
Sedef,
Karşımda duran iki insanı en son ne zaman gördüm hatırlamıyorum bile. Beni daha bir çocukken evden gönderdikleri zamandan beri ziyarete bile gelmediler. Her zaman uzağı bahane edip sadece beni verdikleri, sattıkları adamı arayıp ara ara para aldıklarını biliyorum onu da Mustafa yüzüme vurmak için söylediğinden yoksa ondan da haberim olmazdı.
Şimdi ise tüm o uzak laflarını yalanlayıp, bahane olarak kullanmadan karşımda dikiliyorlar. Yine benim için değil ama biricik oğulları için! O günün ardından tam dört gün geçti. Bu dört günde ara ara kabuslar görsem de olayın büyük çoğunluğunda yarı baygın olup her şeyin farkında olmadığım için nispeten daha az etkilenmişim. Yine de Ferzan araya sokabildiği kadar adam sokup ifade ve şikayet işini erteleyebildiği kadar erteledi ki dinlenip kendime gelebileyim, bu süre zarfında da yanımdan bir an olsun ayrılmadı. Biraz da o yüzden hızlı toparladım kendimi. Tabi bir de abimin artık bana zarar veremeyecek olmasının da payı var.
Şimdi ise karşımda duran sözde anne babam daha dün verdiğim ifadeden sonra haberi alıp ilk arabayla buraya gelmişler. Benden şikayetimi geri almamı istiyorlar.
Oğullarının bana yaptıklarının hiçbir önemi yok. Zarar gördüm mü diye bile sormadılar. Üzülmem mi gerek bilmiyorum ama onların yokluğunu dolduran o kadar insan var ki hayatımda üzülemiyorum bile.
Yalnızca gülmek geliyor içimden, hallerine gülmek... Çok sevdikleri oğulları için hiç umursamadıkları kızlarının ayaklarına kapanacak vaziyetteler. Karma dedikleri şey bu mu acaba? Pek inanmasam da bu durum gerçekten varlığına inanama sebep olacak.
Ben kendi içimde düşüncelere dalmışken Ferzan’ın sesiyle çıktım daldığım yerden. “Yani şimdi ben doğru anladım, siz buraya oğlunuzun yaptıkları için Sedef’ten özür dilemek yerine şikayetini geri çekmesini söylemek için geldiniz öyle mi?” dedi alayla.
“Abisi sonuçta döver de sever de böyle küçük şeyleri büyütmeye gerek yok. Sedef, hadi kalk gidelim çek şikayetini.” Dedi babam. Ona baba demek öyle garip geliyor ki ağzımda buruk bir tat bırakıyor resmen.
Konuşmadım, sesimi bile çıkarmadım. Bu yapamayacağımdan değil de artık boş vermişlikten. Ben konuşsam da beni ciddiye almayacağını biliyorum. Sırf bana ya da Ferzan’a vicdan yaptırmak için getirmesine rağmen yanında durup öylece oturan annemin konuşmasına izin vermediği gibi benden de aynı şeyi bekliyor. O yüzden geldiği andan beri muhatap olduğu tek insan Ferzan.
Yalnız bu sefer işler istediği gibi gitmeyecek. İşte sırf bu yüzden kalkıp gitmiyorum buradan, bu yüzden onları içeri almasını istedim Ferzan’dan. Görsün, anlasın istedim. Onun istemediği kızı nasıl da el üstünde tutuluyor, üzerine titriyorlar.
Oturduğu koltukta öyle rahat ki Ferzan babam sırf yaşı büyük ve erkek olmasından dolayı kendi gibi olan çevresinden saygı göremeye o kadar almışmış ki Ferzan’ın hareketleri, karşısında eğilip bükülmemesi onu rahatsız ediyor. Hiç tanımasam da bunu hareketlerinden anlıyorum.
Gür bir kahkaha attı. Bırakın anne babamı abimin beni kaçırma girişiminden sonra Ferzan’ın her ihtimale karşı kapıya diktiği adamlar dahi bekledikleri yerde sıçardı.
“Değil şikâyeti geri çekmek alacağı cezayı en ağırdan almasını sağlamak için oraya avukat ordusu yığacağım. Ömrünü dört duvar arasında geçirmesi için elimden geleni yapacak hatta girdiği delikte de kâbusu olmak için koğuşunda ne kadar adam varsa gerekirse milyonları verip çok sevgili oğluna içeride de rahat vermeyeceğim! Onun kâbusu olacağım! Anasından emdiği sütü burnundan getireceğim! Sedefin döktüğü her damla gözyaşı için onun ömründen on yıl alacağım! Şimdi geldiğiniz gibi evinize dönseniz iyi olur zira oğlunuz uzun bir süre bir yere gidemeyecek.”
Ferzan’ın sözlerinden sonra ortalık buz kesti. Ben özgüvenle oturduğum yerde geriye yaslanıp normalde yapmayacağım bir şey yaptım. Annem daha küçük bir çocukken büyüklerin yanında bacak bacak üstüne atıp oturmanın kötü olduğunu anlatırdı. Şimdi tam da saygısızlık olarak gördüğü hareketi yapıp kollarımı önümde bağlayıp alayla baktım babama.
“Sen kimsin be! Sen kimsin de benim oğluma bunları yapacaksın! Sedef hemen şimdi gidiyoruz!” deyip ayaklanan babama. “Gelmiyorum.” Dedim. Tek bir kelime, onlar geldiğinden beri ağzımdan çıkan tek bir kelime oldu.
“Ne demek gelmiyorum! Elbette geleceksin!” dedi ve işte şimdi önceden olsa korkudan beni öldürecek bakışlara direnmekle kalmayıp bir de cevap verdim ona; “Kadının yeri kocasının yanıdır baba. Bunu bana sen öğrettin uttun mu?” dedim.
Çok bir şey söylememize rağmen hareketlerimiz, Ferzan’ın aşağılayıcı konuşması zorunda gitmiş olacak ki kıpkırmızı yüzüyle annemi de alıp hırsla çekip gitti.
“Agah biriniz peşlerine takılın, Mardin’den çıkıp gidene kadar da gözlerinizi üzerinden ayırmayın sakın.” Dedi kapıda bekleyen adamlara.
Artık hiçbir şeyi hafife almıyor, en küçük ayrıntıyı bile düşünüp ona göre önlem alıyor. Benim zarar göreceğim en ufak bir şeye bile tahammülü yok. Tam gittikleri için rahatlamıştım ki baba demeye bin şahit gereken adam hırsla içeri girdi tekrar.
“Sen abine bunu yapmasına izin verdin ya benim artık senin gibi bir kızım yok!” dedi.
Sanki daha önce bana kızıymış gibi davrandı da şimdi bunu söyleme cesareti buluyor kendinde. Beni ne zaman kızı gibi gördü acaba?
“Sorun değil, zaten hiçbir zaman babam olmadın. Bu saatten sonra babam olmasa da olur. Varlığınla yokluğun bir zaten benim için. Hatta ne var biliyor musun olmaman daha iyi benim için, en azından senden bir beklentim kalmaz. Şimdi git de sevgili oğlunu çıkarmaya çalış becerebilirsen.”
Ağzımdan çıkan her kelimeyle yüzü daha da kızardı. Elini kaldırıp üzerime yürümüştü ki Ferzan’ın baş hareketiyle kapıdaki adamları iki koluna girip sürükleyerek dışarı çıkardı.
Artık konuşmam mı yoksa hiç tepki vermemem mi bilmiyorum ama Ferzan’ı endişelendirmiş olacak ki tüm dikkatini bana verdi, “Sedef, iyi misin güzelim?” dedi.
“İyiyim. Kötü olmak için sebebim yok. Merak etme tıpkı ona da söylediğim gibi düşünüyorum, benim için bir baba olmadı hiçbir zaman o. Varlığı ya da yokluğu her zaman aynıydı. Benim için önemli olan tek bir kişi var o da sensin Ferzan. Sen varsan ben iyiyim, sen yoksan ben kötüyüm. Sen mutluysan ben daha mutluyum sen üzgünsen ben daha üzgünüm. Beni etkileyen tek insan sensin.”
“Sende benim için öylesin güzelim. Benim nefes alma sebebimsin. Ben bu zamana kadar boşa harcamışım ömrümü, seni bulunca anlam kazandı aldığım her nefes.”
***
Zaman öyle hızlı geçiyor ki bazen yetişemediğimi düşünüyorum. Belki de hayatımın en tekdüze dönemini yaşadığım içindir bilmiyorum. Şu sıralar pek sıradan ama bu sıradanlık bile güzel geliyor ki...
O kötü olaydan sonra bir iki seans daha terapi almak zorunda kaldım ama şimdi tamamen sağlıklı olmamı da buna bağlıyorum. Artık sıradan bir insandan hiçbir farkım yok! Böyle düşününce sanki önceden değilmişim gibi geliyor ama ruhsal, bilişsel olarak artık daha bilinçliyim. Hatta öyle ki uzaktan okuduğum lise sınavlarını dahi verdim!
Başardım ben!
Resmen lise mezunuyum!
Ah bir de güzel haberi de geç de olsa aldık. Asmin abla ve Demir ağanın ani birlikteliğiyle çokça şaşırmışken şimdi bir de hamilelik haberini aldım! Çok mutluyum onun adına.
“Güzelim? Ne oldu neye sevindin bu kadar?”
Önümdeki bilgisayarın ekranını görebilmesi için ona çevirdim. Sonuç ekranını görür görmez sıkıca sarıldı bana. “Yapabileceğini biliyordum! Tebrik ederim güzelim benim! Bak bir de kötü geçti diye endişelenmiştin neredeyse tam puan alacaksın iyi geçse ne yapardın bilemedim bak.” Diye bana takılmayı da ihmal etmedi.
“Tek bu da değil Ferzan, bundan çok daha güzel bir haber daha aldım!” dedim heyecanla.
“Neymiş bakalım bundan daha güzel haber?”
“Asmin ablam... hamileymiş!”
“Ne? Gerçekten mi?” dedi şaşırarak. Haklı da kendi abisi ona çocuğu olmadığı için kuma getirirken abisinin hala bir çocuğu yok ve Asmin ablam şimdi hamile! Benim asıl merak ettiğim Berzan abi bunu duyunca ne yapacak?
“Evet, az önce aradı da söyledi. Ondan duyayım istemiş yoksa haberi aldıkları an Hasan ağa yemekler verilmesini istemiş birkaç saate herkes duyar dedi.”
“Demek sorun abimdeymiş...” ağzının içinde mırıldansa da duydum. Belki de ikisinde de bir sıkıntı yok sadece günahsız bir kadına yaptıkları yüzünden Allah ona bir evlat nasip etmiyor.
“Bilemeyiz Ferzan. Bence biz bu konuda aldığımız kararın arkasında durup kimsenin işine karışmayalım olur mu? Bak kendi küçük ailemizde günlerdir her şey yolunda, hiçbir sıkıntımız yok. Çok mutluyuz kimse bozmasın bunu olur mu?”
Belki bencillik bu sözlerim ama umurumda değil! Bencillikse bencillik günlerdir yaşadığımız mutluluğu kimsenin bozmasını istemiyorum. Bizde bu dünyaya bir kere geliyoruz ve benim canım yeterince yandı bundan sonra izin vermem buna!
“Olur güzelim yapalım. Hem bize ne zaten değil mi?”
Acaba bizim de bir gün çocuğumuz olur mu? Gerçi henüz Ferzan’la öpüşmenin ilerisine gidemedik... Evet çocuğun nasıl yapıldığını da öğrendim! Eylemleri öğrensem de mantığım kavramakta güçlük çekiyor çok garip bir şey ve bu olayı ders çalışırken öğrenmem de ayrı bir olay, hiç bilmezdim okulda üreme gibi konuların öğretildiğini! Ders çalışırken ilk öğrendiğim an nasıl utandığım aklıma gelince elimde olmadan kıkırdadım, şimdiyse aynı öyle yapıp Ferzan’la bir bebeğimiz olsun istiyorum hayat gerçekten çok garip!
“Ne oldu? Neye gülüyorsun öyle bakalım?” yatağa oturup beni de kucağına çekerken sorduğu soruya ne cevap vereceğimi bilemesem de bir cesaretle sormaya karar verdim.
“Ferzan, bizim de bebeğimiz olsun mu?” dedim tek solukta.
“Ne?”
“Çocuk diyorum Ferzan! Asmin abla ve Demir ağa gibi bizim de bebeğimiz olsun mu?”
Gözlerinde bir ışık yansa da geldiği gibi kayboldu, bana daha sıkı sarılıp; “Olmaz Sedef.” Dedi. Neden istemedi ki? Yoksa beni sevmeyi bırakmaya mı başladı? Saçmalama Sedef! Adamın kucağındasın, bıraksa sana bu kadar yakın mı davranır!
“Neden ki?” diyebildim sadece.
“Ben sana bu eve geldiğinde bir söz verdim. Sen okuyup meslek sahibi olacaksın önce, sonra bakarız çocuğa. Hala istersen ben büyük mutluluk duyarım.”
“He o yüzden yani...”
“Ya neyden olacaktı ya! Sedef farkında değilsin ama ölüyorum senin için. Seni istemediğim tek bir an yok benim.”
Eski saf Sedef olup bu sözlerin anlamını bilmemeyi isterdim! Utandım, çok utandım! Kesin kızarmışımdır da! Yüzümü görmesin diye boynuna kafamı iyice sokup sıkıca sarıldım.
“Sen böyle küçücük bir şeye bile utanıp saklanırsan biz o istediğin çocuğu hiç yapamayız Sedef hanım haberin olsun.” Demez mi bir de gülerek iyice sindim boynuna.
“Ferzan ya!”
“Ne Ferzan ya yalan mı? Bak seni istiyorum dedim diye utandın saklandın hemen.” Dedi. Normalde üzerime hiç gelmez bu konuda biliyorum ama son seansımdan sonra psikoloğumla konuşmalarını dinlediğim için amacını biliyorum. Yavaş yavaş maruz bırak.
Her zaman kırılacak, incinecek bir çocuk gibi değil de bir kadın gibi davran ona demişti doktorum. Sevdiğini, istediğini belli et. Zorlama ama geri de çekilme demişti. Ki o günden beridir de öyle yapıyor! İçinden geldiği gibi konuşuyor, sarılıyor hatta öpüyor kendini hiç geri çekmiyor. Sınırlarıma saygı duyuyor ama beni teşvik etmek için zorlamaktan da çekinmiyor. Bunu yaparken de sınırı öyle iyi ayarlıyor ki hiç rahatsız olmuyorum aksine bazen beni öyle bir öpüyor ki tüm bedenimle hissediyorum.
Bana söylüyor ama boynuna saklandığım yüzümde şah damarının atışını hissediyorum. Benden daha da heyecanlı, biraz geri çekilip baksam orada gözle görülebilir hale geldiğini göreceğime eminim.
Sözlerini ona yutturmak istedim ve bunu nasıl yapacağımı da biliyorum. Birlikte burada iki kişi olarak geçirdiğimiz günlerde daha da yakınlaşmamızın ekmeğini şimdi yiyeceğim. Onu hassas noktasından vuracağım!
Boynu ve kulağının arasındaki yerden ne zaman öpsem çok hoşuna gidiyor biliyorum. Son zamanlarda okumayı sevdiğim aşk romanlarındaki gibi yapacağım. Hafifçe geri çekilip tam o noktaya küçük bir öpücük bıraktım. Hemen ardından hafifçe emdim...
Bu hareketim onu etkilemek içindi ama dudaklarından dökülen kısık bir inleme bende daha büyük bir etki bıraktı. Bacaklarımın arasına, kasıklarıma bir karıncalanma olarak döndü.
Belimdeki eliyle beni kendine çekmesi ise son nokta oldu. Bedenimin her bir karışı yanıyor, kıvrandırıyor beni. İçimde patlamak üzere olan bir volkan var da sanki tek çözümüm Ferzan’mış gibi kıpırdandım kucağına. Bu hissi atmak istiyorum üzerimden! Bu çok yakıcı, daha önce de öpüştüğümüz zaman aynı şeyi hissetmiştim ama hiç bu kadar çok olmamıştı!
Elleri belimden kalçama indi, avuç içlerini kalçamda hissettiğimde ise aldığım nefes yetmemeye başladı. Bu nasıl mümkün olabilir ki? Sadece pijamamın üzerinden kalçama dokunuyor ve ben aynı okuduğum kitaplardaki gibi onun için yanıyorum!
“Her seferinde şaşırtıyorsun beni Sedef ama şimdi durman lazım.”
İstemiyorum. Durmak istemiyorum! Hem artık aramızdaki anlaşma geçersiz biz gerçek karı kocayız bu er ya da geç olacak neden şimdi olmasın ki? Ona kalsa o benim istemediğimi düşünüp hiç istemeyecek.
Boynundaki dudaklarımı daha fazla konuşmasın diye dudaklarına çıkardım. Ellerim ise işe gitmek için giydiği gömleğin düğmelerine indi. Usul usul açtım birkaç tanesini.
“Sedef...”
“Hayır Ferzan, istiyorum...”
“Sedef, bunun şimdi olmasına gerek yok, ne kadar istersen bekleriz. Alış bana önce kendini mecbur hissetme.”
“Ne mecburiyeti Ferzan, istiyorum bende. Seni çok seviyorum ve aynı senin beni istediğin gibi bende seni istiyorum.” Dedim. Sonrası mı? Sonrası alev alev yanan bedenlerimiz ve birleşen bedenlerimiz.
***
Gelecekten bir gün
Bugünün benim için önemli bir anlamı var. Bugün üniversite sınavına gireceğim gün! Tam olarak bir senedir Ferzan’ın tuttuğu özel öğretmenlerle seviyemin çok çok geride olmasına rağmen başladığım çalışma rutininde onun desteği, benim de gayretimle bugün bu sınava girebileceğim.
Tabii bu durum hayatımda bazı değişiklikleri de beraberinde getirdi. Önce açtığımız mağazaya daha az gitmeye başladım ve en sonunda okulun daha önemli olduğuna karar verip bir süre çalışma hayatıma ara verdim. Hem ben zaten Asmin abla için gidiyordum ki o da hamileliğinin ileri dönemlerinde çalışmayı bırakmak durumunda kalınca benim de gitmek için bir nedenim kalmadı.
Aslında çalıştığımız o beş altı aylık süreç bana kendimi ifade edebilmemde ve insanlarla kurduğum etkileşimlerde oldukça yardımcı oldu. Artık utangaçlık ya da çekimserliğe dair hiçbir şey kalmadı. Yine de ikimizde gitmiyoruz diye mağazayı kapatmış değiliz aksine işe ihtiyacı olan kadınları işe alıp çalışmasını sürdürdük. Hatta bir süre sonra daha da ileri gidip binanın bir süt katını daha kiralayıp orayı bir atölye haline bile getirdik. Artık orada hem tasarlayıp dikiyoruz hem de alt katta satıyoruz, böylesi daha kolay oldu. Öyle bir düzen kurduk ki bizsiz de kendi kendine saat gibi işliyor ve bizim gitmemize bile gerek kalmadan çok iyi bir gelir kapısı oldu. Benim ihtiyacım olmasa da Asmin ablamın istediği özgürlüğü ona verdiği için mutluyum. Ben de orada vakit geçirdikçe ihtiyacı olan kadınları görüp mağazadan ayrı da her ay belli bir sayıda kadına maddi olarak yardımcı olacak bir merkez bile açtım. Hem tek ben de değil çeşitli iş insanları da yatırım yapıyor.
“Güzelim, hazır mısın çıkalım mı?”
Ne güzel unutmuştum kısa bir an için olsa da! Çok heyecanlıyım. Kendi kendime çalışmak başka şimdi böyle sınava girmek başka. Allah’ım sen benim yüzümü kara çıkarma! Bir buçuk sene... tam bir buçuk sene boyunca sadece bu sınav için çalıştım.
“Ferzan yapabilir miyim sence?”
Kapı önünde durmayı bırakıp yanıma geldi, sıkıca sarılıp dudaklarıma küçük bir öpücük kondurdu. “Yapacağına emin olsam da yapamazsan da sıkıntı değil güzelim. Ben her zaman senin yanında olacağım, bu sınavın benim için hiçbir önemi yok gerekirse özel okula gönderirim seni baktın hiç olmuyor şirketlerini yönetmek için alanda ne kadar öğretmen varsa hepsiyle anlaşır işletme derslerini almanı sağlarım kısaca sen ne istersen o olur. Diplomanın bir önemi yok sadece hiçbir şeyden eksik kalmanı istemediğim için böyle ısrar ediyorum sana.” Dedi.
“Teşekkür ederim Ferzan, iyi ki varsın. İyi ki benimlesin, seni çok seviyorum.”
“Bende seni seviyorum güzelim benim.”
“Hadi bakalım, gidelim o zaman sınava. Önce karşıya uğrayıp Firaz’la Avbin’i de alalım. Seninle aynı yerde sınava girecek olmaları güzel oldu çıkışta da sizi güzel bir yemeğe götürürüm.”
“Tamam sen in önden al onları bende çantamı alıp geliyorum.”
Yarı sakin yarı heyecanla yaptığımız yolculuk sınava girip gergince beklememizle devam etti. O kitapçık elime geçip de ilk soruyu çözene kadar da içimdeki sıkıntı hiç geçmemişti ama o ilk soru... işte o ilk soruyu çözünce kendime güvenim geldi ve soluksuz çözmeye başladım soruları. Öyle ki ne ara başladım da bitirdim anlamadım bile.
Sınav sonrası ise tıpkı konuştuğumuz gizi güzel bir yemek yedik ve ardından bizim eve geçtik. Bu girdiğimiz ikinci sınav olduğu için artık önümüzde sadece beklemek var.
***
“Ferzan!!!!!”
Gecenin ikisinde Avbin’in beni arayıp sonuçların açıklandığını söylemesiyle heyecanla Ferzan’ı uyandırmadan nasıl yataktan çıktım da sonuç ekranına girdim hatırlamıyorum bile ama aldığım puanı görünce aklıma saat falan gelmeden attığım çığlık onu korkutmuş olacak ki paldır küldür yataktan fırlayıp yanıma geldi.
“Sedef? Ne oldu iyi misin? Nerde o?”
Nerde o derken? Kimi soruyor ki? “O kim ki Ferzan?” diye sordum anlamayarak.
“Eve giren! Nerde sana bir şey yaptı mı?” telaşla konuşmasına başka zaman olsa gülerim ama içimdeki heyecana daha fazla engel olamıyorum. Kalktığım gibi kucağına zıplayıp kollarımı boynuna doladım.
“Başardım Ferzan! Yaptım! 430 puan almışım!”
“Biliyordum be! Aferin benim güzelime!”
“Çok mutluyum Ferzan çok!”
***
Sonunda oluyor! Ben bugün mezun oluyorum! Sonuçların açıklanmasının ardından Ferzan işleri Ankara’ya kadar taşıdı, tabii Mustafa’nın Ankara’da kurduğu şirketle de iş birliği yapmasıyla da çok zorlanmadan ismini iyice duyurdu. Ben Ankara’da okulda o ise işlerle yeni açtığı şirketle ilgilenirken ağalık işleri de babasının iradesine geçti yine. Demir ağa abisi konusunda hala aynı kararda olduğu için böyle devam ediyor.
Neyse ki bu dört yıl geldi geçti. Şükür bitti de artık gerçek evimize dönebileceğiz. Ankara’yı da sevdim ama Mardin kadar değil. Can atıyorum bir an önce kendi evimize dönebilmek için.
“Sedef çok güzel olmuşsun, nerde seninki?”
Elif’in sesini duyunca ona baktım. Elif bu dört sene boyunca bana arkadaşlık eden, burada Asmin ablamın yokluğunu hiç hissettirmeyen kardeşim oldu.
“Toplantısı uzamış, birazdan gelir. Asıl sen çok güzel olmuşsun biliyordum bu elbisenin sana daha çok yakışacağını, iyi ki diğerini değil de bunu almışsın.”
“Ee sen söyledin mi Ferzan’a?”
“Hayır! Ne tepki verecek bilmiyorum henüz söylemedim. Daha önce kabul etmemişti şimdi eder umarım. Sadece istemezse moralim bozulmasın diye törenin bitmesini bekliyorum. Buradan çıkar çıkmaz söyleyeceğim.”
“Ben senden daha çok heyecan yaptım Sedef! Nasıl bekliyorsun böyle, hayatta dayamazdım!”
“Delisin kızım sen, başına ne geliyorsa bu tez canlılığın yüzünden geliyor zaten.”
Biz kendi aramızda konuşarak beklerken “Değerli Rektörümüz, kıymetli akademisyenlerimiz, sevgili ailelerimiz ve mezunlarımız; Bugün burada yalnızca bir eğitimin tamamlanışını değil, emek, sabır ve azmin taçlandığı bir yolculuğun sonunu kutluyoruz. Sevgili mezunlarımız, üniversitemizde edindiğiniz bilgi ve değerlerle, ülkemize ve insanlığa katkı sağlayacağınıza yürekten inanıyoruz.” Sözleri kulağıma dolunca heyecanla kapıya çevirdim gözlerimi.
Hislerimde bir kez daha haklı çıktım. Ferzan’ı tam da içeri girerken yakaladım. Onunda gözleri sanki yerimi bilirmiş gibi ilk bana çarpınca gülümseyerek göz kırptı.
Zaman yine hızlıca akmış isimlerimizin okunmasıyla teker teker çıkıp diplomalarımızı almış, dizilerde gördüğümüz klasikleşmiş kep törenini gerçekleştirerek keplerimizi atarak programın sonuna gelince Ferzan’a koştum.
“Bitti sonunda Ferzan.”
“Bitti güzelim...”
“Hemen çıkmamız lazım uçak bizi bekliyor.”
“Önce benim sana bir şey söylemem lazım!”
Heyecanla konuşmamla yüzüne bir gülümseme kondu. Bu huyu hiç değişmiyor, ne zaman onunla böyle heyecanla kıpır kıpır konuşacak olsam yüzünde hep aynı tebessümle beni dinliyor.
“Söyle güzelim.”
“Ferzan...ben...”
“Sen ne?”
“Hamileyim!”
“Ne?”
“Hamileyim Ferzan, bizim bir bebeğimiz olacak!”
“Sen ciddi misin Sedef? Gerçekten mi?”
“Gerçekten tabii baba olacaksın Ferzan.”
Kaldı, hiç tepki vermeden öylece dümdüz bana bakıyor. Acaba yine erken olduğunu düşündüğü için istemiyor mu diye düşünsem de beklediğim gibi olmadı. Alanı onun gür sesi doldurdu.
“Allah be! Baba oluyorummm!!!!!!!!”
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 25.78k Okunma |
2.52k Oy |
0 Takip |
45 Bölümlü Kitap |