

Herkese merhaba, öncelikle sizi bu kadar beklettiğim için üzgünüm. İlk parttan hemen sonra erkek arkadaşımla aile tanıması ve küçük çaplı bir nişan organizasyonu yaptık. Kendisi TSK için çalıştığından izin durumları biraz sıkıntılı oluyor ve bizim üç hafta gibi kısa bir zamanımız vardı ve takdir edersiniz ki şu bir aydır hep nişan işleri ile uğraşmaktan masa başına geçipte bölüm yazmaya fırsatım olmadı. Malum bu son bölüm de final olunca oldu bittiye getirmek istemedim, artık daha fazla bekletmemek adına bu bölümü yayınlıyorum ama daha sonra kitabı baştan sona bir düzenlemeye alacağım o zaman bir iki küçük değişiklik yapabilirim. Aklımda olan ama ekleyemediğim bazı sahneler var hala. Bu zamana kadar benimle olup, kitabımı okuduğunuz için teşekkürler...
“Demek ufaklık annesinin hormonlarıyla oynamaya çoktan başlamış, ağlatmış sizi.” Dedi.
Bir dakika ne? Ne dedi o?
Hamile miyim ben?
Bebek mi dedi?
Bu bir rüya olmalı! Nasıl gerçek olabilir ki? Yıllardır istediğim ama bir türlü kavuşamadığım evlada şimdi mi kavuşacağım? Allah’ım şükürler olsun sana...
Yaşadığım onca şeyin mükafatını böyle mi alacaktım! Bugün resmen benim yeniden doğuşum gibi oldu...
Oldu, oldu ama ne olacak peki şimdi? Dahası Demir... o isteyecek mi? Hiç tepki de vermedi. Zaten bir çocuğu var, evli de değiliz. Tamam şimdi birlikteyiz ama geleceğe dair somut bir şey yok. Ne yapacağım peki şimdi? Ben bu bebekten vazgeçemem, vazgeçmem!
Hala ses yok ondan. Doktor odadan çıkıp bizi yalnız bırakınca daha fazla dayanamadım. “Demir...” diye fısıldadım. Tepki versin istiyorum, bir şey söylesin. Böyle susup karşıya bakmasın! Benim mucizem onun felaketi olmasın.
“Gülüm... beni bir çimdiklesene!”
“Demir ne diyorsun sen ne çimdiklemesi! Tepki versene be adam hamileymişim!”
“Sende mi benimle aynı rüyayı gördün?”
“Artık kendine gel be adam! Hamileymişim diyorum!”
“Asmin... yavrum bu gerçek değil mi ben baba oluyorum tekrar!”
İstiyor! O da istiyor! Meğer adam istemediği için değil şoktan konuşamamış. Solan o çiçekler yine yeşillendi içimde!
Peki ya şimdi ne olacak? Bundan sonrası nasıl işleyecek? Memo ne diyecek? Ya Hasan ağa ve Fatma teyze ne diyecek? Tamam önce sakin olmam lazım, bunların hepsini sonra Demir’le konuşup halledebiliriz. Şimdi önceliğim bu haberi sindirip, keyfini çıkarmak.
“Hadi! Hadi kalk gidiyoruz!”
“Demir! Bir dur ne oldu, nereye gidiyoruz?” dedim ama dinletemedim, hala beni kaldırma derdinde.
“Demir beni çıldırtma hamileyim diyorum, gidiyoruz diyorsun be adam! Bir tepki mi versen bana çıldıracağım burada!”
“Sakin ol yavrum, hep hormonlardan bak bunlar. Merak etme bebeğimizi güzelce kutlayacağız ama öncesinde sana bir şey söylemem lazım; Benim aslında işim yoktu. Senin için bir sürpriz hazırlıyordum, ondan gecikmiştim unuttum seni öyle görünce. Şimdi hemen çıkmamız lazım yoksa her şey boşa gidecek. Ha ama iyi hissetmiyorum diyorsan erteleyebilirim yarına ya da birkaç gün sonrasına.”
Şapşal adam, bir de sürpriz hazırlıyorum diyor! Böyle gizli saklı bir şey yapmayı beceremiyor mu yoksa bebeğimizin heyecanıyla ne dediğini bilmiyor mu karar veremedim şimdi ama öyle hevesli bakıyor ki gözlerimin içine kendimi halsiz hissetsem de bunu ona söylemeye kıyamadım.
“İyiyim, olur gidelim.” Diyebildim.
“Dur ama olmaz öyle ben yine de bir doktora sorayım heyecandan ne dediğimi biliyor muyum ki! Hasta yatağından kaldıracaktım az kalsın seni! Bekle hemen geliyorum yavrum.” Dedi ve konuşmama müsaade etmeden fırladı gitti odadan, banaysa ardından gülmek kaldı yalnızca.
Düşünmem gereken onca sorun varken hiç paniğe kapılmadan burada öylece oturmak garip geliyor bana. Sanırım şimdiye kadar her işimi kendim hallettiğim için bu durum. Şimdi sırtımı güvenle yaslayabileceğim biri olduğunu bilmek, tek başıma mücadele etmek zorunda kalmamak, benim sorunumu kendi sorunu bilip çözeceğine güvenmek ayrı bir güven veriyor. Ki bebeğimiz asla bir sorun olmaz ama şimdi ilişkimizi kimse bilmezken için bulunduğumuz durumdan ötürü sorun diyorum.
Demir ne ara doktorla konuştu ne ara hastaneden çıktık anlamadım ama şimdi birlikte benim için hazırladığı sürprize doğru gidiyoruz. Epey de bir meraklıyım, nasıl bir sürpriz bebeğimizin haberini bile gölgede bırakabilir ki böyle heyecanla beni götürüyor, en ufak bir tahminim bile yok.
Yolda ara ara eli karnıma gidip yüzünde salakça bir sırıtma ile bana, bize bakıp tekrar önüne dönüyor. Fark ettiğim diğer bir değişiklik ise arabayı her zamankinden daha yavaş kullanması. Normalde de arabada Memo varken böyle yavaş kullanırdı ama ikimiz yalnızken biraz daha hızlı olurdu şimdi yine aynı hassasiyet var ve bu beni öyle mutlu ediyor ki tarifi imkânsız.
Ben dalmış ona bakarken arabanın durmasıyla kendime geldim. “Evet yavrum sonunda geldik. Hazır mısın?” diye sordu.
“Demircim, canım benim ne olduğunu bilmediğim için hazır olma ihtimalim var mı benim sence?”
“Sakin ol gülüm, yok bir şey. Bak duydun doktoru bunlar hep hormonlardan. Merak etme ben hep yanında olacağım, sadece sürprize hazır mısın diye sormuştum ben.” sabrımın sınırına yaklaştığım için sesimi yükseltsem de beni öyle anlayışla karşıladı ki sözlerimden utandım.
“Özür dilerim. Bana ne oldu bilmiyorum, bir haftadır her şey gözüme öyle batıyor ki ben böyle ani tepkiler vermemek için kendimi tutmaya çalışıyordum meğer benim regl yüzünden olduğunu düşündüğüm gerginlik bebeğimizin hormonlarımı değiştirmesindenmiş.”
“Olur gülüm, olur yavrum. Hiç sorun değil, sen bana bu sevinci ikinci kez yaşattın ya ne istersen yap başım gözüm üstüne, mutlulukla karşılarım ben ancak.”
“Demir...”
“Gel buraya.” Sıkıca sarıldı bana. Ara ara öpücükler kondurdu saçlarıma... Sevgisini, şefkatini sonuna kadar hissettirdi. Ne kadar öyle kaldık bilmiyorum ama bana kalsa bir ömür burada onunla böyle kalabilirim.
“Hadi, çıkalım artık. Gör de bir an önce evimize gidelim, sende dinlen.”
Önce kendi inip sonra da benim kapımı açıp ineme yardımcı oldu. Artık ne hazırladı bilmiyorum ama elimi tutan eli öyle bir titriyor ki tüm bedenimde hissedebiliyorum.
Yavaş yavaş yürüdük, yerleşim yerinden uzakta olan bu yerde kar ayağımızın altında ezilirken çıkan ses ruhuma öyle iyi geliyor ki ona sarıldıktan sonra içimde kalan azıcık gerginlikte de uçup gitti.
Ben yere uyumla atılan adımlarımıza bakarken çevreyi gözden kaçırdığımı fark edememişim. Elimi sıkınca ona bakmamla karşıyı gösterince tek kelimeyle büyülendim.
“Bana bir keresinde kar kürlerini çok sevdiğini ama hiç sahip olamadığını söylemiştin.” Dedi. Doğruydu... Küçükken çok istemiştim kimse almamıştı. Büyüdüm, alabilecek yaşa geldim bu sefer de ben almadım. Anlamı kalmadı, hep birinin bana onu alacak kadar değer vermesini istedim.
Şimdi karşımdaki adam bırakın kar küresi almayı beni gerçek bir kar küresine getirmiş. Camdan kocaman bir küre, içinde tıpkı ilk gördüğüm küredeki gibi sarı bir koltuk ve yerde kırmızı halı var. Tam koltuğun yanına eklenmiş abajur ise hayallerimin karşılığı gibi aynı. Etrafında küreyi çevreleyen ağaçlar, ağaçların üzerindeki karlar ise ortama o kadar uymuş ki kürenin içinde hiç kar olmamasını telafi ediyor. Bunu ona ne zaman anlattığımı bile bilmiyorum şimdi.
“Gel hadi...”
Elini tuttum. Bana elini ne zaman uzatsa gözüm kapalı tutarım zaten de şimdi beni götürdüğü yerin güzelliği karşısında sabırsızlıkla tuttum. İçimde çocukluk heyecanıyla biraz da koşar adımlarla gittim peşinden hemde!
İçeri girince heyecanla ne yapacağımı şaşırıp giriş kapısının karşısına koşup ellerimi cama dayayıp “Demir... Bu nereden çıktı şimdi?” diyerek tekrar ona dönmüştüm ki yere, dizleri üzerine çökmüş elinde hayallerimden bile güzel duran bir yüzükle bana bakarken buldum onu.
“Demir...”
“Asminn...” dedi içi gider gibi. “Güzelim benim.” Tek eliyle elimi tuttu. “Hayatımın ışığı, göz bebeğim, canımın en içi... soluğunda hayat bulduğum kadın. Allah şahit ki şu dünyada kalbimi senin gibi çarptıran bir kadın bile olmadı hayatımda. Şu saatten sonra da senden gayrısı olmaz. Eğer senin de rızan olursa ben hayatımın geri kalanını seninle yaşamak istiyorum. Benimle hayatını birleştirir misin gülüm?” dedi.
Benim kalbime taklalar attıran sözleri ne de kolay söylüyor! Söylüyor söylemesine de her şeye rağmen içimde bir korku belirmesine de engel olamıyorum. İlk evliliğimde de her şey böyle başlamıştı, sonrası ise malum. Demir onun gibi değil biliyorum, olmaz da! Bu durum tamamen benimle ilgili! Bu sefer olmaz! Hayatımı korkularım yüzünden mahvetmeyeceğim!
Hem artık güvencem de var, kimseye muhtaç değilim! Sevilmediğim yerde kalmak zorunda da değilim. Eğer Demir’in hareketleri, sevgisi değişirse arkama bakmadan çekip gidebilecek güçteyim.
Bir başkası bu düşüncelerimi duysa eminim daha hiçbir şey olmadan kötüyü neden düşünüyorsun der kızar bana ama onlar bilmiyor ki çaresizlik ne demek, insana neler yaptırır! Benim yaptığım sadece kendimi güvenceye almak.
Hem iyiyi hem de kötüyü düşünüp ihtimalleri tartmak, beni rahat hissettiren tek şey bu, çünkü böyle yaptığım sürece içimde yaşamaya dair bir garanti oluyor. Eğer hep iyiyi düşünseydim kötü başıma gelir gelmez pes eder düşerdim.
Şimdi bunları düşünmenin sırası değil. Demir hala karşımda cevap bekliyor. “Olur. Seninle evlenirim Demir ama bana bir söz vermen lazım.” Dedim.
“Söz! Ne istersen söz Asmin!”
“Daha ne sözü istediğimi bile bilmiyorsun.”
“İste canımı vereyim gülüm söz nedir!”
“Eğer bir gün olur da bana olan sevgin biterse çekip gitmeme izin vereceksin.”
“Benim sana olan sevgim asla bitmez de söz gülüm olur da biterse seni tutarsam kolum kopsun!”
“O zaman tamam, bende senin evlenirim!”
Titreyen elleriyle yüzüğü kutusundan çıkarıp parmağıma taktı. Kalkıp sıkıca sarılmayı ise ihmal etmedi. Tek bir sorun var şimdi ikimiz de öylece birbirimize bakıyoruz ne konuşuyoruz ne de başka bir şey sanki zaman durdu da biz kaldık öylece bu camdan kürenin içinde.
“Demir, ben kabul ettim ama nasıl olacak ki Hasan Ağa, Fatma teyze en kötüsü de Memo ne diyecek!”
“Merak etme hepsi dört gözle benden haber bekliyor. Kabul ettin mi etmedin mi diye çatlamışlardır meraktan, hepsinin haberi var.”
“Nasıl? Biliyorlar mı?”
“Evet, anlamamaları imkansız zaten. Senin yanında ben bambaşka bir insan oluyorum. Teklif edeceğimi de bir haftadır biliyorlar, hepsiyle konuştum. Hele Memo! En çok o sevindi, sana anne demek istiyor kabul eder misin diye bekliyor.”
“Ah kuzum benim, tabii ki kabul ederim o nasıl laf öyle! Ben zaten onu evladım gibi görüyorum.”
“O zaman nikah memuru gelene kadar daha sonra ne yapacağımızı konuşalım.”
“Nasıl? Hemen mi?”
“Tabii gülüm. Bir kere evet dedin, o imzayı almadan seni buradan çıkarır mıyım ben? Söz sana istediğin gibi bir düğün yapacağım ama önce nikah! Seni kaybedebileceğim bir ihtimalle buradan gitmemize göz yumamam.”
“Düğün falan istemiyorum. Zaten ikimizin de ikinci evliliği hiç gerek yok, onun yerine hayır işi yapalım Demir. Evlenmemiz şerefine aç kimse kalmasın, biliyorum normalde de yardımlarını yapıyorsun ama düğünümüzün bütçesiyle ülkede ne kadar aç varsa doyuralım. Evliliğimiz hayırlı bir şeylere vesile olsun.”
“Olur gülüm, olur yavrum sen nasıl istersen öyle olur.”
“Demir, senden bir şey daha isteyeceğim.”
“Ne istersen yavrum.”
“Hamilelik haberimizi bir süre kimseye söylemek yok. Bebek birkaç aylık olana kadar kimse bilmeyecek tamam mı?”
“O niye gülüm?”
“Hem utanırım hem de ilk birkaç ayda düşük ihtimali var. Ne kadar az kişi bilirse o kadar iyi. Evdekilere de en azından bir ay sonra söyleyelim olur mu?”
“Olur yavrum. Nasıl sabrederim bilmiyorum ama olur. Senin güzel gözlerin için tutarım kendimi.”
***
Demir’in keyifli ıslığı eşliğinde artık evli bir kadın olarak eve döneceğime inanamıyorum hele de yaptığım olaylı çıkıştan sonra. Resmen bayılmış vaziyette hastaneye götürüldükten hemen sonra onunla kimseyi çağırmadan evlendik, şaka gibi şahit bile gerekmedi her şeyi önceden ayarlayıp iki kişiye deftere önden imzaları attırmış adam! Bu yasal bile değildir! Nikah memuru rızamın olup olmadığını sorarken hiç emin olmasa da ortamı ve ne kadar mutlu oluğumu görünce yumuşadı da kıydı nikahı.
“Demir, şaka gibi evlendik resmen!”
“Yok gülüm şaka gibi falan değil halis muhlis karımsın artık!”
“O nasıl laf ya!”
“Ne bileyim yavrum ben sevinçten ne dediğimi mi biliyorum sanki. Sen delidir ne yapsa yeridir de geç bugün bana.”
Tavrı öyle rahatlatıcı ki içimdeki tüm güvensizliği, cevapsız soruları silip atıyor. Hatta onda görmeye alışık olduğum o muzipliği bana da bulaştırmış gibi takılmak istiyorum ona. “Kocama deli deme lütfen, deli mi benim kocam çok ayıp.” Diyorum ona uyup.
“Aşkından deli olduysa demek ki...”
Yok yetişemezmişim ben ona. Onunki ayrı bir seviye ayrıca o nasıl bir bakış, nasıl bir gülüş ki genç kızlığıma döndüm sanki. Yanaklarımı ateş bastı, utandım.
“Geldik, hazır mısın karım?”
“Değilim ama buna nasıl hazır olunur bilmediğim için de girelim içeri hadi.”
Elimdeki nikah cüzdanını çantam olmadığı için Demir’e uzattım, malum baygın bir şekilde çıktım evden. “Cebine koyar mısın sonra alırım ben senden.” Dedim.
“Niye alıyormuşsun? Benimde cüzdanım bende de dursun.” Deyince ne diyeceğimi bilemedim. Benim bildiğim nikah cüzdanı genelde kadında durur.
“Nasıl yani o kadında durur.”
“Yoo tek sen evlenmedin ki bende evlendim, benim de cüzdanım bende dursun. Ara ara açıp bakmam lazım hala karım olmanın güzel bir rüya olma ihtimali geldi birden aklıma. İkna olmam için şart bu, bende kalsın bu!”
Engel olamadan bir kahkaha fırladı dudaklarımdan. “Demir yaa!” dedim. Çünkü başka verecek bir tepkim yok. “Yok öyle Demir ya falan ciddiyim ben Asmin. Bende kalsın bu biraz.” Sözleriyle şaka yapmadığını anlayınca bunca zaman ilişkimizi gizlediğim için biraz suçluluk hissettim ama mecburdum. Aksi halde rahatça onunla aynı çatı altında yaşayamazdım, çekinirdim.
“Tamam, öyle olsun. Kalsın sende. Benim ona ihtiyacım yok zaten, kocam olarak her an yanımda olacağını biliyorum ikna edilmeye ihtiyacım yok.”
“Yesin kocan seni! Bir kere daha de bakayım kocam diye!”
“Kocammm.” Bana bakıp içini çekti. En sonunda ne düşündüyse hızla kemerini açıp; “İn! İn girelim Asmin yoksa kötü şeyler olacak! Sabrımın sonlarındayım güzelim. Hadi gidip güzel haberi verelim biz en iyisi.” Dedi.
Kapıdan içeri adımımızı atar atmaz kenardaki beş koyunu kestiklerini gördük. “Haber bizden önce gelmiş gülüm.” Demir’in sözlerinin bitmesiyle Fatma teyzenin bana sıkıca sarılması aynı ana denk geldi.
“Çok şükür Asmin! Çok şükür kızım! Seni ilk gördüğüm an dua etmiştim rabbime, çok şükür kabul oldu. Rabbim kaderinizi bir yazdı. Gelin hadi yavrum, Hasan ağa da Mardin’de kestiriyor dağıtmak için evdeki benim adağımdı. Birazdan dağıtılmaları için göndereceğim.”
Geldiği hızla geri kayboldu. Neye uğradığımı şaşırsam da aklımda yalnızca Memo var. “Önce Memo’yu görelim mi? Sen konuştum dedin ama benim aklım kaldı.” Dedim Demir’e.
“Olur yavrum. Bu kalabalıkta odasındadır kesin gel bakalım bir, orda yoksa sorarız.”
İçimdeki duygu korku mu yoksa heyecan mı bilmeden çıktım merdivenleri. Rabbim aynı anda iki evlat birden nasip etti bana, ben daha ne isterim ki hayattan.
İçeriden gelen bıdır bıdır konuşma seslerinden Memo’nun odasında olduğunu anlayınca daha da bir heyecanlandım. Nikah defterine imza atarken böyle heyecanlanmamıştım ben, ne oluyor bana ellerim titriyor resmen.
“Oğlum...”
Demir’in içeri girip ona seslenmesiyle bizi görünce benim kapıda bekleyen tereddütlü halimi hiç fark etmeden koşarak gelip bacaklarıma sarıldı. “Oldun mu annem?” dedi gözlerime bakarak.
İşte tam o anda gözümden bir damla yaş aktı. Yere eğilip sıkıca sarıldım ona. “Oldum... Annen oldum artık Memo.” Dedim. Gerisi mi? Gerisinde dışarıdaki tüm curcunaya rağmen bir aile olarak geçirdiğimiz ilk anlar var. Memo’nun yorulup uykusu gelene kadar onun odasında, onunla oynayarak geçirdiğimiz vakitlerden ibaret.
***
Birkaç ay sonra
Yattığım yerde bir sağa bir sola dönsem de gözüme bir türlü uyku girmiyor. Ağzımda bir tat var ne olduğunu çözemiyorum, canım bir şey çekiyor ama ne bilmiyorum. Çok garip bir durum. Dizi filmlerde aşermeyi hep ne istediğini bilen, şak diye söyleyen kadınları gördüğüm için bende de öyle olacak sanıyordum ama olmadı hiç.
Daha fazla yatıp kalmak istemedim. Belki mutfağa inersem canımın ne çektiğini bulurum ümidiyle üzerime hırkamı geçirip indim. Önce dolaba sonra kilere en son da genel olarak bir dolapları açıp kapasam da yok!
Tam pes etmiş çıkıyordum ki gözüm masa üzerinde duran domateslere takıldı. Tek bir problem var ama bunlar kırmızı domates, benim canım sarı domates çekiyor. Allah’ım yemezsem öleceğim şimdi!
Koşar adımlarla odaya çıkıp Demir’in başına geldim. Çok güzel uyuyor, uyandırmaya hiç kıyamıyorum ama sarı domates yemediğim her an kolum bacağım bir yerim kaşınıyor.
Daha fazla dayanamadım. Kolundan hafifçe sarsıp, “Demir...” dedim. İlk seferde uyanmadı. Birkaç kez daha sarsıp “Demir...” dedim yine. Bu sefer kıpırdanıp gözlerini açtı. Gözüm öyle dönmüş ki ışığı bile açmamışım, uzanıp abajurun düğmesine basıp odayı aydınlattı.
“Asmin? Ne oldu yavrum, ağrın mı var?”
“Yok, ağrım yok da...”
“Ne oldu gülüm?”
“Demir ya ben aşeriyorum galiba!”
“Vallah de!”
“Demir!”
“Söyle gülüm, söyle ne istedi canın hemen bulup getireyim!”
“Domates...” dedim hafif nazlanarak. Öyle istekli ki canım biraz daha çekti.
“Dur yavrum hemen inip getiririm.”
“Yok öyle değil, yani onlardan değil.”
Kaşları çatıldı, bana sanki başka bir dili konuşuyormuşum gibi baktı. “Nasıl yani başka domates de mi var?” dedi.
“Sarı domates! Hani böyle küçük küçük sarı domatesler var ya onlardan istiyorum.”
“İste! İste gülüm! İstediğin domates olsun! Sen iste ömrümü vereyim, küçük sarı domates neymiş!”
Sözlerine içim eridi, aktı adeta. “Yaa Demirrr.” Dedim nazlanarak. Bunlar bana öyle yabancı şeyler ki resmen bana domates getirecek diye bir kez daha aşık oldum adama.
“Nazına kurban olurum senin. Bekle yavrum, bekle alıp geleyim hemen.” Dedi ve hızlıca giyinip çıktı odadan, banaysa heyecan ve sabırsızlıkla onu beklemek kaldı.
***
Birkaç sene sonra
“Kardeşimmm! Koşma, bekle elimi tut düşersen üzülürüz bak. Hele annem çok üzülür bekle benii!”
Oturduğum yerde Demir’e biraz daha sokuldum. Evimizin terasında, sırtımı ona dayamış yüzümüzde tebessümle çocuklarımızı izlemek yıllar geçmesine rağmen bana hala rüya gibi geliyor.
“Memo’nun bu kadar iyi bir abi olacağını hiç düşünmezdim biliyor musun, kızımızı kıskanmasından çok korkmuştum.”
“Niye öyle düşündün Demir, benim oğlumun gönlü çok geniş. Ayrıca sevgiyle de büyümüş bir çocuk, insan yokluğunu yaşadığı şeyi kıskanır. Bizim sevgimiz Memo’ya da Bahar’a da yeter. Hatta bence biraz daha yer açmaya başlayalım ki diğer oğlumuza da şimdiden yer açılsın.” Dedim elimi hafifçe şişmiş karnıma koyarak.
Üçüncü çocuğumuzda aramıza katılınca ailemiz tamamlanmış olacak. Tam hayallerimdeki gibi bir aileye sahibim. Hasan babam, Fatma annem, çocuklarımız, kardeş gibi gördüğüm Sedef ve Ferzan tabii bunun yanında bana ilk günkü gibi aşık olan, bunu göstermekten bir an bile çekinmeyen canım kocam...
Yaşadığım kötü günler yaşayacağım güzel günlerin sınavıymış...
İyi ki de öyle olmuş da böyle mükafatlandırıldım. Ailem şükür sebebim oldu.
***
Bonus Bölüm (Berzan Adar)
Asmin’in hamilelik haberinin duyulmasından sonra
İşsiz güçsüz bu şehirde ne yapacağım, nasıl yaşayacağım bilmiyorum. Evde Heja, dışarıda boş boş dolanmak artık canımı sıkmaya başladı. Demir denen züppe kim oluyor ki benden böyle hakkım olan her şeyi alıyor! En kötüsü de ailem bile bana yüz çevirdi!
Oysa ben ne yaptıysam ailem için yaptım. Soyumuz devam etsin, aşiretimiz başsız kalmasın diye! Asmin’le çocuğumuz bir türlü olmadı, Heja ile olsun Asmin büyütsün diye yaptığım plan elimde kaldı.
Ne vardı sanki bir iki sene dişini sıkıp dursaydı! Hemen Heja geldi diye evi terk etmek ne demek! Sanki sadece onun başına geldi! Hem çocuğu olmuyor hem de gidiyor! Oysa sevmiştim ben onu, sevgimi yok sayıp başka adamla hem de elimden her şeyi alan adamla evlenmek ne demek! Duyduğum andan beri aklımdan çıkmıyor!
Nasıl olur da gider o adamla evlenir! Tabii hazır çocuğu da var, soyun devamı da güvencede Asmin de güzel kadın. Bilgili, oturaklı tam bir hanım ağa Demir iti kaçırır mı? Kim bilir nasıl girdi aklına da ikna etti kızı evlenmek için!
Bugünde yine bir olay mı var ne geçtiğim tüm sokaklarda herkes fısır fısır konuşuyor. Kim bilir kim ne yaptı yine, Mardin’in olayı mı biter ki!
“Demek ki sorun ondaymış.”
“Bir de utanmadan geziyor, ben olsam utançtan sokağa çıkamazdım.”
“Belli belli sorun onda, yoksa kadın başkasıyla evlenir evlenmez ikinci aya çocuğu olur muydu!”
“Utanmaz bir de kısır diye kuma getirmişti kadının üzerine. Vallah bizde kadını ayıpladık, meğer sorun ondaymış da kadın kendini kurtarıp çocuk sahibi olmak istemiş. Kesin sorunun kendinde olmadığını biliyordu da ondan boşadı. Yoksa niye gitsin!”
Bunlar kim hakkında konuşuyor böyle? Kim kimden boşanmış da başkasından çocuk yapmış! Tek çocuk için evlilik yapan ben değilmişim demek ki!
Duy! Duy Asmin hanım! Bir de kaçıp gittin bak, tek sende sanki! İlçe meydanına çadır kurulmuş, demek bebek haberini böyle kutluyor... Varlıklı biri herhalde. Allah Allah biz niye duymadık ki kimin çocuğu bu acaba?
Çadıra yaklaşınca fısıltılar artsa da kulak kabartmadım, benim derdim bana yeter bir de milletin dedikodusunu mu dinleyeceğim! Gençten bir çocuk önümü kesip, “Ağam gel otur, Hasan ağamın kesin emri var yeni gelen torunu için herkesin karnını doyuracak. Sende ye yemeklerden.” Demez mi!
Hasan ağa mı? Yoksa... yok canım hayatta olmaz! Olsa bizim olurdu, o kadar yıl hamile kalamayan kadın şimdi mi kalacak!
“Kimin çocuğu bu de hele sen?”
“Demir ağamla, Asmin hanım ağamın beyim.”
Ne! Bu gerçek mi? Olmaz ki! Hayır!
Tüm o sözler bana mı? Herkes arkamdan mı konuşuyor? Asmin gerçekten o adamdan hamile mi? Benim karım başka bir adamın bebeğine mi hamile? Yok yok olmaz! Oyun bunlar, o adam bana oyun kurdu! Evet evet oyun!
Kendimi nasıl eve attım bilmiyorum ama gören herkes bana bakıp konuşurken ne yapacağım ben! Ya doğruysa...
Kapıyı kapatır kapatmaz herkesin avluda oturduğunu gördüm. “Oo benim kısır kocam da gelmiş! Bir de bana beceriksiz bir hamile kalmadın diye laf ediyordun, asıl sorun sendeymiş ya Berzan! Bak kadın seni boşayıp başkasıyla evlenir evlenmez hamile kaldı, asıl beceriksiz senmişsin ya! Ne yapsam bende senin mi üzerine kuma getirsem, malum sende iş yok!”
Tam o an evden çıkmadan Heja ile çocuk mevzusu yüzünden kavga edip çıktığım geldi. Bir sürü laf sayıp Asmin’in başkasıyla evlenmesinin sinirini ondan çıkardım. Hala içimde Heja çocuk doğurduktan sonra Asmin’in bana geri dönme ümidi varken evlenmesi son iki aydır sinirimi öyle bozdu ki her gün bir kavga dövüş vardı evde. Artık ne kadar üzerine gittiysem şimdi de o benden çıkarıyor tüm hıncını.
Diğerleriyle birlikte oturup acıyarak bana bakan Ferzan’a çevirdim yüzümü. Bilse bilse o bilir bu işin doğrusunu, çünkü biliyorum ki Asmin ve Sedef hala görüşüyor, hiç kopmadılar.
“Doğru mu? Hamile mi Asmin?” diye sordum alacağım cevaptan korkarak.
“Doğru, hamile.”
İşte tüm gerçeklerin suratıma vurulduğu an bu an oldu. Kısır olan benim! Asmin gittiği doktorda kendisinde problem olmadığını, benim azospermi olabileceğimi düşünen doktordan bahsedince kızıp kavga etmiştim. Kendi sorununu bana yüklüyor sanmıştım. Oysa haklıymış kısır olan benmişim...
Asmin hamileymiş, ben kısırmışım...
SON
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 25.78k Okunma |
2.52k Oy |
0 Takip |
45 Bölümlü Kitap |