24. Bölüm

23/ Nedim Hoca mı? Işık mı? Pamir mi?

Gülşah Can
gulsahcan

Sahi, ya başından beri oradaydı ve görmedin,

Ya da gördün ama inanmak istemedin.

 

Kalabalığın arkasından koşar adımlarla yasak koridora çıktığımız esnada, Alef öğrencilerin geri dönmesi ve koridora girmemesi için onları engelliyordu. Bizi gördüğü an kolunun altından geçebilmemiz için alan yarattı ve çit görevini görmeye devam etti.

 

''Korkuyorum.'' dedim. Belki de ilk kez korkusuzca dile dökebilmiştim korkumu. Başından beri katilin kimliğini, Karam'a olanları, Aslanların bu işin neresinde olduklarını kurcalarken ara sıra bedenime ve özellikle de midemin tam ortasına yerleşen o his... Ancak şimdi kesintisiz ve yıllarca sürecekmiş gibi bir etkiyle esir almıştı tüm hücrelerimi.

 

''Biliyorum Feride. Biliyorum.''

 

Bu kez onun sesinde de bir çaresizlik vardı. Her zaman kahramanım olan Aslan Lider, sesi titreyen, yardıma muhtaç bir kedi gibi göründü gözüme o an. Koridorda biraz ilerledik, önümüzdeki birkaç öğrenci de eğitmenlerin yardımıyla geri çekilince Nedim Hoca göründü. Alkım Hoca'nın önünde diz çökmüş, ona bir şeyler içiriyordu. Hemen solda okul müdürü Gürkan Bey, adını bilmediğim iki siyah cübbeli adamla konuşuyordu, öfkeliydi. Sonra Pamir çarptı gözüme, müdürü ve adamları dinliyordu. Arkalarındaki sandalyede oturmuş, ağlamaktan renkli gözleri kan çanağına dönmüş o masum kız çocuğu ise Işık'tı.

 

''Işık!''

 

Aslan Lider'in elini bırakarak hızla Işık'ın yanında aldım soluğu.

 

''İyi misin güzelim? Bir şeyin var mı?''

 

''Sağ elinde ufak bir kırık var, Turna eğitmenlerden biri az sonra burada olur.'' diyerek beni yanıtlayan Pamir oldu.

 

''Gölge'nin yakınları hariç kimseyi koridora sokmayın!'' diye bağırdı gür sesiyle Gürkan Bey. Ardından yanındaki adama döndü. ''Özel Olanlar nerede kaldı?''

 

''Haber yeni ulaşmış olmalı müdür bey.'' dedi içlerinden iri olanı. ''Alef, diğerleri gelir gelmez yapay zekayı incelenmek üzere kasabaya götürecek.''

 

''Kimin kapattığını derhal bulun! Okulumda nasıl böyle bir şey olabiliyor ha?!''

 

''Okulunuzda yaşanan tek olay bu mu müdür bey?'' diye çıkıştım elimde olmadan. Kendimi durduramamıştım. ''İki öğrenci öldü! Birkaçı kayboldu, bulundu, testler yanlış sonuç verdi, kategoriler birbirine girdi, saçma sapan oyunlar oynandı! Buna rağmen aldığınızı sandığınız basit önlemleri bile sürdürmeden her şey yoluna girmiş gibi davrandınız ve şimdi sorumlu birini mi arıyorsunuz?!''

 

''Feride, tamam.''

 

''Tamam değil!'' dedim Karam'ın ellerini kendimden uzaklaştırırken. ''Sizin suçunuz. Hepsi, tüm bu yaşananlar, ölümler, kayıp vakaları ve hissettiğimiz şu korku! Sizin suçunuz!''

 

Gürkan Bey bir büst gibi karşımda öylece durmuş dediklerimi dinliyordu. Karşılık olarak en ufak bir tepki vermeyişi, söylediklerimde ne denli haklı olduğumun bir kanıtıydı ancak haklı olmak yetmiyordu artık.

 

''Bir kadındı.'' dedi Işık sessizliği bozarak. ''Kaç gün geçirdim burada bilmiyorum ancak beni buraya kapatan benim boylarımda, ince yapılı ama çok güçlü bir kadındı.''

 

Gürkan Bey ''Yüzünü gördün mü Gölge?'' diye sorduğunda ''Işık.'' dedim. ''Onun adı Işık.''

 

Aslan Lider kulağıma fısıldadı.

 

''Lütfen biraz sakin ol.''

 

''Görmedim.'' dedi ışık. ''Sürekli kılık değiştiriyordu. Beni buraya Kerem'in kılığına girerek getirdi. Sonra birden Barkın oldu, çok korkmuştum.'' Hıçkırarak ağlamaya başladığında Gürkan Bey ''Kerem ve Barkın hangi kategorinin öğrencileri?'' diye sordu. Alkım Hoca atlattığı şokun ardından müdür beyi yanıtladı.

 

''Barkın Daşman Ağaç, Kerem Pala ise Turna efendim.''

 

''Çocukları getirin.''

 

''Gerek yok.'' dedi Pamir. ''Kerem geliyor bakın, Neşe Hoca'nın yanında.''

 

Kerem yüzündeki şaşkınlıkla her birimizle göz göze geldi ve ardından Işık'ın yanına doğru ilerledi.

 

''İnanamıyorum. Daha birkaç dakika önce yemek salonunda yanındaydım ve şimdi sen...''

 

Kerem'in hiçbir şeyden haberi olduğunu sanmıyordum. Yine de artık güvenebileceğim kimse kalmamıştı.

 

''Özel Olanlar geldiğinde detaylı bir arama ve test istiyorum. Bu kez herkes tüm gücünü kullanacak ve okuldaki bu terör sona erecek, duydunuz mu beni?''

 

Alkım Hoca ''Kasabadan da yardım istemeliyiz.'' dedi. "Kılık değiştiren her kimse bir Gölge olmalı, başka birinin yerine geçip geçmediğini anlayabilmemizin tek yolu, Kalkanları çağırmak müdür bey.''

 

Bu öneri Gürkan Bey'in hoşuna gitmemişti. Ancak Kalkan dediği an Aslan Lider'le aramızda geçen konuşma canlandı zihnimde. Bir Kalkan'ın okul dışında bir yerlerde bizi koruduğundan söz etmişti. Yine göz göze geldik.

 

''Bu iyi bir fikir değil.'' dedi Gürkan Bey. ''Kalkanlara güven olmaz. Okulda herhangi bir kategoriye alınmamalarının yegane sebebi bu, onları çağıramayız.''

 

''Ancak Alkım Hoca haklı efendim.'' dedi Neşe Hoca. ''Kılık değişimini tespit edebilecek tek güç onlarınki. Bu sayede katili bulabiliriz.''

 

''Eve dönmek istiyorum.'' dedi konuşmanın arasına dalan Işık. ''Buradan gitmek istiyorum.''

 

Turna eğitmen, Işık'ın elini düzeltmek üzere onu Kerem'le birlikte revire götürdü. Gürkan Bey Işık'ın ailesine haber verilmesi için talimat verdi ve yasak koridorun ana girişi, tüm diğer geçitlerle birlikte kısa sürede kapatıldı.

 

Aralarında Hüma da olmak üzere tüm Özel Olanlar bu kez Beş'teydi. Dersler durduruldu, Asansörü kullanabilen tüm veliler, çocuklarını okuldan almak üzere Beş'e geldiler. Hali hazırda dönem arası tatili tartışılırken yaşananlarla birlikte alınan bu ani karar, sanki okulun kapanış sinyallerini veriyordu.

 

''Gitmemekte ısrarcı mısın?''

 

''Şimdi gidemeyiz Karam. Eğer gidersek, katili bulma olasılığımızı tamamen kaybedeceğiz.''

 

''Feride haklı.'' dedi Pamir. ''Bir daha Beş'e dönememe ihtimalimiz de cabası.''

 

''Yanılıyorsunuz. Bizim burada kalmamız hiçbir şeyi değiştirmeyecek ki!'' dedi Afra. ''Herkes burada olacak zaten. Özel Olanlar, eski mezunlar, kasabada yaşayan özel güç sahipleri... Katil de okulda bir yerlerde kalmaya devam edeceğine göre kapana kısılacak. Onu kıskıvrak yakalayacaklar.''

 

''Yalnızca saydıkların değil, ailesi olmayan ve evine dönemeyen birçok öğrenci de okulda kalacak Afra. Ya başlarına bir şey gelirse? Bir ölüm daha yaşanırsa, bu Beş'in bitişi anlamına gelir.''

 

''İyi de onları biz mi koruyacağız? Kalsak bile en fazla ne yapabiliriz ki?''

 

''Afra da burada haklı.'' dedi Karam.

 

Yemek salonundaki tantana sürerken ayaklandım. ''Nasıl yapacağımı bilmiyorum ancak uzaklaşarak yapamayacağım kesin.'' dedim. ''Siz ne karar verirseniz verin, benim kararım belli. Hiçbir yere gitmiyorum.''

 

''Ben de.'' dedi Işık. ''Başta uzaklaşmak istedim, kaçmak istedim ama bana bunu kim yaptı, neden yerime geçmek istedi, amacı neydi bilmek istiyorum.''

 

''Aslına bakarsan amacı açık. Şu dilekçe mevzusu.''

 

Pamir kabaca durumu Işık'a anlattığında o masum yüzünde garip bir ifade belirdi.

 

''Ne yani, siz benden mi şüphelendiniz?''

 

''Aslına bakarsak şüphe az kalır. Katille iş birliği yaptığına emindik.''

 

Kalktığım yere yeniden oturdum ve ''Bir türlü anlam verememiştim.'' dedim. ''Tehdit edilsen bile gelip bunu anlatmanın bir yolunu bulurdun. Sen Işık'sın, senden hiç şüphe duymamalıydım.''

 

''Nereden bilecektin ki?'' dedi gözleri dolarken. ''Manyak kadın, kılıktan kılığa girerek hepimizi kandırmış. Neden yapıyor bunu, neden beni seçti?''

 

''Çünkü hem bir Gölgesin hem de bizimle birliktesin. İhanet ettiğini düşünmeyeceğimiz biriydin ve o da bunu kullandı. Tatilin iptal olması için bir bahaneye ihtiyacı vardı, Kerem'in okulda kalmak zorunda olduğunu biliyordu, bu yüzden senin yerine geçti.''

 

''Peşinde olduğumuzun farkında. Müdür Bey'in odasındaki sorgu sonuçları kaybolduğunda anlamıştık bunu. Şimdi de tescillenmiş oldu işte.''

 

''Durun biraz,'' dedi Afra. ''Kadın mı dedin sen?''

 

Işık kafasını salladı.

 

''Nasıl anladın bir kadın olduğunu?''

 

''Barkın'ın kılığına girdikten hemen sonra beni bayılttı. Kısa süreli bir baygınlıktı ve gözümü açtığım ilk an kendi görünümüne bürünürken onu gördüm. Kısa, siyah saçları vardı. İncecikti ama epey güçlüydü, beni bir hamlede savurmayı başarmıştı çünkü. Arkasını dönüp yüzünü göstermesini bekledim ancak uyandığımı anlayınca bu kez yeniden Kerem'in görüntüsünü aldı.''

 

Derin bir nefes aldı ve devam etti.

 

''Arada bir yemek getirdi bana. Bir Barkın bir Kerem oluyordu, hiç konuşmuyordu. Bir gün ekmeği elime tutuşturduğu esnada, ellerinin titrediğini fark ettim. Ama durumum kötüydü, onun kimliğini ortaya çıkarabilecek hiçbir detaya dikkat edemedim. Sadece sol bileğinde mavi bir bileklik vardı, tırnakları uzundu. Bunlar dışında bir şey hatırlayamıyorum.''

 

''Yaşadığın şey çok korkunçtu Işık. Düşünme artık bunları.'' dedi Pamir. Ardından masadan kalktı ve ''Gel, seni yatakhaneye götüreyim. Biraz dinlen.'' dedi.

 

''Burada kalsam daha iyi. Kalabalıktan ayrılmak istemiyorum.''

 

''Korkma,'' dedi Pamir. ''Sen uyuyup uyanana kadar başından ayrılmayacağım.''

 

#

 

Günler birbirini kovalarken okuldaki sessizlik de çoğaldı. Kimsenin birbirine güvenmediği, aralarında parolalar oluşturarak yaşamını sürdürdüğü ruhsuz bir yere dönüştü Beş. Orta kat Turnaların olduğundan ortak alan olarak belirlendi ve yatakhaneler birleştirildi, okulda kalan tüm öğrenciler aynı yatakhanede uyumaya başladı.

 

Eski mezunların çoğu, gözetmen olarak aramızda dolanıyor, hiçbir öğrenciyi yalnız başına bir yere göndermiyorlardı. Bu esnada Özel Olanlar okulda ve orman yolunda geniş bir arama yaptılar. Asansör bir süreliğine devre dışı bırakıldı, okul müdürü dahil kimse yerinden kıpırdayamıyordu. Bahçe yalnızca bir saatliğine kullanıma açılıyordu ve bu sayede biraz olsun nefes alabiliyorduk. En kötüsü ise katil hala bulunamamıştı.

 

''Robot gibi yaşıyoruz.'' dedi Kerem. ''Üstelik güvende bile değiliz.''

 

Işık, Kerem'in elini tutarken ''Sabret, çözeceğiz bu işi.'' dedi.

 

''Okulda benim için, daha doğrusu gidecek bir evi olmayanlar için kaldığınızı biliyorum çocuklar.'' dedi bu kez. ''Teşekkür etmek istedim. En azından kalabalık olmamız biraz olsun iyi hissettiriyor.''

 

''Kalma kararımızın ardından ailelerimiz çılgına döndü ancak buraya girişlerine izin yok. Asıl tüm bunlar sona erdiğinde onlara ne diyeceğiz, onu merak ediyorum.''

 

''Babamın beni öldüreceği kesin.'' dedi Afra. ''Alkım Hoca söyledi, kalmak için imzaladığım dilekçeyi gördüğünde kendini kaybetmiş.''

 

''Çok cesur davrandınız.''

 

''Cesaret mi yoksa aptallık mı göreceğiz.'' dedi Karam. Ardından ayaklandı ve koridora doğru ilerledi. Hemen peşinden gittim. Günlerdir garip davranıyordu, uzaklaştığımızı hissediyordum.

 

''Sorun ne Karam?'' diye sordum. ''Neden öyle söyledin?''

 

''Çünkü kalmayı seçen sendin, bana fikrimi bile sormadın.''

 

Öfkeliydi. Merdivenlere yöneldiğinde ''Bu kattan ayrılmamız yasak.'' dedim. Beni umursamadan basamakları çıkmaya başladığındaysa yine peşine takıldım. Kısa bir kovalamacanın ardından çatıya çıktığımızda ''Oylama yaptığımızda herkes fikrini açıkça dile getirdi sanıyordum.'' dedim. ''Sen de kalalım diyenlerdendin.''

 

''Çünkü aşık olduğum kız kalmayı çoktan seçmişti!''

 

''Ne yani, kalmak istemiyordun ve şimdi de beni mi suçluyorsun?''

 

''Hayır aptal!'' diyerek bana doğru yaklaştığı an hızı yine kalbimi tekletti. ''Seni kaybetmekten korkuyorum anlamıyor musun? Başına bir şey gelecek diye ödüm kopuyor! O korkusuz Aslan Lider olamıyorum ilk defa.''

 

''Karam...''

 

''Işık'ın başına gelenler ortada Feride. Onu o odaya kapatan her kimse, sessiz sedasız başardı bunu. Aramıza sızdı, önce Işık'ı kandırdı ardından Işık'ın kılığına girerek bizi kandırdı. Ruhumuz bile duymadı anlıyor musun? Bir sabah uyanacağım ve yanımdaki belki de sen olmayacaksın, bunun korkusuyla baş edemiyorum artık.''

 

Bahsettiği tüm duyguları ben de yaşıyordum. Katil bu denli aramızdayken her an temkinli olmaktan yorulmuştum artık.

 

''Özür dilerim.'' dedim kollarımı Karam'ın boynuna dolayarak. ''Özür dilerim.''

 

Bir süre renksiz gökyüzü eşlik etti sessizliğimize. Ardından aklıma gelen şey ile sessizliği bozdum.

 

''Kalkan nedir Karam? Gürkan Bey neden Kalkanların okul gelmesini istemiyor?''

 

''Onlara güvenmiyor da ondan.''

 

''Ormanda Engellemenin yanı sıra bizi koruyan bir Kalkan olduğunu ve bunu kasabadan yaptığını söylemiştin. Bu da senin onlara güvendiğin anlamına geliyor.''

 

''Aslına bakarsan yalnızca birine güveniyorum Çaylak. Gürkan Bey bu konuda biraz haklı olabilir. Kalkanlar çok güçlüdür, Beş'e alınmama sebepleri, onların gücünü karşılayan herhangi bir kategorinin var olmamasıdır.''

 

''Nasıl yani? Kalkanlar, Aslanlar'dan bile üstün mü demek istiyorsun?''

 

''Sence üstünlük nedir?''

 

''Beş'e göre üstünlüğün ne olduğu açık.'' dedim. ''Özel gücün diğerlerininkinden daha ihtişamlıysa, üstünsün demektir.''

 

''Ya sana göre?''

 

''Bana göre bu bir üstünlük değil. Asıl karşındaki güç ne olursa olsun, onu bir şekilde bastırabilmektir esas üstünlük. Sırf bu yüzden onca ders arasında Engellemenin ne kadar önemli olduğunu vurgularız ya, bunun gibi düşün.''

 

''İşte Kalkan da tam olarak bu Feride. Kalkan gücüne sahip insanlar, karşısında hangi güç olursa olsun onu egale eder. Yani daha açık olmak gerekirse durumu kendisiyle eşitler, karşısındaki Özel Olan dahi olsa Kalkan için fark etmez. Engelleme kullanırken yaptığımızı, onlar çaba harcamadan yapabiliyorlar.''

 

''Neden güvenilmez olduklarını düşünüyorsunuz peki? Belki de başından beri senin tanıdığın ve güvendiğin o Kalkan sayesinde katili bulabilirdik, neden yapmadık bunu?''

 

''Çünkü alaycıdırlar. Beş'e kabul edilmemelerinden dolayı biraz da düşmanlık hissederler diğer güçlere karşı. Sen onları kandıramazsın ama onlar seni kolaylıkla kandırabilirler. Tam gücünü kullanmak üzeresindir ve buna engel olurlar. Onları bir parazit gibi düşünebilirsin. Ellerinde böyle bir güç varken onlara hükmetmek de imkansızdır haliyle. Bu da onlara hiçbir zaman güvenemeyeceğinin bir kanıtıdır.''

 

''Sen peki? Bizi koruduğundan emin olduğun Kalkan, kimdi o? Hem bunca şeyi bu kadar iyi bildiğine göre epey yakın olmalısınız.''

 

Karam yutkundu. Dudaklarını kemirmeye başladığında söylemeye hazırlandığı şey gözümde daha bir önem kazandı.

 

''Bunu Anıl ve Pamir bile bilmez, yalnızca bir kişi biliyor ama senden de saklamayacağım Feride. Kasabada bizi koruduğunu söylediğim Kalkan benim ailemden biri, kuzenim.''

 

Buna şaşırmıştım. Yine de elinde böyle bir imkanı varken kuzenini katili bulmak için kullanmaması ilginç geliyordu.

 

''Ondan yardım istediğimde olayları çoktan öğrenmişti.'' dedi. ''Beş'te bir katilin var olduğu kasabada çoktan duyulmuştu. Yardım etmek istediğini söyleyince Gürkan Bey'le bir görüşme ayarladım. Beş'e geldi, konuştular. Ancak Gürkan Bey durumun öğrenciler ve kasaba halkı tarafından abartıldığını, her şeyin kontrolü altında olduğunu söyleyince Hakan geri çekildi.''

 

Hakan kuzeni olmalıydı.

 

''Ne yaptı peki?''

 

''Sene başındaki olay da patlayınca tekrar yanına gittim. Tehditleri, her şeyi anlattım. Ancak yalnızca bana yardım edebileceğini söyledi.''

 

''Peki Hakan'ın kim olduğunu bilen kim?''

 

''Yalnızca Alef. İkisi olmasa her şey daha kötü olacaktı. Onlar sayesinde biraz toparladım, sana bu sayede yaklaşabildim, bu sayede her şeyi anlatabildim.''

 

''Neden bu zamana kadar bahsetmedin?''

 

''Bir şey değişmeyecekti. Eğer ortalık durulmuş olsaydı kasabaya gittiğimizde seni Hakan'ın yanına götürecektim. Ama fırsat olmadı, olayların ardı arkası kesilmedi.''

 

''Müdür Bey yine her şeyi berbat etti desene.''

 

''Bilemezdi Feride. Bu olanlar onu bile aşıyor.''

 

Haklılık payı olsa da nasıl bir Aslan olup, önlemi böylesine elden bırakabildiğini anlayamıyordum. Hiçbir zaman da anlamayacaktım. Tüm bunlar bittiğinde -ki biteceği bile meçhuldü artık- Gürkan Yenilmez'in kurul önüne çıkması için elimden geleni yapacaktım. Bırak Beş'e müdürlük yapmayı, bir Aslan olmanın getirdiği ağırlığı taşımaktan bile yoksundu artık gözümde.

 

''Şu Hakan,'' dedim, son kez şansımı deneyecektim. ''Yanına gitme ihtimalimiz nedir?''

 

''Okulun şu anki şartları söz konusuyken imkansız bile daha mümkün kalır Çaylak.''

 

''Ya Alef'ten yardım alırsak?''

 

''Onu bu işe daha fazla karıştırmayalım. Başını bizim yüzümüzden yeterince derde soktu ve bu kez tüm yetki ondayken, yine onun sayesinde ortadan kaybolduğumuz anlaşılırsa paçayı kurtaramaz.''

 

Aklıma gelen fikirle doğruldum.

 

''Peki ya Hakan'ı buraya getirsek?''

 

''Nasıl olacak o? Kendisi de kabul etmez hem.''

 

''Sen de tehlikedesin Karam. Ne olursa olsun, seni uzaktan uzağa korumaya çalışması çok yüce bir hareket ancak durumlar gittikçe kötüleşti ve kasabadaki herkes bunun farkında. Bence bir şekilde ona haber gönderirsek bu kez sırf senin için bile olsa gelmeyi kabul edecektir.''

 

''Deneyelim.'' dedi. ''Sanırım bunun için Alef'ten son bir iyilik daha istememiz gerekecek.''

 

Turnaların katına döndüğümüzde Hüma, koridorun başında dikilmiş öylece duruyordu. Yatakhaneye doğru yürürken göz göze geldik ve Karam ona doğru iyice yaklaştı.

 

''Alef'i görmem gerek.''

 

''Yatma saatini geçirdiniz, içeri geçin. Alef'i de yarın görürsünüz.''

 

''Bu biraz önemli bir konu Hüma, lütfen.'' dediğimdeyse bu kez bana bakmadı bile. Ancak nedense gücünü üzerimde kullanmak üzere olduğunu hissetmiştim bir anlığına. Bu nedenle Engelleme kullanmaya başladım ve derin bir nefes alarak ''Tamam.'' dedim. ''Gel, yarın konuşuruz Alef'le.''

 

Karam'ın elini tutarak yatakhane kapısını açtım, Aslan Lider hiç sorgulamadan beni takip etti.

 

''Neden vazgeçtin?'' diye sordu kapı ardımızdan kapanır kapanmaz.

 

''Vazgeçmedim. Yalnızca Hüma'nın radarına girerek bir de onunla uğraşmak istemiyorum. Biraz bekleyelim, nöbet değişiminde kapıda kim kalacak bilmiyoruz, duruma göre hareket ederiz.''

 

Ortak kısımda herkes uyuyordu. Odalar, koltuklar, yere serilen yataklar, her biri doluydu ve kimseyi rahatsız etmeden uyanık kalmanın tek yolu, olduğumuz yerde sessizce beklemekti.

 

''Yoruldum.'' dedim fısıltıyla. Aslan Lider, kolumu tutarak beni kendine doğru yasladı.

 

''Tüm gücünü bana ver, ben seni taşırım.''

 

Gülümsemem yüzüme yerleşirken kısa bir an da olsa yine normal hissettirmeyi başarmıştı bana kendimi. Tüm gücümü ona vererek göğsüne yaslandım ve gözlerimi yumdum. Hatta biraz içim geçmiş olacak ki bana seslenişiyle açtım gözlerimi.

 

''Sesleri duydun mu?''

 

''Ne sesi?''

 

''Nöbet değişiyorlar sanırım, bir erkek sesi duydum.''

 

''Umarım Alef'tir. İki gecedir ortalarda yoktu.''

 

''Yapay Zeka'nın incelenmesiyle ilgileniyordu da ondan.''

 

''Sence bir şey bulabildiler mi? Işık'ın koridordan geçerken yansımış bir görüntüsü bile belki işe yarardı.''

 

''Devre dışı bırakıldığı ana bağlı bu. Unuttun mu, alarm veriyor diye biri onu kapatmış. Kim bilir ne kadar hasar aldı, hiçbir şey bilmiyoruz.''

 

''Siz ikiniz artık susacak mısınız?'' diye bir inleme geldi sağ ayak ucumdan. Turna bir kız sinirle ''Bıdır bıdır konuşup duruyorsunuz. Fısıltınızsa ayrı sinir bozuyor!'' dedi bu kez. Cevap vereceğim esnada yatakhane kapısı açıldı.

 

''Bir sorun mu var?''

 

İşte bu kez gözlerimin parladığına emindim. Bu Alef'ti.

 

''Seninle konuşmamız gerekiyor.'' dedim hemen.

 

Alef etrafa bir göz attıktan sonra nefeslendi. Ardından kapıyı biraz daha araladı ve ''Geçin.'' dedi. Koridora çıkar çıkmaz konuşmaya başlayacaktım ki bu kez de elini ağzıma kapatarak susturdu beni.

 

''Eğitmenler de nöbet tutuyor, sizi yatakhaneden çıkardığımı görürlerse başıma iş alırım. Gelin benimle.''

 

Sessizce Alef'i takip ettik bu kez. Turna katından uzaklaşmadık çünkü diğer katlar yasak olduğundan orada nöbet tutan daha fazla Özel Olan ve eğitmen vardı. Ders kitaplarının konduğu yeşil yosun kaplamalı bir kitaplığın arkasına geçerek durduk.

 

''Nedir sabahı bekleyemeyecek kadar önemli olan bu şey?''

 

''Hakan'ı Beş'e sokmamız gerekiyor Alef.'' dedim. Şaşkınlıkla Karam'a döndü.

 

''Feride'ye her şeyi anlattım.'' dedi Aslan Lider. ''Hakan'ı da daha önce Beş'e gelerek yardım teklifinde bulunduğunu da biliyor.''

 

''O halde ikinci bir kez Beş'e gelmeyeceğini de biliyor olmalı.''

 

Bu kez bana döndü, inatçı davranacağımın farkında olmalıydı bu sebeple bastırarak tekrarladı.

 

''Zaten sırf kuzenini korumak için bir kez yardım etmek istedi ve reddedildi. Bir Kalkan için bu çok fazla.''

 

''Biliyorum. Ama bunu yapmazsak, katili bulmak için elimize geçen şansı tepmiş olacağız.'' dedim.

 

''Anlamıyor musun Feride? O şansı zaten teptiler. Hakan gelmeyi asla kabul etmez.'' dedi. ''Hem hadi geldi diyelim, tek bir Kalkan'ın yararı ne olacak sanıyorsunuz? Yalnızca Karam'a koruma sağlayacak ve istediği her gücü tek bir hamlesiyle etkisiz hale getirebilecek. Tabii o da kendisine bir güç uygulanacak olursa...''

 

''Yine de fazlasıyla işimize yarayabilir Alef. Düşünsene, karşımızda kılıktan kılığa giren biri var. Hakan onunla karşılaştığı an katil kimin kılığında olursa olsun gerçeği anlayacak. Bu inanılmaz bir fırsat.''

 

''Feride haklı.'' dedi Karam beni destekleyerek. ''En azından bir deneyelim.'' Cebinden bir kağıt parçası çıkardı ve Alef'e uzattı. ''Bunu ulaştırabileceğin en kısa zamanda Hakan'a götür. Benim gönderdiğimi söyle, okuduğunda kayıtsız kalacağını sanmıyorum.''

 

Alef gönülsüzce kağıdı Karam'ın elinden aldı ve cebine sıkıştırdı. Ardından ''Tamam,'' dedi. ''Şimdi kimse görmeden sizi yatakhaneye sokmalıyız.''

 

#

 

Gün ışıyana dek uyuyamamıştım. Pencereden gökyüzüne bakarken içim sıkıldıkça sıkılıyordu. Sanki yoğun kara bulutlar, kötü şeylerin haberciliğini yapıyordu bana. Günlerdir her şey öylesine aynıydı ki buna şükredeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi ancak bugün işlerin hiç de aynı gitmeyeceğini hissediyordum. İçime doğan bu hissin benimle mi yoksa bir Aslan oluşumla mı ilgisi vardı bilmiyordum.

 

''Biraz konuşalım mı Çaylak?'' diyen Karam'ın sesiyle yüzümü gökyüzündeki o kasvetten alabildiğimdeyse, güne sıkıntılı başlayan tek Aslan'ın ben olmadığım aşikardı.

 

''Gel.'' dedim, yanımdaki boşluğa usulca vurdum.

 

''Tüm gece uyanıktım.'' dedi.

 

''Terliyorsun Karam, hasta mı oldun?'' diye sordum endişeyle. Sahiden de berbat görünüyordu.

 

''Hastalık değil,'' dedi. ''Görüntüleri ilk birleştiremiyorum ve bu beni tüketiyor.''

 

Bahsettiği şeyi anlayamıyordum. Pamir ve Anıl da yanımızda geldi.

 

''Ne oluyor?''

 

Aslan Lider oturduğu yerde sendeledi ve derin nefesler almaya başladı.

 

''Karam iyi değil!'' dedim ayaklanarak. ''Afra! Su getir!''

 

''Geceden beri gözümün önüne bazı görüntüler geliyor,'' dedi güç bela konuşmayı başararak. ''Birleşmiyorlar. Zorluyorum ama yapamıyorum.''

 

''Ne görüntüsü Karam? Neyden söz ediyorsun?''

 

''Kehanet.'' dedi Pamir birden. O an sahiden de bir şeylerin yaşanmak üzere olduğunu anlamıştım. Hislerimde yanılmamıştım. Karam bir kehanette bulunmak üzereydi ancak zihninde netleşmediğini söylediği görüntüler, onun bu hale gelmesine sebep oluyordu anlaşılan.

 

''Ne yapacağız?'' diye sordum. ''Müdür Bey'e haber verelim.''

 

Gölgelerden biri yatakhaneden koşar adım çıktı. Biz Karam'la ilgilenirken bu defa da ''Işık nerede?'' diye bir ses geldi odaların birinden. Kerem'di bu. ''Işık yok!'' dedi az öncekinden daha telaşlı ve korku dolu bir bakışla odadan çıkarak.

 

''Nasıl yok?''

 

''Bilmiyorum. Gece uyuyordu, buradaydı.''

 

''Kim kalıyordu yanında?''

 

''Ben yanındaydım.'' dedi Afra. ''Uyanıp tuvalete gittim, sonra da odaya uğramadan buraya geldim. Ama uyandığımda yataktaydı.''

 

''Bütün gece uyumadım,'' dedim. ''Buradaydım ve ben görmeden yatakhaneden çıkmış olması imkansız.''

 

''Nereye gitti o halde?''

 

''Alef'e haber verelim!''

 

Turnaların yatakhanesinde kim varsa panikle oradan oraya koştururken Aslan Lider ''Geçit!'' diye inledi. Ardından ben ne olduğunu bile kavrayamadan yere yığıldı.

 

''Karam! Karam iyi misin?'' Gözleri kapandı, vücudu tamamen gevşedi. ''Hemen eğitmenlere haber verin, koşun! Biri gidip Özel Olan kim varsa çağırsın!'' Bağırtımın ardından Kerem'e döndüm. ''Ne duruyorsunuz?! Turnaların kapanan geçidine koşun, katil Işık'ı oradan çıkarmış olmalı.''

 

Kerem hareketleneceği esnada Pamir onu durdurdu ve ''Ben giderim!'' dedi. ''Sen burada kal.''

 

''Ama-''

 

''Aması yok Kerem. Sen bir Turnasın, Karam'ı uyandırmaya çalışın. Bize söyleyeceği her şey çok önemli!''

 

Pamir hızla odalardan birine daldı ve yataklardan birini tüm gücüyle çekerek daha önce kilidi kırılmış olan geçidin kapağını açtı. Gözden kaybolduğu esnada yatakhane Özel Olanlarla doldu. Alef ve Hüma başta olmak üzere herkes buradaydı şimdi. Kerem ve Alkım Hoca, Karam'ın ellerini avuçlarına alarak gözlerini yumdular. Onlara engel olmak istemediğimden biraz geri çekildim ancak aklıma takılan başka bir şey daha vardı.

 

''Bir şey mi oldu Feride?'' diye sordu Anıl.

 

''Pamir dün gece yatakhanedeydi değil mi?''

 

''Evet, birlikte geldik yatma saatinden biraz önce."

 

"Hiç yerinden kalktı mı?"

 

"Bir ara uyuyamadı, dolaşmaya diye kalktı ama sabaha karşı bir ara gözümü açtığımda yatağında yatıyordu. Sorun ne?"

 

''Ne oluyor Feride?'' diyen bu kez bizi dinleyen Gürkan Yenilmez oldu. ''Karam bayılmadan önce başka bir şey daha mı söyledi yoksa?''

 

''Hayır efendim.'' dedim. ''Ancak Pamir'in Turnaların geçidinin yerini eliyle koymuş gibi bulması hiç normal değildi.''

 

Sorumun ardından süren kısa sessizlik, Gürkan Bey'in ''Hemen tüm Özel Olanlar geçide!'' diye bağırmasıyla son buldu.

 

Özel Olanlar dışında başka bir hareketlenme daha oldu, Neşe Hoca yatakhaneye daldı.

 

''Gürkan Bey! Nedim Hoca hiçbir yerde yok, onu bulamıyoruz!''

 

''Bir bu eksikti! Ne demek ortada yok?''

 

''Her yere baktık. Hiçbir yerde yok efendim, dünden beri kimse onu görmemiş.''

 

Gerildikçe gerildim. ''Olabilir mi?'' dedim korkuyla. ''Katil...''

 

''Nedim Hoca mıydı yani?''

 

''Nasıl olur?''

 

Uğultular birbiri ardına sıralanırken Karam gözlerini güçlükle açtı.

 

''Karam?''

 

Aslan Lider yutkundu ve Kerem'in ona uzattığı bardağı elinin tersiyle itti. Doğrulmaya çalışıyordu.

 

''Hareket etmemeye çalış çocuğum.'' dedi Alkım Hoca. Ancak Karam'ın dinlemeye niyeti yok gibiydi. Benden destek alarak ayağa kalktı.

 

''Pamir'i kaçıracak.'' dedi. ''Pamir'i ormanda bir yere kaçıracak.''

 

''Karam, görüntüler arasında Nedim Hoca var mıydı?'' diye sordum hemen. Kafasını iki yana salladı. ''Yalnızca orman ve Pamir.'' dedi. Hala zorlanıyordu. ''Gitmemiz gerek Feride.''

 

''Kimse hiçbir yere gitmeyecek!''

 

Gürkan Yenilmez'in gürlemesiyle uğultular kesilirken ''Tüm öğrenciler burada kalacak ve aksi söylenmediği takdirde yatakhane terk edilmeyecek.'' şeklinde devam etti sözlerine. Daha fazla sessiz kalmak niyetinde değildim. Öne doğru atılarak sinirle kuracağım birkaç cümlenin önüne geçense yine Karam oldu.

 

''Üzgünüm efendim, bir dostumun daha ölüm haberini almak için burada beklemeyeceğim.''

 

''Karam Atalı!'' dedi. ''Aksi bir davranışın, okuldan atılmana sebep olur!''

 

''Hala okul diyorsunuz!'' diye kükredim. ''Elinizde her şey vardı! Özel Olanlar, birbirinden başarılı eğitmenler! Kalkanlar bile! Ama siz itibarınız zedelenmesin diye işi buralara kadar getirdiniz. Bırakın artık! Madem arkadaşlarımızı kurtarmak için kılınız bile kıpırdamayacak, bari bize engel olmayın!''

 

Müdür burnundan soluyordu. Sustu bir süre. Karam'sa onu yok sayarak Alkım Hoca'ya döndü yüzünü.

 

''Özel Olanlar'a yardım edeceğiz. İki Aslanız, elbet işlerine yarayacağızdır hocam. Lütfen çekilin önümüzden.''

 

''Üç Aslan!'' dedi Yaşar ortaya atılarak. Onu Anıl takip etti. ''Bir Gölge de hiç fena sayılmaz.''

 

''Biz de varız.''

 

''Ormana birlikte gidelim ve bu işi bitirelim.''

 

Saniyeler içinde her kafadan bir ses çıktı, bizi yalnız bırakmak istememeleri öyle gurur vericiydi ki o an yalnız olmadığımı iliklerime kadar hissettim. Ancak kimseyi tehlikeyi atmak istemiyordum. Karam da benim gibi düşünüyor olmalıydı.

 

''Biz yalnız gideceğiz.'' dedi. ''İtiraz edecek olmayın arkadaşlar. Biliyorum, birlik olarak bu işi çözelim istiyorsunuz ama karşımızda dikkatimizi dağıtmak için kılıktan kılığa giren bir katil var. Ne kadar az kişi olursak, o kadar çok şansımız olur kandırılmamak için.''

 

Zekasına hayran kaldığım Aslan Lider yeniden Alkım Hoca'ya döndü. Alkım Hoca kafasını bir kez eğdi ve zaten açık olan yatakhane kapısının önünden çekildi. Karam koridora doğru hareketlendiğinde onu takip ettim. Müdür beyin yanından geçerken koluna temas ettiğim an uzun zamandır olmayan bir şey oldu.

 

Her şey durdu.

 

Bulunduğum yerden bambaşka bir yerde, ormanda buldum kendimi. Gürkan Bey, Karam'ın her zaman kitap okuduğu ağacın önünde, kanlar içinde yatıyordu. Omzunda ve boynunda bıçak yaraları vardı. Kimse onu umursamıyor, kargaşa devam ediyordu. İnsanlar oradan oraya koşuyor, ellerindeki delici aletleri karşısına geçenlerin vücudunda rastgele bir yerlere savuruyorlardı. Ellerime baktım, yeşil taşlı bir yüzük takılıydı parmağımda. Sol elimde ise bir bıçak, üstünde kurumuş bir kan lekesi.

 

''Feride!'' diye bağırıyordu biri. ''Dikkat et!''

 

Karam'dı bu. Saçları uzun ve örgülü, üstünde bir zırh. Sonra arkasını döndü, ensesinde bir damga vardı. Özel Olanlar'a seçilmiş olmalıydı.

 

Nefesimi verdiğim an kendime geldim. Yeniden Turnaların yatakhanesinde, koridora çıkmak üzere yürüyordum. Arkamı döndüm, Gürkan Yenilmez ile göz göze geldim. Müdür beyin ölümünü görmüştüm az önce. Kimin yaptığını, neden yaptığını bilmiyordum ancak bunu konuşmanın yeri değildi.

 

''Feride, hadi!''

 

Koşar adımlarla Karam'ı takip ettim. Bu kez daha özgüvenli ve daha korkusuzdum. Çünkü az sonra ne yaşanırsa yaşansın, artık bize bir şey olmayacağını kesin olarak biliyordum.

Bölüm : 14.03.2026 20:30 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...