

Yeni oyuncular
Ayaz Güler:Yaman Ali Asiltürk
Ada Mihrioğlu:Yaren Asiltürk
Atakan Demir:Kağan Berk Asiltürk
Kağan Efe Şençubukcu:Yunus Emre Asiltürk
Hazal Tektaş:Duru Asiltürk
Afra Durgut:Alya Asiltürk
~~~~~~~
14 yıl sonra
Hifa'nın ağzından:Aradan uzun yıllar geçmişti bu süreçte çoook şeyler yaşandı anlatsam roman olur...Ama birazından bahsedebilirim Filistin'in tekrar òzgürlüğüne kavuşmasına sadece bir yıl kalmıştı,bende çok sonradan öğrendim Asiltürklerin beklenen Fatih i Selim abim olduğunu...
O gün o soruyu sorduğunda kimse cevaplayamamıştı ama Alperen abimin emanetçi olduğunu bildikleri gibi Selim abiminde Fatih olduğunu artık herkes biliyordu...
Her neyse devam edeyim bu 14 sene içinde neler oldu bir özet geçeyim size Taner abim Türkiye çapında çok sevilen popüler bir şarkıcı olduu Abimle,Nil ablam evlendi 3 tanede çocukları oldu Yaman,Yaren ve Kağan... Sadece onlar mı evlendi hayır Akın abimle ablam ve Erva ablayla,Selim abide evlendi kısaca ersel ve akyağ diyiyorum onlara,Alperen abimlerede alnil...
Neler yaşadılar neler ablamın bir kızı oldu adını Alya koydular şimdi sadece iki yaşında erselinde ikizleri oldu Yunus Emre ve Duru onlarda şimdi Yaren ile aynı yaştalar yani 8, Yaman hepsinden büyük çok yok aralarında oda 9 yaşında Kağan ise 3 Alya ile çok iyi anlaşırlar,bu arada Akın abimim kayıp abisi Onur abiymiş...
Her neyse devam edelim bu süreç içinde kim hangi meslek sahibimi oldu amcaoğulları yani Alperen abim MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) nda,Selim abim JİG (Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı),Akın abim ise JÖAK (Jandarma Özel Asayiş Komutanlığında,çalışıyordu aynı zamanda özel olarak yetiştirildiler yani bi çeşit istihbarat ajanı gibi yani savaşçı gibi yetiştirildiler ablam Edebiyat öğretmeni oldu,Nil ablam ise hemşire Erva ablama gelirsek oda çok iyi bir beden öğretmeni oldu ama çalışmıyordu çalışmak istemiyordu daha doğrusu...
Eren abim ise Yurt dışına okumaya gitmişti çok uzun süre oldu ondan haber alamayalı odası hâlâ bıraktığı gibi duruyor, bir gün belki döner, işte böyle...Ama durun babamlardan bahsetmedim değil mi onlardanda bahsedeyim hepsi çok şükür hayatta Allah onları başımızdan eksik etmesin amcamlarda,babamlarda emekli oldu Asaf usta ise yine kendi çapında bizim yeni nesle okçuluk öğretiyor,Gökçen'de ona yardım ediyordu,Ali abimler ise aynı bildiğiniz gibi mesleklerine devam ediyorlardı...
ASAFGİLİN EV
(Asaf evin bahçesinde Gökçen ile birlikte yeni nesle okçuluk öğretiyordu Yunus ve Duru yay kavgası ediyordu Yaren ise abisinden yardım alıyordu)
Duru:Yaa Yunus ver şunu benim yayım o
Yunus:Hayır benim yayım
Gökçen:Çocuklar noluyor
Duru:Yaa Gökçen abla Yunus yayımı vermiyor
Yunus:Ama benim yayım o
Gökçen:Bakıyim bi
(Gökçen yayı alıp inceledi sonrada sahibine uzattı)
Gökçen:Yunuscum bu Durunun yayı
Duru:Ya dedim işte benim yayım
Yunus:Tamam al ya çok benziyorlar napiyim
Yaman:Bak Yaren yayı böyle tutucaksın
biraz dik durman lazım
Yaren:Olmuyor abi
Yaman:Olur olur pes etmek yok
Asaf:Herkes ısındı mı minik tayfam benim
Yunus Emre:Duruyla tartışmaktan ben ısınamadım dede
Duru:Sen başlattın napiyim
Asaf:Tamaam kavga etmek yok,Yaman,Yaren siz naptınız
Yaren:Biz ısındık usta abim sağolsun bana duruş çalıştırıyordu
Asaf:Aferim size,başlayalım o zaman
....
