
Selim: (Oğlunu dizine yatırdı) Sen hem Yunus Emre gibi derviş, hem de Selahaddin gibi fatih olacaksın aslanım. Bu toprakların sana ihtiyacı var.
Yunus Emre:İnşallah baba
(Bir anda patlama sesleri geldi,çocuklar hemen korkarak annelerine sarıldı)
Erva:Noluyo!!!
(Yukardan Yaren'in sesi geldi korkulu bi çığlık attı)
Yaren:Annee!
Erva’nın evinde zaman bir anlığına durdu. Alperen, Selim ve Akın; yılların verdiği refleksle aynı anda ayağa fırladılar. Çay bardakları devrildi, huzur bir saniyede yerini savaş disiplinine bıraktı.)
Alperen: (Gür bir sesle) Yere yatın! Camlardan uzaklaşın!
(Selim bir hamlede Erva ve çocukların üzerine siper olurken, Akın çoktan belindeki beylik tabancasına davranmış, gözlerini kararan pencereye dikmişti. Yaren yukarıdan ağlayarak merdivenlere koştu)
Yaren: Baba! Anne! Dışarıda bir şey oldu!
(Alperen merdivenlerin başında kızını yakalayıp göğsüne bastırdı. O sırada dışarıdan bir patlama sesi daha geldi: "GÜÜÜM!" Ama bu sefer arkasından ıslık çalarcasına bir ses ve gökyüzünü aydınlatan rengarenk ışıklar odaya süzüldü.)
Akın: (Silahını yavaşça indirerek dışarı baktü) Şaka mı bu?
Selim: (Nefes nefese doğruldu) Ne oluyor dışarıda?
(Hepsi temkinli adımlarla pencereye yanaştı. Osmaniye semalarında mor, yeşil ve altın sarısı havai fişekler birbiri ardına patlamaktaydı. Karşı mahalledeki düğün konvoyunun neşeli kornaları uzaktan duyulmaya başladı.)
Akın: (Derin bir of çekerek alnındaki teri sildi) Alt tarafı bir düğün konvoyuymuş beyler... Ömrümüzden ömür gitti. JÖAK’ta bu kadar adrenalin salgılamıyorum ben.
Erva: (Kalbi hala küt küt atarken koltuğa çöktü) Ay Allah’ım sen koru... Ödümüz koptu. Çocuklar, korkmayın annecim, havai fişekmiş sadece.
Nil: (Titreyen elleriyle Yaman’a sarıldı) Alperen, valla bir gün kalbimize indireceksiniz. Hepimiz tetikte beklemekten ne hale gelmişiz.
Alperen: (Yaren’in saçını okşayarak sakinleşmeye çalıştı) Kusura bakmayın hanımlar... Meslek hastalığı işte. Ses öyle bir yankı yaptı ki, bir an dedim herhalde operasyon ayağımıza geldi.
Selim: (Hala ciddiyetini koruyarak) Ama o ilk ses... Çok yakından geldi. Sanki tam bahçenin dibinde patladı
Akın:Evet ya dedim o zamanki gibii
Yağmur:Geçti hayatım o zamanı düşünme (kucağında ağlamakta olan Alya ya baktı,susturmaya çalıştı) Tamam kızım tamam piş piş (Akın yanına geldi)
Akın:Ver boncuğum bana ben uyutuyim onu sen çok yoruldun bu gün
Yağmur:Sağol canım
(Alperen korkmuş olan kızına yakın olmak için eğildi)
Alperen:Korktun mu
(Yaren olumlu bir şekilde başını salladı)
Alperen:Korkma geçti havai fişekmiş sadece (kızının alnından öptü)
-Ooo kızım ateşin var senin,baya var hemde,Nil
"Nil gelip kızının alnına dokundu"
-Ooo yanıyor çocuk Alperen
Alperen:Napalım acilemi gidelim
Erva:Yok canım.çocuk bu ateşlenir bende ateş düşürücü vardı içirelim alnınada bez koyalım düşmezse gidin bence,şimdi gitseniz düzgünde ilgilenmezler acilde
Nil:Erva haklı,öyle yapalım
Kağan Berk:Abya haştamı oydun
(Yaren evet alnamında başını salladı,daha sonra Alperen Yaren'i kucağına aldı ve koltuklardan birine oturttu)
Alperen:Sen ne ara üşüttünde böyle hasta oldun be kızım
Yaren:Bilmiyorum ki baba
"O esnada Akın geldi"
Yağmur:Uyudu mu
Akın:Uyudu uyudu biraz daha oturalımda kalkalım boncuğum
Nil:Aynen bizde kalkalım
(O esnada elinde şurupla Erva geldi)
Erva:Nereye gidiyorsunuz ya daha karpuz kesicez saat daha 9 biraz daha oturunda sonra kalkarsınız (şurubu uzattı Nil'e)
-Niloşum al bakalım şurubu
Nil:Sağol canım
~~~~~~
TAHİRGİL EV
(Hifa, pencerenin önüne gitti. Karanlıkta, bahçedeki okçuluk hedefinin üzerinde parlayan bir şey fark etti. Ay ışığı tam üzerine vuruyordu. Bu bir oktu ama üzerinde beyaz bir kağıt sarılıydı.)
