
(Finalden önce son bölümdeyiz, haftaya final!!!"
Asmin,
Dıt, dıt, dıt...
“Asmin... Kurban olayım uyan artık. Sen öylece burada yatıyorsun ya yattığın her dakikada benim ömrümden on yıl gidiyor. Hadi yavrum, hadi güzelim kalk artık.”
Neler oluyor? Neredeyim? Daha da önemlisi niye yatıyorum? Hiçbir şey hatırlamıyorum, gözümü açmak istiyorum ama sanki yapıştırılmış gibi açılmıyor. Kafam da acıyor, beynimde filler tepişiyor sanki bu nasıl ağrı!
“Ah..” kendime engel olamadan ağzımdan kaçan inlemeyle alnımda birinin dudaklarını hissettim. “Asmin!” Demir’miş. Gerçi ondan başka kim böyle bir şefkatle öper ki beni.
“Demir...” bana ne oldu bilmiyorum ama kelimler ağzımdan zorla çıkıyor, kendi sesimi duyamıyorum bile fısıltıyla konuşuyorum resmen. Acaba o duydu mu?
“Buradayım gülüm, buradayım yavrum. Aç hadi güzel gözlerini de göreyim bir, göreyim de şenlensin yüreğim.”
Bir kere daha denedim ama yine olmadı! Gözlerimi açamıyorum! “Demir! Olmuyor! Açamıyorum gözlerimi! Ne oldu bana Demir niye göremiyorum?” artık aklımda ne kısılan sesim var ne de başka bir şey, hissettiğim tek şey panik! Tam her şey düzeldi derken şimdi bir de gözlerimi mi kaybedeceğim? Artık göremeyecek miyim?
“Dur! Dur gülüm sakin ol... Bir şeyin yok. Panik atak geçirmişsin. Çok bile dayandın yaşadıklarına, bir şekilde üzerinden atman lazımdı böyle olmuş. Doktorlar sakinleştirici yaptılar, uyarmıştı zaten. Tamamen uyanana kadar bir süre bedenini kontrol edememen normal. Sorun yok. Sadece bana, sesime odaklan tamam mı? Biraz sohbet edelim seninle. O ahu gözlerine de ilacın etkisi de geçince bakarım artık. Uyandın ya gerisi mühim değil.”
Tane tane anlatsa da içimde her şeyden şüphe eden kadına engel olmak istesem de bir kez daha duyup emin olmam lazım. O yüzden, “Gerçekten mi? Gözümde bir sorun yok değil mi?” diye bir kez daha sordum.
“Gerçekten Asmin, gerçekten. Benim sana ne zaman yalan söylediğimi gördün?”
Aslında şu anda panikten kafayı yemem, hiçbir şey düşünememem lazım ama o böyle sorunca aklıma geldi hemen bir yalanı.
“Söyledin...”
“Tövbe! Ben sana hiç yalan söylemedim! O nasıl laf yavrum!”
Sesindeki endişeyi, acaba yaptım mı karmaşasını bu halime rağmen öyle bir hissettim ki gülmeden edemedim. Belki de ona gerçekten güvendiğim için içimde bir korku yok.
“Hani ateş yakmayı bilmiyordun sen, o gün konağın bahçesinde yapmıştın ama mangal yaparken bilmiyordun!”
Şaşırttım onu sanırım, göremesem de duraklaması ve birden “Ne?” diye diye sorması bunu anlamama yetti. Ah keşke şimdi gözlerim açılsa da yüzünün halini görebilsem.
“Gerçekten mi? Yani şimdi buna mı taktın kafanı? Kadın ben burada sana bir şey oldu diye kafayı yemek üzereyim, seni nasıl sakin tutarım bir daha sürüklemem panik atağa diye üç buçuk atıyorum sen bu durumda benim ateş yakamamamı düşünüyorsun?”
Serzenişi kulağıma öyle güzel geliyor ki son bir kez daha gözlerimi açmayı deniyorum. Oldu! Bu sefer oldu! Açıldı gözlerim, görüyorum. Yine de onu bir tık kızdırmış olacağım ki gözlerimi açtığımı, gülerek onu izlediğimi fark bile etmiyor. Zira kendisi şu an saçlarını çekiştirerek odada dur atıyor.
“Evet, merak ettim ne olmuş yani. Hem sen demedin mi bir sorun yok diye bende sana inandım.”
“Yok tabi yavrum ne olacak! Daha birlikte yaşayacak uzunca bir ömrümüz var.”
“Evet, bende o yüzden yakaladığım yalanını soruyorum.” Sesimden güldüğümü anlamış olacak ki bana dönünce onu izlediğimi fark etti.
“Asmin?”
“Demir?”
“Yavrum açmışsın gözlerini!”
“Evet, yakışıklılığına biraz daha bakabilmek için açtım hemen ama dağılmışsın sen sanki biraz. Ne oldu diye böyle oldun sen? Yoksa yakışıklılığına zeval mi geldi?”
“Yavrum akıl mı bıraktın bende! Ne dağılması öldüm öldüm dirildim. Memo arayıp Asmin ablam düştü uyanmıyor deyince neye uğradığımı şaşırdım.”
“Kıyamam, çok mu korktun sen?”
Sıkıca sarıldı bana, “Aklımı yitirdim sandım Asmin! Seni öyle yerde, kanlar içinde görünce nasıl hastaneye getirdim bilmiyorum bile.” Anlatırken bile böyle titriyorsa kim bilir nasıl korktu o zaman.
“İyiyim, bir şeyim yok. Dedin ya panik atak geçirmişim, sakin ol hadi.” Onu o andan çıkarmak için biraz takılıp aklını dağıtsam iyi olur. “Hem daha cevap vermedin bana sen!” deyince amacıma da ulaştım.
“Gerçekten mi? Tek derdin bu mu şimdi Asmin?”
“Evet, bu! Ne yapayım!”
“Korumalardan Hasan ayarlamıştı ateşi o gün, ben etleri pişirdim sadece. Ne var azıcık hava atalım dedik hemen de fark et!”
“Ne alaka hava atmak Demir ya!”
“Sen Fatma anama hiç pikniğe gitmedim diye anlattığında duymuştum, o gün de bir ön izleme olsun sana dedim.” İtiraf ettiği şeyle şen bir kahkaha attım. Yerim bu adamı ben ama ya!
“Yerim senin havanı! Foyan ortaya çıktı ama ne yapacağız?”
“Kızım o zaman daha yeniydi, birlikteliğimizin ilk günüydü. Artık ihtiyacım yok öyle numaralara, sen düştün zaten bana. Başka şekilde alırım artık aklını...”
“Bak sen... demek öyle ağam!”
“Öyle tabii gülüm. Yoksa değil mi?”
Bilmem der gibi omuzlarımı silkince başıma bir ağrı girdi. Yüzümü buruşturmamdan anlamış olacak ki başımı elleri arasına alıp, “Yavrum iyi misin? Dikiş attılar başına, ani hareketler yapma hassas daha acır.” diye açıklama yapınca ağrının da sebebini anlamış oldum.
“İyiyim tamam, bir şey yok.”
Hastane yatağına, yanıma hafif uzanır gibi oturup beni kollarına arasına alıp sarıldı. “Asmin... artık böyle yapmana gerek yok biliyorsun değil mi?” dedi saçlarımı okşayarak.
“Nasıl yapmama gerek yok?”
Bu sefer konuşmadan önce saçlarımdan öptü. “Böyle güçlü olmana gerek yok. Sırtını bana yaslayabilirsin, acını bana söyleyebilirsin, bana sızlanabilirsin. Ben artık ömrünün sonuna kadar yanında, yamacında hayatının neresinde, ne şekilde görmek istersen orada olacağım. Canın yanıyorken artık saklamana, çekmene gerek yok.” Dedi. Otuz bir yaşında kadınım bir adamdan bu sözleri ilk defa duyuyorum ve öyle iyi geldi ki öyle mutlu oldum ki ne yapacağımı şaşırdım. Tek yapabildiğim ağlamak oldu, sesim çıkmadı ama usul usul aktı gözümden yaşlar.
Henüz fark etmedi ama Demir. Onun göğsünde öylece içimdeki duygulara biraz daha eklerken sessizliğin, kollarının arasında olmanın verdiği güvenin tadını çıkardım. Ta ki kapı açılıp doktor içeri girene kadar.
Ben toparlanmak istesem de kollarını açmadı Demir, aynı şekilde kalmaya devam etti. Doktor şaşırsa da belli etmeyip hafif bir öksürükle gizledi bunu. “Uyanmışsınız Asmin Hanım. Geçmiş olsun tekrar.” Dedi. Demir’in ağa olmasından mı yoksa durduğumuz pozisyondan mı bilmiyorum ama direkt bize bakmaktan kaçınıyordu.
Kısa bir an gözleri yüzüme değince anlayışlı bir tebessüm sundu bize, “Demek ufaklık annesinin hormonlarıyla oynamaya çoktan başlamış, ağlatmış sizi.” Dedi.
Bir dakika ne? Ne dedi o?
Hamile miyim ben?
Bebek mi dedi?
Sedef,
Beni her öptüğünde böyle mi hissedeceğim ben?
“Şey çöp! Evet evet çöpleri çıkaracaktım ben! Koku yapmasın, hemen çıkarıp geliyorum!” dedim ve konuşmasına bile izin vermeden koşarak çıktım odadan.
Aslında öyle bir düşüncem olmamasına rağmen mutfağa girip kenardaki çöpü de alıp evin köşesinde duran büyük çöp kutusuna koştum. Torbayı bıraksam da eve geçmeden en azından yanan yüzüm biraz düzelsin diye beklemek istedim. Öylece durup kendimi ellerimle yellerkense ne kadar büyük bir hata yaptığımı anladım.
“Beni özledin mi kardeşim?” diyen bir ses ve hemen ardından ensemde bir acı hissettim.
Sorası karanlık...
Siren sesleri, bağrışmalar ve en sonunda adımı haykıran Ferzan... Bana ne oldu bilmiyorum. Başımın içi uğulduyor, boynum... boynum çok acıyor!
“Sedef! Sedef ses ver iyi misin güzelim?”
Neler oluyor?
Korkuyorum...
“Çekilin!” dedi tanıdık bir ses.
“Çekilin! Hepiniz geri çekilin! Kardeşim o benim, alıp gideceğim!”
Abim! Doğru en son onun sesini duydum! Ne yaptı? Bana ne yaptı? Niye yerdeyim ben? “Sedef!” hala tam algılayamıyorum. Neredeyim, bu gelen kalabalık sesler ne, kimin bilmiyorum...
Tek duyduğum Ferzan’ın paniklemiş sesi. “Ferzan...” diyebildim sadece. Duydu mu bilmiyorum, sesim yeterince gür çıktı mı? Ona ulaştı mı bilmiyorum...
Sadece konuşmamdan hemen sonra arkamdan birisinin kolunu boğazıma sardığını biliyorum. Mavi kırmızı yanıp sönen ışıklar öyle fazla ki gözlerimi bir türlü açamıyorum.
“Sedef! Buradayım güzelim korkma. Korkma bir şey olmayacak!”
Aklım öyle bulanık ki tüm bu yaşadıklarım hayal mi gerçek mi ayırt edemiyorum. Kötü bir rüya! Kâbus evet evet kâbus olmalı bu! Abim gelemez ki... Şikayet ettim, polisler onu arıyor gelemez ki! Beni nasıl bulsun, gerçek değil bu!
Kıpırdamak, kalkmak istiyorum ama birisi boynuma öyle sıkı sarılmış ki yerimden kımıldayamıyorum bile. Elimi boynumdaki kollara atıyorum belki çeker diye ama beni öyle bir sarsıyor ki kolum duvar dibine bırakılmış şişelere çarpıyor, bir şangırtıyla yuvarlanıyor şişeler.
“Cemal Avcı! Etrafın sarıldı buradan çıkış yok sana artık! Hemen kadını bırak ve teslim ol!”
Bu kez bir yabancının sesini duyuyorum. Artık her şey birbirine girmiş. İçimden bir şey yükseliyor, midem kasılıyor, kulaklarım uğulduyor. Işıklar gözüme çarptıkça Dünya tersine dönüyor yine...
“Şerefsiz! Bırak kızı gücün yetiyorsa beni alsana! Gücen Sedef’e mi yetiyor lan! Adamsan gel beni al!”
Hayır Ferzan, gelme! Gelme sana da zarar verir, sana bir şey olmasın! Abimin kötülüğü sana da bulaşmasın gelme!
“Cemal! Daha fazla direnme bırak elindeki bıçağı! Hemen teslim ol!”
Bıçak mı?
Bıçak! Beynimden vurmuşa vurulmuşa döndüm. Her şey biraz daha netleşiyor. Abimin yaptıkları, bulunduğum durum hatta ölümün pençesinde oluşum. Çünkü biliyorum ki yapar...
Kolu bir urgan gibi boğazımda, sıkmıyor ama orada. Öylece dolanmış duruyor, sıkmamış olması bir şey değiştirmiyor orada olması bile yeterli.
Korkuyorum...
Hem de çok korkuyorum! Ölmekten, nefes alamamaktan, Ferzan’ bir daha görememekten çok korkuyorum. Yaşamak istiyorum ben.
“Sedef! Sedef dur sakinleş güzelim.” Ben onu göremiyorum ama o beni gördü sanırım. Sıkılaşan soluklarım, elimi kolumu sallamam hepsini gördü. “Sedef, benimle birlikte say tamam mı güzelim.” Beni sakinleştirmeye çalışıyor, biliyor çünkü o ne derse yaparım. Sorgulamam. “Bir, iki,...” o bağıra bağıra sayarken bende içimden tekrar ediyorum. Bir, iki,... işe yarıyor mu bilmiyorum ama şimdi tek odaklandığım onun sesi.
“Üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz,...”
Üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz...
“Evet, işte böyle Sedef! Böyle güzelim nefes al sadece tamam mı Bir tanem!” Onu dinlemeye çalışıyorum, gerçekten deniyorum. Yine elim kolum bağlı beni kurtarsın diye onun sesine tutunmuşken aklımda birden terapistimin sözleri beliriyor.
“Durmak zorunda değilsin. Eğer zora düşersen kimsenin seni kurtarmasını beklemek zorunda değilsin. Güç senin içinde, korkmak dünyanın en normal şeyi ama bu sana engel değil!”
Şimdi ayağa kalkamam! Abimin kolları boynumdayken olmaz! Ama bir ışık yandı birden. Az önce ondan kurtulmaya çalışırken dağıttığım şişeler... Zorladım kendimi, tıpkı dediği gibi aklımı toparlamaya çalıştım! Artık az da olsa görüyorum, hala her yer çok karmaşık ama en azından hissediyorum.
Üzerinde yattığım taşların soğuğu, bacağıma değen şişeyi hissediyorum. Kolu boynumda olsa da beni hiç tanımayan abimin bana değil karşımdaki insanlara baktığını görüyorum. Çünkü ben hep boyun eğendim, karşı gelmeyeceğimi biliyor, korktuğumu biliyor.
Bu sefer bildiği gibi olmayacak ama izin vermeyeceğim! Kaybetmeyeceğim! Daha önce küçüktüm karşı çıkamadım, sonra yalnızdım yine karşı çıkamadım ama şimdi Ferzan var! Artık tek başıma değilim!
Çırpınmayı bıraktım. Artık öylece durmam abime cesaret vermiş olacak ki “Dağılın hepiniz ben buradan kardeşimle gideceğim, sizde izin vereceksiniz!” dedi.
“Ölümü çiğnemeden çıkamazsın buradan! Sedef’i sana bırakmam! Onu bırak nereye gidiyorsan git!”
Abim bir Ferzan’a bağırıyor, bazen küfrediyor ama beni bırakmayı düşünmüyor bile! Bir araba daha yaklaşıyor, “Bak etrafın sarıldı. Zaten Mardin’e ayak bastığın andan beri peşindeyiz çıkamazsın buradan. Teslim olursan cezanda indirim yapılır gel teslim ol!” boynumdaki kolunu arkadan gelen arabaya bakmak için gevşettiği ilk anda biraz daha kayıp bacağıma değen şişeyi elime aldım.
Beni öyle ciddiye almıyor ki gözünün ucuyla bile bakmıyor. İyi! Bu çok iyi! Beni ne kadar az ciddiye alırsa yapacağım hamleyi o kadar görmez. Elindeki bıçağı boynuma tutmadı bu sefer ileri uzatıp bize yaklaşan polislere doğru savurdu.
Bıçağı tutan eli titriyor. Korkuyor! En az benim kadar o da korkuyor! Beni esir aldı ama sonunu düşünmedi. Tüm cesareti ben yalnız olduğum içindi, kimsenin benimle ilgileneceğini düşünmüyordu. Bu kadar kalabalık olacağını beklemiyordu. Bıçak daha da gevşiyor elinde, sallanıyor.
Karşımızdakiler de farkında, Ferzan bunu görüp bir kez daha bağırıyor: “Bak yolun sonu! Daha fazla inat etme senin için kötü olacak, bırak Sedef’i söz veriyorum ona zarar vermezsen gitmene izin vereceğim!” diye.