ERVAGİLİN EV
(Güneş ışığı, Erva'nın özenle dekore ettiği salonun tül perdelerinden içeri süzülüyor, odaya huzurlu bir hava katıyordu. Sehpanın üzerinde dumanı tüten üç fincan Türk kahvesi ve yanlarında birer lokum duruyordu. Ama ortam pek de "huzurlu" sayılmazdı; içeriden çocukların gülüşme ve koşturma sesleri geliyordu.)
Nil:Evladım,çocuğum bir rahat durun Allah aşkına ya,bak hiç beni dinliyor mu Kağan kime diyiyorum ben in koltuğun tepesinden bak Alya da senden görüp yapıyor aynısını
Yağmur:Alya kızım gel buraya
Erva:Ay bi rahat bırakın çocukları oynasınlar ya
Nil:Böyle oyun mu olur canım tepelerde geziyor şuna bak
Yağmur:Vallaha bu kız kime çekti ben bilmiyorum çok hareketli 2 yaşında küçücük boyu var türlü türlü huyu var birde bi lafları var iyice söktü konuşmayı
Erva:Sahi sizinkiler nasıl böyle erkenden söktü konuşmayı bizim ikizler onların yaşındayken bu kadar konuşmuyorlardı
Yağmur:Çok fazla kitap okuyorum ben Alya ya ondan herhalde
Nil:Ben çok fazla okuyamadım kitap ama söktü birden,bu arada Ervacım eline sağlık harika olmuş kahveler
Erva:Afiyet olsun birtanem,bizimkiler naptı acaba,bu gün buluşacaklardı,ya biz niye şöyle eski günlerdeki gibi bir araya gelemiyoruz arada yapalım şöyle şeyler
Yağmur:Harbiden yaa iş güç çoluk,çocuk derken neredeyse birbirimizi unutucaz
Nil:Her fırsatta yapalım şu buluşmayı vallaha özlüyorum hepinizi
(Hep birlikte tebessüm ettiler)
Bir kaç saat sonra
(Osmaniye'de, kalabalıktan uzak, sadece teşkilat mensuplarının bildiği sessiz bir çay bahçesi. Masada dumanı tüten ince belli bardaklar ve taze simit kokusu var. Alperen, Akın ve Selim; üzerlerinde yorgun ama vakur bir ifadeyle oturuyorlar.)
Alperen: (Çayından bir yudum alıp derin bir nefes verdi) Şaka maka... 14 yıl geçmiş be beyler. Bir zamanlar "okçuluk müsabakaları nasıl olacak kim kazanacak" diye düşünürken, şimdi devletin kilit yerlerinde operasyon peşindeyiz.
Akın: (Gülümseyerek başını salladı) Zaman su gibi akıp geçiyor amcaoğlu Onur abimi bulduğum gün dün gibi aklımda... Şimdi ise JÖAK'ta operasyondan operasyona koşuyoruz. Ama şu anki sessizlik, en zorlu görevden bile daha kıymetli geliyor bazen.
Selim: (Hafifçe arkasına yaslandı) "Beklenen Fatih" meselesi ilk dendiğinde omuzlarımda bu kadar yük hissedeceğimi düşünmemiştim. Şimdi JİG'de her raporu incelerken o günleri hatırlıyorum. Asaf Usta'nın bize öğrettiği o disiplin olmasaydı, bu 14 yılı nasıl devirirdik bilmiyorum.
Alperen: (Gözleri uzaklara daldı) Asaf Usta... Hala yeni nesli çalıştırıyor bu gün aradım seninkiler yay kavgası yapıyormuş bahçede. Sanki bizim küçüklüğümüzün tekrarı gibi.
Selim: (Gülerek) Desenize yeni bir ordu geliyor arkadan. Yağmur geçen gün diyordu; senin kızda şimdiden emirler yağdırmaya başlamış Akınım.
Akın: (Tebessümle) Oooo sorma hayat böyle işte... Biz dışarıda fırtınalarla savaşıyoruz ki onlar o evin bahçesinde huzurla yay kavgası yapabilsinler. Filistin'in özgürlüğüne de şurada ne kaldı... Bir yıl daha dişimizi sıkacağız. Sonra belki gerçekten emekli olmuş gibi huzurla içeceğiz şu çayı.
Alperen: (Bardağını havaya kaldırdı) O günleri de göreceğiz inşallah. Ama önce şu son dosyaları kapatmamız lazım. Akın, senin JÖAK ekibi haftaya yapılacak tatbikata hazır mı?
Akın: (Ciddileşerek) Hazır amcaoğlum. Asiltürklerin olduğu yerde hazırlıksız olmak söz konusu olamaz.
Selim: (Elinin tersiyle masaya vurdu) Güzel... Madem öyle, birer çay daha içelim de evlerin yolunu tutalım. Erva ve diğerleri bizi bekler. Kadınlar buluşması bittiyse bizi sorguya çekerler "nerede kaldınız" diye...Akşam bizdesiniz haa
Alperen:Tamam l×n kaçmıyoruz bir yere
(Üçü de aynı anda gülümsedi ve çaylarını yudumlayarak Osmaniye'nin akşam serinliğinde dostluğun tadını çıkardılar)
~~~~~
Hifa'nın ağzından:Gelelim Ali abimlere dedim ya işlerine aynen devam ediyorlar diye ama eksik anlattım biraz daha bilgi vereyim size Hanne ablam ve Ali abimin iki tane çocuğu oldu biri 15 yaşında erkek diğeri 10 yaşında kız erkek olan şehir dışında lise okuyor kız olan ise burada onların yanında ismi Çiçek gerçektende Çiçek gibi naiftir...
Barış abim ise Gülçehre ablayla kavuşamadı çünkü o şehit oldu aynı Zeyd abim ve Cahit başkan gibi geriye Yusuf amca ve Bekir abi kaldı...Birde ekibin yeni başkanı Mete Soykan ...
Sarp abim ise tıpkı Anıl abim gibi çocuklarınıda aldı bir görev için şehir dışına gittiler belki onlarda bir gün geri döner
KARAKOL
Mete:Toplantımız bitti arkadaşlar eklemek istediğiniz şeyler var mı
Barış:Merak etmeyin başkanım şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak
Mete:Kalmayacak tabi aslanım kalmayacak
Hanne:Başkanım şehitlerimizi ziyarete ne zaman gidicez
Mete:Perşembe günü müsaitse herkes gidelim
Bekir Berk:Olur başkanım bana uyar
Koca Yusuf:Banada uyar başkanım
Mete:Herkese uyuyor mu
(Hepsi olumlu şekilde başlarını salladı sonrada dağıldılar)
ERVAGİLİN EV
(Ervagilin evinde mutfaktan gelen iştah açıcı kokular tüm evi sarmıştı. Salon, gün boyu süren kadınlar matinesinden sonra şimdi de çocukların katılımıyla tam bir şenlik alanına dönmüştü)
Yunus Emre:Ok atarkem nasıldım kuzen tam 10 attım
Yaman:Harikaydın kuzen
Duru:Hile yaptın ama çizgiyi aştın
Yunus:Hiçte bile sen on atamadın diye kıskanıyorsun beni
Yaman:Ya siz niye hep didişiyorsunuz ikiz olmak böyle birşey mi cidden
(Yaren,Alya yı oynatıyordu araya girdi)
Yaren:Böyle birşey olmamalı siz kardeşsiniz sürekli didişirseniz olmaz
Kağan:Omaş
(Hep birlikte güldüler)
Alya:Yaren abya bebekimi veyimişin
Yaren:Al fındığım
Kağan:Alyoşum benim fındığım
(Yine güldüler)
Yaren:Tamam senin fındığın
Yunus:Haklısın Yaren,kardeşler böyle olmamalı eğer seni üzdüysem özürdilerim Duru
Duru:Bende özürdilerim (sarıldılar)
(Onlar sarılınca Yaman'da Yaren'in omuzuna elini atıp başından öptü,tam o esnada kapı açıldı kapı açılır açılmaz hepsi çocukların hücumuna uğradı)
-Babaaa
Akın:Yavaş yavaş
(Kağan ve Alya da yaşlarına gòre minik adımlarla koştular,Selim ikizlere sarılırken,Akın'da kızını kucakladı,Alperen ise önce Yaman ve Yaren'e sarıldı somrada arkadan gelen Kağan'ı kucağına aldı)
Alperen:Hoppala
Yunus:Baba biliyor musun bu gün on attım
Selim:Aferim benim aslanıma
Duru:Baba biliyor musun artık yunusla kavga etmiyicez iyi fikir demi
Selim:Bencede iyi fikir kızım
Alperen:Tabi kardeşin o senin niye kavga edesinki zaten
Yaren:Kavga güzel birşey değil zaten
Alperen:Değil tabi kızım
(Alya,Alperen'in dediğini tekrarladı)
Alya:Değiy tabi
(Hep birlikte güldüler,o esnada elinda tabaklarla hanımlar geldi)
Erva:Oooo bizim mit ajanları teşrif etmişler nihayet
Nil:Hiç gelmeseydiniz ya saat kaç oldu
Alperen:Çau bajçesindeydik hayatım o yüzden geç kaldık
Yağmur:Neyse sağ salim geldiniz ya çok şükür
(Yağmur Akın'a gidip sarıldı o sarılınca diğerleride sarıldı çocuklar aralarındaydı)
Erva:Hadi elinizi yıkayında sofraya geçelim beyler
Selim:Tamam can parem (sofraya baktı)
-sofrada amma güzel görünüyor haaa ellerinize sağlık
Erva:Hadi hayatım
(Beyler ellerini yıkamaya gittiler)
ASAFGİLİN EV
Tahir:Nasıldı bizim afacanlar seni çok yordumular usta
Asaf:Yok be maşallah hepsi filinta gibi çabuk öğreniyorlar bizimki bu gün on attı Fatih
Fatih:Hangisi
Asaf:Yunus
Fatih:Aslanım benim atar tabi onda atar yirmide atar odaklanması çok iyidir çok zekidir
Asaf:Hepsi öyle Yaren'inde maşallahı var adı gibi Yarenlik ediyor herkese çok naif,çok dost canlısı ve olgun
Tahir:Aferin benim kuzuma
Tarık:Bakalım Alya hanım kime benzeyecek
Tahir:Vallaha kime benzerse benzesin bahtları güzel olsumda hepsinin başka birşey istemem ben
Asaf:Hifa napıyor onuda getirseydin keşke
Tahir:Mahbub Sultan evde tek ya onu tek bırakmak istemedi birde Umut bizde ders çalışacaklardı bu hafta sonu sınavları var ya
Asaf:Hmm Allah başarılarının devamını getirsin,neyse ben bi çay koyayımda içelim
Fatih:Hiç zahmet etme usta ya
Gökçen:Ben koydum baba 5 dakikaya getiririm
Asaf:Sağol güzel kızım
~~~~
Hifa'nın ağzından:Gökçen, Asaf ustaya baba diyiyordu o kadar alışmışlardı ki birbirlerine Gökçen Asaf ustanım adeta ikinci kızı olmuştu her daim yanında oluyordu asla onu yalnız bırakmıyordu onu öyle güzel yetiştirdi ki bir yandan okulunu okuyor bir yandanda evde Asaf istaya yardım ediyordu,bizde Umutla Yks ye tekrar hazırlanıyorduk hatta bu hafta sonu sınavımız vardı...
TAHİRGİLİN EV / OTURMA ODASI
(Masanın üzeri paragraf soru bankaları, türev-integral fasikülleri ve renkli fosforlu kalemlerle dolup taşmıştı. Hifa alnını ovuştururken, Umut önündeki deneme sınavının son sorularını çözmeye çalışıyordu.)
Hifa: (Derin bir iç çekerek kalemi masaya bıratı) Umut, gerçekten beynimin içindeki nöronların tek tek istifa ettiğini hissediyorum. Şu paragraf soruları mı daha uzun, yoksa bizim Asiltürklerin sülale tarihi mi emin değilim!
Umut: (Gülümseyerek başını kaldırdı) Az kaldı Hifa, dayan. Bak 14 yıl nasıl geçtiyse, şu sınava kalan birkaç günde öyle geçecek. Hem sen yazar değil misin? Bu paragrafları senin "çerez" niyetine çözmen lazım.
Hifa: Yazarlık başka, "Yazar burada ne demek istemiştir?" sorusuna doğru şıkkı bulmak başka be Umut... Bak mesela, Mahbub Sultan içeride bize kek yapıyor. Onun sevgisini anlatmaya kelimeler yetmez ama sorsalar "Aşağıdakilerden hangisi Mahbub Sultan'ın kek yapma motivasyonudur?" diye, ben 'sevgi' derim, ÖSYM gider 'glisemik endeks' falan der.
Umut: (Kahkaha attı) İlahi Hifa! Ama haklısın. Yine de pes etmek yok. Bak abilerimiz dışarıda ne zorluklarla mücadele ediyorlar. Bizim savaşımız da şimdilik bu masanın başında, kalemle.
(O sırada içeriye elinde taze kek dilimleri ve tavşankanı çaylarla Mahbub Sultan girdi. Yüzündeki o şefkati hiç değişmemişti.)
Mahbub Sultan:Guzulaam hadi bakem mola vakti zihin açıklığı verir bub kekle taze taze yiyiverin gari
Hifa: (Hemen bir dilim kaptı) Ah Mahbub Sultanım, hızır gibi yetiştin! Umut beni matematik formülleriyle boğuyordu az kalsın.
Mahbub Sultan: (Hifa'nın saçını okşadı) Okuyun da vatanınıza, milletinize hayırlı birer insan olun inşallah. Abilerin gibi siz de kendi yolunuzda birer Fatih olacaksınız.
Umut: İnşallah Sultanım. Ben hedefimi belirledim; hukuk okuyup adaleti savunmak istiyorum. Tıpkı abilerimin sahada sağladığı adaleti masa başında korumak gibi.
Hifa: (Gözleri parlayarak) Ben de Edebiyat Fakültesi istiyorum. Ablam gibi öğretmen mi olurum yoksa sadece yazar mı kalırım bilmiyorum ama anlatılacak çok hikaye var Umut. "Herkesin Vardır Bir Hikayesi" dedik ya... İşte ben o hikayelerin peşinden gideceğim. Belki bir gün abilerimin operasyonlarını, Selim abimin nasıl "Fatih" olduğunu tüm dünya benim kalemimden okur.
Umut: (Çayından bir yudum aldı) O zaman şu kalan 20 matematik sorusunu da çözüyoruz ki o fakültenin kapıları ardına kadar açılsın. Hadi, "limit"e geçiyoruz!
Hifa: (Yalancıktan sızlanarak) Limit mi? Benim dayanma limitim doldu ama neyse... Vatan sağ olsun, o üniversite kazanılacak!
(Hifa tekrar kalemine sarıldı, dışarıda akşam ezanı okunurken iki genç, geleceklerini inşa etmek için sessizce çalışmaya devam ediyordu.)
~~~~~
ERVAGİLİN EV
(Herkes sofranım başıma geçmişti bile kızlar döktürmüştü yine ortada içli köfte yanında güzel bi salatalık onun yanımda ise Selim'in en sevdiği fırın yemeği vardı ve daha bir çok şey)
Selim:Can Parem keşke bu kadar zahmet etmeseydin
Erva:Tek başıma yapmadım ki kızlarda yardım etti
(Alperen çatalıyla salatadan alarak konuştu)
Alperen:Elinize,emeğinize,o güzel yüreğinize sağlık
Nil:Afiyet olsun hayatım
(Akın kucağında oturan Alya'nın başını okşadı daha sonra karşısında oturan Yağmur'a tabağını izatarak şöyle dedi)
-Boncuğum biraz daha çorba koyabilir misin ,Alyoş hanım çorbayı çok sevdi
Alya:Çoyba çok düşel (güzel)
(Hep birlikte güldüler)
Yaren:Amca Alya'nın adını kim koydu
Akın:Ben koydum birtanem
Alperen:Hatırlıyor musunuz ismini ne koyucaksınız diye sorduğumda donup kalmıştınız
Duru:Nasıl yani
Alperen:Anlatıyim güzelim
FLASBELLEK 2 SENE ÖNCE ALYA'NIN DOĞDUĞU GÜN/HASTANE
(Yağmur kucağında Alya ile oturuyordu Eren hariç Sekiz köşe hep oradaydı,Akın Yağmur'un tepesindeydi)
Akın:Bu bizim kızımız mı şimdi
Selim:Yok amcaoğlu,sizin değil (hep birlikte güldüler)
Akın:Lan oğlum şurada iki dakika duygusal olalım dedik bırakmıyorsun ki olalım ya
Yağmur:Çok tatlı değil mi
Akın:Hemde nasıl
Alperen:Eeee isim düşündünüz mü
(Akın ile Yağmur birbirine bakıp kaldı)
Yağmur:Eee biz hiç isim düşünmedik
Akın:Harbiden ya bi insan hiç mi düşünmez
Nil:Aferim size
Yağmur:Buldum Ayla olsun mu ay gibi yüzü var baksana
Akın:Ne güzel düşündün hayatım ama benim aklıma daha iyi fikir geldi Alya olsun mu Alya gökyüzü demek oda sanki gökten inmiş bi melek gibi sanki bütün yıldızlar onda toplanmış gibi
Yağmur:Olur hayatım
Erva:Çok güzel isim
(Yağmur,Alya yı,Akın'a uzattı)
Yağmur:O zaman kulağına oku ezanı
(Akın aldı kucağına başına hafif bi öpücük kondurup Alperen'e uzattı)
-Alperen okusun en büyüğümüz o
Alperen:Sen varken bana düşmez kardeşim
Akın:Ası sen varken bana düşmez amcaoğlu sen oku
Alperen:Peki tamam
FLASBELLEK BİTTİ
Alperen:Böyle işte
Duru:Hmm
(Yaren tabağıyla oynuyordu)
Nil:Kızım sen niye yemiyorsun bak abinle kardeşin ne güzel yiyiyor düzgün yesene
Yaren:Ben doydum anne kalkabilir miyim
Alperen:Prensesim birşey yemedin ki doyasın bak herkes ne güzel yiyiyor
Yaren:Yedim baba yeterli bu kadar yoruldum biraz uzansam olur mu
Nil:Olur kuzumda biryerin mi ağırıyor senin
Yaren:Yok sadece yoruldum dedim ya
Nil:Peki tamam nerede uzanıcaksın
Duru:Benim yatağımda uzanabilir demi anne
Erva:Evet annecim
Duru:Gel ben seni götüreyim üstünüde örteyim dinlen sen
Selim:Oh düşünceli kızım benim (başına öpücük kondurdu ve gittiler)
~~~~
TAHİRGİLİN EV
Masanın üzerindeki çay bardakları çoktan soğumuş, Mahbub Sultan’ın getirdiği kek tabağında sadece birkaç kırıntı kalmıştı. Odanın içindeki tek ses, Umut’un ritmik şekilde tıkladığı tükenmez kalemi ve dışarıdaki hafif rüzgarın pencerelere vuruşuydu.
Hifa: (Aniden kafasını kitaptan kaldırıp Umut’a baktı) Umut, bir şey soracağım. Ama dürüst ol... Sence ben gerçekten iyi bir yazar olabilir miyim? Yoksa sadece yaşadıklarımızı mı kağıda döküyorum?
Umut: (Gülümseyerek kalemi bıraktı) Hifa, yaşanmış bir hikayeyi herkes anlatabilir. Ama o hikayeye ruh katmak, okuyana o anki acıyı ya da sevinci hissettirmek bambaşka bir şey. Sen sadece yazmıyorsun, sen o anları tekrar yaşatıyorsun. "Herkesin Vardır Bir Hikayesi" derken bile aslında kendi ruhunu koydun ortaya.
Hifa: (Hafifçe gülümsedi) Bilmiyorum... Bazen abilerimin, ablalarımın hayatı o kadar devasa geliyor ki, benim kalemim onların mücadelesinin yanında çok cılız kalacakmış gibi hissediyorum. Bak, 14 yıl geçti. Selim abim "Fatih" oldu, Alperen abim devletin en gizli sırlarını taşıyor. Ben ise burada hâlâ 'zamanda hız-zaman grafiği' çizmeye çalışıyorum.
Umut: (Ciddileşerek sandalyesini Hifa’ya doğru yaklaştırdı) Bak bana. Onlar sahada savaşıyor, doğru. Ama unutma ki, tarihçiler ve yazarlar olmasaydı kahramanlar unutulurdu. Onların sessizce verdiği bu mücadeleyi yarın bir gün senin kitapların sayesinde insanlar öğrenecek. Sen onların sesisin. Ben ise hukuk okuyup, onların koruduğu bu vatanın adaletini kağıt üzerinde savunacağım. Bizim cephemiz burası Hifa. Bu masa, bu kalemler...
Hifa: (Gözleri parladı) "Bizim cephemiz burası..." Bu çok güzel bir cümle oldu. Bunu not almalıyım.
Umut: (Gülerek önüne dönüp test kitabını işaret etti) Not al ama önce şu limit sorularını bitir. Yoksa edebiyat fakültesinin kapısından sadece karakterlerin geçer, sen değil!
Hifa: (Yalancıktan kızarak) Tamam be, tamam! Sustum. Ama bak, eğer hukuk kazanırsan ilk davam sana gelecek; "Hifa'yı matematik sorularıyla darlayan Umut'a tazminat davası!"
(İkisi de sessizce gülüştüler. Tam o sırada dışarıdan,bahçeden gelen garip bir ıslık sesi duyuldu. Hifa duraksadı, kalemi havada kaldı.)
Hifa: Duydun mu?
Umut: (Pencereye doğru baktı) Rüzgardır... ya da Babamdır antrenman yapıyordur. Biliyorsun, o hiç yorulmaz.
Hifa: (Pencereden dışarı, karanlığın içine bakarak fısıldadı) Hayır, bu farklıydı. Sanki... sanki biri bize bir şey söylemeye çalışıyor gibi.
(Hifa, pencerenin önüne gitti. Karanlıkta, bahçedeki okçuluk hedefinin üzerinde parlayan bir şey fark etti. Ay ışığı tam üzerine vuruyordu. Bu bir oktu ama üzerinde beyaz bir kağıt sarılıydı.)
Hifa: Umut, gel bak... Bu bizimkilerin attığı oklara benzemiyor.
Umut:Evet üzerinde bi kağıt var,gidip bakalım
(Kağıdın yanına gittiler notu okuyunca ikiside şaşkınlık ve korku dolu gözlerle birbirine baktı)
~~~~~~~
ERVAGİLİN EVİ - ÇAY SAATİ
Yemekler yenmiş, tabaklar el birliğiyle mutfağa taşınmıştı. Şimdi evin en kutsal saati gelmişti: Tavşankanı kaçak çay ve Asiltürklerin bitmek bilmeyen sohbeti. Salonun ortasındaki büyük sehpaya devasa bir semaver kurulmuştu. Erva, her zamanki zarifliğiyle bardakları dizerken; Selim, Akın ve Alperen koltuklara yayılmış, operasyon yorgunluğunu üzerlerinden atmaya çalışıyorlardı. Çocuklar ise salonun bir köşesinde, minderlerin üzerinde kendi dünyalarını kurmuşlardı.
Selim: (Bardağından yükselen dumanı içine çekerek) Ah Erva... Şu çayın kokusu, JİG’deki tüm o tozlu dosyalardan daha iyi geliyor insana. Ellerine sağlık can parem.
Erva: (Gülümseyerek yanına oturdu) Afiyet olsun hayatım. Siz yeter ki sağ salim gelin, ben size her akşam semaver yakarım. Ama aklım Hifa ve Umut’ta kaldı, keşke onlar da gelseydi.
Yağmur: (Kucağında uyuyakalan Alya’nın saçlarını okşayarak) Ders çalışıyorlar, sınav kapıda. Hifa’nın o edebiyat aşkı bitirdi bizi, paragraf çözeceğiz diye uykusuz kalıyorlar.
Akın: (Çayına üç şeker atarken Alperen’in sert bakışıyla karşılaştı) Ne bakıyorsun amcaoğlu? Enerji lazım bize, JÖAK’ta dağ bayır koşarken şeker falan kalmıyor bünyede.
Alperen: (Bıyık altından gülerek) Şeker değil, disiplin lazım sana Akın. Bak, Yaman bile senden daha vakur duruyor orada.
Yaman: (Duyduğu isimle başını kaldırdı) Babam doğru söylüyor Akın amca, "Çok şeker dişleri çürütür," değil mi anne?
Nil: (Oğlunun başını öptü) Aferin benim oğluma. Bak babanla amcanı dinle, onlar devletin kalesi, sen de bu evin kalesi olacaksın.
(Çay kaşıklarının şıkırtısı bir an için durdu. Dışarıda esen sert rüzgar pencereyi hafifçe titrettiğinde, Alperen’in bakışları ciddileşti. Teşkilat alışkanlığı olsa gerek, kulağı hep dışarıdaydı.)
Alperen: (Kısık bir sesle) 14 yıl... Dile kolay. Filistin özgürleştiğinde, o kutlu fetih gerçekleştiğinde sizinle o topraklarda şükür namazı kılacağız inşallah.amcaoğullarım
Selim: (Gözleri parlayarak) İnşallah Alperen. Beklenen Fatih olmanın ağırlığı omuzlarımda ama kalbim o günün heyecanıyla atıyor. Şurada bir yılımız kaldı.
Erva: (Hüzünle gülümsedi) O gün geldiğinde, hepimiz orada olacağız. Çocuklarımıza o özgür toprakları göstereceğiz. Bak Yunus Emre ile Duru’ya... Şimdiden okçulukla büyüyorlar. Babam onları öyle bir yetiştiriyor ki, sanki her biri birer nefer.
Yunus Emre: (Uykulu gözlerle) Baba, ben büyüyünce Selahaddin Eyyubi gibi mi olacağım?
Selim: (Oğlunu dizine yatırdı) Sen hem Yunus Emre gibi derviş, hem de Selahaddin gibi fatih olacaksın aslanım. Bu toprakların sana ihtiyacı var.
Yunus Emre:İnşallah baba
(Bir anda patlama sesleri geldi,çocuklar hemen korkarak annelerine sarıldı)
Erva:Noluyo!!!
(Yukardan Yaren'in sesi geldi korkulu bi çığlık attı)
Yaren:Annee!
BÖLÜM SONU
1) Nasıldı bölüm,beğendiniz mi?En sevdiğiniz sahne hangisiydi?
2) Çocuklardan en çok kimi sevdiniz?
3) Akyağ/Ersel/Alnil nasıldı?
4)Sizce Umut ve Hifa'nın bulduğu notda ne yazıyordu?
5)Sizce ses neydi?
(Gibi sorularınızın ve daha fazlasının cevabı yakında yeni bölümde kendinize iyi bakın hoşçakalın)
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.68k Okunma |
365 Oy |
0 Takip |
51 Bölümlü Kitap |