
Zaman... Sevdiğini kaybeden çoğu insan gibi benim de takık olduğum kavram. Bazen de kaybetmekten korkan... Hâlâ kaybedecek bir sürü sevgim var. Sevgi kaybolmaz evet, sevgimi yönelttiğim varlık kaybolabilir. Ben zaten o varlıklardan bahsediyorum sevgim diye. Onların adı benim için "sevgim".
Birini daha kaybettim geçen ay. Oldukça hüzünlüydü. Kalbim artık onu da arıyor. Ama hiçbir yerde bulamıyor.
Evden kaçan ve bir daha da karşıma çıkmayan kedimden bahsediyorum. Sinan’la bütün mahalleyi, hatta ilçeyi aradık sayılır. Küçük bir iz bile bulamadık. Tarçın’dan da yardım aldık tabii. Yine de bulamadık işte. Kayıp ilanlarından henüz bir cevap alamadık.
Tembel kedimden bunu beklemezdim. Üşengeçliği yüzünden bana bile katlanır sanıyordum.Paramın yarısını ona harcıyordum. Yoksa ona iyi bakamadım mı?
Ölmüştür bir yerlerde diyorlar. Kabul etmiyorum, inanmıyorum. Geri dönecek belki, yolunu bulamıyor belki. Ya da daha iyi bir dost buldu kendine. Fakat ölmedi, inanmıyorum.
Yanağımdan süzülen yaşı silemedim ellerimle kendimi taşıdığım için. Yaz geldi, işim yok bugün o yüzden çardağın tepesindeki tahtaları kavramışım, asılıyorum. Spor mu işkence mi? Bilemiyorum. Ellerim acıyor ve çok yoruldum. İnat ettiğim için bırakmıyorum.
Yazın gelişi de içimde buruk. Herkes kendi âleminde. Sinan her gün bakkalda. Ben de normalde onunla çalışıyorum, bugün izin günüm. İskender üniversite sınavına girmişti, iyi geçtiğini söylüyordu. Zaten çok çalışmıştı, matematiği de iyi olduğundan istediği yeri kazanacak muhtemelen. Mutlu olsun, hak ediyor. İşe girdi hemen sınavdan sonra. Okul harçlığını çıkarıyor o sayede. Hâlâ arkadaşız, barıştıktan sonra eski konuları hiç açmadık. Tabi aramızda ikimizin de koruduğu kocamaaaan bir mesafe var. Ne o eski İskender ne de ben Asya.
Kendim gibi en çok Sinan'ın yanında hissediyorum. Bu normal. Biz hiç değişmedik. Ahahahah.
Arda ve Badem ise bazen bakkala gelip bizimle takılıyorlar. Bazen de akşamları buluşuyoruz. Yaz akşamlarına bayılıyorum. Akşam gezintilerine çıkıyoruz. İskender nadiren katılıyor bize. Genellikle yorgun olduğunu söylüyor.
Öyle işte. Benim de ruhum yorgun aslında ve asla dinlenemiyor. Ruh yorgunluğu nasıl geçer ki?
"Lan ne yapıyorsun?" an itibariyle bahçeye girmiş bulunmakta Sinan.
"Görmüyor musun?"
"Görmez olaydım." Allah Allah görmez olaydıysan gelmez olaydın.
"Niye geldin? Bakkalda işin yok mu senin?" Harbiden hee...
"Niye geldin ne lan? Her gelene böyle mi söylüyorsun?"
"Yoo, o sana özel."
Bana doğru geldi, dibimde durdu. "Hımm."
"Hımm." diye karşılık verdim gıcık bir sesle.
Kollarını belime sardı, hafiften kendine çektiğinde zaten zorlanmakta olan ellerim tahtadan kaydı.
"Yeter lan bu kadar."
Ellerim acıdan uyuşmuş olsa da inadımı konuşturdum. "Sana ne lan. Ne karışıyorsun? Ben gayet de rahattım."
"Tamam sus. Anneannen halı yıkayacakmış o yüzden geldim."
"Halı mı?"
"Evet, haberin yok mu?" Alaycı bir sırıtış ve bakışla konuştu. "Nerede yaşıyorsun sen?"
Gözlerimi devirdim. Sonra ben de sırıttım. "Ne o, sen mi yıkayacaksın halıları?"
"Ben taşıyacağım ve muhtemelen sen yıkayacaksın."
"Nee? Ben mi?"
Tepkime gülerek beni bıraktı. Ben hiç halı yıkamadım ki. Aslında eğlenceli olabilir. Olur mu ki?
"Umarım halılar senin kadar ağır değildir. Yavru balina."
Ulan bir bunu demediği kalmıştı. Sinirlendiğimden yumruklarımı sıktım.
"Umarım benden dayak yemezsin. Turşuluk hıyar."
Bileğimi tutup beni kendine doğru çekti. "Ulan şunu söyleme demiyor muyum sana!"
"Sen bana demediğini bırakmıyorsun lan! Her şey karşılıklı!"
Pencereden bahçeye düşen halı ile muhteşem ötesi tartışmamız bölündü. Eğer bir şekilde tartışmalarımız bölünmese sonsuza kadar devam ettirme kapasitesine sahibiz. Bir halı ve birkaç paspas daha indi pencereden. Hani Sinan taşıyacaktı? Çı çı çı , yırttı yine.
Anneannem gelip ikimizin eline de soğan çuvalı tutuşturdu. "Hadi kuzum yardım edin bana."
"Niye yıkamaya vermiyorsun?" diye sormadım. Zaten boş boş duruyorum ve beynim yine bana saldırıyor, bir robot gibi komut uygulayıcı olayım. Anneanneme de kıyamam şimdi. Yazık kadına, bu yaşa gelmiş hâlâ halı yıkıyor.
Başımı sallayıp gittim halılara doğru. Ne yapmalıyım? Ben olayı çözene kadar onlar halıları serdi. Bahçedeki çiçek suladığımız hortumla halıları ıslatmaya başladı anneannem. Gözüme eğlenceli geldiği için elimdekini yere atıp hemen hortumu kaptım.
Ayakkabılarımı çıkarıp halının üzerine çıktım.
Sinan bir halıyı, anneannem öteki halıyı köpürtürken aklıma hain bir fikir geldi. Çok fena ahahaha. Çok şeytani. Neden Sinan'ı ıslatmıyorum kiii?
Sırıtarak halıları biraz daha ıslattım. Sonra yavaş yavaş Sinan'ı da kapsama alanına alarak suyu fışkırttım. Her seferinde biraz daha yaklaştırarak...
"Lağğn! Napıyorsun kızım!" nihahahaha
"Aaa pardon, sana mı geldi?" ahahaha
Burnundan soluyarak önüne döndü, soğan çuvalını her zamankinden daha sert bir şekilde halıya sürttü. Kesin içinden bana saydırıyor. Bu sıcacık günde bir de siyah tişört giymiş, iyice kavrulacak sıcaktan. Biraz serinletmek gerekiyor onu. Benim gibi beyaz da giymemiş, yazık.
Suyu onun sırtına doğru tuttum. Kıvırcık saçları da bu hamleden nasibini aldı tabii.
"Laaan!" hızla doğruldu. "Ulan rahat dur!"
Sırıtarak suyu kalbine nişan aldım. Göğsünden aşağı kayan su tişörtünü iyice vücuduna yapıştırdı. Bu yanlış hamle sanırım. "Turkish Delight" Sinan ortaya çıktı böylece. O hayranlığı rafa kaldırdığımızı hatırlıyorum. Gıcık oluyorum ben buna. Hayran mı olunur buna be? Saçmalık. Bir şeyi atlıyorum galiba...
Gözlerindeki vahşet bakışları olabilir mi? Tam da şu an kaçmam gereken an. Canım tehlikede arkadaşlar. Eyvaahhh. Ama nedense donmuş vaziyetteyim. Kovboylar gibi ilk tetiği kim çekecek oyununda mıyız? Göz ucuyla anneanneme baktım belki beni kurtarır diye. Ne fayda! Ben Sinan'ı ıslatmaya odaklanmışken anneannem ortadan kaybolmuş bile. Nereye gitti bu kadın? En iyisi kaçayım.
Ben hareketlendiğim gibi vahşet, dehşet ne dersen de o da hareketlendi.
"Gel lan buraya! Mahvedeceğim kızım seni!"
"Lan git! Ne yaptık sanki? Serinlettik işte seni. Yanmışsındır yazık."
"Bak ne diyor hâlâ! Rahatsızsın değil mi! Kabul et bunu artık! Akıl hastanesine götürelim seni çıkışta!"
"Yürü git be! Gelme lan!" Halıyı üçüncü kez döndük. Niye başka yere de kaçmıyorsam? Bu Sinan düşünme mekanizmamı kilitliyor. Korkudan aklım gittiğğğğğ! Gülmek istemiyorum, nayır nayır.
Belimden yakalandım, önce kolu belimi sardı sonra diğer elini sırtımda hissettim. Daha korkudan çığlık atmaya fırsat bulamamışken sırtım yere geldi. Geç kalmış çığlığımla aynı zamanda bileklerimi tuttu.
Dizlerinin üstüne çökmüş tepemden bana bakarken ürkmemek elde değil. Yoğun bakışları sanki gerçekten bana "seni öldüreceğim" diyormuş gibi.
Ben doğrulamaz ve bileklerimi kurtaramazken dudakları kıvrıldı. "Oyun bitti küçük yılan, elime düştün. Kurtulmak için yalvarır mısın? Bilemem. Dene istersen." Ama yalvarsam da işe yaramayacağını hepimiz biliyoruz. Hemm...
"Ne yalvaracağım be! Çekil lan! Bırak beni valla yamulturum seni!"
Kahkaha atarak biraz daha bana eğildi. Hâlâ elimde olan hortumu yüzüne tuttum. Nihahahahaha. Kolay lokma mıyım lan ben! Asssla değilim.
"Lan! Manyak! Ölüme susadın herhalde!" Tek eliyle iki elimi de kavrayıp hortumu benden aldı.
"Layyyyyyyn!" diye bağırdım.
O kadar keyifli güldü ki ateş beynime sıçradı. Gülerken dişlerini sıkıp nefesini içine çekmesi ve sonra o nefesi vermesi keyfinin ne kadar büyük olduğunu hissettiriyor.
Hortumun ucunu benden bir tık uzakta sağa sola döndürdü. Gözlerim de suyun aktığı yönle aynı şekilde hareket etti. Gerilim yaratmaya çalışıyor. Gerilimden nefret ederim!
"Bana bunu yaparken ne düşünüyordun ki? Seni tek lokmada yutacağımı bilmiyor musun?" Gıcık
"Boğazında kalırım, yutamazsın lan!"
Kötü adam gülüşü attığında göz devirdim. Ben oyunu başlattıysam o da devam ettiriyor. Zalim sıfatlı.
Bir şey yapmayacak diye anlık bir umut saflığına yakalandım. Anında söndü zaten. Bir güzel ıslattı beni hortumu hızlı hızlı sallayarak.
"Su niye soğuk lan!"
Her değdiği yerim için küçük yarım cırlamalar çıkıyor ağzımdan. "Ulan Sinağnn!"
Hortumu yere bırakıp az önceki soğan çuvalını aldı.
"Saçmalamaaa" dedim kalkmış ve uzun bir süre inmeyen kaşlarımla bunu yapmasını onaylamadığımı bu şekilde de belli ederek.
Sırıttı. Bakışları ve gülüşü yaramaz bir çocuk gibi bu sefer. Soğan çuvalını üzerime sürttüğünde öfkeyle bağırdım.
"Lan! Sinan öldüreceğim seni! Sinannn!" Kurtulmak için çırpınıyorum bir yandan da.
Soğan çuvalıyla halı yerine beni köpürttükten sonra onu da bıraktı. "Bağırma lan. Kırkladım seni işte. Hamama gitmene gerek kalmadı. Puahahahaha"
"Iğğğhh!" Beni çıldırttı, delirtti. Manyak değilsem bile manyak oldum. Bu ne lağğğn!
Öldürücü bakışlara ben sahibim artık. Ellerimi bırakmak gibi bir hata yaptı. Hemen onları boğazına sardım.
"Geberteceğim lan seni! Seni hıyar turşusu! Karşılık veriyorsun anlıyorum da bu kadarı olmaz laaan!"
"Lan! Manyak!" yalandan öksürdü. İnanmam! Sinan öyle şeyler yapmaz lan! Boğdum mu çocuğu! Hemen ellerimi çektim, onları yanaklarına koydum. "Ölme lan."
Elini belimde hissettim, yavaştan doğrulttu beni. Tişörtüm ıslak olduğu için eli tenime değmiş gibi. Yine o yanma hissi... Ne oluyor lan bana!
Onu ittirip hızla kalktım, Sinan'dan uzak tarafa gittim, diğer soğan çuvalını alıp halıya sürttüm. Ne oluyor lan! Bu saçmalık da ne? Sinirlerim bozuldu. Yıka Asya yıka. Halını yıka. Saçma sapan ya... Saçma sapan şeyler. Yok boğuluyormuş da yok ıslanmışız da yok yanmışım da. Laaan.
Sus!
🔥
O andan beri aynı şeyi düşünüyorum. Niye yanar ki benim belim? O dokundu diye mi? Çoooook saçma. Gıdıklandığımdandır belki. Olamaz mı?
Aaah çıldıracağım. Düşünmek istemiyorum! Ama bütün hücrelerim bana inat çalışıyor. Yediğim yemekten bile bir şey anlamadım. Hızlı hızlı yuttum önüme geleni.
Düşünmemek için hareketlerimi hızlandırıyorum bazen. Bu da onlardan biri olabilir. İşe yaramış mı? Sanmam. Delirdim. Ahahaha. Sinan haklı beni lütfen akıl hastanesine kapatın. Burası beni basıyor.
Nasıl güldüysem artık ananemin kadrajına girdim. Oysa uslu uslu tekli koltukta saç tellerimi sayıyordum. Allahım gerçekten çıldırmışım. Anneannemin muhteşem yaz dizisi bile kamufle olmama yaramadı.
"Ne gülüyon kız kendi kendine?"
"Hiiç aklıma bir şeyler geliyor da." Keşke aklımdan gitse o şeyler.
"Bir değil iki değil kızım ne geliyor sürekli aklına? Âşık mı oldun yoksa?"
Neeee? "Nee?" yamuk bir ağız ve inanmayan bakışlarla donup kaldım.
Güldü anneannem, "Latife ediyom kuzum bakma öyle."
"Haa, hee..." yamuk yüz ifademle yerimden kalktım. "İyii, gidiyom ben, gideyim. Ehehe." anneanneme sırıtarak oturma odasından ayrıldım. Çıktığım gibi ördek bakışları yapıştı yüzüme. İçimdeki çığlıklarla merdivenden yukarı koştum.
Odama girince kıçım ateş almış gibi birkaç tur döndüm dolandım.
"Yok artık."
Elimi bağrıma koydum. "Ben"
Sinan'a...
Cırlayarak ellerimle yüzümü kapattım. Saçmalık. Öyle bir şey olamaz kiii... Olamaz yani. İmkansız. Çok çok çok çok imkansız. Aşırı imkansız.
Ellerimi yüzümden çektim. "Ne alaka yani?" Çok saçma. Alakasız bir kere. Düşmanız biz. Ya tamam barışık düşmanlarız. Ama ben onu... Aaağhh çıldıracağım.
Biraz daha gezindim. Yok, burası beni kesmiyor. Çatıya çıkayım en iyisi.
Pencereye tırmanıp her zamanki yerime oturdum. Deriin deriin nefes aldım. Hava çok güzel. Yıldızlar, sıcak rüzgâr, tenime değmesi...
Ne teni lan! Ne değmesi! Değmemesi! Ay aman değmemeli. Ne diyorum ben ya?
Mantıksız. Ben mi âşık olacağım? Ben? Hem de Sinan'a... "Puahahahaha"
Hah bir de onun gibi gülmeye başladım. Ne alaka kızım? O benim çook çok yakın arkadaşım. Dostum dostum. Hem de düşmanım. Sırdaşım da olabilir. Şimdilerde en güvendiğim insan belki. Yanında mutluyum da.
Bu âşık olduğumu göstermez ki.
Niye etkileniyorsun o zaman?
Ne etkilenmesi beeeğ!
Sol tarafımdan gelen düşünceye elimle vurdum. "Defol lan." Öyle bir şey yok.
Niye içimde bir sıkıntı var öyleyse?
Suç işlemiş gibi hissediyorum.
Yok yaa olamaz öyle bir şey. Bizim anne babamız evli bir kere, hem herkes bizi kardeş olarak görüyor hem...
Kardeş değiliz ama. O da saçmalık. Iyyy.
Burada oturup neler neler konuşmuştuk. Gülümsedim hafiften. Yukarı çıkmama yardım ederken sodaların birini düşürmüştü. Hahah. Bazen çok tatlı olmuyor değil.
Hemen ciddiyete büründüm. "Lağğn!" Kafan güzel herhalde. Yok yok burası da kesmiyor beni.
Düşüncelerimi geriye ittirerek odama döndüm. Yatağa bıraktım kendimi yüzüstü. Böyle bir şey olabilir mi? Oynaya oynaya tuzağa mı düştüm şimdi?
Aaağh! Saçmalıyor olmalıyım. Yastığı başımın üstüne koyup bastırdım. Fazla oksijen kafa yaptı kesin.
Sus sus söyleme sakın. Kalbine bak deme. Korkuyorum bu sefer oraya bakmaya. Atıyor bir de utanmadan.
Yastığı fırlatıp birden doğruldum. Ölgün bakışlar ve birbirine girmiş saçlarım duvarı seyretmek konusunda bana eşlik ediyorlar.
Ağlamaklı bir ifadeyle ellerimi boğazıma sardım.
Kabullen.
"Ne alaka? Niye kabulleniyorum?" Sağımdan gelen düşünceye de bir tokat attım.
Kalkıp saçma sapan hareketler ve kafa sallama ritüelleri yaparak aklımı başıma toplamayı denedim. Olan da yitince yere çöktüm.
"Saçmalama Asya." Ters dönüp bacaklarımı yatağa doğru uzattım. Şimdi de lamba gözüme çarpıyor.
Bir yanılgı bu. Sevdiğini sanıyorsun.
"Ne sevmesi lan!"
Noluyor gerçekten?
Ölecek miyim?
Sinan'ı sevemem bu imkansız. Bin tane kız ona âşık. Ben de o kızlardan olamam. Biz çok iyi arkadaşız.
Kim arkadaşlarıyla bu kadar yüksek tansiyona çıkıyor? Şu an ölmek üzereyim de... Her yerimde kalp atıyor. Ya da her yanıma iğne batıyor. Gerginlikten olabilir, korkma kızım.
Niye bu kadar karışık? Net olsa keşke. Direkt hayır olsa. Ama içime bir kurt düştü.
Lan... Sen zaten hayran kulübünde değil miydin? Ondandır. Karizmatik, yakışıklı yani. Ötesi yok.
Aaah bilmiyorum.
Onun yanındaki çocuksu neşem beni kuşkulandırıyor artık.
O da... Sinan yani. Bizim turşu Sinan sürekli sana hakaret edip seni delirten kişilik. Sana sevdiği kızdan bahsetti o. İskender'le aranı yaptı. Nasıl etkilenirsin ondan? Duysa dalga geçer mi? Sen de onlar gibisin, oyunu kaybettin der mi?
Niye duysun ki?
Yok yok yok. Ölene kadar inkar edeceğim. Öyle bir şey yok!
Ne yapacağım ben şimdi? Burada da duramıyorum. Bana biri yardım etsin! Kim yardım edebilir ki? Badem'e de anlatamam. İskender'le geçmişim varken nasıl böyle bir şey yapabilirim!
Öyle bir şey yapmadın çünkü öyle bir şey yok.
Ahhhh! Deliriyorum!
O kolları belimde hayal edince yine bir sıcaklık bastı. Hızlı hızlı nefes alıp verdim. Yutkundum ardından. Ne olacak bana?
Nasıl normal davranacağım yanında? Bu gerçek olamaz. Ben âşık olamam. Şaka gibi.
Hem de Sinan'a. Ahh hayır. Kabul etmek istemiyorum.
Yok yok duramıyorum burada da. Hemen doğruldum. Odadan çıkıp aşağıya indim. "Anneanne ben dışarıya çıkıyorum."
"Kuzum nereye bu saatte?" bakışları dizisinden bana kaydı.
"Hava alacağım biraz. Hem şey Badem falan gelir, yalnız olmam merak etme." yalan.
"Tamam yavrum dikkat et kendine."
Gülümseyip evden çıktım. Badem'i çağıramam çünkü bu yaşadığım şeyi ona anlatamam. Kimseye anlatamam.
Ne yapacağım ben?
Ayakkabılarımı giyip bahçeden ayrıldım.
İçim yanıyor, dışım yanıyor... Bu yeni sorun hiç hoşuma gitmedi. Çığlık atmak istiyorum.
İşin kötü yanı bir yandan da gülmek istiyorum. Böyle içimde tuhaf bir heyecan var. Kalbim kuş olmuş uçacak sanki.
Ahhh! Sus!
Sinirle güldüm. Deliriyorum.
Nereye gideceğim? Sağa mı sola mı? Kime anlatacağım derdimi? Kimseye anlatamam!
Böyle bir duyguyu başkası için yaşasaydım anlatacağım kişi belli. Ben farkında olmadan en yakınıma Sinan'ı koymuşum. O beni nereye koydu peki?
Aaaaağğğhhhh! Şimdi dertlenecek kocaman bir konu buldum kendime!
Kalbime birkaç kez vurdum.
Neden rahat durmuyorsun! Beni süründürmek mi istiyorsun! Herkesin kalp acısını dindirmeye çalışıyordun! Şimdi sana kim yardım edecek!
Sana kimse yardım edemez. Bu konuda yalnızsın. İçine göm Asya. Gidene kadar sabret. Senin hayal kuracak bir durumun yok. Senin tek bir hayalin var. Kolyeme tutundum yutkunarak.
Baba... Hata mı ettim? Bilerek yapmadım ki. Kızdın mı bana?
Offfff.
Gidecek yerim yok. Duracak halim yok.
Kendime hâlâ inanamıyorum. Sanki bir rüya veya bir kabus. Gerçek değil sanki. Bir boşluğa düşmüş gibiyim. Yalnızlık dolu bir boşluk.
Nefes verip yoldan aşağıya doğru yürüdüm yavaş yavaş. Belki de Badem'le konuşmak iyi gelir. Ne söyleyebilirim ki ona? Fark etmeyecek mi kıvrandığımı? Başka bir şey uydursam bile tesellisi işe yaramaz. Çünkü asıl derdim başka olacak. Off off.
Gerginlikten avuçlarım terliyor. Şimdi böyleysem Sinan'ın yanında ne yapacağım? Ben gerçekten âşık mı oldum?
Nasıl geldi bu başıma? Ağlayacağım.
Onun evinin önünden geçerken duraksadım. Ne kavgalar ettik bu evde. Ne anılar... Ne kovalamacalar... Şimdi hepsi gülümsetiyor.
Konuşacak birini buldum galiba.. Hahah.
Bahçe kapısından girip Tarçın'ın kulübesine doğru yaklaştım. O da havlayarak bana doğru atıldı. Dizlerimin üstüne çöküp onu kucakladım. "Şişşhh sessiz ol. Yakalanmayalım."
Saçımı yaladığı için gülerek geri çekildim ve tüylerini okşadım. "Ben yandım Tarçın. Mahvoldum. Ama kimseye söyleme tamam mı?"
Havladı yine.
"Şişşhh bak yakalanacağız. Akıllı kızım benim. Anlatıyorum iyi dinle."
Fısıldayarak konuştum bu sefer. "Ben galiba... Ben galiba âşık oldum." içim bir hoş oldu.
"Kime diye sorarsan..."
"Havv.."
"Şişşhh sessiz ol dedim ya."
"Öhhöm. Ne dönüyor burada?" onun sesi ile yutkundum, gözlerim büyüdü. Sonra alt dudağımı ısırarak doğruldum.
Sinan'a o gözle baktım ilk defa. Alıcı gözün de ötesi. Yanıcı göz... Lağğn! Sus! Kendine gel! Öhhöm! Ağğğ! Sakin olsanağğ! Salak!
Elinde market poşetleri var. Ona rağmen eğilip Tarçın'ı sevdi. Tarçın'ı sevmesini çok seviyorum. O kadar gerçek geliyor ki.
Kaçman gereken zamanda yine başka âlemlerdesin. Gideyim evet. Kaçayım.
"İyi akşamlaaarrr." yanından geçerken kolumu tuttu.
"Niye geldin, niye gidiyorsun?" şimdi de o başladı niye geldinli sorulara. Öksürerek kolumu çektim. Yanıyoruğğğm! Lağğğn! Kes şunu! İyi değilim.
"Şey oldu. Şey geldi. Ben gittim." ulan. "Badem'in yanına gidecektim de Tarçın'ın sesini duyunca bir bakayım dedim. Gidiyorum." hah bu iyi oldu.
"Gel eve lan. Neden gidiyorsun?"
"Geleyim mi?" ahh canım ya. Gözlerimi kapatıp kapatıp açtım. Çığlık atmak istiyorum.
"Ne salak salak sırıtıyorsun lan?"
Ne? Sırıtıyor muyum?
Hoş geldin gerçekler. Ben bunu mu sevmişim be! İnsan mı bu? Değil!
Hemen ciddiyete büründüm. "Sana ne lan! Çekil lan! Defol, kaybol! Sensin salak! Pislik! Sana o kadar gıcık oluyorum ki! Seni tek nefeste boğmak istiyorum. Öyle gıcıksın ki anlatamam!"
"Manyak mısın lan!"
"Manyaksam manyağım sana ne lan! Çekil ayağımın altından!"
"Ne iş çeviriyorsun sen?"
Ne mi? İş mi?
"Ne iş çevirmesi be!"
"Bir iş çeviriyorsun belli. Telaşlısın."
"Yooo ne alaka? Ne telaşı? Öyle bir şey yok. Kafan güzel." ulan "Kafan mı güzel yani."
Nefes verip üstüme doğru geldi. Gözlerim büyüdü ve nefesimi tuttum. Gerçekten... Ölecek miyim?
🔥
Dırırırım
Ne düşünüyorsunuz?
Asya ölecek mi? Hdhdhdhdhd
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.49k Okunma |
220 Oy |
0 Takip |
46 Bölümlü Kitap |