narin'e baktı. "Müstakbel karım gelir misiniz şöyle?"
"Ne?" Narin anlamayarak gözlerini kırpıştırdı. "Bende mi oynayacağım?"
"Evet anne!" Heyecanla bağıran Özlem hızla Narin'in elini yakaladı. "Hadi bize katıl!"
"O zaman Cafer, Nisa, Ayşin, Yavuz bende." Dedi abim ve Yavuz'a baktı. "Gel bakalım damat, bir işe yara."
"Kaybetmemize sebep olmada," Yavuz söylene söylene abimin yanına yürüdü. Abim onu es geçerek Aziz abiye baktı. "Gelmiyor musun sen?"
"Yok oğlum," Aziz abi Zerda'nın yanına geçti. "Ben yeğenimle oturacağım." Polat'a ne kadar bağlı olduğunu anlamak zor değildi.
Bende Devran'ların yanına geçtim. Abim ayağının altına aldığı topla Süleyman'a baktı. "Başla oğlum hakem sensin!"
"Abi ben çocuk bakıyorum ya!" Yekta'yı omuzlarına oturturmuştu oğlumda bu durumdan hiç şikayetçi değildi Süleyman'ın kafasına ellerini vurmakla meşguldü.
"Oğlum vurma amcanın kafasına!" Dediğimde Yekta keyifle gülüp Süleyman'ın saçlarını çekiştirdi.
"MaşAllah." Süleyman acıyla afalladı. "Elide pek küvettli ya, amcam saçım o benim-" Yekta hiç umursamadan daha fazla çekince Süleyman gergince güldü. "Tamam küçük Yavuz abi, sustum. Git gite sana benziyor abi bu inat aynı inat!"
"MaşAllah o zaman aslanıma!" Yavuz benim aksime gururla konuştu.
Anında sert bakışlarımı yüzüne diktiğimde oğlumuza 32 diş sırıtan ifadesi yavaşça söndü. "Oğlum," Dedi şakacıktan kızmış gibi. "Bırak amcanın saçını çok ayıp." Yekta onun dediklerini muhtemelen anlamayarak kendi halinde devam ederken Zümra'da uslu uslu Karaca'nın kollarında biberonundan su içiyordu. İkisininde keyfi yerindeydi.
"Sağol abi ya," Süleyman Yekta'nın çekişleriyle başını hafifçe geri yatırdı. "Bu çocuk yüzünden kafamın ortası erken kelleşecek!"
"Hadi hadi, ne çok konuşuyorsunuz oğlum siz?" Abim topu Cafer'e yolladı. "Başla!"
Ve onun tek sözüyle çoktan maça başlamıştık. Cafer'den topu almak zor olmadı. Kaleci olduğu için topu kendi takımından birine fırlattı. Bu Nisa oldu ama topu kaybetmeleri uzun sürmedi. Nisa'dan topu alır almaz Devran'a fırlattım. Pası büyük bir ustalıkla yakaladığında yüzünde kendinden emin bir ifade vardı. Ayrıca hiçte kötü oynamıyordu. Yavuz ile karşı karşıya geldiğinde Yavuz pür dikkat topu almaya odaklanmıştı.
"Ulan 40 yaşında adamsın nasıl hâlâ bu kadar iyisin sen!" Ayağını uzatıp topu almak istediğinde Devran sağa kaçarak ondan kurtuldu.
"Demek ki yaşlılık yaşa bakmıyor paşam!" Ayşin karşısına çıkınca Yavuz'ların aksine ona karşı daha nazik bir tavırla hareket edip hemen yanından geçti. Ayşin oflayarak onun peşine düşerken, abim karşısına çıktı. Ama Devran öyle bir hızla abimi es geçti ki şaşırdım desem yeriydi. Gerçekten çok iyi oynuyordu.
Cafer kalede durduğu için çoktan gelecek şuta hazırdı. Devran çektiği şutla beraber dengesini sağladı. Top havada uçarak Cafer'in üstüne ilerlediğinde Cafer topu tutacağına sağa kaçmıştı.
"Cafer ne yapıyorsun!" Diye bağırdı abim ama Cafer şaşkın şaşkın bir topa bir Devran'a baktı.
"Ula gül gibi suratuma niye top yollayisin sen!"
"Cafer sen gerizekalı mısın?" Yavuz öfkeyle onun üstüne yürüdü. "Gol yedik hıyar! Hani kalecisin sen? Topu tutman gerekiyordu götünü tutup kaçman değil!"
"Suratima atayi!"
"Lan suratına atmayacakta nereye atacak!" Yanına varır varmaz gözü dönmüş gibi ellerini Cafer'in yakasına sardı. "Senin yüzünden kaybedeceğiz maçı çık kaleden!"
"Çıkmayırum!" Cafer inatçı bir sesle gözlerini kıstı. "Çok iyi bir kaleciyim bir kere ben, hafife alma benu."
"Başlarım şimdi senin iyiliğine," Yavuz onun yakasını iterek bıraktı. "Bir gol daha yersek seni top niyetine karşı kaleye gönderirim Cafer!" Kaleyi geçen topu alarak ayağının altına koydu ve derin bir nefesle abime gönderdi.
Abim topu alır almaz gözünü kaleye kestirdi. "Yok öyle dünya," Dedim ve karşısına ulaşır ulaşmaz topu ayağından almak için uğraştım. Tam topu almak için onu kandıracakken pası Nisa'ya gönderdi.
"Yemezler abim yemezler." Ellerini kaldırıp yanaklarımı sıktığında somurttum.
"Haksızlık!" Diyerek onu geçip Nisa'nın peşine takıldığımda Ayşin karşıma çıkarak beni yavaşlattı. "İyide siz hile yapıyorsunuz!"
"Nesi hile karım?" Yavuz yanımdan geçerek sırıtarak konuştu. "Siz yavaşsınız."
"Seni bir yavaşlatırım aklın şaşar Yavuz dalga geçme benimle!" Özlem'e baktım. "Ablam kes Nisa ablanın önünü!" Özlem neşeyle dediğimi iki etmeden Nisa'nın önüne geçip topu almak isteyince Nisa'nın hızlı hali yavaşlamıştı bunu kullanarak onlara yetişip Nisa'dan topu çaldım.
"Narin!" Topu ona pas olarak attığımda karşıma çıkan Yavuz için her şey çok geçti.
"Haksızlık ediyorsun." Dediğinde alayla omuz silktim.
"Ne haksızlığı kocam," Benimle uğraşmadan önce düşünseydi. "Siz yavaşsınız."
Narin yakaladığı topu ayağında bir kez çevirerek Devran'a pas verdi. "MaşAllah müstakbel karıma," Keyifle güldü. "Hâlâ eskisi gibi, bana zeminin tozunu yutturuyor." Bu onların ilk top oynayışı değildi anladım.
"Cafer!" Abim telaşla bağırdı. "Gerizekalı o topu tutmazsan yemin ederim sana yediririm." Devran şut çektiğinde top büyük bir hızla ilerledi ama Cafer elini son anda uzatıp yavaşlattı.
Kaleden geçmeden hemen taşın kenarına düştüğünde diğerleri rahat bir nefes almıştı. Gol olmadığı için yüzüm düşerken Yekta'nın sesini duydum. Süleyman'ın kucağından inmeyi başarmıştı.
"Süleyman, çocuğumu niye yere bırakıyorsun!" Yavuz'un sorusuyla Süleyman omuz silkti.
"Durmuyor ki abi," Yekta küçük küçük adımlar atarak yürüdüğünde topu filan unuttuk. Kısa saçları kaşların üstüne doğru dağılmıştı.
"Annem," Anlamayarak sordum. "Napmaya çalışıyorsun?" Yarı yolda yürümeyi pek beceremediği için yere düşerek emeklemeye başladı. Yavuz'la aynı anda güldüğümüzde Cafer merakla aşağı eğildi.
"Ula baa doğru geleyi," Kollarını iki yana açtı. "Gel amcam." Gururla kaşlarını çattı. "Bu çocuk baa çok düşkin." Yekta emeklemeye devam etti ve onun yanına varır varmaz ellerini heyecanla topa vurdu.
"Lan," Yavuz'un o gülüşü telaşla hızla soldu.
Yekta tek bir el hareketiyle topun kaleden geçmesine sebep olduğunda Devran ve Narin aynı anda gülmeye başladı. Kendimi tutamayıp bende onlara katıldığımda Cafer'in yüzündeki ifade öyle bir şeye döndü ki onların takımında olmasına rağmen abim bile gülmeye başladı.
"Seni çok seviyor Cafer," Nisa kendini tutamadan alay etmeye başladı. "Ondan."
"Ula hain yeğen!" Cafer Yekta'ya resmen sırtını dönerek yere oturdu. "Alun şu çocuği başumdan!"
"Kendi oğlum kaleme top attı." Yavuz dehşet içinde konuştu. "Oğlum senin amacın ne!" Yekta keyifli keyifli Cafer'in tişörtüne asılmıştı. Sanki ona gol attığı yetmez gibi şimdi de şirinlik etmeye çalışıyordu.
"Afferin annem sana!" Yavuz'u orada bırakıp kaleye yürüyerek Yekta'yı kollarıma aldım. "Aslan oğlum benim, nasıl gol attın ama?" Onu kollarıma aldığımda keyifle gülmeye başladı. "Bak, nasıl yendi ama sizi?" Kollarımda Yekta ile Yavuz'a döndüğümde Yavuz boş bakışlarla bize bakıyordu.
Ama dudaklarında seğiren tebessümden habersizdi. Kızgın görünmeye çalıştıkça komik gözüküyordu.
"Zümra'yi baa verun ula." Cafer yerden kalkarak inatla Karaca'ya doğru yürüdü. "Artuk en sevduğum yeğenum o." Karaca'nın yanına varır varmaz kocaman gözleriyle ona bakan Zümra'yı kollarına aldı. Ama Zümra bunu fırsat bilerek az önce evde olduğu gibi ellerini Cafer'in bileğine uzattığında bir kez daha saati almaya çalıştı.
"Ula yeter!" Cafer sesini yükseltmemeye çalışarak Zümra'ya azarlar gözlerle baktı. "Sizdeki bu amca kinu nedur anlamadum ki?!" Zümra onun dediklerini hiç umursmadan bebeksi sesler eşliğinde Cafer'in bileğine uzanmaya çalıştı.
Cafer bileğini geri çektiği anda anında alt dudağını dışarı çıkardı ve ağlamaya başladı. "Cafer!" Yavuz'un öfkeli sesini duydum. "Ağlatma kızımı!"
"Ben oni nasi ağlatayum?" Bileğini hızla geri Zümra'ya uzattı. "Al kopila, anladuk senlan işimiz var bizim." Zümra hızla ağlamasını susturarak Cafer'in bileğindeki saatle oynarken güldüm.
"Evet," Dedi Özlem Yavuz'lara bakarak. "İki sıfır kaybettiğinize göre abi, devam mı ediyoruz yoksa bu yenilgi size yeter mi?"
"Cimcimiye bak sen," Yavuz Özlem'i bir çırpıda kollarına aldı. "Birde bizimle alay mı ediyorsun?"
"Kaybettiniz." Keyfi gayet yerindeydi. "Hem de Yekta yaptı!"
"Orası doğru," Bana çevirdi bakışlarını. "Sana bu çocuk beni hiç dinlemiyor derken bir de bana kızıyorsun." Yanlarına ilerlediğimde gözlerini kısıp Yekta'ya baktı. "Fırlama, unutmayacağım bu ihanetini ona göre."
"Ne ihaneti Allah Allah?" Yekta'yı savunmak en sevdiğim şeylerden biriydi. "Oğlum annesine yardım ediyor, değil mi annem?"
"Oğlun bize gol attı." Abim yanıma gelerek Yekta'nın minik saçlarını karıştırdı. "Ama cafer'in o suratı için değerdi, afferin sana benim aslanım!"
"Az önce içeride 'bak oğlum nasıl kazanacağım' mı demiştin yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum?," Zerda Polat'la birlikte alayla oturduğu yerden bizi izledi.
"Dayım sen babandan umudu kes." Aziz abi Polat'a sır verir bir edayla konuştu. "Bu adamdan bir bok olmayacağını ben çoktan anlamıştım zaten."
