
Bazen yarım kalanı tamamlama isteği
intihardan farksız olabilir...
Aslanlar ve Diğerleri / Final
Aldığım her nefes genzimi yakıyordu. Havanın tenime teması içten içe ürpermeme sebep olurken sessizliğin içine doğru yürümeye devam ediyorduk. Aslan Lider'in parmaklarına sıkı sıkıya tutunmuştum. Sanki ellerimiz biraz gevşese, birbirimizden tamamen kopacakmışız gibi hissediyordum.
''Kim olduğunu görmediğine eminsin değil mi?''
''Söylediğim gibi.'' dedi. ''Yüzünü görmedim.''
Pamir de Işık da elindeydi. Sebebini anlayamıyordum ancak Karam'ın sevdiklerine zarar vermek için yemin etmişti sanki. Ancak Aslı'nın ölümünü hala kafamda bir yere koyamıyordum.
''Yatakhaneden çıkarken...'' dedi Karam. ''Bir şey gördün değil mi?''
Anlamıştı. Anlamasına şaşırmamıştım. Bu kez ''Ben miydim?'' diye sordu. ''Yani ölen.''
''Ölmeyeceksin.'' dedim. Yutkunmak hiç bu kadar zor gelmemişti daha önce. Aslan Lider'e bir şey olmayacağını bilsem de baktığım gözleri, dudakları, bu yüzü ölümle yan yana koyamıyordum. Onsuz kalma fikri bir anlığına nefesim kesilmesine sebep olurken hemen dudaklarımı araladım. İhtiyacım olan onun dudaklarında soluklanmaktı o an.
''Sen değildin.'' dedim. ''Beraber olduğumuz sürece seni korumak için her şeyi yapacağım. Söz veriyorum.''
''Bu cümleleri benim kuruyor olmam gerekirdi Çaylak.'' dedi. Gülümsedi. O gülümsemeyi hafızama attım, Karam yanımda yokken yolumu aydınlatacak olan onun gülüşüydü.
''Sanırım gittikçe sana benziyorum.''
''Ve benim bundan hiçbir şikâyetim yok.''
Ağaçların yaprakları güçlü bir esintiyle sarsıldılar. Yürümeye devam ettik. ''Nasıl anlayacağız?'' diye sordum katile adım adım yaklaşırken. ''Karşımıza Işık ya da Pamir kılığında çıkarsa katilin onlardan biri olup olmadığını nasıl ayırt edeceğiz?''
''Kafamızı karıştırmak istediği için aldı onları yanına. Söylediğin gibi yapacaktır. Temkinli olmak zorundayız Feride.''
Temkinli olmak...
Ormandaki ağaçlar sıklaşıyordu. Bu da okuldan epey uzaklaştığımızı, kasabaya doğru yaklaştığımızı gösteriyordu.
''Şuna bak!'' dedi Karam elimi bırakıp. Yerden mavi bir şey aldı ve bana doğru uzattı. Bir bileklikti bu.
''Işık'ın bahsettiği bileklik olabilir mi bu?'' diye sordum. ''Hani ona yemek verdiği esnada ellerini gördüğünü, bileğinde mavi bir bileklik olduğunu söylemişti.''
''Mümkün.''
''Yaklaşıyor olmalıyız. Sence onları nerede tutuyor?''
İleriye doğru baktı. Düşündü. ''Bilmiyorum.'' dedi kararsız bir tavırla. ''Kasabanın orman çıkışına çok az kaldı. Bu yoldan devam edersek doğrudan patikaya çıkarız, burada olduklarını sanmıyorum.''
''Bilekliği düşürdü mü sence?'' diye sordum. Ardından devam ettim. ''Belki Işık yapmıştır. Onları kurtarmak için harekete geçeceğimizi elbet biliyorlardı. Hatırladığı tek detay buydu ve bizim de hatırlayacağımızı düşünüp bilekliği bir şekilde almıştır. Olamaz mı?''
''Işık'ın o an bunu düşündüğünü sanmıyorum Feride.'' dedi. Elimdeki bilekliği aldı ve ''Bence katil bunu bilerek buraya bıraktı.'' dedi. ''Bilekliğin bileğinde olmaması bize bir fayda sağlamayacaktı. Aksine, eğer kılık değiştirirse onu bu sayede tanıyabilir, Işık ya da Pamir'den ayırt edebilirdik.''
''O halde Işık bize olanları anlatırken katil yanı başımızdaydı.''
''Öyle olmalı.''
Karmaşa dört bir yanını sarmışsa, sakin kalmalıydın. Çocukluğum sakin kalmanın ne demek olduğunu anlamak ve sonrasında bunu uygulamaya çalışmakla geçmişti. Parkta diğer çocuklara zarar vermememin tek koşulu buydu. Evde bir yerleri yıkıp dökmeden durabilmemin, babamın sevgisini kazanabilmemin tek şartı.
Çoğu zaman başaramazdım. Belki de beni önce sevmekten ardındansa büyütmekten vazgeçen babamın gözlerinde nefret kırıntısı dahi göremeyişim bu yüzdendi. Belki de daha bebekken bendeki tuhaflığı fark edip gidişinin planlarını çoktan kurmaya başlamıştı kafasında. Mesela annemin beni eve hapsederken aslında bana değil, başkalarına iyilik yaptığını da çok sonraları anlamıştım. Beni korumaya çalıştığını düşünürken, o diğer çocukları benden koruyordu. Sabır kelimesinden nefret ederdim. Ancak nefret etmemin tek nedeni ona sahip olamayışımdı. Bunu bilerek bir kelimeden nefret etmek öyle ağır gelirdi ki hiçbir gecemi ağlamadan sonlandıramazdım.
Şimdiyse yine sabretmem gerekiyordu. Sakin kalmalı, durumu iyi yönetmeli ve kontrolü kaybetmemeliydim.
''Ben yanındayım.'' dedi Aslan Lider. ''Korkma.''
''Bize bir şey olmayacağını biliyorum.'' dedim. ''Gürkan Yenilmez'in ölümünü gördüm Karam. Bizi de gördüm. Yaşıyorduk.''
''Biliyorsun, ölüm görüleri şekil değiştirebilir.''
''Bunu şu an hatırlatmasan iyi olurdu.''
''Korkma.'' dedi yeniden. Elimi sıkıca kavradı. ''Ben buradayım, yanındayım.''
O kocaman gözlerinin içinde kendimi görüyordum. Aslında ona karşı hislerimi fark ettiğim andan itibaren bana her dokunuşunda tuhaf bir tedirginlik sarıyordu bedenimi. Her an onun ölümünü göreceğim korkusuyla başa çıkabilmek belki de sakinliği ve sabrı öğrenmeye başladığımın kanıtıydı. Paniklesem de bana dokunuşundan sonraki o iki saniye geçer geçmez paniğin yerini huzur ve şükrediş alıyordu.
''Aman ne duygusal!''
Karam tek hamlesiyle beni arkasına çekti, büyük gövdesi görüşümü kapattı. Yabancının bize doğru attığı her adımda etrafa yayılan yaprak hışırtıları kulağımı tırmalıyordu.
