
Elinizde bir dünyanın anahtarını taşıyormuşsunuz gibi hissettiniz mi hiç? Benim avucumun içinde, o küçük kadife kutuda bir dünya vardı. Kuyumcudan çıkarke teklifi detaylarını düşünüyordum. Yüzümdeki o aptal ama huzurlu gülümsemeyi silemiyordum.
Eve vardığımda, evin önündeki o garip durgunluğu önce fark edemedim. Merdivenleri ıslık çalarak çıktım. Kapının önündeki ayakkabıları görünce kalbim daha hızlı çarptı. ayakkabımı çıkarttım. Kapıyı açıp içeri girdim. Ama evde ağır, bıçakla kesilecek kadar keskin bir sessizlik vardı. Bu duruma kaşlarım çatıldı. Bu sessizlik normal değildi.
Annem, Büşra yengem, Deniz... Hepsi salonda, sanki bir cenazedeymiş gibi dizilmiş oturuyorlardı. Beni gördüklerinde annemin gözlerindeki o korkuyu seçtim.
“erken gelmişsiniz bir şey mi oldu?” diye sordum, kaşlarım çatıldı. “Daha erken değil miydi? Lale nerede? Hem siz neden bu kadar sessiniz?” sorularım da cevapsız kalınca içimde ki sıkıntı gittikçe büyüyordu.
Kimse cevap vermedi. Yeliz başını öne eğdi, nisa yengem parmaklarıyla oynuyordu. İçime bir ateş düştü. O küçük kadife kutuyu cebimde sıktım.
“Anne? Bir şey mi oldu?” sesim artık daha sert, daha panik doluydu.
Deniz tam ağzını açıp bir şeyler söyleyecekti ki, Asya oturduğu yerden fırladı. Gözlerinin içinde sanki ateşler yanıyordu, öfkeden titriyordu.
“Asya, sus!” dedi Deniz abla sertçe. “Adem, sakin ol oğlum...”
“Ne sakini abla?” diye bağırdı Asya. Artık tutamıyordu kendini. “ O herif geldi! Murat geldi, Lalenin kapısına dayandı! Uğur'u özlemiş inanabiliyor musun adem abi?”
O isim… Murat.
Sanki biri kalbimi yerinden söküp buzlu suya atmış gibi hissettim. Beynim uyuştu, kulaklarım uğuldamaya başladı. Arkamdan ne zaman geldiğini anlamadığım Yavuz abimin “Ne diyorsun sen kızım?” dediğini duydum ama gerisi bende yoktu.
Lale... Korkudan titreyen o narin bedeni, Murat’ın karşısında tek başına mıydı? O sülük, o herif hangi hakla benim Lalem’in kapısına dayanabilirdi?
Gözüm döndü. Arkama bile bakmadan evden fırladım. Merdivenleri kaçar kaçar indiğimi, nefesimin boğazımda nasıl düğümlendiğini hatırlamıyorum.
"Adem, dur!" diye bağıran Yavuz abimin sesini rüzgar alıp götürdü.
Zihnimde sadece Lale’nin o mahcup yüzü ve kapının önündeki o karanlık gölge vardı.
“Geliyorum Lalem,” diye fısıldadım dişlerimin arasından. “Seni o canavara bir saniye bile yem etmem!”
Sokağa çıktığımda dünya simsiyah olmuştu gözümde. Sadece Lale’nin evine giden o yol parlıyordu. Ve o yolun sonunda, hesabını keseceğim bir adam vardı.
***
Murat, gözlerini Asya’dan çekip tekrar bana sabitledi. O mide bulandırıcı özgüveniyle kapı pervazına yaslandı.
"Beni içeri davet etmeyecek misin Lale?" dedi, sesi kulağıma eski bir yaradan sızan irin gibi ulaştı. Üzülmüyordum ya da içimde bir kırgınlık kalmamıştı sadece hayatıma zamansız ve gereksiz dahil olma çabası sinirlendiriyordu beni. Sadece getireceği bela beni korkutuyordu. "Özlememişsin beni bakıyorum... Ama ben oğlumu özledim."
Oğlumu anmasıyla, içimdeki o donmuş korku bir anda kor bir ateşe dönüştü. Bakışlarımdaki o boşluk gitti, yerine evladını korumaya hazır bir annenin keskinliği geldi.
"Ne için geldin?" Boş bakışlarım ve düz sesim onu tedirginleştirdi. Rahat tavrı sekteye uğradı ve kendini biraz toparlamaya çalıştı.
Murat’ın o kendine güvenen, "ne yaparsam yapayım bana mahkumsun" diyen tavrı, sesimdeki o buz gibi tınıya çarpıp kırıldı. Beklediği bu değildi. O, karşısında dizleri titreyen, gözü yaşlı, kapısına geldiği için heyecanlanan merhametli eski Lale’yi bulmayı umuyordu. Ama şimdi karşısında, evladı için dünyayı yakabilecek bir kadın vardı.
"Ne için mi geldim?" diye tekrarladı, sesi biraz pürüzlü çıktı. Gözlerini kaçırıp merdiven boşluğuna baktı, sonra tekrar bana döndü. "Dedim ya, oğlumu görmeye geldim."
Bir kaç saniye gözlerimi Murat'ta gezdirdim. O arada arkamdaki ayak seslerinden Nazan teyzelerinde kapıya geldiklerini anladım. "Gör o zaman." Konuşmamı bitirmemle asyanın sesini duydum "Ne diyorsun sen Lale ne demek gör?" Asya'ya cevap vermeden. Nazan teyzeye döndüm. "Nazan teyze siz eve gidin. Böyle de ayıp oldu ben size haber yollayacağım. O zaman daha iyi olur. Nazan teyze kafasıyla beni onaylayıp kafasıyla içeridekilere işaret verdi. Herkes toparlanmaya başlarken asya "Ne demek gidin Lale bu şerefsizle tek mi bırakalım seni? Hayatta gitmem ben."
"Laflarına dikkat et. Sen bana şerefsiz diyemezsin." Muratın sesiyle sıkıntıyla nefes aldım.
"Bal gibi de derim şerefsizsin sen." Diyerek üstüne yürümeye çalıştı Nazan teyze kolundan tutup "sakin ol kızım. Eve gidelim hadi sende hazırlan."
Asya sinirle hepsine bakıp " teyze ne dediğini duyuyorsun değilmi olmaz gidemeyiz. Laleyi bu karaktersizle baş başa bırkamam."
Nazan teyze sıkıntıyla"Hadi kızım Lale ne yaptığını biliyordur. Biz gidelim." Asya ' ya cevap verdikten sonra bana döndü. " işin bittikten sonra bize gelin olur mu? yemek yiyeceğiz hep beraber."
Nazan teyzenin sözlerine içten bir gülümsemeyle başımı salladım. "Tamam teyze. Bittikten sonra geliriz."
Nazan teyze son bir kez Murat'a baktı. Bakışında ne öfke vardı ne de korku. Sadece soğuk bir bakış vardı. Sonra arkasını döndü.
Asya gitmek istemiyordu. Ayakları sanki yere çivilenmiş gibiydi. Deniz abla kolunu tuttu, usulca çekti. "Hadi," dedi kısık sesle. "Lale biliyor ne yapacağını."
Asya son kez murat'a öyle bir baktı ki, o bakış bin kelimeden ağırdı. Sonra döndü.
Bahçeden çıkarken Sedef'in "Lale bir şey olursa bağır" dediğini duydum. Güldüm içimden.
Kapı kapandı.
Ben ve Murat.
Ve giderken kucağıma bıraktıkları Uğur.
Uğur, Murat'a bakıyordu. Merakla, biraz da tedirginlikle. Babası mıydı bu adam? Bilmiyordu. Hatırlamıyordu. Neden hatırlasındı ki, hiç gelmemişti zaten.
Murat gözlerini oğluna dikti. Yüzünde garip bir ifade belirdi. Pişmanlık mıydı, özlem miydi, bilmiyorum. Umurumda da değildi.
"İçeri geçelim mi?" dedi.
"Hayır," dedim. "Burada konuşuruz. Kısa sürer zaten."
Kaşları çatıldı. Bu cevabı beklemiyordu. Ama itiraz etmedi.
"Uğur'u görmek istedim," dedi. "Hakkım var bunun."
"Var," dedim düz bir sesle. "Ama bu hakkı kullanmak için kapıma dayanmak zorunda değildin. Avukat yoluyla da olurdu."
"Avukat mı?" Hafifçe güldü. "Seninle avukat üzerinden mi konuşacağım Lale? Ne zaman bu kadar resmi oldun?"
"Ne zaman mı?" dedim. Sesim değişmedi. "Beni zorlayan her şey geçmişte kaldı Murat. Ben artık o kadın değilim."
Sessizlik oldu.
Murat bir adım yaklaştı. Uğur'a baktı. Minik yüzü, kara gözleri, tombul yanakları… Babasına benziyordu bazı açılardan. Bu gerçeği görmek içimde eski bir sızı uyandırdı ama geçti. Hızla geçti.
"Büyümüş," dedi Murat, sesi alçalmıştı.
"Evet," dedim. "Büyüdü. Sensiz büyüdü. Çokta güzel büyüdü. "
Bunu acı vermek için söylemedim. Gerçekti sadece.
Murat yutkundu. "Kucağıma alabilir miyim?"
Uğur'a baktım. Uğur hâlâ o adama bakıyordu. Tedirginliği geçmemişti.
"Uğur'a sor," dedim.
Murat şaşırdı. "Ne?"
"Uğur'a sor. Kucağına almak istiyorsan, ona sor. Ellerini uzat Isterse gelir artık anlamayacak kadar küçük değil."
Murat bir an duraksadı. Sonra eğildi, oğlunun yüzüne, gözlerini içine bakıp kollarını uzattı. "Gel oğlum. Babanın kucağına gel sarılalım" dedi.
Uğur bana baktı. Gözlerinde soru vardı.
Ben başımı hafifçe salladım. "Tamam," dedim usulca. "Git."
Uğur yavaşça Murat'a uzandı. Murat aldı onu Kucağına Uğur gergin duruyordu.
Bana bakmaya devam ediyordu.
Ben de ona bakıyordum.
Murat bir süre oğlunu tuttu. Hiçbir şey söylemedi. Belki içinde bir şeyler vardı. Belki pişmanlık. Belki geç gelen bir his. Bilmiyorum. Artık bilmek de istemiyordum.
Sonra gözlerini bana kaldırdı.
"Beni hatırlamıyor" dedi. Sadece baktım.
"Çok küçüktü uzun süre görmedi. Normal." diye cevap verdim. "Ama babasıyım ben." Sesinde nasıl bir duygu vardı ne bekliyordu tam anlamadım. Şaşkınlık mı? Üzüntü mü? Kısık sesle söylemişti. Bende kendisiyle konuşmak istemediğim için duymamazlıktan geldim.
Gözlerini uğurdan çekip bana döndü bugün biraz vakit geçirebilir miyim?" Dolu dolu olan gözlerine bakıp derin nefes aldım.
"
"Murat." Net, sakin, kararlı. "Buraya Uğur'u görmek için geldin. Tamam. Onu gördün. Birkaç saatliğine alabilirsin, buna izin veririm. Ama bugün geç oldu."
Murat sustu.
"Uğur seninle çıkabilir," dedim devam ederek. "Ama akşama getireceksin. Geç kalırsan ararım. Bir daha bu eve gelme. Bir daha kapıma dayanma. Uğur'la ilgili ne varsa avukat üzerinden hallederiz. Anlaştık mı?"
Murat uzun süre baktı. O bakış, acı ve keder doluydu uğurun onu tanımamasına çok içerlemişti belli ki"sadece bir saat geçirsem. Belki bir daha ki gelmeme hatırlar." Sözleri içimi cızlattı bu cızlama kesinlikle ona değildi bir babanın yalvarmasınaydı. Uğura baktım. Benim gibi olmasını istemiyordum. Baba sevgisi başkaydı tattığım için değil tatmadığım için biliyordum.
"Tamam," dedim. "Hava serin siz içeri girin. oyuncakları salon da yerde serili sadece bir saat." Dedim.
Uğur'a daha sıkı sarılırken "Tamam" dedi.
Uğur'u tutarken bana son bir kez baktı. Gözlerinde mahcubiyet vardı. Ilk kez gördüm bu bakışı. Belki yıllar önce yitirdiği bir şeyin geç farkına varışı.
Döndü.
Eve girdi bana döndü " sen gelmiyor musun?" Dedi .
Ben kapının eşiğinde durdum. Bir adım geri atarak evden çıktım. Uğur kolundan geriye döndü, bana baktı. Elini uzattı.
Güldüm. "Git bebeğim. Oyun oyna tamam mı?"
" Ben bahçede oturacağım." Dedim.
"Lale, teşekkür ederim ve özür dilerim."
Boş gözlerle ona baktım. Artık bunların benim için anlamı kalmamıştı. Benden bir tepki alamayacağını anlayınca içeri girdi ve Kapı kapandı.
Ben öylece durdum.
Bir süre.
Sessizliği dinledim.
Sonra derin bir nefes aldım.
İçimde bir hafiflik vardı. Beklediğim ağırlık gelmemişti. Ne çöküntü vardı, ne gözyaşı, ne eski acının geri dönüşü.
Sadece boşluk. Ama iyi bir boşluk. Temiz bir
boşluk.
Sessizce gidip ağacın altına oturdum.
***
Bir saatin dolmasıyla kapıyı çalmak için yürüyeceğim sırada bahçe kapısı hızla açıldı.
Döndüm.
Adem.
Nefes nefese, yüzü kızarmış, gözleri ateş gibiydi. Arkasında uzakta nazan teyze, Yavuz abi, Asya, hepsi koşuyordu.
Koşarak gelmişti. Adımları tekledi bir an ama yinede kapıya doğru ilerledi.
Beni görmemişti. Kapıya gelince eli havadayken durdu. Düşünmeye başladı. Aklında ki soruları tahmin edebiliyordum. Murat içeridemiydi, ben iyi miydim, ne olmuştu…
Onu daha fazla üzmek, strese sokmak istemedim. O bunu hakketmiyordu.
Ağacın altından çıkıp biraz daha ortaya geldim.
"Adem" hızla arkasını dönüp bana baktı bir kaç saniye sonra koşar adımlarla gelip sarıldı. Ilk başta şaşırsam da sonra gülerek kollarım kocaman sırtına sardım. Gözlerimi kapatmadan önce güven veren kokusunu içime çekerek bize evin açılmış kapısında babasının kucağında gülerek ve ellerini uzatarak bakan uğura baktım.
"Lale," dedi, nefesi düzelmemişti. "İyi misin?"
Güldüm.
Gerçekten, içten güldüm.
"İyiyim," dedim.
Sarılmayı bırakıp yüzümü ellerinin arasına almasıyla gözlerimi açtım.
O hâlâ tetikte, hâlâ nefes nefese, hâlâ korumaya hazır.
Ellerimi sırtından çekip Koluna dokundum.
"Sana bir şey yaptı mı?"
"Hayır."
"Korktun mu?"
"Hayır."
"Peki b…"
"Ben iyiyim Adem," dedim. Bu kez daha yumuşak, daha kesin. "Gerçekten iyiyim."
O baktı. Uzun uzun baktı. Omuzları yavaşça indi. Nefesi düzeldi. Ama gözleri hâlâ endişeliydi.
Sonra içini çekti. Saçlarını geriye taradı. Elini alnına götürdü.
"Koştum," dedi, sanki kendini anlatmak ister gibi.
"Biliyorum."
"Aklım başımda değildi."
"Biliyorum."
"Seni o adamın yanında bir saniye bile—"
"Adem." Sözünü kestim. Gülümsedim. "Teşekkür ederim."
Sustu.
"Koşman için," dedim. "Hep koşman için. Ama artık koşmana gerek yok. Ben buradayım. Uğur da burada. Ve sen de buradasın. Yeterli bu."
Adem bir süre baktı.
Sonra yavaşça elimi tuttu. Sıktı.
Uzakta bahçe kapısından bakan kalabalık sessizdi. Kimse konuşmuyordu.
Adem cebine uzandı.
Küçük bir kutu çıkardı.
Baktım.
Gözlerim büyüdü.
"Bu…" dedim.
"Bugün almıştım," dedi. Sesi alçaktı. "Büyük planlarım vardı. Yemeğe götürecektim falan. Belki yemeğinin içine koyardım Ama…" Güldü. "Sen bilirsin, planlarımız tutmuyor."
Kutuyu açtı.
İnce, zarif bir yüzük. Ne çok büyük ne de küçük
Gözlerim doldu.
"Benimle evlenir misin Lale?" dedi.
Bu farklıydı. Tam bize göreydi Plan yoktu, sahne yoktu, hazırlık yoktu.
Sadece o ve ben. Bahçede. Akşamın serinliğinde.
"Evet," dedim.
Sesi titriyordu.
Benimki de.
Ama ikimiz de gülümsüyorduk.
Adem yüzüğü taktı. Parmakları elimi bırakmak istemez gibi elime dolandı, soğuktu biraz. Ama sıcaktı aynı zamanda.
Uzakta Yeliz'in bastırılmış bir çığlık attığını duydum. Asya'nın "ya çok romantik" dediğini duydum.
Adem biraz daha geriye çekilip baktı. Yüzüme, mutluluktan akan yaşlarıma, titreyen dudağıma, hıçkırmamak için kendimi sıkmaktan çıkan gamzelerime, parmağımda parlayan yüzüğe,sonra yeniden gözlerime.
"Her şey yoluna girecek," dedi.
"Biliyorum," dedim.
"Mutlu olacağız."
"Biliyorum bunu da."
"Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"
Güldüm.
"Çünkü sen koştun," dedim. "Planın olmadan, hazırlığın olmadan, hiçbir şey bilmeden koştun. Ve bu bana yetti."
Adem bir an baktı.
Sonra güldü.
O güldü, ben de güldüm.
Ve bahçede, o akşam serinliğinde, içimde uzun zamandır donmuş olan bir şey yavaşça eridi.
Oğlumun çığlığı ve Nisa ablanın " Çok güzel fotoğraflar çektim." Sözleri ile gülümsemem büyüdü.
Ademinde gülüşü büyürken " oğlumuzu alabilir miyim?" Kafamı omzuma doğru eğip "Zaten bu çığlıklar senin için Galiba" Diyerek gözlerinin daha çok ışıldamasına sebep oldum. Beraber kapıya doğru gitmeye başladık. Yaklaşmamızla tahminimin doğru olduğunu gördüm. Adem yaklaştıkça uğurun gözleri doluyor ve kendisini alması için nazlanıyordu.
Adem de oğlumu bu isteğini hemen yerine getirdi. Kucağına alıp bir kere hoplatıp havada tuttu " Aslan parçası naptın bakalım bugün? Anneyi üzdün mü?" Uğur, küçük ellerini uzatıp Adem’in yüzünü yakalamaya çalışırken, onun hayranlıkla bana bakarak konuştuğunu fark etti. Adem'in hareket eden dudaklarını pür dikkat izleyip, aynı hayranlıkla mırıldandı: "An...ne."
Nefesim kesildi. Kalbim, az önce parmağıma takılan o yüzükten daha çok titredi.
"Duydun mu?" dedim fısıltıyla, sesim mutluluktan boğulmuştu. "Anne dedi... Adem, anne dedi!"
Adem’in yüzünde, güneşin doğuşu gibi kocaman, gurur dolu bir gülümseme yayıldı. Uğur’u göğsüne daha çok bastırıp şakağına derin bir öpücük kondurdu. "Evet güzelim, duymaz mıyım? İlk kelimesini, babasının kucağında annesine söyledi aslan parçası." Adem'in murata yaptığı nispeti düşünmeyi ve ademle uğraşmayı sonraya bıraktım.
O an, az önce içerde yaşanan o gergin sahne, Murat’ın varlığı, geçmişin tüm ağırlığı sanki hiç var olmamış gibi silinip gitti zihnimden. Sadece biz vardık.
"Annem, güzel oğlum sen anne mi dedin aşkım? Bir daha de emin olayım bebeğim." Adem bu halime sesli gülüp kucağında ki uğura eğilmemden dolayı aşağıya dökülen saçlarımın tepesinden öptü.
Heyecanla bahçe kapısında, sanki nefeslerini tutmuş bizi izleyen kalabalığa doğru döndüm. Ellerimi iki yana açıp, dünyanın en güzel haberini verir gibi bağırdım:
"Anne dedi! Duydunuz mu? Uğur anne dedi!"
Bir anda bahçede bir bayram havası koptu.
Asya çığlık atarak bize doğru koşarken, Nazan teyze dualar ederek, Nisa abla ise o anı kaçırmamak için kamerasına sarılarak yanımıza doluştular. Herkes Uğur’un etrafını sarmış, ona yeniden "anne" dedirtmeye çalışırken, kalabalığın neşesi sokağa taşıyordu.
O kargaşanın içinde, gözüm bahçe kapısına doğru ağır adımlarla yürüyen o gölgeye takıldı. Murat.
Omuzları çökmüş, elinde tuttuğu o "baba" sıfatının altında ezilmiş gibi sessizce gidiyordu. Az önce Uğur’un Adem’e gösterdiği o saf sevgi ve ağzından çıkan o ilk kelime, Murat’ın bu evde bir yeri kalmadığının en büyük kanıtıydı.
"Murat!" diye seslendim. Sesim ne öfkeliydi ne de titriyordu; sadece kararlıydı.
Durdu ama arkasını dönmeye cesareti yok gibiydi. Omuzları hafifçe sarsıldı.
"Bir daha bu eve, bu kapıya gelme," dedim net bir sesle. "Uğur seni tanımıyor olabilir ama senin oğlun olduğu gerçeğini değiştiremem. Her hafta birini yollarsın, uygun bir yerde birkaç saatliğine onu alıp vakit geçirebilirsin. Ama burası, bizim hayatımız... Senin için kapandı."
Murat bir süre öylece durdu, sonra hafifçe başını salladı ve bahçe kapısından çıkıp karanlığa karıştı.
Geriye döndüğümde, Adem’in bana bakışındaki o sonsuz huzuru gördüm. Elini uzattı, parmağımdaki yüzük ay ışığında parladı. Elini tuttum.
"Bitti," diye fısıldadım.
"Başladı," dedi Adem gülümseyerek. "Bizim hikayemiz asıl şimdi başladı."
***
Selammm
Nasılsınız?
Dün ki bölümü beğendiniz mi?
Dün attığımız bölüme yorum atanlara teşekkür ederim. fikirlerinizi duymayı çok isterim.
Adem’in teklifini nasıl buldunuz?
Ademi nasıl buldunuz asıl?
Aslında bu kitabı en başta 30 bölüm olarak düşünmüştüm. Hatta Adem bu kadar iyi değildi. Zaten hastane bahçesinde demişti ben önyargılıyım diye. Ön yargılı ve katı bir adamdı.
Ama Kendini yazdırdı. Ben bile bazen ademe şaşırıyorum.
Devamında nasıl olacak hep beraber göreceğiz ama tatlı sürprizlerim var. Bundan sonra daha toz pembe tatlı bir kitap okuyacaksınız.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 36.84k Okunma |
3.14k Oy |
0 Takip |
36 Bölümlü Kitap |