
Bu akşam ona sardığım kollarımı sarıyorum kendime. Yetersiz bir sarılma bu. Bir işe yaramıyor. Keşke geceleri de benimle olsan küçük böcük. Özellikle de böyle uykunun zehir olduğu gecelerde.
Yarın erkenden çıkacağız, erken uyumalıymışız. Uyuyabiliyoruz sanki de. Beni boş yere gönderdi apar topar. Deli bence. Puhahahah
O kadının evine gidince neyle karşılaşacağımızı bilmiyorum. Tedirgin miyim? Onu da bilmiyorum. Hissiz de değilim. Beni uyutmayan bir şey var işte.
Belki de aynı şeyleri söyleyecek o kadın da. Babama güvenmiyorum ancak o kadına çoktan öğretmiştir ne söylemesi gerektiğini. Ne olursa olsun oraya gideceğim. Umudum olsa da olmasa da.
Annem olacak kadını bulmak istememin tek sebebi gerçekleri öğrenmek. Kendimi kandırmıyorumdur umarım. Yıllarca bir fotoğraf ve boş olduğunu bilmediğim mezarla avuttum kendimi. Bilenler de gözümün içine baka baka devam ettirmiş o yalanı. Sonra başka bir yalan.
Başka bir yalan...
Bence yalan.
Eğer hâlâ yaşıyorsa neden beni görmeye zahmet etmemiş, onu soracağım. Doğurmak da kolay değil malum, kendini hiç sıkıntıya sokmasaymış.
Varlığım böyle insanlara bağlı olmamalıydı işte. Var olmak güzel bir şey. Küçük yılana sarılmak da öyle. Sarılarak uyumak istiyorum. Ama yok.
Olacak gibi de değil. Hadi diyelim oldu tekmeler ya da kafa atar manyak. Kedi gibi göğsüme sırnaşacak hâli yok. Bozuk çıktı. Beni de bozdu. Yamuk çırak.
Bugün onu mutlu etmeyi başardım.
Sinirlerini bozmayı da... O da çiçek gibi durmadı. Zehirli sarmaşık.
Onunla o yokken bile uğraşmak sarıyor fakat bugün pek bir keyifsizim. Yanımda olsa daha iyi olurdu sanki.
İkimiz de neşesizdik. İkimiz de saldırgan bakışlara sahiptik. Her şeye düşmanca bakıyor içimizin -binbir savaştan sonra- ısındığına yumuşuyorduk. O vahşet en çok da birbirimize karşı idi. Şimdi yan yanayken gülüyoruz. O da mutlu oluyor bence. Hatta küçük tartışmalarımızdan hoşlandığını düşünüyorum. Kaos olan hayatımız yan yana olduğumuzda oyun alanı.
Kimseye güvenmiyorum bu gayet açık. Fakat o bir başkası değil, benimle bir bütün. Dengesiz, ani hareketleri ve garip tavırları bile sorun değil. Katlanılabilir yani. Puahahah.
Bir türlü uyuyamıyorum, sabah nasıl olacak, o yol nasıl çekilecek anasını satayım. Kapkaranlık odada her yeri görüyorum amk. Asya’nın yamuk burunlu ayısı da karşıdan bana bakıyor. Asya yerine ona sarılmaktan sıkıldığım için masanın üstüne koydum.
Gece yarısı telefonum titreyince işkillenmedim değil. Komodinin üzerinden onu alıp ekranına baktım. Saat iki ve Yavru Yılan uyumamış.
Yavru 🐍: Yarın bizimkilere ne yalan söyleyip gideceğiz?
Bunu mu düşünüyor lan bu saatte. "Niye uyumadın?"
Yavru 🐍: Uyuyamıyorum. Yarınki yalanımız ne? Herkese gerçeği söyleyecek hâlimiz yok. Erken çıksak da dönmeme ihtimalimiz var. Merak edecekler.
"Haklısın. Onlara, kedini bulan adamın köyüne misafirliğe gittiğimizi söyleyelim."
Yavru 🐍: İyi de inandırıcı olur mu ki?
"İnandırıcı olmak kişinin yalan söyleme kapasitesine ve manipülasyon gücüne bağlı bence. Ne söylediğimizin önemi yok. Nasıl söylediğimiz önemli."
Yavru 🐍: Tam senlik cevap. Herkese sen söylersin öyleyse. Bahsettiğin senin yetenek.
"Sende o ışık var. Söylerken sazan gibi bakma yeter." Puahahahah
Yavru 🐍: Ulan, Bu saatte uğraşma bari. Beyin hücrelerim yorgun.
"Senin beyin hücrelerin var da bir de yorgun mular? Puahahahah" eğleniyorum.
Yavru 🐍: Kaybol lan!
"Gerçekler acıdır."
Yavru 🐍: Yarın benden yiyeceğin yumruk daha acı olacak.
"Vurabileceğini sanmıyorum. Puahahaha. İki üzgün numaran yaparım vicdana getirsin" yüzde yüz eminim.
Yavru 🐍: Geceleri daha çekilmezsin.
Bir de şununla uyuma hayalleri kuruyorum. Geceleri daha çekilmemişim. Pehhh.
"Utanmasa kapımda yatacak olanlar var."
Yavru 🐍: Allah akıl versin ne diyeyim.
"Karizmatik, yakışıklı, çekici ve tapılası değilim yani."
Yavru 🐍: Yakışıklı, karizmatik, çekici ve tapılası değilsin.
"Uzun uzun yazmana gerek yoktu."
Yavru 🐍: Başta iyi bir şey dediğimi sanıp sevin istedim :)
"Sevinmek için öyle şeylere ihtiyacın yok. Ben kendimin farkındayım. Senin gibi biri değilim."
Yavru 🐍: Allah Allah ben nasıl biriymişim?
"Hiçbir şeyin farkında olmayan saman arabası gibi kafan var."
Yavru 🐍: Farkında olmadığım tipinse yanılıyorsun. Şımarıp duruyorsun zaten sana iyi bir şey söyleyemem.
Beni çıldırtıyor yine ve yine.
"Ne diyorsun lan sen! Gece gece gelip çarpmayım seni!"
Yavru 🐍: Bence de gelme çarpılan sen olursun.
Bir kere de insan gibi bir iletişim kursak şaşacağım. Gerçi ben başlattım. Fakat eğlenceliydi.
"Uyumadan rüya görmeye başlamışsın."
Yavru 🐍: Beni sinirlendirip iyice uykumu kaçırmazsan sevinirim.
"Uyu o zaman."
Yavru 🐍: Sen de uyu.
"Uyuyamıyorum."
Yavru 🐍: Ben de.
Ahh ahh.
"Kavga edelim öyleyse."
Yavru 🐍: Hımm, sinirden kan akışım hızlanıyor, uyku muyku hak getire.
Puahahahaha
"Konuşalım. insan gibi"
Yavru 🐍: Çok mümkün sanki.
Haklı.
"Defol lan o zaman."
Yavru 🐍: Sen defol.
Güzel taktik. Birbirimizi kovuyoruz, inattan gidemiyoruz. Önce giden kaybeder. Madem gidemiyoruz onu arayayım. Sesini duymak istiyorum. Bugünden beri beraberdik evet ama doymadım.
Arayıp hoparlöre verdim ve telefonu yastığımın üzerine bıraktım. Açtığında cevabı çok manidardı.
"Ne var?" ne kadar çok seviyor beni.
"Yazmaya üşendim o yüzden aradım."
"Defol yazmıştım, defolsaydın."
"Sen defol lan!"
"Bağırma kulağımın dibinde!" gülesim geldi ama kendimi tuttum.
"Hak ediyorsun küçük yılan."
"Turşunun içi gücü yok."
"Turşu seviyorsun boş konuşma."
"Hımm bayılıyorum. Senin yüzünden turşudan bile soğudum."
"Burada kazanç turşuların oluyor. Kurtulmuşlar senden."
"Ben de yarın kurtulacağım senden."
"Zehirlemeyi mi düşünüyorsun çıngırak?"
"Kafanı koparacağım." söylerken güldü ben de gülüşüne eşlik ettim.
"O değil de biz yarın sabah nasıl kalkacağız Sinan?"
"Ben her türlü kalkarım da sen nasıl kalkacaksın her gün geç kalan yamuk çırak?"
"Her gün geç kalmıyorum lan ben! Ara sıra oluyor. Hem ne yamukluğumu gördün? Gayet de düzgün çalışıyorum."
"Her gün bir şeyleri deviriyorsun."
"Toplasan iki üç kere devirmişimdir atma."
"Ayını özledin mi?"
"Ayım ne alaka?"
"Şu an bana bakıyor masanın üstünde. Ona sarılarak uyumak ister miydin?"
"En son on yaşında ona sarılarak uyudum olum."
"Şaşırtıcı."
"Nesi şaşırtıcı?!"
"Bebeksi huylarının çoğu devam ediyor, bu nasıl on yaşında kalmış." Bebeksi kelimesi aşk dolu ama o ne anlar.
"Sinirlendirme beni. Akşama kadar kavga ettik zaten. Ne kavga meraklısısın. Kavgayı çok seviyorsun dimi. Psikopatsın sen."
"Puahahah! Bana bunu sen mi söylüyorsun? Asıl psikopat sensin. Gökçe'yi döverkenki bakışlarını gördüm. Donuk, manyak bakışlardı. Kavgaya sıra gelirse de sen iflah olmazsın."
"Abartma lan. Kendimi tutmak için ne denli mücadeleler verdim bilemezsin."
"Tutma kendini, saldır."
"Bence de öyle yapmalıyım."
"Aynen."
İç çekti, sanki gerçekten yanımdaymış gibi hissettim.
"Hazır mısın olacaklara?"
"Bilmiyorum Asya. Gerçekleri öğrenecek miyiz, o da kesin değil."
"Mücadele etmeyi bırakmayacağız. Eninde sonunda öğreneceğiz."
"Bunu düşününce iyice uykum kaçıyor."
"O zaman başka bir şey konuşalım."
"Konuşalım."
"Konu aç."
"Sen aç."
"Madem konu yok uyuyalım."
"Hani uyuyamıyordun?"
"Uyuyamıyorum zaten. Her şey bin beter Sinan. Düzgün bir şey yok."
Niye isyankâr yılana bağladı şimdi?
"Şu an dertlenmesi gereken ben değil miyim?"
"Yoo değilsin. Dertlenme sen boşver, çözeceğiz."
"Deli misin kızım?"
"Ooof! Kapat git yat."
"Yaa sabır."
"Hadi iyi geceler." ben karşılık vermeden sonlandırdı aramayı.İyi ki bir yanımda olsun istedik. Sesiyle bile yanımda olmuyor. Oysa bazen bana karşı boş değilmiş gibi geliyordu. Bakışları beni kandırıyor olabilir mi?
Neyse bin türlü sebep var uyuyamamam için bir de bu eklenmesin. Yarın bir kaç yem atarım, düşerse anlarız bir şeyler. Eğer öyle bir şey söz konusu değilse geri çekilirim.
Ulan zaten çok yakınız. Bir öpmediğim kaldı.
Onu da önceden yapmıştım zaten nihahah. İskender'in öptüğünü sanıyor. Bahtım mı kara anlamadım. En sonunda dayanamayacağım.
Cesaretim var aslında. Kaçırmak istemiyorum. Benden korkabilir, canlı canlı yutarım onu. Puahahah.
Bahaneler... Bahaneler.
🖤
Sabah sabah ön koltuk kapma yarışı yapmayız sanmıştım. Yanılmışım. Uyku sersemi halimle beceremedim onu yenmeyi. Arkaya kaldım. Asabım bozulduğu için atarlı giderli tepkilerimden sonra arkaya yayıldım. Küçük yastık da var zaten, uyurum gidene kadar.
Sinan'a her gün yine yeni yeniden gıcık oluyorum. Neyse ki şu anki keyfim kimsede yok. Sırtüstü uzanmış, bacaklarımı katlayıp birini öbürünün üstüne atmışım. Camlar da açık püfür püfür esiyor. Tabi gürültü ve tozlar girdiğimiz yola göre artıp azalıyor. Toz sevmiyorum. Temizlik yapmayı da sevmiyorum. Ahahaha.
"Ninni de açalım istersen." diye laf attı hemen gıcık turşu.
"Turşuyla sohbeti kestim." Bütün hakaretler eşittir turşu.
"Hep böyle mızıkçılık yapacaksan oynamayalım." mızıkçılıkmış pehh.
"Konuştu hilebaz. Oynamıyorum zaten artık senle."
"Benim ligimde değilsin zaten."
"Hangi ligdeymişsin sen ya? Turşuköyspor A.Ş."
"Şampiyonlar ligi, senin gibi mahalle takımı değilim ben."
"Dayı şunu arabadan atar mısın?"
Dayım ikimize de gülüp radyoyu açtı. Başladı yine Ege Türküleri. Beni de etkisi altına aldı çok geçmeden. Kendimi türkülere eşlik ederken buldum. "Gaydırı gubbak Cemilem..."
"Bu türküleri dinleyince aklıma Gülru teyze geliyor. Onunla ne güzel oynamıştık be."
Ani fren yüzünden az daha koltukların arasındaki alana yapışıyordum.
"Noluyo yaaa?"
"İyi misin?" hemen bana dönen Sinan ile bakıştım bir süre. Ehehehe soru neydi? Bir daha alabilir miyim?
"Sana ne gıcık turşu. Muhatabım değilsin."
Nefes vererek önüne döndü. Hem seviyorum hem gıcığım. Var mı arttıran?
"Gülru dediğin şu sarışın hanım mı?" Dayımın sorusuyla fesatlaşıp kocaman sırıttım.
"Napacan?" alaycı bir tavırla sordum.
"Hiç, sordum."
"Niye sordun?"
"Öylesine Asya."
"Evet o sarışın güzel, tatlı, muhteşem hanım Gülru Teyze. Arda'nın annesi. Çok severim kendisini, erken kalkmak meseleleri olmasa ona evlat olurdum ancak olamıyorum maalesef. Ananem kıyamıyor bana, çıkarlarıma onunla kalmak uyuyor."
"Gülru hanımın eşi nerede? Öldü mü yoksa?" dayım amma da ilgili hee Gülru Teyzeyle. Arda üzgünüm ananı alıyoruz galiba.
"Terk etmiş gitmiş yıllar önce şu an bekar, taliplerini bekliyoruz." yaramaz gülüşümün ardından dayım tarafından uyarıldım.
"Asyaaa."
"Ne var yani? Kötü bir şey mi söyledim? Beni de evlatlık alırsanız Arda'yla kardeş olurum. Zaten kardeşim o benim. Canım yaaa. Özledim onu da. Bu aralar uzak kaldık sanki." Hem beni evlatlık alırsalar Sinan'la aramda olan engellerin biri kalkar ahahaha. Delirdim. Konu sardı galiba çenem düşük baya. Neşelendim Hahah."Tövbe tövbee..." hee dayı anlamadık sanki. İstemem yan cebime koy tepkisi bu.
"Dayı, sen niye evlenmedin hiç? Âşık olmadın mı?"
"Asya lütfen Sinan'la uğraşır mısın?" kahkaha attım.
"Uğraşmıyorum, soruyorum sadece. Hem ben acıktım ne zaman yemek yiyeceğiz?"
"Yarım saat daha dayan."
"O zaman sorularımı cevapla zaman çabuk geçsin."
"Âşık oldum tabi, yıllar önceydi. Geçti gitti."
"Aşk geçen bir şey öyleyse."
"Evet, lüzumsuz." güldüm yine. Dayıma aşkı savunacak değilim.
Konuyu kapatmaya karar verdim. Aşk lüzumsuz mu gerçekten? Öyle galiba. Sinan'ı sevmek lüzumsuz değil. Sinan'ım Sinan'ım. Ahahah. Sarhoş musun kızım sabah sabah?
Sinan'ı her gördüğümde sarhoşum ben. Hayallere daldım hemen geçmişe dair. Müzikle beraber yaşadıklarımızı canlandırdım gözümde. Gelecek belirsiz, mutlu etmeyebilir. Güzel anlar güvenli.
Ağzımı açıp bir şey demeye de üşeniyorum artık. Açlık seviyem yükseldi. Yemeeek!
Bakalım bugün ne öğreneceğiz. Mersin'e doğru gidiyoruz. Sinan'ın ebesi orada yaşıyormuş. Umarım bize gerekli bilgileri verir.
Sinan da bir şey çaktırmıyor, ne hissettiği anlaşılmıyor. Her zamanki gibi de değil sanki. Her zamanki gibi olmasın bir zahmet. Yalnız kalırsak konuşmaya çalışırım.
Uyusam mı? Yarım saat sonra uyanmak zorunda kalacağım. Hem aç aç uyumak zor. Yemekten sonra da uyunmaz. Ooof. Uyuma numarası yapayım. Ahahaha. Bakalım hakkımda konuşacaklar mı? Zaten uykulu olduğum için sırıtmaz.
Yan yatıp gözlerimi yumdum. Araba bile rahat geliyor, tam uyumalık. Sşşh uyuma sakın, numara yapacağız.
Bekledim...
Bekledim...
Bekledim..
Sıkıldım. Konuşmuyorlar.
"Sesin çıkmıyor." dedi dayım. Bana mı Sinan'a mı?
"Uyuyor." diye cevap verdi Sinan. Demek ki beni kastetmiş.
"Asya'yla aranızda bir şey mi var?" Nee? Birden niye soruyorsun dayı? Kalbime inecekti. Acaba Sinan ne diyecek?
"Arkadaşız." ne arkadaşı lan düşmanız.
"Hoşlantı falan da yok mu?" ölüyorum aşkından da sadece Tarçın, ben ve Rabbim biliyoruz.
"Hayır." dırırım. Dırırırım. Sırlar kapısı müziği tam burada girmeli işte. Lütfen dalga geçme acılarımla.
"Çok yakınsınız." böyle deyip de uzaklaşmasına sebep olma.
"Evet, öyleyiz." odun gibi söyledi. Odunca. Başka hiçbir eklentisi yok. Dümdüz.
"Bu yakınlık insanları kuşkulandırıyor." evet ama yapacak bir şey yok. İnsanlar yüzünden ondan uzak duramam. Başlarım insanlara. O kuşkulanan insanlar değil Sinan vardı her zaman yanımda. Beni sevmese bile eyvallah çok iyiliği dokundu bana.
"İnsanların kuşkuları veya ne düşündükleriyle ilgilenmiyorum. Herkes her şeyi düşünebilir. Hayal gücünün sınırı yok. Asya benim için değerli. Hem bu konuda yanımda olduğundan hem de onu kendime benzettiğimden birbirimizi çok iyi anlıyoruz çünkü benzer yaralarımız var." ben de seni seviyorum Sinan. Fakat benimki biraz fesat.
"Anlıyorum. Dostluğunuz daim olsun." dua mı beddua mı belli değil arkadaş.
"Hem diğer türlü olsaydık kim ne diyebilir? Herkes kendi kapısının önünü temizlesin." haklı. Kime ne? Kimse bize hesap vermiyor kırk türlü iş yapıyor. Biz niye hesap verelim ki? Onlar hesap verecek.
"Benim merak ettiğim ise sen bana neden yardım ediyorsun? Yıllardır görmediğin yeğeninin ricası üzerine işini gücünü bırakıp annemi bulmak için sekiz saatlik yolu neden yakıyorsun?" Sinan'ın bunu sorgulaması normal. Kimseye koşulsuz şartsız güvenmez.
Nefes verdi dayım. "Hepinizi dolandıracağım da o yüzden. Geçmişim kirli duymuşsundur." çı çı çı, Sinan bence baygın bakışlar atmıştır. Göremiyorum maalesef.
"Gerçekleri kendi başına öğrenip babamı onlarla tehdit edebilirdin. Bizi bulaştırman iyi olmadı."
"Sizi kullanıyorum evlat. Gerektiğinde aradan çıkacaksınız. Bütün serveti istiyorum ben üç beş kuruş yetmez."
"Babamda bütün servetini kaptıracak göz yok. O çoktan planını yapmıştır. Boşu boşuna gidiyor olabiliriz."
"Tüh yine kaldık beş parasız." bir de devam ettiriyorlar oyunu. Ahahaha. Gerçek gibi.
"Benzin parasını çıkarsaydın bari."
"Onu çıkarırız herhalde o kadar da değil."
"Tatmin oldum."
Gülmediler ama komik olsun diye öyle konuştular. En iyisi dahil olmak. Birden doğrulup kollarımı ön koltukların omuzlarına yasladım. "Şu para miktar bakımından neye tekabül ediyor? Madem bir dolandırıcılık söz konusu bizim payımıza da bir şeyler düşsün." Sırıttım. Sinan bana çevirdi başını yargılayan bir yüz ifadesiyle.
"Bir insan neden uyuma numarası yapar ki?" konumuz o değil, konumuz o değil.
"Dedikodumu yapacak mısınız diye merak ettim. Hem konumuz o değil."
Gözlerini kıstı ardından alnıma yapıştırdı.Yüzümü buruşturarak geri çekildim. Gıcık, beni de oyuna dahil etseniz ne olur. Küsersen bir daha oynamam. Görür o.
"Bazı insanlarda da keşke akıl olsa. Mesela sende."
"Ha ha ha." sonra gerçekten güldüm. Biraz psikopatça. "Olum sen hiç mi ders almıyorsun geçmiş yaşantımızdan? Mesela buradan sana doğru saldırabilirim, boğabilirim seni. Yani örneği aşırı fazla bunun. Aklın var madem kullansana biraz."
"Boğ hadi, bekliyorum. Nasıl olsa yapamayacaksın."
"Arabayı durdurur musun dayı? Birini dışarı atacağım da."
"Komik kız seni. Atarsan seni de çekerim demiyor muyum ben hep? Geçmişinden ders al biraz. Ahh doğru senin kullanabileceğin bir aklın yok. Sana sitem gereksiz bu konuda."
Sinirden kahkahalar atıp öne doğru yanaştım. Yeni tarzı yüzünden sürekli kestirdiği saçlarının tepesinde uzun kalanları kavradım. "Geberteceğim seni."
"Manyak!!"
"Hak ettin!"
"Zekan yetmiyor bana cevap vermeye hemen saldırıyorsun!"
"Iğğhhh!" Biz birbirimizi canlı canlı yeriz.
Sanırım dayım bu duruma daha fazla dayanamadı o yüzden arabayı sağa çekip araçtan indi. Sigarasını tüttürüp yol kenarındaki ağaçların dibinde gezinmeye başladı. Yol biraz ıssız.
Neyse ben yolmaya devam edeyim. Kurtulamaz elimden. Ya nasıl kıyıyorsun şu çocuğa? Sus lan hak ediyor o. Bana zekasız deyip duruyor.
"Asya..." nefes vererek konuştu "Bırakacak mısın?"
"Hayır."
"İyi ozaman. Yedim seni."
"Hee tabi. Kolaysa..." gıdıkladığı için geri kaçtım. Gıdıklanabildiğimi unutmuşum. Elimde kalan saç tellerine sırıttım istemsizce. Keşke onları saklamanın bir imkânı olsa.
Sinan ön taraftan yanıma gelince uzaklaşmak için kapıya yapıştım. Kapının kolunu çeksem de açılmadı. İşte şimdi eyvah. Bana doğru iyice yaklaşıp ellerinin birini kapıya diğerini koltuğa yasladı. Köşeye sıkıştım.
"İmdat." dedim oldukça kısık bir sesle.
Sırıttı "İntikam vakti."
"Niye kapı kilitli ki çok saçma." zaman kazanmaya çalışıyorum.
"Çocuk kilidi, çok mantıklı."
Dayıcım gelir misin lütfen? Masum masum bakmanın da bir getirisi yok. İntikamı alır bu? Zaten bu kadar yakınımdayken elim ayağım boşalıyor. Yanıyorum. Tek çözüm karşı saldırı. Gücünü topla kızım. Hangi güç? Deli gücü deliii.
Bakışlarım değişti hemen avdan avcıya. Tişörtünün yakasını kavradım. "Ne yapabilirsin ki? Korkmuyorum."
Başı bana doğru yaklaştığında fesat zihninde patlamalar yaşardı. Fakat o kulağıma eğildi: "Ne yapmanı istersin?" diye fısıldadı. Nefesi boynumu yaktı. Ahh bana ne istersen yaptırabilirsin. Kendime gelmek istiyorum. Yenilmek istemiyorum. Bir yandan da çığlık atmak istiyorum. Nefesimi tutmuşum, nefes almayı unutmuşum. Çok alakasız ama boynu gel beni öp diyor.
Bu fesatlığım yüzünden gülme krizine tutuldum. Sinan hemen geri çekildi. O kadar çok güldüm ki kendimi durduramıyorum.Benden uzaklaşıp ön tarafa geçti. Kaçtı mı lan o? Ben korkmayınca kaçar tabi. Bir şey yapamaz biliyorum, blöf yapıyor hep. Ben kazandım.
"Ne oldu intikamın? Göremiyoruz ortada bir şey. Hahah."
"Sana olan olmuş zaten. Delirmişsin." Sinirlenip kızmak yerine gülmeye devam ettim. Haklı galiba bana olan olmuş. Nasıl da eridim öyle. Kaybeden benim aslında. Küçücük bir yakınlaşma ile yamuldum. Kızlar buna deli olmakta haklı. Niye bırakamadıkları da ortada. Böyle bir şey görmedim ben. Benim içimdeki ejderhayı bile ortaya çıkardı.
Bu işin sonu benim açımdan çok hüzünlü olacak gibi duruyor. Bir yanım tüm alevini püskürtmek istiyor, tek seferlik olsa da cayır cayır yanmak istiyor. Diğer tarafım gideceğim zamana kadar onun yanında kalmayı diliyor. En iyisi O yangını son güne kadar içimde büyütmek. Gerçek manasıyla bir yanıştan sonra sonsuza kadar sönmek...
Dayım arabaya geri döndü. "Sakinleşmişsiniz." Yanamadım ya ondandır. Gerçi yanıyorum, görünmüyor sadece.
"Açlıktan enerjim kalmadı." Yemek istediğim de Sinan falan.
"Az kaldı yemeğe biraz daha dayan."
"Dayanmaya çalışıyorum." Ahh ahh. Kafayı yeme kızım, kafayı yeme. Ne de çabuk unuttun hayalini, kararlarını. Aklında varsa yoksa Sinan'ı öpmek ya da öpmemek. Başka bir şey düşünemez oldun. İntikam süsü vererek öpsem anlar mı acaba? Sinan'ı sarhoş edip ondan faydalansan mı? Haah bir sapıklığımız eksikti. Onu yapana kadar tut yakasından çek kendine. Her haltı itiraf et. Sonrada başlamadan bitsin. Bu ne biçim son böylee.
Biz dostluktan devam edelim.En azından arada sırada sarılabiliyoruz. Elindekilerle yetinmeyi bil. Uslu dur. Ahahahah. Ulan bari bir kişiye anlatabilseydim hislerimi. Tarçın'dan başka kimse bilmiyor. Arda'ya anlatsam nasıl olur acaba? O beni yargılamaz. Ama Baden Arda'dan duyarsa beni boğar. En mantıklısı Sinan'a anlatmak. Onun da sonu kötü bitiyor.
Gerçekten Sinan kadar kimseyi yakın hissetmiyorum. Bu çok manyakça değil mi? Benim neyim normal ki?
Buldum. Önce o adamla annemi ayıracağım sonra Sinan beni sevsin diye mücadele edeceğim.
Peki sonra ne olacak?
Gitmek zorundasın Asya.
Ya o benden sıkılır zaten, istediğimi aldıktan sonra giderim. Buna kim inanır? İştahım kaçtı.
Sinan'ı mı istiyorsun yoksa Sinan'ı öpmeyi mi?
Kendi soruma sırıttım. Tabiki de tüm şıklar. Böyle nedensizce sarılıp okşayasım var. Anca saldırmak için üstüne atlarım. Güzel fikir he. Saldırmak için üstüne atla, saldırıyormuş gibi yap. Kedi köpek yavruları da öyle gösteriyor zaten sevgisini. Benim ne eksiğim var?
Durum vahim. Camdan dışarı sarkıttım başımı. Oksijen gel beynimeee. imdat.
🖤
Evden, insanlardan, kendi düşüncelerinden, her şeyden o kadar çok bunalmıştı ki kitabı ve defteriyle her zaman kitap okuduğu parktaki çimenlerin üzerindeki yerini almıştı. Dibine oturduğu ve sırtını yasladığı ağaç ona gölge etse de sıcaktan bunalıyordu. Herkesten kaçmak istemesine rağmen ruhundaki yalnızlık onu yaralıyordu. Sevilmeyeceğini bildiğinden geri çekilmiş, duygularını gizleyebilmek ve yaşananları atlatabilmek için kendini geri çekmişti. Neşeden uzak ve yıkıntılarla dolu kalbini susturmaya çalışan bir hâli vardı. Artık sıradan bir insandı bir zamanlar en yakın olmak istediği kişinin dünyasında. Eskisi kadar deli olmuyordu ona fakat içten içe çektiği acı bir türlü dinmiyordu. Eskisinden çok daha fazla yalnızdı. En yakın dostu ile asla eskisi gibi olamayacaklarını biliyordu. Çünkü aralarında hep Asya'nın gölgesi olacaktı. Kimseyi suçlamıyordu. Kalbinden çıkardığı acıları kâğıtlara damlatıyordu. Acı çekmek kalemini güçlendirmişti. Bu duruma gülüyordu sadece. Bazı insanlar yaşamak için gelmez dünyaya yaşayanları yazmak, yaşananları aktarmak, olmayanları yaşatmak için gelir, diyordu bazen kendi kendine. Hep dışında hissetmişti zaten hayatın, sanki bir gözlemciydi sadece. Dahil değildi o canlılığa. Hayat akıyordu o yazıyordu, hayat akıyordu o okuyordu, hayat duruyordu. Saniyelere bile geç kaldığını hissediyordu. Asya'dan önce de aynıydı bu sonra da. Bu duyguyu varoluşundan getirmişti. "Zaten hiçbirimiz ait değiliz bu yaşama." diyerek teselli etti kendini. Eğer hiç sevgili olmasalar Asya'nın onu yalnız bırakmayacağını biliyordu. Sinan da vicdan azabı duymasa yanında olurdu. Nefes vererek kitabını kapattı. Gözlerini yumup biraz huzur diledi.
Cırlama sesiyle irkildi. Hemen gözlerini açıp doğruldu, parkın iç taraflarından geliyordu ses.
"Yardım edin." diye bağıran kızın çığlığına dayanamayarak sesin geldiği yöne doğru koştu. Zıplayarak bağırmaya devam eden kız görüş açısına girince hızlandı.
Yanına vardı kısa sürede.
"Ne oldu, iyi misiniz?"
"Böcek üstümde böcek var!"
İskender önce bir şaşırıp kızı süzdü. Kızıl saçlarını tepeden toplamış, yanakları sıcaktan kızarmış ve güneşin etkisiyle çilleri belli olan tatlı bir kızdı.
"Dur sakin ol. Alıyorum şimdi." O kadar zıplamaya inat hâlâ kızın omzunda bulunan siyah parlak zırhlı böceği tek hamlede kapıp çimenlerin üzerine bıraktı.
"Gitti mi?" kızın masum sorusu ile gülümsedi İskender.
"Evet, bak gidiyor." yerdeki böceği işaret etti.
Kız böceğe biraz bakıp yeşil gözlerini İskender'e kaldırdı. "Çok sağ ol. Nasıl korktum anlatamam."
"Rica ederim. Seni de çimen sendi herhalde yeşil giyinmişsin, böceğin suçu yok."
"Hahah olabilir. Bu arada Mercan ben." elini uzattı tanışmak için.
"Ben de İskender. Memnun oldum." gülümseyerek kızın elini sıktı. "Ne yapıyorsun burada yalnız mı geldin?"
"Hava almaya çıkmıştım ama çok sıcak. Normalde burada yaşamıyorum aile ziyaretine geldim."
"Haklısın aşırı sıcak." elini çekti nazikçe.
"Sen ne yapıyorsun burada?"
"Ben de kitap okumaya çıkmıştım. Ağaçların altı biraz daha serin."
"Öhhöm öhhöm." Çaprazlarından gelen sese doğru döndü ikisi de. Badem, kollarını kendine sarmış, tek kaşını kaldırmış ayağıyla yerde ritim tutuyordu. Kıvırcık saçlarından bunaldığı için onları tepeden kocaman bir topuz yapmıştı. Yine de terlemekten kurtulamamış bebek saçları şakağına yapışmıştı. Ensesinin ise saçlarını henüz toplanmadan önce kızardığı anlaşılıyordu. Ona zıt olarak daha rahat bir tavırla yanında dikilen Arda sırıtıyordu.İlk defa yan yana gördüğü ikili sırıtması için yeterliydi.
"Öğle yemeği yiyeceğiz iki saattir seni bekliyoruz. Telefonuna bile bakmıyorsun. Annem de dayanamadı senin peşine yolladı bizi. Sanki dışarıda yemek yiyemiyorsun. Ah doğru ya kendini bir yerlerden atmadan korkuyor. Hem kim bu kız? Öğlen güneşinde senin yüzünden yandık piştik." Badem'in nefes almadan konuşması İskender'i canından bezdiriyordu. Sonunda konuşmak için fırsat bulabildi.
"Tamam geliyorum." Defteri ve kitabını almak için kendine mekân bellediği ağacın altına doğru yürüdü. O sırada Badem göz ucuyla Mercan'ı süzüyor ardından gözlerini deviriyordu. Kim ne derse desin hâlâ yenge olarak Asya'yı istiyordu. Bu kız da nereden çıkmıştı?
"Merhaba ben Arda. " sevdiceğinin cana yakın tavrı sinirlendiği için bir süre onu göz hapsine aldı.
"Merhaba ben de Mercan." kızın yumuşacık şarkı söyler gibi çıkan ses tonu yüzünden öldürücü bakışlarını ona çevirdi.
"Sen kimsin ve ne alakasın? Abimin etrafında ne işin var?"
"Şeyy... Sadece karşılaştık, yani ben böcekten korkuyordum o da yardımcı oldu."
"Evin nerede bakayım senin?"
"Mahallerin çıkışında, ben buralı değilim aslında misafirim."
"Anladım, güle güle." gözlerini kısarak kızı baştan ayağa süzdü ve sevdiceğinin elini tutarak İskender'in gittiği tarafa doğru yürüdü.
"Niye böyle davranıyorsun?" diye Arda sorunca onun kolunu cimcikledi.
"Sen sus bakayım. Hem ne hemen tanışıyorsun kızla? Ne meraklısın kızlarla tanışmaya. İlla onu da mı yolman gerek?"
"Ballı Badem oldu zilli Badem. İyi birine benziyordu. Kız bir şey yapmadı ki."
"İlla yapması mı lazım? Kız sinek bile uçmayacak yanında."
"Yok artık. Hayatımdan endişe duymaya başladım."
"Yeni fark etmiş olman çok acı."
"Asya'ya diyeceğim seni. İmdat."
"Asya benim tarafımı tutar be. Boşuna zahmet etme bence."
"Zalim kadın."
"Uff sus be! Zaten sinirlerim bozuk. Sıcak da üstüme üstüme geliyor."
"Ne oldu Badem şekerim?"
"Ne mi oldu? Asya Sinan'la kedisini bulan kişinin köyüne gitmiş. Orada kalacaklarmış. Sence de tuhaf değil mi? Ne o öyle bizsiz gezmeler falan. Ne iş çeviriyor bunlar? Sevgili oldular da bizden mi saklıyorlar? Hele bir Asya gelsin göstereceğim ben ona. Benden nasıl bir şey saklar? Zaten bu aralar hep Sinan'la takılıyor. Sanki benim değil, onun ahiretliği."
"Onun olabilir."
"Ne diyon ya sen! Benim o. Sinan'dan önce ben vardım."
"Senden önce de ben."
"Beni görünce seni unuttu o bir kere."
"Sinan'ı görünce de seni unutmuş demekki."
"Sen beni çıldırtmak mı istiyorsun civciv?"
"Öyle bir niyetim yok. Eheheh."
"Umarım."
🖤
Hayatımın bu noktasında kendime dair farklı hisler keşfediyorum. Öfkeden taşan kalbim, her şeyi yakıp yıkmak isteyen ben şimdi yapmak istiyorum. Düzeltmek, iyileşmek, iyileştirmek, toparlamak... Kalbim daha sakin yanıyor artık.
"Sinan, iyi misin? Yapamayacaksan zorlamayalım. Biz konuşur öğreniriz. Olmaz mı?" Kolumu tuttu Asya. Evin önünde dikiliyoruz.
"Sorun yok. Girelim." Sen varken yıkılmam ben. Kalbimin her zerresinde sen varsın. Sadece senin sevgini arıyorum. Kimseye ihtiyacım yok benim senden başka. Duyacaklarımdan korkmuyorum. Gerçekleri duyacağımdan da emin değilim.
Evin kapısına doğru yaklaştık birlikte.
"Yanındayım biliyorsun değil mi?"
"Görüyorum Asya. Yanımdasın."
Zile bastım umarım bu kırmızı iki katlı ev travman olmaz. Konuşalım da hemen bitsin, böyle anlarda zaman geçmiyor. Kapı açılmıyor, sabrım tükeniyor. Bir daha bastım zile. Tişörtümle bile boğulunca yakasını kavrayıp aşağı doğru çekiştirdim. Bunun üstüne Asya kolumu sıvazladı. Gülümsedim her şey yolunda imajı çizmek için. O kadar güçsüz müyüm ben kızım? Sadece darlık basıyor beni. Ne olacaksa olsun.
Kapıyı 45 yaşlarında bir kadın açtı.
"Buyrun, kime bakmıştınız?"
"Fulya hanımla konuşmak için gelmiştik. Geçmişle ilgili birkaç soru soracağız da." diye cevapladı hemen Asya.
"Fulya benim. İçeriye gelin." Ebem çok yaşlı değilmiş. Daha iyi hatırlıyordur. İçeriye girdik ve kadını takip ettik. Asya'nın dayısı bizi arabada bekliyor.
Oturma odasına ulaştığımızda karşılıklı koltuklara oturduk. Kısa bir süre bakıştıktan sonra konuya girdim.
"Yıllar önce benim doğumumu siz yaptırmışsınız, ne denirse artık." hayattan bezmişim gibi konuştum.
"İsim verirseniz belki hatırlarım."
"Gülbahar Altay... beni doğuran kadının ismi. Ortaca'dan geliyoruz. Orada çalıştığınız dönemi hatırlıyorsunuzdur umarım."
"Pek çıkaramadım."
"Babamın ismi Güven Altay, Hürriyet Mahallesinden. Annem ortadan kaybolduktan hemen sonra siz de kaybolmuşsunuz."
"Ah evett... Güven Bey'i hatırlıyorum. Yazık oldu adama. Üç günlük bebeğini bırakıp kaçmıştı karısı. Başka biriyle görüşüyormuş o haliyle." babamdan farklı bir şey söylemedi bu kadın da.
"Peki nerede olduğunu biliyor musunuz? Kimle görüşüyormuş, nereye kaçmış? Numarası veya adresi var mı sizde?"
"Maalesef yok tatlım. Bir sürü kişinin doğumuna girdim bahsettiğiniz kadını hatırlamam bile mucize."
Dudaklarını birbirine bastırıp teşekkür etti Asya. Daha fazla içeride kalamadığımdan hızla dışarıya çıktım. Babam mı haklı yoksa bu kadına gitmeden önce yalanlarını mı ezberletmiş? Bilmiyorum.
Babana yazık olmuşmuş. Bana olmadı mı? Asıl bana oldu. Yumruklarımı sıktım. Hep aynı yalanlar.
Belki de yalan değildir.
Madem o kadın üç günlükken bırakıp gitmiş beni neden mezar taşında doğduğum günün tarihi var? Saçma salak işler. Hepsinden nefret ediyorum. Hepsini bir kaşık suda boğasım var. Gerçeklerden de yalanlardan da nefret ediyorum. Allah belanızı versin!!!
Yakamda yine bir el beni çekiştiren. Gözlerim küçük böceği buldu tam dibimde. Kendimi ona bıraktım, ne yaparsa yapsın bana. Yakamdan çekiştirerek beni arabaya doğru götürdü. Biliyordum böyle olacağını neden bu kadar öfkeliyim? Hırpalamak değil hırpalanmak istiyorum.
Arkaya oturduk birlikte, yumruklarım hâlâ varlığını koruyor.
"Bas gaza dayı, gaza bas." Yanımda telaşla konuşan kıza çevirdim bakışlarımı.
"Beni deli hastanesine yetiştirmeye mi çalışıyorsun?"
Savaşçı bakışları gözlerime değince dudağım kıvrıldı hafiften. Beni en güzel sen hırpalarsın. Kendime gelirim öyle.
"Hayır, dinlenmeye gidiyoruz."
"Anlaşılan bir şey öğrenemediniz." diyerek arabayı çalıştırdı Asya'nın dayısı. Gazı kökledi.
"Aynı şeyler işte, değişik bir şey yok."
Asya'nın kahkahası ile sarsıldım. Hâlime gülmüyor herhalde.
"Henüz hiçbir şey bitmedi, her şey yeni başlıyor." elindeki küçük kâğıdı salladı.
"Anneni bulacağız Sinan, kadın elime bu kâğıdı tutuşturdu gizlice. Numara var kâğıtta."
Dudaklarım aralandı, nedenleri sorgulamayı boşvererek ona sarıldım. Umudundan, sevincinden, savaşından, yanımda duruşundan, öfkesinden, şefkatinden, ateşinden, varlığından... Yaşam bulduğum kişi.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.7k Okunma |
227 Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |