16. Bölüm

12. Bölüm - Deli Xidrekan -

Hayal
ebrarhayal2733

 

Temsili fotoğraflar.

 

Ezo Leylamızzzz 🌷🧿

Gözlerini mavi olarak düşünün ya da mavi yeşil karışımı

 

Bilseydim onu görünce âşık olacağımı, hiç gitmezdim.

 

 

 

✨✨✨

 

Arkamı dönüp çantamı aldım, ardıma bile bakmadan evden çıktım. Arabama binip gaza bastığım gibi taşlı yollara vurdum kendimi. Aynadan baktığımda peşimden gelmiyordu; iyi olmuştu. Kendi iyiliği için...

 

Derken, bir anda önüme bir araba kırdı. Aniden frene bastım. Etrafa ve belime baktım ama silahım yoktu.

 

"Siktir!" diye söylendim. Sinirden fark etmeden bir yere fırlatmış olmalıydım.

 

Arabanın kapısı açıldığında Alaz'ı gördüm. Ne işi vardı bunun? Ne bok yemeye önüme kırıyordu?

 

"Sen ne hakla benim önümü keser-"

 

"Aşağı in." dedi sertçe.

 

"Bana bak, sen çok-"

 

"Biliyorum, çok olduğum konusu tartışılır ama her gün bir Alaz Xidrekan doğmuyor. Şimdi Leyla, iniyor musun, yoksa ben mi indireyim seni? Ha bu arada, silahın da bende. Boşuna yine beni vurmaya çalışma ya da kalkışma."

 

"Ne zaman aldın lan şerefsiz?! Ver silahımı! İnmiyorum! Sen de beni indiremezsin!" diye bağırdım. Kaşlarını çattı, alayla süzdü beni. O an tokadı yapıştırdım suratına.

 

"Ne bakıyorsun lan öyle sapık puşt!"

 

Gülümsedi, hiç bozuntuya vermeden:

 

"Yalnız, bu hallerin beni sinirlendirmiyor müstakbel Ezo Leyla Xidrekan. Daha çok hoşuma gidiyor. Tam karımlık hareketler... Resmen benim dişi halimsin."

 

"Bana bak, beni delirtme! Kırarım şimdi ağzını burnunu!"

 

"He yavrum, kırarsın ağzımı burnumu da... yetişirsen! Şimdi in arabadan, yoksa ben indireceğim. Göreceksin!"

 

"Sen kimsin de beni küçümsüyorsun?!"

 

"Nah indirirsin-" demeye kalmadan bir anda beni kendine çekti, omzuna attı. Bir saniye... beni gerçekten omzuna mı atmıştı?!

 

Kalçalarıyla yer arasında gidip geldi gözlerim. Siktir, ters duruyordum resmen.

 

"Ben asla seni küçümsemem hatun. İnsan baş tacını nasıl omzuna düşürür." dediğinde daha çok sinirlendim. Ardından tekmeler yumruklar attım ama bir faydası yok gibiydi onda. Hemen ardından bağırmaya başladım:

 

"İndir beni! İndir dedim sana sapık, pislik, öküz herif!"

 

"Yavrum, debelenme... kasıklarıma geliyor. Çocuğumuz olmayacak."

 

"SENİ VAR YA...! BIRAK BENİ, ALAZ!"

 

"Leyla."

 

"Rüyanda görürsün çocuğu sen!"

 

"Leyla."

 

Sesi bu kez ciddiydi. Durdu. Derin bir nefes aldı.

"Yeterince kaçtın. Kendinden, benden, bizden... Ben seni artık bırakmam. Bu gece seni götüreceğim ve neyin ne olduğunu konuşacağız. Bu iş böyle 'ben gidiyorum' diye bitmeyecek. Ayrıca rüyamda kalmayacak eminim."

 

Daha ne konuşacaktık, olan olmuştu. Debelenmeye devam ettim.

"Rüyanda görürsün sadece çocuğu puşt adam! Beni kaçırarak mı çözeceksin her şeyi?! Korkup kaçan sendin, Alaz!"

 

Bir an yeniden durdu. Sonra yavaşça arabasının arka koltuğuna doğru yürüdü, beni usulca bıraktı. Kemerimi taktı ve ağzıma pamuğu tıkamasıyla daha fazla debelenemedim.

 

"Kaçmadım Leyla. Gitmem gerekiyordu. Ama artık buradayım. Ve sen de öyle."

 

Eterin etkisiyle daha fazla direnemedim ve bayıldım.

 

---

 

-ALAZ XİDREKAN'DAN-

 

Araca binip sürücü koltuğuna geçtim. Dikiz aynasından bakarak bayılttığım kadına baktım.

 

O an, sadece nefeslerimiz vardı arabada. Ve biriken kelimeler. Umarım bana çok kızmazdı onu bayılttığım için ama ne yapayım; eğer bayıltmasam kaza yapardık ya da bir şekilde kaçardı ki uyanınca da kaçmanın bir yolunu bulacağını biliyordum. Deliydi müstakbel karım. Belki de beni vurup giderdi yine. Bunu deyince kolumun sızlamasıyla koluma baktığımda kanadığını gördüm ama onu umursamadan arabayı çalıştırıp abimin dağ evine sürdüm.

 

Gözlerim ara sıra aynadan ona kayıyordu. Siyah dalgalı saçları, beyaz teni, fındık burnu, dolgun ve eşsiz kiraz rengi dudakları, uzun kirpikleri, mavi gözleri... Allah onu bir kenara alıp özenle yaratmıştı sanki.

 

Sinirliydi, sinirliydim. Deliydi, zır deliydi ama deli olan tek o değildi; ben de deliyim. Ama konu Leyla olunca sesimi yükseltmek bile istemiyordum ki yükseltmemiştim de. Nasıl bir kadındı böyle? Her hareketi, bakışı etkiliyordu beni, anasını satayım.

 

Allah'ım, ben bu kadına âşık olmamalıyım. Lütfen, ilk görüşte aşk nedir?

 

Leyla'ya kapılırsam... onun sert dalgaları ve fırtınaları benim sonum olurdu.

Derin bir nefes verip alnımı kaşıdım.

Sonum olacaksa da... varsın karım olsun. Bu duyguları ilk kez tattıran hatunum... Zaten yaşamaya öyle meraklı değildim ki.

 

Arabayı, ormanın derinliklerindeki dağ evinin önünde durdurdum.

Burası... eskiden yalnızca benim ve abimin geldiği, kimsenin bilmediği bir yerdi.

Arka kapıyı açıp Leyla'yı kucağıma aldığımda, etrafa eşsiz bir frezya kokusu yayıldı.

O koku... huzur gibiydi.

Hiç bilmediğim ama bir şekilde tanıdık gelen bir "ev" gibi.

 

Kulağına fısıldadım:

"Yemin ediyorum... yaşadığım sürece sana, bir gün duygularını hatırlatacağım. Ev kokulum... Belki o zaman sen de benim evim olursun... ben de senin."

 

Leyla'nın hafif bedeni kollarımdaydı ama ağırlığı kalbime çökmüştü.

Adımlarım, ormanın sessizliğinde yankılanıyordu.

Gece soğuktu... ama kollarımda yatan kadının varlığı, tenime işleyen soğuktan çok daha derin bir sıcaklık bırakıyordu.

 

Dağ evinin kapısına vardım.

Eski ahşap kapının gıcırtısı, sanki yıllardır beklediğim bir hikâyenin başlangıcını müjdeliyordu.

Ahşaptan yapılmış evin içine girdiğimde soğukluk yüzüme tokat gibi çarptı.

Fakat kucağımdaki kadın, o soğukluğu dindirip ısıtacak tek kişiydi.

 

Adımlarımı ağırlaştırdım.

Onu incitmekten korkuyordum.

Frezya kokusu, her nefesimde ciğerlerime doluyor, zihnimde tek bir şey bırakıyordu:

Onu kaybetme...

 

Yatak odasına girdiğimde, eski perdelerin arasından sızan ay ışığı Leyla'nın yüzüne vurdu.

O an... gözlerimi alamadım.

Böylesine güzel, böylesine masum dururken nasıl olmuştu da tehlikeli, acımasız bir kadına dönüştürmüşler onu anlam veremiyordum. Derin bir nefes alıp verdikten hemen sonra Onu yavaşça yatağa yatırdım.

Bir an başında durup, sessizce fısıldadım:

 

"Sen benim sonum olacaksın... ama razıyım. Senden gelecek her şeye başım gözüm üstüne, ay yüzlüm."

 

Ay gibi beyaz tenli kadına başka ne denirdi ki zaten? Elimi kaldırıp uzun, kemikli parmaklarımı saçını okşayacakken durdurdum. İzni olmadan daha fazla dokunamazdım ona.

 

Ne kadar süre geçti, inanın bilmiyorum ama gözlerimi ondan çekip oturduğum yerden kalkamıyordum. Büyülü bir güzelliği ve hâlâ herkesten sakladığı büyük bir kalbi vardı...

 

Kendime güldüm.

Bu kadının varlığı bana sadece huzur değil, kalp çarpıntısı ve akıl tutulması veriyordu. Ama her defasında, onu gördüğümde bir anlığına bile olsa dünyanın bütün gürültüsü kesiliyordu.

 

Kolumun sızısı hâlâ devam ediyordu. Yavaşça kolumu kontrol ettim; kurumuş kan gömleğime yapışmıştı.

Normalde böyle bir yarada canım yanmazdı. Ama bu, onun eli değmiş bir yara... bir bakıma gurur nişanıydı.

"Beni vurdu" diye sinirlenmek yerine, "Beni vuracak kadar sinirli, kırgın ve mücadelesini, gücünü gösteriyor" diye garip bir teselli buluyordum. Eğer kendini böyle iyi hissediyorsa sürekli vurabilirdi beni. Duygularını kaybetmiş olması, hiç anlaşılmayacağı anlamına gelmezdi.

 

Ateşin içine atar gibi, yıllar sonra tekrar gelmiştim hayatına.

Ve onun gözlerinde, benden çaldığım o huzuru geri görmeden gitmeye niyetim yoktu.

 

Bir an başımı geriye yasladım, odanın sessizliğini dinledim.

Sadece dışarıda rüzgârın uğultusu ve odunların çatırdaması vardı.

Leyla'nın nefesi ise...

Tanrım, sanki dalga sesi gibi. Bir yükseliyor, bir alçalıyor. Ama ne yaparsam yapayım, o dalgaların ortasında boğulmaya razıydım.

 

Ayağa kalktım, pencerenin kenarına yürüdüm. Ormanın karanlığı, ay ışığında bambaşka görünüyordu.

Burası, yıllardır kimseye açmadığım bir sığınaktı. Şimdi ise onu buraya getirmiştim.

Belki de bilinçsizce, hayatımın en mahrem yerine davet ettiğim tek insandı.

 

Arkamı dönüp tekrar ona baktım.

Uyurken bile yüzünde hafif bir sertlik vardı; sanki rüyasında bile tetikteydi.

O sertlik... hayatta kalmak için kendine ördüğü kaleydi.

Ama ben o kalenin kapısında sabaha kadar beklerdim.

İsterse kapıyı hiç açmasın... yine de beklerdim.

 

Yanına yaklaştım, bir an elimi uzatıp saçlarının arasına yine karışmak istedim.

Ama kendimi tuttum.

Onun izni olmadan dokunmak... ihanete girerdi.

Beni affetsin istiyorsam, sabretmem gerektiğini biliyordum.

 

Yavaşça yere oturdum, sırtımı yatağın kenarına yasladım.

Uyumayacaktım.

Onun gözlerini açtığı ilk an, burada olmalıydım.

 

Dudaklarım istemsizce kıpırdadı.

Kendime değil, ona fısıldadım:

"Seninle kavga ederim, inatlaşırım, kızarım... ama bir gün seni tekrar güldüreceğim Leyla. İsterse bu uğurda öleyim."

 

Ve o an şunu fark ettim: Diyarbakır'dan ayrıldığım ve Polonya'ya vardığım anda bile adamlarıma onu sormuş, izlemelerini söylemiştim. Onu, Polonya'ya gittiğim ilk ayda uzaktan çekilmiş bir fotoğraftan görmüştüm ve bir daha da ona bakmaya cesaret edememiştim. Çünkü biliyordum, bir daha görürsem Türkiye'ye geri dönerdim ama bu işleri daha da zorlaştırırdı.

 

Bir ara, adamlarımdan gelen raporlarda onun adını görünce, kalbim deli gibi çarpmıştı.

Yine de geri dönmedim.

Çünkü o zaman... her şey yarım kalacaktı.

Ama şimdi, hem yarım kalanı tamamlamak hem de onu tekrar karşıma almak için buradaydım.

 

Ve işte buradaydı...

Birkaç metre ötede, çocuk gibi sessizce uyuyordu.

Ama ben biliyordum, o gözlerini açtığında fırtına başlayacaktı.

Ve bu kez kaçmayacaktım.

O beni kovsa bile... gitmeyecektim. Onu bu kadar yakından, canlı canlı görüp kokusunu içime çektikten sonra gidemezdim.

 

Gözlerim, ay ışığında yüzünü daha net görebildiğim bir anı yakaladı. Dudaklarımda küçük bir tebessüm oldu. Pişmandım fakat bir o kadar da değildim. Onun yerinde başka birisi olsa yine aynı şeyleri yapardım. Fakat ona da Leyla'ya baktığım gibi bakmazdım. Leyla kendini kapalı bir kutu haline getirmiş ve saklamıştı. O kutuyu açmak için şifresi ise ondaki bir bilmeceydi ve ben onu çözecektim.

 

Beni anlamasını o kadar çok istiyordum ki... kimse anlamasın, ama bir tek o anlasın istiyordum. Evet, hatalarım çok vardı. Belki de hiç gitmemem gerekti ama her şey onun hayatı içindi. Sikeyim aklımı da, töreyi de, her şeyi de... Bilmiyordum bu kadar acıya, zorluğa bu yaşında battığını. B ilseydim yemin ediyorum ki gelirdim. Abimle hüküm vermeye çalıştıklarını bilmiyordum. Ben hiçbir şey bilmiyormuşum. Ben, kendimi ne kadar savunmaya çalışsam da sanırım haksızdım.

 

Birden, yattığı yerde kaşları hafifçe çatıldı.

Nefesi hızlandı.

Biliyorum, uyanmakla uyanmamak arasında bir yerdeydi.

Sanki rüyasında bile savunma hattını bırakmıyordu.

 

Başımı hafifçe eğdim, ona doğru baktım.

İnce parmakları yorganın kenarını kavramıştı; bu, onun hazırlık işaretiydi.

Uyanır uyanmaz saldırıya geçebilirdi.

Bu yüzden sesimi yumuşatarak fısıldadım:

"Leyla... sakin ol."

 

Kirpikleri titredi, sonunda gözlerini araladı.

İlk bakışı, bir bıçak gibi soğuktu.

Beni görür görmez, boğazımda bir düğüm oluştu.

Hiçbir şey söylemeden doğruldu, bakışlarını üzerimden çekmeden oturdu.

 

"Ne işim var burada?" dedi, sesi keskin ama yorgundu.

"Beni vurduğun için teşekkür edemedim," dedim alaycı ama kırık bir gülümsemeyle.

 

Gözleri kısıldı.

"Demek hâlâ dalga geçebiliyorsun."

"Dalga geçmiyorum. Sadece... yaşadığımı hatırlatıyorsun bana." kaşları olduğundan daha fazla çatıldı etrafta göz gezdirmeye başladığında öfiesinin arttığını anladım hızlı alıp verdiği nefeslerinden.

 

Bir an sessizlik oldu.

Dışarıdan rüzgâr uğulduyor, içeride odunların çıtırtısı yankılanıyordu.

O sessizlikte, söyleyemediklerimiz birbirimizin boğazına düğümlenmişti.

 

"Yıllar önce gidişinle kırdığın şeyi, şimdi hangi yüzle onarmaya çalışıyorsun?" dedi, kelimelerinin her biri ağır bir darbe gibiydi.

"Onarmak değil... geri almak istiyorum."

 

O an bakışlarındaki fırtına, biraz daha koyulaştı.

Ama ben ilk kez korkmadım.

Çünkü bu kez, fırtınaya kendi isteğimle yürüyordum. Konuşmak için ağzımı açtığımda sert bir tokat geçirdi yüzüme ve yataktan kalktı. Yeni yeni fark ediyordu eter yüzünden her şeyi.

 

"Beni kaçırma hakkını sana kim verdi, soysuz it?"

Sesi odanın duvarlarına çarpıp geri döndü; öyle keskin, öyle öfkeliydi ki, bir an nefesimi tuttum.

 

Gözlerimi ondan ayırmadım.

"Bana izin veren kimse olmadı. Sadece seni başkalarının ellerine bırakmayı reddettim."

 

Alayla güldü.

"Senin ellerin, onlarınkinden daha temiz mi sanıyorsun?"

Gözlerindeki küçümseme, yıllar boyunca biriktirdiği kırgınlığın maskesiydi.

 

"Kirliysem... seni korumak için kirlendim," dedim, sesim boğazımda sertleşerek.

"Beni korumak mı? Sen beni yaraladın, Alaz. Hem de iki kere. Birinde terk ettin, ikimizin vereceği savaşta yalnız bıraktın! Diğerinde kurşunun önüne kendini değil, beni koydun!" Haklıydı çok haklıydı.

 

O an kalbim, göğsümün içinde yumruklanıyormuş gibi sızladı.

Ama geri çekilmedim.

Yaklaştım, gözlerimiz birbirine değecek kadar yakındı artık.

"Biliyorum, Leyla. Ve bu yüzden... sana gerçeğin tamamını anlatmadan buradan gitmeyeceğim."

 

Leyla'nın bakışları, bir anlığına bile olsa tereddütle titredi.

Ama sonra o bildiğim sert duvar yeniden yükseldi.

"Anlatacakların, geçmişi değiştirmeyecek."

 

"Belki geçmişi değiştiremem... ama geleceği değiştirebilirim," dedim, kelimeler boğazımdan bir itiraf gibi döküldü.

 

"Sen şerefsizin tekisin, Alaz... Xidrekan aptal bir korkaksın! Nasıl beni kaçırırsın? Kimsin sen lan, kimsin?"

Sesi öfkeyle titriyordu, gözleri adeta ateş saçıyordu.

 

"Leyla-"

 

"Kes sesini! İkide bir bana Leyla deyip durma! Benim adım Ezo, Leyla! Kıt mısın sen, cevap ver bana! Nasıl önümü arabanla kesip beni dağın başına getirirsin? Amacın ne? Senin ne istiyorsun benden?"

 

"Bizim bir geleceğimiz olamaz . Anlıyor musun?! Ben hepinizden intikamımı alacağım!"

 

"Tutturdun intikamda intikam diye ya kızım sen anlamıyor musun yoksa deliliğe mi vuruyorsun ben bile karşılarında durmadım kimden nasıl alacaksın intikamını eğer oldu da dediğini yaptın gerekirse hepimiz sonu oldun eyvallah Leyla "

 

"Eyvallahta için soğuyacak mi sanıyorsun sen he daha da yanacak için daha da sinirli olacaksın şimdi ya güzel güzel konuşacağız ya da sen bağırıp benimle kavga ederek konişacaksın yanlız ben sana bağırmam haberin olsun "

 

"Bak beni delirtme gelmişini geçmişini-"

 

"Hop hop o kadar da değil! Bana istediğini de ama anama kadar gelme ne kadar bozuk bir ağzın var senin toplamak gerekir ağzını "

 

"Ben senin ağzını bir toplarım ananın karnında bir dokuz ay daha beklersin götüne bizans mızrağı soktuğumun bok suratli mercimek beyinlisi" şaşkınlık ile ona baktım bu nasıl bir küfürdür anasını avradını satayım. "Bu nasıl bir küfürdür amına koyayım?" Der demez yeniden bir tokat yemiştim iyi alıştı bana vurmaya bu da geliyorlardı bana

 

"Bana bak kızım geliyorlar bana ha ! "

 

"Gelsinler lan n'olacak vuracak mısın he ne yapabilirsin ki sen bana"

 

"Şerefsiz miyim lan ben bir kadına vurayım! Sana sesimi bile yükseltmiyorum bu kadar nefret çok fazla anlıyor musun?"

 

"Bana bak-"

 

"Senden başka kimseye bakmıyorum zaten ama düşündüğün ve sandığın gibi biri değilim."

 

"Beni delirtiyorsun!"

 

"He bak bu yanlış seni delirtmek için bir çabaya ihtiyacım yok benim."

 

"O ne demek be igoana suratli mondofon eseğnin kıl kuyruğu gerizekalı mal değneği "

 

"Bundan bahsediyorum-"

 

"Sana buradan bir bahsedip uçarım görürsün "

 

"Eee çok uzadı bu tartışma dinleyeceksin ulan beni" bacaklarından tuttuğum gibi sırtıma atmaya çalıştığımda kaşıklarıma sert bir yumruk ve kafama attığı kafası ile duvara çarptigimda kasıklarımı inleyerek küfürler ile tuttum hızlı adim seslerinden kaçtığını anladım.

 

"Ahh sikeyim eli el değildi mermer sanki ne yaptı beş sene boyunca bu kız" sinirle homurdandım çocuklarımız olmayacaktı amına koyayım derken inleyerek yürümeye başladım ormanlık alanda kaçamazdı zaten bir yere dönüp dolaşıp gelirdi buraya veya ben onu bulurdum burası benim mekanimdi.

 

"Kaçamazsın Leyla Ana yol çok uzak dönüp dolaşıp kocanın dizinin dibine geleceksin karıcığım"

 

Odadan çıkıp koludora baktığımda evin kapısı sonuna kadar açıktı bu kız harbiden zır deliydi ya gecenin köründe ormanda başına bir iş gelmezdi inşallah endişe ile canım ne kadar acısa da kapıya doğru çıktım iki adım atmamla enseme sert bir şeyin vurulması bir olmuştu.

 

"Siktir!" Kafam ve ensem zonklamaya başlamıştı derin bir nefes alıp elimi enseme attigimda bu sefer kafama sert bir darbe aldığımda bir kaç adım geriye doğru gittim.

 

"Bayilsana ve adam taş kafalı mübarek!" Leyla'nın sesini dumanla tahta kapının arkasında ay ışığı sayesinde gölgesini görmüştüm. Kafamı sağa sola sallayarak kendime geldim "Yerinde olsam kaçırdım Leyla!" Dememle kapının arkasından çıkıp gözlerini belerterek bana baktığında kacamaya başladı nasıl baktım bilmiyorum ama kafam şu an yerinde değildi.

 

İçimden ona kadar saydım ve ardından bende koşmaya başladım.

 

"Gel buraya ! Deli Kadın buraya gel dedim sana göstereceğim ben sana kafama vurmayı" dediğimde ardına bile bakmadan koşuyordu.

 

"Ohh iyi yaptım taş kafalı iki kere tüm gücümle vurdum nasıl bayilmadin sen !" Birde cevap veriyordu gelde delirme

 

"Ezo Leyla gel buraya!" Diye bağırıp kovalamaya devam ederken arkasına bakarak koşmaya devam edip laf yetiştirmeye başladı." Bağırma kuyruğuna basılmış köpek gibi bana yersin şimdi odunu demiri kafana!"

 

"İnsafsız! Vicdansız karı lan sopayi odunu anlarım da Demir nedir demir ne ?! Onu nasıl buldun sen?!" Neredeyse dibine girecek kadar yakindim.

 

"Hızımı arttirdiginda ayağı kaydı tam düşecekken tutup sırtını göğsüme yaslayarak yakaladım onu " Sana demiştim seni her zaman yakalarım ve dönüp dolaşıp bana kocana gelirsin diye " kolunu kasığımda doğru vurmak için kaldırdığında sıkıca tutarak hareketlerini kısıtladım . " Sen iyice zıvanadan çıktın tahtası eksik deli kadın o bir kere olur . Şimdi güzel karıcığım kocanı dinle uslu ol."

 

"Başlarım şimdi sana deli senin babandir soysuz köpek ağa bozuntusu bırak ulan beni bırak!" Allah'ım kulaklarımı hissetmiyorum ....

 

"Bağırma be kızım kulak bırakmadın!" Dediğimde daha fazla bağırıp debelenmeye devam ettiğinde hızlı bir hareket ile omzuna attım bana göre zayıf bedenini.

 

"Eşekler siksin seni aptal adam ! Bırak beni dedim sana bıraak!" Duymazdan gelip eve kadar taşıdım o halde bir kaç dakika ardından eve girdim ve ayağım ile kapıyı kapatıp zorlada olsa kapıyı bir çare kilitledim. "Debelenipte bağırma be kadın sesin kisilacak" dediğimde kafamı ısırması ile bağırarak inledim. "Sana mı kaldı benim sesim sanane lan" kafamı koparmıştı manyak kadın.

 

Yine aynı odaya girdim ve onu yere indirip odanın kapısını kilitledim hiç vakit kaybetmeden bana vurup parmak uçlarında havaya kaldırdığım elimden anahtarı almaya çalışıyordu. Keyifle güldüm bu haline

 

'' Yavrum boşuna enerjini tüketme tahminimce 1.70 boyunla 1.95 olan bana komik gözüküyor çaban " söylediklerim onu daha da sinirlendirdi ve etrafındakileri yere attı ama bu sefer hiç konuşmadı ve yatağa oturup karşısına baktı şaşkınlık ile ona baktım bu benim deli manyak öfke kontrolü olmayan müstakbel karım Leyla miydi?

 

Nolmustu lan şimdi hass ağzıma takıldı lan demek bu kadın yüzünden de niye şimdi sustu ki kötü bir şey mi demiştim kalbini mi kırmıştım acaba diye düşündüm ama hayır öyle bir şey yapmamıştım. Bunları ona söylediğim zamanda konuşmadı benimle konuşmanın bir anlamı olmadığını anlayınca bende sustum öylece sustuk sadece nefes seslerimiz dışında hiçbir ses yoktu odada.

 

- İlahi bakış açısıyla -

(Yazardan)

 

İkili arasında süren saatlerdir bir suskunluk hakimdi . Ahşap tahta evin camından sızan ay ışığı sayesinde ara sıra göz göze geliyorlardı fakat hemen bakışlarını kaçırıyorlardı. Ormanın derinliklerinden gelen hayvanların sesleri bu suskuluğa inatmış gibi gittikçe yükselip yaklaşıyordu.

 

"Sende de ne inat varmış be kızım konuşmadın saatlerdir hadi ben suçluyum diye susuyorum sen ne için konuşmuyorsun en olmadı vursaydın bari bir iki tane " diye içinden geçiriyordu Alaz. Leyla ise onun tam tersiydi her zaman ki Ezo Leyla gibi içinden sayıp sövüyordu Alaz'a

 

"Dur sen dur hele buradan bir kaçayım diğer omzuna ve topuklarina da birer birer sıkacağım kurşunu Şeref yoksunu Ağa bozuntusu bir de kabarıyor karşımda görende Sultan Süleyman sanır kancığı çantamı bile almamış olsaydı Daniel' i arardım off aptal pislik salak öküz herif." diyip göz devirdi içinden geçirdiği düşüncelerine daha sonra kaçmak için bir kaç plan yapmaya başladı kafasında.

 

Alaz derin bir nefes alıp göz deviren ve düşünceli olan kadına baktı. "Umarım kaçmayı planlamıyorsundur dedi " çünkü kaçacak yeri yoktu. Ayağa kalktı ev bir hayli soğumuştu şömineyi yaksa iyi olurdu yoksa hasta olabilme ihtimalleri çok yüksekti.

 

" Hep böyle susacak mısın? Bak Leyla en azından kendimi anlatmama izin ver şimdi değilse bile bir gün bu can bedenden çıkmadan dinle lütfen." Şömine'yi yaktıktan sonra uzun bir süre yanması için ara ara çıra ya da odunları atıyordu bir yandan da yanına gelip koltukta oturan kadına bakıyordu.

 

"Acaba doğru mu söylüyor? Ahh hayır saçmalama Ezo Leyla!"

 

"Dinlesem mi bir seferlik belki susar hemde ... Kes sesini!" Kendi kendine homurdandı Ezo Leyla iç sesim bile normal değil dedi. Alaz ise gözlerini kırpmadan ona bakıyordu o konuş diyene kadar konuşmayacaktı anlamıştı çünkü Leyla o konuşsa bile dinlemezdi kendi istediği sürece.

 

Ayağa kalktığı anda kurşun sesinin gelmesi ve Ezo Leyla'nın ayağa kalkması bir oldu.

 

 

Bölüm Sonu...

 

Yarın 13. Bölüm geliyor

Bölüm : 28.04.2026 20:03 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...