11. Bölüm

10. Bölüm GÖRÜNENLER VE GÖRÜNMEYENLER

Hayal
ebrarhayal2733

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba benim güzel kuşlarım. Burayı o kadar çok özlemişim ki anlatamam umarım biran önce sorun çözülür ve hepimiz evimize geri kavuşuruz ...

 

Ben kitappad üzerinden ilk dokuz bölümü yayınladım dilerseniz beni oradan takip edebilir ve bana destek olabilirsiniz.

 

Önce ki bölüme sınır koymuştum ama gecilmeyince her ne kadar üzülsemde olan olaylardan sonra moralinizi düzeltip ve bozmak için yeni bölümü sizlere sunuyorum sjbdjsdfhjsd

Bazı yerlerde yanlışlıkla noktalama işaretleri kullanmışım her ne kadar silmeye çalışsam da silinmedi şimdiden üzgünüm.

Neyse efendim keyifli okumalar dilerim :)

 

Bismillahirrahmanirrahim...

 

***

 

"Anne?"

 

"Söyle güzel kızım?"

 

"Babam neden en çok abim ile ilgeliniyor ? Yoksa artık beni hiç sevmiyecek mi? Neden abimle geçirdiği vaktin çoğunu benimle geçirmiyor? Yoksa yine yaramazlık mı yaptım? Ona göre eğer öyleyse-"

 

"Leyla güzel kızım saçmalama annecim! Baban ikinizi de çok seviyor sadece abin hasra diye onunla ilgileniyor neden böyle düşünüyorsun bebeğim? Biri bir şey mi dedi ?"

 

"Anne sen beni seviyor musun?"

 

"Leylam gece'm herşeyim tabii ki seni çok seviyorum abini de çok seviyorum. De hele bana biri sana seni üzecek bir şey mi dedi?"

 

Küçük Ezo Leyla öylece durdu ve zihnine düşen görüntü ile ağlamamak için dişlerini sıktı.

 

Abisi ile babasının gülüşmelerini izliyordu saklandığı duvarın kenarından . Babası ile abisi uçurtma yapıyorlardı kendisine ise ders çalışacaklarını soylemistiler. Ama gördüklerinden sonra gözleri dolmuştu.

 

Abisi ve babası ona yalan söyleyip onu kandirmislardi. "Baba Ezo yine benimle uğraşıyor onu cagirmiyalim istemiyorum onu hem o bilmez uçurtma ucurmayi '' abisinin dedikleri ile tırnaklarını avucuna bastırdı.

 

"Ömer oğlum siz kardeşsiniz kardeşine düzgün davran babam şimdi git kardeşini çağır haydi!" Diyen babası ile gulumsemisti küçük Ezo Leyla.

 

"O benim kardeşim değil! "

 

"Ömer!''

 

"Baba o benim kardeşim değil istemiyorum onu onun yüzünden benimle oynamak istemiyorlar sürekli onunla oynamak istemiyorlar."

 

"Ömer oğlum bak-"

 

Kafasını geriye doğru atıp ağlamaya başlayan abisini izledi. "Sende onu seviyorsun beni sevmiyorsun baba!" Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

 

"Ömer ben ikinizide seviyorum oğlum -"

 

"Hayır en çok beni sev onu değil ''

 

"En çok seni seviyorum oğlum zaten ağlama hadi hadi uçurtmayı avluda değilde dışarıda ucuralim ama aglamayacaksin .''

 

"Sadece ikimiz değil mi babacığım?"

 

"Evet sadece ikimiz söz ama sende bana bir söz vereceksin." Dediğinde ömer kafasını salladı. Sidar ağa derin bir nefes alıp Ömer 'in önünde çöküp küçük elini avcuna aldı . "Kardeşin ile iyi geçinip onu koruyacaksın sen onun abisisin tamam mı? Evlat" dedi ciddiyetle

 

Ömer bu sözden hiç hoşnut olmamaıştı. Hem onun ezo Leylayı korumasına gerek yoktu! O zaten kendisine ihtiyaç bile duymuyordu hep kendi bildiğini yapıp duruyordu deli bir cüceydi ona göre Ezo tam bir baş belasıydı onun bu hareketleri yüzünden kendi arkadaşları onu istemiyorlardı oyunda ve ezo İle oynamak istiyorlardı. Arkadaşları ona 'Biz seninle artık oynamayacağız Ömer hem sen korkaksın! Sürekli Zilan 'in peşinde geziyorsun ama kız kardeşin öyle değil! Bir erkeğe ve kıza göre hem cesur hemde futbolu senden daha iyi oynuyor kendini düzeltene kadar yanımıza gelme! Git' Zihninde bu sözler canlanınca sert bir soluk verip onaylar anlamda kafasını salladı lakin o zamandan belliydi ömerin halleri daha sonra ise dışarı çıkıp saatlerce babası ile uçurtma uçurmuşlardı o gün Ezo Leyla ise annesinin yanına gidip onun yanında durmuş daha sonra ise o da kendi odasında saatlerce ağlamıştı.

 

Çocuklar en masum en naif ve temiz kimselerdi ve en fedakar. Bu yüzden her çocuğun sözüne hayaline kulak verilmeliydi ama en başta sevgi ve saygı gerekirdi. Sevgi olmadan saygı olmazdı. Ve yine unutmayın ki sevgi iyileştirir arkadaşlar lakin geç kalınmayan yara iyileşir .

 

Ezo Leyla kafasını koyduğu yastıktan kaldırıp oturduğu yatağında dikeldi. Ardından ellerini semaya kaldırıp yukarıya doğru bakmaya başladı.' Allahım biliyorum beni duyuyorsun... Annem demişti. Annem yalan söylemez bana ama babam ve abim bana söyledi çok üzdüler beni allahım beni neden sevmiyor babam niye sevmiyor beni abim yoksa yine yaramazlık mı yaptım? Ama babam kızdığı günden beri hiç yapmadım ki... Lütfen beni sevsinler allahım lütfen... En azından beni seven birisi olsun.."

 

Şiirin de şunu der şair

 

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken içten ağlayamaz mı demiş bu mısralar o kadar derin ve anlamlı ki kelimeler kifayetsiz kalır yanında . İnsan bir şey yapacaksa eğer o hamleyi yapmadan iki kere düşünmeli çünkü düşünülmeden yapılan her bir hareket bizim aleyhimize kötü sonuçlar doğurabilir.

 

Verdiği hasarı bilmeyen insana neyi nasıl anlayacaksın . Bir kere ben bu hatayı nasıl yaptım diye üzülmeyen. Bir kere kaybetme korkusuyla eli ayağı dolaşmayan insana neyi anlayacaksın derler.

 

Ezo Leyla aklına gelen şiir ve sözler ile kafasını iki yana hızla sallayıp düşüncelerini yok etmeye çalıştı. O geçmişini yıllar önce tozlu bir kitaplığın ardında yazılı olarak bırakmıştı hatırlayıp yine aynı şeyleri yaşamaya ne de düşünmeyi istemiyor du . Bir öküz oturuyordu sanki içinde altında ki arabanın gazına daha bir kökledi sert bir nefes alıp verdi.

 

"Lânet olsun diye fısıldadı" sadece amma velakin sesini kendisi bile duyamadı. Allah kullarını kendisine iman edip onları imtihan etmek için herşeyi yapardı bunun sebebi ise şükür mü ediyor yoksa isyan mı? Ediyor du diye görmekti.

 

Bazen onsuz yaşayamam dediğini elinden alırdı bazen sevdiğin bir eşyayı. Asla onsuz bunsuz şunsuz yaşayamam deme kulum ben onu elinden alıp seni öyle de yaşatırım demiş Allah ve buna benzer hadislerde de dile getirmişti.

 

Amma velakin sanmayın ki bu sınavlar hiç bitmeyecek... Elbet bitecek ve Allah onlara şükür edebileceği dilekler verecekti ödül olarak. O yüzden her kapı bir nimettir demeliyiz.

 

Telefon 'un sesi yankılandı hızlı sürat ile giden arabanın içinde yola bakarken telefonun ekranına bile bakmadan sessize alıp kapattı telefonu. Ne kendi sesine hali vardı nede diğerlerine oturup kafa dinleme zamanıydı bugün daha sonra ise yine aynı Ezo Leyla olup ayakta duracaktı. Sürekli düşünen az ve öz konuşan gözlemci ve sinirli iş kolik. Evet dışarıdan tam olarak böyle gözüküyor du her zaman .

 

Derin bir nefes verip ciddi bir ifadeye büründü. Söz vermişti yemin etmişti tek tek yıllar önce yaptığı planı takır takır işliyordu.

 

Yüzünde uzun süre sonra gerçek bir küçük tebessüm oluştu.

 

"Yıllar evvel uyarmıştım ama günah benden gideli çok oldu devir benim devrim. İntikam benim intikamım! Kansa kan dişse dişti! Gece sizi bekliyor olacak " diye konuştu kendi kendine kahkaha atarak.

 

✨✨

 

"Kiz ula sen şeytansun! Şeytan ! Ula sen fişkiyi yiyecesun! Deli kiz benide delirtecesun!"

 

"Sakin ol Latife Hanım hem deliysem deliyim bir kere kime çektim ben acaba?"

 

"Uyy! Ula fişki kokinan ula nasul bir sözdur de bakam bağa!" Ezo Leyla alay ile güldü ve yaşlı kadının çatık kaşlarını düzeltmeye çalışırken kafasına bastonu yedi.

 

"Uy ya sen napayisin nene ya!" Diyip kafasını inleyerek tuttu ama biliyordu nenesi hafifçe vurmuştu. ''Bana bak babasu gavat! Ha seni şurada firurum! Delletmeyesun beni!"

 

"Akilli ol aklunu alırum aklini!" Dedi Latife Hanım. "Oyy nenem şaka ettim da şaka bir dur da " nenesi ona onaylamayan bakıslar attı . "Hiç öyle bakma bana nene bilirsin bir sana saygım var az dur da laz damarın şahlanmasın gurbanun olam " dedi sonunda şiveyle konuşup.

 

"Hee bilirum bilirum hiç deme bağa saygi filan sen git ecnebuca goniş neneyi kandır sonram ben sana saygi duyuyam de ! Oldi başka kopek!" Evet kısmen doğruydu bu sözler Ezo Leyla uzun zamandır yanına gitmediği laz damarının sürekli aktif olduğu Latife nenesini İtalyanca ve Rusça konuşarak farklı sesler ile kandırmıştı ama kalçalarına kurşunu yemekten son anda kurtulmuştu deli nenesi onu pompalı ile kovalamıştı.

 

"Kizum.Ezo Leylam nenesinun gecesi ha o uşak ne olacak de baka bağa ?" Dedi Latife hanım torununa bakarak. "Herkes için bir planım var nene o sürekli konuştuğun uşak içinde birçok planım var lakin onu hafife almıyorum zekamiz eş değerdir. Ve bir daha adar ve dilaradan bahsetme bana lütfen onları sildim. Biliyorsun! Ha eğer hala onlardan komuşacaksan kalkayum ben nene-"

 

"Ula! Bir sus! Bir sus da kebre ağazlu siçan! Birakmadun gonuşam viy! Viy senun anan ile babanun o boklu gecasuna sikeyum İnşallah Leyla! Ula sen gidunca gelmeyi biliyormisum sanki! " Dedi Latife Hanım .

 

Ezo Leyla sinirlenen nenesini görünce bir şey olur diye dibine girdi ve "nene'm bı bak bakem bağa " dediğinde nenesi çocuk gibi yüzünü buruşturarak diğer tarafa çevirmişti.

 

"Ula! Nene diyorum da! Kime diyorum oni! Bir bak da! Sağa heduye aldım!" Nenesi omuz silkince derin bir nefes verdi . İçinden kendi kendine sabır çekerek ayağa kalktı.

 

Ula yetmiş yaşında ki kadının trip attığı nerede görülmüştü de bu nenesi trip atar olmuştu kesin birinden gördü bu hareketleri yoksa nereden bilsin tribi Nazı aklına gelen fikir ile şeytani bir şekilde tebessüm etti.

 

"İyu sen bilursun ha nenecuğum ben gideyirum sana yeni alduğum silahu da yan komşin asuye teyzeye vereceğum!" Dediğin de nenesi hızla ayağa kalkıp kaşla göz arasında alnına tabancayı dayamıştı. Ehh belli oldu gerçekten kime çektuğu şimdi. "Hele silahumu asuye karisina ver senun beynuna nasul dağutiyum bütün garadenuz görür babasu haysiyetsuz ! " Dediğin de nenesinin silahlı elini tutup indirdi ee hadi hediyen odanda sonra bakarsın! Ula nene gideyirum da her yerde benu arayiler ha ! Dedi kahkaha atarak."

 

"Ula sen birgün benden kiçuna mermiyu yiyecesun ama neysem ne o çiçuklarunu kapatda kima açtun ! Kebre ağazlunun siçtiği!" Dediğinde ezo Leyla nenesine sarıldı ve geri çekilerek hızlı adımlarla arabasının önünde durdu. "Ula nene dua et eski kafali ve nenemsun yoksa mermiyi o diğerleru gibi yemuştin şimdu! " Dediğin arabaya binip hemen çalıştırdı ve nenesinin arabaya sıktığı kurşunlar ile kahkaha attı bu kadında kendini görüyordu uzun bir mesafede durup uzaktan arabaya bakan nenesine seslendi tekrar.

 

"Kızma ula sana çekmişim diyorum kizayisun! Aha gör bak işte " diyip öpücük atıp son gazla sürdü arabasını yaylada nenesini daha da sinirlendiğini bilerek.

 

Yayaladan çıkıp hava alanına doğru sürmeye başladı dikkatle. Soğuk havaya rağmen sessizlikten ve arabanın bunaltıcı sıcaklığından daralıp camını biraz açıp hava aldı. Telefonuna gelen mesaj ile arabayı biraz yavaşlatip yan koltukta ki çantasını kucağına aldı içinden telefonu çıkartıp çantayı tekrar yerine koyup arabanın hızını yeniden arttırdı .

 

Üst üste gelen mesajlar ile kaşlarını çatıp telefonun kilidini açıp ekranda gözüken bilinmeyen numaraya baktı merakla.

 

Bilinmeyen numaradan mesaj

+39********* Cosa stai facendo lì?

 

+39********* Devi tornare urgentemente di notte.

 

+39 Sei davvero una pazza, cosa fai senza chiedercelo, ne parleremo quando vieni, assicurati di notte.

 

+39********* È venuto e non sa niente, ti aspetta di notte, per l'amor di Dio, mi ucciderà per causa tua.

 

+39Congratulazioni per la tua nuova identità, pazza, sono qui e ti aspetto, ma mi dispiace, il mio fedele servitore morirà perché stai facendo le cose alle mie spalle.

 

L.A . Catteneo

 

Ezo Leyla ekranda ki mesajları görünce dudaklarında kendini bilmişlik ile bir ten ortaya çıkmıştı. "Salderò i conti con te" Bu sözleri fısıldadı ve geldiği hava alanının oto parkına arabasını park edip Daniel 'i arayıp indi araçtan kısa az ve öz bir konuşmadan sonra öğrendikleri ile keyfi daha da yerindeydi demek Alaz Xidrekan kuyruğuna basılmış köpek gibi onu arıyordu öyle mi? O zaman oda Diyarbakır ' a geri dönerdi. Hesaplaşma bitmemişti onun için.

 

Ne demişler gün gelir devran döner. Hodri meydan Alaz Xidrekan ve Eroğlu aşireti.

 

Saatler birbirini kovalıyorken Ezo Leyla Diyarbakır 'a çoktan gelmiş ve kendisine ait olduğu evinde şirket dosyaları ve bir kaç başka işleri ile birden uğraşıp özel müşterileri ile ilgileniyordu. Конечно, оно скоро будет у нас, спасибо." Telefonu kapattığında duyduğu ayak sesleri kesilince başını kaldırıp kendisine ciddiyetle bakan adama baktı konuşması için başıyla bir harekette bulundu.

 

"Ti sta ancora cercando ovunque, ha trovato anche l'altopiano, ma non preoccuparti, non hanno disturbato tua nonna." Ezo Leyla derin bir nefes verip parmaklarını kütletti elinde ki işi bırakıp her zaman ki ciddiyetinin üstünde bir duruş sergileyerek karşısında ki Daniel 'e baktı. "Penso che Alaz degli Xidrekan pensi che morire sia svenire, Daniel, ho grandi sorprese per lui, partiremo da qui domani mattina presto, mi prenderò cura di mia nonna, poi concentrati sul nuovo compito che ti ho dato e stai lontano da Esra, Daniele."

 

Ayağa kalktı şöminenin yanında ki sehpanın üzerinde ki şarap ile bardağı alıp doldurduktan sonra sözlerine devam etti. "Tutto è appena iniziato, Daniel, non c'è spazio per le emozioni in questo cammino, te l'ho detto il primo giorno, ci sono visibili e invisibili, ora vai a pensare, ritorna in te, mi occuperò io delle questioni di cui hai bisogno affrontare." Keskin bir bakış atıp onu kovdu ardından elinde ki bardağı kafasına dikip yuttuktan sonra bardağı geri bıraktı.

 

"Ali. Marco." İki korumanın ismini söyleyip gelmelerini bekledi daha 1 dakika bile geçmeden hızlı adım sesleri ve "Buyrun efendim." Sesi geldiğinde gördüğü iki yüze baktı. "Alaz Xidrekan 'ı ve yakın adamı varsa onu takip edin ona dair bir dosya ayarlayın dosya sabah erken saatlerde elimde olacak anlaşılmayan bir şey var mı?" Dediğinde tek kaşı hava da sormuştu bu son sözleri. Aynı anda iki kişiden gelen olumlu sözler ile başını gidebilirsiniz işareti verdiğinde ikiside saniyesinde yok olmuştu.

 

Şöminenin yanında ki tekli koltuğa bıraktı kendini ateşten gözünü ayırmadan sehpanın üzerinde ki şarap şişesini alıp açtı ve büyük yudumlar ile içmeye başladı. Kimseye ihtiyacı yoktu bu yolda yanında olanların bir amacı olduğunu biliyordu bu amaçlar bile umrunda bile değildi. Tek derdi intakimı ve kadınlara çocuklara yardım etmekti . Bir vakıf açıyordu istese kısa bir süre içinde illegal yollardan hallederdi ama bunu istemeyip bütün emekleri ile istemişti . Yarın açtığı vakfın daveti vardı bu yol sadece onun yolu değildi mahsun yardıma muhtaç insanların yoludu dirilişin özgürlüğün yoluydu .

 

"Anne canım et istiyor sen yapar mısın?" Demişti yerinde tatlı tatlı sallanarak küçük kız

 

"Elbette yaparım güzel gızım" büyük bir gülümseme ile küçük kızına bakıyordu Zerrin Hanım .

 

"Baba!" Babasını görünce koşarak onun yanına gidiyorken duran küçük Ezo Leyla babasına anlaşmazlıkla baktı.

 

"Şimdi değil ezo kızım yorgunum."

 

Aklına gelen anılar ile sertçe soluk alıp kafasını iki yana salladı şiddetle ve şişenin hepsini dikip yuttuktan sonra kalkıp yeni bir şişe alıp oturdu yerine tekrardan.

 

"Gitmem lazım Ezo Leyla senin için gitmem gerekiyor kardeşim. Hem adar abin senin yanına olacak çağırdığında geleceğim sen ne istiyorsan onu yapacağım ama şimdilik gitmem gerek yoksa burada kalırsam aşkımdan ve sana olanlardan dolayı delireceğim! "

 

"Gidersen affetmem Dilara!"

 

"Yalvarırım anla beni ezo-"

 

"Bana öyle seslenme! Neler yaşıyorum ben bir bak halime eski halimden eser kalmadı her gün neredeyse karakollarda geçiriyorum günü mü arkamdan neler diyorlar ! Bir adımı elimde tutamadı or0spu diyorlar! Şerefsiz Ömer ve Zilan yüzünden neler ile uğraşıyorum görmüyor musunuz! Bende insanım ! Madem gidiyorsun defol git gidene dur demek kitabımda yok bundan sonra o çok duygusuz Ezo Leyla olacağım sana sokakta ki bir insandan farkın yok benim için şu satten sonra " Dedi ve ayağa kalkıp çıkışa doğru yürüdü kendisini durdurmaya çalışan kadını umursamadan.

 

"Bir gün baban ile abini hatta onu bile affedeceksin ama beni affetmeyeceksin biliyorum ama mecburum senin için anla beni!"

 

Bu sözleri duyunca yerinde durakladı dudaklarında küçük bir tebessüm yer edindi "Ölüm döşeklerinde olsalar ve bana deseler ki bir bardak suya muhtaçlar. Gidip o suyu toprağa dökerim. Sen beni hiç tanımamışsın Dilara bundan sonra hayatımda yerin yok Allah'a yakın bana uzak ol ne dirime ne ölüme !"

 

Bugün artık sondu bir daha olmayacaktı çünkü o kendine verdiği sözleri hep tutardı bugün sinirine hakim olamamıştı ama artık olacaktı ve bir daha böyle bir şeyin yaşanmasına izin vermeyecekti ... Artık hayatında güven duygusu yoktu hani derler ya güven ruh gibidir bir kere kırıldı mı bir daha geri gelmez diye. Onun ruhu güveni çoğu kez kırılmıştı. Affedemezdi ... O afettetse ruhu affetmez ruhu affetse yaşanalar affetmezdi.

 

Genç kadın Ezo Leyla'nın sözleri ile ağlayarak içine titrek bir nefes çekti daha sonra kısa bir sesle "Eyvallah kardeşim sen iyi ol yeter ." Dedi bedeninde gücü çekilmişti sanki dizleri ve elleri öyle bir titriyordu ki zorlukla yanında duran sandalye den tutundu ve arkası dönük kadına baktı.

 

"Ben etmiyorum eyvallah." Tek bir söz bir insanı yerle bir eder miydi ? Kalbini ruhunu bedenini acıtır mıydı? Ne kadar yara verirse bir söz insana o kadar çok acımıştı canı.

 

Giden kadının ardından baktı ağlayarak yalan söylüyordu aslında her şey onun içindi . Kendi istediği mesleği bile bırakıp onun için savcı olmuştu. O Dilara Eren bir kaç dakika önce Ezo Leyla'nın manevi kız kardeşiyken şimdi ise hiç tanımadığı yabancı görmezden geldiği kadın olacaktı.

 

Fedakarlık yapmak çok büyük bir şeydi birine hayat verirken diğerinin hayatını alt üst ederdi.

 

Amed'in topraklarında sağanak yağış nedeniyle korkudan kimse olduğu yerden çıkamıyordu. Bir kişi hariç Ezo Leyla Demirhan. Evet doğru o artık Eroğlu değil Demirhandı bunu kimse bilmiyordu Daniel ve onlar hariç o soy adı taşımak bir nevi kendine ihanetti yasal yollar ile soy adını değiştirmek onu zorlasada olmuştu. Sabahın erken saatlerinde kalkıp kendine has evinden adamları ile ayrılmıştı.

 

Her zaman olmasa da vakit buldukça geldiği uçurumun kenarından doğup büyüdüğü topraklara bakıyordu şemsiye bile olmadan ıslanmak onun için önemli değildi. Yine düşündü zaten hep çok düşünürdü belki de bu sebeple kafası çok ağrıyor ve migreni tutuyordu . Yanında hissettiği beden ile kendini bozmadan yağan yağmur ile manzaraya bakmaya devam etti.

 

Genç adam yanında ki küçük yaşına rağmen güçlü kadına baktı. Onunla her zaman gurur duyuyordu tanıştıkları andan itibaren o küçük dediği kız onu İtalyanın en büyük mafyalarından kurtarmıştı tek başına. Ona minnettardı öl dese ölecek kadar hemde. Kimse görmese bile o kadının hareketlerinden gözlerinden anlıyordu ne yapmak istediğini düşündüğünü ama bu her zaman mümkün olmuyordu yanında ki kadının çok çevik kuvvetli bir zekası vardı. Bir nefes verip onu izledi yine çok düşündüğünü gördü kendisinin geldiğini bildiğini de biliyordu.

 

"Siz gerçekten çok güçlüsünüz yaşınız yirmi iki olabilir ama ruhunuz yetmiş yaşında bu yaratık yüzlü insanlar yüzünden. " Kendini tutamadı Daniel bu sözlerini söylerken. Ve bir ilk gerçekleşti o an Ezo Leyla nadir tebessümlerinden biri yer edinmişti dudaklarında bunu gören Daniel her ne kadar şaşırsada belli etmedi.

 

"Haklısın. Doğru söze bir şey denilmez Daniel . Bugün den sonra çok şey olacak değişecek hazır mısın?" Daniel bir saniye bile düşünmeden"Evet hazırım. Senin için ölebilirim küçük kız " Ezo Leyla son kelimelerden sonra yanında ki adama dönüştü. "Bunu neden dediğini yıllardır anlayamıyorum bana küçük kız demenin sebebi genç yaşımda yaşlı bir ruhla her şey ile savaşmam mı yoksa başka bir şey mi var?" Dediğinde ses tonu alışıla gelmişin dışında samimiydi ve ilk kez ciddi soğuk ifadesi yoktu.

 

"Evet bir sebebi kesinlikle bu diğer sebebini ise daha sonra söyleyeceğim. Ben cidden çok hazırım leydim. Peki siz gerçekten hazır mısınız?" Ezo Leyla bedenini tamamen Daniel 'e çevirdi. "Sence ?" Dedi sırıtarak. Danielde gülümsedi anında .

 

"Ee hadi bakalım gidelim. Malum Xidrekanlar bensiz yapamıyorlar." Daniel kendini tutamadı ve bir kahkaha attı. "Hadi gidelim leydim. Sizin dediğiniz gibi gün intikam günü bugün direniş günü! Görünenler ve görünmeyenler ile bu yolda yürüyeceğiz." Kesin sesi ile bu sözleri karşısında ki kadının gözlerinin içine bakarak söylemişti.

 

"Eyvallah koca adam." Elini Daniel 'in omzuna koydu samimice bunu gören korumalar şaşkınlıkla ikiliye bakıyordu. Hiç kimsenin bilmediği şeyler vardı Daniel Nico Alavera Ezo Leyla'nın abisi gibiydi. Onundeğimi ile bu otuz yaşında ki koca adam hep onun yanında olacaktı minnet yüzünden değil onu kız kardeşi gibi gördüğü nedeniyle olacaktı her zaman nerede isterse orada bulunacaktı.

 

"Hmm... Eyvallah! Öyle değil mi?" Ezo Leyla kafa salladı yıllardır Türkiye de olmasına rağmen bu sözleri söylemek onun için zordu.

 

"Adamları topla gidelim artık bakalım benim yokluğumda amed de neler olmuş" diyi verdi sanki bilmiyormuş gibi arabasına doğru ilerledi Daniel adamlara emirler yağdırırken arabasının kapısını açan yaşlı adama göz gezdirip arka koltuğa oturdu kapanan kapı ile şoför kapısı açıldı yaşlı adam bindi hemen sonra arabayı çalıştırıp sürmeye başladı.

 

"Nasılsın Diyar amca ? Bir isteğin arzun eksiğin varsa söyle çocuklara onlardan çekinirsen bilirsin kapım sana her daim açık Ezo Leyla ile görüşeceğim de geleyim anında" Bu sözler ile derin bir nefes aldı yaşlı adam dolu gözlerle baktı genç kadına

"Ben daha senden ne isterim ki kızım. Allah seni sevdiklerine bağışlasın sayende karım ve kızım ölümden döndü oğlumu hapislerden kurtardın her ay maaşlarımıza zam yapıyorsun daha ne isterim Rabbim bizi güldürdüğün gibi güldürsün seni ." Yaşlı adamın dolu gözlerine baktı.

 

"Ben duygularıma veda edeli çok oldu diyar amaca bilmez misin. Yine de var ol! Eksiğin derdin olursa ilk bana gelesin bozşuruz emi?" Dedi şiveyle anlaması için.

 

"Ery kizemin " (tamam kızım) duyduğu Kürtçe onaylama ile başını salladı. "Lakin ben hissediyorum... Elbet karşına sana duygularını hatırlatacak bir adam çıkacak." Bu konuşmadan sonra Ezo Leyla sustu çünkü böyle bir şey olmayacak diyordu kendine boşu boşuna yaşlı adamın kalbini kırmaya gerek yoktu.

 

"Sustun keçemın delal"

 

"Bazen susmak gerekir Diyar Amca yanlız yine bu durumlar aramızda kalsın ben yine canı merhametsiz Ezo Leyla olarak bilineyim. Aman ha sakın ağzından kaçırmayasın."

 

Yaşlı adam sakin bir şekilde tebessüm ederek kafasını salladı. "Bu şehirde canı ve merhametsiz varsa oda cahil insanlarıdır. "

 

Evet öyleydi herkese göre ama onlar yanlış olduğunu bazen bilmeden gördüklerini yaparak cahilce davranışlar yapıyorlardı...

 

"Coğrafya kaderdir derler burada ya hani ben bu kaderi değiştireceğim . Sakın imkansız deme bana amca bir söz vardır şöyle der 'İmkansızlıklar imkan dahilinde ' diye bende imkansızlıkları imkan dahiline getireceğim. Çok savaşacağım bazen alacağım bazen bir şeylerden kaybedip vereceğim ama yapacağım."

 

O son sözlerin ardından bir sessizlik oldu ve genç kadın camdan dışarıya bakarken ona gururlu gözlerle bakan yaşlı adamdan habersizdi...

 

***

3 gün önce Alaz Xidrekan dan

 

Yıllardır Polonya’daydım. Her ne kadar Türkiye’mi, Amed’in sıcak topraklarını özlesem de, bir küçük kadının hayatı için yabancı diyarlarda yaşamak zorundaydım. Büyümüştü; yirmi iki yaşına gelmişti. Bunu biliyordum ama onu hiç görmemiştim. Berdel kararından önce ve sonra ne kadar merak etsem de ona bakamazdım.

 

Sadece duymuştum: büyülü bir güzelliği olduğunu... Yanlış anlaşılmasın, adi bir adam değilim. Bu zamana kadar kendimi hep ilerideki karıma sakladım. Ama o küçük... Hem de çok küçük. Ya geri dönersem ve bu büyüye kapılırım diye endişe etmiyor da değildim.

 

Namı her yerdeydi. "Deli kadın" derlerdi ona. Her sinirlendiğinde silah çekip karşısındakini vuruyormuş. Düşününce, ortak yönlerimiz epeyce vardı aslında.

 

Kafamdaki düşüncelere dalmış, Ezo Leyla hakkında bilgilere bakıyordum. Evet, terk edip gitmiş olabilirim ama onu asla yalnız bırakmadım.

 

"Patron!"

 

Sağ kolum İgor’un sesiyle irkilip ona doğru döndüm. Yüzünde endişeli bir ifade vardı. Ayağa kalkıp karşısında durdum. Daha şimdiden kaşlarımı çatmıştım.

 

"Ne oldu, İgor?" diye sordum, farkında olmadan soğuk bir ses tonuyla. İçimde kötü bir his vardı.

 

İgor derin bir yutkunup gözlerimin içine baktı. "Patron, yenge... Yenge ve Armağan Bey..." dedi.

 

Söylediklerini anlamlandırmaya çalışırken sinirlerim gerildi.

 

"Ne demek istiyorsun?! İgor, düzgün ve hızlı bir şekilde anlat!" diye bağırdım.

 

İgor, korkuyla yutkundu ve aceleyle konuşmaya devam etti. Söyledikleriyle sinirlerim iyice tepeme çıktı.

 

"Abi, yengeyle Armağan Bey’i evlendirmek için aşiretler toplantı yapıyor. Haber az önce oradaki adamımızdan geldi. Ayrıca, anneniz rahatsızlık geçirmiş..."

 

O an dünyam başıma yıkılmış gibiydi. Ezo Leyla’yı... Yani benim ona ulaşamayacak kadar uzak olduğunu düşündüğüm kadını, yeğenim Armağan ile mi evlendireceklerdi? Armağan henüz on dokuz yaşındaydı! O ve Ezo Leyla...

 

Bu düşünce içimi daha da kemirirken, annemin rahatsızlık geçirmiş olması durumu iyice zorlaştırıyordu. Amed’den uzakta olmak, şu an bu durumda olmak, kontrolü kaybetmişim gibi hissettiriyordu. Ama artık daha fazla burada kalamazdım.

 

Kararım kesindi. Doğup büyüdüğüm topraklara geri dönecektim. Uğruna terk ettiğim, o küçük kızken arkamda bıraktığım kişi için... Şimdi ise büyümüş, bir kadın olmuştu. Ve ben yine onun için Amed’e dönüyordum.

 

Daha fazla burada durmanın bir anlamı yoktu.

 

"İgor, uçak hazır mı?" diye sordum, gözlerimde kararlılığın izleriyle.

"Evet, abi. Ama emin misin? Amed’e dönmen sorun yaratabilir. Birdenbire dönmek başımıza iş açabilir," dedi temkinli bir ses tonuyla.

 

İgor konuşuyordu ama söylediklerini duymuyordum bile. İçimdeki fırtınalarla boğuşuyordum. Eğer aklımdan geçenleri bir bilseler, kaçacak delik ararlardı.

 

Hızlıca hazırlanıp özel jetime bindim. Polonya’nın soğuk havasını geride bırakırken aklımda tek bir düşünce vardı: O toplantıyı basmak ve müstakbel karımla konuşmak. Bir de annemi görmek...

 

O deli kadın şu an ne yapıyordu? Ne hissediyordu? Benden önce toplantıya varmış mıydı? Bu ve bunun gibi yüzlerce soru kafamda dönüp dolaşıyordu. Ama bir şeyden emindim: O deli kadını kimseye bırakmaya niyetim yoktu.

 

Uçaktan iner inmez beni karşılayan arabaya bindim. Amed’in, yüzüme tokat gibi çarpan sert rüzgarıyla bir an için geçmişe döndüm. Kapılar hızla benim için açılıp kapandı. Motor çalıştı ve araba, toplantının yapıldığı konağa doğru son sürat ilerlemeye başladı.

 

Eğer ben, Alaz Xidrekan’sam, herkese kim olduğumu gösterecektim.

 

Gözlerim, Amed’in tanıdık sokaklarında gezinirken öfkem iyice büyüyordu. Bu işi yapanları bulacaktım. Sonra da arabanın arkasına bağlayıp, çocukluğumun geçtiği bu sokaklarda sürükleyecektim onları. İbreti âlem olsun diye.

 

Bu canilikse, canilikti! Ben caniydim... O küçük kadın için. O rahat yaşasın, küçük yaşta benim gibi bir adamla evlenmesin diye gitmiştim. Ama şimdi, kimse ona bunu hak göremezdi!

 

Araba konağın önünde durduğunda, kapımı açmalarına fırsat tanımadan hızla dışarı çıktım. Açık duran büyük tahta kapıdan içeri adım attım.

 

Ve işte o an... Gördüğüm manzara, beni şu dakikalarda bir caniden bile beter edebilirdi.

 

Zafer denen it karıma silah çekmişti benim karıma ne hakla silah çekerdi . Karşısında ki karıma baktım gözünde tek bir korku bile olmadan oda silahını çekmiş bir güzel herkesin ağzının payını veriyordu. Belimde ki silahımı çıkartıp anlindan tek seferde onu vurduğumda

 

Odadaki herkesin bakışları bir anda bana çevrildi. Konaktaki ağır hava, üzerime bir dağ gibi çökmüştü. Gözlerim kalabalığı hızla taradı. Orada oturan, toplantıyı yöneten insanlar, hepsi bana yabancı değildi. Ama o an hiçbirini tanımak istemiyordum. Tek bir kişiyi arıyordum: Ezo Leyla.

 

Şaşkınlardı çünkü gelen kişiyi hiç ama hiç beklemiyorlardı...

 

"Alaz ağam?" İçlerinden en genç olan ağa ile ezo leyla hızla önüne döndüğünde fazlası ile burada olanlar bir hayli şaşkındı.

 

Daha fazla düşünmemeye karar verdi Alaz zaten gelirken yeteri kadar düşünmüştü bundan sonra ona göre davranacaktı. "Amca ?! Sen misin ?" Diye soran armanç'a bakmadım bakışlarımı yerde ki kafasından vurulan adama çevirdim ve tiksinti dolu bir ifade ile ona baktım.

 

"Benim! Yiğenim ! Lakin daha sonra konuşacağız şimdi cezasını kesmem gereken insanlar var!" Dediğinmde sesim bir hayli öfkeliydi sert adımlar ile müstakbel karımın yanında durdum . Sinirli tavrım boynumda ki damarlardan ve nefes alırken açılıp kapanan burun deliklerimden ve yeşil gri harelerindem epeyce belli oluyordu.

 

"Diyin ! Bana ağalar! Siz kimsiniz de ! Benim karıma silah çekip onun hakkında ve yiğenim hakkında karar alıyorsunuz!? NE CÜRETLE CEVAP VERİN!" Diyerek öfke ile konuştuğumda sesim bir kaç kez yankılanmıştı.

 

Içlerinden bir kişi korku ile konuşmaya başladı kekeleyerek çünkü alaz xidrekan 'ın öfkesini biliyordu. "A-a-ğa-m di-ğer-lerinin bir suçu yok vallah her - şey welat ağa ile oğlu zaferin başınının altından çıkmıştır ." Dedi ve bunu demesi ile öfkeli gözlerim zorlukla ayağa kalkan welat ağa ya döndü. "Welat ağa! " Diyerek hızlı adımlar ile yanına doğru gidip tam karşısında dikildim . Beklemeden sert bir yumruğu yüzüne geçirdip hırpalamaya başladım onu bağırarak.

 

"Welat ağa! Ulan sen kimsin köpek herif benim karım hakkında karar alıyorsun ?! Karıma nasıl silah çektiriyorsun lan OROSPU ÇOCUĞU !" Diyerek önü arkası kesilmeden evrensel küfürlerimi eşliğinde tokatlar ve yumruklar ile durmadan vurmaya devam ediyordum.

 

Diğer ağalar ise korku ile ayağa kalmış öfkeli adama bakıyorlardı korkudan titreyerek. Üstüne oturduğum adamın üstünden kalktım ve kanlar içinde olan yüzüne bakıp ardından adamlarıma bağırarak seslenip götürmelerini istedim. Başta bu it olmak üzere çok güzel şeylerim vardı bu yaratıklara.

 

Üstümü silkip elimde tuttuğum silahı korkudan titreyen ağaların üstünde gezdirdim . "Sizde bir dersi hak ediyorsunuz değil mi koyduğumun ağaları!?" Dediğimde hiç birinden çıt bile çıkmadı.

 

bakışlarımı etrafımda gezdirip bütün ağaların topuklarına sıktım durmaksızın tek tek acılı inlemeleri bana keyif veriyordu . "Sizi bu ilk ve son uyarım bir daha ki ne mezarda bulursunuz kendinizi şakam yok! Konu karım ve ailemse gerekeni en iyi şekilde yaparım! Yokluğumda kendinizi bir şey sanmışsınız kendinize gelin ve haddinizi bilin! Amed 'in ağası benim bu şehir benim! " Dediğimde çok ciddiydim açık açık herkesi tehdit ediyordum .

 

Sert bir soluk verip havaya sıkılan silah ile mavi hareler yeşil gri karışımı harelerim ile buluştu.

"Yeter! Kes oyunu alaz xidrekan! Amed benim ve buranın hanım ağasıda benim! Toprakları da benim ! Yıllar sonra gelip boş boş konuşmalarına katlanacak değilim! Asıl haddini sen bil ! Yıllar önce nereye gittiysen oraya git ! " Diyen kadın ile kendim gibi bir hayli öfkeli sinirli ve ciddi olduğunu gördüm. Bunu saklanıyordu bile

mavi harelerime bakar çok net anlaşılıyordu.

Ağzını açıp konuşmak için hamle yapacakken beni takmayarak arkasını dönüp büyük konağın kapısından çıkıp olduğu konağı terk eden kadın o kadar hızlı ve sinirliydi ki gözü hiçbir şeyi dahil görmüyordu. Bindiği Range Rover araç 'in gazını sonuna kadar köklenip hiç durmadan devam etti yoluna ardında ise onu kendine hayran bırakan bir adam vardı.

 

Kalbi öyle bir hızlı atıyordu ki giden kadının ardından sadece baka kalmıştı. Rabbim seni ayırıp özel olarak mı yarattı be kadın... Bu ... Bunun başka açıklaması olamazdı . Off Alaz ne yapıyorsun sen kendine gel lan!

 

İgor'a bakıp işaret verdiğinde oda kendi arabasına doğru hızla ilerleyip bindi ve kadını kaçırmamayı diledi nereye gideceğini öyle çok merak ediyordu ki... Bunca yıl sonra geri neden döndün dese ne derdim ne yapardım bilemiyorum tek bildiğim kalbimin ve aklımın Leyla'nın peşimden gitmesini söylemesiydi.

 

Ezo Leyla değil. Sadece Leyla ... Bakışları renkli harelerine rağmen 'Gece ' gibi bakan kadın ...

 

 

 

Büyük lokma ye büyük konuşma der atalarımız. Her zaman hep geleceğimi görüyorlar diye düşünürdüm çünkü bütün sözlerinde o kadar haklılar ki insan durup düşünüyor sadece insan.

 

Bir uçuruma gelmiştik. Arabadan inişi o güzelim rengini çözemediğim saçlarını karıştırıp savuruşu ile saçlarının rüzgara karışması sinirini öfkesini sağa sola vurarak çıkarmaya çalışması hiçbir hareketini kaçırmadan izledim nedensizce.

 

Uçurumun kenarına doğru ilerledi yavaş yavaş bu hareketi beni farklı düşüncelere itti . Kendi canına mı kiyacakti yoksa? Aklıma gelen düşünceler ile arabadan indim hemen hızlı ama duyulmayacak adımlar ile arkasındaydım. Tam ona doğru seslenecekken duyduklarım ile kısa bir an sustum sadece.

 

"Sen amed! Benden çok şey aldın... Ama bir o kadar da şey verdin! Şimdi söyle bana verdiklerin ile ne yapayım?" Diyen kadın ile beynimden vurulmuşa döndüm bilmediğim şeyler var ... Bilmediğim çok şey vardı sanki ...

 

"Ne o eroğlu ķızı atacak mısın? Kendini uçurumdan bir yarım saat önce ki cesur korkusuz hanım ağaya ne oldu söylesene bana ? Yoksa-"

 

Arkasını hızla bana doğru döndü hızlı adımlar ile beni ittirip bağırarak konuşmaya başladı ne olduğunu bile anlamadan konuşmak isterken daha ağzımı açmadan sözüm yarıda kalmıştı .

 

" KES KESİNİ LAN ! KES SESİNİ ! SEN KİMSİNDE BENİ TANIMADAN ETMEDEN BENİM HAKKIMDA KONUŞUYORSUN AĞA BOZUNTUSU KORKAK ADİ HERİF! BEN HER ZAMAN AYNIYIM! "

 

"ŞİMDİ O SESİNİ KES YOKSA BEN SENİN O İĞRENÇ SESİNİ SEVE SEVE KESERİM!" Dediğinde hiçbir şey yapmadan tek kaşı hava da bir şekilde bana bakıyordu.

 

"Ne yapabilirsin mesala karıcığım? Biraz anlatsana bende biliyim ?" Dediğimde sesinde ki alay tamamen bir yalandan ibaretti tek derdim onu bir kaza çıkmadan uçurumdan uzaklıştırmaktı .

 

"Tek bir şey diyeceğim ." Diyip durdu kafasını devam etmesi için bir işaret verdim . Kulağıma doğru yaklaştıp. "SİKTİR GİT !" Diyerek bağırdığın da bu sefer bende biraz sinirlenmiştim . Oda sinirliydi biliyordum .

 

"Artık gitmek yok o eskiden di ." Diye konuştu ğumda sözlerime sinirle alaya alıp gülen oydu . "Aa olur mu öyle xidrekanların şerefsiz ağa bozuntusu bence sen git git ." Diyerek konuştuğunda sinirle gülüp elimi siyah saçlarımdan geçirip sabır diledim bu kadın beni öldürecekti sinirden.

 

"Leyla beni delirtme karıcığım. " Dediğimde öfke bana doğru adımlayıp karnıma sert bir yumruğu geçirdi. "Bana bak ben senin ' karın' falan değilim kendine gel!" Bu hareketini beklemiyordum zalımın kızı ne güzel vurmuştu öyle baklavalarıma pek bir şey hissetmedim ama sert vurduğu kızaran parmaklarından belli oluyordu. Hem nasıl karım değildi ? Bildiğiniz müstakbel karımdı işte.

 

"Şimdilik değilsin . Sonradan elbet karım olacaksın müstakbel karım." Bu sözleri öyle içten ağzımdan fırladı ki kendim bile şaşırdım ama bunu belli etmedim ona baktığımda delirmişti .

 

"Hıhı aynen ondan ondan" Rabbim sana geliyorum bu deli kadın sonum olacak şu sinire şu ebedi güzelliğe bak.

 

"Git artık burdan." Dediğin de onu umursamadan tek bir cevap verdim hızla.

 

"Hayır." Dediğim de derin bir nefes alıp verdi.

 

"Neden geldin ? Alaz Xidrekan 5 yıl sonra niye ve neden ?!" Ve işte beklediğin soru Alaz Xidrekan dedi iç sesim haklıydı ne desem onun için bir önemi yoktu en çokta bu zordu ya işte.

 

"Çünkü müstakbel karım ve yiğenim hakkında olanları duydum ayriyetten annem fenalaşmış. " Dedim daha ne olsun dercesine.

 

"Sen çocuk mu kandırıyorsun! Ya annen fenalaşıp iyileşene kadar 1 buçuk hafta oldu neredeyse! Hem senin gelmene gerek yoktu her zaman ki gibi ben yine tek başıma hallederdim!" Duyduğum şeyler ile dişlerimi sıktım bu olanlardan nasıl sonradan haberim oluyordu igor seni geberteceğim dostum. O an ne demem gerektiğini bilemedim sadece ismini söyledim.

"Leyla-"

 

"Kes! Kes artık o sesini !" Ve yine sözümü kesmişti.

 

"Böyle olsun ben istemedim! Tamam mı?! Her şey senin puşt abin ve kız kardeşimin suçuydu! Ve onlar yüzün den yanan biz olduk! " Daha fazla dayanamadım madem hesaplaşma istiyordu bizde hesaplaşırdık o zaman.

 

Bu sefer ben komuşmasına fırsat tanımadım yarım kalan sözlerime devam ettim. " Ne yapsaydım leyla? Sen daha 16 yaşındaydın 16! Seninle evlensemiydim he de bana bir kere demedin mi bu adam ne için gitti diye ya? Ben senin için gittin kendim için gittim ! Bana seninle evleneceksin dediklerinde daha 21-22 yaşlarındaydım. "

 

O anlar bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti kendimi iğrenç hissetmiştim. Pedofoli değildim küçük bir kızla asla evlenemezdim bu benim kitabımda yoktu kadın ve çocuklar için bu kadar direniş gösterirken böyle bir şey yapsaydım emeklerim çöp olurdu asla da yapamazdım zaten içimde Allah korkusu vicdan merhamet vardı masumlara karşı.

 

"Kendimi iğrenç bir yaratık gibi hissettim pedofili gibi hissettim! Anlıyor musun?! Beni he ? Ama nalet olsun ki bugün olanlardan sonra köpek gibi pişmanım... Ama yine aynı şey olsa yine senin için giderdim ." Dediğimde ikimizinde gözü kararmıştı .

 

Belinde ki silahıçıkarttı ve tam anlımın ortasına oğru tuttu. Tamam bir bakıma haklıydı ama bende bir bakıma haklıydım. Olacakları bilmeyerek tek bir dakika bile düşünmeden gitmiştim .

 

 

"Beni vuracak mısın? " Demiştim gözlerinin içine bakarak. Vuracaksa vurdundu hakkiydi zaten benim gibi canı bir adamın nefes almaya artık hakkı yoktu. Baktım. Baktım...fakat hiçbir duygu ifadesi ile karşılaşamadım mavi harelerinde .

 

"Vur haydi beni ezo leyla. " Başka bir şey demeye gerek yoktu. Vuracaksa Leyla vurdundu .

 

Gözlerine baktıkça bir değişiklik hissediyordum...Elinde ki silahı çekerek hazırladı. .

 

Silahı hızlıca ayağımın dibine ateş ettiğinde gözlerine daldığım için bir adım geriledim ve ağzımdan bir küfür çıktı."Hassiktir! " Bir anda arkasını döndü bana bakmadan elinde ki silah ile seri adımlar ile ilerliyordu ne yapacaktı gidecek miydi öylece hemen peşine takıldım ardından seslenmeyi de ihmal etmedim.

 

"Nereye gidiyorsun leyla!?" Diye yüksek sesle konuştuğumda beni takmadı bile gördüğü arabam BMW ile kısaca düşündü etrafa baktı nedenini bilmediğim şekilde. Elindeki silahı arabanın bütün tekerleklerine sıktığında ona doğru koştum siktir bu deli kadın çıldırmıştı. Hemen adımlarımı daha da hızlandırdım zalımın kızı ceylan gibi sektigi için ona yetişememiştim başta. Koştuğumu görünce bir adım öteme ard arda sıktığında durdum ve sinir ile adını bağırmaya başladım.

 

Manyak kadın DELİRMİŞTİ DELİRMİŞTİ!

 

''Ne o adımımı ezberliyorsun? Alaz Xidrekan. " Dediğinde sadece ona bakmakla yetindim aklımı başımdan alıyordu her hareketi ile arabasının yanına gelip kapısını açtığında bir adım ona doğru ilerledim oda bana minik bir adım attı ve yüzünde bir gülümseme oluştu ne diye gülüyordu ki şimdi. "Bir saniye !" Diyerek silahım da kalan son bir kurşuna bakıp silahı hazırlayıp omzuma sıktığında bunu yapacağını bir nevi düşünmüştüm ama belli etmek istemedim.

 

Hemen ardından arabasına binip yine gitti ve ben yine sik gibi kalıp ardından ona baktım.

 

"Ulan Leyla! Ulan Leyla! Şu halime bak deli kadın!" Cebimde ki telefonu çıkartıp baktım şükür telefon çekiyordu. İgor 'u arayıp hemen atacağım konuma gelmesini söyleyip yüzüne kapattım.

 

Bazen insanları anlamak zordur derler ama aslında onlar o anlaşılamadıkları insanı anlamak istemezler ... Oysa ki bir baksalar konuşsalar yada sadece susup otursalar anlarlardı.

 

 

ŞİMDİ Kİ ZAMAN

 

"Bir hafta bile olmadı, ama her şey değişti. O kadar kısa bir sürede, her şey bambaşka bir hale geldi ki... Ezo Leyla'nın gülüşü, geçmişin acı hatıraları gibi hâlâ kafamda yankılanıyor. O an, o gülüş… Bir tür tehditti. Ama aynı zamanda, yıllardır kaybettiğim bir şeyin işaretiydi. O deli kadının gözlerinden, o gülümsemeyle her şeyin değişeceğini biliyordum."

 

Alaz’ın kafasında dönüp duran düşünceler, onun geçmişiyle hesaplaşmasını da derinleştiriyordu. İçindeki boşluk, 3 gün önceye ait bir hatıra gibi geldiğinde, zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark edememişti. Geçmiş ve şimdi arasındaki bu mesafe, Alaz’a karışık bir his veriyordu.

 

"3 gün önce," dedi kendi kendine, "Bir şeyin sonu, belki de başka bir şeyin başlangıcıydı."

 

Welat ağayı dediği gibi ibreti alem olsun diye arabanın arkasına bağlatıp Amed'in sokaklarında sürdürmüştü. Diğer ağaları ise uyarıp maddi zarar vermişti; şimdilik bu kadar ders onlara yeterdi. O hesaplaşmadan sonra Leyla'yı bir türlü bulamıyordu, sanki yer yarılıp içine girmişti. O gün o olaydan sonra eve gelmiş, annesinin yanına gitmişti. Onu gören herkes dumura uğramıştı. Kimse inanmıyordu hala geldiğime, babam dışında benimle konuşuyorlardı. Aklım başka yerde olsada özlediğim ailemle hepsiyle kısa bir süre vakit geçirdim. Tavırlarım soğuktu çünkü hiçbirini affetmemiştim. Çalan kapı ile Keje koşarak kapıyı açmaya gitti. Umursamadan Ali Asaf ile ilgilendim, Kereta ben gittiğimde daha doğmamıştı. Ne çok şey kaçırmıştım! Öyle bir kadın uğruna fedakarlık yaparak, lakin pişman değildim.

 

"Leyla!" Ali Asaf'ın heyecanla dile getirdiği isimle arkamı dönüp baktığımda oradaydı. Ali Asaf koşarak gidip sarıldı ona, ben ise bakmaktan yetindim.

 

Ali Asaf’a doğru eğilip kulağına bir şeyler dedikten sonra yanıma geldi ve hiç kimseden çekinmeden dibime kadar girip nefesini kulağıma verip soğuk ile harmanlanmış ciddi sesiyle konuştu: "Her şey yeni başlıyor, Alaz Xidrekan! Sana Ezo Leyla Demirhan kim göstereceğim."

 

Onların kaderleri birbirlerine çoktan yazılmıştı. Ama onlar inkar edip birbirlerinden kaçtıklarında bile, kader onları 5 yıl sonra yine karşılaştırdı... Onlar; Alaz Xidrekan ve Ezo Leyla Demirhan.

 

Onların hikayesinde... Kan, acı, çığlık, öfke, nefret, gözyaşı, intikam, yeminler, sözler, geçmiş, bilinenler ve bilinmeyenler, entrika, saklı oyunlar, gerçekler vardı.

 

Onların hikayesi aslında şimdi başlıyordu...

 

"Zaman, yaraları iyileştirmez; sadece onları daha derinleştirir, ta ki bir gün, susarak onlara bakabilene kadar."

 

 

 

 

 

5935 kelime bir bölüm oldu umarım beğenirsiniz. Bazı yerlerde yanlışlıkla noktalama işaretleri var her ne kadar silmeye çalışsam da silinmedi size söz veriyorum diye atıyorum sonra düzenleyeceğim .

 

Umarım beğenmişsinizdir oy ve yorumlarınızı bekliyorum. Bölümü yarın kitapped üzerinden de yayınlayacağım orada ki adım da ebrarhayal2733 desteklerinizi beklerimm...

Şimdilik hoşçakalın özleyuunn benuuuu hayalin peri kuşları 🫂❤️‍🔥

 

Bölüm taslakta kalmış hiç düzenleme yapmadan atıyorum 2023 Ocak 5 te öğlen saatlerinde yazmaya başladığım kurgum neredeyse 3-4 yaşına geldi ama ben hala aynı yerdeyim sanki ama düzelecek. Eşi Leyla mesleğini eline alır almaz dava açıp soyadını değiştirdi onu da okursunuz bir ara.

Bölüm : 12.12.2024 22:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...