devam ediyor 2h önce güncellendi
Gümüş Asa ve Altın Taç
@ilaydakiroglu
Okuma
0
Oy
0
Takip
0
Yorum
0
Bölüm
0
1. Bölüm: Gece Yarısı Ayini
Krallığın kalbi olan Eldoria Şatosu’nun en yüksek kulesi, her zaman soğuk ve mesafeliydi. Ancak bu gece, kulenin pencerelerinden sızan titrek mor ışık, taş duvarlara tekinsiz bir canlılık katıyordu.
Elysia, gümüş rengi saçlarını sırtına bırakmış, rünlerle bezeli mermer masanın başında duruyordu. Krallığın Başbüyücüsü unvanını henüz yirmi beş yaşında alması, sadece dehasıyla değil, damarlarında akan kadim ve saf büyüyle ilgiliydi. Üzerindeki gece mavisi kadife elbise, hareket ettikçe yıldız tozu dökülüyormuş gibi parlıyordu. Gözleri, yoğun büyü kullanımından dolayı gümüş rengine bürünmüştü.
"Daha ne kadar orada dikileceksin, Prens Alaric?" dedi Elysia, arkasına bile bakmadan. Sesi, kristal kadehlerin birbirine çarpması kadar berrak ama bir o kadar keskindi.
Karanlık köşeden bir figür ayrıldı. Prens Alaric, babasının heybetini ve annesinin zarafetini taşıyan, krallığın gelecekteki umudu... Üzerindeki zırhın parçaları, ay ışığında loş bir parıltı yayıyordu.
"Beni her zaman fark etmenden nefret ediyorum," dedi Alaric, dudaklarında hafif, çarpık bir gülümsemeyle. "Gizlilik sanatında ustalaşmam için aylarca eğitim aldım."
Elysia yavaşça döndü. Alaric ile aralarındaki mesafe azaldığında, odadaki hava sanki elektriklenmişti. "Senin kalp atışların, bu kaledeki herkesten farklı ritim tutuyor, Alaric. Onu tanımamam imkansız."
Yasak Bir Çekim
Alaric, masanın üzerindeki parlayan kristal küreye ve kadim kitaplara bakmadı bile. Onun tek odak noktası, karşısında bir tanrıça kadar güzel ve bir fırtına kadar tehlikeli duran kadındı. Aralarındaki uçurum, sadece unvanları değildi; biri kılıçla dünyayı yönetmeye mahkumdu, diğeri ise görünmez iplerle evrenin dokusunu değiştirmeye.
"Babam, sınır boylarındaki karanlık gölgelerden bahsediyor," dedi Alaric ciddileşerek. Bir adım daha yaklaştı. Artık Elysia’nın hafif yasemin ve taze yağmur kokusunu alabiliyordu. "Savaş kapıda, Elysia. Ama konsey senin cepheye gitmeni istemiyor. Seni burada, bir mücevher gibi saklamak istiyorlar."
Elysia’nın ince parmakları, Alaric’in zırhının koluna hafifçe dokundu. Bu dokunuş, ikisinin de beklemediği bir kıvılcıma sebep oldu. Elysia elini çekmedi; aksine, bakışlarını Alaric’in derin kahverengi gözlerine dikti.
"Ben korunması gereken bir mücevher değilim, Alaric. Ben o savaşı bitirecek olan fırtınayım," diye fısıldadı. "Peki ya sen? Sen bir prens olarak kalbini mi dinleyeceksin, yoksa tacını mı?"
Alaric, Elysia’nın yüzüne düşen bir tutam gümüş saçı kulağının arkasına itti. Parmakları kadının sıcak tenine değdiğinde, odadaki tüm mumlar aynı anda parladı ve söndü. Karanlıkta sadece birbirlerinin nefeslerini ve dışarıdaki rüzgarın uğultusunu duyabiliyorlardı.
"Tacımı feda edebilirim," dedi Alaric, sesi boğuklaşarak. "Ama seni bu karanlığın içine yalnız göndermeyi asla göze alamam."