
Hukuk bürosuna gidip eşyalarımı topladıktan sonra ayrılacaktım. Çünkü ben bir suçluyu savunmuştum. Artık kimse yüzüme bakmazdı. Bunu hak ettiğimi çok iyi biliyordum.
Bir saatlik trafikte büronun önüne geldiğimde dik duruşum yıkılmaya başlamıştı. Gözlerim doluyor kalbim sıkışıyordu. Arabadan inip gözlerimi üç katlı binaya çevirdim, Okul yıllarında hemen fakülteyi bitirip burada çalışmayı hayal etmiştim.
En büyük hayallerimden birisiydi. Deniz hukuk bürosunun en başarılı avukatı olmak. İlk aldığım davadan sonra fark edilmiş Oğuz deniz tarafından takdir almıştım. Ve onun bana vereceği en değerli takdir bürosunda avukat olarak çalışmamdı.
Ve bunu başarmıştım da…
Ama şimdi Oğuz bey'de, bana nefretle bakacaktı. O, adaletli bir adamdı. Büroya gelen tüm davaları takip eder, gerektiği yerde akıl hocalığı yapardı. Bu davayı kazanacağımdan o kadar emindi ki bu yüzden davayı bana vermişti. Çünkü ben aldığım tüm davaları hakkıyla çözerdim. Ama bu kez öyle olmamıştı…
Düşüncelerim boynuma ilmek gibi sarılırken yaptığım hatanın böyle bir sonucu olduğunu ve bunu hak ettiğimi bildiğim için içeride yaşanacak olan her şeye hazır olarak adımlamaya başladım.
İçeriye adımlarken etraftakilerin bakışlarıyla karşılaştım. Birbirleriyle fısıldaşıp bana iğrenerek bakıyorlardı.
Bugüne kadar konuştukları tek şey davalarım olurdu. Buraya gelen tüm riskli davaları ben üstlenirdim bu yüzden bana bakıp konuşmalarına alışkındım.
Bu dava da konuşmaya değerdi ama bu çok farklıydı. Bu dava bürodaki tüm avukat arkadaşlarımın midesini bulandıracak kadar kötüydü.
Etraftakilere aldırış etmeden hızla yürümeye devam ettim. Bunu kendime ben yaşatmıştım.
Odamın kapısını açtığımda buruk gözlerle masama bakındım, Bedenime yayılan ürperti ile elimi kalbime götürmek zorunda kaldım. Yıllarca çabalayarak kurduğum hayalimi yok etmiştim. Benim için herşey bitmişti.
ARTIK BİR AVUKAT DEĞİLDİM.
Daha fazla bu ağır yükün altında ezilmemek için masama yaklaşıp eşyalarımı toparlamaya başladım. Her şeyimi alıp gitmek zorundaydım.
Aklıma buraya yerleştiğim ilk gün geldi. Tüm heyecanımla eşyalarımı masaya yerleştirmiş, Avukat olmanın heyecanıyla siyah ahşap sandalyede çocuklar gibi dönmüştüm.
Aklıma gelen anıya gülümseyerek tekrar sandalyeme oturup bir kaç tur döndüm. Bu masada, bu sandalyede yüzlerce dava çözmüştüm.
Bazı gecelerde bu sandalye yatağım olmuştu, bazı günlerde ise heyecandan sallandığım bir salıncak. Bugün ise ayrılmak zorunda olduğum son durak.
Masamda duran kalemi elime aldığımda titreyen dudaklarıma götürüp koklayıp, öptükten sonra kalbime bastırdım.
Bu kalem hayatta sahip olduğu en değerli eşyamdı. Babamın verdiği son hediyeydi.
"Babasının papatyası , bu kalemi kazanacağın tüm davalarda yanında taşı. Sana adaleti, vicdanı gösterecek. Hep adalet için çalış papatyam. Adaletli ve güvenilir ol. Masumların hakkını koru."
Babam bu kalemi verdikten üç gün sonra bir trafik kazasında ölmüştü. O günden sonra bu kalemi hiç yanımdan ayırmamış kazandığım tüm davalarda bu kalemi kullanmıştım.
Babasının davasında bile.
Ama bugün kalemi yanımda götürmemiştim. Çünkü babam masumların hakkını koru demişti. Masumların hayatını karartan şerefsizlerin hakkını değil.
Artık ağlamaya başladığımda kalemi tekrar öpüp ayağa kalktım. "Özür dilerim baba, Sana layık bir evlat olamadım. Çok kötü bir şey yaptım. Özür dilerim. "
Yüzümü masaya koyup ellerimle kapattıktan sonra hıçkırıklarla ağlamaya devam ettim. Ama Kaybettiğime ağladığım şey bu oda ve ya avukatlığım değildi.
Kaybettiğim vicdanıma ağlıyordum.
Bir kaç dakika sonra artık buradan gitmem gerektiğini hatırlayınca gözyaşlarımı silip masanın üzerindeki eşyalarını toparladım. Baş köşelere yerleştirdiğim çerçeveleri alıp yavaşça kutuya koydum.
Kapının sertçe açılıp duvara çarpmasıyla irkilsemde kafamı kaldırmadan son kalan eşyalarımı kutuya yerleştirmeye devam ettim.
"Hemen büromdan defol. Senin gibi adaleti para için satan birini büromda istemiyorum. "
Ne kadar da haklıydı değil mi ? Adalet, parayla satılmayacak kadar değerli bir erdemdi !
Odadan çıkmak üzereyken kapı birden yüzüme kapandı. Bu hareketle şaşırsamda kafamı yerden kaldırmadım. Adalet için beraber savaş verdiğim adamın yüzüne bakmaya cesaretim yoktu.
Birden omuzlarımdan tutunca geri çekilmek istedim ama göz göze geldiğim bana evladı gibi sahip çıkan Oğuz Deniz'in gözlerinde aradığım öfke yoktu.
"Evine git, bir saat sonra yanına geleceğim. Çayı ocağa koymayı unutma."
Söylediği sözle şok olurken. Az önce böyle bir an yaşanmamış gibi sert bir şekilde kapı kolunu kavrayıp odadan çıktı.
Kapı tekrar duvara çarpıp kapanmıştı. Ben hâlâ biraz önce neler olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Oğuz hocanın öfkeli sesi tekrar tüm koridorda yankılandı.
"Benim büromda para ile satılmışlara yer yok. "
Afallamıştım olanları idrak edemezken daha fazla burada kalmamam gerektiğini hatırlayınca kucağıma aldığım kutuyla odadan çıktım.
Arabamın önüne geldiğimde son kez ofisime baktım. Her şey bitmişti tüm hayalleri bugün yerle bir olmuştu. Ben artık bir avukat değildim ve bu benim için ölmek gibiydi.
Eve geldiğimde ayakkabılarımı köşeye atıp salona yöneldim. Kendimi siyah geniş kanepeye atıp gözlerimi kapattım.
Kendi hayatımı bir günde mahvetmiştim. Yapılması gereken bu değildi, durum çok basitti. Bu sabah o mahkemeye giderken tek amacım Mervan'ı üç kez ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılması için talepte bulunmaktı. Tüm deliller bulunmuş her şey gün gibi ortaydı ama mahkemeye girmeden önce aldığım telefon herşeyi mahvetmişti. Konuşmayı hatırlarken sinirle dişlerimi sıktım.
'Bennu planlar değişti. Mervan'ı güçlü bir şekilde savunmanı istiyorum."
Karşıdan gelen sesin söyledikleriyle dilim tutulmuştu.
'Bennu beni duyuyor musun ? Tüm mahkeme bu şekilde ayarlandı. Amacın Mervan'ı korumak. Hesabına 5 milyon euro gelecek. '
Konuşmayı idrak etmeye başladığımda titreyen sesimle sadece “ neden? “ diye sorabildim.
'Sorgulamak yok Bennu. Mervan aklanacak. '
Başka bir şey söylemeden telefon yüzüme kapanmıştı. Yol ortasında duyduklarımın şokuyla çivilenmiş gibi kalakalmıştım. Aceleyle işlerine yetişmeye çalışan insanlar bana çarpıyorlardı ama ben etkilenmiyor gibi öylece hâlâ yolun ortasında dikiliyordum.
Mahkeme bitmişti. Bana söyleneni yapmıştım. Mervan, aynı pislikleri başka genç kızlara yapmaya devam edecekti. Ve bunun suçlusu bendim.
Duru, geldi aklıma. 20 yaşında hayatının baharında tekerlekli sandalyeye mahkum olan deniz gözlü masum kız. Elimi tuttuğunda benden yardım istemişti. Aslında çaresizliğini fark edeyim, vicdanımın sesini dinleyeyim istemişti.
O kızın gözlerindeki acıyı ,hayal kırıklığını hatırlayınca başımın altındaki koltuk minderini bir hışımla çekip yüzüme kapattım ve boğazımı yırtmak istercesine çığlık attım.
Genç kızın çaresizliği benim avukatlığımı kaybetmemden bile daha acı vericiydi. O masum kızın son bir umudu varken biz onu da elinden almıştık…
BEN VİCDAN MAHKEMESİNDE SINIFTA KALMIŞTIM.
****
Kapı zili beynimde yankılanmaya başlayınca istemeyerek de olsa gözlerimi açmak zorunda kaldım. Öylece oturup ağlarken uyuya kalmıştım. Yerimden doğrulmaya çalıştım ama yorgunluktan kıpırdamakta zorluk çekiyordum.
Aralık bilmeksizin zil çalmaya devam edince Oğuz bey'in geleceğini hatırladım. Duvarda asılı olan saate baktım ama saat daha dörttü. Oğuz Bey bu saatte gelmezdi. Daha mesainin bitmesine iki saat vardı.
Çok iyi biliyordum ki o disiplinli bir adamdı, herkes gibi dokuzda işine gider herkes ile birlikte beşte çıkardı.
Çatlayan başımı ovarak, sanki başka derdim yokmuş gibi birde beynime işleyen zili susturmak için kapıya yöneldim.
Kapı kolunu çevirdiğimde karşımda gördüğüm Sude olunca çok şaşırmıştım. Sude, üstüme atlamış tüm bedenimi ahtapot gibi sıkıca sarmıştı. Şaşkınlığımı üzerimden atamadığım için öylece put gibi dikiliyordum.
Durumu fark eden Sude, "Sürpriz " diye bağırdı. "Beni özlemedin mi ?" diyerek bavulunu çekerek içeriye girdi.
Bugünün daha ne kadar değişik olacağını düşünerek kapıyı kapatıp peşinden salona yürüdüm.
İhtiyacım olan omuz iki ayın sonunda gelmişti. Şimdi ona sarılıp sabaha kadar ağlayabilirdim. Tek başıma omzuma yüklediğim bu yükü hafifletecek tek kişi şuan yanımdaydı. Onun gerçekte karşımda olduğunu idrak ettiğimde hemen dostuma sarıldım.
Sude de, çaresiz halimi fark edince sıkı sıkı sarıp sırtımı şefkatle sıvazladı.
Bir kaç dakika birbirimize sıkıca sarıldıktan sonra , kendimi geri çekip usulca koltuğa oturdum. Gözlerimden yaşları artık tutmayı bırakmıştım.
Yanıma oturup koltuğa dizlerine yatmam için beni kendine çekti. Sude'nin dizine kafamı koyunca saçlarımı okşamaya başladı.
Bir müddet sonra ağlamam dinince aklıma gelen soruyla yattığım yerden doğruldum.
" Egemen nerede ?" diye bağırdım.
"Aşkım sakin ol annemi bilmiyor musun göndermedi. İki gün sonra beraber gelecekler. "
"Bana neden haber vermediniz ?"
"Telefonu nu açmadın ki. Annemin küçük bir tapu işlemi var onu halledince gelecekler. "
Ortamda ki boğucu havayı dağıtmak isteyerek, " Ece annem de iyice emlak zengini oldu." dedim
"Eee, ne oldu anlat bakalım. Harabeye dönmüşsün. “
Yeniden hatırlayıp daha fazla üzülmemek için geçiştirmek istedim.
"Daha sonra anlatsam. Bugün ki yaşadığım rezil günü uzun bir süre unutmak istiyorum. "
"Anladım sen davayı kazanamamışsın." dedi gözlerine hüzün çökerken.
Gerçeği söyleyemeyeceğim için onaylarcasına kafamı salladım. Daha ne yaşadığımı kendim anlayamazken onu da karışıklığının içine çekmek istemiyordum.
Sude, bugün ki mahkemeyi yüzeysel olarak biliyordu. Bir senedir bu dava üzerinde gece gündüz çalıştığımı da. Ondan çok umutluydu. Çünkü aldığı her davanın altından alnının akıyla çıkmıştım ama Mervan Saygın'ın çok güçlü bir aileden geldiğini biliyordu. Sanırım bu yüzden daha fazla uzatmayarak konuyu kapattı.
"Olsun kuzum. Kendini bu kadar üzme. Diğer mahkemede hakkından gelirsin pisliğin. "
Sude’nin bana olan güvenine gülümsesemde içim kan ağlıyordu. O hiçbir şey bilmiyordu. Diğer mahkemede kazanacağımı düşünüyordu. Ama artık ne bir mahkeme kalmıştı ne de benim avukatlığım her şey bitmişti.
Ona artık bir avukat olmadığımı söylemek istiyordum ama nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. Neden artık bir avukat olmadığımı açıklamak çok zordu. Her şeyi anlatmak istiyordum ama anlatmaya cesaretim yoktu. Kafamda düşünceler yığılırken Sude'nin neşeli çıkan sesi kısa süreliğine beni araftan çıkardı.
"El çantamda sana iyi gelecek bir şey var. "
Sorgulayıcı gözlerle baktım.
"Kuru dolma. Annem bol bol çantama koydu. Bunu gidince Bennu'nun ağzına tık dedi. Kaşık kadar olmuş oraya bir geleyim ona 10 kilo aldıracağım." dedi.
Bugün ikinci kez yüzüm gülmüştü. Sude'nin gelişiyle hayatta bana değer veren bir kaç kişinin oluşu biraz olsun içime su serpiyordu.
İki dost kanepede dertleşirken kapı çaldı. Saate baktığımda 6 olduğunu gördüm. Oğuz Deniz ile yüzleşme vakti gelmişti. Sıkıntı içinde gerilmeye başlarken kapıyı Sude açmıştı.
"Hoş geldin Oğuz amca "
"Hiç hoş gelmedim. Nerede o başına buyruk avukatım."
Ayağa kalktım, gerginlikten tırnaklarımla oynuyordum. Kafamda bir soru işareti vardı,
Bana ne kadar kızgın olduğunu düşünürken Oğuz amcam yüzündeki kızgınlık ifadesini atmış birden yüzüne tebessüm kondurmuştu. Kollarını sarılmam için iki yana açınca tamamıyla ne yapacağımı bilemez duruma gelmiştim.
Oğuz amcanın yüzüne kondurduğu tebessüm daha da büyüyünce artık tereddüt etmeden hızlı adımlarla yaklaşıp kolları arasına girdim.
Güvenilir bir omuza, sırtımı yaslayacağım güvenli bir limana ihtiyacım vardı. Ve bu ihtiyacımı karşılayabilecek tek kişi babamdı.
Ama babam yoktu, onu benden acımasızca söküp almışlardı. Babam kadar sevdiğim adamın kollarında o boşluğu doldurmak için daha sıkı sarıldım.
Bir kaç dakika öylece birbirimize sıkıca sarıldıktan sonra artık hesap verme zamanı gelmişti.
Beni incitmeden geri çekilip samimiyetle ellerini omzuma koydu. "Sana kızgınım ama davayı kazandığın için değil. Neden bunu yapmak zorunda olduğunu anlatmadığın için. "
Yıllarca bana akıl hocalığı yapmış bu adamın iyiliği altında eziliyordum. Karşısında bana hâlâ babacan davranmasından dolayı utanarak kafasımı yere eğdim.
Çünkü ben bu şefkati hak etmiyordum.
"Kafanı kaldır yüzüme bak. " dedi
Ona bakmaya utanıyordum. O beni, Bennu olarak yaratan adamdı…
"Bu davayı neden kazandığını biliyorum kızım."
Bu dosya gizliydi. Oğuz amca nasıl bilebilir ki diye düşünmeye başladım.
Oğuz bey, arkasındaki kanepeye oturup kafamdaki soruları cevaplamak için önce derin bir nefes aldı.
"Cihan Aktaş her şeyi anlattı kızım. Bu davayı neden aldığını, Neden o şerefsizi akladığını her şeyi biliyorum."
Yaşadığım şoku üzerimden atamazken Cihan Aktaş'ın adı geçince daha da şaşırmıştım.
Ben bile Cihan Aktaş ile iletişime geçmek için aylarca çabalamışken, interpol tarafından aranan bir adam ile patronum nasıl konuşmuştu.
"Seni bugün herkesin içinde kovmak zorundaydım. Çünkü biliyorsun ki ben adalet için canını vermeye razı bir ceza avukatıyım. Benim damarımı kessen içinden adalet akar. Bunu yapmam gerekiyordu."
Üzerimdeki şaşkınlığı atıp kafamda ki tek soruyu sordum.
"Cihan Aktaş ile nasıl iletişime geçebildin ? "
"Ben geçmedim kızım o beni buldu. Buluşma yeri ayarlayıp orada konuştuk. “
"Nasıl yani ? Cihan Aktaş burada mı? "
Onaylarcasına kafasını salladı.
Bugün daha ne kadar şaşırabileceğimi artık tahmin bir edemiyordum. Mahkemeden çıkarken konuştuğum adam şehirdeydi.
"Ne yani o kendi isteğiyle sizi buldu öyle mi?" Diye sordum.
"Evet kızım. "
Oğuz amcanın, bana inandığına mı sevinsem, yoksa Cihan Aktaş'ın şuan İstanbulda olduğuna mı sevinsem karar verememiştim.
Kafamdaki soru işaretleri ile kendini tekli kanepeye atıp gözlerimi kapattım. Sadece bir günde yaşadığım bu kadar olay artık bünyeme ağır geliyordu.
Oğuz bey gittikten sonra bedenimi gevşetmek için kendimi ılık suya bıraktım. Beynim ve bedenim yaşadığım kasvetli günden katran gibi olmuştu. Su biraz olsun gevşememe yardımcı olurdu.
Aynada harabeye dönmüş halime dalmışken çalan telefonumun sesiyle banyodan çıkıp elime aldım. Artık tüm neşem yerine gelebilirdi. Bir kaç dakika olsun herşeyi unutabilirdim. Çünkü hayatımın tek değerli varlığı Egemen arıyordu.
"Sevgilim. "
Karşı taraftan içten bir kıkırdama sesi duyuldu.
"Sevgilim. Nasılsın."
"O güzel sesini duyunca daha iyi oldum. "
Egemen bir an duraksadı. İlk kez bu kadar uzun bir süre ayrı kalmıştık.
"Seni çok özledim. "
Egemen'in solan yüzüne bakıp gözlerimin dolmasına engel olamadım ama yine de belli etmemek için gülümsemeye çalıştım.
"Ah sen onu birde bana sor. Sabırsızlıkla gelmeni bekliyorum. "
Egemen ile dakikalarca telefonda konuşmaya devam ettim. İlk kez bu kadar uzun bir süre ayrı kalmıştık. Koskoca üç ay ona sarılmadan, öpmeden, aynı yatakta nefesini duymadan ondan ayrı kalmak zorunda kalmıştım.
Telefonu kapattıktan sonra biraz nefes almak için balkona çıktım. Elimdeki kahve kupasını önümdeki küçük cam sehpaya bırakıp arkama yaslanmak üzere koltuk minderlerini düzeltirken göğsüme saplanan ağrıyla elimi göğsüme koydum. Aniden giren bıçak gibi kesen sancıyla nefes alışlarım hızlandı.
Birden bire vücuduma yayılan panik atağa anlam veremezken salıncaktan kalkıp elimi yüzümü yıkamak için lavaboya yöneldim. Bir kaç defa yüzüme ve boynuma soğuk suyu sürdüm.
Salonun ortasında kalbime saplanan acıyla kıvranırken sırtımı vestiyere dayayıp panik atağın geçmesi için nefes almaya çalışıyordum. 6 yıldır hiç atak geçirmemiştim.
Şimdi nereden çıkmıştı ?
Elimi göğsüme koyup gözlerimi kapattım. 10 dan geriye doğru saymaya başlayarak her sayıda derin nefes alıp vermeye devam ettim.
Kendimi sakinleştirmeye çalışırken kapı zili çaldı. Ama öyle bir çalmıştı ki göğsüme saplanan sancı daha da artmıştı. Kalbim resmen yerinden çıkacak gibiydi.
Sanki geçmişim kapının arkasında bana doğru geliyordu.
BARLAS’DAN
Koltuğuma genişçe yaslanıp, elimde viski şişesiyle Mervan piçinin beraat ettiği haberlerini izliyordum.
'Mervan Saygın beraat etti. '
'Ünlü iş adamı Mervan Saygın yurtdışı yasağının kaldırılmasıyla gece saatlerinde Londra'ya uçtu. '
"Patron " diye seslenen Doğan'ın sesiyle ona dönmeden konuşmasını bekledim. Elimdeki viski şişesinden kocaman bir yudum alıp tek dikişte bitirdikten sonra ayağımın hemen dibindeki çöp kovasına attım.
"Avukatın evini bulduk. "
Tek başına Arnavutköy'de bir dairede yaşıyor. Araştırmalarıma göre kimsesi yok. Yıllar önce babasını kaybetmiş. Fakülteyi birincilikle bitirdikten sonra hemen bir dava almış.
Yıldız Duran davasını kazandıktan sonra Oğuz Deniz tarafından fark edilip Deniz hukuk bürosunda çalışmaya başlamış. "
Dikkatimi çeken tek konuşma
'Yıldız Duran' davası olmuştu.
6 yıl önce işlenen korkunç bir cinayet davasıydı. Gece kulübünde tecavüze uğrayıp ormana gömülmüş bir kadın cesedi. Ailesi kızlarından haber alamayınca yetkililere bildirilmiş iki ay boyunca nerede olduğuna dair haber alınamamıştı. Kazı yapan işçiler tarafından bulunmuştu. Genç kadını tecavüz edip öldüren diğer gençlerde Mervan gibi zengin iş adamlarının çocuklarıydı. Başka avukatlar korkutulup geri çekilmişken tecrübesiz bir avukat tarafından müebbetle yargılanmaları istenmişti ve tek celsede dava sonlanmıştı.
"İkisinin aynı kadın olduğundan emin misin Doğan? " diye sordum. Çünkü bu davayı kazanmış olan bir avukat Mervan'ın serbest kalmasına göz yumamazdı.
"Evet patron. İki davanın avukatıda Bennu Yıldırım. Üstelik bu şekilde bir sürü davası var. İşin ilginç yanıda bu zaten. O, tüm mağdur kadınların hep bir ağızdan söylediği tek isim. "
Sandalyemden kalkıp büyük cama doğru yürümeye başladım. Duyduğum şey bugün olanların tam tersiydi.
"Belkide para çok tatlı gelmiştir Doğan. Ya da bu kez korkusu ağır basmıştır." Dedim
"Korkusu ağır bassa Süleyman Topal'dan korkardı. Saygın ailesinden daha da güçlüler. Bence bu işte başka bir şey var patron. "
Camın önünden geri adım atıp Doğan'a yürüdüm. İğrenerek televizyona baktım. Ekranda dönüp duran Mervan'ın görüntüsüne karşılık elimi yumruk yaparak Televizyonun ekranına indirdim.
Ekrandaki görüntü dağılınca Doğan'a döndüm.
"Sorumun cevabını alacağım avukata gidelim. Avukat korktu mu yoksa milyon dolarlar mı tatlı geldi ?
Öğrenelim. "
Bugün çok kötü ve saçmalıklarla dolu bir gün geçirmiştim. Mervan’ın kaybedeceği bir davaydı o hapse girecek bende yılların intikamını almış olacaktım. Bundan yüzde yüz eminken güçlü üç avukatıma karşılık tek bir kadın avukat herşeyi mahvetmişti.
Araba Arnavutköyde bir dairenin önünde durunca Doğan'ın kapıyı açmasını beklemeden ondan önce davranıp hızla indim. Bir an önce o kadınla yüzleşmeliydim. Eğer sorularımın cevabını almazsam gecem zehir olacaktı.
Gecenin bu saatine rağmen hâlâ açık olan apartman kapısından sabırsızlıkla içeriye girip kenarda bulunan asansörün düğmesine bastım ve bekledim.
Boş olduğu için hızla gelen asansöre girip 5. Katın düğmesine bastım. zeminde küçük bir çiçek dikkatimi çekti.
Küçük, beyaz,solmaya yüz tutmuş bir papatya.
Küçük papatyayı eğilip yerden aldım. Baş parmağım ve işaret parmağımın ucuyla kendime yaklaştırdım. Ezilmiş,beyaz yaprakları solmuş küçük papatya...
Elimdeki papatya uzun sarı saçlar, zümrüt yeşili gözler, dolgun pembe dudakları hatırlatırken kalbimde acı içinde çağlamaya başladı.
Asansörden yayılan zil sesi geldiğimiz katı haber verirken , yıllar sonra onu hatırlatan papatyadan gözlerimi çekip kasılmış çenemle tam karşımdaki daireye baktım.
Merak ettiğim kadın sadece bir kaç adım yakınımdaydı. Tüm sorularıma cevap verecek ve onu da Mervan ile beraber gömecektim…
Elimdeki papatyayı cebime koyup zile bastım.
Yeni bölüm geldi iyi okumalar
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |