23. Bölüm

22/ Kılıktan Kılığa

Gülşah Can
gulsahcan

 

Herkes, herkes gibi görünebilir,

Sen onları ayırt edemediğin sürece...

 

 

 

 

 

Erdem'in dün akşam parmaklarından dökülen melodinin esintisi hala sürüyordu zihnimde. Kasabanın iç karartıcı görüntüsüne bakarken, kısa süreliğine de olsa hissettiğim o mutluluğun bedenimi usulca terk edişi, Pamir'in duygularım üzerindeki etkisini reddedişime lanet okuttu.

 

İnanmak istemiyordum.

 

''Belki de bir açıklaması vardır.'' dedim kendi kendime. Ağlamak istiyordum ancak göz yaşlarım donmuştu sanki. ''Ne olabilirdi ki böyle bir ihanetin açıklaması?'' diye sordum ardından boşluğa. Esinti sürüyordu. Melodi beni hüzne boğuyor, alacakaranlığın da verdiği o garip hisle bambaşka bir huzursuzluğun kollarına bırakıyordu ruhumu.

 

Işık'tı o.

 

Afra'dan sonra en yakınım, hiç tanımadığım kız kardeşim, beni çoğu sis bulutundan çekip çıkaran masumiyet temsilcimdi. Düşünüyordum ancak bu kez düşünmekle ya da boşluğa dert yanmakla, kendimle mücadeleyi kesebilecek gibi değildim. Belki de bir an evvel yüzleşmem gerekiyordu. Ancak sakin kalmalıydım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Herhangi biriyle konuşmak, ne hissettiğimi kimseye anlatmak, teselli dinlemek istemiyordum.

 

İşin ilginciyse tüm bu isteksizliğin yanında yalnız kalmak da istemiyordum.

 

Nasıl hissetmem gerektiğini de hissettiklerimi nasıl kontrol edeceğimi de bilmiyordum. Üzgündüm. Kızgındım. Hayal kırıklığına uğramıştım. Sevilmediğimi bile düşünüyordum. Işık'ın beni başından beri hiç sevmemiş olduğunu düşünmek bile yaralıyordu içimdeki o yalnızlığıyla mücadelesinin son bulduğuna inandığım küçüğün kalbini.

 

''Bir sebebi olmalı.'' diye geçirdim içimden bir kez daha. ''Belki tehdit ediliyordur.'' Karam'ın başına gelenleri düşündüğümde hayal kırıklığıma direnen yanım, Işık'ın da Karam gibi mağdur olabileceği ihtimaline tutunuyordu.

 

Hava serinliğini artırırken kollarımı birbirine doladım. Karam'a yalnız kalmak istediğimi söylediğimde bana bozulmuştu. Ancak ben tüm bu karmaşanın içinde aslında içten içe yalnız kalmak istemiyor olsam bile, belki de yalnızlığa alışan her çocuğun yaptığı gibi kafamdaki çoğu düğümü kendimle baş başa kalmadan çözemiyordum.

 

Öfkemin hüzne dönüştüğü dakikalardı artık. Başımı geriye doğru atarak derin bir nefes aldım ve dolan gözlerimle gökyüzüne tebessüm ettim. Anlık bir rahatlama sardı bedenimi o an. Aldığım nefes, boğazımdaki düğüme takılmadan ulaştı ciğerlerime. Gözyaşlarım yanaklarıma süzülmeden yok oluverdiler.

 

''Pamir?''

 

Arkamı döndüğümde Pamir oradaydı.

 

''Biliyorum, duygularına müdahale etmemi istemiyorsun ancak seni böyle görmek bana iyi gelmiyor.''

 

''Aslında ben de tam bunu düşünüyordum. Belki de mantıklı düşünebilmem için önce hüznümden, sonra da öfkemden arınmam gerekiyordur.''

 

''Ne yapacağız?'' diye sordu. Elleri ceplerinde, ağır adımlarla yürüyordu, esinti uzayan saçlarını savurduğunda bir elini cebinden çıkardı ve dağınık saçlarını düzeltti.

 

''Bilmiyorum.'' dedim. ''Ne yapacağımıza karar vermeden önce durumu sindirmem gerekiyor.''

 

''Çok düşündüm Feride. Bunca olasılığın arasında Işık'ın bize ihanet edip katilin yanında yer alıyor oluşu ne sebepten olabilir, bulamıyorum.''

 

''Ya Karam'ın başına gelenler Işık'ın da başına geldiyse?''

 

''Bu ihtimali düşünmedim mi sanıyorsun?'' dediğinde son umudum da yok oldu. ''Hissederdim. Karam'ın olan biteni tüm gerçekliğiyle anlatışından sonra güçlerimi esas ne için kullanmam gerektiğini hatırladım ben. Bu bir oyun değil Feride, hava atılacak öyle sıradan bir şey değil. Böyle bir gücüm varsa, burada en iyi eğitmenlerin eşliğinde, Beş'te eğitim alıyorsam bunu insanların iyiliği için yapıyor olduğumu hatırladım. Özel Olanlar'ın arasına girip, kasabayı ve belki de Normal Olanlar'ın dünyasını korumak için yapıyor olduğumu da öyle. Bir hata daha yapamam, yapmam.''

 

''Kafayı yiyecek gibiyim. Işık'ın başından beri katile yardım ediyor olduğunu düşündükçe çıldırıyorum.''

 

''Henüz birinci sınıf bir öğrenciyi nasıl yanına çekti, neden onu seçti, bir sürü soru var kafamda.''

 

''Pamir,'' dedim ve derin bir nefes aldım. ''Bana en başından bir kez daha anlat. Anlat ki atladığımız bir şey var mı, Işık bize neden ihanet etmiş olabilir, hepsini bir defa daha gözden geçirelim.''

 

Saatler birbirini kovalarken belki de aynı konuyu en başından her olasılığı düşünerek defalarca kez konuştuk o sabah. Sonuç hiç değişmiyordu ancak bazı ihtimaller Işık'ın, tıpkı Karam gibi tehdit ediliyor olabilişine çıkarıyordu bizi. Düşündüğümüz her ihtimali diğerleriyle de konuşmadan herhangi bir şey yapmayacağımıza karar vererek binaya döndüğümüzde, günü Işık'a hiçbir şey belli etmeden geçireceğimiz konusunda anlaştık.

 

Yatakhaneye girdiğimde büyük kapı ardımdan usulca kapandı. Doğruca odama doğru yöneldim, uykusuzdum ve derse kadar biraz uyumak, kafamı toparlamak istiyordum.

 

''Yalnız kalmak istediğini sanıyordum.''

 

Aslan Lider, ortak kısımdaki varaklı koltukta oturmuş beni bekliyordu. Ses tonundaki o ima hiç hoşuma gitmemişti.

 

''Zaten yalnızdım. Eğer Pamir'i kastediyorsan-''

 

''Tam olarak onu kastediyorum.''

 

Birkaç adım attı ancak yaklaşmadı. ''Bunca şey olurken yanında olmama izin vermemeni, yalnız kalmak istemeni anlayabilirim Çaylak. Ama en zor anlarımızdan birinde sana hislerini açıkça dile getiren Pamir'i bana tercih etmeni anlayabileceğimi söyleyemem.''

 

''Büyütüyorsun Karam.'' Kelimeler dilimden güçlükle çıkıyordu, zaten yorgundum ve üstüne bir de olası bir tartışmayı kaldıramayacak kadar bitkin düşmüştüm. ''Oradaydım çünkü seninle özel anlarımızı paylaştığımız yer bana iyi geliyor. Pamir'se sonradan geldi, bilmiyorum. Belki de duygularımı hissediyordu ve-''

 

''Yapma Feride.''

 

Sözümü keserek arkasını döndü ve odasına doğru yürüdü. Aslan Lider'in bana karşı gösterdiği bu tavır, onunla tanıştığımdaki halini hatırlattı bir an için. Şaşkınlığıma yenildim ve birkaç saniye susarak arkasından bakakaldım.

 

''Dur biraz!''

 

Odasının kapısı kapanmadan önce ona yetiştiğimdeyse bu kez aynı bıkkınlık ifadesi onun yüzünde can bulmuştu.

 

''Sabah konuşalım, kalbini kırmak istemiyorum.''

 

''Böyle davranarak kalbimi zaten kırıyorsun.''

 

Homurdanarak bu kez pencereye doğru ilerledi.

 

''Derdin ne Karam?''

 

''Bir derdim falan yok Feride. Lütfen odana dön, sabah konuşalım.''

 

''Bu gereksiz tartışmanın yeri mi gerçekten? Yaşadıklarımız ortada ve sen destek olacağın yerde nasıl davrandığının farkında mısın?''

 

''Destek olmama gerek yok ki. Arkamı bir dönüyorum, Pamir zaten yanında. Yalnız kalmak istiyorsun, tamam diyorum. Bir bakıyorum, Pamir'le oturmuş sohbet ediyorsun.''

 

''Bizi mi dinliyordun? Neden uzaktan bakmak yerine yanımıza gelmedin?''

 

''Bak Feride, konu ne okuldaki katil ne arkadaşlarımız ne de Işık. Hepimiz çok zor bir dönem geçiriyoruz ve bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama Pamir'in tek önceliği sensin. Göremiyor musun bunu?''

 

''Karam lütfen yapma. Aranız yeni düzeldi ve ben ikinizin arasına giren kişi olmak istemiyorum.''

 

''Sen ikimizin arasında değilsin, sorun da burada. Sen benim yanımdasın Çaylak, benim elimi tutuyorsun. Pamir bunu kabullenmekte ne kadar zorlanırsa zorlansın umurumda değil. Sırf sen benimlesin diye aramız tekrar bozulacaksa da bozulsun. Bunlar olmasın diye sana aşık olduğunu söyleyen biriyle yakınlık kurmanı istemiyorum. Hepsi bu.''

 

''Kıskanıyorsun.''

 

''Kıskanıyorum.'' dedi. O an hızını kullanarak dibimde beliriverdi birden. Kolları belime dolandı ve usulca beni kendine çekti. ''Çünkü kıskanmaya değer tek şey sensin Çaylak. Benim hissettiğim öfke de hüzün de diğer tüm duygularım da yalnızca senin için. Anlıyor musun?''

 

Beni öptü ve saçlarımı kokladı.

 

''Saatlerdir boğazıma yer etmiş bir düğüm var.'' dedim ağlamaya başlarken. ''Ne zaman bitecek bilmiyorum, korkuyorum. Ama bildiğim tek bir şey var Aslan Lider. Bu düğüm Pamir'in gücüyle yok oluyor gibi görünse de yalnızca senin yanındayken kendiliğinden çözülüyor. İşte bunu sağlayabilecek hiçbir güç yok bu kasabada. Bunu unutma olur mu?''

 

#

 

Yasakların çoğunun kalkmasıyla yemek salonu da açılmıştı. Dönem arası tatili için okuldaki her şeyin normal seyrinde ilerlediğini kanıtlamaya yer arıyordu herkes. Yatakhaneden Karam'la birlikte çıkmıştık, oldukça gergindim. Işık'ı gördüğümde ne yapacağımı bilmiyordum. Durumu tamamen çözene kadar ona bir şey belli etmeyeceğimiz konusunda anlaşmıştık ve Engelleme kullanmak bu kez her zamankinden daha zor olacaktı.

 

''Hazır mısın?''

 

''Olmasam fark eder mi?''

 

Karam omuz silkti. Elimi tuttu ve kahvaltı için yemek salonuna girdik. Afra ve Anıl çoktan masadaki yerlerini almış, bir şeyler atıştırıyorlardı. Onların da en az bizim kadar keyifsiz oldukları gözden kaçmıyordu.

 

''Günaydın.''

 

''Günün aydınlığı tartışılır, Işık bu tarafa doğru geliyor.''

 

''Biz Aslanların masasına geçelim. Sanırım şu an Işık'la konuşmaya hazır değilim.'' dediğimde Karam elimi daha sıkı tuttu ve Işık masaya varmadan ters yöne doğru hareketlendik.

 

Afra'ya ''Nereye gidiyorlar?'' diye sorduğunu duyabildiğim bir mesafedeydik ancak çok geçmeden konuşmaları uğultuya dönüştü ve Aslanların masasına vardık.

 

''Siz oturun. Ben sizin için de alıp geliyorum.'' dedi Yaşar önündeki kahvaltı tabağını işaret ederek.

 

''Belli etmeyelim diyen sendin ama en çok sen belli ediyorsun.''

 

''Elimde değil.''

 

''Biliyorum ama madem bir şey yokmuş gibi davranmayı başaramayacağız, o halde direkt karşımıza alıp konuşalım.''

 

''Bunun için çok erken Karam. Elimizde hiçbir delil yok, onu suçlasak bile bir sürü bahaneyle bizi geçiştirebilir.''

 

''İlk dersin ne?'' diye sordu birden. Bunaldığımı anlamış olmalıydı, konuyu değiştiriyordu. O esnada Yaşar önümüze ağzına kadar dolu iki tabak bıraktı ve yerine geçti.

 

''Orman Tarihi.''

 

''Benimki Savunma. Keşke dersi ekip bizi izleyebilseydin.'' dediğinde garip bir heyecan sardı bedenimi.

 

''Üçüncü sınıfların derslerini izlememize izin var mı?''

 

''Eğer bir Aslasan, evet var.''

 

''Gün geçmiyor ki şu okulda Aslan ayrımcılığı yapılmasın.''

 

''Ama bunun iyi yanları da var güzelim.''

 

''Neymiş o iyi yanlar?''

 

''Senin de bir Aslan olman mesela, yetmez mi?''

 

Omuz silktim. ''Kendi dersime girmeyip, sizin derslerinizi izlemem için bir Aslan olmam yetiyor ancak kimseye lafım geçmiyor. Önce bunun üzerinde çalışmamız gerekiyor bence.'' dedikten sonra Yaşar'ın sandalyesini tekmeledim. ''Kim yiyecek bunca şeyi?''

 

Masadakiler kıkırdamaya başlarken Karam bana doğru eğildi ve kulağıma fısıldadı.

 

''Gittikçe bir Aslan gibi davranıyor olman, sana karşı başka hislerimin de çoğalmasına sebep oluyor Çaylak. Bence bambaşka şeyler üzerinde de çalışmalıyız. Mesela yalnızca ikimizin yapabileceği şeyler üzerinde...''

 

Yüzüm pembeleştiğinde büyük lokmalarla ağzımı doldurdum. Aslan Lider'in olmadık yerlerde beni utandırması hoşuma gidiyordu. Kafamı bir nebze olsun dağıtabildiğim anların çoğu Aslanların arasında gerçekleştikçe, onlarla aramdaki bağın daha da kuvvetlendiğini hissediyordum. Sanki biz beraberken sıkıntılar yok oluyordu.

 

Gözüm Afra ve Anıl'a takıldığında ''Baksana,'' dedim. ''Çok gerginler. Onlar da zorlanıyor, ne yapacağız böyle?''

 

''Herkes şaşkın. Bir an önce şu dilekçe ortaya çıksa da Işık'a hesap sorabilsek keşke.''

 

''Pamir, Işık'ın Gürkan Bey'e götüreceği dilekçeyi yerine koydu, öyle değil mi?'' diye sordu birden Yaşar. Kaşlarımı çattım. ''Bilmiyorum.'' dediğimde Karam'la aynı anda ayaklandık.

 

Pamir yemek salonunda değildi. Hızla koridora çıktığım an Karam'ın işaretiyle durdum.

 

''Geliyor.''

 

''Pamir!'' diye seslendim.

 

''Bir şey mi oldu?''

 

''Dilekçe,'' dedim nefes nefese. ''Dilekçe nerede?''

 

''Sabah yatakhaneye döndüğüm gibi yerine bıraktım.''

 

Derin bir oh çekerken ''Bir an için unuttuğunu sandık.'' dedim ve soluklandım.

 

''Bu kadar yaklaşmışken her şeyi berbat edecek bir hamle yapar mıyım sence Feride?''

 

''Emin olmak için sorduk, uzatmayalım.'' Karam'ın ses tonundaki gergin tını, uyumadan önceki tartışmamızı aklıma getirirken toparlandım.

 

''Işık sabah kahvaltıya gelmeden önce dilekçeyi Gürkan Bey'e iletmiş olmalı. Elindeki kağıtla yatakhaneden çıktığında uyanıktım, onu gördüm.'' dedi Pamir.

 

''O halde beklememize gerek kalmadı.''

 

''Öyle görünüyor. Gürkan Bey, Gölgelerin imzasından diğer kategorilere bahsetmek ve gerekirse onların da fikrini almak zorunda kalacaktır.''

 

''Biz de Gürkan Bey bu dilekçeden bahsettiği an Işık'ı sıkıştırıp dilekçeyi neden değiştirdiğini öğreneceğiz.''

 

''O ana kadar da başka bir hamlesi olacak mı diye tetikte bekleyeceğiz.''

 

Tam yemek salonuna döneceğimiz esnada bir çığlık koptu. Karam hızla beni arkasına alırken biri ''Koşun, yetişin!'' diye bağırmaya başladı. Alkım Hoca'nın sesiydi bu. Özel Olanlar ve eğitmenler, koşarak sesin geldiği yöne doğru ilerlerken, yemek salonundakiler de hızla koridoru doldurdu. Gölgelerden Fırtına ise hızla Pamir'in yanına geldi. Her şey birkaç dakika içinde gerçekleşirken neye uğradığımı şaşırmıştım.

 

''Işık!'' dedi dolu gözlerinin ardından. ''Biri Işık'ı yasak koridordaki odalardan birine kilitlemiş!''

 

''Işık mı? Emin misin Fırtına?''

 

''Eminim, herkes orada.''

 

Pamir koşarak kalabalığı takip ederken Karam, Fırtına'nın koluna yapıştı. ''Kim buldu Işık'ı?''

 

''Yapay zeka sabahtan beri alarm verip duruyormuş. Sebebini anlayabilmek için öğrenciler uyanmadan önce tüm koridorlarda arama yapılmış.''

 

''Sabah yanından geçtiğimizde yapay zeka devre dışı bırakılmıştı.'' dedi Anıl.

 

''Sanırım öğrencileri bir de alarm yüzünden telaşlandırmak istemediler.'' dedi Afra. ''Eğitmenler kapatmış olmalı.''

 

''Sonra?'' diye sordu bu kez Karam. Fırtına'nın gözünden bir iki damla yaş süzüldü. ''Alkım Hoca bulmuş, birkaç dakika önce çığlık atan oydu. Sesi duyar duymaz Tufan'la birlikte koştuk, oraya çok yakındık. Sonra da hemen buraya geldim. Şimdi sorgunuz bittiyse Kerem'i bulup haber vermeliyim!''

 

Fırtına, kolunu Karam'ın parmaklarından kurtardığında Aslan Lider'le göz göze geldik.

 

''Eğer Işık oradaysa,'' dediğim an cümlemi Karam tamamladı.

 

''Yemek salonundaki kimdi?''

Bölüm : 27.01.2026 19:23 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...