
BENNU’DAN
Arabayı adalet sarayının otoparkına park ettikten sonra indim. Bagaj kapağını açıp avukat cübbesini, evraklarını aldıktan sonra arabayı kilitleyip mahkeme salonuna yöneldim. Davacı tarafın tüm hazırlığıyla koridorda beklediğini gördüm ama kendi müvekkilim hâlâ gelmemişti.
Boş duran sandalyeye elimdeki eşyaları bırakıp cübbemi giyindikten sonra tekrar eşyalarını geri topladım. Mervan Kolumdaki saate bakınca Davanın görülmesine sadece yedi dakika kalmıştı.
Yorgunluktan ağrıyan bedenimi hiçe sayarak ayakta dikilmeye devam ettim. Biraz sonra yapacağım şey yüzünden içim içime sığmıyordu.
Kafamı yana çevirdiğimde tekerlekli sandalyede oturan kızı fark ettim. Kızın ağlamaktan kızaran gözleri bir an olsun gözlerimden ayrılmıyordu.
Kızın gözlerinden vicdanıma akan his ayaklarımın yerden kayıp gitmesini sağlayacaktı. O kadar acı, ızdırap çeker gibi bakıyordu kalbim vicdan azabıyla çarpmaya başladı. Bunu yapmamalıydım.
Çarpan kalbimi susturmak için sırtımı duvara yaslayıp başımı yere eğdim. Çünkü biraz daha kızın gözlerine bakarsam insanlığımı hatırlayacaktım.
Tekrar kolumdaki saate bakınca 3 dakika kaldığını gördüm. Ama ne karşı tarafın avukatı ne de müvekkilim ortada yoktu. Aramak için telefonu çıkardığımda duyduğum hızlı adım sesleriyle kafamı yerden kaldırdım.
Adım seslerinin bittiği yere bakınca karşımda gördüğüm manzarayla şaşkınlıktan gözlerim büyüdü.
Bu hiç ama hiç beklemediğim bir şeydi.
Genç kızın başında dikilmiş avukatlar ordusunu görünce şaşkınlıktan ağzım açık kalmıştı. Alanının en iyi, hatta Türkiye'nin en iyi üç avukatı karşımdaydı.
Yılmaz Özel, Ufuk Tan, Rasim Turan.
İçindem bir sevinç çığlığı koptu. Gözlerim gülmeye başlamıştı. Genç kızın tam üç avukatı vardı. Avukatlara hayranlıkla bakmaya devam ettim. Karşıma alamayacağım üç avukat şuan bana karşıydı.
Üçü de ünlü, tuttuğunu koparan, sayısızca dava kazanan avukatlardı. Bu demek oluyordu ki ben bu davayı kaybedeceğim ve Mervan için yolun sonu görünmüştü.
Elimi kalbime koyup gözlerimi kapattım. İçimden dualar etmeye başladım.
("Umarım ellerinde Mervan'ın burnunun ucunu göremeyecek kadar ceza alacağı deliller vardır. " )
Duyduğum boğuk sert sesle gözlerim açıldı. İşte o an gelmişti Mübaşirin sesiyle sırtımı dikleştirdim.
"Davacı Duru Işık ve avukatları, Davalı Mervan Saygın ve avukatı... "
Benim müvekkilim hâlâ ortada yoktu. Kenara çekilip davacı tarafına yol verdiğimde herkes nefretle yüzüme bakıyordu. Hakaret edenler,söylene söylene gidenler bir vicdanımın olmadığını yüzüne vuranlar...
Ama ben sadece tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş kızın gözlerinin içine baktım.
Herkes bana nefretle bakarken bu genç kız acıyla bakıyordu. Birden elini uzatıp sıcacık elime temas ettirdi. Biraz önce alev alev yanan bedenim şimdi buz gibi olmuştu. Bu hareketle deprem altında kalmış gibi hissetmeye başlamıştım. Kalbim şiddetle kıyıya vuran dalgalar gibi sallanıyordu.
"Kardeşime iyi bak avukat, bu hale senin müvekkilin olacak o alçak getirdi. Ama sen onu savunacaksın öyle mi ?"
Bunu söyleyen genç kadın, kardeşinin her gece uykusundan sıçradığında başını okşayıp onu sakinleştiren ablasıydı. Kardeşi her gece ağlayarak uyur her sabaha ağlayarak uyanırdı. Daha 20 yaşında hayatının en güzel dönemlerini yaşamasını gerekirken onun kardeşi bir tecavüzcü tarafından günlerce tecavüze uğramış ve ölsün diye bir uçurumdan atılmıştı. Kardeşinin çektiği acıları biraz olsun hafifletmek için canını bile vermeye razı olan ablasıydı. Bunu tahmin edebiliyordum.
Alacağı hiçbir ceza kardeşini iyi edemeyecekti ama kardeşinin yaşaması için küçücük bir umuda sığınması için o adamın hapislerde sürünmesini istiyordu.
Bende en az ablası kadar onunla aynı şeyleri düşünüyordum.
"Bu gece Astra'dayız " diyen sesle irkilmiştim. Gebermesi gerekirken hâlâ İstanbul'un en büyük gece kulübünde eğlenmeyi düşünüyordu. Hızlı adımlarla yanına yaklaşıp yanağımdan bir makas almak için parmaklarını uzattığında iğrenerek kendini geri çektim.
"Sululuğu bırak yürü " dedim.
Önümden yürüyüp içeriye adımladığında genç kızın ailesinin beddualarıma maruz kalmıştık.
"Allah senin belanı versin kızımın hayatını mahvettin " diye ağlayan annenin acısı vicdanıma işliyordu. Yine de başımı dik tutmaya çalışıp ilerledim.
"Böyle tecavüzcüleri savunan sana da yazıklar olsun üstelik birde kadınsın " diyen teyzenin sesi kulaklarımda yankılandı. Evet bende bir kadındım ve şuan yapmak üzere olduğum şey tam olarak bu acılı ailenin söylediği gibiydi.
'Ben,tecavüzcü bir katili savunacaktım !'
"Herkes sussun " diyen hakimin sesiyle yerlerimize yerleştik.
Karşı tarafın avukatı Yılmaz Özel konuşmaya başladığında ona hayranlıkla bakıyordum. Ankaranın en güçlü avukatı ve Hacettepe'nin en iyi profesör hocasıydı. 4 yıl boyunca dersime girmiş Adalet kavramını layığıyla öğretmişti.
Kendi kendime "Gerçekten hocam elinizde olan tüm şeyler bunlar mı ? " diye sordum.
Yılmaz hoca bize ne kadar değerli şeyler öğretmişti. Şimdi bu kadar amatör davranması olacak iş değildi.
Daha önce görülen davaların üzerinden giden Ufuk Tan'ı dikkatle dinlemeye başladım. Dokuz Eylül üniversitesinin rektörüydü. Çok başarılı bir avukat aynı zamanda profesördü. Fakültemize seminere geldiğinde ona sorular sorma fırsatı bulmuş çok değerli şeyler öğrenmiştim.
Onunda davanın gidişatını değiştirebilecek bir bilgisi olmadığını anlayınca kafamı önümde ki dosyaya çevirdim. Eğer bu güçlü avukatlar Mervan'ın suçlu olduğuna dair bir kanıt çıkartamazsa dosyadaki delili sunmak zorundaydım.
Ve bunu hiç yapmak istemiyordum.
İçimden "Koskoca Ufuk Tan'ın başka bir şey söylememesi gerçekten üzücü oysaki sizin izinizden giden bir öğrenciydim ben " diye geçirdim.
Karşı tarafın son avukatı da söze girdiğinde yeniden onlara odaklandım. Rasim Turan, İstanbul üniversitesi profesör öğretim üyesi aynı zamanda barolar birliği üyesiydi.
Onunla hiç tanışma fırsatı bulamamıştım ama hakkında bir çok yazı okumuştum.
Herkesin korkulu rüyasıydı girdiği her davada taş üstünde taş bırakmamış tüm davaları kazanmıştı. Emekli olduktan sonra bir holdingde baş avukat olarak çalışıyordu. Hangi holdingde çalıştığını hatırlamaya çalışırken ,
"Sıkıldım hadi yap şovunu gidelim seksi şey " diyen Mervan'ın sesini duyduğumda dişlerimi sıkıp sıkıntılı bir nefes aldım.
"Sesini kes ve bekle " dedim
Şuan tek umudum Rasim Turan'ın savunmasıydı. Dakikalarca "Hadi artık bizi buraya gömün" umuduyla konuşmayı dinledim.
Yıllarca bu tür davalara katılmıştım. Henüz hiçbirimde olumsuz bir sonuç almamıştım. 6 yıllık meslek hayatımda ilk kez bir davayı kaybetmek istiyordum.
Üç tane önemli avukatının elinde iki tane mesajdan başka kayda değer hiçbir şey yoktu
Gözlerimi tekrar önümdeki dosyaya çevirdim. Tüm umudum artık bitmişti. Artık bu belgeyi mahkemeye sunmak zorundaydım. Son kez karşımda çaresizce oturan genç kıza baktım.
Kim bilir ne kadar acı çekiyordu. Bu genç yaşında hayatına güzel anılar katması gerekirken şerefsiz bir adam yüzünden tekerlekli sandalyeye mahkum kalmıştı.
Yere dikmiş gözleri acı içinde çırpınıyordu. Tek istediği şey yaşama devam etmek için umuttu. Kız kafasını kaldırdığında onunla göz göze gelmemek için kafamı çevirdim. Çünkü daha fazla acılı gözlerine bakmak istemiyordum.
Umduğunu bulamamıştım.Sırtını dikleştirdi, acımasız gözlerimi diktim Tüm kötülüklerin zırhını kuşandım. Şuan şeytanın kostümünü giyinmiştim. Daha fazla bu ortamda kalmamak için İstanbul'a nam salmış koskoca avukatın sözlerini kestim.
"Sanırım tüm söyleyeceğiniz şey bu kadar o zaman boşuna zamanımızı harcamayalım. " dedim
"Söz hakkı istiyorum Hakim bey "
"Buyurun Avukat hanım sizi dinliyorum "
"Açılan davayla ilgili 5 mahkeme gördük Sayın Hakim ve açılan tüm davalarda karşı taraf hiçbir zaman önümüze geçerli bir delil sunmadı. Bu sebepten sürekli davalar ertelendi. Bunun son mahkeme olduğunu bilerek bir delil sunmak istiyorum. "
Hakim şaşkın gözlerini bana dikip sert sözleriyle sordu.
"Bunun son mahkeme olduğunu nereden çıkardınız Avukat hanım. Mahkemenin bitip bitmeyeceğine ben karar veriyorum ve ben böyle bir şey söylemedim."
Bburada daha fazla kalıp o kızın acısını görmemek için tüm soğukkanlılığımı toplayarak konuştum "Sayın hakim elimdeki delil her şeyi gösterecek."
Elime aldığım dosya ve flashbellekle kürsüye yaklaştım. Mahkeme salonundaki herkes gerginlikle delillerin ne olduğunu düşünüyordu.
Flashbellekten açılan görüntü herkesi şaşkına uğramıştı. Salonda uğultulu sesler yükselmeye başlarken hakim tokmağıyla masaya vurup susmaları için herkesi uyardı.
Olay günü 12 haziran 2021' de Mervan Saygın eşi ve oğullarıyla beraber gün boyunca dışarıda vakit geçiriyorlardı. Olayın gerçekleştiği saat yani gece 11 de Mervan eşiyle öpüşürken görüntülenmişti.
İnsanlığımı unutup giydiğim zırhla acımasızca devam ettim.
" Daha önce görülen davalarda karşı tarafın suçlamalarına karşın yapılan dna incelemesinde müvekkilime ait ne sperm ne de doku parçasına rastlanmadı. Üstelik avukat Ufuk bey'in sunduğu mesajların müvekkilim tarafından gönderilmediğini daha önce ispatlamıştık. 1 senedir sürekli aynı şeyleri ısıtıp önümüze koyuyorlar. "
Salondakiler itiraz ederken mağdur kızın ailesi isyan ediyordu. Hakim tekrar tokmağı sertçe masaya vurup uyardı.
" Son kez söylüyorum herkes sussun eğer konuşmaya devam ederseniz hepinizi dışarı çıkartırım. "
Yerime geçtiğimde Mervan sırıtıyordu.
Mervan'ın yüzündeki iğrençlik midemi bulandırırken kusmamak için kendimi sıkmak zorunda kaldım. İbreti alem olsun diye asılması gereken bu şerefsizi kendi ellerimle kurtarıyordum.
Hakim önündeki tüm belgelere tekrar göz gezdirdikten sonra ağrıyan boynunu elleriyle ovdu. Kafasını kaldırıp gözlüklerinin altından bana baktı.
"Avukat hanım madem elinizde geçerli bir deliliniz vardı daha önceden neden sunmadınız ?"
"Sayın Hakim dosyanın en başından bu yana elimizde video kaydı mevcut ama olayın başladığı saate ait bir görüntümüz yoktu. Bu delil elime henüz üç gün önce ulaştı. "
"Peki bu görüntü şimdi nasıl ortaya çıktı ? "
"Mervan Saygın, soyadı gibi Saygın bir iş insanı olduğundan hayatı çok merak uyandırıyor. Bu görüntü bir hayranı tarafından gizlice çekilmiş. Güvenlik kayıtlarında bu hayrana rastladıktan sonra onunla iletişime geçip görüntüyü aldık."
Hakim usulca başını salladı. Bir yandan acılar içinde kıvranan genç kız bir yandan sürekli hakkında bu şekilde davalar görülen Mervan Saygın. Aslında hakimde çok iyi biliyordu ki bu kızcağız gerçeği söylüyordu. Ona kesinlikle bu adam zarar vermişti. Ama o koskoca Mervan Saygındı. Saygın ailesinin tekne kazıntısı. Milletvekilinin oğlu, türkiyenin en büyük havacılık şirketinin varisiydi.
Hakimin elleri cübbesinin yakasına doğru inmeye başladı bedeni buz kesiyordu çünkü elinden hiçbir şey gelmezdi, eğer mahkemeyi bir ay daha ertelerse başını neler geleceğini çok iyi biliyordu. Bu yüzden o da içindeki insanlığı bir kenara itti.
"Karar. Davalı avukatı Bennu Yıldırım'ın mahkemeye sunduğu delille Mervan Saygın'ın olay günü olay saati Londra'da bulunduğu görülmüştür. Hakkında yapılan suçlama mahkeme tarafından red edilmiş davanın kapanmasına kanaat getirilmiştir. "
Karşı taraf duyduklarının ağırlığıyla çökerken, ağıtlar yakarken Mervan, yüzüne yayılan geniş sırıtmayla keyifle onların acılı halini izliyordu. Mahkeme bitmişti. Mervan Saygın elini kolunu sallayarak dışarıda başkalarına zarar vermeye devam edecekti.
Vicdanıma yüklediğim ağırlıkla sinirle tırnaklarımı avuç içlerine geçirdim. Bir masumun umudunu karartmış bir sapığın elini kolunu sallayarak gezmesine müsade etmiştim.
Günahlarıma bir yenisini daha ekleyerek kapanan dosyaya imzamı attıktan sonra mahkeme salonundan çıktım.
Bu tecavüzcü katilin başka hayatları cehenneme çevirmesine göz yuman sanki ben değilmişim gibi başımı dik tutarak acılı ailenin yanından geçip gittim.
Adalet sarayından hızla çıktıktan sonra kendimi arabama attım. Kafamı direksiyona gömüp biraz önce yaptıklarımın ağırlığıyla yüzleşmeye çabaladım.
"Lanet olsun sana Bennu, elinde Mervan'ı hapiste çürütecek kadar delil varken sen onu savunup elini kolunu sallayarak gezmesine müsade ettin. O genç kızın son kalan umudunuda yerle bir ettin. Şimdi vicdanınla nasıl hesaplaşacaksın. " diye kendi kendine lanetler yağdırdım.
Yıllardır kadınlara yapılan her türlü şiddetin karşısında durmuş onların hakkını savunmuş bir çok kadının sığınacak limanı olmuştum.
Peki ya şimdi kalbim nasıl bu kadar körelmişti ?
Arabanın içinde telefon sesi yankılanırken kafamı hiç kaldırmak istemesede çantadan telefonu çıkarttım.
Arayını gördüğümde derin bir nefes alıp açtım.
"O pisliği kendi ellerimle kurtardım şimdi sıra sende genç kızı bul ve ona itiraz etme hakkının olduğu söyle süre dolmadan mahkemeye tekrar başvursun. Bu kez avukatı sen olacaksın ve bu sefer herşey gizli tutulacak özellikle de bugünkü hakimin olmayacağı bir duruşma ayarla savcıyı değiştir. Diğer mahkemede Mervan'ı ait olduğu çöplüğe sokacağız. "
Telefonun ucundaki ses beni dinledikten sonra hiçbir şey söylemeden kapattı. Şimdi sıra ondaydı. Mervan'ı bugün için kurtarmıştık ama diğer seferde artık özgür olmayacaktı.
BARLAS’DAN
Bu koca şehri ayaklarımın altına aldığım 47. Kattan aşağıyı keyifle izliyordum. Sabah ki güneşe rağmen öğleden sonra çıkan fırtına canımı sıksada beklediğim güzel haber geleceğini bildiğim için havanın kasvetini umursamadım.
Bugün tarih yeniden yazılacak düşmanım olan o katil cezaevini boylayacaktı. Hayatında belkide hiçbir şeyden bu kadar emin olmamıştı. O sapık katil bu gece hiç çıkmamak üzere mahkum edilecekti. Zaten bu yüzden mahkemeye kızı savunmak için alanında en iyi üç avukat göndermemiş miydi ?
Odanın kapısı açıldığında içeriye giren ayak seslerini usulca dinledim. Doğan gelmişti ve bana bir yıldır beklediğim muhteşem haberi verecekti. Birden gökyüzünden kopan gök gürültüsünün ardından yüzüne vuran şimşek gülümsememi soldurmuştu.
Buna rağmen umursamadan yüzüme daha keyifli bir gülümseme yerleştirdim.
"Yarın gazetelerde ne yazacak biliyor musun Doğan ? "
Aslında bu bir soru değildi ve ondan bir cevap beklemiyordum. O yüzden sözlerine devam ettim.
"Ünlü iş adamı Mervan Saygın müebbet hapisle cezalandırıldı. "
Viskimden bir yudum daha alıp keyifle kahkaha attım. Beklediğim o gün gelmişti.
Arkamı döndüğümde karşımda gördüğü Doğan beni bir hayli şaşırtmıştı. Başını yere eğmiş kızarıp, bozarıyordu. Doğan'ın arkasında dizili olan avukatlara baktığımda onlarında bir farkı olmadığını, hatta korkudan titrediklerini gördüm.
Tüm öfkemle, "Mervan tutuklandı değil mi ? " diye bağırdım.
Karşımdaki adamlar bağırmanın şiddetiyle korkuyla sıçrasalarda başını yerden kaldırmadılar.
Tüm sinirimi elimdeki bardaktan çıkarmak ister gibi avucunun arasında tüm gücüyle sıktı, sıktı, sıktı ve bardak elinin içinde patlayıp tuzla buz oldu.
Odada yankılan bu sesle Doğan sonunda başını yerden kaldırmıştı. Gözleri elimdeydi. Yaklaşmak için bir adım attığında elimle dur işareti yapıp bedenimden taşan tüm sinirimle bağırdım.
"Bana hemen Mervan'ın tutuklandığını söyle " odayı aydınlatan şimsek sesime karşılık veriyor gibiydi.
Doğan olumsuz anlamda kafasını salladı.
"Konuş lan" diyerek masadan aldığım şişeyi duvara fırlattım.
"Maalesef abi artık mahkeme bitti. "
"Ne demek lan mahkeme bitti "
Doğan titreyen sesine rağmen konuşmaya çabaladı.
" Mahkemeye sürülen delille suçsuz olduğu ispatlandı. Hakim mahkeme kararını verdi artık mahkeme yok. Mervan dışarıda."
Duyduklarımın öfkesiyle hızla Doğan'ın üzerine yürüyüp yakasını tuttum.
"Sen ne dediğinin farkında mısın lan. Nasıl suçsuz olduğu ispatlanır o değil mi lan kıza tecavüz edip sakat kalmasını sağlayan piç kurusu. Nasıl olurda suçsuz olur."
Doğan'ın yakasını bırakıp arkada korkudan titreyen avukatların üzerine yürüdüm. En başta duran Ufuk Tan’ın yakasına yapıştım.
"Nasıl savunma yapmadın lan. "
Sinirden gözüm dönmüştü. Bu davanın bir müebbetle kapanması için bu adamı ta İzmir'den getirtmemiş miydim.
Diğerlerin de yüzüne baktığında çenem kasılmıştı. Ya diğer adamlar alanının en iyisi olan avukatlar değil miydi !
Bunlar Aldıkları tüm davaları hakkıyla yerine getiren, taş üstünde taş bırakmayan’ Avukat dendiğinde akla gelen üç güçlü Avukatlar değil miydi !
İstanbul'un en iyi avukatı, barolar birliği üyesi, üniversitenin rektörü, emekli olduktan sonra bu adamı holding de işe alıp tüm davaları lehime çevirmiştim. Nasıl olurda bu davayı kaybederdi.
"Delilleri çok güçlüydü Barlas bey "
"Kaç avukat vardı lan dört mü beş mi?"
Avukat sesi titreyerek konuşmaya devam etti.
"Bir avukat efendim "
Bir avukat. Sadece bir avukat öyle mi ? Diye geçirdi içinden. Adamın yakasını bırakıp geniş camın önüne yürüdüm.
Geçmek bilmeyen öfkemle,
"Ulan koskoca üç avukat tek bir herife karşı nasıl yenildiniz ? " diye bağırdım.
"Efendim Avukat kadındı. "
Bunu söyleyen avukat türkiyenin en iyi avukatıydı.
Bunlar artık sinirimin sınırını zorluyordu.
"Ulan birde kadın avukata karşımı kaybettiniz."
Sonra tüm hıncımı eşyalardan almak isteyerek odada ki sandalyeleri, masayı tekmeledim.
"Bir kadının hakkını koruması gereken bir kadın avukat tecavüzcü bir piçi serbest bırakılması için savundu ha. "
"Kim bu avukat adı ne ?" Diye sordum
Doğan tekrar başını yere eğerek konuştu.
" Ağır ceza avukatı Bennu Yıldırım. "
Duyduğum isimle midemde garip bir his oluşmuştu. İstanbul'u ayaklarımın altına aldığı köşeme yaklaştım. İsmi tekrar etme gereksinimi duydum.
" Bennu Yıldırım "
Daha önce bu ismi hiç duymama rağmen içimi bir hüzün kaplamıştı. Tekrar aynı ismi mırıldandım.
" Bennu Yıldırım "
Düşmanıma özgürlük veren kadın.
"Tanışalım bakalım. Satılmış avukatla"
Selamlar uzun bir aradan sonra yeni bir kitapla döndüm. Bu kitabın ana konusu yıllar önce hiçbir açıklama yapılmadan terk edilmiş bir adam ve onu terk etmek zorunda kalmış bir kadın arasında geçecek.
Yıllar sonra tesadüfen birbirilerine rastlayacaklar. Bu rastlantıda ne olacak ? Barlas Neden terk edildi ? Bennu neden terk etti ? Bunları okuyup öğreneceğiz
Bu arada“ Ay tenli kadın” kitabıma ara verdim. İçime sinmeyen bazı bölümler var onları düzeltip tekrar yayınlayacağım.
Yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum ❤️
Yazım hataları gördüğünüz yerde uyarırsanız sevinirim.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |