
Hayatımı bir filim yapsalardı kesin romantik komedi olurdu. Böyle insanların bolca güldüğü arada ağladığı bir filim. Cidden benim hayatım bir romantik komediydi. Başroller Dilruba ve Yağız, yan karakterler ise Ersin ve Feride...
Bu defa filime yan karakterler yankı uyandırmıştı. Çünkü canım abim isteme gününde hastanelik olmuştu. Hemde içtiği kahve yüzünden. Kahveninde suçu yoktu, bütün suç o karabiberindi. Hatta durun bütün suç o Feride'nin kuzeni olacak cadı kızındı. Sen arkadaşımın heyecanından yararlan onun arkasını döndüğü an kahvenin içine karabiberi dök. Neymiş abim Feride'yi ne kadar seviyor görmesi lazımmış. Sanki ona kalmıştı. Sırf kıskançlığından yapmıştı ama kanıtım yoktu. Yoksa benim Feride'm abime kıyamazdı. Hem biliyordu karabibere alerjisi olduğunu. Nasıl kıyardı? Ben zaten bu isteme kahvesine atılan şeyleri anlamış değildim. Bir kere iyi bir şey değildi. Daha damada kavuşmadan Allah etmesin bir şey olacak o zaman göreceklerdi. Ben kesinlikle Yağız oğlanıma böyle bir şey yapmayacaktım.
Sonuç olarak isteme hastanede devam etmiş yüzükler orada takılmıştı. Canım arkadaşım gözyaşları içinde mutluluğa adım atmıştı. Herkes bu adıma mutlu olurken ben daha mutluydum. Canım abimin gözlerinin içi gülmesi benimde gülmem demekti. Onca olanlardan sonra ailem gerçekten mutlu olmayı hakediyordu.
"Ne olaylı geceydi ama!"
Yakışıklının konuşmasıyla göğsünde olan başımı kaldırıp yüzüne baktım. Beni iki arada derede hastaneden kaçırmış kumsala getirmişti. Karanlıktı ama dolunayın ışıltısı denize yansıyordu. Bu manzara benimde içimi aydınlatmıştı
"Bizim isteme gecemiz böyle olmasın. Sakin, olaysız geçsin olur mu?"
Yeterince olay yaşamıştım artık yaşamak istemiyordum. Yağız oğlanın dudakları alnımda yer alırken gözlerimi kapadım.
"Söz veriyorum sana hayatının en güzel günlerinden biri olacak. Artık hiç bir şey seni üzemeyecek. "
"O adamı görmek istiyorum."
Yağız oğlan alnımdan dudaklarını çekip yüzüme baktı.
"Kimi görmek istiyorsun?"
"Alex'i görmek istiyorum."
Evet onu görmek biraz tuhaf kaçabilirdi ama konuşmak istiyordum.
"Dilruba nereden çıktı bu? Neden görmek istiyorsun?"
"Pişman oldu mu onu görmek istiyorum. Bende bıraktığı izler için birazcıkda olsa pişman olmuş mu bilmek istiyorum."
Pişman olmamıştı biliyordum ama onunla görülecek yarım bir hesabım vardı.
Yakışıklı derin bir iç çekerek başımı göğsüne yaslayıp sımsıkı sarıldı.
"Bunu kendine neden yapmak istiyorsun bilmiyorum ama istediğin gibi olsun. Senin için bir görüşme ayarlayacağım."
Söylediklerine gülümserken yanağımı göğsüne sürterek tam kalbinin üzerine öpücük kondurdum.
"Avukatım olarak ayarlarsın artık. Acaba seni bir gün o mahkeme salonunda cübbenle savunma yaparken görebilecek miyim? Belki beni bile savunsun."
"Güzelim böyle bir istek mi olur Allah aşkına hem seni niye savunayım? Tövbe Yarabbim!"
"Unutma tatlım senin baş belası bir karın olacak. O yüzden avukatım olmaya alış."
Yağız oğlan söylediklerime sinirlenirken ben gülmeye devam ediyordum. Çünkü söylediğim gibi tam baş belasıydım.
"Bu arada Elif öğrendimi?"
En çok merak ettiğim konuydu. Sevgili görümceceğim mutlu haberi alması lazımdı.
"Yok ona daha söylemedim. Annemin haberi var ama o duymadı."
Duysa çoktan karşımda bitmişti.
"Nereye kadar saklayacaksın? Sonunda öğrenecek. Hatta dur ben söyleyim ona."
