
Onu bahçede Tarçın'a bir şeyler fısıldarken görünce kafamın güzel olduğunu düşündüm önce. Malum bugün alev yağıyordu gökyüzünden. Ellerini yanağıma koyduğu o an işte o an öpmeliydim onu. Beni itmeseydi belki de...
Ahhh nasıl da kendimden geçirdi beni.
Şu anki şaşkolozda o ateşten eser yok. Ne iş çeviriyorsa artık beni görünce telaşa kapıldı. Ona doğru yaklaştıkça geriye kaçıyor.
Geri geri adımlarken sendeledi. Fırsatı değerlendirip kolunu tuttum.
"Cevap versene."
"Ya bir şey çevirdiğim yok. Gerçekten. Badem'in yanına gidecektim sonra Tarçın'ın havlamasını duydum. Sonra da.."
"Bunları zaten söylemiştin. Niye telaşlandığını açıkla." neden bana ürkek ürkek bakıyorsun şu an ve neden az önce atarlanıyordun?
"Aslında... Sen birden gelince korktum. Tırstım işte. O yüzden de sinirlendim. Hem Tarçın'ı sevemez miyim? Yalnızım zaten, kedim yok."
"Yalnız değilsin lan. Biz varız. Kedini de bulacağız." umarım buluruz. Üzülmene dayanamıyorum kızım.
"Ya ama o farklı işte. Biliyorsun. Tarçın gibi."
"Anlıyorum." onu biraz daha kendime çektim. Başı göğsüme çarpınca kolumu omuzlarına sardım. "Tek çıkmasaydın dışarı, arasaydın ben götürürdüm seni."
"Yok beee nolacak. Tek çıkarım noolmuş."
"Sus lan." illa beni delirtecek. "Poşetleri eve bırakayım da götüreyim seni Badem'ine."
Aniden kaçtı göğsümden. "Yook yok... Yani aslında vazgeçtim ben. Şimdi o sorar niye durgunsun falan... Ben en iyisi eve döneyim." gözlerimi kıstım, şüpheli.
"Madem öyle gel eve. Bir sürü misafir var yardım edersin." puahahahah.
"Misafir mii? Kim geldi ki?"
"Halamlar, kuzenler falan filan." kalabalık olduğunu söylemeseydim iyiydi. Gelmek istemeyecek. Benim de aklımı şaşırttı. Manyak.
"Gideyim ben." biliyordum.
"Götüreyim seni."
"Ya da yok geleyim ben. Anneannem sorar şimdi niye erken döndün diye."
"Gel hadi." yere bıraktığım poşeti aldım ve geçmesi için kenara çekildim. Kapının önüne kadar yürüyüp durdu. Ellerini pantolonun cebine atıp başını eğdi ve ayakkabısının burnunu yere sürttü. Tatlı görünüyor. Bu kızın hiçbir konuda ortası yok.
Ahh ahh. Yaklaşıp kapıyı açtım. Girsin diye bekledim. Ayakkabılarını çıkarıp içeriye girdi. Kenarda beni bekledi. Anlaşılan yalnız girmek istemiyor kalabalığa. Poşetleri mutfağa götürürken beni takip etti.
Elimdekileri dolabın yanına bırakıp ona döndüm. Gülümsedi. Aklım gitmesin diye onu görmezden gelerek ilerledim. Ne zor bir sınav lan bu. Bugün beni mahvetti. Beni yangına atıp masum masum gülümsemesi yok mu! Beni deli ediyor. Yavru yılan işte. Ömür törpüsü.
Kalabalığa girersek yangınımı unuturum belki. O yüzden aceleyle salona doğru yürüdüm.
Eniştem beni görünce dinlemekten usandığı konudan kurtuldu herhalde. "Ooo geldin mi Sinanım?"
Başımı salladım hafiften. Arkamdan gelen Asya'ya kaydı hepsinin dikkati.
"Ayy biz bu güzelliği daha önce niye görmedik?" dedi Buket halam o her zamanki neşeli sesiyle.
"Başak, senin kızın değil mi? Düğünde de görmedik." diye daha yumuşak bir tondan devam etti Şeyda halam.
Başak hanım kızına kınayıcı bir bakış attı. "Evet, düğüne gelmişti ancak binbir çileyle. Biraz yabani maalesef." kızsam mı gülsem mi arada kaldım.
"Düğünü onaylamadığım için nikahı izleyip çıktım. Hâlâ onaylamıyorum ancak bir şey değişmiyor." işte o saldırgan ateş, gözlerine yine yerleşti. En sevdiğim.
"Asyaaaa." Başak hanımın uyarısıyla omuz silkti Asya.
"Aman aman zilli. Gel otur kız." Hemen çözdü bizim zilliyi Buket halam.
Boş bir koltuk bulamadığı için savaşçı bir gülümsemeyle sandalyeye oturdu yavru çıngırak. Ben de Emre'lerin benim için açtığı boşluğa oturdum. Emre, Ali ve Sedef Şeyda halamın çocukları. Alp, Feyza ve Tuba Buket halamın. Hollanda'da yaşıyorlar, nadiren geliyorlar.
Enişteler babamla arsa muhabbetine girmişken halalarımın gözü hâlâ Asya'daydı.
"Benim de bir oğlum iki kızım var Asyacım." çocukları işaret etti Buket halam. "Alp, Tuba ve Feyza. Oğlum tıp okuyor, Tuba da inşallah güzel bir meslek seçecek kendine. Feyza sizinle yaşıt. Arkadaş olursunuz."
Nezaketen gülümseyerek başını salladı Asya. Puahahha. Hiç de yakışmıyor bu tavır ona. "Memnun oldum."
"Emre, Sedef ve Ali de benim çocuklarım. Emre Sinan'ın yaşıtı Sedef ve Ali de daha küçük." Şeyda halamın yavrularını tanıtmasının ardından aynı tavrı takındı küçük yılan.
"Sen ne okuyacaksın kızım? Sende de bir doktor havası var." Buket halamın lafıyla kendimi tutamayıp kahkaha attım. "Puahahahahahahha."
Asya gözlerini kısarak beni keseceğini ifade etmek istese de başaramadı. "Ben henüz düşünmedim." yalancı.
"Olur mu öyle kızım? Düşün hemen ver kararını. Sana da yakışır doktorluk Alp'e yakıştığı gibi." lan! Bir art niyet sezdim. Halam şeytanlık peşinde.
"Düşünürüm."
"Doktorluğu da bir düşün. İstersen oğlum sana bahsedebilir bölümden." ulannnn! Ne bahsetmesi lan!
"Gerek yok. Asya doktor olmak istemiyor zaten. O matematiği bile sevmiyor. Üşenir." araya girdim hemen. Ben araya girmesem halam işi daha da ileri götürecek.
"Kızım sen bakma bunun söylediklerine. Yapmak istesen yaparsın. Bu var ya buuu dayak istiyor." sinirlerim bozuldu.
Asya gülünce daha da çok bozuldu.
"Ne dersin Asyacım anlatsın mı Alp sana?" bak hâlâ.
"Karar vermedim henüz o yüzden sağ olun." hah aferin.
"Kızım belki karar vermene yardımcı olur dinlemek." Ya sabıırrrr. Hiç de vazgeçmiyor.
"Balkona mı çıksak?" dedi Alp bana dönerek, çok alakasız bir şekilde. İşime geldiği için hemen kabul ettim.
"Çıkalım hadi." Alp'le aynı anda doğrulduk. Emre hâlâ kalkmadığı için omuzlarından kavrayıp onu da doğrulttuk.
"Yürü lan." diyerek ensesine vurdum.
"Şunlara bak şunlara hemen kaçıyorlar." Buket halamı umursamadan kendimizi balkona attık. Ali bizden küçük olduğu için gelmedi. Genelde başka âlemlerde takılıyor zaten.
Sandalyelere oturduk yan yana. Alp sigara çıkarıp ikimize de uzattı. Aldık biz de birer tane. Sigarasını dudaklarının arasına sıkıştırıp çakmağıyla hepimizinkini yaktı. Çakmağını küçük sehpaya atıp sigarayı iki parmağının arasına alarak dudaklarından ayırdı. "Ulan biraz daha kalsam annem yüzük takacak kızla bana."
Emre gülerken ben kaşlarımı çattım. Asya sanki hemen kabul edecek de yüzük takacakmış pehh. Ulan delireceğim.
"Güzel kız lan." sigaranın dumanı mı boğdu beni yoksa Emre'nin bu söylediği mi? Yumruğumu sıktım.
"Olum benim sevgilim var. Hem o kız benim tipim değil sarışın seviyorum ben."
Sigarayı ağzımdan çekip dişlerimi sıktım. "Asya zaten öyle her önüne geleni kabul edecek biri değil. Hatta çok zor biri."
"Zor kız diyorsuuuun. Bana yapsana onu. Ama çok güzel kız kesin sevgilisi vardır." ulan Emre! Geberteceğim lan seni! Şimdi bunu öldüresiye dövsem her şey ortaya çıkacak.
"Evet var. Sevgilisi var."
"Tühh lan. Kimmiş?"
"Tanımazsın. Okuldan." keşke Asya'yı getirmeseydim lan. Ben ne bileyim lan böyle olacak!
"Lan baştan niye demedin o zaman? Her önüne geleni kabul etmez, zor biri falan derken ben de kimseyi istemiyor sanmıştım."
"Ne bileyim lan bu kadar meraklısınız! Unut Asya'yı! Bir daha aklına getirme onu! Güzelse güzel sana ne lan!"
"Niye sinirleniyorsun olum? Üvey kardeşin değil mi? Ne ara bu kadar sahiplendin?" bak iyice geliyorlar bana!
"Konuyu değiş ondan mı basdeceğiz sabah akşam? Bıktım."
"Tamam lan." dedi ve sigarasının dumanını içine çekti. Deliriyorum ulan. Ben ona deli gibi yanıyorum millet hâlâ kardeşsiniz diyor. Ne kardeşi lan!
"Bir sigara daha versene." dedim öncekini küllüğe bastırıp. Bir sigara daha uzattı Alp. Sigarayı alıp sehpadaki çakmakla yaktım. Asabım bozuk.
Asya'yı evine götürsem bunlar gidene kadar da evden çıkmasına engel olsam.
Delirdim iyice.
Ne yaptın lan bana Asya!
Ne bu özgüvensizlik lan!
Ondan değil lan. Kıskanıyorum işte. O benim yavru yılanım.
Onlar sigaraya doyunca kalktık. Ben bir bok anlamadım orası ayrı. Salona döndük kötü kokumuzla.
"Kızlar nerede?" diye sordu Emre hemen. Sana ne lan demek isterdim ama demedim.
"Mutfağa gittiler. Siz de gidin." halam da beni delirtecek bugün.
Emre o tarafa meyledince ben de mecburen peşinden gittim. Alp ise annesinin bakışlarına dayanamayarak geldi bizle.
Mutfağa girdiğimizde kızlar gülüşüyordu. Emre sırıtarak oturdu hemen. Ben de keyifsizce bir sandalye çektim masanın yanından. İyice sinirlerim bozulacak gibi hissediyorum. Alp yanıma oturup hemen telefonunu çıkardı.
Tuba önümüze bardak koyup içecek doldurdu. Sonra yerine oturdu.
Asya yüzünü buruşturarak sandalyesini geriye kaydırdı ve biraz uzaklaştı masadan. Bardağını eline alıp arkasına yaslandı.
"Ee anlat Sinan neler yapıyorsun? Çok zamandır görüşmedik." Feyza'nın sorusuyla odağımı Asya'dan çektim.
"Görmeyeli pek bir değişiklik yok. Aynıyım."
Gülerek kuruyemiş tabağını önüme kaydırdı. "Ah her zamanki karizmatik cevabın. Bu cevabı duymak için geliyorum her yıl bir bilsen." her seferinde aynı cevabı verdiğimi ben bile bilmiyorum lan.
"Kuzen takılacak başka biri mi yok Allah aşkına."
"Aaa seni görmüyoruz aylarca sana takılacağız tabi."
"O değil de bizsiz sigara içmişsiniz. Ayıp ayıp." dedi Tuba triplenerek.
Alp cebindeki paketi ve çakmağı çıkarıp masaya attı. Tuba, Feyza ve Emre birer tane alıp tüttürdüler.
"Sen de ister misin Asya?" Emre paketi Asya'ya doğru uzattı. Paketi elinden çektim.
"İçmez o."
"Belki içecek. Karışma olum."
"Eğer içecek olsa kendi alır. Ayrıca onu tanıyorum." biz oturduktan sonra sigara kokusu yüzünden bizden uzaklaştığını da biliyorum.
"Onun reddedişini duymak istiyorum belki." yok ben bugün bunu döveceğim galiba.
Alaycı bir sırıtışla paketi geri verdim. Umarım Asya beni morartmaz.
Emre, gıcık olduğum bir hevesle paketi Asya'ya doğru uzattı.
"Yok, kullanmıyorum." aferin be kızım.
"Dene bir." lan kızı zorla kötü yola sürükleyecek mal herif. Neyse ki bu konuda Asya'ya güveniyorum.
Yavru yılan önüne gelen dumanları eliyle dağıtarak doğruldu. "Ben gitsem iyi olacak. Anneannemin yatma saati yaklaştı, size iyi oturmalar."
"Gitme kız burada kalırsın." hiç güzel bir fikir değil Tuba.
"Anneannemi yalnız bırakmayım. İyi akşamlar." canını sevdiğim.
"İyi akşamlar." diye karşılık verdi Tuba.
Dumandan olsa gerek kaçar gibi çıktı Asya mutfaktan.
"Bu saatte yalnız gitmesin." diyerek kalktım ben de. Arabanın anahtarını babamın ceketinin cebinden alıp peşinden çıktım.
Yine eğilmiş Tarçın'ı seviyordu. Beni fark edince doğruldu.
"Arabayla gidelim." anahtarı sallayarak ona gösterdim. Sadece başını salladı ve sessizce çıktı bahçeden. Üzgün mü lan o? Tamam biraz hüzünlüydü ama...
Hızlıca arabanın oraya gittim. Arabanın kilidini açıp şoför koltuğuna oturdum. Asya da arabaya binince çalıştırıp gaza bastım.
Hiçbir şey söylemeyip sadece camdan dışarıyı izlemesi hoşuma gitmedi. "Hayırdır yılan yavrusu ağzını bıçak açmıyor."
"Uykum var, ondandır." ben de yedim bunu. Nefes vererek yola devam ettim. Evin önüne gelince de durmadım, onu denizi gören tepeye götürdüm.
"Niye buraya geldik?" sorusunu cevaplamadan arabadan indim. Arabanın önüne gidip kaputa yaslandım.
O da inip yanıma geldi çok geçmeden. Aynı şekilde arabaya yaslanıp kollarını kendine sardı. Denizi seyre daldık tek kelime etmeden.
Nefes verdi.
Nefes verdim.
"Sen sigara mı içiyorsun?"
"Sadece ortamda."
"Anladım."
"Sen hiç hoşlanmıyor gibisin." biliyorum da laf olsun işte.
" Aşırı yemek kokusu bile beni rahatsız ediyor. Sigara bin beter. Nefes alamıyorum." bir daha sigaraya dokunmam ben de öyleyse.
"Hava almaya getirdim seni. Bol bol içine çek küçük böcük."
"Senden sigara kokusu geliyor." uzaklaştı biraz benden. Artık sigaradan nefret ediyorum. Zaten bir boka yarar bir şey değil bir de Asya'yla aramı açıyor pislik.
"Sen de kokuyorsun kızım çünkü ortamda bulundun."
"Maalesef."
"O zaman benden uzaklaşman bir halta yaramaz."
"Sen daha çok kokuyorsun."
"Sıkıntın ne kızım? Uykun falan yok senin gözlerin lamba gibi."
"Anlatmıştım."
"Bu başka bir şey. Bana tavırlı gibisin. Küstün mü lan? Küsemezsin biliyorsun değil mi?"
"Yorgunum başka bir şey yok."
"Asyaaa beni çıldırtma."
Yine nefes verdi.
"Belki de kaderimiz kötüdür." dedi öfke ve isyanın karıştığı sesiyle.
"Haklısın, kötü."
"Bize her şey günah."
"Evet öyle. Bize her şey haram."
"Biz normal değiliz. Yaşayamıyoruz."
"Doğru. Kafa göz dalıyor hayat bize."
Söylediğime güldü. Dudaklarım kıvrıldı.
"Bahtımız kara."
"Bitmişiz biz."
"Evet."
"Evet, evet de... Seni bu düşüncelere sürükleyen nedir?"
"Değişik bir şey yok. Hep aynı şeyler."
"Samimi gelmiyorsun."
"Sen de öyle."
Tek kaşımı kaldırıp ona döndüm. Bütün hislerimle yanında dikiliyorum ve samimi gelmiyorum öyle mi? Gözlerini kaçırınca ensesini yakaladım. Elimi ağzına kapatıp yanaklarını sıktım. Çok yumuşak dokunduğum için hemen kurtuldu.
"Çekil be!"
"Sen de beni çileden çıkarma."
"Offf sal beni. Depresyona girmek de mi yasak?"
"Yasak. En azından sebebini söyle kızım."
"Bazen böyle oluyor işte, sebep yok."
"Yalancı yılan."
"Gıcık turşu."
"Sinirimi bozuyorsun."
"Sen de benim."
Kolumu omzuna atıp onu kendime doğru çektim. Başımı hafiften ona doğru eğdim. Bakışlarımız buluştu. "Kedini bulacağız Asya."
Gözleri dolunca kendime sövdüm. Onu kendime bastırıp diğer kolumu da sırtına sardım.
"Bulacağız dediysem bulacağız. Üzülme lan."
Kollarını bana sardığı için gülümsedim. Ona hissettirmeden saçlarının kokusunu içime çektim. Aylardır kendi kendime yanıyorum. Bir adım atsam sanki onu bir daha göremeyecekmişim gibi. Bazen kendimi zor tutuyorum o adımı atmamak için. Bazen de kendimi kaybetmişken o engel oluyor bir hareketiyle. Bilmiyor neye engel olduğunu. Bilse böyle bir an yaşayamazdım herhalde.
Ahhhhh dayanamıyorum. Onu daha fazla sıktım. Kaçmasından korkuyorum. Engel yok aramızda, engel biziz. Diğer insanlar umrumda değil. Böylesine sevdiğim bir canlıyı onlar onaylamıyor diye bırakacak değilim.
İskender konusu çok ayrıydı. O benim kardeşimdi. Kendimden çok düşünmeliydim onu. Beceremedim.
"Müzik açalım mı?" dedi pamuksu bir sesle.
"Açarız." hemen ayrılmak istemiyorum.
Hareketlenip kollarımın arasından çıkmaya çalışınca bırakmak zorunda kaldım.
"Ne açalım?" diye sordum.
"Senin tarzından bir şeyler olsun. Hatta şey olsun. Geçen gün bakkalda dinliyordun ya."
"Bakkalda çok dinledim. Hangisi?"
"Şey galiba. Gizli Sevda."
Çok manidar. Başımla onaylayıp arabaya gittim. Telefonumu sisteme bağlayıp sesini verdim. Dediği müziği açtım ve yanına döndüm. Ahh ahh sabaha sağ çıkamayacağım herhalde. Şarkıya eşlik ettim kısık bir sesle. Benim derdimi anlatıyor.
"Her gün seni görüp de dokunamamak
Saçlarını ellerimle okşayamamak
Sevap istemem artık günahsa günah
Sustu dudaklarımda yürekte feryat"
"Bi gelsen sarılsan, seviyorum desen
Ölürdüm sevinçten, kollarında ben
İnanmam, inanmam, duyduklarıma" içimden geçenleri Ferdi baba söylüyor işte.
"Uzaksın tuzaksın, yasaksın bana" aynı anda söyledik burayı. Bilse canımı yaktığını söylemeye devam eder mi? Bilmeyecek.
"Adın iki hece dudaklarımda mühürlediğim
Gözlerin gece yüreğimde çakar şimşeklerin
Sanki bilmece çözmeye cesaret edemem ki" yarım yamalak mırıldandı. Benim gibi ezber etmemiş tabi. Milyon kere dinledim.
"Delii buu seevda" birlikte devam ettiğimizde kahkaha attı.
Ben burada acı çekiyorum o gülüyor. Kader benimle dalga mı geçiyor? Olum kadere söveceğine kızı etkilemek için bir şey yap.
Ulan daha ne yapacağım, dünyanın en yakışıklı erkeğiyim zaten. Bu kız bozuk. O kadar yakınlaşmadan etkilenmediyse kesin bozuktur zaten. Daha da bir şey demiyorum amk. Kendimi yedim bitirdim. Biraz da onu yiyip bitireyim.
"Puahhahahahahha."
Bana anlamsız bir bakış attı. Ben de ensesine yapıştırdım. "Yürü lan eve. Büyümüş de Ferdi Tayfur dinleyerek dertleniyor. Şuna bak. Uyku saatin geldi de geçiyor Yavru Çıngırak yarın işe geç kalacaksın. Patronun acımaz bak bu sefer." kaşlarını çattı. Keyifle sırıttım.
"Yürü git ya! Sana boşuna gıcık olmuyorum ben! Hıyar turşusu!"
"Lan! Şunu söyleme asabımı bozma!"
"Başlarım senin asabına!"
"Ne diyorsun laaan!"
"Sana katlanamıyorum!"
"Ya ben! Ya ben! Zor dayanıyorum kızım sana! Sussan da bir kafa dinlesek!"
"Dokunma bana sakın! Ensemden uzak dur!"
"Al ensen senin olsun! Ayarsız!"
"Sensin ayarsız!"
"Yürü, bin arabaya da gidelim!"
"Gelmiyorum lan! Sen git!"
"Ya sabırrrr!" Ne saçma bir kavganın içindeyiz şu an. Saçımı da çeksin de tam olsun. Deli manyak.
Yakamı kavradı harbiden. "Seni pis turşu! İlla dayak mı istiyorsun!"
"Sen mi dayak atacaksın lan! Güldürme beni çok sinirliyim!"
"Asıl ben sinirliyim!"
Baygın bakışlarımı gözlerine diktim. "Rahat dur Asya!"
"Sen dur rahat!"
"Ulan!" çok çaresiz hissediyorum lan! Çıldıracağım! Artık dayanamıyorum.
Gözlerine tutkuyla baktım.
Beni itip arabaya bindi. Zaman dondu bir an.
Bana kafa atmış da ağzımı burnumu kırmış gibi hissediyorum. Yumruklarımı sıkıp arabaya bindim. Önce müziği kapattım sonra da arabayı döndürüp tek kelime etmeden onu evinin oraya kadar götürdüm.
Sessizce oturduk biraz. "Kötü geceler." diyerek arabadan indi. Arkasından bağırdım.
"Sana da!"
Göz devirip bahçeye girdi. Ben mi onu delirtiyorum o mu beni? Belli değil. Bugün bir tuhaf zaten. İyice delirdi. Manyak. Bizden bir bok olmaz. Pehhh.
Bana ne lan! Olduracağım! Daha çok üzerine gider daha çok takılırım ve daha çok sinirini bozarım!
Benden nefret etmez umarım.
🖤
Yastığımın kenarında titreyen cisim yüzünden irkildim. Gözlerimi açmadan alarmı kapattım ve sırtımı dönüp huzurlu uykuma devam ettim.
Telefonum tekrar titreyince ağlamaklı bir suratla o tarafa döndüm ve onu yastığımın yanından elime aldım. Bu alarmı kaç kere kapattığımı ben bile bilmiyorum. Yalnızca Tanrı biliyor. Tek gözümle ekrana baktım.
Ekrandaki "Turşu" yazısı bana Sinan'ı çağrıştırdı. Hani dün beni deli eden.
Aramayı cevaplayıp telefonu kulağıma götürdüm. "Hııımm?"
Kısa bir sessizliğin ardından bağırtısı kulağıma geldi. "Hâlâ uyuyor musun lan! Öğlen oldu! Kovulmak mı istiyorsun!"
Bir dakika ya... Ben Sinan'la konuşuyorum şu an. Bağırıyor ve kovulmaktan bahsediyor.
Gözlerim dehşetle büyürken hızla doğruldum.
"Geliyorum hemen. Uyanamamışım. Alarm yüzünden. Kovma."
"Bu kaçıncı lan! On beş dakika içinde burada olmazsan kovulacaksın!"
"Yuhhh."
"O yuhh sana! Öğlen oldu kızım! Hâlâ uyuyor şuna bak!"
"Ya tamam hemen geliyorum. Bağırıp durma kulağımın dibinde!"
"Çabuk!" telefonu suratıma kapattı. Yataktan çıkmaya çalışırken çarşafa takılıp yere düştüm. "Ahhh çıldıracağım!" On beş dakikada nasıl yetişeyim ben! Dün gece düşünmekten uyuyamadım zaten!
En önce lavaboya koştum. Orada işlerimi halletmem zaten on beş dakika sürdü. Odaya dönünce aceleyle bir şeyler giyindim. Saçımı taramak o kadar çileliydi ki çıldırdım.
Bir yandan acelem var bir yandan da Sinan'a çirkin görünmek istemiyorum.
Dudaklarımı renklendirdim. Kovulsam da koşa koşa gitmeyeceğim. Terleyip kötü kokamam.
Bu ben miyim lan!
Gerçekten kovmaz bence beni. Sadece işkencesinin dozunu arttırır.
Ama demeyecek mi "maşallah dudaklarını bile boyamaya vakit bulmuşsun ben sana çabuk gel demedim mi!! "
Yalayarak dudaklarımın rengini azalttım. Telefonumu alıp aşağıya koştum. Bu koşuşum hem korkudan hem heyecandan. Belki de heyecan korkusundan. Ya da korkunun heyacanından. Ahh bilmiyorum.
Ayakkabılarımı giyip bahçeye atladım. Anneannem çiçek bahçesindeki yabani otları koparıyordu.
Sinan'ın beni çiçek bahçesindeki koparılması gerek ot olarak tanımlamasına ne demeli? Bana yabani ot, huzursuzluk dikeni diyen biri o. Ben de onun dün akşamki öldürücü bakışıyla kendimden geçiyordum az daha.
Ahhh düşünme bunu!
"Anneanne ben bakkala gidiyorum, geç kaldım zaten. Sana kolay gelsin, görüşürüüz." bisikletimi yasladığım duvar kenarından alıp üstüne atladım.
"Kuzum bir şeyler yedin mi?"
"Sonra yeriiiiiiim." hızla pedalları çevirdim.
Bahçeden çıkarken ananenim "Yavaş kızzz!" diye bağırışını duydum. Gülerek yoldan aşağı süratle ilerledim. İçimde tatlı bir heyecan var.
Bakkalın önüne vardığımda zor durdum. Rüzgârdan saçlarım yüzüme geldi. Elimle onları çekerken ağzıma girenleri de tükürür gibi uzaklaştırdım. Yamuldum gidene kadar.
Toparlanıp içeri girdiğim gibi Sinan'a çarptım. Omuzlarımdan beni tutup kaşlarını çattı. Yüzümü süzdü bir süre. Sonra işaret parmağını kafama bastırdı. "İyi ki on beş dakikaya burada ol dedim. İnadıma geç geldiğine eminim."
" Yavv ne alaka? Aç susuz düştüm yollara sen ne diyorsun?"
" Kızım erken yatsaydın. Geç kalırsan kovarım demedim mi?"
" Kovmaya yer arıyorsun sen de. Altı üstü geç kaldık."
" İlk değil bu muhtemelen son da değil." offf.
" Kovacak mısın?"
" Ne kovması lan! Kovulmak sana kurtuluş olur. Bütün bakkalı temizlemek aklını başına getirir." hah mükemmel oldu. Biliyordum böyle olacağını.
" İyi! Çekil be!" onu ittirip bakkalın biraz daha içine ilerledim ve etrafa bakındım.
"Salak salak bakma öyle. Rafların tozunu alacaksın ve yerleri sileceksin." Yeniden sorgulamaya başladım, ben bunun nesine âşık oldum acabaaa!
"Susar mısın? Katlanamıyorum da bir tık."
"Az önce kovma diye yalvarıyordun şimdi tekrar kaşınıyorsun."
"Ne yalvarması beee!"
Sırıtıp koltuğuna kuruldu gıcık. Göz devirdim.
"Tamam lan gel otur. Yemek yedikten sonra yaparsın. Pide söyleyim sana. Yer misin?"
"Yok yok. Ben şimdi başlayım. Senin yanında sinir krizi geçirmektense raflarla sohbet ederim daha iyi." ters bir bakışın ardından arkadaki malzeme odasına gittim. Önce raflar mı silinmeli yerler mi tartışmasına girmeyip temiz bezlerden aldım. Bir de bu konu için kendimi yoramam. Camsili de alıp odadan çıktım. Nerden başlayacağıma bile karar veremiyorum.
Amann başla bir taraftan işte. Şu Sinan gıcığının karşısındaki rafları hızlıca halledeyim de sonra rahat rahat kafayı yerim arkada. Tabure lazım bir de, malum raflar tavana kadar. Biraz alçak yapsanız şunları nolacak! Kısa da değilim hem ben ortayım yani. Neyyyse...
Bir tabure alıp rafın altına götürdüm. Üstüne çıkıp çilemle selamlaştım. Aşırı tozlu olmaması iyi.
Ulan dün tatildi halı yıkadım, bugün iş var temizlik yapıyorum. Niye ben hep çalışıyorum yağğğ!
Müzik açtı ben debelenirken. Başımı hafiften ona doğru çevirdim. Nasıl keyifli yayılmış koltuğuna. Ben oraya otursam kıyameti koparır. Turşu.
"Ters ters bakma da işini yap. Ne yavaşsın kızım."
Göz devirerek önüme döndüm. Ahh sinirlerim bozuldu. Camsil bir silah, bez de kanıtları ortadan kaldırıcı... Sık, sil... Sık ve sil.
Öfff. Ağzım kurudu. Diş macunundan başka bir şey yutmadım bugün. Yazık bana. Sen tutturdun önce temizlik diye.
Yok yok yemeği beklerken yanında otursam bana cinnet geçirttirir o. En azından böyle daha hızlı geçer zaman ve işimde ilerlemiş olurum. Sadece beklemek çok zooor. Yemek yedikten sonra kalkıp temizlik yapmak da.
Duvar tarafındaki rafın neredeyse sonuna gelmiştim ki topuk sesiyle ister istemez girişe doğru baktım. Gözlerim kocaman açıldı. Lağğğn!
Mini etekli sarışın taş gibi kız.
Müziğin sesini kıstı Sinan. Onu daha iyi duyabilmek için mi? Öhhöm kendine gel lan.
"Sinaaaan, aşkımm kış boyu seni özledim. İnsan kışları da yaz aşkını düşünüyorsa ne önerirsin?"
Ağzım açık kaldı. Yaz aşkı mı? Kış aşkları bitti şimdi de yaz aşkları mı başladı?
"Selin... Ne zaman geldin?" bak bak bak bir de bekliyormuş gelişini de... Hemen soruyor ne zaman geldin diye. Tabureden inip en alttaki rafın önüne çöktüm. Altları silmek daha zor.
"Dün gece geldik hayatım." hayatına başlarım senin!
"Hımm. İyi."
"Sen de beni özledin mi?" hımm özleminden yanmış tutuşmuştur. On tane sevgili sıkıştırmıştır araya.
Sorun bende. Ben ne diye gidip buna âşık oluyorum ki! Başka insan mı yok! Sinirle kolumu kaldırdığımda raftaki kek kutusuna vurdum. Onlar da duramadılar tabi döküldüler önüme.
"Kızım yavaş lan! Ne iş becerdin orada! Geliyorum oraya!"
"Gelme be! Bir şey yok!" kutuyu yerine sokup dökülen kekleri toplamaya koyuldum. Gelme dememe rağmen gelen Sinan yanıma çöktü.
"Dikkat et kızım. Geçen de deterjanları deviriyordun üstüne."
"Yüzyıl önce." benimle birlikte kekleri topladı.
"Ne fark eder? Önüne bak iş görürken beni delirtme."
"Aman bee." git yaz aşkının yanına.
"Sinaaan, ne olmuş?" hah lafımın üstüne. Görüş açımıza girdi sarışın manken. "Hem bu kız kim?" biz daha bir şey söylemeden konuşmaya devam etti. "Ah doğru ya takipleşiyorduk. Hani şu seninle fotoğraf paylaşan kız. Sevgilim deme üzülürüm."
Camsili alıp hızla doğruldum. "Ne sevgilisi beğğ! Düşmanız biz. Bununla sevgili olacağıma yerlere paspas olurum."
Sinan da kalktı. Camsili ikisine doğrulttum. "Kaybolun lan! Sinekler sizi!" tetiği çektiğim gibi kaçıştılar. Başlarım size!
"Ayy manyak bu kız."
"Sadece manyak değil. Deli, ruh hastası ve çıldırmış."
Siz çok normalsiniz sanki. Yok yaz aşkıymış yok kış aşkıymış. Biz bir taneyi zor seviyoruz o da böyle bir şey işte.
Alnımı ovdum. Sakin ol kızııım. İşini yap, yemeği kap. Aşkına da ızdırabına da kıskançlığa daaa. Nefes verip silmeye devam ettim.
O kıza bak bir de benim yarım yamalak rujuma... Bir daha kimse için yarım yamalak ruj sürmicem. Hele de şu turşu için. Bir gün rahat durmuyor. Zaten dün Feyza da ona yürüyordu. Fark etmedim sanılmasın. Bu ne lan! Bu kadar da olmaz.
Benim salaklığım. Kaptırdım kendimi bir çapkına. Aşk özürlüsü kendime diyordum ama ben bundan daha normalim. Denizler Gökçeler bitti şimdi Selinler başladı.
Niye sakin olamıyorum ki ben? Ulan sen bu çocuğun en yakın arkadaşıyla sevgili oldun. Sana bakacağını mı sanıyorsun? Sanmıyorum. Ne yaşadığımı ben de bilmiyorum ki. Bilerek yapmadım. O kadar yakındık ki yanlışlıkla olmuş işte. Neyse içimde yaşayacağım zaten.
Sinirden konuşmalarına da odaklanamadım. Bir öpücük sesi ve "Sonra görüşürüz tatlım."dan öncesini duymadım. Sonra görüşeceklerine göre aşkımlı cicimli devam etmişler. Bana ne oluyorsa?!
O kadar çok asla şöyle yapmam, şöyle olmam dedim ki tuzağa düştüm. Tanrının verdiği bir ceza mı bu?
Offffff. Müzik sesi yine yükseldi. Şimdi dertlerime daha iyi yanabilirim. Yaktıı benii, yaktı benii diye yükseldikçe yanıyor içim.
O kız için mi dinliyor lan bunu! O kadar yanıyorsan git peşinden. Bak yine sinirlendim.
Nayırrrr ben kıskanç bir insan değiliiim. Bunlar yaşanmıyor şu annn. Ben emek vererek para kazanıyorum. Ben kendi ayaklarımın üstünde durmayı öğreniyorum. Acı dolu günlere rağmen yaşamaya çalışıyorum. Gideceğim güne kadar onurlu yaşamak için çabalıyorum.
Yeni fark ettiğim aşkım ise kalbimde hoş bir anı olarak kalacak. Onunla ne kadar yaşıyor hissediyormuşum. Beni delirtmesi bile bazen hoş. Bazen...
Az önce sinirden köpürüyordun niye daldın yine hülyalara? O başkalarına baksa da ben onu seviyorum.
Beni seveni ben sevmedim, benim sevdiğim beni sevmiyor.
Kafam gittikçe güzelleşiyor.
Ben bu ıstırapla ne yapam? Nerelere gidem? Niye bu kadar imkansız ki? Günah değil mi bana?
Güçlü dur. Henüz her şey bitmiş değil. Ama boğazımda bir acı, gözlerimde yangın... İnsanlara acı çektirdin şimdi sen de çek işte!
Ben isteyerek acı vermedim. Benim çektiğimi de birileri isteyerek yapmıyor ya. Deliriyorum.
Madem herkes onu öpebiliyor ben de öpebilirim. Hahh bir bu eksikti. Sen öpemezsin Asya.
Aşkımdan ölsem öpmem zaten.
Boş konuşup duruyorum.
"Asya... Yemek geldi. Gel hadi." iştahım biraz kaçtı aslında. Reddetsem keyfimin kaçtığını anlar. Hem nereye kadar aç durabilirim ki?
"Şurayı da bitireyim geleceğim." toparlanmak için kendime zaman kazandım.
"Gel lan. Bırak orayı. Soğuyacak. Yeter."
"Tamam yavvv geliyorum. Ellerimi yıkayım."
"Çabuk."
Arka odaya gidip aynanın karşısına geçtim. Saçlarım elektriklenmiş, sinirden herhalde. Elimi yüzümü yıkadım, biraz da saçlarımı ıslattım. Peçeteyle kurulanıp atarlı patronun yanına gittim.
Beni süzdü yarım yamalak." Sıcaktan mı bunaldın?"
" Galiba. " diyerek oturdum. Pidenin kokusu içimi açtı.
Kalkıp arkamdan geçerek kasanın arkasından çıktı. İki içecek alıp yanıma döndü. Birini önüme koydu, diğerini kendi için açtı. "Sen yerken ben de teftiş edeyim. Bakalım düzgün sildin mi?"
Baygın bakışlarla karşılık verdim. Sırıttı ardından içeceğinden bir yudum aldı. Raflara doğru ilerlerken birden durdu ve telefonunu cebinden çıkardı. Ekranına kısa bir süre bakıp dükkândan çıktı. Nereye gidiyor lan? Biri mi aradı, yoksa yazdı mı? Ahh niye bu kadar böyle oldum? Her şeyini merak mı edeceğim?
Düşünmeeee. Düşünme de yemeğini ye. Sanki bilsen ne yapabileceksin ki? Yaz ve kış aşklarını mı engelleyeceksin? Yapabilemezsin. Sus da yemeğini ye. Hem belki o anlatır sana. Evet ya belki anlatır.
Ya delirirsem? Ya gerçekten akıl hastanelerine düşersem? Ya kıskandığımı anlarsa? Badem'i kıskanırken belli etmiştim. Ya belli edersem? Hayır hayır etmeyeceğim.
Pidenin kutusunu açıp sıcak dumanını içime çektim. Ahh çok güzel. Kıymalı almış. Ben de sürekli Arda gibi yemeği düşünürsem Sinan'ı düşünmemiş olurum. Olur muyum acaba?
Amannnn. Ye kızım. Ağzım sulandığı için hemen bir dilimi ağzıma götürdüm. Yedikçe sıcak bir his kapladı içimi. Yemek yemek ne güzel şey. Ve bence bunu hak ettim.
Yarısını yiyince doydum maalesef. Keşke doymasaydım da hepsini yeseydim. Büyük almış. Kutuyu kapatıp ağzımdaki kuruluğu içecekle giderdim.
Başımı kaldırdığımda gülümseyen bir turşu gördüm. "Dudaklarını sil Yavru Yılan. Yağdan yüzün görünmüyor."
"Abartma lan. Yüzüm görünmüyormuş pehhh." ıslak mendili alıp hızlıca arka odaya gittim. Sadece dudaklarım birazcık yağ olmuş. Gerçekten abartıyor.
Yıkanıp temizlenip işimin başına döndüm. Nedense onun gülümsemesi içime neşe kattı. Deli miyim neyim beğğğn? Belki de kıskanmam gereken bir şeydir ve ben yalandan neşelenmişimdir. Sakın âşık olmayın, tavsiye etmiyorum. Kafayı yersiniz benim gibi.
"Asyaa.."
"Hıııı?"
"Nerede kaldın?"
"İşime devam ediyorum."
"Gel buraya."
"Yavv işim gücüm var."
"Kızım gel! Bir şey söyleyeceğim."
"Buradan söyle." kaçıyor muyum yoksa ondan?
"Lan gel diyorum. İlla çıldırtacaksın." kesin beni kandırıyor he. Yanına çağırıp bir şey yok deyip geri gönderecek.
"Gelemem."
"Asyaaaaa!"
"Yav ne!"
"Gel buraya!"
"Sen gel lan çok önemliyse!" bir de beni ayağına çağırıyor. Önemsizse gelmeyecek bak göreceksiniz. Beni boşuna çağırıyor.
"Asyaaa!"
"Eben!" ohaa aklımdan çıkmış.
"Ya sabırrr!"
Dün anneanem söylemişti, uykudan bayılıyordum dikkate bile almamışım.
Sinan'ın tarafına doğru ilerledim rafların arasından. "Lan nerdesin?" kasanın orada yok.
"Yanına geliyorum salak."
"Lan ben de senin yanına geliyordum." diğer taraftan gitti kesin.
"Salak! Madem geleceksin ne diye atar yapıyorsun!"
"Üfff sus. Bir şey söyleyeceğim."
"Bekle orada."
Bir elimde camsil diğerinde bezle kasanın önünde dikilmiş Sinan'ı bekliyorum. Gelip karşımda dikildi.
Aynı anda "Bir şey söyleceğim." dedik. Gerçekten bir şey söyleyecekmiş lan.
"Önce ben." dediği için kaşlarımı çattım.
"Hayır ben söyleceğim."
"Kızım bir dur. Önce ben çağırdım seni. Önemli."
"Benimki daha önemli. İyi dinle. Eben.."
"Asyaaa söyleyip durma şunu. Sinirlerimle mi oyanamak istiyorsun?"
"Bana ne lan senin sinirlerinden. Önemli bir şey işte. Eben.."
"Hay ben senin ebene.. Kızım dinle işte."
"Dinlemiyorum sen dinle."
"Lan! Delireceğim! Her şeyi mahvet tamam mı!"
"Neyi mahvetmişim ben be! Asıl sen mahvediyorsun her şeyi!"
Sinirle göz devirip dudaklarını yaladı. "Lan ben bir şey söyleyecekken mi bir şey söyleyesin tutuyor!"
"Ahhh sus! Önemli diyorum olum!"
"Benimki daha önemli diyorum kıt beyinli!".
"Sensin lan kıt akıllı! Pis turşu!"
"Selam gardaşlarığğğğm!" Arda'nın heyecanla içeriye girmesi tartışmamızı böldü. Arkasından Badem ve İskender de geldi.
"Kolay gelsin." dedi İsko.
"Biz geldiiiik." Badem de neşeyle şakıdı.
"Hoş geldiniz." tamamen onlara döndüm.
"Hoş geldiniz, oturun." Sinan da onlara döndü.
"Ne konuşuyordunuz bağırarak?" Badem'in sorusunu Sinan cevapladı.
"Önemli bir şey değil, Yamuk çırağın yarım bıraktığı iş yüzünden tartışıyorduk. Şimdi işine dönecek."
Ters ters ona baktım. Önemli bir şey değilmişmiş. Benim söyleyeceğim önemliydi. Artık söyleyemem. Nefes verdim. "Ben işimi halledeyim en iyisi yoksa bu gıcık canlı susmayacak." rafların arasına geri döndüm. Acaba ne söyleyecekti? Aman be önce beni dinleseydi ölür müydü? Gıcık.
Ben yine camsilimle toz alma şarkımı söylerken onlar benden bağımsız sohbet ediyor.
Geldiğim ilk gün hatırıma düştü. Ben yokken daha güzel geliyorlar gözüme. Sonuçta onlar birlikte büyüdü. Ben de onlarla büyüsem nasıl olurdu acaba?
Dedem, annemle babamın aşkına engel olmasa... Annem kaçmak zorunda kalmasa... Burada yaşamış olsak... Babamı hiç kaybetmesem... Annem o herifle evlenmese... Sinan'la imkansız olmasak... İskender'le baştan beri hep dost olsak..
Güzel olurdu. Her şey güzel olurdu. Böylesi bayağı hüzünlü. Yaralayıcı ve ıstırap dolu.
Gerçekler acıdır. Duyulmak istenmez. Hep oradadır ama görülmek istenmez. İç çektim yanlışlıkla. Fark edilmek istemiyorum aslında, umarım öyle olur.
İskender'i aylarca çabalamasına rağmen sevemedim, Sinan'a âşık olduğumu öğrense çok üzülür muhtemelen. Neden ben her şeyi mahvediyorum? Hislerim birbirine girdi. Eve gidip ağlamak istiyorum.
Bunları sonra düşün, eve gidip ağlayabildiğinde.
O yüzden zihnime küçükken yaptığım bir yaramazlığı soktum. Bu sırıtmama sebep oldu. Alt komşunun oğlunu süs havuzuna itmiştim. Nihahahaahahah. Çünkü benimle dalga geçiyordu.
Eskiden daha vicdansızmışım.
Babamı kaybettikten sonra bir merhamet yüklendi içime. Gerçi bazen yine acımıyorum.
Sile sile kasanın oraya kadar ulaştım. Kasanın arkası ve önündeki minik raflar kaldı sadece. Badem kalkıp elimdekileri aldı. "Yeter kız, orayı da ben silerim. Otur artık." hii'h canım ya kıyamadı bana.
"Hayır demeyeceğim. Biraz dinlenip yerleri silerim."
"Yerleri silme, akşama doğru mal gelecekmiş." dedi patron turşusu.
"Canıma minnet." üstten bakışlarla rahat bir tavır takındım.
"Gel yerime otur." demesiyle az önceki tavrım yamuldu. Şaşkına döndüm. Ayaklandı. "İskender'le işimiz var." İskender de kalktı.
"Hadi size kolay gelsin, görüşürüz." dedi İskender. Başımla onayladım.
Turşu patron, anahtarı elime tutuşturup İskender'le çıktı. Ne işleri var acaba? Yine meraklanmaya başladım. Ulannn. Çıldırma Asya.
Sinan'ın yerine oturunca gülesim geldi. Döndüm birkaç kere. Arda ve Badem'in gülüşüyle durdum.
"Neee?"
"Neşene gülüyoruz uğur böceğim." ahahah Arda.
"Dinlen bacığğm dinlen." Acıbademiiim.
"Çikileta istiyoğğğm." Arda yine bildiğimiz gibi.
"Al da ye. Hahahahha."
"Eheheh alıyom."
Kıyamam. Ahahah.
Arda çikeletasını yerken Badem işini yarım bırakıp sevdiceğini omuzlarından kavradı ve yanağını öptü. Arda'nın mutluluğu daha da büyüdü. Bahar neşesi gibi aşkları var.
Benimki ise vicdan azabı, fırtına, şimşek, kırmızı bulutlar ve pamuk aromalı dondurma. Yerken çarpılır insan. Bazen bağrında kalır. Bazen de pamuktan bulutlarda tatlı uykulara dalar. Ahhh ahh. İyice fena oluyorum. Günah bana.
🖤
"İşten çıktım." İskender'in bakkala gelmesinden sezmiştim aslında bir şeyler. Niyeyse Arda yüzünden gereksiz bir sohbete daldık ve sormaya sıra gelmedi.
"Neden? İşi beğendiğini söylüyordun."
"Saygısızlığa katlanamadım. Yiyip içip ortalığa döküyorlar. Kendi memleketimde köle gibi hissettim."
"Öyleyse iyi ki çıkmışsın lan."
"Beni bile çileden çıkardılar."
"Boşver kardeşim. Gece gündüz ders çalışıp sınava girdin, sınavdan sonra dinleneceğini sanıyordum fakat sen işe girdin. Dinlen biraz." Sırtını sıvazladım.
Bakkaldan işimiz var diye çıktık ama çok uzaklaşmadık aslında. Bahçedeki nar ağacının dibinde oturuyoruz.
" O yoğun günlerin ardından uğraşısız kalınca boşluğa düştüm. Okul harçlığımı da çıkarırım diye düşünmüştüm ama turistlere hizmet etmek sanırım benlik bir iş değil. Boş kalınca da düşünmek zorunda kalıyorum. Sanırım ben kendimi oyalamak istiyorum."
"Olum, ders çalışırken kitap okuyamıyorum diye üzülüyordun. Vaktin var işte kitap oku."
"Okuyorum zaten."
"Ona da zaman buluyordun yani? Manyak herifsin."
Güldü söylediğime. Onu özlediğimi itiraf etmeliyim. Benim aşkım dostluğumuza fırtına gibi vurduğundan yüzüne bakmaya çekiniyordum. Kimsenin onun yerini dolduramayacağını o kadar iyi biliyorum ki. Ne kuzenler ne başkaları...
Eskiden ona karşı daha alaycı ve umursamaz görünürdüm. Ne yapsam affeder diye düşünürdüm. O arkamı toplarken her koşulda yanımda olurken tavrım çok rahattı.
Şimdi daha hassasım. İki kere kaybetmenin eşiğine geldim. Beni silmediği için memnunum. Fakat vicdan azabıyla yanında durmak da zorlayıcı.
Yerdeki sopayı karşıya doğru fırlattım. Mamasını bırakıp fırlattığım sopaya koştu Tarçın.
"Sen ne yaptın? Bir gelişme var mı?"
"Yok." dedim sadece bakışlarım yere kayarken. Konu başlı başına vicdan azabıyken ayrıntılandıracak değilim herhalde.
Omzumu sıktı, sıcak bir rüzgâr ikimizin üstünden sıyrılıp ağacın yapraklarına sarıldı.
"Benim ona karşı düşündüğün gibi bir hissim kalmadı. Seviyorum onu evet ama bu sadece sevgi." söylediğine inanmıyorum. Beni rahatlatmak için böyle yapıyor. Gözlerinde hüzünlü bir gülümseme var sanki. İnanmadığımı söylesem inandırmak için daha fazla çabalayacağını biliyorum.
Eski ben olsam üstüne giderdim, konu Asya olunca imkansızlıklardan kaçmak için bu kadar kabullenici, çaresiz ve korkağım işte.
"Bir şey değişmedi, hâlâ sabah akşam kavga ediyoruz."
"Bir adım atmayacak mısın?"
"Bir adım atmak bin adım geriye itebilir beni."
"Bütün kızları peşine takan Sinan'a ne oldu?"
Güldük kaderin bana yaptıklarına.
"Bu deli. Sorun bende değil."
"Senin de ondan altta kalır yanın yok."
"Ben bile gelemedim onun hakkından. Kestiremediğim tepkiler veriyor. Bazen çok şeffaf gibi görünüyor sonra birden bambaşka bir hâle bürünüyor."
Bilmiş bir gülümsemeden sora bakışlarını az önceki odunu ısırmakta olan Tarçın'a çevirdi. "Onu görmek istiyorsan kendine bak."
"Ne bu? Yine edebiyat mı kasıyorsun lan?"
"Anladığını biliyorum."
"Pehhh. Madem işin yok yarın bakkala bak öyleyse."
"Bakarım da... Hayırdır?"
"Küçük bir işim var..."
Evin kapısı açılıp kuzenlerimin bir bir dışarıya çıkmasıyla sohbetimiz bölündü. Keşke uzak bir yere gitseymişiz ulan. Uzun süredir doğru düzgün konuşamadığım dostumla yine eskisi gibi olmaya çabalarken birilerinin araya girmesi sinirimi bozdu amk.
Neyse bunu ilk taş olarak görüyorum. Devamı gelecek.
🖤
Taze aşkımın imkansızlıklarını ve azaplarını düşünmekten heyecanına odaklanamadım. Ahahahah bu yaşadığım tam bir delilik.
Avucumda bana verdiği kelebek kanatları olan tokalar. Kanatlanan türeğim şimdi.
Bana verdiği hediyeyi bile aslında eski sevgilisine almıştı. Bunu düşününce umutlanmanın ne kadar boş olduğunu görüyorum.
Zaten gideceksin kızım.
Yine de sevmek ve sevilmek istiyorum. Yanındayken bağırıp çağırıyorsun anca. Hak ediyor lan. Bıktım onun aşklarından.
Yaktı beniğğğğğ.
Dinlediği müzikler de aynı benim aşkımı anlatıyor. Aahh ahh. Ooof. Dur lan. Düşünme şunu. Sana yaptıklarını ne çabuk unuttun. Üstünden çok sular akmış olsa da yaptı mı yaptı. Bunun yüzünden anamdan tokat yedim, az daha boğuyordu beni, itti; çelme taktı, düşürdü sürekli.
Ahahahah. Yazık lan bana.
Ama artık en yakınım gibi. Güven Bey'e "Arkadaşlarınıza âşık olmayın." derken ben yaptım aynısını.
Güven Bey demişken... Bir türlü söyleyemedim Sinan'a. Eve dönünce teyit için ananeme tekrar sordum. Uykulu uykulu duyduğum şeyi gerçekten söylemiş. Neyse yazayım en iyisi.
Telefonumu elime aldığımda Sinan'ın bana yarım saat önce yazmış olduğunu gördüm. Doğru ya o da bana bir şey söyleyecekti. Mesajlaşmaya girdim.
Turşu: Asya
Nasıl cevap versem? Dümdüz cevap ver işte ne düşünüyorsun! Kendime sinirlendim.
"Ne var turşuu" hah bak bu mükemmel oldu. Asla anlamaz onu sevdiğimi. Cevabını beklerken odada birkaç tur attım. Islak saçlarım kuruyacak hem sıcaktan hem de bu dolanışın rüzgârından. Bir gözüm de hep telefonda.
Sakin olsana kızım! Biz böyle biri değildik. Evet sakin oluyoruz.
Telefonumun titreyişiyle yatağa oturup gelen mesaja baktım.
Turşu: Sus lan! Bir şey söyleyeceğim şurda! Sinirimi bozma.
Amann.
"Ne söyleyeceksen söyle bir türlü söyleyemedin. Beceriksiz."
Turşu: Lan fırsat mı verdin gerizekalı!
"Sensin lan gerizekalı! Hem ben de bir şey söyleyeceğim."
Turşu: Nolur sus. Sus ve beni dinle.
"Niye ben susuyorum?"
Turşu: Lan merak etmiyor musun?! İnsan merak edip önce sen söyle der.
"Sen de benim söyleyeceğimi merak etmiyorsun öyleyse."
Turşu: Ne alakası var salak! Ben önemli bir şey söyleyeceğim sen sonra da söylersin.
"Benimki önemsiz mi! Pis turşu nolacak!"
Turşu: Söyle, söyle hadi de kurtulalım.
"Söylemiyorum lan! Kurtulalımmış gıcık!"
Turşu: Ulannnn! Yarın seni evin önünden alacağım. Bir yere gideceğiz. Bitti. Bu kadar. Tek bir soru sormaya hakkın yok artık! Sorarsan da cevaplamayacığım!
Turşu: DELİRTTİN BENİ!!!
Lannn. Nereye? Bir yere derken? O yer neresi? Sorsan da cevaplamayacak kızım. Öyle dedi. Kızdırmasaydın sen de.
Ben mi kızdırdım yav! Benim söyleyeceğim daha önemli. Ben nasıl söyleyeceğim peki? Sonra mı söylesem acaba?
"Hâlâ orda mısın? Ordaysan bir şey söyleyeceğim."
Görmüyor mesajımı. Olsun ben yine de yazayım zaten bir şey demesine gerek yok. Bilgi vermek amacım.
"Anneannem dün gece bir şey hatırladığını söyledi. Senin ebenin ismini verdi. Sizinle ilgilenen oymuş ve annen gittikten sonra ortadan kaybolmuş. Dayıma araştırmasını söyledim bir şey bulursa haber verecek. İyi geceler."
🖤
Sinan yarın Asya'yı nereye götürecek?
İskender gerçekten hislerinden kurtuldu mu?
Sinan ve Asya'nın fırtınalı aşkı?
Asya artık kendi hislerinin farkında bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Yorum yaparsanız mutlu olurum.
Seviliyorsunuz.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.49k Okunma |
220 Oy |
0 Takip |
46 Bölümlü Kitap |