Hifa: Umut, gel bak... Bu bizimkilerin attığı oklara benzemiyor.
Umut:Evet üzerinde bi kağıt var,gidip bakalım
(Kağıdın yanına gittiler notu okuyunca ikiside şaşkınlık ve korku dolu gözlerle birbirine baktı)
Not:Herşey yeni başlıyor daha
"Sonra bi ıslık sesi duyuldu korkuyla arkalarına döndüler,gördükleri isim onları şaşırttı"
Hifa,Umut:Barlaaas!
Barlas:Merhaba muhteşem ikili "geldi ve sarıldılar"
Hifa:Bu oku sen mi attın,üzerindeki yazı sanamı ait
Barlas:Evet sürpriz yapiyim dedim
Umut:Korkuttun kardeşim bizi ya böyle sürpriz mi olur kimden geldi diye şaşırdık
Hifa:Vallaha ya,neyse iyi ki geldin bizde ders çalışıyorduk içeriye geçelim
"İçeriye geçtiler"
Mahbub:Anane misafirimiz var
"Mahbub sultan geldi"
Mahbub:Kim geldi guzum!
"Hepsi tebessüm etti"
Mahbub:Ben bu sarı oğlanı tanıyıp durum sanki ama nerden
Barlas:Mahbub Sultan benim ya Barlas
Mahbub:Barlas...Haa hatırladım sen bizim gızın akidişisin hoşgeldin guzum hoşgeldin
"Barlas geldi ve elini öptü sonrada sarıldılar"
Mahbub:Geç guzum sanada kek getiriyim gari
Barlas:Sağol Mahbun Sultan
"Mahbun sultan içeriye gitti"
~~~~~~
SELİM'İN EVİ
(Erva mutfaktan elinde kocaman bir meyve tabağıyla döndü. Tabakta Osmaniye’nin meşhur yer fıstıkları, dilimlenmiş elmalar ve portakallar vardı. Ortaya bırakırken Nil de Yaren’in alnına ıslak tülbenti yerleştirmişti.)
Erva: Haydi bakalım, vitamin deposu geldi! Karpuz kesemedik ama bunlar sizi kendinize getirir. Akın, o fıstıklar senin için, en çok senin ihtiyacın var o adrenaline.
Akın: (Gülerek bir avuç fıstık aldı) Valla yalan yok Erva, o "GÜM" sesini duyunca bir an dedim "Yine mi başlıyoruz?" Ama fıstıklar ilaç gibi gelir şimdi.
Alperen: (Yaren’i kucağına çekmiş, bir yandan elma dilimini küçük parçalara ayırmaktaydı) Al bakalım prensesim, şu elmadan bir ısırık al. Ateşin ancak böyle düşer.
Yaren: (Halsizce kafasını babasının göğsüne yasladı) Canım istemiyor baba...
Nil: (Endişeyle) Alperen, zorlama istersen. Şurup birazdan etkisini gösterir, o zaman yer. Sen biraz meyve ye, bütün akşam tetikte bekledin zaten.
Selim: (Bir yandan portakal soyarken Akın’a döndü) Akın, "O zamanki gibi" dedin ya demin... Bir an benim aklımada şu sınır operasyonu geldi. O ıslık sesi aynı roket sesi gibi yankılandı kulaklarımda.
Akın: (Yüzündeki gülümseme bir anlığına soldu, uzağa daldı) Sorma amcaoğlu... Yağmur olmasa herhalde bahçeye siper kazmaya başlamıştım çoktan.
Yağmur: (Akın’ın elini tuttu) Neyse ki geçti gitti hayatım. Bak, hepimiz bir aradayız. Meyveni ye hadi.
(Akın,Yağmur'un elini öptü)
Yağmur:Çok şükür boncuğum
~~~~~
TAHİRGİLİN EV
(Mahbub Sultan elinde taze kek ve bir tabak meyveyle içeri girdi, Barlas, Hifa ve Umut masanın etrafına toplanmışlard.)
Mahbub Sultan: Alın bakalım guzulam. Zihin açıklığı veri bu elmalaa. Barlas oğlum, sen de ye, süzülmüşsün sen iyice. Şehir havası yaramamış gari sana.
Barlas: (Kekinden bir parça alırken güldü) Mahbub Sultan, senin elinden zehir olsa yenir. Özlemişim valla sizi
Umut: (Barlas’a imalı bir bakış attı) Vallahi Barlas, okla not atmak falan... Hala aksiyon peşindesin. Biz burada sınav stresiyle boğuşurken sen bizi operasyonda falanmışız gibi hissettirdin.
Hifa: (Gülümseyerek elma dilimini Barlas’a uzattı) Ama itiraf et Umut sıkılmıştık ders çalışmaktan. Barlas’ın bu sürprizi aslında tam zamanında geldi. Sahi Barlas, o nottaki "Her şey yeni başlıyor" derken neyi kastettin? Sadece bir şaka mıydı yoksa başka bir haberin mi var?
Barlas: (Meyve tabağından bir portakal dilimi alıp ağzına atar, bir an duraksar) Belkide sadece, Osmaniye’de bu sene çok daha fazla "ok" sesi duyacağımızdan...
Hifa:Emin misin
Barlas:Yok ya şakaydı sadece
~~~~~~~
1 GÜN SONRA ALPERENGİLİN EV SAAT 08:30
(Yaman okula gitmişti,Alperen de kızı hasta olduğu için öğlene kadar izin istemişti)
Yaren'in odası
(Alperen kızının alnından öptü)
Alperen:Ah be kızım gece korkuttun bizi neyseki düşerdik ateşini acile gerek kalmadan,iyisin demi
Yaren:İyim baba
Alperen:Karnın geçti mi
Yaren:Hıhım
Kağan Berk:Baska bir yerin ağıymıyo demi abya
Yaren:Ağırmıyo ablacım,baba sen istersen git işe ben iyim
Alperen:Yok canımın içi sen iyice toparlan ben öğlene kadar izin aldım o zaman giderim
Yaren:Gerek yoktu babacım
Alperen:Olur mu güzel kızım,düşünme sen bunu annen kahvaltını getirsin yersin iyi gelir...Ama bu sefer yiyicen tamam mı öyle dün ki gibi oynamak yok
Yaren:Dün iştahım yoktu bugün yerim merak etme zaten kurt gibi acıktım
Alperen:Aferim sana
(Nil elinde bir tepsiyle içeriye girdi)
Nil:Kahvaltı geldi
Alperen:Eline sağlık canım,hepsi çok güzel görünüyor
Nil:Şimdi hepsini güzelce yiyicek Yaren demi annecim
Yaren:Evet annecim,eline sağlık
~~~~~~
SELİMGİLİN EV
(Mutfak masası, Erva’nın özenle hazırladığı yöresel kahvaltılıklarla doluydu; Osmaniye’nin taze zeytinleri, ev yapımı reçeller ve fırından yeni çıkmış, dumanı tüten bir bazlama masanın tam ortasında duruyordu. Selim, üzerinde rahat bir tişörtle çayları doldururken; Yunus Emre ve Duru, masada yerlerini almak için birbirleriyle yarışıyorlardı.)
Duru: Baba, bak Yunus yine benim sandalyeme oturdu!
