52. Bölüm

Mutlu masalın sonu(Final)

Çilem Akpınar
gulumse_gulumse

İşte büyük gün gelmiş çatmıştı. Bugün Dilruba yakışıklısına kavuşuyordu. Bugün evleniyordum. Birazdan damat tarafı beni evimden almaya gelecekti. Heyecanlıydım hemde öyle böyle değil. Kalbim güm güm atıyor, avuç içlerim terliyordu. Bir yandan da hüzünlüydüm. Ailemden ayrılacağım diye. Yahu ne tuhaf bir histi bu?Resmen duygudan duyguya geçiş yapıyordum. Önce biraz annemin göğsünde zırlıyor sonra yakışıklım gelecek diye gülümsüyordum. Valla bu evlenmek ne zor işmiş böyle. Üstelik gelin olmak cidden daha zormuş.

 

"Ah aklıma sıçayım ne izin verdim evlenmelerine? Ben daha kardeşime doyamadan evden uçup gitti. Üstelik o pis herife."

 

"Hop hop abi duyuyorum seni. Nasıl sözler söylüyorsun öyle? Hem aklın yenimi başına geldi? Geldiyse bile çok geç kaldın."

 

"Kız bu kadar hevesli olma bak fena olacak. Hem sen az önce ağlıyordun ne oldu şimdi?"

 

"Valla bende anlamıyorum abiciğim neden böyle olduğumu?"

 

Biz abimle münakaşa ederken dışarıdan korna seslerini duymamla heyecanla oturduğum yerden kalkıp balkona koştum.

 

"Geldiler geldiler."

 

"Ay Allahım gelin dediğin biraz ağır olur ama bizim gelin yerinde duramıyor."

 

Abimin en son söylenmesini duymuştum ama hiç aldırış etmemiştim. Bakışlarım gelin arabasındaydı. Nihayet arabanın kapısı açılmış afetidevranım çıkmıştı. Ardından davul ve zurnacı oyun havası çalmaya başlamışlardı. Ama benim davul zurna görecek dinleyecek halim mi vardı? Yakışıklım heybetiyle başını kaldırmış bana bir bakmıştı bitmiştim. Üstünde beyaz gömlek, kolları dirseklerine kadar katlı, altında siyah pantolon, saçlar bu defa arkaya yatık değildi tam benim sevdiğim gibi bir kaç tutamı alnına dökülmüştü.

 

Akşama düğün olduğu için ne o damatlığını giymişti ne ben gelinliğimi. Gelin almaya özel ayrı kıyafetler giymiştik. Bende beyaz uzun düz bir elbise giymiştim ama çok özeldi. Annemin yıllarca sakladığı söz elbisesini giymiştim.

 

Büyük mutlulukla sevdiğim adama bakarken o öne doğru çıkmış, arkasında kardeşi, annesi, Arda komiser ve akrabağaları bir yuvarlak oluşturmuştu. Sanki bir şeye hazırlanır gibiydiler ama ne olduğunu bilmiyordum. Davul zurnada susmuş herkes pür dikkat Yağız oğlana bakıyordu. O ise ise bana.

 

Sonra birden şarkı söylemeye başladı.Hemde oynayarak, söylediği şarkıyı dinlerkende ağzım bir karış açılmıştı.

 

"Bahçanızda gül var mı?

Gül dibinde yer var mı?

Bu gece buralıyam.

Yatağında yer var mı?

Çakmak çakmağa geldik.

Kına yakmağa geldik.

Ersin ağlama.

Kardeşini almağa geldik."

 

Ve yakışıklı son darbesini abime vurmuştu. Abim yanımda bütün öfkesiyle aşağıya bakarken bir an bakışları döndü. Bir şey söyleyecek gibi oldu sustu, tekrar Yağız oğlana baktı. Tekrar bana derken bende omuzlarımı kaldırırak dudaklarımı büzdüm.

 

"Şimdi bunu ne yapayım ben?"

 

Evet abim sonunda konuşabilmişti.

 

"Bence düğünden sonra bir güzel dövebilirsin ama şimdi olmaz değil mi abiciğim?"

 

Yani düğünümde kaşı gözü mor olmuş bir damat istemiyordum. Abim sabır dilercesine başını sallamış elimden tutarak içeriye çekmişti. Ondan sonrası ne mi oldu? Abim yakışıklıya kapıyı açmadı istediği parayı verene kadar. Kocam veriyordu ama abim her defasında arttırıyordu. Az önceki yaşananların intikamını alıyordu ama arada ben kalıyordum. O yüzden olaya hemen el atmış kapıyı ben açmıştım. Sanırım bunların inatlaşmalarını ömür boyu çekecektim ve sürekli ortada kalacaktım.

 

"Yağız oğlum bundan sonra kızım önce Allaha sonra sana emanet. Ha emanet ettik diye canımızdan vazgeçmeyeceğiz. Her zaman onun arkasındayız bunu bil."

 

Babam son noktayı koyarken artık gözyaşlarıma engel olamamıştım. Onun güzel kalbine sığınıp sımsıkı sarılmıştım.

 

"İyiki benim babamsın. İyiki beni size emanet etmişler. İyiki varsınız."

 

Böylelikle gelin alma töreni sona ermiş biz mutluluğumuza bir adım daha atmış olmuştuk. Düğünümüz İstanbul'da olacaktı. Bir kır düğünü. Kına yapmak istememiştim sadece düğün olsun istemiştim. Sade güzel bir gün, en güzeliydi.

 

 

Uzun yolculuk ve dinlenmeden sonra üzerimde gelinliğimle heyecanla Yağız oğlanı bekliyordum. Arkam dönüktü. Önce adım sesleri duyuldu sonra nefes alışları. Yaklaştı yaklaştı işte o anda kalbinin sesini duymuştum. Çünkü kalbim yolcusunu tanıyordu.

 

Biz kalpler arasında yolculuğa çıkan bir çifttik.

 

"Artık güzel yüzünü görmek istiyorum deli bal!"

 

Sesindeki titreme kalbimi iki kat heyecanlandırmış ve bende yavaş yavaş arkamı dönmüştüm. İlk göze göze geldiğimiz an önce karnımda kelebekler uçuştu. Sonra yüzümde kocaman gülümseme.

 

"Afetidevran!"

 

"Gamzeli yarim!"

 

"İlk defa bana böyle sesleniyorsun."

 

"Çünkü ilk gamzene vuruldum."

 

"Yani yine nazlandın biraz. Bunu söylemek için biraz geç değil mi?"

 

Adımlarını biraz daha yanaştırdı ve ayakkabılarımızın uçları birbirine değdi.

 

"Ah biraz daha nazlansaymışım senin gibi dünyalar güzelini kaçıracakmışım."

 

"Ha şunu bileydin. Buraya kadar geldiysek benim sayemde oğlum."

 

Kaşlarını çatarak, "Oğlum mu?" Diye konuşmasın mı?

 

"Yani biraz söylenme anlamında dedim. Neyse hadi gidip bir ömür boyu mutluluk için imzaları atalım."

 

O imzalar atılmış, ailelerimiz mutlu olmuştu iki kişi hariç. Sevgili görümcem ve abim.Sevgili görümcem yine siyahlara bürünmüştü, başındada siyah tüllü bir şapka, sanırsın cenazeye gelmişti. Tövbe onu öyle gördüğüm an bir irkilmiştim ama sonra basmıştım kahkahayı. Tabii benim güldüğümü görünce çıldırmış sevgiliside onu teselli etmişti.

 

Diğer üzgün vaka ise abimdi, gözleri dolu dolu bana bakıyor elleriyle dizlerini dövüyor ben kardeşimi nasıl verdim diye söyleniyordu. Galiba yeni jetonu düşüyordu fakat geç kalmıştı.Onuda teselli eden canım arkadaşım Feride'ydi.

 

Annem babam ise en mutlu olanlardı. Onca yaşananlar olaylardan sonra yüzleri bu defa korkusuzca gülüyordu. Ne güzeldi korkusuzca gülümsemek. Ne nimetti.

 

"Evet damat bey sizi şöyle ortaya alalım."