“Sus!” diyor abim. Öyle bir bağırıyor ki canından can kopuyor sanki. Sesindeki paniği iliklerime kadar hissediyorum.
İşte o an! Tam o anda elim hareket ediyor. Kalkmıyorum, güç almıyorum. Sadece elimde şişe olan kolumu savuruyorum. Amacım aslında vurmak bile değil; dikkatini dağıtmak. Bir anlık bir boşluk yaratıp kaçmak.
Kısık bir ses duyuluyor.
Başarmışım... Abim sendeleyerek geri çekiliyor. Boğazımdaki kolu artık yok, yok ama ben hareket edemiyorum. Ayağa kalkamıyorum, öylece arkama dönüp elini alnına götürmüş küfürler savuran adama bakıyorum.
Bir anda birisi tutup çekiyor beni, önümüzde dizilmiş polislerin arkasına fırlatıyor. Kim bilmiyorum ama kucağına düştüğüm adamın kokusundan Ferzan olduğunu anladım. Sıkıca sarıldı bana. Abimden, bana zarar gelme ihtimalinden korumaya çalışıyor ama görüş açımda hala o var. Bir eli başında, diğer elinde bıçak yaralı bir hayvan gibi çevresinde dönüp duruyor.
“Bıçağı yere bırak!” diye haykırıyor bir polis.
Onun hemen ardından Ferzan’ın sesi yankılandı kulaklarımda. “Yeter! Bitti. Teslim ol artık!” durmuyor ama abim. Ona arkasından yaklaşan bir polisi elinden yaralıyor.
İşte tam o anda bir saniye, belki iki...
Bir kurşun sesi geldi daha onu idrak edemeden hemen ardından bir metalin yere çarptığında çınlayan sesini duyduk. Bıçak abimin elinden düştü. Artık o kadar da tehlikeli değil ama kanayan başına şimdi bir de eli eklendi. Eline mi ateş ettiler, yoksa bıçağı düşürmek için mi tam seçemiyorum tek bildiğim acı çektiği. Zamanında benim çektiğim kadar olur mu bilmem ama o da acı çekiyor. Acı acı inliyor, belki sevinmem lazım... belki de üzülmem ama ikisini de yapamıyorum! Tek yapabildiğim bakmak, öylece dümdüz bakmak.
Sonrası... sonrası karışık. Algılayamıyorum yine... ayak sesleri, nasıl duyduğumu bilmesem de abimin ellerine taktıkları kelepçenin sesi çınlıyor kulaklarımda ve Ferzan daha da sıkı sarılıyor bana, rahatladım mı bilmiyorum ama dizlerim titriyor. Hala elimde tuttuğumu fark edemediğim şişe avuçlarımdan kayıp düşüyor.
Ferzan kucağında benimle yürümeye başlıyor, beni bir arabanın koltuğuna oturtup önümde diz çöküyor. Başımdan tutup gözlerimin içine bakıyor, “Bak,” diyor usulca. “Buradasın, buradayım. Geçti. İyisin, bir şey olmadı.” Diyor.
Geçti mi bilmiyorum ama nefes alabiliyorum. Göğsüm yanıyor, kulaklarım uğulduyor ama her şeye rağmen hissediyorum; nefes alabildiğimi hissediyorum.
Tam o anda gözüm Ferzan’ın başının üzerinden görebildiğim hareketliliğe takılıyor. Arkasına baktığımı görünce hafifçe yana çekilip önümü açıyor. Belki de görmemi istiyor. Artık onun bana zarar veremeyeceğini, tutuklandığını görmemi istiyor.
Arabaya bindiriyorlar ama abim bakmıyor.
Dönüp de bakamıyor.
Ben bakıyorum ama!
Bakıyorum ve ilk defa gözlerimi kaçırmıyorum!
Kazandım çünkü! Ben kazandım! Onun kölesi değilim artık! Gel dediklerinde gelen, git dediklerinde giden küçük kız çocuğu değilim artık! Büyüttüm onu! Korkmuyorum onlardan artık!
Küçük korkak kız çocuğu, kocaman cesur bir kadın oldu. Kendi kendini kurtaran bir kadın...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 25.78k Okunma |
2.52k Oy |
0 Takip |
45 Bölümlü Kitap |