Yağız oğlanın bedeni gerilirken sakın yapma dedi ama yapacaktım biliyordu. Ona aldırış etmeden birden ayağa kalktım. Ayakkabılarımı çıkartıp denize doğru koşmaya başladım. Ayaklarım suyla temas ettiği an biraz ürpersemde elbisemin ucunu toplayarak biraz daha ilerledim. Bu arada Yağız oğlana dönüp yanıma gelmesi için onuda çağırdım. Oda başını sallayıp sen iflak olmasın bakışlarını atarak ayakkabılarını çoktan çıkarmış pantolonunun paçaları katlıyordu. Resmen istemem yan cebimeydi ve beyfendide bana nihayet katılmıştı. Hatta biraz yaramazlık yaparak eliyle suyu üzerime sıçratıyor beni ıslatmaya çalışıyordu ama Dilruba yer miydi? Hemen arkasına geçip sırtına atlarken kollarımı boynuna dolayıp öpücükler kondurup bıraktım. Kahkahalarımız havada uçuşurken onunla o gece dolunayın altında çocuklar gibi eğlenmiş hayatıma bir kez daha şükür etmiştim. Onun gibi birini karşıma çıkardığı için. Gece sonunda kumsalın üzerine uzanmış birbirmize sımsıkı sarılarak uykuya dalmıştık. Fakat ben uyumadan önce küçük bir cadılık yapmıştım. Yakışıklının göğsünde yatmış kocaman taşı olan pırlantalı yüzüğüde dudaklarımın üstüne kapatarak telefonla resim çekmiştim. Peki bu resmi ne yapacaktım biliyor musunuz?
Sevgili görümceme yollayıp büyük haberi verecektim. Yani oda mutlu olsun değil mi? Hakkı vardı. O yüzden hiç gecikmeden resmi ona atıp kocaman gülücük emolojisi yollayıp telefonu kapadım ve kendimi uykunun kollarına attım. Sabah olduğunda ise ne kadar iyi ettiğimi anlamış oldum. Çünkü canım görümcem sabaha kadar abisini aramış mesajlar atmış ağlayarak video çekip yollamıştı. Bunu gören yakışıklı ise bana öyle bakış atmıştı ki kaçacak delik bulamamıştım. Sonuç yakalamış beni bir güzel denize atmıştı. Yani biraz haketmiş olabilirdim çünkü sevgili kardeşi çok üzülmüştü. Pişman mıydım? Asla!
***
Antalya'dan döndüğümüz gibi Yağız oğlan sözünü tutmuş benim için Alex'le bir görüşme ayarlamıştı. Şimdi ise sandalyede oturmuş pisliğin gelmesini bekliyordum Başımda bir gardiyan vardı, arada ona kaçamak bakış atıyor tekrar yere bakıyordum.
Çünkü gardiyanda öyle boy vardı ki sanırsın basketbolcu, öyle uzun boyluydu. Ve ben zavallı, kısa boylu, fındık kurdu hep uzun boylu insanlarla karşılaşıyordum. Sanki evren bilerek yolluyordu sinirimi bozmak için. Tamda sinir demişken kapı açılıp Alex'in yüzünü görünce sinirlerim iyice gerilmişti. Asıl beni sinir eden bu meymenetsiz surattı. Beni gördüğü an bir sırıtmaya başlamıştı Allahım dedim içimden. Sakin olmam lazımdı.
"Ooo kimleri görüyorum sevgili kuzenimi!"
Sırıtmaya devam ederek karşıma geçmiş sandalyeye oturmuştu. Sakin olmam lazımdı.
"Seni hangi rüzgar attı buraya?"
Bakışları bir an başımdaki ameliyat yerini bulurken sertçe yutkundum.
"Çabuk iyileşmişsin. Valla bir ara korkuttun öleceksin sandım."
Hala dalganın peşindeydi.
"Ölsem kesin kına yakardın."
"Ooo ölsen varya neler yapardım ama sen dokuz canlısın ölmek bilmiyorsun."
Sakin olmam lazımdı.
"Hiç mi pişman değilsin?"
Yüzündeki gülümseme iyice büyürken başını hayır anlamında sağa sola salladı.
"Bunca kötülüğe nasıl sahip oldun anlamış değilim. Bir insan nasıl bu kadar kötü olabilir?"
Söylediklerimden sonra gülümsemesi yüzünde yavaş yavaş solarken bam teline basmaya başlamıştım.
"Bütün bu kötülüklere baban sayesinde bulaştım. Sevgili ailem sayesinde. Eğer seni vermemiş olsalardı sende en az benim kadar kötü olacaktın. Dua et vermişler."
Doğruydu dua etmem gerekiyordu böyle kötü ailede büyümedeğim için.
"Emin ol senin ailenle büyüseydim kötü olmazdım. Kimseye zarar vermezdim. Hadi ailen kötüydü ama sen kötü olmak zorunda mıydın? İnsanları zehirlemek onları öldürmek hayatlarını söndürmek zorunda mıydın? Sırf daha çok güçlenmek için sırf para için değer miydi?"
Yüzü tamamen ifadesiz kalırken bakışlarını benden çekip masaya odaklandı.
"Bu ailemde güçlü olmak zorundasın yoksa seni yok ederlerdi. Bende o yüzden yok olmamak için yok ettim."
"Peki annen böyle olsun ister miydi?Onun yaşadıkları ona yeterken seni böyle görmek onu kahretmez miydi?"
Anne sözünden sonra Alex'de her şey kopmuştu. Gözlerini öfke bürümüş ellerini yumruk yapmıştı sanki her an bana saldıracak gibiydi.
"Annemden bahsetme. Onu dile getirme. Yoksa senin için iyi olmaz."
Tam o an gözlerinin içine baktım.
"Sen çok zavallı adamsın. Sırf kötülüğüne bahane bulmak için dayını bahane ediyorsun ama hayır. Sen zaten kötüsün."
"Dilruba neden buradasın?"
"Görmek istedim birazcıkta olsa pişman olduğunu ama görüyorum ki sende pişmanlığın gramı yok. Ha bu arada hesaplaşmak istedim ve hesabımı gördüm senin bam teline bastım sevgili kuzenim."
Bir anda kahkaha atarken bu sefer yumruklarımı ben sıkıyordum. Sakin olmam lazımdı.
"Ah sevgili kuzenim sen çok komik bir kızsın. Entresansın yani. İlk karşılaştığımızda çok korkmuştun benden. Ama sonra o korkun gitti gitti beni bile dövdün. Bu hale nasıl geldin anlamış değilim. Sen baya güçlendin."
"Beni bu hale sen getirdin şerefsiz!"
Sakin olmam lazım!
"Seni bu hale baban getirdi ben bir şey yapmadım."
O öyle söyleyince bir anda tişörtümün ucunu kaldırıp sağ tarafımda olan izi gösterdim.
"Bunu kim mi yaptı? Senin gibi şerefsiz."
Sonra saçlarımın arasındaki izi gösterdim.
"Peki bu? Sırf sen daha güçlü ol diye ölüyordum ben ama sen pişman değilsin. Gerçi sen bütün masum insanlara kıyarken pişman olmadın bana mı olacaksın?"
O anda sağ gözümden bir yaş damlarken hemen elimin tersiyle sildim. Bu hareketlerime karşımda ki mahlukat gülerken kendimi zor tutuyordum.
"Sen tıpkı sümsük annen gibisin. Ona çekmişsin. Her şeye üzülen merhamet sahibi."
Biliyorum sakin olmam lazımdı. Ama buraya kadardı. Çünkü ölen anneme laf etmişti. O yüzden Dilruba durur muydu? Asla! Durmadım aniden sandalyeden kalkıp masanın üzerine çıkmış elimi şerefisizin saçlarına dolarken artık olanlar olmuştu. Gerisi büyük hengame. Bütün yumruklarım Alex'in yüzünde patlarken cezaevindeki bütün gardiyanlar başımıza üşüşmüş beni durdurmaya çalışıyorlardı ama ben durur muydum? O ellerimin arasında yalvarırken ben daha bilendim.
"Şerefsiz sen nasıl benim anneme laf edersin? Sen kimsin götelek?"
Dudaklarımda küfürlerde yer alırken sonunda onu elimden almışlar beni ters kelepçe odadan çıkarmışlardı. Sanırım cezaevinde biraz terör estirmiştim bunu ters kelepçelenirken farkına varmıştım ama çok geçti.Çoktan nezareti boylamış avukatımı çağırın diye bağırıp çağırmıştım. İnsanın biraz aklı başına gelmesin lazımdı ama benim gelmemişti. O adinin söylediklerini hatırladıkça dahada öfkem artmış demirlere sertçe tekme atmıştım. Polisler uyarsada durmadım. Gözlerim yaşlı bağırdım tekmeledim taki avukatımı görene kadar. Gelmişti yiğidim beni kurtarmaya.
"Dilruba!"
İsmim dudaklarından çıkarken ben daha çok ağlamaya başlamıştım. Duygusal moda geçiş sırasıydı. Yağız oğlan demirlere yaklaşıp elini uzatırken ona doğru ilerleyip elinden tuttum.
"Sonunda geldin."
Bakışları gözlerimde dolaşırken sesli nefes alıp verdi.
"Kendine ne yapmışsın böyle? Gözlerin kan çanağına dönmüş. Üstelik her yeri birbirine katmışsın Dilruba!"
Sesi biraz sinirli çıkar gibi olmuştu.İç çekip dudaklarımı büzerek gözlerine baktım.
"Valla sakin kalmaya çalıştım ama susmadı. Annem hakkında öyle konuşunca duramadım Yağız oğlan."
"Tamam ağlama artık. Dayanamıyorum seni böyle görmeye."
Başımı sallarken hala ağlamaya devam ediyordum.
"Savcı seni mahkemeye sevk etti."
Duyduğum gerçekle ağlamam nihayet durmuştu.Çünkü şok olmuştum. Yani bu kadarını beklemiyordum.
"Mahkeme mi?"
"Dilruba cezaevini birbirine katmışsın. Alex'i dövmüşsün üstelik gardiyanlara bile vurmuşsun."
Son söylediğine gözlerimi büyüterek baktım. Çünkü onlara vurduğumun farkında değildim.
"Benn özür dilerim. Böyle olsun istemedim. Ben o gece seni mahkemede savurken görmek istiyorum derken sadece şaka yapmıştım. Nereden bilecektim gerçek olacağını?"
Yağız oğlan nihayet gülerken eli yanağımı bulmuş okşamaya başlamıştı.
"Ah Dilruba! O gece baş belası karın olacak derken bende şaka yaptığını sanmıştım ama hiç öyle değilmiş. Tam baş belası cezaevini birbirine katacak kadar bir karım varmış onu şimdi anlamış oldum."
Valla çok istediğim şeyin hemen olacağını ben bile düşünememiştim. Bir mahkeme salonunda suçlu bendeniz, avukatım Yağız oğlanla hakimin karşısında duruyorduk bile.
"Valla hakim bey bütün suç o gece kumsalda dolunayın altında söylediklerim yüzünden oldu."
Hakim Bey söylediklerime tuhaf tuhaf bakerken sanırım onun bile sabrını taşırmaya başlıyordum. Çünkü çenem hiç durmuyordu arada bir bağırıp beni susturmaya çalışıyor arada avukatım devreye giriyor ama ben susmuyordum. Neden mi Dilruba korktuğu için diline vuruyordu.
"Kızım şimdi dolunayı felan bırak. Neden cezaevinde bir suçluya saldırdın?"
"Hakim bey adı üstünde suçlu işte. Ondan saldırdım."
Hakim bey başını sallayıp tövbe çekerken gülümseyerek hemen araya girdim.
"Hakim bey tövbe çekmek iyidir. Günahlarınız af olur."
Tam hakim bey bir şey söyleyecekken avukatım ayağa kalkmış konuşmayı o devir almıştı.
"Hakim bey müvekkilim Dilruba hanım aslında büyük bir oyuna gelmiş. Saldırdığı suçlu Dilruba hanımı kışkırtmış onu annesinden vurmuş. O yüzden kendini tutamamış. Evet müvekkilim büyük suç işledi ama o an kendinde değildi. Bundan bir kaç hafta önce sanık müvekkilimi kaçırmış onu ölüme süreklemiş kişidir. Uygun olmayan şartlar altında ameliyat yapmış ve müvekkilimin hayatını riske atmıştır."
Avukatım beni güzel savunurken dayanamadım ayağa kalkıp alkışlamaya başladım.
"İşte benim avukatım işte benim yiğidim. Tam hayal ettiğim gibi bütün karizmasıyla beni savunuyor."
Yağız oğlan bana şokla bakarken hakim ise yok artık diye söylenip durmuş elindeki tokmakla bir kez daha vurmuştu. Bu demek oluyorduki sus Dilruba!
Susmuştum.
"Avukat Bey bütün bu yaşadıkları onun cezaevini birbirine katma hakkı vermiyor."
"Vermiyor valla. Ama ben sakin olmak için çok çabaladım."
"Üstelik kamu malınada zarar vermiş. Masayı sandalyeyi ortadan ikiye bölmüş. Saldırdığı kişiyi söylemiyorum bile. Adamın başında saç kalmamış."
"Valla kamu malına zarar verdiğim için özür dilerim ama o adamın başında saç kalmadığı için özür dilemem hakim bey!"
"Tövbe Estağfurullah!"
Hakim bey bir kez daha tövbe ederken araya yine daldım.
"Tövbe etmek iyidir günahlarınız af olur."
Güzelce nasihatı verdiğim an avukatım hakim ve savcı dahil sus artık Dilruba diye bir çıkıştılar. Susmak zorunda kalmıştımÇünkü hakim ve savcığı bile deli etmiştim.
O an bakışlarım avukatıma kayarken üzerindeki cübbe bir insana bu kadar mı yakışırdı diye düşündüm? Ama düşünmemem gerekiyordu her an sevdiceğime kavuşamadan hapse girebilirdim. Fakat benim kalbim akıyor yakışıklıya akıyor ve çenemde durmuyordu.
"Ah tam afetidevran olmuş yiğidim." Diye söylendim ama ben kısık sesle söylediğimi sanmıştım taki mahkeme salonunda olan herkes tövbe çekene kadar. Biraz utanmıştım ama hepsine dönüp şöyle bir baktım gözlerimi kırparak o meşhur cümlemi kurdum.
"Tövbe çekmek iyidir. Günahlarınız af olur."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.77k Okunma |
620 Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |