44. Bölüm

44. ŞAH MAT

Sinemm
sinemm2611

~~>>Kurguda geçen olay ve karakterlerin

gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur.

Tamamen hayal ürünü olmakla birlikte gerçek hayatı yansıtmamaktadır.<<~~~

 

 

 

~~Bölüme geçmeden önce yıldıza basmayı ve satır arası yorum yapmayı lütfen unutmayalım. Yorumlarınız beni her zaman motive ediyor canlarım. Ne kadar çok yorum yaparsanız o kadar hızlı gelecek bölüm..~~~💣💣

 

 

~~ KEYİFLİ OKUMALAR DİLERİM.~~

 

 

 

 

💣44. ŞAH MAT 💣

 

 

ANLATAMIYORUM

 

Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz,

Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum.

 

Orhan VELİ

 

 

♣️♣️

 

 

 

 

 

 

 

 

Alya Neva Kandemir.

 

Bakışlarımı bir türlü karnımdan çekemiyordum. O kadar mutlu olmuştum ki. Bir tane bebek beklerken ikiz olduğunu öğrenince çifte mutluluk olmuştu bana. O kadar mutluydum ki bunu anlatabilecek bir tarif yoktu. Timur ve benim bebeklerim onlar. Timur ve ikimizin bebekleri.

 

Acaba cinsiyetleri neydi?

 

Timur'a benzeyen bir oğlum olur muydu ki?

 

Acaba ikisi de kız mı?

 

Yoksa ikisi erkek mi?

 

Off çok fazla kafam karışıyordu. Doktora sorsamıydım ki acaba ne zaman belli olur cinsiyetleri diye?

 

 

"Gidelim mi?" diyen Timur'un sesi ile sıçradım.

 

"O kadar mı dalmıştın." diyen Timur'un cümlesiyle gülümsedim.

 

"Dalmışım." dedim gülümseyerek.

 

"Hadi gel." diyerek beni oturduğum yerden kaldırdı.

 

Gülümseyerek Timur'un elini tuttum.

 

"Doktor bir şey dedi mi, Neden o kadar bekledin içeride?"diye sorduğumda Timur durdu ve bana baktı. Bir şey diyecek gibi olmuştu ama sonra vazgeçmişti.

 

"Hayır, bir şey demedi şunları tutuşturdu elime sadece." dediğinde ilerlemeye başladık.

 

Elinde bir kağıt vardı galiba testler yazıyordu orada. Bir kaç test yapmamız gerekiyordu muhtemelen. Rutun testler olmalıydı.

 

"Kaç haftalıklar acaba sormayı unuttum ben o heyacanla." dediğimde Timur bana döndü ve dudaklarını aralayıp konuşmaya başladı.

 

"6 haftalıkmış." dediğinde yüzümde bir gülümseme olmuştu.

 

İlk geceden olmuşlardı o zaman.

 

"Anladım." dedim ve önüme döndüm. Düşününce biraz utanmıştım. Utandığım için yanaklarım al al olmuştu.

 

"Sen çıkmadan mı sordun?" dediğimde bana dönüp başını salladı.

 

"Evet, haftaya kalp atışlarını duyabilirmişiz." dediğinde daha heyacanlandım.

 

"Gerçekten mi?" dediğimde direkt başını salladı.

 

"Öyle." dedi düz bir sesle.

 

O neden heyecanlanmıyordu ki?

 

"Neden böylesin?" dediğimde çoktan kan alma yerine gelmiştik.

 

"Nasılım?" dediğinde bile soğuktu. Sevinmemiş miydi?

 

Dün çok mutlu gibi duruyordu?

 

Yoksa Davut beyin babam olması onu rahatsız mı etti.

 

"Dünkü olanları mı düşünüyorsun?" dediğimde bana baktı ama konuşmadı.

 

Zorda olsa gülümsemeye çalıştı, "Hayır." dedi ve durdu " Aslında evet dünkü olanlar yüzünden sana soramadıklarım için biraz moralim bozuk."

 

"Sıra sizde değilse çekilin." diye ses ile irkildim.

 

Timur sert bir şekilde arkamızdan bize bakan adama baktı.

 

"Buyur geç." dedi asabi bir sesle.

 

Adam ağzının içinden homurdanarak yanımızdan geçti. Timur'a baktığımda ise adama oldukça sinirlenmiş bir şekilde bakıyordu.

 

"Biraz sakin olur musun?" dediğimde Timur gözlerimin içine baktı.

 

"Mümkün mü bu?" dediğinde derin bir nefes aldı.

 

"Bana hala açıklama yapmadın, gözümden kaçmadı değil. Dicle de bir şey söylemişsin." dediğinde gözlerimi çekmedim Timur'dan.

 

Ne söyleyecektim ki benden öğrenmeyecekti benden öğrenmese daha iyi olurdu.

 

"Sonra konuşuruz bak sıram gelmiş." dediğimde gülerek kapıya doğru ilerledim.

 

Ekran da hala Alya Neva Kandemir yazıyordu..

 

 

 

 

*

 

*

 

 

Eve geldiğimizde yorgun düşüp bir kaç saat daha uyumuştum. Şimdi ise akşam yemeği için bekliyordum. Timur eve gelince de bir şey sormamıştı üstüme gelmek istemiyordu sanırım. Yada belkide benim anlatmamı bekliyordu. Anlayamıyordum da onu.

 

Telefonum çalmaya başlayınca ekrana baktım ve İnci'nin aradığını gördüm. Telefonu kulağıma götürüp açtım.

 

"İnci." dediğimde İnci'nin o incecik çıkan sesini duydum.

 

"Nasılsın canım?" diye sordu.

 

"Teşekkür ederim canım, bugün daha iyiyim." dediğimde İnci tekrar konuşmaya başladı.

 

"Oh hep iyi ol. Neva akşam beni çok korkuttun bilseydik böyle olacağını biraz daha alıştırarak söylerdik yada ben söylesem daha iyiymiş." dediğinde derin bir nefes verdim.

 

"Sonuç yine aynı olurdu." dedim düz bir sesle. Dün öğrendiklerim yüzünden böyle olmuştu. Hepsi üst üste gelince affalamıştım. Babamların yaşıyor ve ortaya çıkmaları beni sarsmıştı. Gerçek babam ise Davut çıkmıştı. Birde kardeşim yok tek çoçuğum derken iki tane kardeşim ortaya çıktı. Gerçi birinden henüz emin değiliz bir tahmin ama. Umarım değildir umarım o kız benim kardeşim falan değildir.

 

Umarım annem de biran önce beni bulur.

 

"Her neyse canım ben seni şeyden aradım hani sen Timur için birini arıyordun ya bacağı için. Heh onu biz bulduk." dediğinde duraksadım.

 

Bu konu tamamen aklımdan çıkıp gitmişti. Timur önemsemiyordu ama ben önemsiyordum bacağını.

 

"Aa öyle mi, kim buldu sen mi yoksa." dedim ve sustum.

 

"Gencay mı?" diye sordum.

 

"Aman canım ne fark eder ki, buldum mu buldum." dediğinde gülümsedim.

 

"Teşekkür ederim." dedim minnet dolu çıkan bir sesle.

 

"Ne demek güzelim. Yarın sizde olacak haberin olsun adı da Deniz bu arada gelince aldır içeri artık kapıda kalmasın sonra." dedi İnci.

 

"Tamam canım gerisi bende artık." dediğimde soluklandım.

 

"Tamam canım, kapatıyorum o halde ben bir şey diyor musun?" dediğinde biraz bekledim.

 

Galiba Gencay yanındaydı.

 

"Teşekkür ettiğimi söyle." dediğimde bir süre ses gelmedi.

 

"Söylerim canım dikkat et kendine lütfen." dedi ve ben tam kapatmak üzereydim ki İnci'nin sesiyle durdum.

 

"Az kalsın unutuyordum bebek nasılmış? Ne kadarlıkmış?" diye sorunca anında dudaklarım yana doğru kıvrıldı.

 

"Bebekler galiba iyi altı haftalıklarmış." dediğimde İnci öksürdü.

 

"Ne? Bebekler mi? İkiz mi yoksa Neva?" dediğinde güldüm.

 

"Evet canım ikizlermiş." dediğimde İnci bir süre konuşamadı.

 

"Allah kolaylık versin canım." dediğin de ne demek istediğini anlayamamıştım.

 

"Niye öyle söyledin?" diye sordum hemen.

 

"Ah canım sen bie doğur ne demek istediğimi anlarsın." dedi gülerek.

 

"Ya gülme doğurum ne olcak." dediğimde daha da güldü.

 

"Ah yeter ki doğru güzelim." dediğinde bende gülmeye başladım.

 

Gerçekten ben bu iki bebeği nasıl doğuracaktım?

 

"Korkutmak gibi olmasın hayatım ama kolay değil iki bebeğe birden bakmak. Ama vardır Allah'ın bir bildiği. Annesi sen olduğun için çok şanslılar." dediğinde gülümsedim.

 

"Asıl ben şanslıyım onlar olduğu için." dediğimde İnci gülmüştü.

 

"Hamileliğin tadını çıkar canım . Ben kapatıyorum artık." dedi.

 

"Tamam canım her şey için tekrar teşekkür ederim." dedim sakince.

 

"Ne demek canım." dedi ve telefonu kapattı.

 

Zaten konuşacak bir şeyde kalmamıştı. Gerçi ben ona nasıl olduğunu ve bebeğinin ne kadarlık olduğunu sormayı unutmuş ama olsun artık sonra sorardım ben onu.

 

Benim Timur'a bunu nasıl söyleceğimi düşünmem lazımdı.

 

Yarın Deniz bey geldiğinde nediyecektim ona önceden mi söyleseydim acaba? Adamı birde içeri aldırmaz bu?

 

Başımıza göre bela almamışımdır inşallah.

 

 

Umarım kabul eder tedavi olmayı inşallah reddetmez. Onun bu halde olmasına dayanamıyordum. Kendisi de memnun değildi bundan görüyordum da.

 

"Güzelim nereye daldın öyle?" diyen Timur'un sesiyle anında bakışlarımı ona çevirdim.

 

"Dünkü olanlar." dedim hemen.

 

Halbuki aklımdaki başkaydı.

 

"Boşver artık güzelim onları. Sakın o şerefsizi düşünme. Ona baba demene bile gerek yok. O seni hak etmiyor zaten şerefsiz." dediğinde gülümsedim.

 

"Bıraktım artık bende kocam tek düşündüğüm bebeklerim artık. Onların sağlığı her şeyden daha önemli." dediğimde Timur'un yine yüzü düşmüştü.

 

Neden böyle yapıyordu bu adam ya?

 

Bebek kelimesi geçince bir tuhaf hal alıyordu yüzü.

 

Üstelik bu hiç Timur'luk bir hareket değildi. Neden bu şekilde yaptığını sorsa mıydım acaba?

 

Ya yanılıyorsam?

 

Ya bana öyle geliyorsa?

 

Kuruntu mu yapıyordum eminde olamıyordum ki. Şu bebekler galiba beni her yönden etkiliyordu. Aşırı duygusal birine dönmüştüm.