Yunus Emre: Hayır baba, bu sandalye dün benimdi, bugün de benim!
Selim: (Gülümseyerek çaydanlığı masaya bıraktı) Tamam benim minik kahramanlarım,Paylaşmak neydi? Biz dün akşam ne konuştuk? Bir asiltürk, önce kendi evinde adaleti sağlar, değil mi?
Yunus Emre: (Hemen geri çekildi) Haklısın baba. Al senin olsun Duru, ben babamın yanına otururum zaten.
Erva: (Elinde sahanda yumurtayla mutfağa girdi, yüzünde huzurlu bir tebessüm vardı) Aferin benim oğluma. Bak, babası kılıklı bunlar Selim; bir lafınla nasıl hizaya giriyorlar.
Selim: (Erva'nın elindeki tabağı alıp masaya koydu) Onlar Asiltürk kanı taşıyor can parem, sözün kıymetini bilirler. (Erva’nın sandalyesini çekti) Buyur hanımefendi, başköşeye.
Erva: Sağ ol hayatım. (Yunus’a döndü) Hadi bakalım, şu yumurtadan birer lokma alın bakayım. Bugün okulda zihniniz açık olsun.
Duru: Anne, Yaren nasıl oldu acaba? Gece çok ateşi vardı, üzüldüm ona.
Selim: (Çayından bir yudum aldı) amcanla konuştum kızım, ateşi düşmüş. Akşamüstü uğrarız yanına, ona bir sürpriz yaparız ne dersiniz?
Yunus Emre: (Heyecanla) Ok götürelim mi baba? Beraber bahçede talim yaparız, iyileşince neşesi yerine gelir!
Selim: (Oğlunun saçını okşadı) Olur aslanım, olur. Ama önce şu tabağı bitiriyoruz.
Yunus Emre:Tamam baba
~~~~~~
AKINGİLİN EV
(Güneş, mutfağın penceresinden içeri süzülüyor, masadaki taze demlenmiş çayın buharıyla dans ediyordu. Akın, üzerinde "JÖAK" yazılı siyah tişörtüyle masanın başında oturmuş, bir yandan haberleri takip ediyor, bir yandan da tabağındaki peyniri dilimliyordu. Mutfaktan gelen huzurlu sessizliği, küçük Alya’nın mama sandalyesindeki neşeli mırıltıları bozuyordu.)
Yağmur: (Elinde fırından yeni çıkardığı sıcak poğaçalarla masaya yaklaştı) Al bakalım canım, en sevdiklerinden yaptım. Sıcak sıcak ye de operasyonlarda enerji olsun.
Akın: (Tabağına bırakılan poğaçanın kokusunu içine çekti) Ellerine sağlık hayatım. Dün akşamki o aksiyondan sonra bu poğaçalar ilaç gibi gelecek.
(Alya’ya dönüp gülümsedi) Değil mi Alyoş hanım? Sen de sevdin mi annenin poğaçalarını?
Alya: (Eline aldığı küçük bir poğaça parçasını ağzına götürürken neşeyle bağırdı) Şıcak! Anne, şıcak bu!
Yağmur: (Gülerek kızının yanağından öptü) Dikkat et annem, üfleyerek ye. Akın, Yaren'in ateşi düşmüş çok şükür. Nil ile sabah mesajlaştık, iştahı da yerine gelmiş.
Akın: (Çayından bir yudum aldı) Çok şükür. Alperen’i de anlıyorum; biz dışarıda her türlü tehlikeye göğüs geriyoruz ama evdeki bir ateş, bir küçük çığlık bizi darmadağın etmeye yetiyor.
Yağmur: (Akın’ın karşısına oturdu) Öyle hayatım, bizim sınavımız da evlatlarımızla. Ama bak, Alya bile senin o korumacı tavrını almış. Gece patlamadan sonra sabah uyanır uyanmaz ilk işi "Baba nede? (nerede)" diye sormak oldu.
Akın: (Gözleri dolarak kızına baktı) Canım kızım benim... (Alya’nın küçük elini tuttu) Ben hep buradayım prensesim. Biz Asiltürkler, sevdiklerimizin nöbetini sadece dışarıda değil, kahvaltı masasında da tutarız.
Alya: (Babasının elini sıkıp pofuduk bir sesle) Baba, parka gidelim mi?
Akın: (Eşine bakıp göz kırptı) Bugün operasyon yoksa, emir büyük yerden boncuğum! Önce şu kahvaltıyı bitirelim, sonra Alyoş hanımın park timi göreve başlasın.
Yağmur: (Tebessümle) Hadi bakalım, o zaman bu tabak bitecek. Yoksa park komutanından izin çıkmaz!
(Akın neşeyle kızına peynir yedirmeye başlarken, evdeki huzur taze çay kokusuyla birlikte her köşeye yayılıyordu.)
~~~~~
ALİGİLİN EV
(Güneşin aydınlattığı mutfakta,taze demlenmiş çayın kokusu mutfağı süslüyordu,Hanne elindeki omleti masaya bırakırken Çiçekte annesine yardım ediyordu ve bardakları sofraya koyuyordu)

Amine Yüsra Şenel:Çiçek Asiltürk 10 yaşında
Hanne:Çiçek kızım servis gelicek birazdan sen otur başla ben hallederim
Çiçek:Birşey olmaz annecim ben şimdi hızlıca yaparım kahvaltımı
Ali Batur:Aferim benim kızıma annesinede yardım edermiş
(Çiçek bardakları,Hannede yumurta tavasını ortaya koydu ve başladılar kahvaltıya)
Çiçek:Baba abimi çok özledim ya keşke gitmeseydi ne zaman gelecek
Ali Batur:Şurada okulların kapanmasına ne kaldı kızım 3 ay filan tatilde gelecek inşallah abin
Çiçek:İnşallah
Ali Batur:Anlat bakıyim okul nasıl gidiyor kuzenlerinle iyi anlaşıyorsun demi
Çiçek:Anlaşıyorum tabi onlar benim ailem iyi anlaşmiyipte napıcam beni iyiki beni tam vaktinde yazdırmışsınız böylelikle onlarda erken yazıldı hepimiz 4.sınıfız ,şimdi aynı sınıftayız
Hanne:Evet ya güzel oldu böyle
(Elindeki ekmek sepetini Hanneye uzatarak) hayatım ekmek
Ali:Sağol birtanem (kızına dòndü) Biliyorum kızım çok yok aranızda ama yinede sen onlardan yaşça büyüksün Yaman adı gibi çetindir Yamandır sinirlendin mi tersi babası gibi iyi terstir sen gòz kulak ol tamam mı
Çiçek:Tamam baba zaten Yaman düşünmeden hareket etmez,durduk yerede sinirlenmez sen merak etme dikkat ederim yinede
Ali Batur:Aferin güzel kızım
2 SAAT SONRA İLKOKUL
(3.Ders öncesi teneffüsteydiler,çocukların şen şakrak sesleri koşturmacaları,okulun bahçesini neşelendiriyordu Yamangilde bir aradaydılar)
Yunus Emre:Yaren nasıl oldu kuzen
Yaman:Sabah biraz karnı ağırhyordu ama iyidi
Duru:Bir ara bayılır gibi oldu ya çok korktuk biz
Yunus:Sen zaten herşeyden korkuyorsun
Duru:Hiçte bile o kadar korkak değilim ben
Yunus:Öylesin
Duru:Değilim
Yunus:Öylesin
Duru:Değilim
Yunus:Değilsin
Duru:Öyleyim
(Yaman,Yunus ve Çiçek güldü)
Duru:Yaaa kandırdın beni mızıkçılık yaptın,öyle değilim bir kere
Yunus:Kendi ağzınla dedin öyleyim diye
Duru:Yalnışlıkla söyledim,öyle değilim
Çiçek:Yaa birşey diyicem siz didişmeden duramıyor musunuz
Yaman:Cidden ya hani dün birdaha tartışmıyıcaz diye söz verip birbirinize sarılmıştınız
(Yunusla,Duru birbirine baktı)
Yunus:Off tamam o kadarda korkak değilsin
Duru:Değilim tabi
(2 tane çocuk geldi,bi Doğu ile Can dı bunlar genelde Yunusgile hep bulaşırdılar)
Can:Napıyorsunuz yer cüceleri
Çiçek:Bize mi dedin
Doğu:Sizden başka birileri mi var burda
Duru:Bizimle uğraşmayın Can gidin başkalarıyla uğraşın
Can:Seninle uğraşmayız prenses merak etme
Yunus:Ne diyiyorsun ya düzgün konuş kardeşimle
Can:Ne dedik sanki prenses dedik
Yaman:O sevmez böyle şeyleri
Duru:Evet hemde hiç gidin başkasına diyin
Çiçek:Şşş tamam sakin olun (onlara döndü) Sizde işinize bakın
Doğu:İyi ne haliniz varsa görün,gidelim Can
(Gittiler)
Duru:Delimidir nedir ya
Çiçek:Siz niye cevap veriyorsunuz ki şunlara
Yaman:Napalım susalım mı
Çiçek:Susun demiyorum ama o kadarda takılmayın sòylenir sòylenor giderlerdi
Yunus:O işler öyle olmuyo Çiçek hem bize bulaşıyorlar
Çiçek:Öğretmene niye sòylemiyoruz söyliyelim o halletsin
Yaman:Söyledik noldu bir iki kez uyarı yediler hepsi o yinede bulaşıyolar,neyse zil çalıcak şimdi sınıfa gidelim
Duru:Durun birdakka konudan alakasız ama aklıme birşey geldi
Yaman:Ne geldi
Duru:Okçuluk gurubuna giricez ya bi ismimiz olmalı
Çiçek:Gurup ismi gibimi
Duru:Evet
Yunus:İyide ne koyucaz ki
Duru:Babamgilin isimlerinden yola çıkalık onların ki sekiz köşeydi bizde 5 köşe olalım
Çiçek:Çok klasik geldi bir tık farklı olsun bence
Yaman:Ne yapsak ki
Çiçek:Buldum Asil Okçular veyada Yıldız beşlisi olmalı
Yaman:Asilkan da olabilir
Yunus:Vaaay oda güzel kuzen bence Yaren de gelsin onada soralım öyle karar verelim
Duru:Bencede ama şimdi gidelim derim zil çaldı çünkü, derse geç kalmayalım
Çiçek:Aynen
(Hep birlikte sınıfa doğru gitmeye başladılar)
~~~~~~
MEZARLIK
Osmaniye'nin keskin ama temiz havası, Şehitlik’in sessizliğiyle birleşiyordu. Mete Başkan önde, Barış, Hanne, Bekir Berk ve Koca Yusuf hemen arkasında; nizami bir yürüyüşle mermer taşların arasına girdiler. Her bir taş, vatanın kalbine mühürlenmiş birer tapu gibi parlıyordu.
Mete Başkan: (Durdu ve derin bir nefes aldı) Burası... Burası bizim asıl karargahımız aslanlar. Bizim nefes almamızın sebebi, bu taşların altında yatan yiğitlerin nefeslerini feda etmesidir
.
(Börü, Barış'ın kalbinin en derininde yara olan o taşın önüne geldi: Gülçehre'nin mezarı. Barış, adımları ağırlaşsa da dik duruşundan taviz vermedi. Ama gözlerindeki o buğu, kalbinin fırtınalarını ele veriyordu.)
Barış: (Mezar taşının üzerindeki fotoğrafa bakarak fısıldadı) Geldik Gülçehre... Söz verdiğimiz gibi. Kanın yerde kalmadı, emanetin ise gökyüzünde dalgalanmaya devam ediyor.
Hanne: (Barış’ın yanına yaklaşıp elini hafifçe omzuna koydu) O sadece senin değil, hepimizin yoldaşıydı Barış. Bak, Zeyd de burada... Cahit Başkan da... Hepsi bize bakıyor.
Koca Yusuf: (Gür sesiyle ama hüzünle) Onlar ölmedi evlat. Rabbim öyle buyuruyor: "Siz bilmezsiniz, onlar diridirler." Biz sadece bugünlük hasret gideriyoruz.
(Mete Başkan cebinden küçük bir Kur'an-ı Kerim çıkardı. Bekir Berk hemen yanına geçip sırayla Yasin-i Şerif okumaya başladılar. Okunan her ayet, rüzgarla birlikte mezarlıktaki çam ağaçlarının arasında yankılandı. Barış, mezarın üzerindeki toprağı eliyle düzeltti, kurumuş bir kaç yaprağı kenara itti.)