"Senin yüzünden çocuğum konuşmaya başladığında bana baba demek yerine küfür edecek!" Abim onların yanına yürürken isyanla konuştu. "Küfür etme oğlumun yanında!" Sandalyenin yanına ulaştığında nazik bir hareketle Polat'ı kollarına aldı. "Sen dayına bakma oğlum, onun kafasında beyin yok." Polat'ın yanaklarına öpücük kondurup onu göğsüne yasladı. Oğluna her geçen gün biraz daha düşkün hale geliyordu.
"Benim hakkımda yeğenimle doğru konuş." Aziz abi onu uyararak gözlerini kıstı. "Ayrıca bırakta çocuk gerçekleri öğrensin, senden bir halt olmaz."
"Öğreniyor zaten," Abim omuzlarını kendine çekti. "Dayısının kafasında beyin yok işte, öğrenmesi iyi olur. Daha sonra gelip de bana baba dayım niye bu kadar salak diye sormasın öğrensin çocuk şimdiden."
"İkinizde susar mısınız?" Zerda çocuklarını azarlar gibi onlara baktı. "Çocuğumun yanında argo kelimeler kullanmayın lütfen, ve kavga etmeyin." Ayağa kalkarak Polat'ı abimden aldı. "Daha küçük o!"
"Bişi demedim Zerda'm." Abim ağzına fermuar çeker gibi parmaklarını dudaklarının üstünden sağdan sola kaydırdı. "Hadi ver oğlumu." Polat'ı bir saniye bile olsun kollarından bırakmak istemiyordu.
Zerda kıyamayan bakışlarını önce oğluna sonra abime indirdi. Polat'ı ona geri verdiğinde abimin yüzündeki tebessüm genişledi. Zerda ne derse yapıyor bir sözünü iki etmiyor oğlun sevgilerin en güzelini veriyordu.
"Hadi maç bittiğine göre," Ceylan teker teker hepimize baktı. "Acıktım ben!"
"Aç misun?" Zahir başını ona doğru çevirdi. "Ne istersun? Bişi pişireyum mi sana?" Duyduklarıma inanamayarak Zahir abiye baktım. Yemek ve o mu?
"Yuh." Süleyman afallayarak kocaman gözlerini Zahir abiye çevirdi. "Sen ve yemek?" Temkinsiz bakışları Ceylan'ı buldu. "Yenge zehirlenmek istemiyorsan bu teklifi reddet."
"Yok niye edeyim?" Ceylan gülümseyerek konuştu. "Zahir çok güzel yemek yapıyor."
"Mutfak?" Şaşkın şaşkın sordu Aziz abi. "Bildiğimiz mutfak, tezgah, tava, ve zahir?"
"Bildiğumuz Aziz tava ve Aziz'in kafasu nasıl fikur?" Zahir abi yapmacık bir tebessümle Aziz'e baktı. "Kafana yemek ister misun?"
"Yok Zahir'im sağol." Yutkunarak geri yaslandı. "Yaparsın sen ya, elinin lezzeti mükemmeldir kesin." Zahir abinin gazabından kaçmak için yaptığı u dönüşü bizi güldürdü.
"Abim çok iyi yemek yapar." Dedi Karaca. "Ben çocukken yemekleri hep o yapardı." Bakışlarında beliren yumuşaklıkla Zahir abiyi izledi. "Elinin lezzeti çok güzel, annem gibi yapıyor." Onlar hakkında az çok bir şeyler biliyorduk. Zahir abi geçmişini sevmezdi ama Karaca ona güzel anılardan bahsettiğinde kara harelerinde uyanan sevgi yerli yerindeydi.
"Hiç bahsetmedin," Dedi Yavuz sakin bir sesle.
"Üşenurum." Zahir abi bize bakarak boş bir alayla konuştu. "Zaten ben bile yemek yapabileduğmi uzun zamandur unutmuştum." Derken kolunu Ceylan'ın omuzlarına sardı. O an bir şeyleri anladım. Belki de seneler sonra Ceylan için yemek yapmıştı ve unuttuğu şeyi bu şekilde hatırlamıştı.
Zahir abi gerçekten Ceylan'a çok değer veriyordu. Bu değeri kendi yöntemleriyle göstermek için her şeyi yapıyordu. Daha önce denemediği şeyleri deniyordu. Bence en güzelide buydu.
"O zaman Zahir efendi," Devran başıyla içeriyi gösterdi. "Bu akşam yemekler senden."
"EyvAllah." Zahir abi kabul ettiğini belli eden bir yüz ifadesiyle başını salladı. Sanırım gerçekten bize yemek yapacaktı.
Öyle de oldu. Zahir abinin el lezzeti gerçekten çok iyiydi. O akşam hepimiz onun hazırladığı yemeklerden yemiştik. Masada saatlerce sohbet etmiştik. Artık günlerimiz böyle geçiyordu. Sık sık bir araya geliyor aynı masada toplanıyor ve güzel günler geçiriyorduk. Aile albümüze her geçen gün yeni anılar ekleniyordu.
Yemeklerden sonra kapı çalmıştı. Gelen babamdı. Yavuz kapıyı açıp onunla birlikte arka bahçeye girdiğinde babamın yüzünde neşeli bir ifade gördüm. "Çocuklar," Artık o da bizim aileye fazlasıyla alışmıştı. "Naber?" Yanımıza varır varmaz kollarımdaki Zümra'yı aldı.
"Güzelim," Onun yüzünde çok yakından tanıdığım sıcak bir ifade yer edindi. "Nasılsın bakayım?" Zümra dedesini çok seviyor olmalı ki ne zaman onu görse heyecanla ellerini birbirine vuruyordu. Neşesini belli etmek istediği her an bunu yapıyordu.
"Dede!" Dediğinde babam onu bir kez yukarı atıp tuttu.
"Dedem?" Avuç içlerine öpücükler kondurdu. "Beni mi özledin sen?" Onu göğsüne bastırarak eğilip saçlarıma öpücük kondurdu.
"Nasılsın?"
"İyiyim baba sen?" Yavuz Yekta ile birlikte onun yanında dururken babam başını salladı.
"İyiyim." Yavuz'un kollarındaki oğlumun yanağından öptükten sonra abime göz kırptı.
"Nasıl bizim ki?" Gülümsedi. "Büyüdümü biraz daha?"
"Büyüdü baba." En az abimde benim kadar Nadir'in onunda babası olduğunu kabullenmişti. İlk zamanlar ikimizde ona öfke doluyduk.
Ama iki yolumuz vardı. Ya onu tamamen hayatımızdan çıkaracaktık, ya da affedecektik. O kadarını hakettiğini düşünmedim. Düşünemedik. Çünkü biliyordum içimde bir yerlerde onu babası olarak seven bir kız çocuğu vardı.
Kimseyi kırmak istemedim. Bir gün bizi karşısına alıp konuştuğunda istersek hayatımızda kalacağını istemezse karşımıza bile çıkmayacağını söyledi. O gün abimde bende onu kabul ettik. Bu konuşma daha ben hastanedeyken ve bebeklerimiz yeni doğmuşken yaşanmıştı. Üçümüz odada yalnızken o anlatmış biz dinlemiştik.
Zaman ona baba dememize izin vermişti. Ve yadırgamadığım tek şey ona baba derken içimin ısınıyor olmasıydı.
"Büyümüş benim aslanım." Aynı baba edasıyla konuşarak yanıma oturduğunda nefesini verdi. Polat abimin kolları arasında uyuklamanın eşiğinde bir şekilde yarı baygın tatlı tatlı bizi izliyordu. "Naptınız?" Yavuz hemen yanıma oturduğunda gözleri ikimiz arasında gidip geldi. "Sınavlar?"
"Ünveriste sınavlarını kazandık." Yavuz ona cevap verirken büyük bir heyecan içindeydi. Diğerleri tüm bunlardan haberdardı. Babam birkaç haftadır buralarda olmadığı için bazı şeyleri takip edememişti. Yeni bir iş kurma peşinde olduğundan ara sıra şehir dışına gidip dönüyordu.
"Kazandınız mı?" Umutlu gözlerini bana çevirdi. "Doktor mu olacak benim kızım?"
"Kazandım." Neşemi onunla paylaşırken Zümra'nın parmağıma sarılan elini baş parmağımla okşadım. "Çocuklar biraz daha büyüsün devam edeceğiz." Önemli olan ikimizde kazanmıştık.
Şu an önceliğimiz kızımızın ve oğlumuzun biraz daha büyümesiydi. Onlar biraz daha büyüdükten sonra istediğimiz hayatı en güzel şekilde kuracaktık.
"Öyle yapın." Zümra'nın yanağını öperek sevgiyle gülümsedi. "Ben bakarım torunlarıma, değil mi dedesinin birtanesi?" Zümra başını geri yaslayıp onu izlerken heyecanlı sesler çıkardı. Babam onun bu hallerini izlerken fazlasıyla mutluydu.
"İşler nasıl?" Diye sordu Devran. Babamla araları epey düzelmişti. Tıpkı eskiden olduğu gibi bazı zamanlar onları beraber görmeye başlamak yadırgadığım bir şey değildi. Özellikle İshak'ın ölümünden sonra ikisi birbirine destek olmaya başlamıştı.
Bir zamanlar üçü birlikte arkamızdan işler çevirirken şimdi her şey değişmişti. Devran ailesine kavuşmuştu, babam bize kavuşmuştu. Ve İshak, her ne kadar bizim için acı olsa da ailesine kavuşmuştu. Karısına ve çocuğuna.
"Gayet iyi." Dedi babam gururla konuşmaya başlarken. "Bir anlaşma yaptım bile, İstanbuldaki bir şirketle ortaklaşa çalışacağız. Yavaştan işleri büyüteceğiz." Düzgün bir hayat ve bir iş istediği için böyle bir yola girmişti.
"Ne gibi bir iş bu Nadir abi?" Narin merakla sorduğunda babam derin bir nefes soludu.
"İnşaat işte." Açıklama yapmaya başladı. "Bir arkadaşım vardı benim eskiden tanıdığım, biraz da onun yardımlarıyla istediğim konumu aldım." Bu işi sevdiğini anlamak zor olmadı.
"Yani başka şirketlerden sana gelen tekliflerle birlikte ortak çalışıp yeni inşaat binaları ya da sitelerin inşaatını üstleneceksin?" Diye sorduğunda babam usulca başını salladı.
"Evet?" Bir şeyler sezmiş gibiydi. "Neden sordun?"
"Birlikte çalışalım mı?" Onun sorusu açıkça beni şaşırtmadı. Hepimiz deminden beri bu sorgu sualde bir şeyler olduğunu anlamıştık.
"Senin kafanda bir şey var." Narin'in aklında ne varsa öğrenmek istiyordu.
"Benim elimde boşta duran bir şirket var, sende işini büyütmek istiyorsun." Mavi harelerinde kararlılık vardı. "Birlikte çalışalım işte."
"Ben bölüyorum ama." Devran Özlem'i yanındaki sandalyeye oturtarak kaşlarını çattı. "Sen şirket işini bırakmadın mı uzun zamandır gitmiyordun?"
"Bırakmadım, ara verdim." Dedi narin. "Ayrıca geri dönme kararı aldım."
"Ha öyle mi?" Başını salladı. "Benim neden yeni haberim oluyor?"
"Sana haber mi vermem gerekirdi?"
"Bu kararlara Polat beyde dahil mi?" Devran'ın karın ağrısı şimdi belli olmuştu. Dudaklarımı birbirine bastırarak onları izlerken Yavuz'un kolunu omuzlarımda hissettim.
"Kıskançlık krizleri başlayacak." Alayla kulağıma fısıladı. "İyi izle."
"Yuh artık Devran," Narin gözlerini kırpıştırdı. "Sen hâlâ Polat bey de mi kaldın?"
"Kaldım." Hoşnutsuz bir sesle kaşlarını çattı. "O adamı kovdun mu hem sen?"
"Devran Allah aşkına milleti niye kovayım işini yapıyor işte?"
"Kov, hazetmiyorum ben o adamdan."
"Biz niye durduk yere Polatı konuşuyoruz!?" Narin olanlara anlam veremeyen bir sesle konuştu.
"Hazetmiyorum, seninle çalışmasını istemiyorum."
"Kıskanıyorsun." Narin inatla konuştu. "Basbaya kıskanıyorsun!"
"Kıskanmıyorum!" Hızla başını önüne çevirdi. "Neyini kıskanayım ben onun?"
"Baba." Dedi Özlem sakin sakin. "Sen annemi çok fena kıskanıyorsun." Devran ona doğru döndü ve ne diyeceğini bilemez bir şekilde çenesini sıktı.
"Kızım sen ananla bir olmasanda babanın tarafını mı tutsan?"
"Ben annemin tarafını tutacağım!" Özlem kendi sandalyesinden inerek Devran'ın sandalyesinin arkasından dolandı ve Narin'in kucağına çıktığında Narin gülerek kollarını onun etrafına sardı. "Annem hep haklı. Bende haklıyım. Değil mi anne?"
"Anası kılıklı bir kızım var." Devran avuç içini yüzüne çarparak aşağı kaydırdı. Ama ikisini izlerken bakışlarında yer edinen yumuşamayı gizleyemedi. "Polatsız bir hayat daha iyi." Öfkeyle abime döndü. "Sende çocuğa koyacak isim bulamadın gittin Polat koydun!"
"Ulan senin kıskançlık krizlerin yüzünden çocuğuma başka isim seçecek değilim." Abim rahat tavrından ödün vermeden Polat'ı göğsünde uyutmaya devam etti. "Ayrıca bağırma, çocuğumu uyandıracaksın. Daha yeni uyudu." Devran gözlerini devirip önüne döndü.
"Biz artık kalksak iyi olur," Zerda Polat'ın üstündeki kıyafeti nazikçe düzeltirken fısıldadı. "Hem Polat'ta uyudu. Saatte geç oluyor eve gidip beşiğine yatırsak daha iyi olur." Haklıydı Polat henüz küçücüktü ve uyku ihtiyacı çok büyüktü.
"Tamam." Yavuz başını salladı. "Dikkatli gidin." Cafer'e baktı. "Ayşin'de uyukluyor, Cafer isterseniz sizde gidin." Nisa'nın kolları arasında uykunun eşiğindeydi.
"Gidelum." Cafer sandalyeden usulca kalktı. "Gel babam." Ayşin'i yavaşça Nisa'dan aldığında Ayşin kollarını onun boynuna dolayarak gözlerini kapattı. "Görüşürüz Özlem.." dedi mayışmış bir sesle.
"Görüşürüz!" Özlem Narin'in kollarındayken ona el salladı. "Yarın gel olur mu alışverişe çıkacağız sende gel!" Nisa'ya baktı. "Ayşin'i getirin olur mu?"
"Geririm." Nisa tebessümle başını salladı ve çantasını omzuna astı. "İyi akşamlar."
"Görüşürüz." Dedi Zerda yanıma gelerek onu farkeder farketmez ayağa kalktım ve sıkıca sarıldım. "Dikkatli gidin."
"Tamam." Sarılmamız bittiğinde abimin yanına yürüdü. Abim Polat'ı uyandırmamaya dikkat ederek havadan eliyle bana öpücük attığında güldüm. Ardından Zerda ile birlikte onlarda kapıya yürüdü. İkisinide dış kapıya kadar geçirdim.
Diğerleride fazla oturmadı. Bir saat kadarlık bir süre sonrası herkes evlerine gitmişti. Yekta ve Zümra bugün yeterince yorulduğu için ikisinide odalarında derin bir uykuya bırakmıştık. Onların odasındaki koltuğa oturmuştuk. Yeterince yorgunduk. Yavuz geri yaslanmıştı bende koltuğa uzanmıştım ve başım onun göğsüne yaslıydı.
Gözlerim duvarda gezinince Yavuz'un çizdiği o kediyi izledim. Sesli bir şekilde güldüğümde saçlarımda dolanan eli durdu.
"Karım?" Dedi merak içinde. "Neye gülüyorsun sen?"
"Fil mi yoksa kedi mi emin olamadığım muhteşem eserine." Dediğimde önce bana sonra duvara baktı. Ardından inleyerek başını geri yatırdı.
"Hâlâ mı?" Gözlerini devirdi. "Şaheserime laf etme."
"Tabii, şaheser." Biraz doğruldum. "Hortumu olan bir kedi portresi."
"Ben orada sanatımı konuşturdum." Kendini açıklamaya çalışan bir yüzle kaşlarını çattı. "Nesini beğenmedin?"
"Beğenmemek ne haddime benim yetenekli kocam?" Elimi onun göğsüne yasladım. "Tam senlik bir şaheser."
"Övdün mü gömdün mü bilmiyorum sevdam." Şüpheyle sordu. "Ayrıca beğenmiyorsan boyarız?"
"Hayır." Başımı iki yana sallayarak fısıldadım. "Silmeyelim, ben o resmi çok seviyorum." O gün beni çok üzecek şeyler yaşanmıştı ama bu resimi o günün bir hatırlatıcısı olarak değil Yavuz'un bana hediye ettiği evimizin bir hatırası olarak görüyordum.
O gün biz ikimiz bebeklerimizin odasını en güzel şekilde süslemiştik. O yüzden tek bir yerine zarar gelsin istemiyordum. Bu odada değişiklik görmek istemiyordum. O resim Yavuz'dan bir hatıraydı. Bizden ve geçmişimizden. Olduğu gibi kalacaktı.
"Hm.." Diye bir ses döküldü dudakları arasından. "Bende seni çok seviyorum," Kolunu belime dolayarak beni tek hareketle kucağına çektiğinde afalladım. "Onu ne yapacağız?" Ellerim omuzlarına tutundu. Şaşkınlığımı bir kenara bırakarak yüzüne eğildim.
"Bilmem," Harelerimi yüzünde gezdirdi. Parmaklarım nazik bir hareketle çenesinde gezindi. "Ne yapacağız?"
"Ben biliyorum." Keyifle söylendi ve elini uzatıp odayı aydınlatan lambayı kapattı. Beni bir hareketle altına aldığında güldüm.
"Yavuz çocukların odasındayız!" Sözlerim pek umrunda değildi.
"Uyuyorlar bir şey olmaz, biraz sussan mı sen?" Dedi ve konuşmama bile izin vermeden dudaklarıyla dudaklarımı kapattı.
Anladım benim bu adamdan kaçışım yoktu.
Şikayetçi miyim? Hiç sanmam.
Bu hallerine bile aşıktım.
Onu hissetmeyi seviyordum. Varlığını sesini ve kokusunu. Tüm bunları seviyordum. Ve biliyordum, ben bir ömür Yavuz'un hep yanımda hissedecektim.
🌊
7 sene sonra.
Gözlerimi seneler evvelki bir kız çocuğu için fazlasıyla görünmez olan yalnızca hayallerinde yer edinen o salonda gezdirdim. Binlerce öğrenci vardı arkamda. Bazıları benden daha gençti. Ama biliyordum hepimiz tek bir hayal adına buradaydık.
Ben bugün mezun olmuştum.
Diplomamı almak için adımı seslendiklerinde ayağa kalkmıştım ve birkaç basmağa doğru yürüyordum. Üstümde mezuniyet cüppesi vardı. Bu gerçeğin farkına varmak beni bir kez daha heyecanlandırdı. Ben seneler evvel hayal kuran Hafsa'nın dileklerini gerçek yapmıştım.
"Anne!" Yekta'nın sesini duyduğumda sahneye çıkmadan dönüp onlara baktım. Neşeyle ellerini bana doğru salladı. Onun gibi Yavuz'un kollarında oturan Zümra iki eliyle bana öpücükler yolladı.
Tüm ailem buradaydı. Her zaman olduğu gibi bugün de yalnız bırakmamıştılar. Abimin gururlu bakışları üzerimdeydi. Polat heyecanlı gözlerle Zerda'nın kucağında oturmuş bana bakıyordu.
Babam hemen Yavuz'un yanında yüzünde sıcak bir tebessümle beni izliyordu. Tüm ailemin gözlerinde büyük bir gurur vardı. Sahneye çıkar çıkmaz bana uzatılan diplomayı aldım ve derin bir nefesle mikrafonun arkasına geçtim. Gözlerim Yavuz'la kesiştiğinde bana göz kırptı.
"Bugün burada olan tüm aileme," Gözlerimi teker teker büyük bir sevgiyle her birinin üstünde gezdirip en sonunda üç kıymetli varlığıma baktım. "Ve sevgili eşime, bana inandığı için çok teşekkür ederim. Hayallerimi gerçek yapmam için hep arkamda duran aileme teşekkür ederim." Diplomamı havaya kaldırdığımda gülerek bağırdım. "Ben doktor oldum!"
Devran'ın kamerasındaki flaşın patladığını hissettim. "Bakayım baba!" Özlem heyecanla başını kameraya uzattı ve onu Devran'ın elinden aldı. "Hafsa abla buraya bak!" Sözleriyle ona doğru baktığımda hızla resim çekti.
Diplomamı aldıktan sonra diğerlerini bekletmemek adına hızla inmiştim. Yavuz ayağa kalktığında koşarak onun boynuna sarıldım. Anında elleri belime yaslandı. "Tebrik ederim." Ne kadar gururlu olduğunu sesinden duydum. "Tebrik ederim benim güzel karım!"
"Teşekkür ederim." Sarılmamız bitirirken hâlâ heyecandan titiriyordum. Yanağına öpücük kondurduğumda Yekta oturduğu yerden kalktı.
"Anne bende öpeceğim!" Koşarak yanıma geldiğinde hızla aşağı eğildim.
"Önce ben öpeceğim!" Zümra onu omzundan hafifçe itekleyip yanıma koştuğunda kaşlarımı sahte bir azarlamayla çattım.
"İkinizde beni öpebilirsiniz," Kollarımı açtım. "Şimdi gelin bakayım buraya." Birbirlerine attıkları kinli bakışlardan sonra koşarak boynuma sarıldılar. İkiside beni öpücüklere boğduğunda gülüşlerim onların gülüşlerine karıştı.
"Tebrik ederim anne." Yekta büyük bir tebessümle kahküllerimi küçük parmaklarıyla geri itti. "Çok güzeldin!"
"Evet anne!" Kızımın sesindeki heyecan beni olduğum durumdan daha neşeli bir hale getirdi. "Çok havalıydın, bende senin gibi olacağım!"
"Allah Allah," Yavuz kaşlarını çatmış tepemizden alaycı bakışlarla bizi izliyordu. "Babanın pabucu dama atıldı ha?"
"Ya yok baba!" Zümra kehribar harelerini hızla Yavuz'a çevirdi. "Ama annem azıcık daha havalı."
"Azıcık havalı ha?" Yavuz aşağı eğilip Zümra'yı kucağına aldı. "Duydun mu Hafsa? Sana demiştim tüm ışığımı kesiyorsun." Aynı onun gibi Yekta'yı kollarıma alarak bende doğrulduğumda Yekta saçlarımdaki kepi alıp kendi kafasına taktı.
"Bende bir gün annem gibi mezun olacağım," kep kafasına büyük olduğu için kayıp gözünü kapatırken gülümseyerek onu düzelttim. "Olurum değil mi baba?"
"Olursun tabii fırlamam." Yavuz ona sonsuz bir güvenle konuştu. "Sen istediğin her şey olursun."
"Olamazsın!" Zümra inatla bağırdı. "Sen gerizekalısın!" Her durumda Yekta ile uğraşmaya bayılıyordu.
"Sensin ya gerizekalı!" Yekta öfkeyle ona dil çıkardı. "Çirkin!"
"Baba!" Zümra anında salonu inleten bir sesle bağırdı. "Çirkin dedi bana!"
"Ne sen çirkinsin ne de sen gerizekalı." Yavuz ikisinide sakinleştirmek adına konuştu. "Hadi bırakın kavgayı burada annenizi tebrik etmek için bulunuyoruz." Durumu öyle güzel toparlıyordu ki her durumda ona güvenebileceğimi biliyordum.
Diğerlerinin ayağa kalkıp yanımıza geldiğini farkettiğimide bakışlarımı Yavuz'dan aldım. "Hafsa!" Zerda hızla kollarını boynuma doladığında bende boşta kalan elimi ona sardım. "Tebrik ederim!"
"Teşekkür ederim." Gözlerimi sıkıca kapatıp derin bir nefes verdim. "Bunca sene sizin destekleriniz olmazsa yapamazdım, iyi ki varsınız." Sarılmamız uzun sürdü ve biter bitmez abim beni kolunun altına alarak sarıldı.
"Tebrik ederim güzel kardeşim." Saçlarıma derin bir öpücük kondurdu. Zümra ve Yekta'yı büyütürken onların bana çok yardımı dokunmuştu. Ünversitede olduğumuz zamanlar oğlumla ve kızımla ilgilenen bir ailem vardı.
Abimin kolları arasındaki yeğenimin hayranlık dolu bakışlarını üstümde hissettim. "Hala bak bunu sana aldım!" Polat elindeki kırmızı gülü bana uzattı. "Tebrik ederim!"
"Oy benim bitanem," gülü alarak yanağını öptüm. "Teşekkür ederim!"
"Bu mezun işi ne anlamadım ama tebrikler hala!" Vefa kocaman siyah gözlerini bana dikti. Zahir'in omuzlarına oturmuştu. Ve Zahir abinin elleri oğlunun bacaklarına tutunmuştu.
"Teşekkür ederim halacım." Elimi uzatıp saçlarını karıştırdığımda homurdandı.
"Ya hala ya, saçlarımı bozuyorsun!"
"Bozsun, zaten fuşki gibi!" Dedi Bade Zahir'i güldürecek bir sesle.
"Kızım!" Ceylan kucağında tuttuğu kızına kocaman gözlerle baktı. "Fuşkiyi nereden öğrendin sen!"
"Babam hep Süleyman amcama fuşki yiyenun oğlu diyor!" Süleyman'ı gösterdiğinde Süleyman kaderini kabullenmiş gibi nefesini verdi.
"Baba!" Umut anlamayarak gözlerini babasına dikti. "Fuşki ne demek ya Zahir dayım sana neden hep fuşki diyor!"
"Çiçek demek babam." Derin bir nefes verdi. "Hep çok sevidiğinden."
"He ondan." Zahir abi hiç bozuntuya vermeden gülümsedi. "Afferun kızum."
"Asıl sana Afferin Zahir kızımıza böyle şeyler öğretmeye tam gaz devam afferin!" Arkasını dönerek çıkışa yürüdüğünde Zahir abi afalladı.
"Ula ben ne ettum!" Hızla Ceylan'ın peşine takılırken Vefa'yı düşürmemek için çaba sarf etti. "Ceylanum dur bi konuşalum!"
"Umut annem sen bakma dayına," Karaca oğlunun siyah saçlarını nazikçe okşadı. "Takılıyor." Umut dört yaşında olduğu için bazı şeyleri pek anlamıyor ama Karaca'nın dediklerini onaylayıp geçiyordu.
Tıpkı babası gibi nazik ve utangaç bir çocuktu. Karaca'ya da benzer yanları vardı ama en çok Süleyman'a benziyordu.
Hepsi evlenmişti.
Abimlerden bir kaç ay sonra Ceylan ve Zahir evlenmişti. Onlardan birkaç ay sonra Cafer ve Nisa düğün yapmıştı. Ve Soner adında bir oğulları olmuştu. Onların hemen ardından son çiftimiz Süleyman ve Karaca evlenmişti. Hepsinin şu an çok güzel birer ailesi vardı.
Abimin oğlundan sonra dünyalar güzeli bir kızı olmuştu. Zilan. Tıpkı Zerda'ya benzer yüz hatlarıyla resmen abimin ve kız kardeşimin karışımı olmuştu. Sarı saçları Zerda'ya kahverengi gözleri abime benziyordu. Polat büyüdükçe abim ve Zerda'dan çok Aziz abime benzemeye başlamıştı. Aziz abinin çocukluğu dün gibi aklımdaydı ve Polat ona çok benziyordu.
Ceylan ve Zahir'in bir kızı bir oğlu olmuştu. Kızlarının adı Bade'ydi. Ona bu ismi Zahir vermişti. Aşk demekti. İlk çocukları kız olmuştu ve bu yüzden Zahir kızının ismini karısına olan aşkından esinlenerek Bade koymuştu.
Bade'nin bir yaşı olduğunda Vefa dünyaya gelmişti. Vefalı olsun diye ona bu ismi vermiştiler. Kimselere benzemesin, yüreği merhametli olsun diye. Öylede olmuştu. Vefa merahmeti güzel bir çocuktu. Bade altı yaşına az kalmıştı ve Vefa bu yakınlarda beş yaşına girecekti.
En son ailemize katılan küçük Umut. Süleyman ve Karaca için bir umut gibiydi. Hayatlarına böyle doğmuştu. Bu yüzden ona umut ismini vermiştiler ve en küçükleri oydu.
Her geçen yıl ailemize dahil olan yeni küçük üyelerimiz bizim hayatımıza adeta büyük bir neşe gibi doğmuştu.
Mezuniyet balosunda fazla durmadık. Her şey bittikten sonra eve dönmek üzere yola çıkmıştık. Yekta hâlâ benim kepimi kendi kafasından çıkarmamakda kararlıydı. Bu sene okula başlayacaktılar.
Bugün sadece benim mezuniyet yılım değildi. Bugün bizim çocuklarımızın yedinci yaş günüydü.
27 mayıs.
Bugün onlar yeni bir yaşı karşılayacaktı. Büyümüştüler. Seneler geçmişti.
Sürücü koltuğunda oturan Yavuz'a baktığımda hissetmiş gibi bakışlarını bana çevirdi. İkimizde duygusal bir gün geçiriyorduk. Hem mezuniyetim hem de çocuklarımızın doğum günüydü.
"Noldu?" Diye sordu kederli bir sesle ve tebessümle.
"Hiç." Konuşulacak çok şey vardı ama biliyordum Yavuz benim sessizliğimide anlardı. "Çok mutlu olduğumu hissettim sadece." Dikiz aynasına bakışlarımı çıkardım. Zümra ve Yekta arka koltukta merakla yolu izliyordu.
"Anne," Dedi Yekta turkaz harelerini bana çevirerek. "Şimdi biz yedi yaşına giriyoruz ya?"
"Evet annem." Başımı hafifçe arkaya çevirdim.
"Sen söyle," Zümra'ya baktı.
"Sen söyleyecektin!" Anlamayarak kaşlarımı çattım.
"Babam?" Yavuz yol ile dikiz aynası arasında gözlerini götürüp getirdi. "Neler çeviriyorsunuz siz?"
"Yine bana yükleyeceksin değil mi?" Zümra sıkıntıyla nefesini verdi ve bize döndü. "Hani bize İshak amcamdan bahsetmiştiniz ya, resimlerdeki mavi gözlü adam. Devran amcamın gösterdiği."
İshak'ın ismi geçtiğinde bir an duraksadım. İçimde usulca yerini hatırlatan bir boşlukla Yavuz'a baktım. İkimizinde sessizliği kedere sarıldı.
"Evet gül kızım," Yavuz onaylar bir sesle konuştu.
"Mezarına gitsek ya," Yekta son cesaret gözlerini ikimizin arasında götürüp getirdi. "Olur mu?"
"Bu muydu sormaya çekindiğiniz şey?" Titrek bir sesle sordum. "Gidelim tabii,"
"Ondan değil, sizi üzmek istemedik." Zümra'ya değdi gözleri ardından tekrar bize. "Ne zaman bu konu açılsa hep gözleriniz doluyor ya da üzülüyorsunuz."
"Üzülmüyoruz oğlum." Yavuz derin bir nefesle onlara açıklama yapmaya başladı. "İshak amcanız, bizim yüreğimizde de aklımızda da öyle özel bir yerde ki ne zaman onu hatırlasak özlem hissediyoruz." Bakışlarımı ona çevirdiğimde buruk bir tebessüm dudaklarımda usulca yer aldı.
"Ne zaman bunun hakkında konuşmak isterseniz konuşabiliriz." Dedim Yavuz'un sözlerini destekleyerek. "İshak amcanızı görmek istiyorsanız gidelim tabii."
"Gidelim." Zümra'nın sesi istek doluydu.
Onlara daha önce İshak'tan pek çok bahsetmiştik. İshak aramızda değildi ama Yekta ve Zümra en az diğer amcalarına olduğu kadar İshak amcalarınada çok bağlanmıştı.
İnsanın varlığıyla birlikte geride bıraktıklarıda kıymet taşırdı. İshak geride bıraktığı ailesinin zihninde sonsuza kadar yaşayacaktı.
Yavuz arabayı yolunu ezberlediğim o mezarlığa sürdü. Kısa bir zaman içinde mezarlığa vardığımızda arabalardan indik. Yekta ve Zümra hızla ayaklarını yere bastığında ikiside ellerimi kavradı. Sıkı sıkıya parmaklarımı onların parmaklarına sardım.
Yavuz'un adımlarını takip ettik. Mezarların arasından geçerek İshak Karahan yazan mezara vardık. Zümra ve Yekta elimi daha sıkı tuttuğunda göğsüme çektiğim nefes yerli yerinde kaldı.
"Burası." Dedi Yavuz gözlerini bize çevirip hafifçe aşağı eğilerek. "Gelin, hadi." Zümra ve Yekta birkaç saniye soğuk mermer taşıyla bakıştı. Ardından elimi ilk bırakıp Yavuz'un yanına adımlayan Zümra oldu. Yekta tam aksine elimi daha sıkı tuttu.
Mezarların üstü her zaman olduğu gibi bir sürü çiçeklerle doluydu.
"Sende gel anne," Dedi Zümra.
Bakışlarım onun bakışlarıyla kesişti. Yekta'nın elini hiç bırakmadan Yavuz'un yanına yürüdüm. Aynı onun gibi aşağı eğildiğimde Zümra Yavuz'un Yekta tam benim yanımdaydı.
"Abi," diye fısıldadı Yavuz söze girerek. "Bak sana kimleri getirdim." Sesindeki burukluk canımı acıtacak türdendi. "Mektupda.." Kısık bir sesle fısıldadı. "Demiştin ya, görmek isterdim diye. Geldik biz." Gülümsedi. "Seni görmek istediler."
"İshak amca burada mı şimdi?" Yekta meraklı gözlerle sordu. "Duyuyor mudur bizi?"
"Duyuyordur annem." Saçlarını okşarken şefkatle konuştum. "Eminim duyuyordur."
"O zaman ona teşekkür edebilir miyiz?" Zümra'nın sesinde çocuksu masumluk iz sürüyordu. "Babamın kahramanı olmuş ya,"
"Elbette babam." Yavuz, Zümra'nın beline kolunu sararak onu iyice yanına çekti.
Yekta elimi yavaşça bıraktı. Ellerini mezarın kenarına yasladığında dolu gözlerim onun hareketlerini izledi. "Teşekkürler İshak amca." Dedi fısıltıyla. Sanki yüksekten konuşursa İshak uyanır sandı. Onu rahatsız etmek bile istemedi.
Bir kez daha farkettim. İki çocuğumuzda öylesine büyük bir kalbe sahipti ki tekrardan diledim. Hayat onları hiç üzmesin.
"Keşke senden yaşasaydın." Zümra'nın ağzından çıkanlarla yanağıma akan bir damla yaşı hızla sildim. "Devran amcam senin çok eğlenceli bir insan olduğunu söylemişti. Eğer yaşasaydın onun gibi sende bizimle çok iyi anlaşırmışsın."
"Evet İshak amca," Yekta gülümseyerek ona bir şeyler anlatmaya başladı. "Bizi görmek istediğini söylemişsin, hatta göremediğin için çok üzülmüşsün, ama sen merak etme biz hep geliriz." Yavuz'a baktı. "Geliriz değil mi baba?"
"Geliriz oğlum." Yavuz'un sesi boğulurken gözlerine dolan yaşlar bana tanıdıktı. Onların önünde ağlamamak için zor durduk ama ikimizde perişan bir haldeydik.
"Gelecek sefer geldiğimizde sana battaniye getiririz." Dedi Zümra.
Kızımın o masumluğu bu kez beni derinden yaraladı. Gözyaşlarımı silemedim çünkü mezarın soğukluğu her çocuğua olacağı gibi kızımada İshak'ın üşüyeceğini düşündürdü. İshak'ın üşüdüğünü düşünüyordu. Henüz ölümü tam kavrayamıyordular. Ve kendi masum halleriyle bu durumu yorumlamaya çalışıyordular.
Yavuz hafifçe başını sola çevirip gözyaşlarını hızlıca sildi. İshak'ın aramızda olmayışı bir kez dana acısıyla birlikte içimizde yeşerdi. Ona ömürlük bir borcum vardı. Bugün birlikte olan ailem, Yavuz, ve ben. İyiysek bu İshak sayesindeydi. Bu yüzden hep yaptığım gibi ona defalarca teşekkür ettim.
Zümra ve Yekta dönmek isteyen kadar orada kaldık. Yaklaşık yarım saat sonra arabaya binmiştik. Eve dönüşümüz kısa sürmüştü. Ve eve girip arka bahçeye çıkar çıkmaz bizimkilerin çoktan bahçeyi süslediklerini gördüm.
"Amca!" Zümra elimi bırakarak hızla Devran'a doğru koştu. Masaya tabakları yerleştiren Devran onun sesini duyar duymaz gülümseyerek aşağı eğildi.
"Amcam!" Kolları sıkıca onu tutarken doğruldu ve bize doğru baktı. "Neredeydiniz geç geldiniz?"
"Mezarlığa gittik." Dedim ona kısa bir açıklama geçerken. Ve bir elim Yekta'nın saçlarını okşadı. "İshak'la tanışma zamanları gelmişti."
Devran'ın kaşları çok az havalnırken Zümra'ya baktı. "Tanıştınız mı onunla?"
"Tanıştık." Zümra hevesle başını salladı. "Bir dahaki sefere birlikte gideriz olur mu?"
"Olur amcam." Devran onun yanağını öperken yavaşça yere bıraktı. Gözlerinin dolduğunu gizlemek için her yolu deniyordu. Derin bir nefesle Yekta'yı yere bıraktım.
"Yekta Zümra!" Özlem coşkulu bir sesle onları çağırdı. Yerde oturmuş Ayşin'le birlikte süsleri düzeltmeye çalışıyordu. "Gelin yardım edin bize!"
"Biz niye çalışıyoruz ya?" Zümra bıkkın bir sesle Devran'ın elini bırakıp onların yanına yürüdü. "Bugün bizim doğum günümüz!"
"Mızmızlanma." Yekta yanımdan uzaklaşarak ona söylendi. "Baksana ne kadar süs var tek başlarına mı yapsınlar?" Oğlumuz kızımızın aksine yardım etmeyi seviyordu. Bazen ev işlerinde bile bana yardımcı oluyordu.
"Bu kızın sadece yüzü değil huyu da sen," Yanımdaki Yavuz'a bakarken sesimde onu kışkırtmaya hazır bir ton vardı. "Aynı üşengeçlik."
"Ben yardımsever bir adamım karım." Kolu omuzlarıma sarıldı ve iyice beni yakına çekti. "Biliyorsun, yüce gönüllü bir insanım."
"Yüce gönüllü pek sevgili kocam git çocuklara yardım et." Sırıtan ifadesine bakarken gözlerimle ileriyi işaret ettim. "Bende üstümü değiştirip geliyorum."
"Karım ne derse," Kolunu omzumdan çekerken çocukların yanına yürüdü. Bende bahçe kapısından geçerek eve girdim. Bizimkilerin sesi mutfaktan geliyordu.
"Zerda?" Dedim yukarı çıkmadan önce mutfağa girerek. Sipariş ettiğimiz yedinci yaş günü pastası masanın üstündeydi.
"Gel hâlâ!" Polat'ın sesini duydum. Zerda'nın kolları arasında kurabiyeleri süslüyordu.
"Napıyorsun sen halacım?" Yanına ulaşır ulaşmaz yanağına öpücük kondurdum.
"Babam dediki anneme yardım etmeliymişim." Elindeki kremayı kaldırdı. "Yardım ediyorum."
"Edemiyor." Zilan kahverengi gözlerini bana çevirdi. "Daha çok kurabiyeleri mahvediyor hala baksana şuna, ayıcıklı kurabiyelerin üstüne sivri dişler çizmiş!"
"Ayıların sivri dişler var!" Polat öfkeyle ona döndü. "Ne çizmem gerekiyordu? Papyon mu çizeyim?"
"Bence çok tatlı olurdu!" Umut hemen Zilan'ın yanında oturmuştu. Yuvarlak gözlerini Zerda'ya çevirdi. "Teyze tavşanlı kurabiyeler yapalım mı? Remziye gibi!" Süleyman hâlâ o tavşanı besliyordu ve Umut babasının tavşanını çok seviyordu.
"Yapalım teyzem." Zerda gülerek başını salladı. "Onlarıda sen süslersin."
"Hepsini ben süsleyeceğim." Polat inatla başını iki yana salladı.
"Ya mızıkçılık yapıyorsun!" Zilan elini uzatıp kremayı ondan almaya çalıştığında Polat sinirle bağırdı ve elini geri çekti.
"Bıraksana kızım!"
"Noluyor!" Abim ikisinin bağırışlarını duyarak koşarak mutfağa girdi.
"Polat ve Zilan krizleri." Zerda artık onların bu haline almıştı. Abim birbirine giren çocuklarına kocaman gözlerle baktı.
"Kızım, babam bir dur," Hızla Zilan'ı kollarına alarak onu Polat'tan uzaklaştırdı. "Niye kavga ediyorsunuz?"
"Ya baba Polat her şeyi kendi yapıyor-"
"Abi!" Polat hızla onu düzeltti. "Ben senden bir yaş büyüğüm bana abi diyeceksin, anne söyle ona bana abi desin!'
"Demeyeceğim!" Zilan ona dil çıkararak yüzünü abimin omzuna gömdü. "Kurabiye süslemek istiyorum ben!"
Abim onun bu hallerine gülerek Zerda'ya baktı. Zerda'nın yeşil gözlerinde çoktan yenilmiş bir annenin yumuşak bakışları vardı. "Birlikte süsleyelim o zaman." Zilan'ı iyice göğsüne yakın tutarak Polat'a baktı. "Değil mi babam? Hem niye üzüyorsun kardeşini? Ben Hafsa halanı hiç üzmezdim."
"Evet." Dedim onları sakinleştirmek adına. "Abisin sen paşam," yüzüne eğilerek fısıldadım. "Abiler kız kardeşlerini üzmez."
"Ama o da sinirlerimi bozuyor." Somurtarak konuştu. "Bak kolumu çizdi!" Zilan'ın tırnak izini bana gösterdiğinde elini tutarak kolunu öptüm.
"Geçti mi şimdi?" Dediğimde başını salladı.
"Geçti hâlâ," Göz ucu Zilan'a bakarken hoşnutsuz bir sesle konuştu. "İyi gel, birlikte yapalım."
"İşte benim oğlum," Zerda'nın yanına ilerledi abim ve Zilan'ı geri tezgaha oturttu. "Ver bakalım Zerda'm şu kremayı, şimdi babanız size şaheser yapacak iyi izleyin." Umut'a baktı. "Gel bakalım sende şöyle." Anlaşılan aralarındaki o kavga son bulmuştu.
Onları böyle izlemek hoşuma gidiyordu. Birkaç saniye daha onları izledikten sonra üstümü değiştirmek için mutfaktan çıktım. Üst kata çıkarken koşarak aşağı inen Vefa ile yolum kesişti.
"Vefa!" Ceylan arkasından bağırdı. Şaşkınca adımlarımı durdurduğumda olan bitene anlam vermeye çalıştım.
"Ya teyze," Vefa nefes nefese yüzünü yüzüme kaldırdı. "Bir şey de şu anneme!"
"Noluyor?" Anlamaz bir şekilde sorduğumda Vefa'nın hemen arkasından Zahir abi indi.
"Koş oğlum koş," Vefa onun sözleriyle koşa koşa merdivenleri inmeye başladı. "Ceylan yine dellendu, kravat takacakunuz deyip durayi ula sevmeyiz işte!" Diye bir açıklama yaptı yanımdan koşarak geçerken. Anlaşılan yine Ceylan'ın düzen takıntısıyla karşı karşıya kalmıştılar.
Ceylan koşarak merdivenlere ulaşıp elinde kravatlarla onların peşinden inerken gülmemek için zor durdum.
"Ya anne zorlama babamı işte istemiyor!" Hemen arkalarından Bade geldi. Merdivenleri inmeden bana baktı. "Bana da kurdele taktı teyze!" İsyanla bağırdı. "İğrenç bir şey baksana şuna!" Kahverengi saçlarındaki kurdeleyi gösterdiğinde güldüm.
"Sana çok yakışmış."
"Çıkaracağım, ama haberi yok!" Hızlıca Ceylan'ların peşinden indiğinde bende yukarı çıktım.
Herkes doğal olarak hem heyecanlı hemde telaşlıydı. Benim de aşağı kalır bir yanım yoktu. Odama girer girmez üstümdeki kıyafetlerden kurtuldum. Mezuniyet cüppemi ve kepi özenle bir kenara koymuştum. Aynı şekilde diplomamıda şimdilik çekmeceye saklamıştım. Bugüne özel aldığım beyaz elbiseyi üstüme geçirdim. İnce askılarını düzelterek onun iyice üstüme oturduğundan emin oldum.
Siyah ince kemeri belime bağladıktan sonra yatağa oturarak beyaz topuklularımı giydim. O an kapı açıldığında başımı kaldırdım. Kapıda Yavuz'u gördüğümde dudaklarımda tebessüm yer edindi.
Gözleri anında beni buldu. Uzun uzadı aşağı yukarı beni süzdüğünde heyecanım çoğaldı. Topuklularımı giymeyi bitirip ayağa kalktım. "Nasıl olmuşum?"
Söylemesine bile gerek yoktu. Yüzündeki o ifade beni ne kadar beğendiğini açık açık belli ediyordu. "Çok güzel." Göğsünden sesli bir nefes dudakları arasına ulaşıp dışarı çıktı. Hafif aralıklı kalan dudaklarıyla gözleri üstümde gezinmeye devam etti.
Kapıyı kapatarak yanıma adımladı. Bakışları en sonunda gözlerime ulaştığında bir kolunu belime sararak beni bir çırpıda göğsüne doğru çekti. Ellerim göğsüyle buluştuğunda nefesini tuttuğunu anladım. "Ruj.." dedi dudaklarıma bakarken. "Yakışmış." Aklı fikri başka yerlerdeydi.
"Hm?" Bilerek ellerimi omuzlarına kaydırdım. "Yakışmış mı?" Dudaklarımda hafif kırmızı tonlarında bir ruj vardı. Normalde pek kullanmazdım ama bugüne özel ufak bir makyaj yapmak istemiştim.
"Çok yakışmış.." Yavaşça yüzüme yaklaştığında nefesi yüzüme çarptı. "Daha fazla yakışacağını düşündüğüm bir şey daha var.."
"Öyle mi?" Masum masum sorarken sesim onu kışkırtacak bir tondaydı. "Neymiş o?" Alayla sordum. "Ya da kimmiş mi demeliyim?"
Tam dudakları dudaklarıma kapanacakken aniden kapı açıldı. Yavuz bir hışımda başını geri çekerken bende sertçe yutkundum.
"Anne?" Zümra başını içeri uzattı. "Gelebilir miyim?" Yavuz boğazını temizlerken bende hızla kendimi toparlayarak gülümsedim.
"Gel bitanem, gel hadi." Hızlıca Yavuz'un kolları arasına çıkarak kapıya yürüdüm ve onu sonuna kadar açtım. Hemen yanında Yekta vardı. İkiside hayranlık dolu bakışlarını bana dikti.
"Anne," Yekta'nın gözleri parladı. Ve ben o bakışı çok iyi tanıdım. Oğlum bana tıpkı babasının bakışlarıyla bakıyordu. "Sen çok güzel olmuşsun."
"Bu güzelliğinle babamın yüreğine mi indirmek istiyorsun?" Zümra Yavuz'a doğru göz kırptı. "Öpecektin değil mi annemi? Gördüm ki ben!"
"Kızım." Yavuz sahte bir uyarıyla konuştu. "Unut o gördüğünü. Ayıp."
"Yoo değil ki," Hızla bana baktı. "Bende Ilgaz'ı öpeceğim!" Gözlerim genişlediğinde hızla alt dudağımı ısırdım.
"Ney!" Yekta ve Yavuz aynı anda bağırdı. "Sen kimseyi öpmeyeceksin!"
"Niye ya?" Zümra afallayarak bir Yavuz'a bir Yekta'ya baktı. "Babamda annemi öpüyordu işte!"
"Kızım annen benim karım." Yavuz hızlı adımlarla yanımıza yürüdü ve aşağı eğildi. "İnsalar evli olduğu insanları öper."
"Tamam." Zümra kehribar harelerini Yavuz'a dikti. "Bende Ilgaz'la evleneceğim." Gözlerimi sıkıca kapattım. Bence bu söylenilecek laf değildi.
Gözlerimi geri açtığımda yüzü seğiren Yavuz'a gülsem mi üzülsem mi bilemedim. Zümra konusunda çok hassastı. Ve kızım Ilgaz'a çok düşkündü. Sık sık yetimhaneye gittiğim için Yekta'yı ve Zümra'yı hatta diğer çocukları bile yanımda götürdüğüm oluyordu.
Ve Zümra onlarca çocuk içinde kendine arkadaş hatta gelecekteki eş olarak Ilgaz'ı seçmişti. Daha küçüktü böyle şeylerin zamanı değildi ve umarım Yavuz'da bunun farkındaydı. "Kızım." Dedi boğazı düğümlenmiş gibi. "Yok evlilik, unut."
"Baba senin bu kızın koca meraklısı." Yekta homurdanarak konuştu. "Söylüyorum dinlemiyor beni, Ilgaz'la evleneceğim deyip duruyor!"
"Sensin be koca meraklısı!" Kızım ona çıkışmaktan geri durmadı.
"Kızım erkeğim ben nasıl koca meraklısı olayım?" Bana baktı. "Ben annemin meraklısıyım."
"Öyle misin?" Onunla aynı hizaya eğilerek ellerimi iki yanına koyarak karşıma çektim. "Sen büyüdünde bana iltifat mı ediyorsun?" Öne eğilip boynuna ve yanaklarına öpücükler kondurduğumda kahkahalarla güldü.
"Hakediyorsun anne!" Yekta ellerini uzatıp saçlarımı sevdi. Bunu yapmayı seviyordu. Ne zaman ona yakın olsam ilk saçlarıma dokunurdu. Yavuz'dan öğrenmiş olmalıydı. Ne zaman Yavuz'un göğsüne yaslansam elleri hemen saçlarımı buluyordu. Yekta bunu farkettikten beri hep saçlarımı sevmeye başlamıştı.
"Kaynatmayın ortamı," Yavuz Zümra'ya bakararak konuştu. "Ilgaz'ı unut kızım, yok Ilgaz. Biz varız."
"Ilgaz var." Zümra başını inatla iki yana salladı. "Ben Ilgaz'la-"
"Hâlâ Ilgaz diyor Allah'ım!" Yavuz sabır ister gibi başını bana doğru çevirdi. "Evlenmez ya?"
"Tabii." Onu sakinleştirmek için ayak uydurdum.
"Hem çocuk daha."
"Değil mi? Çocuk ya çocuk gönlü."
"Evlenemez." Kaşlarını yukarı itti. "Hem evlilik neymiş? Yaşasın bizimle değil mi? Mis gibi oh."
"Öyle tabii." Başımı salladım. "Şaka yapıyor."
"Yoo yapmıyorum." Zümra Yavuz'un yüreğine indirmeye ant içmiş bir edayla fısıldadı. "Ilgaz'la evleneceğim-" Yavuz hızla elini onun dudaklarına bastırdı.
"Gül kızım, bebeğim, benim hayatımın anlamı." Sevgiyle konuşurken sesinde telaş vardı. "Sen ne istersen ben sana alırım. Ama evliliği unut." Zümra elini onun bileğine sararak hevesle bağırdı.
"İstediğim bir şey var!" Gülümsedi. "Ilgaz'ı istiyorum!"
"Ilgaz'ı gördüğüm yerde döveceğim!" Dedi Yekta. "Kızım unut şu Ilgaz'ı."
"Oğlum, kimseyi dövmüyoruz." Bu isteyeceğim son şey bile değildi. "Hadi girin içeri, üstünüzü değişelim birazdan pasta keseceğiz." Gözlerini kızımıza diken Yavuz'a baktım. Bıraksam saatlerce öğüt nasihat verecekti.
"Yavuz." Omzunu okşadım. "Hadi kocam." Zümra içeri geçerken ikimizde doğrulduk.
"Ne Ilgaz'mış arkadaş." Resmen kıskanıyordu. "Hani yaşın kaç başın kaç senin."
"O da şimdi demiyor ki." Gülümsedim. "Büyüyünce diyor."
"Ha büyüynce evlensin yani? Bravo Hafsa yani. Böyle devam." Başını iki yana salladı. "Olmaz, ne evliliği ya? Ben kızımı kimseye vermem!"
"Tamam sevdam, tamam benim yakışıklı kocam," Yanaklarını okşadım. "Kimseye vermiyoruz kızımızı. Hadi geç içeri üstünü değiş." Dediğimde söylene söylene odaya girdi.
Zümra'ya ve Yekta'ya öylesine düşkündü ki onları kendinden uzak tutacak her şeye karşıydı. Bu yüzden Zümra ne zaman Ilgaz konusunu açsa daha 13 yaşındaki bir çocuğu tehlike olarak görüyordu. Bu halleri öylesine tatlıydı ki ona diyecek söz bile bulamıyorum. Ve kızımın henüz çocuksu duygular içinde olduğunu biliyordum.
İkisininde giyinmesine yardım ettim. Kızımın üstüne benimkine benzer beyaz bir elbise ve tavanları birazcık havadan olan bir ayakkabı giydirdim. Kahküllerini ve saçlarını özenle taradım. Birkaç sene önce ona kahkül kesmem için ısrar etmişti. En az oğlum kadar kızımda saçlarımı seviyordu ve kesmeme asla izin vermiyordu.
İstediğini yaparak ona tıpkı benimkilere benzer kahküller kestiğimden beri hep özenle kesmemi ister uzanmasına hiç izin vermezdi. Bende seve seve yapıyordum.
Zümra'dan sonra Yekta'nın da giyinmesine yardım etmiştim. O sırada banyodan çıkan Yavuz'a gözlerim takıldı. Üstünde benim ütülediğim siyah pantolon ve beyaz gömlek vardı.
Kol düğmelerini kapatmaya çalışırken kaşları altından bana bakarak göz kırptığında güldüm. Yekta'ya döndüğümde aynı Yavuz gibi bana göz kırptığında bu kez gülen Yavuz oldu.
"Hareketlerimi çalma fırlama," Zümra'yı kollarına alarak yanağından öptü. "Kızımın güzelliğine bak be," Elini kalbine koyarak tek gözünü kapattı. "Bu ne güzellik? Kalbim duracak şimdi."
"Güzel miyim?" Onun bu iltifatı hoşuna gittiği için kollarını Yavuz'un boynuna sardı. "Annem gibi mi?"
"Aynı annen!" Kızımla benim aramda gidip gelen gözleri sevgi doluydu. "Gözümün de gönlümün de en güzel iki kadını!" Zümra hafifçe başını eğip Yavuz'un yanağına öpücük kondurdu. Babası onun bu hallerini çok seviyordu.
"Sende çok yakışıklı olmuşsun baba." Duyduğu iltifatla sırıtmaya başlarken, Yekta bana baktı.
"Bende yakışıklı olmuş muyum anne?" Gömleğinin yakasını düzeltirken bana ara sıra Yavuz'un takındığı o haylaz bakışı sundu.
"Sen gördüğüm en yakışıklı erkek olmuşsun." Sözlerim hoşuna gitmiş gibi anında ifadesi aydınlandı.
"Ben neyim karım?"
"Oğlumdan sonra ikinci yakışıklı." Yekta'nın saçlarını elimle geri taradım ve kollarıma aldım. Yanağını yanağıma yasladığında gülümsedim.
"Yapacak bir şey yok." Yekta'ya baktı. "Ama ben annenin ilk yakışıklı erkeğiyim bunu kabullen."
"Sen yaşlandın artık." Yekta hiç bozuntuya vermeden omuz silkerek konuştu. "Ama ben karizmamdan bir şey kaybetmiş değilim."
"O karizmayı kimden aldın aslan parçası?" Yavuz büyük bir övgüyle kendisini gösterdi. "Babandan."
Oğlum belki yüz hatlarından bana benziyordu ama huyu aynı babasıydı. Bıraksak ikiside sabaha kadar birbirlerini övüp duracaktı. Zümra ile bakışlarımız kesiştiğimizde ikimizde güldük.
Kızımda bende artık bu duruma fazlasıyla alışıktık.
"Hadi hadi, kendinizi övmeye aşağıda devam edersiniz." Yekta ile birlikte kapıya yürümeye başladığımda Yavuz hemen arkamdan takip etti.
Merdivenleri inene kadar ikisiylede uğraştığımız için Zümra ve Yekta'nın kahkahaları birbirine karışmıştı. Salonu geçip arka bahçeye çıktığımızda bizimkilerin çoktan burada toplandığını farkettim. Abimler mutfaktaki işlerini bitirmişti.
Cafer'in saçlarında doğum günü şapkası vardı. "İşte!" Kollarını iki yana açarak bizi karşıladı. "Geldi doğum günü çocuklari!"
Zümra ve Yekta'yı yere bıraktığımızda koşarak pastaya bakmak için masanın yanına koştular. "Çok güzel olmuş!" Pastanın etrafına mumlar dizilmişti. Ortasında yedi yazan kocaman sarı bir mum vardı. Etraf en güzel şekilde balonlarla ve süslerle doluydu. Bizimkiler gerçekten verdikleri sözü tutmuş etrafı en güzel şekilde süslemişti.
Birde bir sürü hediye almayı ihmal etmemiştiler.
"Sağol abla," Yavuz Devran'a ve Narin'e bakarak gülümsedi. "Çok güzel yapmışsınız her şeyi." Bahçeyi süsleme işini onlar üstlenmişti. Bugün mezuniyet balosuda olduğu için yetişemez diye çok korkmuştum ama her zaman olduğu gibi ailem her şeyi en güzel şekilde halletmişti.
"Ne demek?" Narin yanıma geçerek gülümsedi. "Hem bugün onlar için çok özel bir gün."
"O parayı bana verseniz daha güzel bir organizasyon yapardım amca." Soner elindeki kurabiyeyi yemekle meşgulken kara gözleriyle bize baktı. "Çok basit olmuş."
"O parayı sana verseler çalardın." Bade gözlerinde boş bir ifadeyle konuştu. "En son babamın bana verdiği parayı çalmıştın!"
"Sen salaksan ben ne yapabilirim?" Soner onun sözleriyle omuz silkti. "Ayrıca 20 tl paranın lafını mı ediyorsun?"
"Korktuğum başıma geldi." Devran hayıflanarak konuştu. "Benzeye benzeye babasına benzedi."
"Kırdın beni amca." Soner başını omzuna eğerek ona baktı. "Şimdi bana para vermek zorundasın."
"HasbinAllah, sözleri bile aynı!" Cafer'e baktı. "Sen mi doğurdun bu çocuğu Nisa'mı anlamıyorum!"
"Ula beni konuşturma." Cafer bıkmış gibi nefesini verdi. "Ana okulundaki çocuklaru dolandurmuş, Nisa'dan iki saat azar yeduk. Neymuş çocuğa cimriliği ben öğretmuşum, ben cimru ol dedum git milletu dolandur demedum!"
"Ben kimseyi dolandırmadım." Soner başını iki yana sallarken inatla babasına baktı. "Sizi dinazor görmeye götüreceğim para getirin dedim onlar da getirdi." Yavuz şaşkınca bakışlarını Soner'e çevirdi.
"Dolandırmışsın."
"Yok amca." Omuz silkerek kolunu masanın kenarına yasladı. "Dinazorların soyunun tükendiğini bilmiyorlarsa benim suçum değil. Ayrıca kızın da bana yardım etti!"
"Ne?" Hızla Zümra'ya baktım. "Annecim?"
"Ne?" Zümra masum gözlerini anında bana çevirdi. "Ben sadece duvara dinazor çizdim. Teknik olarak dinazor görmüş oldular yani bu dolandırmaya girmez." Soner'e baktı. "Niye satıyorsun ya beni!"
"Biri yetmez üç oldular." Yavuz çaresizce konuştu. "Kızım bir daha böyle bir şey yapmıyorsun."
"Tamam ya," Suçunu kabul eden bir ifadeyle konuştu. "Bende Cafer amcamı dolandırırım!"
"Babam olmaz!" Soner hızla çıkıştı. "Onun parası giderse benim ki de gider. Senin babanı dolandıralım."
"O zaman da benim param gitmiş oluyor!" Devran'ı gösterdi. "Devran amcamı dolandıralım!"
"Beni bunların arasından alın." Yekta söylene söylene yanıma yürüdü. "Hepsi yarım akıllı!"
"Kızım biz buradayız," Yavuz hayretler içinde konuştu. "Devran amcanız duyuyor," Cafer'e baktı. "Bir şey demeyecek misin?!"
"Ben artuk diyecek laf bulamayrum." Cafer yenilgiyle konuştu. "Kendu yeğenumle oğlum bir olmuş bizi dolandurma planlari kurayi."
"Birde gözlerine beni kestirdiler." Devran gözlerini azarlar bir şekilde ikisinin üstünde gezdirdi. "Ayıp değil mi?"
"Değil amca. Amca parası yeğene helaldir." Soner'in bu rahatlığı anlaşılan son bulmayacaktı.
"Annecim, teyzecim." Aşağı eğilerek gözlerimi ikisinin arasında götürüp getirdim. "Kimseyi dolandırmak yok." Zümra'ya baktım. "Tamam mı annecim?"
"Dayımı da mı?" Somurtarak sordu.
"Ulan," Abim hızla bize doğru baktı. "Beni de mi dolandırma planları kuruyorsunuz?" Cafer'e baktı. "Senelerce donuna kadar ben aldım şimdi de oğlunu mu üstüme gönderiyorsun!"
"Ben bişi etmeyrum."
"Dayınızda dolandırmak yok." Çocuklarımız neden birilerini dolandırmak peşindeydi!
"Aziz dayım?" Dedi Soner.
Aziz oturduğu yerden kalkarak başını Soner'e çevirdi. "Çocuk." Dedi uyarıyla. "Mal varlığımdan uzak dur." Elindeki çiçekten tacı Zilan'ın saçlarına koymak için yanımıza ulaştı ve onu saçlarına yerleştirdi.
Hepimiz bir aile kurmuştuk ama aramızda hâlâ evlenmeyen Aziz abiydi. Henüz hayatında kimse yoktu.
"Sağol dayı!" Zilan neşeyle saçlarındaki taca dokunurken Aziz abi onun bu hallerine gülümsedi.
"Anne?" Karaca'nın kollarında Umut kucağındaki remziyenin kafasını okşarken sordu. "Dolandırmak ne demek?"
"Sen bilmesen daha iyi annem." Bence de aileye dördüncü bir cimri fazlaydı. En kısa sürede ikisiylede bu konuyu konuşacaktık. Bu gün doğum günü olduğu için konuyu fazla uzatmadık.
"Bakın size kimi getirdim!" Babamın sesini duyduğumda hızla kapıya baktım. Bir elinde hediyeler vardı. Diğer eli Ilgaz'ın omzuna yaslıydı. Bugün Ilgaz'ın burada olacağını bilmiyordum. Babam bize süpriz yapmış olmalıydı ve şikayetçi olduğum bir süpriz değildi.
"Ilgaz!" Onu dedesinin yanında gören kızım heyecan içinde bağırdı. Hemen yanımda gözleri genişleyen Yavuz'u gördüğümde bu durumdan hiç hoşnut olmadığını anlamıştım. Tüm bunlar yetmez gibi Zümra koşarak Ilgaz'a sarıldığında Yavuz'un dudakları aralandı ve gözlerini kırpıştırdı.
"Ula bu ne arayi burada?" Oğlumun hemen yanımda şive yaptığını duymak neredeyse kahkaha atmama sebep olacaktı.
"Bilmeyrum." Yavuz aynı edayla oğlumuza karşılık verirken çenesini sıktı.
"Amca." Soner keyifle konuştu. "Bana 2000 lira verirsen Ilgaz'ı Zümra'dan uzak tutarım."
"Oğlum!" Nisa en sonunda dayanamadı ve hızla araya girdi. "Ne diyorsun sen? Ayıp. Ayrıca sen daha okula bile gitmiyorsun nereden öğrendin o rakamı!?"
"Ne var anne ya?" Soner Yavuz'a döndü. "Sen bu çocuğun kızından uzak durmasını istemiyor musun amca?" Ilgaz'a koşup sarılan Zümra'yı görmek Yavuz'u resmen kahretmişti.
"İstersen tüm mal varlığımı veririm git ayır şunları-"
"Baba dolandırıyor seni!" Yekta hızla yükseldi. "Görmüyor musun?" Yavuz bir an olan biteni anlamadı ama ona Cafer'n kopyası olan ifadesiyle sırıtan yeğeninin derdinin para olduğunu anlamak zor olmadı.
"Cafer, al şu cimri oğlunu!"
"Alamam." Cafer sıkıntıyla konuştu. "Benu de dolandırayi!"
"Ee oğlum." Aziz abi kendini sandalyeye bırakırken keyifle konuştu. "Dinsizin hakkından imansız gelir."
"Ben ne bileyum ula öz oğlumun beni dolanduracağuni!" Cafer şaşkın şaşkın bağırdı. "Böyle bir günah bedeli beklemeyudim!"
"Aşk olsun baba," Soner hiç bozuntuya vermeden sırıtışını sürdürdü. "Burada soyunu devam ettiryorum-"
"Sus soner sus." Ayşin onu kolundan yanına çekti. "Rezil ediyorsun bizi."
"Abla çekiştirme beni allah Allah. Ben yardımcı olmaya çalışıyorum."
"Sen milleti soruyorsun." Ayşin onun kolunu çimdikledi. "Sus."
"Hafsa git al şu kızımızı," Yavuz ecel terleri döker gibi konuştu. "Sarılıyor ya!"
"Yavuz çocuklar onlar."
"Bu benim delirdiğim gerçeğini değiştirmiyor!" Öne bir adım attı. "Gidip alacağım kızımı,"
"Bende geliyorum!" Tam Yekta'da bir adım atmıştı ki ikisinide kolundan yakaladım.
"Durun bakalım nereye?" Anında yüzüme baktılar. "Bırakın sarılsınlar, bir şey olmaz."
"Ama anne, baksana resmen sırnaştı kardeşime!" Ilgaz nazik bir şekilde Zümra'ya sarıldığında Yavuz gözlerini sıkıca kapattı.
"HasbinAllah!" Dedi Yavuz.
"Ve sünbahnAllah!" Dedi Yekta.
"Baba Hoşgeldin!" Dedim onlara hiç bakmadan. "Ilgaz sende hoşgeldin!" Zümra ile sarılması biten Ilgaz yeşil gözlerini bana çevirdi.
"Hoşbuldum, Hafsa abla." Ardından Yavuz'a baktı. "Bey amca, nasılsın?"
"Muhteşem." Yavuz zoraki bir gülümseyle konuştu. "Kızımdan beş adım öte durursan daha iyi olacağım." Ilgaz onun dediklerini anlamadan bir bana bir Yavuz'a baktı.
"Bir şey yok Ilgaz'cım hadi gelin buraya. Ne iyi ettin de geldin." Babama baktım. "Seninle mi geldi?"
"Torunum dün bana yarın Ilgaz'ı getirir misin dedi." Dediğinde Yavuz hızla Zümra'ya baktı.
"Kızım Ilgaz'ı sen mi çağırdın?"
"Evet baba!" Ilgaz'ın koluna girdi. "Ne iyi ettim değil mi?"
"Çok iyi etmişsin." Yüzü tam aksini söylese bile Zümra'yı kırmamak adına sustu. Anlaşılan bu gece onun için zor geçecekti.
Ilgaz yutkunarak koluna baktı ardından Zümra'ya ve hemen ardından gözlerini ona diken Yavuz'a.
"Sen kızımdan biraz uzak dur." Yavuz uyarıyla konuştu.
"Neden bey amca?" Her ne kadar kabul etmesede Zümra'nın ona yaptığı arkadaşlığı seviyordu. "Ayrıca bana sarılan senin kızın?"
"Bak bana küçük adam oradan bakınca sakin bir kız babasına benziyor muyum?" Umarım küçük bir çocukla kavgaya girmezdi.
"Yok bey amca, daha çok kuduran bir babaya-" Ilgaz her zamanki gibi açık sözlü bir çocuktu.
"Öyleyse kızımdan uzak dur!"
"Neden?!"
"Neden diyor." Yavuz kısık bir sesle bana döndü. "Bu çocuk daha kızım karnındayken ona talip olmadı mı?" Hafızaya bak. Hâlâ hatırlıyodu!
"Ilgaz o zaman altı yaşındaydı."
"Neyi değiştirir?" Sabırsızca sordu. "Kızım ona talip olan bir çocuğa sarılıyor!" Başımı omzuma eğdiğimde gülümsedim.
"Ya da sen çok kıskançsın." Koluna girerek omzunu okşadım. "Yapma Yavuz, onlar sadece çocuk. Ve Ilgaz'a dik dik bakma korkutuyorsun çocuğu!"
"Bakmıyorum." Diye homurdandığında bakışlarım yumuşadı. Gözlerim hemen yanındaki Yekta'ya indi. "Annem, sende."
"Bakmıyorum." Dedi tıpkı Yavuz gibi inatla.
"Abi!" Süleyman ortamı yumuşatmak adına konuştu. "Kesiyor muyuz pastayı?"
"Keselim!" Zümra heyecanla onlara baktı. "Keselim mi anne?"
"Keselim." Diğerlerine baktım. "Hadi!" Yekta'yı kollarıma alarak masanın arkasına geçtim. Yavuz'da Zümra'yı Ilgaz'dan alarak tıpkı benim yer aldığım gibi masanın arkasında yer aldı.
Boyları yetmediği için onların ayağının altına sandalye koymuştuk. "Evet." Çakmağı alarak mumları teker teker yaktı abim. Devran tam masanın önünde kamerasını ayarladı.
"Kayıt alıyorum." Derken sesi neşe doluydu. Gözlerimiz teker teker yanan mumları izledi. Hemen ardından en ortadaki yedi şeklindeki mumu yaktı. Herkes masanın arkasına toplandı.
Yavuz Yekta'ya bir kolunu sardı. "Dilek tutun." Diye fısıldadığında bende kolumu Zümra'ya sardım ve yanağımı saçlarının üstüne yasladım. "Aynı şeyi dileyin olur mu?"
Zümra ve Yekta aynı anda birbirlerine baktılar. Neden bilmiyorum ama aynı şeyi dilediklerini hissettim. Yekta, Zümra'ya elini uzattığında Zümra'nın dudaklarında tebessüm belirdi. Hızlıca onun elini kavradığında gözlerimin dolduğunu hissettim. İki çocuğumuzun arasından Yavuz'la bakışlarımız kesiştiğinde onun da gözlerinde yaşlar gördüm.
Kolay olmayan şeylerin en güzel mutlululuğunu yaşıyorduk.
"Birlikte üfleyelim." Kızımızın sakin sesiyle gülümsedik. Aynı anda onlarla birlikte derin bir nefesi içimize çekerek üflediğimizde Devran fotoğraf çekmeyi ihmal etmemişti.
Mumlar söndü. Ve ben pastanın ortasındaki yedi şeklindeki muma bakakaldım.
Zaman geçmişti.
Değişmeyen tek şeyse biz aynı kalmıştık.
Alkışlar koptu. Bizimkilerin heyecanlı seslerini duydum. Abim Zümra'nın saçlarına bir doğum günü şapkası taktı. İlk pastayı onlara yedirdik. Hemen ardından Zümra bana Yekta babasına bir çatal pasta yedirdi. O gün dünyalara bedel yaşandı.
Zaman gerçek anlamda geçmşti.
Biz önce Yekta ve Zümra'nın sesini duymuş ilk onları tanımış onların adımlarına şahit olmuştuk. Sonra Polat gelmişti. Aynı abim gibi boksa ilgili olan ve sırf bu yüzden Zerda'dan azar işiten. Fazla sürmeden bir kız kardeşe merhaba demişti.
Ardından Soner ailemize katılmıştı. Aynı babası kadar deli dolu babası kadar cimri ve bir o kadar da dolandırıcı. Beni asıl şaşırtan şey kızımın kuzenine çok benzemesiydi. Zümra ve Soner ara sıra birlik olup amcalarından para koparmayı başarabilir bir hale gelmişti. O yüzden her ne kadar iyi bir şey olmasada bu ailenin artık üç cimrisi vardı.
Fazla zaman almamıştı aramıza önce Bade sonra Vefa katılmıştı. Babası kadar üşengeç ve durmadan bıkkınılığını ortaya koyan bir erkek çocuğu ve babasına aşık bir kız çocuğu. Zahir abinin seneler evvel bana anlattığı hayali bugün gerçek olmuştu. Hemde en güzel şekilde.
Süleyman ve Karaca. Onlar her şeye rağmen bir hayat kurmuştu. Zahir abi bile zamanla bu durumu kabullenmiş ve en sonunda hayatlarına katılan Umut'la birlikte dayı olmuştu.
Şimdi sandalyede oturmuş onları izliyorduk. Tabağımdaki pastayı bitirdiğimde onu masaya bıraktım. Ilgaz'la dans eden Zümra'yı izlemek Yavuz'un hiç hoşuna gitmesede sanırım ona bir şeyleri kabullendirmeyi başarmıştım.
"Anne!" Dedi Yekta çalan şarkıyı dinlerken. "Bizde dans edelim mi?" Sorusuyla kalbimde bir şeyler titredi. Bu hayatta beni dansa kaldıran üçüncü erkek sanırım oğlumdu.
İlki abimdi.
İkinci Yavuz.
Ve şimdi öz oğlum benimle dans etmek istiyordu.
"Edelim annem." Yekta'yı kollarıma alarak sandalyeden kalktım. Bir elim onun eline sarıldığında yüzündeki o ifade görülmeye değerdi.
"Küçük adam," Yavuz ayağa kalkarak Ilgaz'a baktı. "Hadi git otur biraz." Zümra'nın minicik elini kavrayarak onu yanına çekti ve kollarına aldı. "Kızımla dans edeyim."
Ilgaz küçük bir baş sallamayla kenara çekildi. Nedenini bilmediğim bir şekilde zamanla o eski neşesini kaybettiğini hissetmiştim. Evet hâlâ bazı zamanlar dalga geçiyor kendini övmeden duramıyordu. Ama bazen de susuyor konuşmuyordu. Bu yüzden Zümra onunla arkadaşlık etmek isteğinde karışmıyordum.
Çünkü görüyordum kızım ona iyi geliyordu. Ve Ilgaz benim için yabancı değildi. Onu oğlum gibi seviyordum. Yavuz için de bunun böyle olduğuna emindim. Sadece babalık duyguları o sevgisini gizliyordu. Her ne kadar gizlesede yüreğini biliyordum.
Yavuz'un kalbi kocamandı ve orada herkese bir yer vardı. Daha dakikalar önce Ilgaz'ı da aile karemizin içine almış hatta onu masaya oturtmuştu. Zümra'ya yaklaşmadığı sürece Ilgaz'la arası fazlasıyla iyiydi.
Sadece dans eden biz değildik. Zilan Aziz abiyle dans ediyordu. Özlem neşeyle dans eden anne ve babasını izliyordu. Son yedi sene onlar için her şeyi telafi edecek kadar güzel geçmişti. Ve birkaç sene önce evlenmiştiler. Şimdi mutlu bir aileleri vardı. Özlem hakettiği ailede büyüyordu.
Polat'ta onun hemen yanındaydı. Zerda ve abimi izlerken yüzünde hayran bir ifade vardı. Abim çocuklarına öylesine özel bir hayat sunmuştu ki kendi acılarından birini bile onun çocukları tanımamıştı.
Zahir abi Ceylan'ı kolları arasına almış pekte başarılı olmadığı dans hareketleriyle ona eşlik ederken Vefa'da kız kardeşini dansa kaldırmıştı. Babam bu anları kaydetmekten başka bir şey yapmıyordu. Yüzündeki o huzurlu ve mutlu ifade görülmeye değerdi.
Belki zaman hepimizi biraz yaşlandırmıştı. Hayat bizden günler saatler ve dakikalar götürmüştü. Ama karşılığında bize bir sürü güzel anılar vermişti.
Zaman ve kader bu kez bize sonsuz birer hediye vermişti. O gecenin anlamı büyüktü.
Bugün daha yedi sene önce kollarımıza aldığımız oğlumuzun ve kızımızın bir yaş daha büyüdüğüne şahit olmuştuk. Saatlerce hiç durmadan eğlenmiş dans etmiş zaman geçmiştik. Gece 2 olduğunda herkes yavaş yavaş evlerine dönmüştü.
Ve şimdi kızmızla oğlumuzun odasında onlara güzel bir duş aldırdıktan sonra yatağa yatırmıştık. Beşikleri artık yoktu. Onlar büyüdüğünde yataklarıda büyümüştü. Yeni mobilayalar almıştık.
Yavuz Zümra'yı yatağına yatırmak istediğinde Zümra başını iki yana salladı. "Yekta'nın yanında uyumak istiyorum." Dediğinde Yavuz'la bakışlarımız kesişti. Yekta hızla yana kayıp ona yer açtığında Yavuz sakin bir tebessümle yanımıza yürüdü ve Zümra'yı Yekta'nın yanına bıraktı.
Yorganı nazikçe üstlerine örttüm. "Çok güzel rüyalar görün tamam mı?" Fısıldayarak saçlarını geri ittim. "Sizi çok seviyoruz."
"Bizde sizi seviyoruz." Yekta'nın uykulu bakışları sevgiyle üstümüzde gezindi.
"Ilgaz'ı da seviyorum." Dedi Zümra. Yavuz'un anında sakin ifadesi bozuldu. Bunu farkeden Zümra kıkırdayarak güldü. "Seni de seviyorum baba."
"EyvAllah." Dedi Yavuz alayla. Zümra'ya asla kıyamayacağını biliyordu. Öne eğilip ikisininde saçlarından öptü. Aynı hareketi bende tekrarladım.
"İyi uykular." Burnumu Yekta'nın burnuna sürttüm. "Yarın at çiftiliğine gideriz tamam mı?"
"Evet!" Neşeyle bağırdıklarında Yavuz'la birlikte güldük.
"Güzelce uyuyun." Yorganı iyice örttüğümden emin olduktan sonra Yavuz yıldızlı lambayı yaktı. Seneler evvel annemi görmem için bana aldığı yıldızlı lambayı artık bebeklerimiz kullanıyordu.
Ve bende artık kabuslar görmüyordum. Ne Yavuz ne ben. Artık acı çekmiyorduk.
Onlar uyuyana kadar izledik. Derin bir uykuyla ikiside rüyalara gömüldüğünde yatak odasından çıkarak aşağı kata indik. Devran gitmeden önce fotoğraf makinesinden çıkardığı birkaç resimi masaya bırakmıştı. Yavaşça masaya yürüyüp onları elime aldım.
İçimi burukluk sardı.
"Zaman hızlı mı geçti Yavuz?" Diye sorduğumda kolunu omuzlarımda hissettim. Sanki tek duygusal olan ben değildim.
"Seneler evvel bana şu koltukta ne demiştin hatırlıyor musun?" Sorusuyla ona baktım. "Bir gün geri dönüp baktığımızda çok güzel anılarımız olacağını söylemiştin." Titrek bir şekilde güldüğümde başımı salladım.
"Hatırlıyorum." Yumuşak bir tebessümle koltuğu gösterdi. "Hadi. O zaman anılarımıza bakalım."
Beni koltuğa yönlendirdi. Ben oturduğumda o da yürüyüp çekmeceden kutuyu çıkardı. Yanıma yürüyerek oturdu. Kutunun kapağını açarak içinden albümü çıkardı ve bana uzattı. Bir elimdeki resime bir albüme baktım. Ardından onu usulca açtım ve sonuncu sayfasına geçtim.
Son sayfaya elimdeki resimi yapıştırarak gülümsedim. Kutudaki birkaç albüm bebeklerimizin küçüklüğünden büyüklüğüne bir sürü resimlerle doluydu.
"Yedi yaşındalar." Bu gerçeğin farkına varmak beni bozguna uğrattı.
"Öyleler." İyice geri yaslanarak beni kolları arasına çekti. Elimdeki albümle öylece ona yaslandım. İlk sayfaya döndüm. Bir damla yaş yanağımı izlerken onun parmaklarını bir kez daha saçlarımda hissettim.
"Sana başarırız demiştim." Nefesini saçlarımda hissettim. "Başardık." Hastanede verdiği o sözde haklıydı. Onları büyüteceğiz demişti.
Sevgiyle.
Dediği gibi onları sevgiyle büyütmüştük.
"Seni çok seviyorum cilveli bey." Fısıltım kalbine işledi. Görmedim ama gülümsediğini hisettim.
"Seni seviyorum zalımın kızı." Dudakları arasından çıkan o son iki kelimeyle gözlerimi kapattım.
Bana ilk zalımın kızı dediği o günü hatırladım. Daha bunların hiçbiri aklımda yoktu. O zamanlar tek derdi babasından kaçmaya çalışan olan bir kızdım.
Şimdi bir anneydim.
Beni o cehennemden çıkaran adamın karısıydım.
Ve beni o cehennemden çıkaran adam çocuklarımın babasıydı.
Her şeye rağmen çok güzel bir hayat yaşamıştık. Hayalini kurduğumuz ne varsa yaşamış ben doktor olmuştum o muzisyen. Çocuklarımızı en güzel şekilde büyütmüş diğerleriyle birlikte dağılan ailemizi toplamıştık.
Ama bir gerçek vardı. Bu ailenin tek temeli Yavuz'u sevdasıydı. Onun bana olan sevdası sadece aşk değildi. Yuvaydı.
Bu yüzden aşkı sadece iki kişinin kavuşması olarak yorumlamazdım. Aşk mutluluk doğururdu. Aşk yaralamaz kırmaz dökmezdi. İnsanları bir araya getirir yuvalar kurar kalpler ısıtırdı.
Ben bunların hepsinin tek bir adamda toplandığını farkettiğimde sadece 25 yaşındaydım.
Onunla başlayan hikayem onunla son buluyordu.
Çünkü Yavuz sevdaydı.
Bundan sonra gelen geçen seneler onunla birlikteyken yaşanmaya değerdi. En güzel anlar ve günlerdi. Ben onun kollarında onun eli benim saçlarımda ve gözleri gözlerimde. Karadeniz'e gömdüğü bir sevda değildim.
Ben Yavuz'un bu Karadeniz'in koynundan çekip aldığı bir sevdaydım.
Ve o benim güneşimdi.
Hep dediğim gibi.
Karadeniz'in güneşi.
🌊
SON
Açık konuşmak gerekirse ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Hissettiklerimi yazacağım buraya. Öncelikle bu yolda bana katılan benimle yürüyen destekleyen herkese çok çok teşekkür ederim. Her birinizi çok seviyorum. İyi ki bu hikayede buluştuk. İyi ki birbirimizi tanıdık hissettik.
Diğerlerine gelecek olursak Lafügüzaf benim için asla yeri dolmayacak bir kitap. Muhtemelen uzun bir zaman onların eksikliğini hissedeceğim. Hem bana çok şey öğreten hem de yürüdüğüm en güzel yollardan birisi oldu.
Yavuz sadece Hafsa'ya değil bana da sevdanın ne demek olduğunu öğretti. Bu yüzden teşekkür edebileceğim bir şey daha varsa o da Yavuz'un sevdasıdır. İyi ki o gün kendini belli etmiş ve ben onu yazmışım.
Kapağını açtığım ilk sayfasını yazdığım bir hikayenin son sayfasını son cümlesini yazdım ve kapağını kapattım. Hakettikleri gibi yaşadılar hepte yaşamaya devam etsinler.
Son kez soralım o zaman nasıl buldunuz finali?
Onları çok seviyorum.
Sizleri çok seviyorum.
Ve Cafer'i bir tık daha fazla seviyorum. 🥹👀🫶
İyi ki buradaydık, iyi ki birlikteydik.
Umarım Lafügüzaf aklınızda bir ömür en güzel şekilde yer edinir.
Yeni hikayelerde
En güzellerinde hep buluşmak dileğiyle.
Hoşçakalın.
🌊🫂🩷








| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 185.33k Okunma |
11.02k Oy |
0 Takip |
45 Bölümlü Kitap |