''Sonunda!'' dedi bu kez. Sesi tıpkı Pamir'inkine benziyordu, onun kılığında olmalıydı.
''Pamir ve Işık nerede?'' diye sordu Karam buz gibi bir sesle.
''Pamir tam da karşında duruyor kardeşim.'' dedi katil. ''Feride'yi kardeşinden mi koruyorsun yoksa?'' Alaycı bir tavırla yana doğru eğildi ve o an göz göze geldik, tüylerim ürpermişti. ''Çok dokunaklı, gerçekten.''
''Pamir ve Işık nerede?'' Karam sorusunu tekrar ederken beni bir iki adım daha uzaklaştırdı geriye doğru. ''Onları bırak. Derdin benimle değil mi?''
Katil, Karam'ı duymamazlıktan geldi. ''Ama doğru, kardeş değildiniz siz artık. Sizi ben ayırmıştım öyle değil mi?''
''Neden yapıyorsun bunu?'' diye sordum kendime hakim olamayarak. ''İnsanları öldürdün, masum öğrencileri... Canlarını yakmaya devam ediyorsun, neden?''
''Geride dur küçük kız. Sana da sıra gelecek ancak önce Karam.'' dedi. Benimle konuşuyordu ancak Karam'a bakıyordu.
''Şekil değiştirebildiğine göre bir Gölge'sin.'' dedi Karam. ''Bana böylesine kafayı taktığına göre benim dönemimden olmalısın.''
''Beni böyle mi sobeleyeceksin? Herkesin tahmin edebileceği basit soruları sorarak mı?''
İkisi arasındaki diyalog sürerken ilerideki ağacın arkasından Işık yürümeye başladı. Elleri ve gözleri bağlıydı. Biri onu itiyor gibi ilerliyordu ancak arkasında kimse görünmüyordu. Anlık bir refleksle ona doğru yönelecek oldum ancak Karam izin vermedi.
''Işık!'' diye bağırdım. Sesimi duyduğu anda ''Feride!'' dedi. ''Feride görünmezler var!'' Tökezleyerek yere düştü ve birkaç kez yuvarlandı.
''Görünmezler.'' diye fısıldadım.
Görünmezler Beş'in hangi kategorisinde yer alıyordu? Onlar da Gölge olmalıydı öyle değil mi?
Işık'ı o halde gördüğüm an hiçbir şey düşünemez olmuştum. Ardından Pamir de tıpkı Işık gibi biri tarafından itilerek katilin hemen arkasına atıldı. Karşımda iki Pamir vardı şimdi. Biri değer verdiğim ve bu halde olmasından ötürü kendimi suçladığım arkadaşım, ailemden biriyken öteki tüm bunların sorumlusu olan, nefretimin dibini sıyıran katildi.
''Işık ve Pamir'in burada olmasının hiçbir yararı yok sana. Neden sürdürüyorsun bunu? Bak, geldim işte. İstediğin oldu. Karşındayım, beni al.''
''Hayır!'' dedim. Aslan Lider'in koluna yapıştığım gibi kendime doğru çektim onu.
''Doğru.'' dedi katil. ''İstediğim sensin.'' Elini cebine attı ve bir mendil çıkardı. O an aklıma Işık'ı kurtarmak için bir yol gelmişti. ''Ama bu biraz alengirli olacak Karam.'' dedi imayla. ''Asıl istediğim senin acı çektiğini görmek. Sevdiklerini bir bir kaybederken gözlerindeki çaresizliğe bizzat tanık olmak.''
''Neden? Anlamıyorum, sana benden bu kadar nefret edeceğin ne yaptım ben?''
Sessizlik oldu. Katilin gözleri parladı, yüzündeki ifade değişti. Mendili eline alarak kafasını geriye doğru attı ve bu kez Işık'ın şeklini aldı.
''Uzun süre dayanamıyor.'' dedim kendi kendime. Katil gücünü kontrol etmekte zorlanıyor olmalıydı. Kendi şekline bürüneceği esnada tıpkı Işık'ın dönüşürken nesnelere dokunduğu gibi dönüşeceği kişiye ya da o kişiye ait herhangi bir objeye temas ediyor, kendine dönüşmeden yeni birinin bedenini kopyalıyordu. Elinde Işık ve Pamir harici birinin eşyası var mıydı bilmiyordum. Ancak onu oyalarsam, yorulmasını sağlayarak kendi görünümüne dönmesini sağlayabilirdim.
''Işık da senin gibi!'' dedim aklıma gelen ilk şeyi söylerken. Katil anlamadı, yüzüme öylece baktı ancak Karam ne yapmaya çalıştığımı anlamış olacak ki gülümsedi. Böyle bir anda bile benimle gurur duyduğunu hissettirmesi bambaşka bir güçtü.
''Sana sessiz olup sıranı beklemeni söylemiştim.'' dedi katil. Bu kez gözleri doğrudan benimkilere bakıyordu.
''Buraya senin sözünü dinlemeye değil, arkadaşlarımı kurtarmaya geldim.'' dedim. Öfkem gittikçe artıyordu. ''Yaprak!'' dedim bağırarak. Işık görümündeki katilin kaşları çatılırken gözleri bağlı olan gerçek Işık kafasını kaldırdı. Saniyeler içinde yerdeki bedeni ufaldı ve sararmış bir yaprağa dönüşüverdi.
''Seni adi!''
''Söylediğim gibi.'' dedim bir kez daha. ''Buraya arkadaşlarımı kurtarmaya geldim.''
''Bul onu!'' dedi katil panikle. Işık'ın yerdeki onlarca yaprak arasından hangisi olduğunu bulmak imkansızdı ancak evren bize yardım etmek için yemin etmiş gibiydi. Öyle güçlü bir rüzgar esti ki yapraklar havalandı, havada birbirlerine karıştılar.
''Lanet olsun!'' Katilin öfkesi gözlerinden okunuyordu. ''Siz ikiniz zeki olduğunuzu sanıyorsunuz ancak Pamir hala elimde. Pekala! Siz istediniz, önce ondan başlayacağım.''
''Karam bir şey yap!''
Katilin sol elindeki bıçağın yansıması gözümü alıyordu. Onu kolundan tutarak tek hamlede kaldırdı. Pamir öyle güçsüz düşmüştü ki hareket ederken ne denli zorlandığı ortadaydı.
''Ona ne yaptın?''
''İlaç verdim.'' dedi katil soğukkanlı bir şekilde. ''Pamir gibi güçlü bir Gölge'yi alt etmek kolay değildi. Beni epey zorladı.''
Pamir birkaç kez yere düşecek gibi olduğunda katil onu tekrar tekrar kaldırdı ve Karam'a bakarak konuşmaya devam etti. Bıçak hala sol elinde, boştaydı. Konuşurken sağa sola sallıyor, aralıklarla Pamir'in boynuna dayayıp geri çekiyordu.
''Pamir'i epey kıskanıyorsun değil mi?'' Karam'ı sinirlendirmek için elinden geleni yapacağı kesindi. ''Görünen o ki bu aptal Çaylak ikinizi de kendisine aşık etmiş.'' Karam ses çıkarmadan katilin sözlerini dinlerken bir hareketlilik sezdim. Pamir'in hemen ardında biri adım atmıştı ancak katil konuşurken bunu fark etmemişti. Biraz sağa kayarak bakışlarımı Pamir'in vücuduna diktim ve o an gördüğüm şey kalbimin hızlanmasına neden oldu.
Pamir'in ellerini bağlayan ip hareket ediyordu. Biri defalarca kez düğüm atılmış ipi çözmeye çalışıyordu. Bunu yapan, katile yardım eden görünmez kişi olmalıydı.
''Onu öldürmem işine bile gelir belki de.''
''Kimseyi öldürmeyeceksin.'' dedi Karam. ''Bırak onu. Bırak Pamir de Feride de gitsin. Buradan uzaklaşsınlar ve sonrasında tamamen sana teslim olayım. Bana istediğini yapabilirsin. Ama artık sevdiklerime zarar verme.''
''Sen ne zamandan beri sevdiklerine böylesine düşkün oldun Karam?''
''Ne demek istiyorsun?''
Işık'ın bedenindeki katil yorulmaya başlamıştı. Gözlerinden tıpkı Işık'a dönüşmeden önceki gibi bir ifade geçti, göz bebekleri büyüdü, mimikleri acı çektiğini ele veriyordu. Elini yeniden cebine attığı esnada tekrar Pamir'e baktım. İp tamamen çözülmüştü, Pamir doğru zamanı kolluyor olmalıydı. Ancak katilin neye dönüşeceğini kestiremiyordum. Yeni bir objeye ihtiyacı vardı ve ona temas etmeden önce etkisiz hale getirilmesi gerekiyordu.
''Pamir şimdi!'' diye bağırdım bu kez var gücümle. Karam'ın arkasından çıkarak hızla katilin üzerine atıldığımda Pamir de benimle eş zamanlı olarak katilin elinden kurtuldu. Elindeki bıçağa güçlü bir tekme savurdu ve bıçak havaya uçtu.
Yerde katille kısa bir boğuşmanın ardından cebindeki mendili ve anahtarlığı alabilmiştim ancak bana öyle bir vurdu ki bilincimi kaybetmeme ramak kalmıştı. Başım döndü, yeri boyladım.
''Feride!''
Yere düştüğüm esnada gözlerimi yummadan hemen önce birkaç kişinin daha koşarak bize doğru geldiğini, içlerinden birkaçının ''Feride!'' diyerek adımı haykırdıklarını hatırlıyordum. Kaç saniye ya da dakika baygınlık geçirdiğimi bilmiyordum. Görüntü bir geliyor bir gidiyordu.
''Nedim Hoca bu!'' diye bağırdı içlerinden biri. Avucumdaki sert cisim yok olmuştu. Gözlerim bir kez daha kapandı. Tekrar açıldığında o sert cismin, katilin cebinden aldığım anahtarlık olduğunu anladım. Nedim Hoca'nın anahtarlığıydı. Kule şeklinde, uzun, odasının ve dolabının anahtarlarının takılı olduğu gümüşten yapılma bir anahtarlık. Masasında görmüştüm, kesinlikle ona aitti.
''O değil.'' dedim ancak sesim çıkmıyordu. Bedenimin zorla ayağa kalkmaya zorlandığını hissettim ancak gözlerim açılmıyordu. Uğultular duyuyordum. ''Feride!'' , ''Hayır sakın yapma!'' sesleri çınlıyordu kulağımda. Etrafımda olup biteni görmek istiyordum. Kendimi bir kez daha zorladım, gözlerimi açmayı başardığımda karşımda diz çökmüş ve gözleri kıpkırmızı olmuş bir Karam bulmayı beklemiyordum. O ana dek boğazımdaki baskıyı hissetmemiştim.
Bu kez tamamen kendime geliyor olmalıydım.
''Yalvarırım yapma! Dur!''
Gürkan Yenilmez, Alef, Afra, Anıl, hepsi buradaydı. Arık bile gelmişti.
''Engellemesi çok güçlü. Zihnine ulaşamıyorum.'' dedi bir kız. Hüma'ydı bu. Çevreye bakmaya çalıştım. Etrafımızı sarmışlardı. Ancak katil bu kez Nedim Hoca kılığındaydı ve ben onun kollarındaydım. Çok güçlüydü. Kolumda ince bir sızı hissediyordum.
''Evet küçük kız.'' dedi kulağıma doğru fısıldayarak. ''Güçlerini kullanmana engel olacak ufak bir iğne...''
Nefes alışveriş hızım düşüyordu, terlediğimi hissediyordum. Boğazıma bir bıçak dayalıydı ancak zihnim bunu düşünmeyi reddediyor, yalnızca uyumak istiyordu. Nedim Hoca kılığındaki katilin kolları beni taşıyor olmasa çoktan yere yığılırdım.
''Konuş artık! Ne istiyorsan söyle!''
Karam çıldırmış gibiydi. Onu Anıl ve Arık tutuyordu.
''Bu kadar oyun yeter!'' dedi katil. ''Aptal Çaylak'a karşılık, Aslan Lider.''
''Kabul!'' dedi Karam. ''Kabul ediyorum yeter ki bırak onu!''
Anıl ve Arık'ın ellerinden kurtulduğu ilk saniye diğerleri bir hamle yapacak oldu ancak katil bıçağı boğazıma bastırdı. ''Hepiniz geri çekilin! Yalnızca Karam gelecek!'' Boynumdan aşağı doğru süzülen bir sıcaklık hissettim ancak canım acımıyordu. Ya olayın sıcağıyla aldığım kesik darbesini hissetmiyordum ya da katilin koluma saniyeler içinde sapladığı iğne sahiden de tesirli bir ilaçtı.
''Geri çekilin!''
''Tamam! Ona zarar verme! Dur!''
Bıçağın baskısı azaldı. Gözümü son bir gayret açtığımda Karam'ın yüzü dibimdeydi. Katil onu kolundan tuttu ve beni bıraktığı gibi yere eğilip iğneyi bacağına sapladı. ''Karam!'' diye bağırmak istedim ancak sesim çıkmadı. Turnalar yanıma doğru koşarken, katil bıçağı bu kez Karam'ın boynuna dayayarak içine alındığı çemberden çıkmaya çalışıyordu.
Aslan Lider, tıpkı Pamir ve benim gibi yavaş yavaş ilacın etkisine bıraktı kendisini. Ben iyileşirken o çöküyordu. Katil onu bulunduğumuz yerden gittikçe uzaklaştırmıştı. Artık bir nokta gibi görünüyorlardı çıktıkları tepede. Bense Turnalar sayesinde kendime gelmeyi başarmıştım. Ayaklandım ve ''Kaçıyor!'' diye bağırdım Gürkan Yenilmez'e bakarak. ''Bir şey yapın!''
''Tüm ormanı sardık!'' dedi Hüma. ''Özel Olanlar her yerde, peşinden gittiğimizi anlamamalı, beklemeliyiz.''
''Boynuna bir bakalım Feride, lütfen.''
Afra'nın elini ittim.
''Bırak beni!''
Bana yardım etmek istediklerini biliyordum ancak Karam katilin elindeyken öylece oturamazdım. Çıktıkları tepeye doğru koşar adım ilerledim. Bu kez Alef tuttu beni.
''Bir şey söyleme! Sakın beni göndermeyeceğini söyleme!''
''Feride bu çok tehl-''
''Başlatma tehlikesine! O benim her şeyim, ailem! Karam'ı o hastalıklı katille yalnız bırakmayacağım!''
''Biz de bırakmayacağız, Hüma'yı duydun!''
Gücüme kavuşmuştum. Alef'in bir anlık boşluğundan yararlanarak onu atlattım ve var gücümle koşmaya devam ettim.
''Feride!''
''Feride dur!''
Aldırış etmeden koştum. Öyle hızlı koşuyordum ki belki de Beş'e geldiğim günden beri maksimum hızıma ulaştığım tek an bu andı. Arkamdan yükselen nidalar azaldıkça yavaşladım. İzimi kaybettirmiştim.
''Karam!''
Gözyaşlarıma engel olamıyordum.
''Karam neredesin?''
Delirmiş gibi bir sağa bir sola koşarken kısa bir çığlık çalındı kulağıma. ''Karam!'' diyerek sesin geldiği yöne doğru koşmayı sürdürdüm. ''Adi pislik!'' dedi bu kez Nedim Hoca kılığındaki katil. Buradalardı. Koca bir ağacın arkasına saklanarak soluklandım.
''Beğendin mi yaptığını?'' dedi bu kez. ''Senin yüzünden bir misafirimiz oldu.''
Ardına saklandığım ağacın sağından bir el beni kolumdan tutarak yere doğru savurdu. Katil oldukça güçlüydü. Düştüğüm yerden kafamı kaldırdığım an Aslan Lider'le göz göze geldim. Bitkindi ve neredeyse bayılmak üzereydi, yine de ilacın etkisiyle savaşmaya devam ediyordu.
''İyisin değil mi? İyi olduğunu söyle!''
Ona sarılarak kollarımın arasına aldığımda katil gülmeye başladı.
''Siz ikiniz sahiden de midemi bulandırıyorsunuz. Kehanet yüzünden beraber olduğunuzu bilmesem birbirinize gerçekten de aşık olduğunu sanırdım.''
Öfke dolu bakışlarımı ona diktim. Bileğini sıvazlıyordu.
''Bak,'' dedi. ''Aslan sevgilin bir kedicik olduğunu nasıl da kanıtladı. Bu haliyle bile bana kafa tutuyor.''
''Etini kopartmalıydım.'' dedi Karam. Kelimeleri yutuyor, konuşmakta hayli zorlanıyordu.
''Bıçak hala bende.''
İkimize birden doğrulttu ve birkaç saniye sonra geri çekip ayaklandı. O bizi rehin almış, etrafımızda turlayıp tehditler savurmaya devam ediyorken ben Karam'ın saçlarını okşuyordum. Kendi gücümü ona tamamen verebileceğimi bilsem bunu o an yapardım. Ancak Turnaların yardımı olmadan kendisine gelmesini beklemek uzun sürecekti. O kadar zamanımız olduğundan şüpheliydim. Katil önce beni, ardından da Karam'ı öldürmeyi kafasına koymuş gibiydi.
''Aptal Çaylak'ı gözlerinin içine bakarak öldürürken çekeceğin acı için çok hevesliyim biliyor musun? Sırf bu yüzden biraz daha bekleyeceğim. Zihninin kendine gelmesini bekleyecek ve acının tüm bedenini nasıl titrettiğini seyredeceğim.''
''Bir şeyi anlamıyorum.'' dedim. ''Aslı'yı neden öldürdün? O Karam'ı tanımıyordu bile.''
''O da tıpkı senin gibi aptal bir çaylaktı. Öldürdüm çünk-'' derken bir anda öksürdü. Yine aynı ifade geçti gözlerinden. Mimikleri onu ele verdi. Gücü tükeniyordu, şekil değiştirmek zorunda kalacaktı. Bunu hızlandırmak için ne yapabileceğimi düşündüm hemen. Gücümü kontrol edemediğim anlara gittim. Yalnızca panik değil, öfke de kontrolü kaybetmenize neden olurdu çoğu zaman. Bu Normal Olanlar'ın dünyasında bile böyleydi. Onu öfkelendirmeliydim.
''Daha fazla dayanamayacaksın.''
Derin bir nefes aldı ve bir elinde tuttuğu bıçağı hala bize doğrultmuşken diğer eliyle ceplerini kurcaladı. Yeni bir objesi yoktu bu kez, bakışlarındaki endişe bunu ele veriyordu.
''Karam'dan nefret etmen için sağlam bir nedenin olmalı. Düşünüyorum da herkes birinci dönemdeki Karam için iyi şeyler söylüyordu. Onu herkes severmiş. Sana ne yaptı da bu hale geldin?''
''Sus.''
''Canını nasıl yaktı merak ediyorum. Bu yalnızca öfkenin doğurduğu bir intikam olamaz.'' dedim. ''Kendin olamayacak kadar korkmuş olmalısın. Başka kılıklara sığınacak kadar üzülmüş olmalısın.''
''Sana susmanı söyledim.''
Titremeye başladı.
''Haklıyım değil mi? Asıl mesele öfke değil. Korkaksın sen. İntikamını bile başka bedenler ardına sığınarak almaya çalışan bir korkaksın.''
''Kes sesini!''
''Gerekçelerinin her biri bahane! Aşağılık kompleksi olan bir hiçsin sen. Masum insanları gözünü kırpmadan öldüren ama katil kim sorusuna verilecek cevap da adın geçmesin isteyen bir yalancısın!''
''Asıl yalancı o!'' diye bağırdı birden. ''Asıl yalancı o!''
Bedeni küçülmeye başladı. Nihayet dönüşüyordu.
''Böyle mi alacaksın intikamını bizden! Böyle mi acı çektireceksin Karam'a! Yüzünü göstermekten ödü kopan bir katil olarak mı sonlandıracaksın hayatımızı diğerlerine de yaptığın gibi?!''
''Ben korkak değilim!''
Sesi, cümlesinin sonuna doğru cılız bir kadın sesini aldı. Nedim Hoca'nın görüntüsü yavaşça kaybolurken kıvırcık saçları omuzlarına dökülen, esmer tenli, ince yapılı bir kadın çıktı ortaya. Gözleri sinirden kızarmıştı ve bıçağı tutan parmakları neredeyse kırılacaklardı.
''Eva?'' dedi Karam kucağımda kıpırdanarak. ''Sen misin?''
Kendi şekline bürünen katil ''Benim.'' dedi. ''Şaşırdın öyle değil mi?''
Katil, Karam'ın birinci dönem ayrılmak zorunda kaldığı, sene sonu sınavından kalarak İşe Yaramazlar'a giren ve okuldan atılan Eva mıydı?
''Neden yaptın?'' diye sordu Karam. Ayaklanmak için direndi, ona destek olarak doğrulmasını sağladım.
''Bazı planlar istediğim gibi gitmese de tıpkı olması gerektiği gibi karşımdasın. Diz çökmüş bir halde, bana neden diye soracak kadar zavallısın. İşte bu yüzdendi her şey. Seni bu halde görebilmek içindi.''
''Anlamıyorum.'' dediğinde gözleri doldu. ''Semih senin de arkadaşındı.''
''Değildi!'' Öyle çok bağırdı ki o an, Alef ve diğer Özel Olanlar'ın Eva'yı duymuş olmasını diledim.
''Benim hiç arkadaşım olmadı. Beş'te hep sığıntı gibiydim, istenmeyen, beceriksiz, dışlanmış bir sığıntı.'' Bıçağı Karam'ın yüzüne doğru savurduğunda gözlerimi sımsıkı yumdum. Ardından geri çekildi. ''Bir tek sen vardın Karam, bir tek sen... Ama ne yaptın? Aptal bir efsane, anlamsız bir kural yüzünden bıraktın beni.''
''Sebebi yalnızca bu değildi, kendini kandırıyorsun.''
''Sen bana acımadın. Şimdi benim merhamet göstermemi mi bekliyorsun?'' Alaycı bir gülüş sözlerine eşlik ederken volta atmaya başladı. ''Biliyor musun, zekam Beş sınırları içindeyken hep küçümsendi ama benim planım kusursuzdu. Beş'e döndüğümde senden intikam almaya hazırdım.''
''Bu kadar kötü kalpli biri olduğunu tahmin bile edemezdim.''
''Neden? Bir Aslan olmadığım için mi?'' Eva'nın gözünden bir karartı geçti sanki o an. Karam'a olan öfkesi yüzünden okunuyordu. ''Beş'in yardımı olmadan da güçlerimi kontrol etmeyi öğrendim. Hala biraz zorlanıyorum ama hiç de fena sayılmam, ne dersin? İşleri kolaylaştırmam için gereken birkaç basit şey vardı. Yerine geçip aranızda dolanırken ruhunuzun bile duymayacağı bir eğitmen, size yakın olan ve tehdit ederek yanıma çekebileceğim öğrenciler ve katilin okula geri döndüğüne dair korku salacak birkaç iz.''
''Aslı'yı bu yüzden mi öldürdün?'' diye sordum.
''Aslı...'' dedi. ''Aslına bakarsan o olay tam bir şanssızlıktı. Bak!'' Gözleri büyüdü, kahkaha attı birden. ''Kelime şakası yaptım, yakaladınız mı?'' İkimiz de sessiz kaldığımızda ''Sanırım aklınız bulanmasın diye her şeyi başından anlatmalıyım. '' dedi. ''Kehanetinin ardından öyle kızmıştım ki,'' derken bakışlarını birkaç saniyeliğine bana çevirdi. Ardından yeniden bedenini kollarıma bırakan Karam'a döndü. ''Kıskançlık tüm bedenimi ele geçirmişti sanki. Gücümü kullanmakta zorlanıyordum. Kehanetinin gerçekleşme ihtimali beni delirtiyordu ve buna engel olmak zorundaydım. Aylarca kampta kaldım, kendimi denedim, uğraştım. Bir İşe Yaramaz olmak ne demek bilemezsiniz. Kasabada öyle bir bakarlar ki bize... Ama yılmadım, şekil değiştirme sürem uzamıştı, gücüm yerindeydi. İkinci dönem yaklaştığında ormanı kullanarak Beş'in içine sızmayı başardım. Ardından yapay zekanın bakımda olduğu bir vakti kollayıp o nefret ettiğim Nedim Hoca'nın odasına girdim. O gece masasının başında uyuyakalmıştı.''
''Onu öldürdün mü?''
''Hayır. Uykusunda ona size verdiğim ilacı verdim ve tamamen bayıldığında geçitlerdeki gizli bölmelerden birine tıktım onu. Artık istediğim her an Nedim pisliğinin yerine geçebilecektim.''
''O sana ne yaptı? Neden ondan bu kadar nefret ediyorsun?''
''Sene sonu sınavında bana geçmem için onay vermeyen oydu!'' dedi gürleyerek.
''Hayır,'' dedi Karam. ''Bu heyet kararıydı. Hem yeterince güçlü değildin hem de sağlıklı düşünemiyordun. Bunun sorumlusu Nedim Hoca değildi.''
''Kes sesini!''
Yerdeki toprağa güçlü bir tekme savurduğunda yüzümüz ve bedenimiz toz içinde kaldı. Eva ise konuşmaya devam etti.
''İkinci dönem başlangıcında Nedim'in yerine geçerek kategori belirlemesine girdim. Yeni dönem çaylakların arasında kadın bir Aslan yoktu. Planımı geliştirmem ve senden hak ettiğin gibi büyük bir intikam almak için yeterli zamanım vardı. Ama işler istediğim gibi gitmedi.''
''Aslında Semih'i öldürmek istemedin, değil mi?''
Öfkeyle bakan gözlerinden bir hüzün kırıntısı geçti. Kafasını iki yana salladı. ''Semih o gece ben dönüşürken orman girişinde beni gördü. O bir Ağaçtı, kolay lokmaydı. Benimse tek bir amacım vardı kendimi buna adamıştım. Basit bir Ağaç yüzünden planlarımın suya düşmesine izin veremezdim.''
''Onu öldürdün.''
''Beni görmüştü. Başka çarem yoktu!''
''Semih'i sen öldürdün!''
Karam'ın gücü yoktu. Ağlamaya başladığında ona daha sıkı sarıldım. ''Onu öldürdün!'' diye sayıkladı bir kez daha.
''Ve suçu Aslanlara attım. Aslında Semih'i öldürmek planda yoktu ama bu işime yaramıştı. Suçu Aslanlara attığımda sen ve o sarsılmaz bir bağ ile birbirinize tutunduğunuz arkadaşların arasındaki güven duygusu yok olacaktı. Pamir'in senden nefret etmesi için yeterli bir sebepti Semih'in ölmesi.''
''Onu öldürdün...''
''Oklar Aslanlara çevrildiğinde yapmam gereken şeyin seni korkutmak ve sindirmek olduğunu biliyordum. Elimi çabuk tutmalıydım, tek bir zaafın vardı. Ben de bunu kullandım.''
''Beni sevdiklerimle tehdit ettin!''
''Bu bir kumardı. Sevdiğini söylediğin herkesi gerçekten de sevdiğini düşünmüyordum. Ancak yalanların yalnızca beni kandırmak içinmiş!''
''Ben seni hiçbir zaman kandırmadım Eva.''
''Devamını merak etmiyor musun?'' Karam sustu. ''Güzel, o halde anlatayım. Aslanlar diğerlerinden ayrıldığında ve sen Beş'in yeni kötü adamı ilan edildiğinde tıpkı istediğim gibi zaman kazandım. Üçüncü dönem geldiğinde kategori belirleme günü yeniden o koltukta oturuyordum ve sen geldin.'' Bu kez doğrudan bana bakıyordu. Kalbim deli gibi çarpmaya başlamıştı.
''Gücünün tespiti zordu. Sonuçlar bir Aslan olduğunu bariz bir biçimde gösteriyordu ancak buna engel olmalıydım. Aslanları diğerlerinden ayırmayı başarmışken, uğruna ölmeyi göze aldığım planım işlemeye devam etmeliydi, Karam'ın aşkını başlamadan yok etmeliydim.''
''Bir Ağaç olduğuma inandırdın herkesi. Beni bile...''
''Diğer eğitmenleri ikna etmem epey bir zamanımı aldı. Ortadan kaybolan birkaç belgeyle bunu başardım ve artık Karam'a ulaşamayacaktın.''
''Ama öyle olmadı.''
Hızla nefes almaya başladı. Onu kışkırtmak istemiyordum, Karam'a zarar vermesinden korkuyordum.
''Senin meraklı bir kedi gibi oradan oraya koşturacağını bilemezdim elbette. Evet, planımı zora sokacak birçok şey yaptın ama sonunda ikiniz de tüm çaresizliğinizle buradasınız!''
''Aslı,'' dedim bir kez daha Eva'nın aşağılamalarını görmezden gelerek. ''Onu neden öldürdün? Ondan ne istedin?''
''Semih gibi ayağıma dolandı.'' dediğinde yumruklarımı sıktım. ''Okulun ilk gününü hatırladın mı Karam?'' diye sordu. ''Deniz'le ormandaki kaçamak gecenizi?'' Birden bize doğru ilerledi ve Karam'ı kollarımın arasından çekiverdi. Öyle hızlı davrandı ki ayaklanmak dışında bir şey yapamadım. Şimdi elindeki bıçağı Karam'ın boynuna dayamıştı.
''O gece beni ikinci kez sırtımdan vurdun. Benden başkasıyla olmaman gerekiyordu ama sen bir kez daha umursamadan başka birine dokunuyordun Aslan Lider.''
''Deniz'den öğrenmem gerekenler vardı. Onu yakınımda tutmalıydım.'' diye fısıldadı Karam. Ancak Karam'ın açıklamaları Eva'nın umurunda değildi. ''Okuldaki tek meraklı kedi senin ebedi aşkın değilmiş meğer.'' dedi. ''İkinizin ormana gidiyor olduğunu gördüğümde peşinize takıldım. Elbette Nedim Hoca'nın kılığındaydım ve eğer merak ediyorsan, Deniz'den de öcümü aldım.''
''Onu öldüren de sendin.''
''Deniz seni öptüğünde çok öfkelendim. Kontrolü kaybettim ve bir anda kendime dönüştüm. Dönüşümü objeler olmadan tamamlayamıyordum. Cebimdeki anahtarlığa ulaşıncaya dek birinin beni görmüş olabileceğini tahmin etmezdim ancak Aslı sahiden de bir çaylaktı. Dönüştüğümü gördüğünde şoktan çığlık attı. Eğer sessiz olsaydı ve beni görmezden gelseydi belki de ölmesine gerek kalmayacaktı ancak öyle olmadı. Nedim Hoca'ya dönüşerek hızla onu yakaladım. Yazık, kaçmak için hamlede bulunacak fırsatı bile olmamıştı.''
''Sen!''
''Kal orada!'' dedi bıçağı Karam'ın boynuna biraz daha bastırırken. Eva'nın kollarında tamamen güçsüz kalmış sevgilime bakarak kendimi geri çektim. Ellerim, bacaklarım, tüm bedenim titriyordu.
''Onu öldürdükten sonra sanki yeni bulmuşum gibi başına çöktüm. Çığlık yüzünden Karam ve Deniz de çoktan yanımıza gelmişti. Ancak ben bir eğitmendim, beni suçlayamayacaklarını biliyordum. Ölen yine bir Ağaçtı ve bunun sorumlusu yine Aslanlar olmalıydı. Not yazacak vakti bulamadığımdan bunu sonraya erteledim. Notu Aslının ölümünden hemen sonra yazdım ve daha sonra kullanmak üzere sakladım. Ta ki sen boyunu aşan her şeye burnunu sokup işleri kurcalamaya başlayana dek!''
Eva her geçen saniye daha da öfkeleniyordu.
''Planım kusursuzdu! Tüm Beş tarihini, güç kasabasını, herkesi kendime hayran bırakacaktım. Herkes günün birinde zekamdan söz edecekti! Peki sen ne yaptın? Olmaman gereken yerlerde, olmaman gereken kişilerle oldun! Planımı mahvettin!''
''Eva, bırak elindeki bıçağı. Lütfen Karam'a bir zarar verme!''
''Kendin için endişelen ufaklık.'' dedi sırıtarak. ''Çünkü önce sen öleceksin!''
Karam'ı yere doğru fırlattı bir anda üstüme atılacak oldu. Ancak Karam, Eva'nın bıçağı bana doğru savurduğu kolunu tutarak ona karşı koymaya çalıştı. İkisi bir süre boyunca boğuştular. Ancak Eva'nın bir anda Karam'ın kimliğine bürünmesiyle ikisini ayırt etmek imkansız bir hal aldı. Bıçak yere düşmüştü. Hızlı düşünmem, hızlı karar vermem gerekiyordu. Bıçağa uzandım ve elime alarak ''Durun!'' diye bağırdım. Yerde sürünen iki Karam vardı ancak yalnızca biri benim Aslan Liderimdi.
Nasıl anlayacaktım?
''Öldür onu Feride!'' dedi soldaki Karam. ''Bıçağı fırlat!''
''Feride benim, Karam! Eva o!'' dedi bu kez sağdaki Karam.
''Feride!''
''Olduğunuz yerde kalın!''
Alef, Hüma ve Özel Olanlar, ellerindeki kesici aletlerle etrafımızı sardılar. Alef yanıma yaklaşırken ''Feride, hangisi Karam?'' diye sordu. Kafamı iki yana salladım. Bilmiyordum. ''Bilmiyorum! Lanet olsun ayırt edemiyorum!'' dedim çaresizlikle. Gözyaşlarım görüşümü tamamen kapatmıştı. Bıçak elimde bir soldaki Karam'a, bir sağdaki Karam'a doğru fırlatmak üzere öylece duruyordum. Yine hiçbir işe yaramıyordum.
''Çaylak! Beni dinle, benim!'' dedi soldaki Karam bir kez daha.
''Yalan söylüyor Feride! Katil o!''
''Hatırla,'' dedi birden. ''Çatıda konuştuklarımızı hatırla, sana nasıl baktığımı, seni nasıl öptüğümü hatırla Çaylak!'' Soldaki Karam'ın kurduğu cümlenin hemen ardından bıçağı sağdaki Karam'a çevirdim.
''İnanma!'' diye bağırdı. ''Aklınla oynuyor! O gün yaşananları biliyor, seni kandırmaya çalışıyor!''
''Beni dinle Feride, gerçek Karam benim!''
''Öldür onu Feride!''
Öyle hızlı nefes alıyordum ki bayılmak üzereydim. Yanlış bir hamle, Karam'ı tamamen kaybetmeme neden olacaktı. Sağdaki Eva olmalıydı. Sağdaki Karam, katil olmalıydı. Gözlerimi yumdum bir kez, kolumu kaldırdım ancak bıçağı fırlatacağım esnada ''Soldaki!'' dedi ormanın içinden biri. Gür bir sesti, yankısı birkaç saniye sürdü.
''Katil soldaki!''
O an hiç düşünmeden yönümü değiştirdim ve o sesi dinlemeye karar verdim. Her şey çok hızlı gelişmişti, bıçağı fırlattığım gibi soldaki Karam'ın kalbine isabet etti kesici alet. Cüssesi yeri boylarken bedeni küçüldü, saçları, elleri, bacakları şekil değiştirdi.
Bıçağı fırlattığım kişi Eva'ydı.
Derin bir nefes verirken kendimi yere bıraktım. Özel Olanlar koşarak Eva'nın bedenine yöneldiler. Gerçek Karam'sa yerde sürünerek yanıma ulaştı. Yüzümü avuçlarının arasına aldı ve alnını alnıma dayadı. Birkaç dakika boyunca orada soluklanırken bıçağı kime fırlatmam gerektiğini söyleyen sesin sahibi aklımdan uçup gitmişti.
Kafamı kaldırdığımda karşımda dikilen adamı daha önce hiç görmemiştim. İri bedeni, açık kumral saçları ve bakışlarıyla bana Karam'ı andırıyordu.
''Hakan.'' dedi elini bana doğru uzatırken.
''Notunuz elime geç ulaştı ama yine de yetiştim sayılır, öyle değil mi?''
#
Beş'te geçen koca bir yılın sonuna gelmiştik. Korkunç hissettiğim anlar olduğu kadar kendimi bulduğum ve ait olduğum yerde bulunduğum için şanslı hissettiğim anlar da olmuştu bu bir yıl içinde.
Aslı'ya verdiğim sözü tutmuştum.
Yolda başıma birçok şey gelmişti belki ancak Eva'nın ölümüyle birlikte sorgulanışım, mahkeme tarafından suçsuz bulunuşum ve sene sonu sınavını başarıyla tamamlayışım, yaşadığım tüm zorlukların eşi benzeri olmayan bir ödülü olmuştu. Her şeyden önemlisiyse Karam yanımdaydı. Hala elimi tutuyordu ve bana aynı heyecanıyla gülümsemeye devam ediyordu.
''Sonunda mezun oluyorum, ha?''
Afra'nın cübbesini düzeltirken kafamı salladım. ''Mavi sana çok yakıştı.'' dedim ona sarılırken. ''Seni çok özleyeceğim.''
''Okul yönetmeliği baştan aşağı değişiyor. Kasabaya çıkmanız için izin günleri artırılacak, sık sık görüşeceğiz.''
Omuz silktim. Afra'yı istediğim her an göremeyecek olmak canımı hayli sıkıyordu ancak Ağaçların dönem birincisi olarak mezun olduğu için onunla gurur duyuyordum.
''Teklifi düşündün mü? Kabul edecek misin?''
''Bilmiyorum.'' dedi. ''Sanırım kasabaya döndüğümde bunu düşünmek için epey fırsatım olacak.''
Afra, Özel Olanlar Başkanlığı tarafından Dilekçe Takip Müdürü olmak üzere Meclis Üyesi daveti almıştı. Tarihte herhangi bir Ağaç'ın meclise giremediği düşünülürse, bu Afra için büyük bir başarı sayılırdı ancak Anıl'dan kopmak istemediği için teklifi değerlendirmeyi sürekli erteliyordu.
''Çok güzel olmuşsun!'' diyerek Ağaçların yatakhanesine bodoslama dalan Işık, Afra'nın boynuna atladı. ''Her şey yolunda! Bizi yalnız bırakıyor olman dışında tabii.''
''Tekrar söylüyorum,'' derken ikimize birden sarıldı bu kez. ''Yalnız olmayacaksınız. Hem sürekli mektuplaşacağız hem de burada birbirinize sahipsiniz.''
Anıl kapıdan seslendi.
''Hazırsanız bahçeye çıkalım artık. Tören başlayacak.''
Afra topuklularının üstünde Anıl'ın yanına ilerlerken Işık koluma girdi ve birlikte koridora çıktık.
''Sence sınavları nasıl geçti?'' diye sordu birden. ''Alınacaklar mı dersin?''
Pamir ve Karam'ın Özel Olanlar'a giriş sınavlarının son aşaması bugündü. Çok aşamalı bir sınav olduğundan bir haftadır uğraşıyorlardı ve sonunda büyük gün gelip çatmıştı.
''Şüphem yok, ikisi de çok başarılı. Diğer adaylara göre puantajda da öndeler.''
Işık'ın yüz ifadesinden söylemek istediği başka bir şey daha olduğunu ancak bir türlü ağzındaki baklayı çıkaramadığını anlamıştım.
''Söyle hadi.'' dedim bahçe kapısının önünde durarak. ''Ne oldu?''
''Aklımı kurcalayan bir şey var.'' dedi. ''O gün...'' Sustu ve etrafına bakındı. ''Eva'nın öldüğü gün, ona yardım eden görünmez Gölgeler hala bulunamadı ve aramızdalar. Bu seni hiç tedirgin etmiyor mu?''
Ediyordu. O gün yaşananlardan beri aklımdan çıkmayan tek şey buydu belki de. Ancak fazla sorgulama yeni sorunlar doğururdu ve ben yeni bir sorun için fazlasıyla yorgundum.
''Eva'nın tehditle yanında tuttuğu birileri olmalı. Tıpkı Deniz gibi.''
''Ne oldu da birden bize yardım etmeye karar verdiler peki? Pamir'i çözen o ikisinden biriydi. Yine de çok mantıklı gelmiyor, bulunamamış olmaları beni biraz ürkütüyor.''
''Kolay şeyler yaşamadın Işık. Korkuyor olman çok normal ama geçti artık.''
Söylediklerimi onaylar gibi kafasını salladı. Onu ikna edemediğimi biliyordum. Ancak şimdilik bu durumu rafa kaldırmaktan başka bir şansımız yoktu.
Tören bitmişti, üçüncü sınıfların mezuniyet töreninin ardından yemek salonunda büyük bir ziyafet verilmiş, masalar bu kez tüm kategorilerin birlikte oturacağı şekilde konumlandırılmıştı.
''Yemeğe yetişeceklerini söylemişlerdi.'' dedim elimdeki tepsiyi masaya bırakırken.
''İşte!'' dedi Arık. ''Geliyorlar.''
''Karam öfkeli görünüyor.''
Gülümsemem, Aslan Lider'in yüzündeki ifadeyi görünce kayboldu. Ayaklandım ve ona doğru ilerlemeye başladım.
''Sonuç ne oldu sizce?''
''Sonuçlar yarın açıklanacak.''