Bekir Berk: (Okuma bittikten sonra ellerini semaya açtı) Amin... Amin... Amin...
Mete Başkan: (Barış’a döndü) Barış, bugün senin nöbetin bitti mi evlat?
Barış: (Gözlerini Gülçehre’nin fotoğrafından ayırmadan cevap verdi) Şehadetin nöbeti bitmez başkanım. Biz toprağın üstünde, onlar altında bu vatanı bekliyoruz. Sadece... Bazen o sessizlik ağır geliyor. Ama sonra hatırlıyorum; biz Asiltürkleriz. Bizim hikayemiz veda ile değil, feda ile yazıldı.
Hanne: (Gülçehre’nin mezarının yanındaki boşluğa bir demet taze çiçek bıraktı) Bir gün hepimiz kavuşacağız. O zamana kadar emanetin bizim şerefimizdir.
(Börü, son kez selam durdu. Askeri bir disiplinle topuk selamı verdikten sonra, her biri kendi içindeki yangınla ama daha kararlı adımlarla çıkışa doğru yürüdüler. Arkalarında kalan ise sadece mermer taşlar değil, vatan uğruna vazgeçilen koca ömürlerdi.)
~~~~~~
Akın, direksiyon başında her zamanki vakur tavrıyla yolu izliyor, bir yandan da dikiz aynasından arka koltukta kendi kendine şarkı mırıldanan Alya’ya gülümsüyordu. Yan koltukta Yağmur, Alya’nın çantasını kontrol ediyor, bir yandan da parka vardıklarında yapacakları pikniği planlıyordu.
Yağmur:"Akın, dondurma da alalım mı parka gidince?" dedi Yağmur neşeyle.
Akın tam cevap verecekken, önündeki aracın aniden yavaşlamasıyla frene bastı. Ancak beklediği o yavaşlama hissi gelmedi. Pedal, boşluğa düşer gibi tabana yapışmıştı.
Akın:"Ne oluyor?" dedi,sesi bir anda buz gibi olmuştu. Bir kez daha pompaladı, sonra bir daha. Frenler tutmuyordu.
Yağmur, Akın’ın yüzündeki o sertleşen ifadeyi ve pedalın sesini duyunca donup kaldı. "Akın... Neden durmuyoruz?"
Akın:"Yağmur, sakin ol... Frenler... Frenler cevap vermiyor!"
Akın’ın sesi soğukkanlı kalmaya çalışsa da içindeki fırtına çok büyüktü. Araç, Osmaniye’nin hafif meyilli yolunda hızlanmaya başlamıştı. Direksiyonu sıkıca kavradı, el frenini kontrollü çekmeyi denedi ama yüksek hızda arka taraf savrulmaya başlayınca bırakmak zorunda kaldı.
Alya:"Baba? Neden hışlı gidiyoyuz?" dedi, arka koltukta oyuncağını sıkıca tutarak. Olan biteni bir oyun sanıyordu ama annesinin korku dolu yüzü onu ürkütmeye başlamıştı.
Akın:"Bir şey yok fındığım, sıkı tutun sadece!" dedi, Gözleri yolda kaçacak bir boşluk arıyordu. Karşıdan gelen bir kamyon, daralan yol... Akın, ailesini kurtarmak için beyninde binlerce ihtimali saniyeler içinde eledi.
Akın:"Yağmur! Alya’nın yanına geç! Hemen!" diye bağırdı.
Yağmur, emniyet kemerini çözüp bir hamlede arka koltuğa, kızının yanına atıldı. Onu kollarıyla bir zırh gibi sardı.
Yağmur: "Allah’ım bizi koru...Akın,yapabilirsin!"
Akın: "Sizi seviyorum!" diye bağırdı...Bu bir veda değil, bir yemindi. Arabayı bariyerlere sürtüp hızı kesmeye çalıştı. Metalin metale sürttüğü o korkunç gıcırtı tüm kabini doldurdu. Kıvılcımlar camın dışından bir fırtına gibi geçiyordu.Hız biraz düşmüştü ama yolun sonundaki keskin viraj gelip çatmıştı. Akın, arabayı boş araziye yönlendirmek için direksiyonu kırdı. Araç yoldan çıkıp toprak zemine daldığında büyük bir sarsıntı yaşandı. Takla atmamak için direksiyonu son ana kadar düz tutmaya çalıştı ama araba büyük bir kaya parçasına çarparak durabildi.
GÜM!
O korkunç darbe sonrası havada asılı kalan toz bulutu ve motorun tıslaması, ölümcül bir sessizliğe büründü. Akın, patlayan hava yastığının arasından güçlükle nefes alarak doğruldu. Başından süzülen kan gözlerini yakıyordu ama o acıyı hissetmiyordu bile.
Akın:"Yağmur..." dedi, sesi bir fısıltıdan farksızdı. "Yağmur, cevap ver!"
Arkaya döndüğünde kalbi duracak gibi oldu. Yağmur, kaza anında Alya’nın üzerine öyle bir kapanmıştı ki, küçük kız annesinin kollarının arasında, sanki bir fanusun içindeymiş gibi korunmuştu. Alya ağlıyordu ama
Yağmur... Yağmur çok sessizdi.
Akın, kapıyı omuz atarak açtı ve sendeleyerek arka koltuğa ulaştı. Kapıyı yerinden sökercesine açtığında gördüğü manzara ruhunu paramparça etti. Aracın gövdesine giren metal bir parça, Yağmur’un sırtından ağır bir darbe almasına sebep olmuştu. O, son ana kadar siper olmuş, kendini feda etmişti.
Akın:"Boncuğum... Yağmur, aç gözlerini!"
Akın, titreyen elleriyle Yağmur’u kucağına aldı. Yağmur’un kirpikleri yavaşça aralandı. Bakışları bulanıktı ama kollarındaki Alya’yı gördüğünde yüzünde çok hafif, acı dolu bir tebessüm belirdi.
Yağmur: "A-Alya..." diye fısıldadı Yağmur. Sesi artık bu dünyaya ait değilmiş gibi çok uzaktan geliyordu. "İyi mi?"
Akın:"İyi... Çok iyi, senin sayende sevgilim. Ama sen de iyi olacaksın, dayan!"
Akın bir yandan ambulansı arıyor, bir yandan da Yağmur’un soğumaya başlayan elini öpüyordu.
Akın:"Beni bırakma Yağmur, daha parka gidecektik... Dondurma alacaktık..."
Yağmur, zorlukla elini kaldırıp Akın’ın yüzündeki kanı silmeye çalıştı.
Yağmur:"Alya sana... emanet...
Gözlerindeki o son parıltı, Akın’ın kalbine bir bıçak gibi saplanarak söndü. Elindeki o sıcaklık yerini derin bir boşluğa bıraktı. Yağmur’un başı Akın’ın omzuna düştüğünde, Osmaniye yolunun ortasında sanki zaman durdu, kuşlar sustu, rüzgar kesildi.
Akın:"Yağmur? Hayır, hayır! Yağmur bak bana!"
Akın’ın göğsünden kopan o feryat, vadide yankılandı. JÖAK’ın en sert, en korkusuz savaşçısı, kucağında hayatının anlamını yitirmiş bir çocuk gibi hıçkırıklara boğuldu. Alya, annesinin elini tutarak,
Alya:"Anne, uyuma... Hadi payka gideyim," diye ağlarken, Akın kızını da göğsüne bastırdı
.
Gökyüzü hâlâ maviydi, güneş hâlâ parlıyordu; ama Asiltürklerin "Yağmur"u artık dinmişti.
BÖLÜM SONU
(Allah kimseye böyle bir kaza yaşatmasın bölümü nasıl buldunuz)
1:Sizce Yağmur öldü mü?
2:En sevdiğiniz sahne hangisiydi?
3:Çocukların takımının adı ne olmalı sizce?
4:Şehitleri ziyaret ettikleri sahne nasıldı?
5:Çocukların takımı için hangi ismi daha çok beğendiniz?
(Şimdilik hoşçakalın,kendinize iyi bakın)
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.68k Okunma |
365 Oy |
0 Takip |
51 Bölümlü Kitap |