 

Sanırım düğünümüzün en güzel anlarına gelmiştik. Damat bey elimden tutarak benide sahnenin ortasına getirmiş, ceketini çıkartarak şovuna başlamıştı. Ardından gömleğinin kolunu dirseklere kadar sıyırmış resmen görsel şölen yaşatıyordu. Ben bu görsel şöleni yaşarken zeybek havası çoktan çalmaya başlamış ve yakışıklı oynamaya başlamıştı. Tıpkı ilk oynadığı gibi kendinden emin, gururlu, mutlu bir adam gibi yerleri titretiyordu.

 

Bense ona hayranlıkla bakıyordum. Aynı gururla, aynı mutlulukla en son ellerini yere vurup alnına götürerek selam vermiş ve sağ gözümden bir yaş aktmıştı. Ağlıyordum ama üzüntüden değildi. Şu an öyle duygular içerisindeydim ki oturup hüngür hüngür ağlayabilirdim. Tam o kıvama gelmiştim fakat ardından çalan oyun havasıyla bütün büyü bozulmuştu.

 

Bilin bakalım bu sefer sahne kimin sırasıydı? Tabiiki abimindi hemde oynayarak sahneye çıkmıştı. Ellerini omuzlarına vuruyor, ayaklarını aynı yakışıklı gibi yere vuruyor bir salınıyorduki dilinde Ankara havasıyla.

 

"Gidene dur demeyiz

Düşmeyiz biz dalgaya

Ankara'nın bebesi

Dönüp bakmaz arkaya

Ulus Cebeci Çankaya

Gardaş deriz kankaya

Bize her yol Paris değil

La bize her yer Ankara"

 

Sanırım artık yakışıklı abimle şarkı atışması yapacaktı. Çünkü oda durmamış Ankara havası açtırmış abimin karşsına geçerek oynamaya başlamıştı. Kolları ve ayaklarıyla bir ritim tutuyordu ki sanırsın kırk yıllık Ankara'lıydı.

 

Gece boyu böyle devam etmişti. Taki sıra gecenin prensesine gelene kadar o ben oluyordum tabiiki. Ben çıkınca bütün gözler bir an bana dönmüştü. İçlerinden eminim bu deli kız yine ne yapacaktı diye düşünüyorlardı. Hepsine gülümserken elimi kaldırıp bir şıklattım ve şarkıyla ortama giriş yaptım.

 

"Aşkın ateşine dağlar dayanmaz.

Aşkı bilmeyenler gönülden yanmaz.

Aşk bir hastalıktır tabip anlamaz.

Aşka yârdan başka, yârdan başka.

Bana senden başka çare bulunmaz.

Seni anan benim için doğurmuş canım.

Hamurunu benim için yoğurmuş canım.

Seni anan benim için doğurmuş canım.

Hamurunu benim için yoğurmuş."

 

Canım kaynanam Yağız oğlanı benim için doğurmuştu valla. Canım görümcemde abisini bana vermek zorunda kalmıştı. Ben muhteşem şarkıyı hepsine bakarak söylerken kenarda çıldıran biri vardı görümcem...Oda artık alışacaktı.

 

Böylece bir masal daha mutlu sonla bitmişti. Yağız oğlan ve Dilruba kavuşmuşlar sonsuza kadar ise mutlu yaşayacaklarmış.

 

***

Beş sene sonra....

Seneler önce bir yolculuğa çıkmıştım. Çıkmış olduğum o yolculuk bilmeden benim için bir hikaye yazacaktı. En güzel hikaye. Ama biraz hüzünlü olacaktı. Biraz sancılı. Fakat her şeye rağmen mutlu olmayı becerecektik. İnanmıştım inat etmiştim. Bu kalpler arası yolculuğa çıkılacak kalbim bir durakta duracaktı. Oda durmuştu yakışıklının kalbinde. Bir yuva kurmuştuk, bazen mutlu, bazen kavgalı ama sonunda birbirimizin kollarında son bulan. Bizim hikayede küsmek yoktu. Kavga et bağır çağır ama küsme. Çünkü küsmek için dünya çok kısaydı. Biz her dakikayı her günü küserek değil birbirimizde sarılarak gideriyorduk. Bu beş sene boyunca böyle geçti. Mutlu, mesut, evli, çocuklu. Evet çocuklu dedim, çünkü beş sene sonunda nihayet hamileydim. Bir oğlumuz olacaktı tıpkı babası gibi yakışıklı yani öyle umut ediyordum. Huyu bana çeksin, yüzü babası olsun. Hayalim böyleydi o yüzden bol bol kocama bakıyordum. Son aylara kadar gitmiş gelmiş hep ona bakmıştım.

 

Okulum ise ne demiştim size ben okulumu bitireceğim diyetisyen olacağım diye. Olmuştum valla evlilik engel olmamış hemde bölüm birincisi olarak bitirmiştim. Benim birinci olmam sevgili görümcemi deli etsede umurumda olmamıştı. Evet sevgili görümcem hala beni sevmiyordu. Koskoca beş yıl geçmesine rağmen hala kavga ediyorduk. Tıpkı abim ve Ersin gibi. Onlarda hala aynıydı birbirleriyle yarışıyordu. Galiba bu geçen zamanda hiç birimiz akıllanmamıştık. Evlendik yuva kurduk ama hala çocuktuk. Onlarda sonunda evlenmişti hemde çok güzel düğünle. Canım Feride'm sabrının meyvesini almıştı. Beklemişti ve çok mutlu olmuştu.

 

Ben ise şuanda koca göbeğimle buzdolabının önünde oturmuş elimde koca kavanoz çikolatayı götürüyordum. Mutlu sanmayın hiç mutlu değildim çünkü ağlıyordum. Çikolata yiyen hiç ağlar mıydı? Valla ben ağlıyordum. Burnumu çeke çeke dudaklarımı büze büze. Çünkü habire yemek yiyor habire kilo alıyordum.

 

"Dilruba yine mi güzelim?"

 

Evet bu konuşan benim biricik kocamdı. Yalnız benden bıkan bir koca. Önümde eğilmiş eli yanaklarımı bulmuş gözyaşlarımı siliyordu.

 

"Kurban olduğum yine niye ağlıyorsun?"

 

Burnumu sertçe çekip yakışıklıya baktım.

 

"Neden olacak çikolata yiyorum ve kilo alıyorum. Hem şuanda senin içinde ağlıyorum."

 

"Benim için neden ağlıyorsun?"

 

"Çünkü bıktın benden. Hep ağlıyorum hep kızıyorum sana. Sende bıktın benden."

 

"Dilrubam kurban olduğum bu hormonların ne zaman düzelecek? Valla sende bittin bende bittim."

 

Yakışıklı bir güzel bana yakınırken tam cevap verecektim ki o anda karnıma giren ağrıyla bastım çığlığı.

 

"Ayyyyyyyyyyyy!"

 

Son harfi uzatmadan olmazdı, resmen abimden bana geçmişti.

 

"Ayy doğuruyorum sanırım ay anneciğim!"

 

Ben acı içinde yerde kıvranırken yakışıklı karşımda donup kalmış, hiçbir şey yapmıyordu. Onu öyle görünce sinirim iyice tepeme çıkmıştı. Burada hem ağrı çekiyordum hemde onunla uğraşıyordum.

 

"Yağız doğuruyorum diyorum sana hareket etsene lan!"

 

"Dilruba gerçekten doğuruyor musun? Ama daha bir kaç gün vardı. Dilruba şimdi ne yapacağız?"

 

"Ay senin Dilrubana. Ay anneciğim ölüyorum."

 

Yakışıklının bakışları bir an yere kayınca elbisemdeki ıslaklığı gördü ve gözleri büyüdü büyüdü.

 

"Dilruba suyun gelmiş sen cidden doğuruyorsun."

 

Dedi ve pat yere yığılıp kaldı. Hamile olan bendim ama bayılan Yağız oğlan olmuştu.Burada bir terslik vardı fakat artık hiçbir şeye şaşırmıyordum.

                          SON

 

Evet bir masalımızın daha sonuna geldik. Onları yazmak öyle güzeldiki özellikle Dilruba'yı. Ele avuca sığmayan güzel kızım. İyiki sizi yazmışım ve iyiki sizde okumuşunuz. Çok teşekkür ederim.

Bölüm : 26.04.2026 02:34 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...