 

 

"Düşünmüyorum artık, bebeklerimi düşünüyorum." dediğimde elim karnıma gitti.

 

"Daha çok küçükler ne zaman tam görebiliriz acaba?" dediğimde Timur yanıma geldi elini benim ellerimin üstüne koydu.

 

 

"Bilmiyorum." dedi düşünceli bir şekilde.

 

"Sen ne düşünüyorsun?" dediğimde Timur bana baktı.

 

"Karımın benden bir şeyler sakladığını ama neden sakladığını düşünüyorum." dediğinde afallamıştım.

 

"Neden bana o gün neler olduğunu anlatmıyorsun? Kim kaçırdı seni? Nereye gittin, neden anlatmıyorsun Neva?" dediğinde gözlerimin içine baktı. Sanki orada bir şey arıyor gibiydi.

 

 

"Bir şey saklamıyorum ki ben iyiyim zaten bak bir şeyde olmadı." dediğimde bana bakmaya devam etti.

 

Ellerimiz hala bebeklerimizin üstündeydi.

 

"Saklıyorsun gözlerini benden kaçırıyorsun. Neden Neva? Neden bunu yapıyorsun? Bu şekilde seni ve bebekleri koruyamam." dediğinde gözlerim doldu.

 

"Bebeklerimizi birlikte koruyacağız." dediğimde bana bakmaya devam etti. Konuşmanın bir an önce bitmesini istedim.

 

"Sen bebekleri koruyacaksın. Bende sizi koruyacağım. Ama bunu benden bir şeyler saklamaya devam edersen yapmam." dedi ılımlı bir sesle.

 

"Dün ne yaşadığımı tahmin edemezsin Neva.." Dedi ve derin bir iç çekti.

 

"Dün sana ait olduğunu sandığım cesete bakmaya gittim." dediği am buz kesti bedenim.

 

Bana ait olduğunu düşündüğü ceset mi?

 

"Arabada bana bir not bırakılmış. Mutlaka görmüşsün Neva ne olur söyle bana kimdi onlar?" dediğinde sesi yalvarır gibi çıkmıştı.

 

"Bilmiyorum." dedim ama biliyordum. Sadece ben söylemek istememiyordum onca şeyi. Herkes kendisi itiraf edecekti.

 

"Yapma Neva, yapma güzelim." diyerek gözlerimin içine baktı.

 

"Neden saklıyorsun? Seni tehdit mi ettiler. Söyle isim ver bana bir şey söyle, ne bileyim boyu posunu tarif et." dedi ardı ardına sorular soruyordu.

 

"Konuşmak istemiyorum." dedim ve ellerini benden indirdim.

 

"Ben biraz dinleneyim." dediğimde ayağa kalkmak üzereydim ki beni koltuğa geri oturttu.

 

"Yemek hazır bebekleri aç mı bırakmak istiyorsun?" dediğinde endişelendim.

 

Ah ben unutmuştum yemek işini.

 

"Tekrar kontrole gittimizde bebeklerimizin büyüdüğünü görmek istiyorsak güzel beslenmen gerek sevgilim." dedi ve eğilip dudaklarıma minik bir öpücük bırakıp geri çekildi.

 

"Haklısın kocam." dedim cilveli çıkan sesimle. Burnumu burnuna sürttüm. Derin bir nefes bıraktığımda kıkırdadım.

 

Timur'un da hoşuna gitmişti tabi bu hallerim.

 

"Bu işin sonu iyi yerlere gitmeyecek sevgilim." diyerek fısıldadı. Bende tekrar kıkırdadım.

 

"Gitmesin." dedim cilveli çıkan bir sesle.

 

Güldü.

 

"Emin misin?" dediğinde anında başımı salladım.

 

Bir öksürme sesiyle anında ayrıldık birbirimizden. Asiye hanım salondaki merdivenlerde bize bakıyordu.

 

"Gideyim ben isterseniz?" dediğinde yanaklarım kızarmıştı.

 

"Gel Anne yemek hazır zaten." dediğinde Asya yemekleri getiriyordu masaya.

 

"Geleyim bakalum." diyen Asiye hanıma bakamadım bile. Utanmıştım çünkü.

 

 

"Dicle nerede?" diye sordu Timur.

 

"Yaren ile buluştu o bugün düğün için konuşacaklarmış." diyen Asiye hanım ile göz göze geldik.

 

"Gelinumu bari gelinlikle göremedum izun vermdiyundan." dedi ve Timur'a baktı.

 

"Kızımı olsun ha Trabzonda gelinliknen göreyum uşağum da. Hem nenen ile deden de çok merak edeyi damatı." dediğinde içimde bir şeyler yolunda gitmiyordu. Gelinlik demişti. Galiba ben hiç giyemeyecektim o gelinliği. Bu düşünce beni biraz üzmüştü.

 

 

Neden karadeniz şivesiyle konuşmaya başlamıştı Asiye hanım onu da anlayamamıştım.

 

"Bana niye bakıyorsun anne istediğinizi yapın işte." dediğinde elimi tuttu Timur.

 

"Öyle olmayi işte sende biraz birşeyler içun uğaş isteyrum oğlum kötü bir şey mi

İsteyrum." dediğinde ona bakmaya devam ettim. İstikrarlı bir şekilde şivesine devam ediyordu.

 

"Anne, böyle konuşma sevmediğimi biliyorsun." diyen Timur ile göz göze geldim.

 

"Sevmeyisun diye konuşmacağum ben ula?" dediğinde gülümsemiştim.

 

"Sende konuş." dediğimde ikisi birden bana bakıyordu.

 

"Yani bence güzel yakışıyorda size." dedm ve onlara bakıp kocaman gülümsedim.

 

"Hem bebeklerde öğrenir karnımda, öğrenir değil mi?" dedim be Asiye hanıma baktım.

 

"Öğrenir tabi kızum öğrenur onlar her şeyu duyar öğrenur." dedi neşeli çıkan sesimle.

 

"Kaç aylık dediydunuz be ben unuttum oni" Dedi Asiye hanım.

 

"Bir aylık daha." dediğimde Asiye hanım başını salladı.

 

"İyi bari düğünden önce cinsiyetlerini de öğreniriz hem." dediğinde Timur'a baktım.

 

"Düğün belli oldu mu?" diye sorduğumda Timur omuz silkti.

 

"Ben karışmıyorum dedim ya, haberim yok o yüzden." dedi ve beni masaya doğru arkasından sürükledi.

 

Hala mı ya?

 

Ben araları düzeldi sanmıştım. Düzelmemiş miydi bunlar şimdi?

 

"İnaduna bindumun uşağu ne olacak." dedi Asiye hanı sinirli bir şekilde.

 

Kibar bir şekilde Timur'a küfür etmişti sanırım.

 

"Hazır değil mi daha ne kaldı?" diyen Timur'a telaşla baktı Asya.

 

"Timur abi çok özür dilerim geciktim geç gelmiştim söyledim ama anca yetişti." dedi mahçup çıkan bir sesle.

 

"Tamam, tamam sorun değil. Kardeşin nasıl? Daha iyi mi?" dediğinde Asya'ya baktım.

 

"Sayende günden güne toparlıyor Timur abi Allah razı olsun." dedi. Sesinde fazlaca minnet doluydu.

 

"Bir şey olursa yine söyle ben hallederim. Gerekirse yurt dışına gönderirim." dediğinde kocama bakmaya devam ettim.

 

Asya'nın kardeşi hastaydı değil mi? Bir an için aklımdan çıkıp gitmişti o tamamen.

 

"Teşekkür ederim olursa söylerim abi." dediğinde Salondan gelen ses ile oraya döndük hepimiz.

 

"Ben geldim." diye Cihat ile göz göze geldik. Asya da Cihat'a bakıyordu.

 

"Hoş geldin de niye geldin?" diye Timur ile şaşkınlık ile ona baktım.

 

Niye öyle söyledi şimdi?

 

"Sen hala mı kızgınsın bana ya? Alt tarafı bir yardımcı olduk. Kardeşinle evleniyor verdin ya hani kızı ona." dediğin de meselenin Kaan olduğunu anladım.

 

"Ben verdiğimi hatırlıyorum." dedi düz çıkan bir sesle.

 

"Yeter başlama yine kafam almayacak." diyen Asiye hanıma baktım. Gerçekten de başını tutuyordu.

 

"Neyse açsan otur." dedi Timur. Emir verir gibi çıkmıştı sesi. Belkide emir vermişti.

 

"Emredersiniz paşam." diyen Cihat ile gülümsedim.

 

"Hayırlı olsun Neva, hamileymişsin." dediğinde sağımda duran sandalyeyi kendine doğru çekip oturdu.

 

"Teşekkür ederim." dediğimde gözlerim dolmak üzereydi. Dün olanlar aklıma geldikçe Cihat için çok üzülüyordum.

 

Olanları öğrenince ne olacaktı ne yapacaktı çok merak ediyorum. Onun için de çok üzülüyordum.

 

Her şeyi yapan resmen babası. Kötü olacağına eminim.

 

"İznin olursa ben artık babama söyleyeceğim." diyen Cihat'ın sesiyle ona döndüm.

 

"Neyi?" dediğimde Cihat Asya'ya bakıyordu.

 

"Evlenmeye karar verdim." dediği an gözlerim irileşti.

 

Ne?! 

 

"İkiniz mi?" dediğimde Asya ve Cihat'a bakıyordum. Bunlar ne ara o kadar ilerlemişti ya? Evlenecek kadar mı yani?

 

Ben çok geç kalmıştım galiba olaylara.

 

"Bence söyle artık, orda burda kuytu köşede kızı sıkıştırıp durmazsın hem böylelikle." diyen Timur'un sesiyle Şaşkınlık ile ona bakıp kaldım.

 

Ne diyordu bu adam?

 

Böyle söylenir miydi bu?

 

Asya'ya döndüğümde yüzünün utançtan kırmızı bir hal almıştı. Bakışlarını Cihat'a utançla ondan çektiğini gördüm. Utancından bana bile bakamıyordu şu an.

 

"Yok bu yontulmamış diyorum size bana inanmıyorsunuz." diyen Cihat'a döndüm.

 

"Haklısın Cihat abi." dediğimde Timur'un bakışlarını üstümde hissettim.

 

Ona bakmadan bıyık altındanda gülmeyi ihmal etmemiştim.

 

Timur hiç bir şey söylemeden yemeğe başlamıştı. Asya da daha fazla burada beklemeden ortadan kaybolmuştu.

 

 

İştahım da yoktu. Suratımız asık bir şekilde yemeklere bakıyordum. Midem de bulanıyordu üstelik.

 

"Neyin var?" Sorusuyla Timur'a baktım.

 

"Canım istemiyor midem de bulanıyor." dediğimde Asiye hanım bana baktı.

 

"Hım o zaman bebekler dokanacak." dediğinde ona baktım.

 

"Nasıl?"dediğimde konuşmaya başladı.

 

"Erkek bebek olunca miden falan bulanır kız olunca o kadar olmaz derler. Bebekler erkek olabilir kızım." diyen Asiye hanıma baktım.

 

"Öyle mi oluyor gerçekten peki?" dediğimde Asiye hanım düşündü.

 

"Aslında pek sayılmaz ben Dicle de çok kötü olmuştum ama seninki nasıl olur bilemem." dedi gülümseyerek.

 

Bende ne olur bilemiyordum. Bebeklerin cinsiyetini de bilmiyorduk henüz. Bence bunları konuşmak için çok erkendi.

 

Cihat abiden ses çıkmıyordu. Sanırım Timur'un söylediğine baya bozulmuştu.

 

"Ee.." dedi Timur.

 

"Söylecek bir şey mi bıraktın, kızı kaçırdın." dediğimde hepsi birden ban baktı.

 

"Ne söyledim şimdi ben?" dediğinde bana bakıyordu.

 

"Ayıp oldu gerçekten de." dediğimde Timur bana bakmaya devam ettim.

 

"Ne yaptım?" dediğinde hayretle ona baktım.

 

Başımı sağa sola saladım ve Timur'a bakmayı bıraktım. Herkes yemeğini yiyordu zaten. Benimde biraz atıştırmam gerekiyordu. Bebeklerim için bunu yapmalıydım...

 

 

 

*

 

*

 

 

Ertesi sabah.

 

 

Kahvaltı fastı çoktan geçmişti. Kahvaltımı akşama göre daha iyi yapmıştım. Kahvaltılıklar o kadar midemi bulandırmamıştı.

 

"Günaydın ben geldim." diyen Dicle'nin sesiyle ona baktım.

 

"Günaydın canım." dediğimde Dicle yanıma doğru adımladı.

 

"Nasıl benim minikler?" dediğinde karnıma dokundu.

 

"İyiyiz galiba." dedim ve tebessüm ettim.

 

"Abim nerede?" diye sordu.

 

"Toplantısı varmış. Muhtemelen bitmek üzeredir." dediğimde bana bakıp gülümsedi.

 

"Doktor gelmiş." dediğimde anlamaz gözler ile ona baktım.

 

"Kapıda karşılaştık." dediğinde salonun girişine bakıyordu.

 

Başımı çevirip bende baktığımda uzun boyuyla salonu kaplayan kadını gördüm. Beni görünce gülümsemesi genişledi.

 

Deniz?

 

Bey değil miydi? Hanım mıydı yani.

 

"Merhaba." dedi neşeli çıkan bir sesle.

 

"Gel canım gel." dedi Dicle.

 

"Bana neden söylemedin yenge? Haberim yoktu abimin doktor aradığından." dediğimde ona döndüm.

 

"Doktor mu arıyormuşum?" diyen Timur'un sesiyle bir an için afalladım.

 

Ne ara salona inmişti bu adam?

 

"Deniz Alaca." dedi kadın ve elini uzattı Timur'a.

 

"Timur Kandemir." dedi ve tokalaştılar.

 

Yavaş bir şekilde ayağa kalktım ve yanlarına doğru ilerledim. Sonuçta ben bulmuştum kadını değil mi? İlk önce benim tanışmam gerekiyordu.

 

Deniz hanıma elimi uzattım ve "Merhaba bende Alya Neva Kandemir." Dediğimde kadının yüzündeki gülümseme iyice genişledi.

 

"Nasılsınız Alya hanım?" dediğinde ona bakmaya devam ettim.

 

"Çok teşekkürler." dedim. Sesim oldukça sakin çıksada gelen kişinin kadın olması beni biraz germişti.

 

Kıskanıyor olabilir miydim kocam mı ?

 

 

Ah kesinlikle kıskanıyordum. Timur da kıskanılmayacak bir adam mıydı yahu.

 

 

"Kardeşinizle detaylı bir şekilde konuştuk. İsterseniz ilk nereden başlayabileceğimizi konuşalım." Dedi Deniz.

 

Kadın sürekli gülümsüyordu.

 

"Neyi nereden başlıyorsunuz?" dedi Timur ve bana döndü.

 

"Neyden bahsediyor? Kardeşi dedi Gencay mı?" diye sorduğunda afalladım.

 

Doğru birde bu kardeş meselesi vardı değil mi?

 

"Evet öyle. Senin için doktor bulmasını istemiştim İnci'den. Bacağın için." dedim incecik çıkan sesle.

 

"Ben istemiyorum." dedi bana bakarak ve tekrar başını çevirip Deniz hanıma baktı. "Gidebilirsiniz." dedi net çıkan sesiyle.

 

Sesi o kadar kararlıydı ki sanki onu hiç bir şey ikna edemez gibiydi.

 

"Ama sevgilim." diyerek konuşmaya başlayacaktım ki, Timur'un elini kaldırmasıyla susup kaldım.

 

"Gidebilirsiniz." dedi Deniz hanıma bakarak.

 

"Ama." dedi kadın ve şaşkın bir şekilde bir bana birde Timur'a baktı.

 

"Ya ağabey ne inat ediyorsun, buraya kadar gelmiş işte kadın. İzin ver en azından bir muayene falan etsin." diyen Dicle'ye baktım.

 

Muayene mi?

 

Timur'un bacağına mı bakacaktı bu kadın?

 

 

Olmaz diyecektim ki bir an için düşündüm ve bu yaptığımın saçmalık olduğunu anladım. Haklıydı Dicle kadın elbette ilk önce Timur'u muayene etmeliydi.

 

 

 

"İstemiyorum diyorum beni anlamıyor musunuz siz?" dedi sinirli bir şekilde. Sesinden sinirlendiğini anlamam mümkün değildi.

 

"Bir muayene etseydim." dedi incecik çıkan sesiyle Deniz.

 

"Gerek yok. Kapı da orada zor kullanmak istemiyorum çıkın hadi." dedi sert bir şekilde.

 

Kadına baktığımda ne diyeceğimi bilemedim.

 

"Sevgilim biz biraz seninle şurada konuşalım mı?" dediğimde koridoru gösteriyordum.

 

"Neva olmaz dedim." dediğinde çok geçti koluna girmiştim bile çoktan.

 

Arkamdan da onu çekiştiriyordum. İstemiyordu ama beni yormak da istemediği için gelmek zorunda kalmıştı arkamdan.

 

"Güzelim nereden çıktı bu doktor işi? Bunu daha öncede konuşmamış mıydık?" dediğinde gülümseyerek onu süzdüm.

 

Biraz cilve yapmakta sakınca yoktu bence?

 

Bebeklerim siz duymayın kapatın kulaklarınızı bakayım.

 

"Konuştuk ama ben senin böyle olmana dayanamıyorum." dediğimde ellerimi gömleğinin üstüne çıkardım.

 

"Neva. Neva.." Dedi içli içli.

 

Omuzlarımı indirip kaldırdım.

 

"Benim için de mi yapamazsın." dediğimde ellerimi oynattım. Ellerimle göğsünü elliyordum.

 

"Beni bu şekilde tahrik ediyorsun güzelim ikna etmiyorsun." dediğinde gözlerim irileşti.

 

"Ne?" dediğimde güldü.

 

"Evet, biraz daha devam edersen insan varmış dinlemem konuşmaya yatakta devam ederiz." dedi ve göz kırptı.

 

"Ya edepsiz." dediğimde ellerimle onu ittirdim.

 

"İnsanlar var duyacaklar şimdi." dediğimde arkaya bakmayı da ihmal etmiyordum.

 

"Duysunlar. Karımla sev_" Dediği an elimle ağzını kapattım.

 

"Sussana bunlar ulu orta konuşulacak şeyler mi?" dediğimde Timur öylece bana baktı.

 

Elimi ağzından çektim ve ona bakmaya devam ettim.

 

"Ölümü gör kabul et Timur." dediğimde Timur buz gibi oldu.

 

"Sözünü geri al." dedi aniden.

 

Neden bir anda sinirlendi ki şimdi bu?

 

"Şaka yaptım kocam seni bırakır mıyım ben hiç. Ne ölmesi canım." dediğimde yandan yandan güldüm.

 

"Neva sözünü geri alır mısın güzelim." dediğinde bana bakmaya devam etti.

 

"Ay tamam tövbe Allah korusun." dediğimde derin bir nefes aldı.

 

"Bir daha lütfen böyle şakalar yapma." dediğinde bana kızarak bakıyordu.

 

Şirin bir şekilde gülümsedim.

 

"Tamam kocam." dedim ve ona sokuldum.

 

Sarılmak her zaman iyi gelirdi ve şu an da bizde tam olarak onu yapıyorduk. Onun hızlı atan kalbinin sesini duymak bana çok iyi geliyordu. Beni sakinleştiriyordu adeta.

 

 

"İçeri geçelim." dediğinde başımı kaldırıp ona baktım.

 

"Kabul ettin mi?" dediğimde yavru köpek yavrusu gibi ona bakıyordum.

 

Gözlerime bakmış ve gülümsemişti.

 

"Bana sürekli böyle bakacaksan niye olmasın?" dediğinde zafer kazanmış bir şekilde ona baktım.

 

Yes be..

 

Başardım, ilk çok fazla uğraşmadan onu ikna edebilmiştim.

 

"Hep bakarım." dedim ve kocaman gülümsedim.

 

Bir şey söylemeden sadece beni izledi öylece..

 

 

 

Deniz hanımın muayene işi bitmişti. Uzun bir seans sürecimiz var demişti.

 

"Tamamen eskisi gibi olur o zaman değil mi?" diye sorduğumda Deniz hanım bana baktı.

 

"Bundan daha iyi olacağı kesin. Bir an önce tedaviye başlamamız gerek. Egzersiz bacak hareketleri çok önemli. Ve ayrıca Timur beyin uzun süre ayakta durmaması gerek. Bacağı için kötü sonuçlar meydana getirir uzun süre ayakta kalmak." dediğinde endişeli gözlerimle Timur'a baktım.

 

Timur ise hiç konuşmadan olanları dinliyordu. Tek düşündüğü şu an bendim galiba sürekli gözleri benim üstümdeydi. Hiç çekmiyordu bakışlarını benden.

 

"O zaman yarından itibaren başlayalım. Az önce gösterdiğim şekilde yaparsanız bacağınız ağrısı biraz hafifleyecektir. Bir kaç ilaç da yazacağım onları da kullanmayı ihmal etmeyin lütfen." dedi Deniz.

 

"Tamamdır çok teşekkür ederim Deniz hanım." dediğimde ayağa kalktım.

 

Deniz hanım çoktan ayağa kalkmıştı.

 

"Rica ederim Alya hanım ne demek. Yarın görüşürüz o zaman." dediğinde gülümsedim.

 

"Geçireyim ben sizi." demiştim ki araya Dicle'nin sesi girdi.

 

"Sen otur yenge ben geçireyim." dedi ve Deniz hanımın yanına doğru adımladı. Adımlarını oldukça hızlı atmıştı Dicle.

 

Beni yormak istemiyordu sanırım.

 

"İçin rahat etti mi?" diyen Timur'un sözleriyle ona döndüm.

 

Dicle ile Deniz hanım çoktan salondan ayrılmış Timur bu soruyu sorduğunda.

 

 

Başımı yavaş bir şekilde salladım ve ona gülümsedim.

 

"Etti tabi, senin etmedi mi?" dediğimde kıkırdadım.

 

Başını sağa sola salladı ve bu halime o da güldü.

 

Bende onun bu haline gülerken bir anda karnıma dancı girdi.

"Ah." diyerek karnımı tuttum.

 

"Neva." dedi Timur telaşla ve yanıma geldi.

 

"Ne oldu? Bir şey mi oldu?" dediğinde derin bir nefes aldım.

 

"İyiyim." dediğimde kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum.

 

Bir anlık olan bir şeydi şu an geçmişti.

 

"Ne oldu peki? Karnın mı ağrıyor doktora gidelim hadi kalk." dediğinde elimi tuttu.

 

Başımı sağa sola salladım, "Hayır sevgilim iyiyim ben bir an için sancı girer gibi oldu. Ama geçti şimdi." diyerek Timur'un endişeli bakan gözlerine baktım.

 

"Gerçekten iyiyim." dediğimde bana bakmaya devam etti.

 

Kendi kafasında gerçekten iyi olup olmadığımı tartıyordu.

 

"Ben iyiyim." dediğimde içeri Dicle girdi.

 

"Ne oldu? Niye ayaktasın ağabey?" dediğinde bana baktı.

 

Dicle baktığımda gülümsedim.

 

"Bir an için sancı girer gibi oldu ama geçti şimdi." dediğimde Dicle endişelendi.

 

"Sancı mı? Doktora gidelim neyi bekliyoruz." dedi ve yanımıza doğru hızlı hızı adımlar attıyordu.

 

"Sakin olun gerçekten iyiyim şu an. Bir şey yoktur merak etmeyin heyacanlandık sadece. Kocam iyileşsin istiyorum bir an önce." dediğimde Timur'a baktım.

 

"Emin misin yenge?" dedi Dicle ve başımda dikelmeye devam etti.

 

Yavaş bir şekilde başımı salladım.

 

"Eminim ben." dediğimde bile sesim gayet iyi çıkıyordu. Zaten kendimi kötü hissetmiyordum da. Bir anlık gelişmiş ve şimdi de geçmişti.

 

"Peki, annem gelecek birazdan." dediğinde ona baktık.

 

"Amcam telefonları açmıyormuş. Cihat'ı da aradık o da ulaşamıyormuş. Evde değilmiş." dediğinde ona bakıp kaldım.

 

"Düğün için konuşacaktık ama ortada yok."dedi Dicle.

 

Ortada mı yok?

 

"Nasıl yok?" dedi Timur.

 

"Bildiğin yok işte. Kimse ulaşamıyor da." dediğinde babamın söylediklerini düşündüm.

 

Yoksa kaçmış mıydı bu adam?

 

Yok artık canım.

 

"Size bir kötü haber daha vereceğim." diyen Dicle'ye baktım.

 

Kötü haber?

 

"Dedem geliyormuş akşam." dediği an ona bakıp kaldım.

 

Hangisi?

 

"Hangisi diye sormayacağım." dedi Timur ve ofladı.

 

Hasan bey gelecekti demek ki.

 

Dicle başını salladı, "Maalesef günümüzü zehir etmeye geliyor herhalde." dediğinde anlam veremiyordum.

 

Bayadır ortalarda yoktu.

 

Neden şimdi durduk yere çıkıp gelmişti ki bu adam.

 

"Annemi mi aramış?" diye sordu Timur.

 

Başını salladı Dicle. "Evet düğün mevzusunu duymuşta. Nişana niye çağrılmamış neden ondan istememişler falan demiş annemin de canını sıkmış sizin anılacağınız." dediğinde sakin konuşmuştu.

 

Sakin gibi duruyordu ama gergin olduğu buradan bile belli oluyordu.

 

"En son şeyde." demiştim ki Timur'un telefonu çalmaya başladı.

 

Timur telefonuna baktığında bana baktı.

 

"Rauf amca arıyor." dedi ve bir kaç saniye sonra telefonu açıp kulağına götürdü.

 

O neden arıyordu şimdi?

 

Yoksa?

 

Yoksa her şeyi söyleyecekler miydi?

 

Bugün mü?

 

 

"Anladım Rauf amca akşam görüşürüz o zaman." dedi ve telefonu kapatıp bize baktı.

 

"Akşam o da geliyor konuşacakları varmış." dediğinde anladım.

 

Evet konuşacaktı işte.

 

Sevinmeli miydim üzülmeli miydim bilmiyorum. Artık herkes her şeyi öğrenecek.

 

"O neden geliyormuş ki? Babamla ilgili bir şey mi buldu acaba?" diyen Dicle'nin cümlesiyle neredeyse gülecektim.

 

Tam üstüne bastın canım.

 

Neler bilmiyor ki neler.

 

En çok Timur'a üzülüyorum. Ona çok güveniyordu. Şimdi ne olurdu ne düşünürdü Timur düşünemiyordum.

 

Sinirlerim gerilmeye başlamış ve kalp atışlarımın hızı artmaya başladı.

 

Akşam hepsi bir mi gelecekti yoksa?

 

İnşallah Murat beyi gören bayılmazdı.

 

"Bende bilmiyorum. Ama bir şey olduğu kesin." dedi Timur düşünceli çıkan sesiyle.

 

Ah ben biliyorum diye bağırmak istiyordum ama susmam gerekiyordu. Bunları Murat beyin ağzından duymaları daha iyiydi.

 

Tabi kaç yıldır ölü bildikleri adam bir anda karşılarına hortlak gibi çıkacaktı ama olsun. Yine de benden duymamalı daha iyiydi.

 

"Bakalım akşam bizi neler bekliyor." dedi Dicle ve koltuğa doğru yürümeye başladı.

 

"Cihat ağabey de gelecekmiş akşam." dedi Dicle.

 

"Din bir şey demişsin onu konuşacakmış hepimizle. Aslında amcamla konuşacakmış ama ona da ulaşamayınca ilk bizimle konuşacakmış." dediğinde ona bakmaya devam ettim.

 

"Hım evlenecek o zaman." dedi Timur.

 

"Ne?!" diye bağırdı Dicle.

 

Sesi o kadar yüksek çıkmıştı neredeyse kulak zarım patlayacaktı. "Ne bağırıyorsun kızım?" dedi Timur aniden.

"Bağırıp durmayın ya bizi korkutuyorsunuz." dediğimde ikisi birden bana baktı.

"Ah özür dilerim yengecim. Ben onları tamamen unutmuşum ." dediğinde gözleri bir anlığına karnıma değdi. Timur'un da bakışları bendeydi.

 

 

Başımı sağa sola salladım ve kendimi koltuğa geri bıraktım. Akşam için kendime biraz enerji bırakmalıydım..

 

 

 

Akşam olmuş Asiye hanım gelmiş. Hasan beyin ve Rauf amcanın gelmesini bekliyorduk. Cihat ağabey de yoldaymış. Hepsi aynı anda mı gelecekti yani.

 

"Ensar da gelcek." diyen Asiye hanım cümlesiyle Timur annesine baktı.

 

"Sen mi çağırdın?" dediğinde Annesinden çekmedi bakışlarını Timur. Annesi başını salladı, "Ben çağırdım. O da benim oğlum.." Dediğinde burukça gülümsedi.

 

"Üstelik yaptığımız bir hata yüzünden ondan yıllarca ayrıydım." dediğinde gözleri doldu.

 

"Ben hiç hatırlamıyorum onu ya? Neden?" dedi Dicle konuşmanın arasında.

 

"Sen baya küçüktün o zaman hatırlamaman normal." dedi Asiye hanım.

 

"Doğru ama babamın tabutunu falan hatırlıyorum ben. Onu nasıl hatırlamıyorum ki?" dedi.

 

Babasının tabutu mu?

 

"O zaman da küçüktün onu nasıl hatırlıyorsun?" dedi Asiye hanım.

 

"Çokta küçük değil anne. Hatırlamsı normal o zamanları." diyen Timur'a baktım.

 

"O değilde tabut demişken Ensar'ın söyledikleri hala kulağımda. Babam gerçekten yaşıyor olabilir mi?" dediğinde ona baktım.

 

Gerçek canım gerçek. Kanlı canlı birazdan da gelecek muhtemelen.

 

"Bende bilmiyorum çoçuklar tabuta bakmadık mı biz hiç? O zaman iç bir kimsenin aklına gelmemişti galiba." dedi.

 

"Bencede o şeyle aklına gelmemiştir kimsenin. Ama nasıl gelsin ki zaten kolay mıydı o zamanlar." dedi Dicle.

 

Hiç kolay değilmiştir.

 

"Evet babaanneni de kaybetmemiz hepimizi derinden etkiledi." dedi Asiye hanım.

 

"Bir günde iki acı." dedi ardından ve devam etti. "Hepsi üst üste geldi işte." dediğin de kapının açılıp kapanma sesi duyuldu.

 

"Zil çalmadığına göre Asya kapıyı açtı. Cihat gelmiş olmalı." diyen Timur'a baktım.

 

Yine başlıyordu ya?

 

"Evlenecekler derken ikisinden mi bahsettin ağabey?" diye sordu Dicle.

 

"Hayırdır kim evleneyi ula?" dedi Asiye hanım.

 

Başlamıştı yine şiveyle konuşmaya. Yakışıyordu aslında onlara böyle konuşmak.

 

"Hayurdur hayur." dedi Dicle ve kıkırdadı.

 

"Neye gülüyorsunuz öyle? İyi akşamlar." diyen Cihat'ın sesiyle hepimiz o tarafa döndün.

 

Kocam yine bilmişti. Cihat gelmişti.

 

"Hiç öylesine." dedi Dicle gülümseyerek.

 

"Dedem de geldi." dediğinde yüzüm anında asıldı.

 

Hiç sevmiyordum bu adamı. Neden geliyordu ki şimdi.

 

"Gelsun bakalum." dedi Timur.

 

Onun bu şekilde konuşmasını özlemiştim.

 

Gülümseyerek ona bakıp kaldım.

 

 

"Geldun mi?" dedi Cihat gülerek.

 

"Gelsun, gelsun." dedi Dicle.

 

Bu haraketleri beni o kadar güldürmüştü ki kahkaha atarak onlara bakmıştım.

 

"He birde Ensar ile geliyorlar? Ona sende kimsun?" diyordu.

 

"Torununu tanıyamadı iyi mi?" diye devam etti cümlesine.

 

"Bir şey açıklayacağım dedim Allahtan biri ortaya çıkar, Biri kaybolur. Allah bana sabır versin." dedi Cihat ve koltuğa bıraktı kendini.

 

Nasıl tanıyamadı torununu?

 

Timur'un yerine onu geçirmeye çalışmıştı bu adam.

 

Yoksa artık bunamaya falan mı başlamıştı yoksa.

 

 

Olabilirdi buda bir ihtimaldi.

 

"Dede beni harbiden tanımadın mı?" diyen Ensar girdi içeri. Yanında Hasan bey vardı.

 

"Ne dedesu ula?" dedi Hasan bey.

 

"Ana vallahi tanımıyor." dedi Ensar ve bize baktı.

 

"Dedemin kafa nanay millet." dediğinde gülüyordu.

 

"Tüh ne hayallerim vardı benim." dediğinde Timur'a bakmıştı.

 

"Dedemin aklıyla yola çıkarsan aha da böyle kalırsın ortada beter ol." dedi Timur sinirle.

 

Bu haline gülmeden edemedim. Gülerek ona baktım.

 

Hasan bey bana baktı ve yüzü değişti.

 

"Ha bu kız hala burada mu? Nedur benum bundan çektuğum." dediğinde hepimiz ona baktık.

 

"Dede ne oldu sana?" diye sordu Dicle.

 

"Ne olmuş ula bana?" dediğinde gülmemek için kendimi durdurdum.

 

"Ne olmamuş ki." dedi gülerek Dicle.

 

"Dede beni hatırlıyor musun?"diye sordu Dicle. Hasan başını salladı.

 

"Haturlayum da ikunuzu daha bunamadum ben." dediğinde Ensar güldü.

 

"Belli olayi." dediğinde hala gülüyordu.

 

"Dede onu hatırlıyor musun?" diyen Timur'a baktım. O dediği bendim galiba.

 

"Haturlayum o şerefsizun kızı değil miydi o? Yoksa yanlış mı hatırlayum?" dediğinde güldüm.

 

Bir çok şeyi unutmuş gibi duruyordu. Ama beni unutmamıştı.

 

"Bak onu unutmayi." dedi dalga geçerek Dicle.

 

"Ha onu unutir mi?" dedi Timur.

 

"Oy kocağunca şeyin maskarası olurmuşsun." dedi Hasan bey.

 

"Neyin?" dedi Dicle.

 

"Şeyun işte." dedi Hasa bey ve düşünmeye başladı.

 

Galiba onuda unutmuştu.

 

"Kurt kocayınca köpeğin maskarası olurmuş demek istedin değil mi dedeciğim?" dediğinde Hasan beyin gözü ışıldadı.

 

"He ondan işte ondan." dediğinde Koltuğa doğru ilerledi.

 

"Ahmet nerededır ulaşamayrum ona?" dediğinde koltuğa oturmuştu.

 

"Bizde ulaşamıyoruz dede." Diyen Cihat'a baktı Hasan bey.

 

"Den kimsun ula?" dediğinde hayretle baktım.

 

"Al işte bu seferde beni unuttu." dedi Cihat.

 

"Boşver dede boşver." dedi ardından. Hasan bey biraz şaşkın ve bir o kadarda düşünceliydi. Cihat kim olduğunu düşünüyordu muhtemelen.

 

Kadro yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Galiba başka gelecek yoktu artık.

 

Kapı zili tekrar çalmaya başladığında bakışlarım Asya'ya kaydı. Salondaydı o da ve kapı zilinin sesini duyunca arkasını dönerek hızlı bir şekilde salondan ayrıldı.

 

"Kim gelecek daha? Kimi bekliyoruz?" diye Sordu Ensar.

 

"Rauf amacayı." diye cevapladım.

 

"Ne olmuş? Bir şey mi var yoksa babamla ilgili?" dediğinde bilmiyorum der gibi ona baktım.

 

"Bizde bilmiyoruz." dedi Dicle ve abisine baktı. Bakışlarında özlem hissediyordum ama bunu belli etmek istemiyordu. Abisi merak ettiği o kadar belliydi ki. Bunu anlamamak mümkün değildi.

 

Timur da bunu anlamış olmalıydı ikisinin arasında gidip geliyordu bakışları.

 

Acaba ne zaman o da kardeşine yeşil ışık yakacaktı. Üstelik Ensar'ın hiç suçu yokken onu suçlaması çok kötü olmalıydı. Ensar da bunu fazlasıyla hissediyordu.

 

"İyi akşamlar." diyen sesler ile bakışlarım salona kaydı.

 

Barlas, dayım ve teyzem salondaydı.

 

Onları kim çağırdı ki?

 

"Ne oluyoruz ya? Siz hayır mı?" dedi hemen Timur.

 

"Valla bizde bilmiyoruz Rauf bir şey konuşacam akşam orda olun dedi gari ama ben anlamdım tabi." dedi Dayım.

 

"Konuşacağı şey hepimizi ilgilendiriyor demek ki." dedi Teyzem.

 

"Öyle galiba." Dedi Barlas bana bakarak. Gözlerimiz kesiştiğinde gülümsedim ve gözlerimi kırptım. Onun tek baktığı bendim. Merak ediyordu beni biliyorum.

 

"Buyurun şöyle o halde." dedi Asiye hanım. Dayım başını salladı ve benim yanıma doğru adımlamaya başladılar.

 

"Bunlar kim ula?" dedi Hasan bey.

 

"Buna ne olmuş?" Barlas bana bakarak konuşmuştu.

 

"Unutmuş bir çok şeyi." dediğimde Hasan beye baktı.

 

"İyi güzel olmuş." dedi Barlas aniden. Herkes de ona bakmıştı.

 

"Ne? Ne var yani, az mı çektirdi kuzenime." dediğinde Hasan bey ona bakıyırdu.

 

"Kime deyu kime deyı oni?" dedi araya girerek.

 

"Sağa demeyi dede sağa demeyi.." Dedi Dicle ve koltuğa geri oturttu Hasan beyi.

 

"Kulakları zehir gibi." dedi ve gülümseyerek bana göz kırptı. Barlasın cümlesi beni de gülümsetmişti. Evet aklı gelip gidiyordu belki ama kulakları hala sağlamdı. Nasıl da duymuştu Barlas'ın dediklerini.

 

"Eee ne edeyceğuz şimdu? Bunlar kim seni istemeye geldi bunla kızum?" diyen Hasan beyin cümlesiyle Dicle öksürmeye başladı.

 

"Ne diyorsun dede ya? Onlar değil bizim görücüler hem nişanlandım ya hatırlamıyor musun?" dediğinde kahkaha attım.

 

"Adamı çağırmadınız ki nasıl hatırlasın." dediğimde Dicle de güldü.

 

"Doğru." dediğinde Hasan bey sinirle Dicle'ye baktı.

 

"Nişan mu ettun sen? Benim niye haberum yok ula? Ben neredeydum o zaman?" dediğinde Dicle panikle dedesine döndü.

 

"Sen hastaydın ya dede, Ondan hatırlamıyorsun. Yoksa sen verdin ya beni canım aa." dediğinde Bana kaş göz işareti yaptı. Konuyu değiştir diyordu sanırım.

 

"He doğru öyleydi değil mi?" dediğimde kıkırdıyordum.

 

"Öyleydi canım öyleydi.." Dedi Dicle.

 

Asiye hanıma baktığımda gülümseyen gözler ile bizi izlediğini fark ettim.

 

"Nerede bu adam? Ya ben çok beklememem başım ağrıyor." diyen Dayıma döndüm.

 

"İyi misin dayıcım, Bir şey mi oldu?" diye sorduğumda bana gülümsedi ve konuşmaya başladı. "Yok kızım şekerim yüksek biraz." dediğinde anladım diyerek başımı salladım. İkimizde şeker hastasıydık ve bazen böyle kötü olabiliyorduk.

 

Kapı zili çaldı tekrar ve Asya koşarak kapıyı açmaya gitti.

 

Başlıyorduk..

 

Şimdi olacakları düşününce biraz paniklemiştim. Duygular üst üste binecekti. Herkes şoka girecekti. Ben hariç tabi. Allahtan bana önceden söylediler yoksa bana da şok olacaktı. Neyseki kendimi buna alıştırdım. İkisi de hiç ölmemiş gibi davranacaktım. Öyle hissetmeliydim.

 

 

Kapıdan içeri giren Rauf amcayla göz göze geldim. İlk baktığı kişi bendim.

 

"Kapatma kızım kapıyı gelenler var." dedi Asya'ya seslenerek.

 

"Neler oluyor Rauf amca?" diye sordu Timur. Herkes meraklı bir şekilde Rauf beye bakıyordu. Bende ona bakıyordum. Galiba doğru tahmin etmiştim. Murat bey ve babam geliyordu kapıdan.

 

"Bismillah." dedi Hasan bey ve ayağa kalktı.

 

Tekerlekli sandalyeyle Murat bey içeri girdi. Ardından babamda onunla birlikte girdi. Babamın arkasında ise o vardı. Ahmet beyin koruması Ali. Onun ne işi vardı burada?

 

"Hayırlı akşamlar." dedi Babam.

 

Kimseden çıt çıkmıyordu tek baktıkları Murat Kandemir ve babamdı.

 

Herkes o kadar şok olmuştu ki ki kimse hala konuşmamıştı.

 

"Ba_ba. " Dedi Dicle kekeleyerek.

 

"Ben demiştim size yaşıyor diye." diye katıldı Ensar konuşmaya.

 

Bakışlarımı Timur'a çevirdiğimde ise put gibi olmuş bir şekilde babasına bakıyordu. Tanıyabilmişti hepsi babalarını. Çok fazla değişmemişti çünkü. Adam hala gencecikti. Murat Kandemirin gözleri dolmaya başlayınca Asiye hanımın çığlıkları duyulmaya başladı koca salonda.

 

O kadar çok bağırıyordu ki dışardan bile duyuluyordu sesi.

 

Hasan bey ise kalbini tutmaya başlamıştı.

 

"Dedem iyi değil." dedi Cihat ve Hasan beyin olduğu yere doğru koştu.

 

"Ölmedu mu?" dedi Hasan bey. Sesi o kadar zor çıkmıştı ki adam zor duruyordu bayılmamak için.

 

"Baba.." dedi Dicle ve ağlamaya başladı.

 

"Bunu!" dedi Timur ve durdu. Tek kelime etmedi bir kelime bile çıkmadı ağzından. Sanki konuşacak mecali kalmamıştı onunda.

 

"Sakin olun öncelikle. Evet yaşıyor." dedi Rauf bey.

 

"Yani yaşıyor sayılır." dediğinde Murat beye bakmıştı. Murat bey ise kafa salladı.

 

"Sakin mi, Sakin olalım? Sen ne zamandır biliyorsun?" dedi sert bir şekilde Timur.

 

O kadar sert konuşmuştu ki. Ben bile buradan tırsmıştım. Babamla göz göze gelince bana bakıp gülümsedi. Bir kaç saniyeliğine ise gözleri karnıma kaydı. Demekki o da bebeği düşünüyordu. Aman bebekleri düşünüyordu.

 

 

"Kamera şakası gibisiniz." dedi Cihat. "Biri ne olduğunu anlatacak mı artık." Diye de ekledi. Bakışları hem dedesi hemde yengesi arasında gidip geliyordu. Asiye hanım çok kötüydü o çığlığı bağırışları kulağımdan bir türlü gitmiyordu.

 

 

En çok da ona üzülüyorum. Kadın kocasını ne zamandır ölü biliyor iyi mi.

 

 

"Bunu anlatması güç. Umarım anlayacaksınızdır." dedi Rauf bey.

 

"Biz kimi gömdük o zaman? Sen söyle biz kimi götürdük Trabzon'a?" dedi Timur. O kadar sinirliydi şu an ters bir şey söylese biri ona patlayacak gibiydi. Ağzımı açık tek kelime edemiyordum.

 

"Kimseyi." dediğinde bozguna uğradım. Ne demek kimseyi. Tabut boş muydu yani.

 

"Nasıl?" dedi Asiye hanım. Sesi bağırdığı için çok kısık çıkmıştı.

 

"Boştu o tabut. Kimsede bakacam diye diretmeyince de benim de işime gelmişti." dediğinde Asiye hanım sinirli bir şekilde bakıyordu.

 

"Sen bizimle dalga mı geçiyorsun be adam!" diye çıkıştı. Aslında burada kocasına kızması gerekirdi belkide ama o şu an olayları idrak edemiyordu muhtemelen.

 

"Asiye sakin ol her şeyi ben yaptım." dedi Murat bey.

 

Timur babasına öyle bir nefretle bakmıştı ki bunu tarif edebilecek bir lügat yoktu bende.

 

"Ne demek ben yaptım?" dedi Ensar.

 

"Ben yaptım işte her şey bizim planımızdı." dediğinde babama baktı. Babamda başını sallayıp onu onayladı.

 

"Şimdi delireceğim. Ya neden? Neden biz seni öldü bildik? Ya kaç sene geçti? Şimdi neden çıktın?" diye sordu Dicle.

 

"He valla sorması ayıp niye hortladınız Murat bey amcacığım?" diye katıldı konuşmaya Barlas.

 

"Sen karışma dur." dedi Dayım.

 

"Niye ya? Bende bu aileden sayılırım." dediğinde göz göze geldik.

 

Ona sus dermiş gibi baktım. Bir kaç saniye daha bana bakıp omuz silkti ve koltuğa geri attı kendini.

 

"Öyle olması gerekti." dedi Murat.

 

"NE DEMEK ÖYLE OLMASI GEREKTİ LAN!" diye kükredi Timur.

 

"SEN BİZİMLE TAŞŞAK MI GEÇİYON?!" diye bağırdı.

 

"Vuu sinirlendi Aslanım." dedi Barlas.

 

Ya sabır. Yangına körükle gidiyordu birde.

 

"Oğlum.." Dedi Murat bey. Timur o kadar sinirliydi ki resmen burnundan soluyordu.

 

"OĞLUM DİYOR. GÖRÜYOR MUSUNUZ HALA OĞLUM DİYEBİLİYOR BANA!" diye bağırdı. Allahım olaylar kesinlikle işten çıkılamaz bir hal alacaktı belli ki. Üstelik daha önemli yere bile gelememişlerdi.

 

Asiye hanım Murat beye hem özlemle bakıyordu hemde kırgın. O kadar üzgündü ki şu an kadın dut yemiş bülbüle dönmüştü. Haklıydı da konuşamamakta. Kaç sene geçmişti üstünden ve şimdi çıkıyordu kocası karşısına.

 

"Sakin ol biraz evlat, Önce bir babanı dinle." diyerek araya girdi babam.

 

"Sen hiç konuşma!" diye uyardı Timur.

 

Babamda sinirlenmeye başlamıştı. Bunu anlamıştım. Babamın arkasından bir anda Levent görününce ona bakıp kaldım.

 

O niye gelmişti şimdi?

 

Sessiz bir şekilde konuşmaların arasına girmişti.

 

"Neler oluyor Burada? Babamın koruması değil miydin sen?" dedi Cihat Ali'ye bakarken. Demek ki şu an Ali de dikkat çekmişti.

 

Harbiden o niye gelmişti ben anlamıyordum.

 

"Öyleyim." dedi Ali de.

 

"Nerde babam?" diye sorunca herkes Ali'ye baktı.

 

Ali ilk önce babama ve sonra da Murat beye bakıp bir şey söylemeden yavaşça dudaklarını aralayıp konuşmaya başladı.

 

"Baban kaçtı. Her şeyi alıp kaçmış." Diyen Levent'e bakıyordu şimdi de herkes.

 

"Anlamadım?" dedi Cihat.

 

"Duydun baban yakalanma korkusundan kaçtı." dedi direkt. Cihat bozguna uğramış bir şekilde öylece Levent'e bakıyordu.

 

"Beni vurmasını isteyen babandı."

 

Murat beyin cümlesi koca salona balyoz düşer gibi düşmüştü. Herkes duyduğundan emin olamamış ve şaşkın bir şekilde Murat beye bakıyorlardı.

 

"Bu sandalyeye mahkum olmam onun yüzünden kardeşimin yüzünden bu haldeyim." dediğinde Cihat sendeler gibi oldu.

 

"Ne saçmalıyorsun sen?" diye Araya girdi Timur.

 

"Saçmalık değil doğrular bunlar." dedi Babam da.

 

Teyzem pür dikkat babama bakıyordu.

 

"Ne diyorsun Akif sen?" diye Araya girdi dayım.

 

"Her şeyi en başından ayarlamıştık. Ama işler ters gitti amacım Murat'ı gerçekten vurmak değildi." dedi babam ve hepimiz ona baktı.

 

"Yani ben babanıza gidip amcanızın onu öldürmek istediğini söylemiştim. Bundan şüpheleniyorum demiştim." dedi ve bana baktı. Onunla birlikte herkes bana bakmaya başladı.

 

"Ama Neva ve Güler için bunu yapmak zorunda kaldım." dedi babam.

 

Ahmet bey benim ve annemle tehdit etmişti babamı.

 

"Onları kaybedemezdim." dediğinde bana hüzünle baktı.

 

"Birini kaybettim onu da kaybetmemek için her yolu denemek zorunda kaldım sadece." dedi babam ve soluklandı.

 

"Birini?" diye araya girdi Dicle.

 

"Güler'i Neva'nın annesini?" dediğinde herkes bana bakmaya başlamıştı.

 

"Nasıl yani? Ben hiç bir şey anlamadım amcamın ne ilgisi var Neva ve annesiyle?" diye sordu Dicle "Ayrıca amcam neden seni öldürmek istesin ki? Kardeş kardeşe bunu yapmaz. Siz bence bizi kandırmaya falan çalışıyorsunuz? Yada ağabeyimin de dediği gibi dalga geçiyorsunuz bizimle. "diye de ekledi.

 

"Kimse dalga geçmiyor. Her şey doğru Ahmet en başından beri beni öldürmek istemiş. Uzun zamandır uzun.." Dedi Murat bey. Cihat ayağa kalktı. "Ne diyorsun Amca babam niye yapsın bunu?" dedi Cihat.

 

 

"Bütün her şey ona kalsın diye. Arkadaşımın eşim dediği kadına bile göz dikecek kadar gözü dönmüş senin babanın." dedi Murat bey.

 

"Anlamadım?" dedi Cihat.

 

"Annesinden bahsediyorum. Annesi Neva yı bırakmadı senin o cani baban onu kaçırmış. Yıllarca yanında tutmuş. Hepinizden hepimizden gizleyerek." dediğinde yüreğim düğümlendi.

 

Bende bazı şeyleri yeni yeni öğreniyordum ve bu beni istemeden de olsa strese girmeme neden oluyordu. Sakinleşmeliydim bebeklerim için sakinleşmeliydim..

 

"Ne?" dedi Timur.

 

"Yok artık." dedi Dicle.

 

"Nasıl lan?" dedi Barlas.

 

"Ne diyor bunlar ya?" dedi Dayım ve bana baktı.

 

"Konuşulanlar doğru ne yazık ki Güler yıllarca Ahmetin elinde tutsaktı. Bir yıl öncesine kadar tabi." dedi babam ve Timur tuhaf ses çıkardı.

 

Sanki bir şey söylemiş gibiydi ağzının içinden.

 

Belkide küfür etmişti bilemiyordum.

 

"Şu an değil mi? Eee nerde peki?" dedi Teyzem.

 

"Bilmiyorum elimden kurtulmuş henüz bulamadık." dedi Babam.

 

"Artık bulduk." dedi Levent. Bize bakmıyordu Timur'a bakıyordu.

 

"Değil mi Timur?" dediğinde Timur'a baktım.

 

Neden öyle söylemişti Levent? Timur ne alakaydı şimdi.

 

Timur hiç bir şey söylemedi ve öylece Levent'e baktı.

 

 

"Bunların hepsi yalan. Saçmalık gidiyorum ben." dedi Cihat ve salondan çıkmak üzereyken Murat beyin sesi durdu Cihat'ı.

 

"Bekle daha kardeşinle tanışacaksın." dedi ve ben Murat beye bakıp kaldım.

 

Yoksa?

 

Ali'ye baktığımda tahminimin doğru olduğunu anladım. Bu durumda Kumsal.. Ayakta duramaz hale gelince kendimi koltuğa bıraktım.

 

"Ne?" dedi Teyzem. Ve ardından, "Kardeş mi?" diye katıldı Dicle. "Yok ebenin bilmem neyi ulan?" dedi Barlas.

 

"Güler ve Ahmet'in kızı."

 

Murat beyin cümlesiyle başımdan aşağıya kaynar sular dökülüyormuş gibi hissettim. Allahım doğruymuş demekki. Kumsal benim ve Cihat'ın kardeşiydi. Allahım bu nasıl bir sınavdı böyle. Bir kardeşim daha mı vardı şimdi benim. Üstelik bu sefer Cihat abiyle Timur ile de bağlantılıydı.

 

"Yok. Yok. Hayır. Yalan." dedi Cihat. İnanamadığı, inanmak istemediği o kadar belliydi ki. Hala söylenenleri reddediyordu.

 

"Bana sakın." dedi Teyzem ve ağlama başladı.

 

"Zorla demeyin." dediğinde babam başını öne eğmişti.

 

"Üzgünüm.." Dedi kısık çıkan bir sesle. Bu da doğru demek oluyordu.

 

Annem Ahmet bey tarafından tecavüze uğramış ve hamile kalmıştı Değil mi?

 

"Anlat." dedi Ali'ye bakarak babam.

 

"Ben uzun zamandır Ahmet beyin korumasıyım. En güvendiği kişi de benim." dedi Ali ve sustu. Cihat'a döndü.

 

"Baban bir çok şeyi senden sakladı." diyerek ona baktı. Asya Cihat'ın yanına geldi ve elini tutup destek olmaya çalışıyordu. Ama nargileydi Cihat'ın duydukları ve duyacakları çok zor şeylerdi. Kaldırabileceğini sanmıyordum.

 

 

"Kimse bilmesin istiyordu. Kumsal bu yüzden okuyamıyor bile." dedi Ali.

 

"Kumsal mı adı?" dedi Dicle.

 

"Evet. Adını ben koydum." dedi Ali.

 

"O" Dedi ve durdu.

 

"İkisi tarafından da istenmeyen bebek oldu." dediğinde başını yere eğdi.

 

"Ne Ahmet bey onu istedi nede Güler hanım." dedi.

 

"Kimse istemedi ama ben istedim. Ben atamadım onu öldüremedim de. Nasıl öldürebilirdim o minicik bebeği." dediğinde gözleri dolmuştu Ali'nin.

 

Benimde gözlerim dolmaya başlamıştı. Kumsal istenmeyen bebek miydi?

 

Teyzem bir anda ağlamaya başladı. Dayım ise fenalaşır gibi olunca Barlas dayımı sakinleştirmeye çalışıyordu. Duydukları ağır gelmişti.

 

"Ben Kumsal'ı sakladım. Ta ki Ahmet bey onu bulup öğrenene kadar." dedi ve bana baktı.

 

"Onu yine öldürecek sanmıştım ama öyle olmadı. Onun yaşamasını istedi. Babası olarak onu kabul edeceğim dedi." dedi ve derin bir nefes alıp soluklandı. Sonra tekrar konuşmaya başladı.

 

"Ama Kumsal hep hissetti babasının onu istemediğini. Annesini bir kaç kez gördü. Ama onunla konuşamadı. Ahmet bey izin vermedi.Güler hanımı annesi olarak bilmiyor. Başkası diye biliyor öyle anlattık." dedi. Bilmiyor muydu? Annesiz mi büyümüştü o da benim gibi.

 

"Şimdi ise burda sizinle tanıştırmak için getirdim. O çok fazla yalınız büyüdü. Sadece ben vardım. Ama bende ona yetmiyorum artık görebiliyorum. Sizlere ihtiyacı var. Sana ihtiyacı var." dedi Ali ve bana bakmaya başladı.

 

Bana mı?

 

"Sana da öyle." dedi Cihat'a dönerek.

 

"Hepinize." dedi diğerlerine bakarak.

 

"Onu lütfen üzmeyin olur mu? O üzülmek için daha çok küçük." dediğinde küt diye bir ses gelmişti. Hasan bey yerdeydi. Bir anda ortalık karışmıştı. Tabi adam duyduklarını kaldıramamış olmalı ki bayılmıştı. Timur dışarıdan bir kaç adam çağırmaya gittiğini salondan koşarak çıkmasından anladım.

 

Yerimden kıpırdayamıyordum. Bende bayılmamak için zor duruyordum.

 

Bu kadarı bana da fazlaydı.

 

Adamlar Hasan beyi dışarı çıkardığında Ali'nin gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Onu görünce bende ağlamaya başladım.

 

"Hepsini bu şekilde öğrenin istemedik ama artık hepsini bilmeniz gerekiyordu." dedi Murat bey.

 

"Hepsi gerçek mi?" Diye sordu Asiye hanım. Murat bey başını salladı.

 

"Hepsi ne yazık ki gerçek." dedi Murat bey.

 

Kimseden ses çıkmadı bir süre herkes duyduklarını sindirmeye çalışıyordu çünkü.

 

"Kardeşim nerde? Kardeşimi buldum dedin? Nerde kardeşim?" diye sordu Dayım Levent'e bakarak. Levent Timur'a baktı ve bir şey söylemeden öylece Timur'a bakmaya devam etti.

 

"Konuşsana lan?" diye bağırdı dayım.

 

"Sesinizi alçaltın sizin karşınızda azarlayabileceğiniz bir çoçuk yok. Ben bir polisim." dedi Levent'de.

 

"Söyle o zaman!" dedi Dayım da.

 

"Akıl hastanesinde." diyen Timur'a bakıp kaldım.

 

Akıl hastanesin de mi?

 

Timur bunu nereden biliyordu? Ne zaman öğrenmişti bunu? Nasıl bulmuştu Annemi?

 

"Ak_ıll hastnesi derken?" dedi Teyzem.

 

"Üzgünüm." dedi Timur bana bakarak. Annemi bulmuş ve bunu bana söylememiş miydi yani.

 

"En sonunda delirtmiş mi kadını?" dedi Babam.

 

"Şey aslında." dedi Ali ve hepimiz ona baktık.

 

"Güler hanım uzun zamandır öyleydi. Kumsal doğduğundan beri de tamamen aklını kaybetmişti. Defalarca kez kaçmaya çalışmış her seferinde adamlara yakalanıyordu. Ve sonra Ahmet bey şey yapıyordu." dedi ve bana baktı.

 

"Ne yapıyordu?" diye sordum. Bu sefer herkes bana bakmıştı. Korkarak sormuştum bu soruyu ama sormak zorundaydım. Tam olarak Annemin neler yaşadığını bilmeliydim.

 

"İşkence ediyordu." dedi Ali ve ben nefes alamadım.

 

"Su getir Asya." dedi Biri.

 

Daha fazla dayanamayacaktım sanırım. Bu kadarı çok fazlaydı. İşkence de ne demekti? Onca yıl Ahmet Anneme işkence mi etmişti yani?

 

Timur yanıma gelmiş ve beni sakinleştirmeye çalışıyordu.

 

"Güzelim bebeklerimizi düşün." diyerek fısıldadı kulağıma. Bebeklerimiz mi?

 

Bebek?

 

Kumsal da bir bebekti.

 

Bende bir bebektim.

 

"Ben doktor çağıracağım." dedi Dicle.

 

"Bunların hepsini bir anda söylemenize gerek yoktu. Alıştıra alıştıra anlatsaydınız bari." dediğinde telefonu eline alıp birini aramaya başladı. Bende derin derin nefesler alıp kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Ama olmuyordu söylediklerini hayal edince kafayı yiyecek gibi oluyordum.

 

 

"Ben yanındayım güzelim." dedi Timur.

 

Yanımda olduğunu biliyordum. Ama neden bana annemi bulduğunu söylememişti ki? Neden benden saklamıştı. Endişenlenmemi istemediği için söylemedi kesin ama şimdi daha çok endişendim.

 

"Başka ne kaldı? Başka bilmediğimiz ne kaldı?" diye sordu Barlas.

 

"Başka bir şey kalmadı. Kumsal burada sizinle tanışacak. Çünkü Ali'yi tutuklamam gerek." dedi Levent.

 

"O yüzden geldim ya zaten." dedi Ali de.

 

"Ona iyi bakın. O daha önce bu kadar kabalık insan görmedi. Dört duvar arasında büyüdü. Ona göre davranın." dedi Ali de.

 

Başımı kaldırıp ona bakıyordum. Galiba Kumsal'ı almak salondan ayrılmıştı.

 

Kendimi toparladığımda Timur'a baktım. "Ben iyiyim kalmama yardım et." dediğimde Timur beni yavaşça koltuktan kaldırdı.

 

"Hadi sende kalk yerden o çoçuğun bir suçu yok. Abisi sensin onun. Hadi." dedi Asya. Cihat hiç bir tepki vermeden öylece yere bakıyordu. Gözlerini yerden hiç kaldırmıyordu da.

 

"Bana bak Cihat." dedi Asya ama Cihat bakmadı.

 

"Konuşsana benimle canım hadi." dedi daha ılımlı bir sesle. Ama Cihat hala tepki vermiyordu.

 

"Rahat bırak kızım olanları sindirmesine izin ver. Bizimde öyle." dedi Asiye hanım ve Bana baktı.

 

"İyi değilsen yuları çık istersen sen. Biz tanışalım." dediğinde başımı sağa sola salladım. Onunla tanışmak istiyordum. Onunla tanışmalıydım.

 

"Hayır istemiyorum." dediğimde koridordan Kumsal'ın sesi duyuldu.

 

"Ali abi ev ne kadar da büyük öyle değil mi? Gördün değil mi kocaman aynı televizyondakiler gibi." dedi.

 

İçeri girdiklerinde ise Kumsal kısa bir an bakışlarını bize çevirir gibi oldu. Herkese baktığında başını kaldırıp Ali'ye baktı.

 

Gözlerim dolmuştu onu karşımda görünce. Bana benziyordu. Saçlarımız bile aynı renkti. Cihat ile de gözleri aynı renk. Allahım bu..

 

"Neden buradayız?" dedi ve bize bakıp başını tekrar Ali'ye çevirdi. "Ali abi bunlar kim?" diyen Kumsal'a dolu gözlerle baktım.

 

Ali ilk önce bize baktı ve sonra tekrar ona baktı.

 

"Bunlar senin ailen."

Dediğinde ağlamaya başladım.

 

"Ailem mi, Hepsi mi?" Dediğinde Dicle'den gülme sesi geldi.

 

Şu an ev o kadar kalabalıltı ki?

Çoçuğun bunu sorması çok doğaldı.

 

"Ama ben onları bilmiyorum, Ali abi babam nerede?" dediğinde kimseden ses çıkmıyordu.

 

Ali de ne diyeceğini bilemediği için bir süre karşısındaki küçük kıza baktı.

 

"Baban sonra gelecek. Şimdi ailenin geri kalanıyla tanışma vakti." dedi Ali ve kumsal'ı bize döndürdü.

 

"Aa o abla." dediğinde bana gülümseyerek bakmıştı.

Gözlerindeki ışığı ve mutluluğu görünce daha fazla ağlamaya başladım. İstemsiz bir şekilde yanaklarımdan dökülmeye başlayan yaşları elimin tersiyle sildim ve göz yaşlarımı geri ittim. Kendimi durduramıyordum.

 

"O senin ablan." dedi Ali ve Kumsal'ın dudakları aralandı.

 

"Diğer çoçuların ki gibi mi ?" dediğinde içim parçalandı.

 

"Hani normal olan çoçukların değil mi Ali abi ?" diye sordu heyecanlı heyacanlı çıkan sesiyle..

 

Ali yavaşça başını salladı ve dudakları aralandı. "Diğer çoçukların ki gibi." dedi ve gözlerinden yaşlar akmaya başladı.

 

"Neden ağlıyorsun?" diye sordu Kumsal. Sesi de üzgün çıkmıştı. Ali'nin ağlamasına dayanamamıştı anlaşılan.

 

"Mutluluktan. Ailem yok mu benim diyordun hep. Bak kocaman Ailen var artık." dediğinde kumsal bize baktı.

 

"O ablam ise diğerleri kim?" dediğinde gülümsedim.

 

"Onlarda babanın akrabaları. Bak o abla kuzenin Dicle." dedi Ali ve Dicle'ye baktılar. Dicle de elini sallayıp Kumsal'a gülümsedi.

 

"Yanındaki de yengen. Murat amcanla tanışmıştın ya araba da." dedi Ali ve Kumsal başını salladı.

 

"O murat Amcanın eşi. Yanındaki kızı ve o da ağabeysi. O da murat Amcanın oğlu." dediğinde Timur'u gösteriyordu Ali.

 

Bakışlar Ensar'a çevrildi.

 

"Bak o da aynı şekilde Murat amcanın oğlu." dedi ve Ensar gülümseyerek Kumsal'a baktı.

 

"Hım peki ya onlar kim?" dediğinde yanımda duran dayım, teyzem ve Barlas'a baktı.

 

"Onlar da" dedi ve söze başladı. "Biraz yaşlı olan ablanın dayısı yani seninde dayın." dedi Kumsal'a bakarak. Ali kumsal'ın tepkilerini merak ediyordu.

 

"Yanındaki." dediğinde Teyzeme baktım.

 

"O da teyzen ve yanındaki de Barlas kuzenin." dediğinde Barlas gülmüştü.

 

"Biraz daha tanıtırsan çoçuğun kafası çorba olacak. Bizi bari sonra tanıştırsaydın." diyerek lafa atladı Barlas.

 

"Anladım peki ya o?" dedi ve eliyle gösterdiği kişiye baktım.

 

Cihat'ı gösteriyordu.

 

"O da ağabeyin." dedi Ali ve Cihat başını kaldırıp onlara baktı.

 

"BEN KİMSENİN AĞABEYSİ FALAN DEĞİLİM. HELE ONUN HİÇ DEĞİLİM!" diyerek bağırdı ve ayağa kalkım salondan çıktı. Asya da arkasından koşturarak gitmişti.

 

Kumsal'a baktığımda gözlerinin dolduğunu gördüm. Kalbim paramparça olmuştu onun göz yaşlarını şahit olunca. Onun bir suçu yoktu ki? Doğmayı o çoçuk seçmemişti ki?

 

"Beni istemedi mi?" Kumsal'ın sözleri içime işlemiş adeta kalbimi yerinden söküyorlarmış gibi oluyordu.

 

"Hayır. Hayır istedi ister elbet sadece onun biraz canı sıkkın." dedi Ali Kumsal'ın ellerini tutup kendisine bakmasını sağladı.

 

"Neden öyle söyledi o zaman." dediğinde yanaklarından minik minik damlalar akmaya başladı.

 

"Dedim ya Abicim canı sıkkın onun. Sen on bakma hadi bak Ablan'a gitmek istemez misin?" diyen Ali'ye bakıp kaldım.

 

Ablasına gitmek istemez misin demişti. İster miydi? Peki ya ben ister miydim? Başını bana çevirdi ve yaşlı gözleriyle bana baktı. Bir şey söylemeden bir kaç saniye yüzüme bakmaya devam etti. Dudaklarını aralayıp konuşmaya başladı.

 

"İster misin?" dedi ve ben öylece ona bakıp kaldım.

 

"Abla." Diye de ekledi.

 

 

O kadar masum soruyordu ki göz yaşlarımın arasında kafamı salladım. "İsterim.." dediğimde ona kucağımı açtım. Yere eğilmiştim ona sarılmak istiyordum. Ona sarılıp onca çektiği acıyı yalnızlığı paylaşmak istiyordum.

 

Dolu gözleriyle koşarak bana geldi ve lap diye sarıldı. Kolarını boynuma doladı. Ellerimi sırtına çıkarıp kocaman sarıldım ona.

 

"Neden beni hiç görmeye gelmedin?" dedi fısıldı gibi çıkan sesiyle.

 

"Sende mi beni sevemezsin?"dediğinde ağlamalarım şiddetlendi.

 

"Severim, hemde çok severim Kumsal." dediğimde hüngür, hüngür ağlamaya başladım.

 

Benimle birlikte diğerlerinin de ağladığına emindim. Kimseye bakamadan o mis gibi kokusu içime çektim.

 

"Bende seni severim Abla." dedi kumsal göz yaşlarının arasında. Bana daha da sıkı sarıldı.

 

O da ağlıyordu minicik bedeniyle neler çekmişti kim bilir.

 

"Gidelim." diyen Levent'in sesi sarılmamızı bölmüştü.

 

Ali'yi mi götürecekti şimdi?

 

Ali de ağlamış ve bize bakmaya devam etnişti. Kumsal benden ayrıldığında bana gülümsedi ve Ali'ye döndü.

 

"Artık hep burada mı kalacağız?" diye sorduğunda Ali konuşamadı. Yavaşca başını salladı sadece.

 

"Tamam odamız nerde?" dediğinde Ali başını çevirip Levent'e baktı. "Bir kaç gün. Bir kaç gün daha onunla kalmama izin veremez misiniz bana?" diye sorduğunda Levent babama baktı.

 

Babam yavaşca başını salladı ve Ali derin bir nefes alıp soluklandı. Göz yaşlarını sildi ve Kumsal'ın yanına doğru adımladı.

 

"Biz seninle biraz bahçeyi gezelim. Sonra gelir tekrar konuşuruz olur mu?" diye sordu Ali.

 

Kumsal başını salladı ve bana baktı. "Görüşürüz abla." dedi minicik çıkan sesiyle.

 

"Görüşürüz." diye fısıldayabildim sadece.

 

Görüşürdük, bundan sonra hep görüşecektik. Artık yalınız değilsin Kumsal. Kocaman bir Alien var artık.

 

Ayakta duramayacak hale gekince Timur'a yasladım kendimi. Çok yorulmuştum. O kadar çok yorulmuştum ki ölünce dinlenebilecekmiş gibi hissediyordum.

 

Bedenim yorgun vücudum da bitkindi. Bebekler bile yorgun ve bitkindi.

 

"Ben gidiyorum o zaman. Bir kaç gün sonra gelip Ali'yi mutlaka almam gerek bunu biliyorsun o şu an en önemli tanık." diyen Levent'in sesini duyuyordum. Timur beni kucaklayıp koltuğa yatırmıştı. Dayım ve teyzem ne ara koltuktan kalkmıştı onu bile bilmiyordum.

 

"Tamam biliyorum git sen. Ben getireceğim onu." dedi Babam.

 

"Sağol Levent." dedi Murat bey.

 

"Eyvallah." dedi Levent ve ayak sesleri gelmeye başlayınca salondan ayrıldığını anladım.

 

"Eee şimdi ne olacak? Amcam." dedi Dicle ve durdu.

 

"O nerede?" dediğinde kimseden ses çıkmadı.

 

"Benim yaşadığımı öğrenince duymuş. Neva'nın her şeyi öğrendiğini anlamış muhtemelen." dediğinde herkes bana bakıyordu. Ben ise yorgun gözler ile Murat beye bakmıştım.

 

Ne diye şimdi herkesin içinde benim onları bildiğimi söyledi ki?

 

"Bir dakika?" dedi Dicle babasına bakarak.

 

"Yengem seni bizden önce mi gördü?" diye sordu şaşkın bir şekilde babasına bakarak.

 

"Evet geçen hafta ufak bir kaçırma meselesi oldu da." dediğinde Babama bakmıştı.

 

"Neva siz mi kaçırdınız?" dedi Timur.

 

Ah yanlış anlayacaktı şimdi olayları.

 

"Kaçırmadık konuşmak için aldık." dedi Babamda.

 

"O notu siz bıraktınız o zaman?" dedi Timur.

 

Babam bana baktı ve sonra tekrar Timur'a döndü. "Ne notu?" dediğinde kafasında soru işaretleri oluşmuştu babamın.

 

"Arabada not bulduk. Onu almak istiyorsun şunu yap bunu yap şuraya git. Morga bile gittim." dediğinde Timur'a baktım.

 

Morg kelimesini sesi titreyerek söylemişti.

 

"Biz not falan bırakmadık." dedi anında babamda.

 

"O zaman başkası mıydı yani?" dedi Timur ve bana baktı.

 

"Bana neden anlatmadığını şimdi anladım." dediğinde ona bakıp kaldım.

 

"Not sendeyse onu alabilir miyim? İnceletip yazıdan belki kim olduğunu buluruz." dedi Babam.

 

"Baktım ben ama bulamadım." dedi Timur da.

 

"Sen yine de var Akif'e bulur onlar. En azından başka kim var Neva'nın peşinde onu buluruz." dedi Murat.

 

"Ne demek başka kim var? Neden yengemin peşindeler?" dedi Dicle.

 

"Neva'nın beyninden çıkan karttın peşindeler." dediği an Murat beye bakıp kaldık.

 

"O boştu." dedi Barlas.

 

"Ah tabi ki de boş değildi." dedi Babam.

 

"Sizde sanırım kart?" dediğinde Barlas başını salladı.

"Evet bizde ama. Bizde baktırdık o kart boş hiç bir şey yok içinde." dedi tekrar.

 

"Hayır var. Sadece farklı bir cihazdan ona ait olan bir cihaza girmesi gerekiyor." dedi Babam. "O da bende yani o karttı bana vermelisiniz." dediğinde Barlas dayıma baktı.

 

"Neden öyle yapacağız?" dedi dayım da.

 

"Buna mecburuz Ahmet ve ahmet gibilerin listesi orada. Ayrıca diğer kartı da almam gerek." dediğinde Timur'a bakmıştı.

 

"O da sende olmalı." dediğinde Timur başını salladı.

 

Ondaydı o baktırtıyordu karta.

 

"Tamam o iki kartı da üstlerime götürmem gerek. Anca o şekilde ülkenin içinde olan hainleri bulabiliriz." dedi Babam.

 

"Her şey o iki kart için miydi?" dedi Timur.

 

"Evet öyle ama o kartları saklayan ve elinde olan Ahmetti. Sadistçe düşünceleri yüzünden az kalsın kartları yok edecekti." dedi Babam ve Murat beye döndü. "Benlik bir şey yoksa artık kartları alıp gitmem gerek." dedi. Murat başını sallayarak ona tamam dedi.

 

 

"Sonra konuşacağız tekrar ama benim biraz işlerim bar yarın yine gelirim." dedi bana bakarak.

 

Yavaş bir şekilde tamam diyebildim sadece.

 

"Kızıma iyi bakın." dedi ve diğerlerine bakmadan salondan ayrıldı.

 

"Benim de işlerim var." dedi Teyzem ve ayaklandı.

 

Muhtemelen konuşacaklardı. Annemi görmeye mi gideceklerdi acaba?

 

Peki ben ne zaman annemi görecektim.

 

Ben ne zaman onun yanına gitmekiydim.

 

Annem beni hatırlamazdı ki?

 

Çok küçüktüm ben ından koparıldığımda. Beni nasıl tanıyacaktı şimdi?

 

Ben onu nasıl tanıyacaktım?

 

Kumsal'a nasıl annelik yap diyecektim. Kumsal'ın ailesine bize ihtiyacı olduğu kadar annesine de ihtiyacı vardı.

 

Annem onu nasıl kabul edecekti?

 

Kabul etmemesi gereken onlarca sebebi vardı biliyorum. Ama biz iyi gelecektik. Ben ve Kumsal iyi gelecektik ona.

 

Kumsal'ı kabul etmemem gerekirdi belkide ama yapamazdım. O aramızdaki en masum kişiydi. En savunmasız en acı çeken kişi de belkide oydu. Minicik aklıyla kim bilir neler düşünüyordu. Hiç kimsenin onu sevemeyeceğini aşılamıştı kendine.

 

Ona nasıl kıyabilirdim ki?

 

Ona nasıl kıyılırdı?

 

 

 

 

 

 

Devam edecek...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yeni bölümü nasıl buldunuz canlarım?

 

Yeni bölümde sizi en çok şaşırtan şey neydi?

 

Sizce Neva 'nın annesi Neva'yı görünce hatırlayabilecek mi?

 

Gelecek bölümde neler olur tahminleriniz neler?

 

 

Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere canlarım. O zaman kadar kendinize cici bakın. Yazarından hepinize çokça kalp...

Bölüm : 11.06.2026 23:02 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...