

Sabah, Adem için her zamankinden erken başladı.
Gözlerini açtığında odanın içine gri bir gün ışığı yayılıyordu. Birkaç saniye tavana bakarak öylece kaldı. Dün geceki konuşmalar hâlâ zihnindeydi.
Babasının net sesi… Lale’nin gözyaşları… O sessiz sarılma… Ve en çok da, Lale’nin babasına sarılırken çocuk gibi kırılışı.
Bugün önce Uğur’un hastane randevusu vardı.
Sonrası için doktordan sonra biraz nefes alacaklar, Uğur’u parka götürecekler, birlikte yemek yiyeceklerdi.
Lale’nin ailesinin kapısı ise bugün değil… daha doğru bir zamanda çalınacaktı.
Bu bile Adem’in içini biraz rahatlatıyordu.
Çünkü bu sadece bir isteme meselesi değildi. Bu, Lale’nin yıllardır kaçtığı bir yaranın tam ortasına gitmekti.
Ve Adem, o yaraya aceleyle dokunmak istemiyordu.
Derin bir nefes alıp yataktan kalktı. Yüzünü yıkarken aynadaki kendine kısa bir an baktı.
Gergindi.
Ama bugün başka bir şey daha vardı.
Heyecan.
Uğur’un doktor kontrolü… Sonra Lale’yle birlikte geçirilen birkaç saat.
Normal bir aile günü gibi.
Belki başkaları için sıradan bir şeydi. Ama onun için değildi.
Bugün ne olursa olsun, Lale’nin biraz olsun rahatlamasını istiyordu. Her şeyi geri plana atmasını istiyordu.
Mutfağa geçtiğinde annesi çoktan kahvaltıyı hazırlıyordu. Çayın kokusu eve yayılmıştı.
“Günaydın anne.”
Nazan arkasını dönmeden gülümsedi. “Günaydın oğlum. Erken kalkmışsın.”
Adem sandalyeye oturdu. Ali gazetesiyle masadaydı ama belli ki okumuyordu.
“hastaneye gitmeden önce dükkana uğramam lazım” dedi Adem.
Babası gazeteyi elinde tutarken gözlüğünün üzerinden oğluna baktı.
“Uğra ama çok oyalanma,” dedi sakin bir sesle. “Lale’yi bekletme.”
Adem başını salladı.
“Bekletmem. Zaten sadece çocuklara birkaç şey söyleyip çıkacağım.”
Nazan çayı bardaklara doldururken araya girdi.
“Ben de poğaça yaptım. Giderken Lale ile Uğura da götür tamam mı oğlum.”
Adem hafifçe gülümsedi.
“Hastaneye gidiyoruz. Savaşa değil. Bir yerlere oturur bir şeyler yeriz.”
Nazan hemen döndü.
“Fark etmez. Benim poğaçam daha güzel. Uğurcok seviyor..”
Ali karısına hafifçe gülümsedi ama sonra yüzü biraz ciddileşti. Gazeteyi masaya bırakıp Adem’e döndü.
“Bir de şu aile meselesi var…”
Adem başını kaldırdı.
Alinin sesi sakindi ama kararlıydı.
“Bugün değil. Bugün çocukla ilgilenin, gezin, kafanız dağılsın. Ama şu isteme işi uzamayacak.”
Adem sessizce dinledi.
Ali devam etti:
“Lale’nin ailesine ben gideceğim. Annen de olacak, Lale de. Sen gelmeyeceksin.”
Adem’in kaşları anında çatıldı.
“Elbette geleceğim.”
Ali amca başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Adem sandalyede biraz öne eğildi.
“Baba, ben o kadını aylardır kırık yerlerinden toplamaya çalışıyorum. Güvenini kazanmaya çalışıyorum. Şimdi ailesinin karşısına çıkacağı gün yanında olmayacağım öyle mi?”
Ali oğlunun hiddetli sesine karşı sakinliğini bozmadı.
“Yanında olacaksın. Ama o kapının önünde değil.”
Adem’in sesi bu sefer daha netti.
“Ben sevdiğim kadını, o şerefsiz abisinin olduğu yere yalnız göndermem.”
Masada sessizlik oldu.
Nazan bile elindeki çay kaşığını bıraktı.
Ali gözlerini oğluna dikti.
“Yalnız mı? Ben gidiyorum dedim ya.”
Adem hiç geri çekilmedi.
“Senin gitmen başka, benim gitmem başka.”
Ali derin bir nefes aldı.
“Tam da bu yüzden gelmeyeceksin. Çünkü sen orada damat değil, önce onu korumaya çalışan adam olacaksın. En ufak ters sözde kendini tutamazsın.”
Adem hiç düşünmeden cevap verdi.
“Tutarım.”
Ali amca kaşını kaldırdı.
“Yalan söyleme.”
Nazan teyze istemsizce başını eğip gülümser gibi oldu.
Adem çenesini sıktı.
“Ben Lale’yi o kapının önünde tek başına bırakmam.”
Ali amcanın sesi bu kez daha ağır çıktı.
“Ben de bırakmam.”
İkisi birkaç saniye birbirine baktı.
Baba ile oğul arasında sessiz ama sert bir inat vardı.
Ali sonunda daha yavaş konuştu.
“Bak oğlum… bazı kapılar erkeklikle değil, sabırla açılır. Ben önce babasıyla konuşacağım. Erkek erkeğe. O seni damat olarak değil, kızını alıp giden adam olarak görüyor büyükihtimal. Sen orada olursan konu başka yere gider.”
Adem sustu.
Çünkü doğruydu. Ve bu daha çok canını sıkıyordu.
Ali devam etti.
“Ben onun babasına önce şunu göstereceğim: Kızı sahipsiz değil. Sonra seni konuşacağız.”
Adem başını yere eğip birkaç saniye sessiz kaldı.
Ellerini birbirine kenetledi.
Sonra alçak ama net bir sesle konuştu.
“Bir kişi sesini yükseltirse… bir kişi onu ağlatırsa… ben o kapıyı yıkar girerim.”
Nazan gözlerini kapatıp iç çekti.
“Allah’ım sabır…”
Ama Ali…
Sadece hafifçe başını salladı.
“İşte tam da bu yüzden gelmeyeceksin.”
Bir an daha sessizlik oldu.
Sonunda Adem derin bir nefes verdi.
İstemeyerek.
Zorla.
“Tamam,” dedi.
Ama sesi hiç teslim olmuş gibi değildi.
“Tamam… ama bir şey olursa beni kimse tutamaz.”
Ali amca çay bardağını eline aldı.
“Olmaz. Çünkü ben varım.”
Ve Adem o an bir kez daha şunu hissetti:
Babası sadece kendi ailesini değil…
Lale’yi de sahiplenmişti.
Bu yüzden içi, bütün öfkesine rağmen, biraz olsun rahatladı.
***
Adem dükkâna uğrayıp çocuklara yapılacak işleri tek tek anlattığında aklı hâlâ evdeydi.
Motor sesleri, anahtar şakırtıları, yarım kalan işler… hepsi bugün ona normalden daha uzak geliyordu.
Çırak bir şey anlatıyordu, diğer çırağı ise araya girip her zamanki gibi dalga geçiyordu ama Adem’in dikkati başka yerdeydi.
Bugün Uğur’un doktor randevusundan
sonra Lale’yle biraz nefes alacaklardı.
Ama zihninin bir köşesinde başka bir kapı duruyordu.
Henüz çalınmamış bir kapı.
Lale’nin baba evi.
Babası ne kadar “Ben hallederim” dese de, Adem’in içindeki o huzursuzluk dinmiyordu.
Bir insan sevdiği kadının geçmişine karşı bu kadar öfkeli olabilir miydi… oluyormuş.
İşleri toparlayıp son kez etrafa baktı.
“Ben çıkıyorum,” dedi kısa bir şekilde.
Arabasına binip motoru çalıştırırken kafasını iki yana salladı. Düşünceleri burada kalacak. Bugünün tadını doya doya çıkaracak sonra anne, oğlu evlerine bırakınca Düşüncelerini geri alacaktı.
Adem, direksiyonu sıkıca kavrayıp dükkanın önünden ayrılırken dikiz aynasından asfalta yansıyan öfkesini ve endişesini orada bırakmaya zorladı kendini. Bugün o gün değildi. Bugün, Lale’nin omuzlarındaki yükü bir saatliğine de olsa yere bırakacağı, Uğur’un küçük adımlarının büyük umutlara dönüşeceği gündü.
Araba, Lale’nin oturduğu sokağın başına geldiğinde Adem derin bir nefes aldı. Onu bekletmemek için vaktinden önce gelmişti ama Lale kapının önünde çoktan hazırdı. Kucağında Uğur, sırtında bebek çantasıyla beklerken güneş ışığı yüzüne vuruyor, onu olduğundan daha kırılgan ama bir o kadar da duru gösteriyordu.
Adem arabadan inip yanlarına yürüdü. Lale’nin gözlerindeki o hafif şişlik—belli ki gece sessizce ağlamıştı—Adem’in kalbinde bir yeri sızlattı.
"Hazır mısınız?" dedi Adem, sesini olabildiğince yumuşatarak.
Lale başını salladı. "Hazırız. Uğur sabah erkenden kalktı, sanki o da anladı bugün önemli bir gün olduğunu."
Adem, kendisine ulaşmak için çırpınıp çığlık atarken Lale şaşkınlıkla Uğur’a güldü. “Dur oğlum, düşeceksin! Adem, bak şuna, seni özlemiş. Seni benden daha çok seviyor."
Adem, suratı asılan Laleye gülüp iki adımda yanlarına vardı. Uğur’u Lale’nin kucağından adeta kaptı. Onu havaya kaldırıp burnunu burnuna sürttü. “Bak hele sen şu aslana. Beni mi özledin aslanım?.” sonradan lalenin saçlarından öperken"Unutma ki ikimizde en çok seni seviyoruz." dedi.
Lale'de ademe sarılıp gülerken.
Uğur, Adem’in sakallarına yapışıp küçük parmaklarıyla çenesini çekiştirirken neşeyle bağırdı. Adem onu göğsüne bastırıp Laleden ayrıldı. Arabanın kapısını açtı.
“Hadi bakalım aslan parçası, bugün senin günün. Önce doktora gideceğiz, sonra seni parka götürüp canını okuyacağız.”
arkadaki koltuğuna yerleştirirken çocuğun saçlarını kokladı. "Bakalım doktor senin için neler diyecek."