Pamir bana doğru yaklaştı ve yanımdan geçerken ''Ona kafasına takmamasını söyle.'' diye fısıldadı.
''Bir sorun mu var?'' Karam'ın elini tuttum ve cevap vermesini bekledim bir süre. Bu esnada diğerleri de etrafımıza toplanmıştı.
''Kalkanlarla iş birliği yaptığımız ve bunu sakladığımız için beni Özel Olanlarda istemiyorlar.'' dedi birden.
''Ne?''
''Nasıl bir saçmalık bu?''
''Hakan olmasaydı bunu başaramazdık bile!''
''Durun çocuklar!'' dedim. ''Bırakın da cümlesini bitirsin.''
Karam sıkıntılı bir iç çekişin ardından yeniden konuştu. ''Gürkan Yenilmez bu hafta sonunu bir rapor hazırlamakla geçirmiş. Olanlar hakkında yazılmış zorunlu bir müdür raporu.''
''Aleyhine bir rapor mu bu?''
''Kalkanları bu işe bulaştırmış olmanın, kasabaya ve Beş'e vereceği olası zararlar üzerine bir rapor.''
''Adi herif.'' dedi Anıl.
''Okul heyeti durumun böyle olmadığını düşünüyor ancak meclis Özel Olanlar'a girersem, Hakan'la aramdaki akrabalık ilişkisi yüzünden ondan herhangi bir durumda yeniden yardım alabileceğimi düşünüyorlar.''
''Anlamıyorum.'' dedim. ''Hakan olmasaydı şu an seni öldürmüş olabilirdim Karam! Bunun sorumluluğunu ben almalıyım, sen değil!''
Ayaklandım ve sinirle turladım birkaç adım. ''Çok saçma.'' dedim yeniden. ''Bu saçmalıkların bir son bulması gerekiyor artık.'' Yemek salonundan çıkarken diğerleri de peşime takıldılar. Benimse rotam belliydi, Gürkan Yenilmez'le konuşmam gerekiyordu.
''Feride dur!''
''Hayır Karam, bu işi böyle bırakamayız. Verdikleri yanlış kararlar yüzünden yeterince öğrencinin hayatı mahvoldu. Şimdi senin hayatını da mahvetmeye çalışıyorlar ve bu haksızlık."
Kapıyı çalmadan içeriye daldığımda Gürkan Yenilmez masasında oturmuş bir şeyler okuyordu. Beni gördüğü an gözlüklerini çıkararak yavaşça masaya bıraktı.
''Sizinle konuşmak istiyorum.''
''Müsait değilim Feride.'' dedi yüzüme bakmadan.
''Kalkanlar hakkındaki kuralları biliyorum ancak raporunuzda söyl-''
''-Sana müsait olmadığımı söyledim! Çık dışarı!''
''Beni dinlemek zorundasınız.'' Üstelemeyi sürdürecektim. Tam bir şey söylemek üzereydim ki Pamir arkamdan odaya girdi.
''Hatta hepimizi dinlemek zorundasınız.''
''Bakın çocuklar. Ben kuralların dışında hareket etmiyorum." dedi. "Ne bu zamana kadar aldığım önlemler ne de sunduğum rapor inisiyatif kullanarak aldığım kararlar doğrultusunda olmadı.''
''Evet,'' dedim alayla. ''Bu yüzden öğrencileriniz kaçırıldı, korkutuldu, tehdit edildi ve hatta birkaçı da öldürüldü, öyle değil mi?''
''Haddini aşıyorsun Feride. Bir Aslansın diye bu cümleleri görmezden gelmemi bekleme.''
''Benim de istediğim şey tam olarak bu! Görmezden gelmemeniz. Anlamıyor musunuz? Eğer o kural ihlali yapılmasaydı ve Hakan'dan yardım istemiş olmasaydık şu an iki öğrencinizi daha kaybetmiş olacaktınız. Nasıl göremiyorsunuz bunu?''
Gürkan Bey ağzını açacak olduğunda Pamir susturdu onu.
''Feride haklı hocam. Eğer gerekeni yapıp, Karam'la ilgili meclise sunduğunuz raporu değiştirmez ve onun arkasında durmazsanız, biz de tüm öğrenciler olarak toplanıp sizin hakkınızda bir dilekçe vereceğiz.''
''Evet.'' dedi Işık.
Afra konuştu bu defa. ''Biliyorsunuz hocam, meclis üyesi olabilmem adına bir davet aldım. Bence bu durumu yokuşa sürmek istemezsiniz.''
Gürkan Yenilmez'in gözleri kısıldı. Dik duruşunu bozmuyordu ancak tüm öğrencilerin hakkında olumsuz anlamda dilekçe vermesi demek, onun heyet önünde kendini savunmak zorunda kalacağı anlamına geliyordu. Üstelik haklı bulunursak müdürlükten atılabilirdi bile.
''Pekala çocuklar.'' dedi.
Arkamı dönerek Karam'ın yeniden umut dolan bakışlarına gözlerim değdiğinde okul müdürü son kez konuştu.
''Ama bu başkaldırınızı unutacak değilim. Siz de bunu hatırlayın, olur mu?''
#
Karam'ın Özel Olanlar'a kabul kağıdını beklerken bir yandan da bavullarımızı topluyorduk. Yaz tatili için evlere dönecek olmak bu kez beni korkutmuyordu. Fiziksel olarak yalnız dönecek olsam da bu kez yanımda Karam'ı, Afra'yı, Işık'ı hatta tüm arkadaşlarımı beraberimde götürüyordum. Ait olduğum yere dönecek olduğumu bilerek, huzurlu ve kendini bulmuş bir Aslan olarak gidiyordum annemin yanına.
Ona olanları anlatacağımdan pek emin değildim. Uzun bir yaz olacaktı. Ancak bu kez saklanmak zorunda kalmadan geçeceği için heyecanlıydım.
Asansörün önüne geldiğimizde ''Seninle biraz daha kalmalıydım.'' dedim. Aslan Lider annemi daha fazla bekletmemem gerektiğini düşündüğü için beni önden yollamanın peşindeydi.
''Kabul kağıdının ne zaman geleceği belli değil Çaylak. Evine dönmeli ve mektubumu beklemelisin.''
''Seni özleyeceğim.''
Birbirimize sayamadığım kadar uzun dakikalar boyunca sarıldık.
''Seni seviyorum Çaylak.'' dedi ben asansöre binerken. Kapı kapanmak üzereydi ve onu hemen yanıtladım.
''Seni seviyorum Aslan Lider.''
Asansörün kapısı kapandı ve üstteki ışıklı tabela yandı. Badem.
Solumdaki 13 sayılı tek tuşa bastığım anda aşağı doğru hızla hareketlendi bu kez. Asansörün içindeki aynaya doğru döndüm. Karşımdaki kadın, bu asansöre bindiğim ilk halimden öyle farklıydı ki gülümsemeden edemedim.
Yaz tatili başlıyordu.
➰
SON
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.44k Okunma |
169 Oy |
0 Takip |
25 Bölümlü Kitap |