
Kaan
Kahvaltı sırasında evin zili çalmıştı, evin çalışanı Handan abla kapıyı açmaya gitti.
Tabii buradan giriş görünmüyordu ama anlamasamda konuşma sesleri geliyordu.
"Kaan bey sizin için misafirler gelmiş."
Duyduklarımla kaşlarım düşünce ile çatıldı.
Erkan ile sedef bir haftalığına şehir dışına çıkmışlardı. Başka kim olabilir ki.
Babama baktım benimle birlikte ayaklandı içgüdüm ile oğlumu kucağıma aldım.
Babamla beraber salona yürüdük. Gördüğüm kişiler ile yerimde duraksadım.
"Kaan?"
Arda ile Mertcan gelmişler. Gözüm Mertcan'ın yüzündeki geçmeye başlayan yaralarda dolaştı biraz.
Babam eli ile koltukları gösterdi.
"Hoş geldiniz buyurun oturun."
İkisi de babamı ikiletmeden oturdular.
Ben ise ne yapacağımı bilemedim odama çıksam ya da dışarı.
Babam bana bakınca mesajı anladım ve tekli koltuğa Arda'nın çaprazına oturdum.
Oğlum kucağımdan inmek isteyince yere ayaklarımın yanına bıraktım.
Kafasını kaldırıp Arda ile Mertcan'a baktı.
Bir eli ağzında dişi kaşınıyor galiba.
Elini ağzından çıkarıp iki elini yere koydu poposunu kaldırdı.
Oluşan pozisyon ile tebessüm ettim. Elleri ve ayakları yerde ama poposu havada.
Kafasını babama döndürüp kıkırdamaya başladı.

Bacağımdan tutunup ayağa tam anlamıyla kalktı. Babama doğru yürümeye başladı
"De-de."
Babam tebessüm ederek kucak açtı.
Oğlum iki kolun arasına girip bana baktı. Babam dayanamayıp yanağını öpüp hafif ısırdı.
Efe kafasını yan çekip babama doğru döndü.
Ve öndeki dört dişi ile babamın yeni kesmiş olduğu yanağını ısırmaya çalıştı.
Babam tebessüm ederek yüzünü uzaklaştırıp bana baktı.
"Ben bir annene bakayım oğlum."
Kurduğu cümle ile yüzümdeki gülümseme dondu.
Yanımdan geçerken elini omzuma atıp hemen geri çekti.
Gözlerim kucağımda birleşen ellerimdeydi. Kulaklarım karşı tarafta.
Boğaz temizleme sesi ile başımı kaldırdım.
Arda. "Kaan sana mesaj atmıştım konuşmamız lazım diye, ama ondan beri bana dönmeyince Mertcan ile gelelim dedim."
Devam etmesi için başım ile onay verdim.
"Konu senin time geri dönmen, Yavuz komutan dosya vermiş sana."
Sırtımı arkaya yaslayıp ardaya bir kaç saniye baktım.
"İnceledim dosyayı, ve mesleğime iyileşir iyileşmez döneceğim - yüzlerinde hemen gülümseme oluştu ta ki konuşmamın sonunda gülümsemeleri soldu- ama Yıldız Timi'ne değil."
(Önce yazmıştım Kaan'ın eski tikin adını ama bulamadım ve ne yazdığımı hatırlamıyorum o yüzden Yıldız timi diye yazdım)
Mertcan yerinde dikleşti ve konuşmaya başladı.
"Ama biz seni Yıldız Timi'ne dönmeni bekliyoruz."
Kollarımı birleştirip Mertcan'ın gözlerinin içine baktım.
"İlk çıkmamı isteyen de sendin Mert!"
Bakışlarım bir kaç saniye sürdü hemen göz kontağından çıktım.
Sesim sakindi… ama kırgınlığım saklanmıyordu.
Geri göz kontağı kurdum çünkü Mertcan'ın tepkisini merak etmiştim.
Mertcan’ın bakışları bir anlığına kaçtı.
Çenesi gerildi, sanki bir şey söylemek istedi ama kelimeler boğazına düğümlendi.
Eli dizinin üzerinde sıkıldı.
“Ben…”
Cümlesi yarım kaldı.
Derin bir nefes aldı, gözlerini kapatıp tekrar açtı.
“O zaman…” dedi, sesi eskisine göre daha düşüktü.
“O zaman doğru olanı yaptığımı sanıyordum.”
Gözlerini tekrar bana kaldırdı.
Bu sefer kaçmadı.
“Ama yanılmışım Kaan.”
Odanın içindeki hava değişmişti.
“Seni orada yalnız bıraktık.”
Sesi kısılmıştı.
“Ben… seni yalnız bıraktım.”
Sözleri havada asılı kaldı.
Birkaç saniye ona baktım.
Ne öfke vardı içimde ne de rahatlama…
Sadece geç kalınmış bir ‘keşke’ vardı.
Gözlerimi ondan çekip başımı hafifçe yana çevirdim.
“Evet.”
Tek kelimeydi.
Ama içinde söylenmeyen çok şey vardı.
Kollarımı daha sıkı birleştirdim.
“Yalnız bıraktın. İçinizden biri bile çıkıp ‘Kaan’a güveniyorum’ demedi."
Sesim sakindi.
Ne yükseldi ne titredi.
“Ve ben o yalnızlıkta her şeyi tek başıma yaşadım.”
Odanın içinde ağır bir sessizlik çöktü.
Gözlerim tekrar Mertcan’a kaydı.
“Şimdi dönmemi istiyorsunuz…”
Kısa bir duraksama.
“Ama ben artık aynı yerde değilim.”
Bakışlarımı onunkilerden çektim.
Benim yanımda aslan ailesi vardı. Öz ailem abimler, babam vardı.
Kerem Aslan var benim yanımda.
Oğlum. Barış Efe'm var.
Arkamdan paytak yürüme sesi gelince üçümüz de oraya baktım.
Efe'm sağ işaret parmağı ağzında buraya doğru paytak paytak yürüyordu.
Gelip tam bacaklarımın arasına oturup sol elinden hiç düşürmediği kırmızı oyunca arabası ile olduğu yerde oynamaya başladı.
Arda ile Mertcan kıpırdanmaya başlayınca bakışlarım oraya kaydı.
Aralarında koydukları bez çantayı Barış Efe'nin önüne koydular.
Tabi benim meraklı oğlum içine bakmaya çalıştı.
Beceremeyince alt dudaklarını büzüp sulu göz ile bana baktı.
"Ba-ba"
Sol dudağım yukarı kıvrıldı. Elimi yerdeki Arda'nın getirdiği bez çantaya attım içindekini çıkarıp oğlumun önüne koydum uzaktan kumandalı askeri arabaydı.
Oğlum gözlerini kocaman açmış askeri arabaya bakıyordu o sırada ben de Mertcan'ın getirdiği bez çantadan oyuncağı çıkarıyordum.
Barış Efe'nin boyunda peluş hayvan dinazorunu görünce gözünü daha çok büyütüp bana baktı.
"Ba-ba! Bak!"
Ayağa kalkıp dinazorun bacağından tutup sağ eline kırmızı arabasını alıp geldiği yere geri yürümeye başladı.
"De-de! Bak! Dino!"
Onun varlığı… her şeyin cevabı gibiydi.
Odanın ortasında sadece Efe’nin peluş dinozorunu sürüklerken çıkardığı o hafif ses ve küçük adımlarının yankısı kaldı.
Arda yerinden yavaşça kalktı. Bakışları bir anlığına yerdeki askeri arabaya, sonra da bana kaydı.
Dudaklarını birbirine bastırdı; söyleyecek çok şeyi vardı belki ama hiçbirinin benim kurduğum o korunaklı duvarı aşamayacağını anlamıştı.
Mertcan da ona eşlik etti.
Göz göze geldiğimizde, o ilk andaki savunmacı halinden eser kalmadığını gördüm. Sadece derin bir kabulleniş ve hâlâ geçmeyen o suçluluk duygusu vardı bakışlarında.
Hiçbir şey demediler.
Ne bir veda cümlesi, ne de bir ısrar...
İkisi de ağır adımlarla salondan çıkıp dış kapıya yöneldiler.
Handan ablanın kapıyı kapama sesini duydum. Konaktaki o ağır, gergin hava, yerini yavaş yavaş Barış Efe’nin neşeli mırıltılarına bıraktı.
Sırtımı koltuğa iyice yaslayıp derin bir nefes aldım. Gitmişlerdi.
"De-de! Bak!"
Efe, koridorun ucunda babamın dizlerine sarılmış, yeni oyuncağını gösteriyordu.
Babam başını kaldırıp bana baktı; gözlerinde hem bir gurur hem de "geçti" der gibi bir huzur vardı.
Yanımda Aslan ailesi vardı. Geçmişin gölgeleri bu kapıdan içeri sızmaya çalışsa da, artık içerideki ışık onları barındırmayacak kadar güçlüydü.
≈
Öğle saatinde odamın doğum günümde yapılan masaya oturdum.
Efeyi uyutup öğle namazını kılacağım ama daha vakit olduğu için oğlumun yeni peluş arkadaşı ile oyununun oynamasına izin vermiştim.
Çünkü uykusu geldiğinde ellerindeki oyuncakları bırakıp benim yanıma gelecekti.
Tamda dediğim gibi oldu sol gözünü ovarak bana doğru yürümeye başladı.
Alt dudaklarını büzüp baba dedi.
Kollarımın arasına alıp yatağıma gittim oğlumu yatırıp yan şekilde yanına uzandım.
Sırtını pış pışlamya başladım. Tam gözünü kapatmak üzereydi ki hemen açıp dinazoru gösterdi.
Yataktan kalkıp dinazora uzandım elime alıp oğluma verdim bana poposunu dönüp dinazora sarıldı.
Biraz zaman geçince Efe'nin düzenli nefes sesleri gelince üstünü örttüm.
Kitaplığa doğru yürüyüp içinden.
Çöle İnen Nur (Necip Fazıl Kısakürek)
Kitabın kapağını yavaşça açtım. Sayfaların o kendine has kokusu, odadaki bebek şampuanı kokusuyla karıştı. Yatağın kenarına, Efe’nin hemen ayakucuna ilişiiverdim.
Dışarıda esen rüzgar konağın pencerelerini hafifçe yoklarken, Necip Fazıl’ın o sarsıcı ve bir o kadar da naif cümleleri arasında kaybolmaya başladım.
"O, nurdur; nurun aynasıdır ve nurun kaynağıdır..."
Okuduğum her kelime, az önce salonda verdiğim o mücadelenin yorgunluğunu ruhumdan silip süpürüyordu.
Mertcan ve Arda'nın gidişiyle kapanan o kapı, aslında zihnimde yeni bir pencere açmıştı. İhanetin soğukluğu, yerini sarsılmaz bir teslimiyete bırakıyordu.
Gözüm bir an için Barış Efe’ye kaydı.
Küçük elleriyle devasa peluş dinazorun bacağına sıkı sıkı sarılmıştı. Poposu hafifçe havada, o her zamanki bebeksi huzuruyla uyuyordu.
İçimden bir şükür cümlesi geçti. Eskiden olsa bu sessizliği "yalnızlık" sanırdım. Şimdi ise biliyordum ki bu sessizlik, benim en büyük kalabalığımdı.
Yanımda Aslan ailesi, kucağımda inancım, arkamda ise sarsılmaz bir sevgi vardı.
Kitabın ayraç niyetine kullandığım sayfasını çevirirken, Efe uykusunda hafifçe mırıldandı. Dinozoruna daha sıkı sarıldı. Gülümsedim.
Dünya dışarıda dönmeye, dosyalar masalarda tozlanmaya devam edebilirdi. Ama bu odanın içinde zaman, bir babanın nefes alışında ve bir kitabın kutsal kelimelerinde durmuştu.
Vakit geliyordu.
Birazdan seccademi serecek, bu huzurun asıl sahibine alnımı koyacaktım.
Selam canlarım ben geldim.
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum.
Mutlu kalın ❤️
Seviliyorsunuz ❤️
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 22.86k Okunma |
1.85k Oy |
0 Takip |
37 Bölümlü Kitap |