Adem şoför koltuğuna geçtiğinde Lale çoktan yerine yerleşmiş, kemerini takmıştı.
Adem kapıyı kapatıp kontağa uzanacağı sırada Lale aniden ona doğru eğildi.
Adem daha ne olduğunu anlayamadan Lale yanağına hızlı bir öpücük kondurup tekrar yerine çekildi.
Adem birkaç saniye donup kaldı.
Sonra yavaşça başını ona çevirdi.
Lale camdan dışarı bakıyormuş gibi yapıyordu ama yanakları kıpkırmızıydı.
Adem kaşını kaldırdı.
“Bu neydi şimdi?”
Lale omuz silkti. “Teşekkür.”
“Ne için?”
“Dünkü her şey için… bugün bizimle geldiğin için… genel olarak işte.”
Adem kemerini takarken hafifçe sırıttı.
“Genel olarak mı? Genele bir öpücük yetmez gibi bir kç tane daha lazım.”
Lale gözlerini devirdi. “Abartma Adem.”
Adem arabayı çalıştırdı ama yüzündeki sırıtış kaybolmadı.
“Ben bunu her sabah işe gitmeden isterim ama.”
Lale anında ona döndü. “Ne?”
“Yanak öpücüğü.”
Lale ağzını açıp kapattı.
“Bir tane teşekkür ettik hemen şımardın.”
Adem arabayı yola çıkarırken omuz silkti.
“Haklısın. O zaman alın öpücüğü olsun.”
Lale’nin gözleri büyüdü. “Adem!”
Adem kahkahayı bastı.
“Şaka yaptım.”
“Hiç komik değilsin.”
“Bence baya komiğim.”
Lale somurtarak camdan dışarı baktı. “Konuşmuyorum seninle.”
Adem birkaç saniye ciddi durmaya çalıştı ama dayanamadı.
“Lale.”
Cevap yok.
“Lale hanım.”
Sessizlik.
“Hayatım.”
Lale anında ona döndü. “Öyle deme.”
Adem masum masum baktı. “Neden?”
Lale ne diyeceğini bilemedi. Çünkü kalbi gereksiz şekilde hızlanmıştı.
“Çünkü… deme işte.”
Adem gülmemek için dudağını ısırdı. “Tamam.”
Bir dakika bile geçmeden tekrar konuştu.
“İyi misin peki?”
Lale derin bir nefes verdi.
“Biraz heyecanlıyım.”
“Biraz mı?”
“Tamam çok.”
Adem kısa bir bakış attı ona.
“Her şey güzel olacak.”
Lale başını koltuğa yasladı. “İnşallah.”
Adem bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti.
Onun yerine radyoyu açtı.
Birkaç saniye cızırtı duyuldu.
Sonra tanıdık bir melodi arabanın içine yayıldı.
"Sen benim başıma gelen en güzel şey..."
Lale’nin başı anında radyoya döndü.
Sonra yavaşça Adem’e baktı.
Adem masum bir ifadeyle yola bakıyordu.
“Bunu bilerek mi açtın?”
Adem omuz silkti.
“Radyo seçti.”
Lale gözlerini kıstı. “Yalancı.”
Adem sonunda güldü.
“Tamam belki biraz ben seçtim.”
Lale istemsizce gülümsedi ama bunu saklamaya çalıştı.
“Çok klişe.”
Adem başını salladı.
“Ama işe yaradı.”
“Yaramadı.”
Adem ona baktı. Şu inatçı küçük gülümsemeyi görmüştü çünkü.
“Şu an gülümsüyorsun.”
Lale hemen dudaklarını düzeltti. “Hayır.”
Adem güldü. “Tamam.”
Arka koltuktan Uğur’un neşeli sesleri geliyordu.
Oyuncağını sallıyor, kendi kendine konuşuyordu.
Lale arkaya dönüp oğluna baktığında içi yumuşadı.
Sonra yeniden Adem’e baktı.
Ve tam o an… Hayat ilk kez ona gerçekten güzel davranıyormuş gibi hissettirdi.
Araba hastanenin otoparkına girdiğinde Lale’nin gülümsemesi yavaşça yerini heyecana bıraktı.
Adem bunu fark etti.
Motoru durdurdu.
Ve sessizlik başladı…
Lale emniyet kemerini çözmek için hamle yaptı.
Ama eli havada kaldı.
Nefesi bir an düzensizleşti.
Adem yan gözle onu izledi. Hiç acele etmedi.
“Lale…”
Lale gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “Çok korkuyorum.”
Bu sefer bunu saklamadı.
“Doktor kötü bir şey söyler diye değil sadece…” Yutkundu.
“İyi bir şey söylerse bile ağlayacakmışım gibi hissediyorum.”
Adem’in yüzü yumuşadı.
Kendi kemerini çözüp ona doğru hafifçe döndü.
“Elini ver.”
Lale anlamadan ona baktı. “Ne?”
“Elini ver işte.”
Lale yavaşça elini uzattı.
Adem parmaklarını onun parmaklarının arasına yerleştirdi. Sıkıca tuttu.
“Şimdi kork.”
“Korkabilirsin. Panik de olabilirsin. Ağlayabilirsin de.”
Baş parmağıyla elinin üstünü okşadı.
“Ama tek başına yapmayacaksın.”
Lale’nin gözleri doldu.
Adem hafifçe omuz silkti.
“Ben varım.”
O kadar basit söylemişti ki… Lale’nin boğazı düğümlendi.
Tam o sırada arkadan yüksek bir ses geldi.
“Eeeeh!”
İkisi aynı anda arkaya döndü.
Uğur oyuncağını yere düşürmüş, büyük bir felaket yaşamış gibi bağırıyordu.
Adem gözlerini kapatıp başını koltuğa yasladı.
“Bak.” dedi ciddi bir tonla.
“Asıl problemimiz bu.”
Lale istemsizce güldü.
“oğluma problem deme.”
Adem arka kapıyı açarken homurdandı:
“Beş dakika içinde bütün hastaneyi ayağa kaldıracak gibi duruyor.”
Uğur Adem’i görünce hemen kollarını uzattı.
Adem onu kucağına aldı. “Evet evet, dünyanın merkezi sensin.”
Uğur havalanmasıyla birlikte kahkaha attı.
Lale arabadan indiğinde onları birkaç saniye izledi.
Adem’in Uğur’u omzuna yaslayışı…
Uğur’un saçlarıyla oynaması…
Her şey o kadar doğal görünüyordu ki kalbi sıkıştı.
Güzel bir yerden.
Adem başını kaldırıp ona baktı.
“Neye daldın?”
Lale küçük bir gülümsemeyle başını salladı. “Hiç.”
Adem kaş kaldırdı. “Hiç bakışı değildi o.”
Lale utançla gözlerini kaçırdı. “Hastaneye geç kalacağız.”
Adem sırıttı.
“Kaçıyorsun.”
“Hayır.”
“Baya kaçıyorsun.”
Lale yürümeye başlayınca Adem arkasından seslendi:
“Lale.”
Arkasını döndü.
Adem boşta kalan elini ona uzattı.
“Beraber.”
Lale birkaç saniye o ele baktı.
Sonra hiç düşünmeden tuttu.
Ve bu sefer gerçekten daha az korkuyordu.
Hastanenin o kendine has kokusu koridoru sarmıştı. Bekleme salonunda Lale, Uğur’u dizine oturtmuş, bacağını ritmik bir şekilde sallıyordu. Adem ise yanında, elinde Uğur’un su matarasıyla beklerken ara sıra Uğur’un elini tutup onunla şakalaşıyordu.
Ekranda yazan 16 rakamıyla
İçeri girdiklerinde Doktor gözlüklerinin üzerinden onlara baktı. “Hoş geldiniz. Bakalım bizim küçük bey ne alemde?”
Muayene masasına yatırılan Uğur, önce doktora şüpheyle baktı. Dudakları büzüldü, ağlayacak gibi oldu. Ama o an Adem hemen başucuna dikildi. “Buradayım koçum, korkma. Doktor sadece boyuna posuna bakacak.”
Doktor, Uğur’un reflekslerini kontrol ederken, onunla göz teması kurmaya çalıştı. Uğur, şaşırtıcı bir şekilde doktorun gözlerinin içine baktı ve elindeki oyuncağı ona uzattı.
Doktor gülümsedi. “Bak sen… Sosyal becerilerde büyük bir sıçrama var.”
Lale nefesini tutmuş izliyordu. Muayene bittiğinde doktor masasına oturdu, birkaç not aldı ve sonra Lale ile Adem’e döndü.
“Lale Hanım, Açık konuşmak gerekirse, bu kadar kısa sürede bu denli bir iyileşme beklemiyordum. Uğur’un kas gelişimi harika gidiyor, yürüme denemeleri çok yakında sonuç verecektir. Ama en önemlisi zihinsel ve duygusal durumu. Uğur’un o ‘kapalı’ hali dağılmış. Kendini güvende hissediyor. Belli ki son zamanlarda hayatında çok köklü ve olumlu bir değişim olmuş.”
Lale’nin gözlerinden bir damla yaş süzüldü. “Yani… tamamen iyileşecek mi?”
Doktor güven veren bir sesle cevap verdi: “Uğur zaten hasta değildi Lale Hanım, sadece biraz geride kalmıştı. Şimdi arayı hızla kapatıyor. Onun tek ilacı sevgi ve huzurdu, görünen o ki fazlasıyla almış. Kutlayabilirsiniz, Uğur artık kendi ayaklarının üzerinde durmaya çok yakın.”
Lale, Adem’e döndü. Gözleri ışıl ışıldı. Adem, masanın altından Lale’nin elini yakalayıp sıktı. “Demiştim sana,” diye fısıldadı. “Benim aslanım yarı yolda bırakmaz.”
Dışarı çıktıklarında güneş daha parlak doğmuş gibiydi. Adem, Uğur’u kucağına alıp havaya kaldırdı.
“Duydun mu aslanım? Doktor ‘koşabilir’ dedi! Hadi bakalım, şimdi doğruca parka. Bugün o çimenlerde yuvarlanmayan ne olsun!”
Lale, arkalarından yürürken Adem’in ve oğlunun neşesini izledi.o zorlu kapı çalma işi, babasının itirazları, geçmişin gölgesini düşünmeyecekti… Hepsi o an için anlamını yitirdi. Sadece bu an vardı. Ve bu an, her şeye değerdi.
Hastaneden aldıkları o muazzam haberin sarhoşluğuyla kendilerini en yakın parka atmışlardı. Uğur, çimenlerin üzerinde paytak adımlarıyla bir penguen gibi dolanıyor, Adem ise hemen arkasında, her an düşecekmiş gibi kollarını açmış bekliyordu. Lale ise hemen yanlarında yüzünde huzurlu bir gülümsemeyle onları izliyordu.
Uğur çimenlerin biraz ilerisindeki kırmızı topu gördüğü anda heyecanla küçük bir ses çıkardı.
“Deee!”
Minik adımlarıyla topa doğru ilerlemeye başladı.
Lale yerinden hafifçe doğruldu. “Adem…”
Ama sesinde panik yoktu. Daha çok şaşkınlık vardı.
“Bak gerçekten kendi başına gidiyor.”
Adem birkaç adım arkasından ilerliyordu. Gözleri sürekli Uğur’un üzerindeydi.
“Bizim oğlan bugün şov yapıyor.”
Uğur topa ulaştığında kahkaha attı.
Tam topu kavrayacağı sırada hızlı adımlarla başka bir çocuk geldi.
Yedi sekiz yaşlarında bir erkek çocuktu.
“Benim topum!” diye bağırdı.
Uğur anlamadı. Sadece topa bakmaya devam etti.
Çocuk sabırsızca topu çekmeye çalıştı ama Uğur bırakmadı.
Bir saniye sonra çocuk sinirle Uğur’u itti.
Her şey bir anda oldu.
Uğur minik bedeniyle dengesini kaybedip poposunun üzerine düştü.
Bir saniyelik sessizlik oldu.
Lale’nin kalbi ağzına geldi. “UĞUR!”
Adem’in yüzündeki ifade saniyesinde değişti.
Az önce kahkaha atan adam gitmişti.
Yerine sertleşen çenesiyle hızla oğluna yürüyen biri gelmişti.
İki büyük adımda Uğur’un yanına ulaştı.
Önce Uğur’u yerden kaldırdı. Ellerini, dizlerini,poposunu hızlıca kontrol etti.
“geçti aslanım geçti.” Sesi sakin çıkmaya çalışıyordu ama öfkesini gizleyemiyordu.
Uğur bir saniye durdu.
Dudağı titredi.
Sonra ağlamaya başladı.
Lale de yanlarına çöktü. “Oğlum…”
Tam o sırada topun sahibi çocuğun babası uzaktan bağırarak geldi.
“Arda!”Otuzlu yaşlarında bir adam hızla yanlarına geliyordu. Yüzü sinirden gerilmişti.
Adam daha gelir gelmez çocuğunu almak yerine direkt Lale ve Adem’e döndü.
“Çocuğunuza neden bakmıyorsunuz siz?”
Lale afalladı. “Efendim?”
Adam eliyle Uğur’u işaret etti.
“Benim oğlumun oyuncağını alıyor burada.”
Adem sakinliğini bozmadan konuştu.
“Beyefendi sakin olun, çocuk sadece top gördü—”
Adam sözünü kesti.
“Ben sakinim zaten! Siz çocuğunuza sahip çıkın.”
Adem’in çenesi hafifçe gerildi ama sesi hâlâ kontrollüydü.
“Bakın çocuklar arasında oldu bu. Topu geri veririz mesele büyüyecek bir şey değil.”
Adam küçümseyici bir kahkaha attı.
“sınırlarını öğretseydiniz, büyütülecek bir şey olmazdı.”
Ortalık bir anda sessizleşti.
Adem’in bakışları değişti.
Tehlikeli şekilde sakinleşti.
“Ne dediniz?”
Adam bir adım daha yaklaştı.
“Duydun işte. Çocuk belli ki sınır bilmiyor.”
Lale hemen Adem’in kolunu tuttu. “Adem boş ver…”
Ama Adem yerinden kıpırdamadı.
“Karşında çocuk var.”
Adam alaycı şekilde güldü. “Karşımda çocuk değil, ilgisiz anne baba var.”
Bu cümleyle Adem tamamen koptu.
Bir anda adamın tişörtünden tuttu.
“Konuşurken dikkat edeceksin.”
Lale çığlık attı. “Adem!”
Adam da Adem’i itti.
“Ellerini çek üzerimden!”
Bir saniye içinde ikisi birbirine girdi.
İtişmeler büyüdü.
Top yuvarlanıp uzağa gitti.
Uğur ağlamaya başladı.
Lale panikle Adem’i çekmeye çalışıyordu.
"Adem! Tamam, bırak lütfen. Tartışmayalım, hastaneden yeni çıktık, tadımız kaçmasın." Adem’in koluna yapışıp onu geri çekmeye çalışıyordu. "Adem, bak Uğur korkuyor, yapma kurban olayım."
Adem dişlerinin arasından konuşuyordu: "Lale, görmüyor musun adamın pişkinliğini? Anlatmaya çalışıyoruz dinlemiyorda. Hem suçlu hem güçlü!"
Tam o sırada, yazlık elbisesi ve elinde güneş gözlüğüyle, bir kadın"Hayatım ne oluyor burada?" diye sordu.
Adamın karısıydı belli ki. Kocasına bakıp sonra Lale’yi süzdü. "Ay şuna bak, hem çocuklarına bakamıyorlar hem de sokak kavgası çıkarıyorlar. Görgüsüzlük diz boyu gerçekten."
Lale bir an durdu. Adem’i sakinleştirmeye çalışan elleri yavaşça yanına düştü. "Görgüsüz mü?" dedi Lale, sesi her zamankinden çok daha net ve tehlikeli bir sakinlikteydi.
Kadın gözlerini devirdi. "Evet canım. Parkta çocuk böyle başıboş bırakılmaz. Sonra böyle kaba saba kocalarınız gelir insanlara saldırır. Git ötede oyna çocuğunla."
Lale’nin içindeki o yıllardır uyuyan kadın bir anda uyandı. Lalenin o hanım hanımcıklığı , sakinliği uçup gitti.
Lale bir adım öne çıktı, parmağını kadına doğru salladı. "Bana bakın hanımefendi! Benim çocuğumun tırnağına taş değse ben bu parkı başınıza yıkarım. 'Başıboş' dediğin çocuk, senin oğlunun dikkatsizliği yüzünden düştü! Sen önce oğluna bir bebeğin itilmeyeceğini öğret. sonra gelip bana annelik dersi ver!"
Kadın şaşkınlıkla geri çekildi. "A-ay bana bak, sen kiminle konuştuğunu sanıyorsun... Terbiyesiz!"
Lale, Adem’in bile beklemediği bir atakla kadının üzerine bir adım daha attı. "Terbiyesiz senin sülalendir! O güneş gözlüğünü takacağına gözünü aç da etrafı gör! Benim asabımı bozma, o saçlarını tek tek sökerim senin!"
Kadın "İmdat! Saldırıyorlar!" diye cıyaklayınca, kocası Adem’i bırakıp Lale’ye doğru hamle yaptı.
"Hop hanımefendi, yavaş gel!"
İşte o an roller değişti. Adem, az önce Lale’nin kendisini sakinleştirmesine benzer bir şekilde Lale’nin beline sarıldı. Lale resmen havadan kadına ulaşmak için olağanüstü bir efor sarfediyordu.
"Lale! Tamam güzelim, sakin ol! Lale, kurban olayım bırak, vallahi polisler gelecek!" dedi Adem, Lale’yi geri geri sürüklerken.
Lale ise Adem’in kollarında çırpınıyor, kadına laf yetiştiriyordu: "Bırak beni Adem! Duymuyor musun ne diyor? Görgüsüzmüş! Gel buraya, gel de sana 'Görgüsüz, terbiyesiz'nasıl olurmuş göstereyim!"
Adam da karısını tutmuş götürmeye çalışıyordu. Karısı "Polisi arayacağım!" diye bağırırken, adam "Yürü hanım yürü, bunlar deli herhalde, başımıza bela alacağız!" diyerek uzaklaştı.
Lale, Adem’in kollarında bir süre daha titreyerek arkalarından baktı. Nefes nefese kalmıştı. Adem onu yavaşça bıraktı ama şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kalmıştı.
Lale üzerini düzeltti, dağılan saçlarını topladı ve hiçbir şey olmamış gibi çimenlerin üzerinde oturan, olan biteni şaşkınlıkla izleyen Uğur’un yanına gitti. Uğur’u kucağına alıp öptü. "Bir şey yok anneciğim, bitti geçti."
Adem, elleri iki yanında sallanırken Lale’ye bakıyordu. Sonra bir kahkaha patlattı. Parkın ortasında yankılanan, kocaman bir kahkahaydı bu.
"Lale..." dedi Adem, gülmekten konuşamaz halde. "Sen neymişsin be? sen beni sakinleştirken, sen kadını dövecektin resmen!"
Lale utançtan kıpkırmızı oldu, banka oturup oğlunu kucağına çekti. "Çocuğuma laf söyledi Adem... Dayanamadım. Ne bakıyorsun öyle? Çok mu ayıp oldu?"
Adem yanına oturup Lale’nin omzuna kolunu attı, onu kendine çekti. "Ayıp mı? Kızım, hayatımda gördüğüm en güzel şeydi! Ben o adama dalacaktım ama sen kadını öyle bir haşladın ki, adam korkudan karısını da alıp kaçtı. Bayıldım bu haline."
Lale, başını Adem’in omzuna yasladı. "Niye sakin halimi sevmiyor musun?" Adem Lalenin sorusuyla şaşırırken bir daha gülüp saçlarından öptü "Güzelim her haline bayılıyorum ben senin."
Uğur ikisinin arasına sıkışmış halde annesinin çantasıyla uğraşırken bir süre sessizlik oldu.
Lale başını hâlâ Adem’in omzuna yaslamıştı.
Az önceki kavganın adrenalini yavaş yavaş yerini yorgun ama huzurlu bir sakinliğe bırakıyordu.
Adem, çimlerin üzerinde biraz ileriye yuvarlanıp kalan topa baktı.
Sonra Uğur’un topa hâlâ ara ara dönüp bakışını fark etti.
Kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Bu çocuğa top almamız lazım.”
Lale gözlerini açmadan hafifçe gülümsedi.
Adem başını eğip ona baktı.
“Kırmızı olsun.”
Lale gözlerini açıp hafifçe doğruldu. “Ne?” Adem gülümsedi.
“Top.” Çimlerin üzerindeki Uğur’a baktı. “Belli ki ciddi bir top aşkı başladı. Kendi topu olsun ki parkta millete racon kesmeyelim bir daha.”
Lale istemsizce güldü. “Racon kesen biz değildik sendin yalnız.” Adem sahte bir ciddiyetle tek kaşını kaldırarak Laleye baktı. “Tek bendim yani?” Lale üzerinde ki sorgulayıcı bakışlarla“Sen adamın yakasına yapıştın.” dedi. “Sen de kadının saçlarını yolmaya çalıştın.”
Lale utanarak başını Ademin omzuna vurdu. “Hatırlatma ya.”
***
Oyuncakçıdan çıkarken Uğur yeni topuna sarılmış halde Adem’in kucağında uyuklamaya başlamıştı.
Minik parmakları topun üzerinde gevşekçe duruyordu. Sanki biri elinden alacakmış gibi hâlâ bırakmıyordu.
Adem gülerek çocuğa baktı. “Bu kadar sahiplenmesini beklemiyordum.”
Lale yumuşak bir sesle konuştu. “Hayatındaki ilk topu sonuçta.”
Yol üzerindeki küçük bir restorantta bir şeyler yemişlerdi. Kırmızı topuda almışlardı artık eve dönme vaktiydi.
Uğur arabaya yerleştirildiği an tamamen uykuya yenildi.
Çocuk koltuğun da bir elinde kırmızı top, diğer yanağı koltuğa yapışmış şekilde derin derin uyuyordu.
Arabanın içinde bir sessizlik vardı.
Radyo kısık seste çalıyordu.
Adem bir elini direksiyonda tutarken diğerini vitesin yanına bıraktı.
Lale birkaç saniye o ele baktı.
Sonra sessizce kendi elini onun elinin üzerine koydu.
Adem gözlerini yoldan ayırmadan hafifçe gülümsedi.
“Bugün güzel miydi?”
Lale camdan dışarı bakıp derin bir nefes verdi.
“Hayatımın en güzel günlerinden biriydi.”
Adem kısa bir kahkaha attı. “kavgası kısmı en güzeliydi ama.”
Lale ona ters ters baktı. “Benim için değil.”
“Benim için kesinlikle öyle.”
Lale istemsizce güldü.
Sonra sesi kısıklaştı.
“Teşekkür ederim.”
Adem ona baktı. “Ne için?”
Lale arka koltuktaki Uğur’a baktı.
Sonra tekrar Adem’e döndü.
“Bugünü bize verdiğin için.”
Adem’in yüzündeki gülümseme bu kez daha sakinleşti.
“Bu daha başlangıç. Daha size vereceğim bir ömür var.”
Lale kalbinin yine o tanıdık şekilde sıkıştığını hissetti.
Bu sıkışma ademle gelen bir şeydi ve çok tatlı bir histi.
Eve vardıklarında Adem motoru durdurdu.
Ama ikiside inmek için hareket etmedi.
Çünkü bazen insan…
Mutlu bir günün bitmesini biraz geciktirmek isterdi.
Adem, Lale’nin elini hâlâ kendi elinin altında tutuyordu.
Arabanın içinde yalnızca radyodan gelen boğuk bir melodi ve Uğur’un düzenli nefesi vardı.
Adem yavaşça Lale’nin elini kaldırdı.
Parmaklarının üstüne uzun, sakin bir öpücük bıraktı.
Lale’nin nefesi istemsizce takıldı. Öperken bile kırmamak için dikkat ediyordu. Nasıl bir adamdı bu? Lale ne yapmıştı da Allah ona adem gibi bir mükafat vermişti.
Adem koltuğunda hafifçe yana döndü. Bu kez tamamen sevdiği kadının yüzüne bakıyordu. Boncuk gibi olan kara gözlerine, kocaman gamzelerine, minik burnuna... Derin bir nefes aldı şanslı adamdı vesselam. Durmuş durmuş turnayı gözünden vurmuştu.
Ademin az önceki neşeli hali biraz yumuşamıştı. Bakışlarında başka bir ağırlık vardı.
Lale bunu hemen fark etti.
“Ne oldu?”
Adem birkaç saniye sustu. Bu güzel günün içine kötü bir şey sokmak istemiyordu. Ama konuşulması gerekn şeyler vardı.
“Sabah babamla konuştuk.”
Lale’nin yüzündeki yumuşak ifade hafifçe değişti. Omuzları gerildi.
“Benim ailem hakkında mı?”
Adem başını yavaşça salladı.
“Evet.”
Lale gözlerini kısa bir an kapattı. Mutlu günün sonuna gerçek hayat yine yetişmişti.
“Ne dedi?”
Adem derin bir nefes verdi.
“Babam beni istemedi.”
Lale’nin yüz ifadesi anında değişti. “Ne?”
Adem buruk bir şekilde gülümsedi.
“Dedi ki sen oraya damat gibi gitmezsin.” Bakışlarını kısa süre ön cama çevirdi.
“Sen oraya Lale’yi korumaya giden adam gibi gidersin.”
Lale sessiz kaldı.
Adem devam etti.
“Ve biri sana sesini yükseltirse… özellikle abin…”
Çenesi sertleşti.
“Ben kendimi tutamam.”
Lale onun yüzüne baktı.
Oradaki bastırılmış öfkeyi net şekilde görüyordu.
Adem başını iki yana salladı.
“Babam dedi ki önce ben konuşacağım. Önce babasına şunu göstereceğim; kızı sahipsiz değil.”
Lale’nin gözleri anında doldu.
Adem bunu görünce hafifçe öne eğildi.
“Hey…”
Baş parmağıyla yanağını okşadı.
“Niye doldurdun güzel gözlerini şimdi?”
Lale dudaklarını titreterek güldü.
“Çünkü biri ilk defa benim için böyle konuşuyor. Adem, ben ilk defa bu kadar seviliyorum. ”
Bu cümle Adem’in içine oturdu.
Hiç konuşmadan Lale’nin elini kaldırdı.
Parmaklarının üzerine bir öpücük bıraktı.
Sonra alnını eline yasladı.
“Ne kaybettiklerini anlayacaklar. Geç kaldılar sadece.”
Lale’nin gözünden yaş süzüldü.
Adem başını kaldırıp doğrudan gözlerinin içine baktı.
“Ama ben geç kalmayacağım.”
Lale tamamen ona döndü.
Adem sesi alçak ama net şekilde konuştu.
“Oraya fiziksel olarak gelmeyeceğim diye sakın yalnız olduğunu düşünme.”
Kalbinin olduğu yeri işaret etti.
“Ben burada olacağım.”
Sonra hafifçe gülerek ekledi:
“Gerçi biri seni ağlatırsa çok büyük ihtimalle babam beni evde tutamayacak.”
Lale gözyaşlarının arasından güldü. “Hiç uslu duramaz mısın sen?”
Adem omuz silkti.
“Senin söz konusu olduğun yerde pek mümkün olmuyor.”
Lale bu kez tamamen ona yaslandı.
Başını omzuna koydu.
Adem kolunu omzuna attı ve saçlarını öptü.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Lale, başını Adem’in omzuna yaslamış halde gözlerini kapattı. Adem’in kalp atışlarını duyabiliyordu.
Düzenli.
Güvenli.
Huzurlu.
Hayatında ilk defa bir omuza yaslandığında diken üstünde hissetmiyordu.
Adem parmaklarını Lale’nin kolunda yavaşça gezdirdi.
“Çok korkuyor musun?”
Lale dürüst oldu. “Evet.”
Sesi neredeyse fısıltıydı.
“Babamı görmekten… abimi görmekten… eski anıların kapısından tekrar geçmekten korkuyorum.”
Yutkundu.
“Oraya girince yine eski Lale’ye dönüşecekmişim gibi hissediyorum bazen.”
Adem anında başını eğip ona baktı.
“Dönmezsin.”
Lale gözlerini kaldırdı.
Adem’in bakışları netti.
“Çünkü eski Lale yalnızdı.”
Elini tuttu.
“Şimdiki Lale yalnız değil.”
Lale’nin boğazı düğümlendi.
Adem devam etti.
“Ve şunu çok iyi dinle…”
Çenesini hafifçe kaldırdı ki gözlerini kaçıramasın.
“Eğer o evde biri sana geçmişini yüzüne vurursa…” Sesi tehlikeli şekilde sakinleşti.
“Sen başını eğmeyeceksin.”
Lale nefesini tuttu.
“Çünkü utanması gereken kişi sen değilsin.”
Bu cümle Lale’nin içinde yıllardır kilitli duran bir yere dokundu.
Gözlerinden sessizce yaşlar akmaya başladı.
“Ben gerçekten mutlu olmayı hak ediyor muyum Adem?”
Adem’in yüzü anında değişti. Gerildi, kalbi sıkıştı, sevdiği kadının bütün kötü düşüncelerini yok etmek istedi.
Hiç düşünmeden iki eliyle yüzünü tuttu.
“Bir daha bunu sorma.”
Sesi kırılacak kadar yumuşaktı.
“Sen kötü şeyler yaşadın diye kötü şeyleri hak eden biri olmadın.”
Lale ağlayarak güldü. “Bugün ağlamak istemiyordum ama”
Adem hafifçe gülümsedi.
Laleye sıkıca sarılıp saçlarını koklayarak öptü. Duyamıyordu. " Sen buna inandın mı? Anne, oğul çok ağlaksınız siz. Ne yapacağım ben sizinle?"
Lale, Ademin göğsüne yavaşça vururken. Yalancı bir sinirle "Adem!" Diye kızdı.
***
Selammmm
Nasılsınız?
Bölümü nasıl buldunuz?
Normalde dün paylaşacaktım ama park sahnesini bir kaç kez yazdım. Lalenin artık yaşına uygun bir kaç taşkınlık yapmasını istiyorum. Vakti de geldi ama alışmışım Lale’nin sakinliğine, yazarken bir garip oldum.
Yorum ve oy atmayı unutmayınnnn. ❤️🤍
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 36.84k Okunma |
3.14k Oy |
0 Takip |
36 Bölümlü Kitap |