27. Bölüm

İhanet

.
kizil_yazar009

(YAZAR ANLATIMI)

 

Lavin sorgu odasında kolu sandalyeye kelepçeli bir halde oturuyordu. kadarı bu durumdan hiç hoşnut değildi fakat birkaç saat önce ufak bir kaos çıkardığı için Koray bu çözümü bulmuştu. Birkaç saat öncesinde Aras'ı da öldürmeye çalışmıştı fakat Koray buna da izin vermemişti. İşler Aras için çok daha farklıydı. Sevdiği kadının ihanetini anlamıyor, kabul edemiyordu.

 

Barış, Lavin'in karşısında oturmuş sigarasını içiyordu. Bi yandan düşünüyordu. Birkaç hafta önce konuştuğu, sohbet ettikleri kadın nasıl böyle canavara dönüşüyordu ya da nasıl böyle iyi şekilde rol yapmıştı? Aklı almıyordu. Aras için üzülüyordu. Kendisini o durumda hayal ettiğinde tansiyonu düşüyordu. Teselli veremiyordu, yapabildiği tek şey sabır dilemekti. Barış sigarasını yavaşca masanın kenarına söndürdü ve dumanı tam Lavin'in yüzüne üfledi. Lavin yüzünü buruşturduğunda Barış biraz olsun içi rahatlamış hissetmişti.

 

"Anlat bakalım Lavin, dinliyorum. " Barış, sert ama rahat bir şekilde söylemişti. Lavin pek umursamış gibi durmuyordu, Dudakları alaycı ve küçümsemeyle yukarı kalktığında Barış sinirlenmeye başladı.

 

"Aras'ı nasıl yıktığımı mı yoksa sizi nasıl kandırdığımı mı anlatayım?" Lavin küçümseyici ve sadist bir zevkle bakıyordu. Bakışlarından razahatsız olmuştu Barış. Konuşmasından rahatsız olmuştuz bu kadından ya da canavardan rahatsız olmuştu.

 

"Sensiz çok daha iyi olacak." dedi Barış. Lavin ise alaycı bir kahkaha atmıştı.

 

"Bana yaptığınız mezarından başında bayılana kadar ağlayarak mı iyi olacak?" Dişlerini gıcırdattı Barış. Bazı prensipleri vardı ama bu kadın zorluyordu.

 

"Sevdiği kadını öldü zannettiği için ağladı. Sejij gibi bir iki yüzlü için değildi ağlması." Lavin tekrar kahkha attı. Mavi gözlerinde sadist bir zevk vardı âdeta.

 

"Bir saat önce diz çökerek 'Öldur beni !' diyerek ağlayan Aras değil miydi? Ben mi yanlış hatırlıyorum?" Barış daha fazla dayanamayarak öfkeyle yumruğunu masaya vurdu. Lavin bu tepkiye hafifçe irkilmişti. Barış işaret parmağını Lavin'e doğru salladı.

 

"Sınırlar var Lavin ve yemin ederim sen bunları aştın! Bazı prensiplerim var ama onları seve seve geri atarım Lavin, yemin olsun yaparım! Adam akıllı anlat ve ikimizide bu çileden kurtar !" Barış'ın bu öfkeli hali Lavin"i tedirgin etmişti.

 

"Tamam anlatacağım," Barış derin bir nefes aldı ve sandalyedinde geriye yaslanırken Lavin'e bakmaya devam etti.

 

"Ben yetimhanede kalırken bir kadın beni evlat edindi. Beni svedi, eğitti, korudu tıpkı bir anne gibi. Annem hapishanede gardiyanlık yapıyordu. Azmi baba ile tanışmış ve aşık olmuş. Bana Gece'yi anlattılar, yardım istediler. Ailem için yaptım." Durdu Barış, kulaklarına inanamıyordu. Ne diyordu bu kadın? Barüş yaşadığı şoke ile nefes almaya çalıştı ama imkansız gibiydi. Ayaklandı, düşen sandalyesini umursamadı.

 

"Azmi denilen köpek seni kullandı ve sen bunu fark edemeyecek kadar mı açtın sevgiye?" Barış'ın bu sorusu Lavin"in kalbine hançer gibi saplanmıştı.

 

"Ben ailem-" Barış izin vermedi.

 

"Ne ailesi! Kızım iyi misin sen? Gormüyor musun, kullandılar lan seni!" Barış işaret parmağıyla ilk Lavin'i sonra kapıyı gösterdi.

 

"Ve sen gidip senin için ölecek adamı bunlar için mi harcadın? Şaka gibi!" Lavin yutkundu. Boğazında kocaman bir yumru vardı, gitmiyordu. Haklılardı. Lavin'i kullanmışlardı. Lavin başını iki yana salladı, gelen ağlama hissini geri göndermeye çalıştı ama gözyaşları yanaklarından süzülmeye başlamıştı.

 

Barış acıyan gözlerle Lavin'e baktı. Sevgisizlik en büyük cezaydı insana. Daha fazla üstelemedi. Arkasına döndü ve kapıya doğru ilerledi. Kapıyı ardından yavaşca kapatıp. Lavin'i hıçkırıklar eşliğinde gerçeklerle baş basa bıraktı.

 

Dışarıya çıktığında ona merakla bakan beş kişiyi görünce yutkundu. Gözleri sadece sevgilisi Eylül'e takılmıştı. Kimseye bir şey söylemeden sevgilisine ilerledi ve sarıldı. Koyu kumral saçlarından derin bir nefes çekti içine. Şükür etti Allah'a, böyle bir kadına aşık olduğu için minnettardı.

 

Eylül, Barış'ın bu haline şaşırdı ama tepki vermedi. Sevgilisinin ona ihtiyacı olduğu hisetti ve sarıldı sadece. Barış'ın yanağına bir öpücük kondurdu. Barış bir kez daha nefes aldığında Aras için duyduğu hüzünle genzi sızladı. Gözleri dolmuştu, ilk sevgilisine sonra Koray'a, Anıl'a, Ediz'e ve Rüya'ya baktı. Hepsi Barış'ın gözlerinden anlamıştı durumun ciddiyetini.

 

"Ne kadar kötü?" Anıl tereddütle sordu.

 

"Aras'ın yerdinde olsam sıkardım kafama." Barış titrek bir sesle söylemişti.

 

"Anlat." Koray'ın emriyle yutkundu Barış.

 

"Oturalım mı? Tansiyonum düşüyor benim." Hepsi kabul etti bu fikri.

 

Herkes gerçeği öğrendiğinde kanları donmuştu. Bu kaçıncı seviyr bir aptallıktı? Hepsi bunu Aras'a nasıl anlatacaklarını düşünüyordu. Adam son bir ayda hayatını altüstbhalde bulmuştu resmen. Koray hiraz araştırmıştı Aras'ı. En yüksek puanla mezun olmuştu okulundan, özel sektörde çalışıyordu, sosyal hayatı güzeldi, bir tane bile ciddi fotoğrafı yoktu. Buraya geldiklerinde bile gülümsüyordu. Hep gülümsüyordu. Aras KARAN'ın hayat neşesini ve gülümsemesini çalmışlardı.

 

Koray ayağa kalktığında bakışlar ona döndü. Karar vermişti, o anlatacaktı. Sevdiğini kayıp etmek nasıl bir duyguydu en iyi Koray bilirdi.

 

"Ben hallederim." diyerek arkasını döndü Koray. Diğerleri peşinden bakabildi sadece. Kimse dile getirmedi ama herkes bunu neden yaptığını biliyordu. Biray'ı unutamadığını, her gün yasını tuttuğunun farkındalardı. En çok da Ediz.

 

(6 Yıl önce)

 

Ediz sokakta boş boş yürüyordu. Üzerinde beyaz bir t-shirt ve deri ceketi vardı. Latında siyah bir pantalon, ayaklarında beyaz spor ayakkabıları vardı. Kıvırcık, kahve saçları omuzlarına değiyordu. Pek sevgili babasıyla yeni bir kavga etmiş ve sokağa atılmıştı, umursamıyordu. Alışıktı bu duruma.

 

"Biray! Biray uyan!" Duyduğu sesle olduğu yerde durdu Ediz. Ağlama sesi duyuyordu. Umursamazdı ama ilgisini çekmişti. Sesler sol tarafındaki depodan geliyordu. Bu depodan az önce biz düzüne adam çıktığına emindi Ediz. Çatık kaşlarla deponun kapısını açtı. İçeriye adım attığında yüzünü buruşturdu. Depo kan kokuyordu. Tehlike kokuyordu, Ediz'in en sevdiği koku.

 

Ediz ileriye doğru baktığında, tanımadığı bir adam gördü. Yerde yatan birine sarılıyordu. Anlamak zor degildi, adamın sevdiği biriydi ve ölmüştü. Ediz yavaş adımlarla adama doğru ilerledi. Adam kafasını kaldırıp Ediz'e baktı. Deli bakıyordu gözleri.

 

"Kimsin sen, kim gönderdi seni?" Yüksek sesle sormuştu adam, kollarındaki bedene daha sıkı sarıldı.

 

"Ediz ATICI ben, kimse göndermedi beni." Adam çatık kaşlarla baktı.

 

"Git burdan." Ediz tepkisizce başını yana eğdi. Cesede baktı, kadın cesediydi. Yüzü tanınmaz haldeydi. Adam, Ediz'in bakışlarını fark edince kadını göğsüne çekti. Ediz cebinden bir paket sigara ve bir tane çakmak çıkardı. Sigarayı dudaklarına götürüp yaktı. Bir nefes çekti içine ve sonra dışarıya üfledi.

 

"Öyle olmaz o, gömmek lazım." dedi Ediz tepkisiz bir ses tonuyla. Adam kaşlarını çattı.

 

"Gerekmez, nereden biliyorsun sen? Kaç kişi gömdün?" Duraksadı Ediz, tejrar sigarasından bir nefes aldı ve üfledi.

 

"Annemi gömdüm," Gözleriyle kadını işaret etti. Adam duyduğu cümleyle içi burkuldu.

 

"Bu kadın gibiydi. Yerde bu şekilde yatıyordu. Gerçi onda kan yoktu." Ediz alışmıştı anlatmaya. tepkisizdi artik bu konuya karşı, acımıyordu canı eskisi kadar.

 

"Anladım." Bunu diyebildi sadece adam. Dolu gözlerle kadına baktı. Biliyordu aslında yapması gerekeni ama yapamıyordu. Nasıl ayrılacaktı canından, nefesinden? Kendi kafasına sıkmalıydı şu an.

 

"Gömecek yer var mı?" Ediz kanla kaplı zemini umursamadan yere çöktü. Sigarasının dumanını üfledi. Yaoacak işi yoktu, yardım edebilirdi.

 

"Nasıl rahatsın bu kadar? Korkmuyor musun?" Adam kollarında kadını tutmaya devam ederken sordu.

 

"Ölüden değil, yaşayandan korkmak gerek ama ben korku duygusunu bilmiyorum." Kayıtsız tavrıyla konuştu Ediz. Korkmuyordu, hissetmiyordu. Hayat düzdü onun için, renkler yoktu. Amacı yoktu, sadece ölümü bekliyordu.

 

"Değişiksin." dedi adam. İçten içe minik bir hayranlık hisetti.

 

"Adın ne?" Umursamıyordu Ediz ama sormak zorundaymış gibi hisetmişti o an. Gerçi bu da umrunda değildi ama neyse.

 

"Koray, Koray Soyhan."

 

"Memnun olmam gerek kısım sanırım burası."

 

"Ben memnun olmadım şahsen Ediz."

 

(Günümüz/Gece'nin Anlatımı)

 

Ayaz ile birlikte oturma odasına girdiğimizde bütün gözler bize döndü. Daha doğrusu bana. Herkes buruk bir şekilde tebessüm etti. şu sıralar Gülümsemek ne unuttuğum için normal karşıladım. Eylül, Barış, Anıl, Rüya ve Ediz buradaydı Aras neredeydi, Yekta ve Aşkın neredeydi? Dedemi de göremiyordum.

 

Ayaz ile koltuktalara otufujtan sonra Ediz'e baktım. Düşünceli duruyordu.

 

"Ediz,, dedem ve diğerleri nerede?" ediz'in bakışları bana döndü, soluk mavi gözleri çökmüş gibiydi. Gözaltı torbaları son derece kötü duruyordu, uykusuzdu galiba.

 

"Ağabeyin Aras'ın yanına gitti. Yejta ve Aşkın yan odada. Deden ise bahçede." Başımi sallayarak anladığımı belirttim. Aklima bir isim daha geldi ama sormak için tereddüt ettim.

 

"Lavin nerede?" Sesim kısıktı. Ayaz'ın, elimi tutan, elinin kasıldığını hisettim. Ediz'in ifadesiz suratı bir saniyeliğine tiksintiye büründü ve sonra tekrar ifadesizliğine döndü.

 

"Üst katta." Başımla onayladım, daha fazla üstelememeyi tercih ettim. Başımı Ayaz'ın omzuna yasladım.

 

"Neler yaptınız bensiz?" Şakacı bir des tonuyla sordum. Bu ölü havası beni boğmuştu artık. Bu şakacı tavrıma kimse gülmedi ya da gülemedi.

 

"Seni aradık." Rüya söyledi bunu. Rüya'nın yeðil gözlerine baktım. Yorgundu, herkes gibi. Benim için çabalamıştı.

 

"Teşekkür ederim." Mahcup bir ses tonuyla söyledim.

 

"Ne için minik kuşum?" Soruyu Ayaz sormuştu. Başımı kaldırıp Ayaz'a baktım.

 

"Benim için bu kadar çabaladığınız için." Ayaz bu cümleme gülümsedi.

 

"Gece kusura bakma ama bu yavşak sevgilin iki gün uyudu vuruldum ayağına," Anıl'a döndüm. Bakışlarımız buluştuğunda işaret parmağıyla Ediz'i gösterdi.

 

"En çok bu adam çalıştı bacım! Dört gündür iki dakika uyumadı! Aras sürekli ilaç verdi uyumasın diye!" Anıl'ın dedikleri üzerine Ediz hızla ayağa kalktı.

 

"Uyumayı unuttum lan!" Ediz'in bu haline gülmeden duramamıştım. Ayaz geriye yaslanıp, Ediz'e dik dik baktı.

 

"Aras sana afrodizyak falan mı verdi? Hep hareketli ve normalden fazla tepkiselsin." Ediz, Ayaz'a son derece ölümcül bir bakış attı. İçerisi Barış ve Anıl'ın kahkahalarıyla dolmuştu, bu duruma ben de minik bir kahkaha attım.

 

"Performansı göstereyim istersen Ayaz." Kahkaham büyüdüğünde Ayaz bana baktı, elimle ağzımı kapatıp gülmeme bastırmaya çalıştım. Ayaz, eliyle elimi ağzından çekti ve bana hayranlıkla baktı.

 

"Bastırma, gül. Hep gül Gece." Kahkahalarım yerini minik tatlı bir tebessüme bıraktı. Ayaz hep böyleydi, hep güldürmek istemişti beni. Kendi yöntemiyle denemişti. İlk başta olmasa bile şu an sadece Ayaz'a gülmek istiyordum.

 

Ayaz çocuk gibi samnurtarak, kollarını göğsünde çaprazladı. Bu hali sevimli görünse bile şu an yumuşayamazdım.

 

"Kim evleniyor?" İçeriye ağabeyim ve Aras girdiğinde ve az kalsın tükürüğümde boğuluyordum. Öksürerek bakışlarımı kaçırdım.

 

"Ağabey ablam evlenecekmiş!" Yekta'nın ispiklemesiyle nefesim kesildi. Gözlerim ağabeyime kaydı. Ağabeyim anlamamış gibi mavi gözlerini birkaç kez kırpıştırdı.

 

"Anlamadım?" Ağabeyim algılayanamıştı. Zavallı ağabeyim neye uğradığını anlamamıştı. Gözleri boş boş bana bakıyordu. Açıklama bekliyordu ama ben nasıl anlatacaktım Hiç bir fıkrım yoktu

 

"Neyi anlamadın tam olarak Koray?" Ayaz ayağa kalkıp konuşmaya başladığında ben sinirden bayılacaktım.

 

"Ayaz, kardesim sus lütfen." Aras'ın yüzü korkuyla beyazlarken, ağabeyim hala sakin duruyordu. Bu kadar sakin olması beni korkutuyordu. Ayaz yanıma geldiğinde sıkıca elimi tuttu. Gözlerimi kapattım, şuan ağabeyimin Ayaz'ı vurma anı olmalıydı. Salak herif ağızını kapalı tutamamıştı! Adam sadece kaos seviyordu

 

"Ne zaman?" Ağabeyimin sakin sesiyle gözlerimi açtım. Hızlı bir şekilde Ayaz'a döndüm. Ölmemiş ve yaşıyordu! Gözlerim ağabeyime grri döndüğünde ağabeyim oldukça sakin duruyordu. Bakışlarında öfke yoktu, Üzerindeki beyaz polo yaka t-shirtin içinde kasları kasılmamıştı.

 

"Ne zaman uygunsak." Uygunsak? Bu uygunluk tam olarak kimi barındırıyordu? Ayaz'a baktım, bana bakmıyordu. Gözleri ağabeyime bakıyordu, saygıyla. Çünkü Ayaz böyleydi. Saygıya saygıyla, öfkeye öfkeyle, acıya acıyla ve sevgiye sevgiyle karşılık veriyordu. Bu özelliği en sevdiğim özelliğiydi.

 

"Bur ay sonra." Ağabeyime baktım. Ellerini, siyah eşofmanın ceplerine sokmuş rahatça duruyordu. Ayaz'ın bakışlarını üzerimde hissettiğimde bakışlarım ona döndü. Ela gözleriyle beni süzdükten sonra tekrar ağabeyime döndü. Elimi tutuşu sıkılaştı.

 

"Çok geç, biraz daha erkene çekebilir miyiz?" Soru ekimi kullanmıştı o? Emir kipi değil, soru eki kullanmıştı.

 

Ağabeyim başını salladı. Ellerinden birini cebinden çıkarıp, yeni uzayan sakallarını kaşıdı. Mavi gözleri bana baktı, beni bir kat süzdükten sonra gözlerimiz buluştu. Nazik ve şefkatle gülümsedi. Ardından tekrar Ayaz'a döndü.

 

"İki hafta sonra, uygun mudur?" İki hafta mı? Ben yeni götümün üzerine oturdum lan! Ayaz gözlerini bana çevirdi. Ela gözleri, benimkilere rahatlamış bir halde bakıyordu. Sanki var olma amacı buydu.

 

"Uygun mudur, minik kuş?" İçimde kontrol edemediğim bir heycan oluşmuştu. İçimde bir yerlerde minik bir kızın kahkahalarını duyuyordum. Oluşmasına engel olamadığım bir tebessüm yayıldı dudaklarıma.

 

"Uygundur deli kurt." Deli kurt, Ayaz'a en uygun lakaptı. Kurt, güç demekti benim için. Hayvanlar aleminde gözüme en samimi gelen hayvandı. Delilik ise Ayaz Kara demekti. Ayaz, yeni takma isminden hoşlanmış olacakki, tek kaşını kaldırmış ve sırıtarak bana bakıyordu.

 

"Ben anlamadım, Gece'yi verdik mi şimdi?" Barış'ın hayret dolu sesiyle bakışlar ona döndü. Herkesin suratında bir şoke ifadesi vardı. Bende şaşkındım bu duruma. Beş dakikada olmuştu herşey.

 

"Mahalle yanarken orospu saçını tararmış, derler ya. O orospu sensin Gece." dedi sol tarafımdaki melek. Galiba biraz haklılık payı vardı.

 

"Beş dakika içerisinde nasıl kız istediler, nasıl verdiler?" Anıl, Barış'ın sorularının devamını getirdi. Herkes şaşkınlıkla bir ağabeyime, birde Ayaz'a bakıyorlardı. Bu hallerine kıkırdamadan edemedim.

 

"Eee yaşıyor lan bu!" Bu sefer Rüya konuşmuştu. Ayaz'ın yaşamasına hayret ediyordu. Bu cümle yüzünden aklıma istemsizce Lavin gelmişti. Gözlerim farkettirmeden Aras'a kaydı. Yüzü acılı bir hal almıştı ama saklamaya çalışıyordu bilmediği şey ise gözleri acısını belli ediyordu.

 

"Kimse kimseyi almadı veya vermedi. Benim olan benimdi, resmileştirdik. Hepsi bu." Ayaz, belimi tutup beni kendine çektiğinde yanaklarımın kızarmasına engel olamamıştım.

 

Yekta'nın dolu gözlerle bana baktığını fark ettiğimde içimde bir sızı hissettim. Duygusal bir çocuktu, tanışalı bir ya da iki ay olmuştu. Bazı olaylardan ötürü zaman algımı tam anlamıyla yitirmiştim. Tanışalı çok olmamıştı fakat aramızda gerçek bir abla-kardeş ilişkisi kurmuştuk. Ayaz'ı yavaşça iterek Yekta'ya yürüdüm. Yekta gözlerini kaçırmıştı sanırım utanmıştı. Yiyeceğim ben bu çocuğu!

 

"İyi misin?" Yekta Sadece başını sallayarak beni geçiştirmeye çalıştı.

 

"Koçum ablanı çalmıyorum ya da rehin almıyorum. İstediğiniz zaman gelirsiniz.Biz de geliriz," Ayaz yumuşak bir sesle konuşuyordu, Yekta'ya durumu açıklamaya çalışıyordu. En iyi enişte!

 

"Zaten bir süre sizinle kalacağız." Ne? Ne demek lan? Ben evimde rahatça kocamla sevişemeyecek miydim?

 

"Gece, derdin bu mu harbiden?" İç sesim beni uyarınca kendime geldim. Ne diyordum lan ben?

 

"Alamazsın zaten ablamı." Yekta'nın sert tepkisi beni şaşırtmıştı. Ayaz yavaşça güldü, Yekta'ya karşı hep sabırlı olduğunu fark ettim. Bunu ağabeyim deseydin eminim kavga çıkardı.

 

"Yok oğlum, siz beni alıyorsunuz. Ablanın bir ailesi var ama benim ailem yok." Ayaz'ın bu sözleri içimi acıtmıştı. Yekta'ya baktım, yüzünde sıkıntılı bir ifade oluşmuştu. Ufak bir vicdan azabı çektiğini emindim.

 

"Sen de aileden oluyorsun. Hem sen 'Kan bağı olmadan da aile olabiliyoruz.' dememiş miydin?" Yekta'ya gülümseyerek baktım, gerçekten çok anlayışlı bir çocuktu. Ergenlikten ötürü bazı duygusal anları vardı ama halledecekti.

 

"Göt, ben neyim burada?" Aras, Ayaz'ın kafasına vurmuş azarlarken, ben ağabeyime odaklanmıştım. Bana duygusal bir şekilde bakıyordu, mavi gözlerinde adını koyamadığım bir şey vardı. Yavaş adımlarla yanında ilerledim.

 

"Ağabey." Fısıldamıştım, sesim kısık bir şekilde çıkmıştı. Ağabeyim bana baktı ve gülümsedi hızlı bir şekilde etrafa taradı gözleri. Muhtemelen kimsenin bize odaklanmadığından emin olmak istiyordu.

 

"Biraz uzaklaşalım mı buradan?" Ağabeyimin sorusunu başımla onayladım, ağabeyim kolunu omuzlarıma doladı ve beni odadan çıkardı. Bir süre sonra bir odaya girdik. Ağabeyime merak dolu gözlerle baktım.

 

"Bir sorun mu var? Neden buraya geldik?" Sorularıma gülümsedi, sağ tarafımızda duran yatağa oturmama işaret etti gözleriyle. Yatağa oturduğumda ağabeyim de yanıma oturdu.

 

"Bu evliliği istiyor musun yoksa bu deli seni zorluyor mu? Eğer öyleyse onu öldürebilirim, biliyorsun." Ağabeyimin paraniyasını duyduğum zaman kocaman bir kahkaha attım.

 

"Bak anlıyorum Ayaz'a güvenmiyorsun ama o değişti. Sevgiye sevgiyle, saygıya saygıyla karşılık veren biri, soyadı kadar kara değil ruhu." Ağabeyim tekrar gözlerime uzun uzun baktı ve başını anlayışla salladı.

 

"Şeytan tüyü var piçte sevdiriyor kendini." Ağabeyimin homurtusuna kıkırdadım, haklıydı. Ne kadar deli olursa olsun Ayaz Kara'yı sevmemek zordu. Ağabeyim tekrar gözlerime baktı ve derin bir nefes verdi, omuzları çöktü. Yine ne yanlıştı?

 

" Yine ne oldu ağabey?" bıkkın bir şekilde mırıldandım. Son birkaç aydır her şeyde bir bokluk çıkıyordu, hiçbir işim rast gitmiyordu ya da doğru olmuyordu. Gerçi bu Ayaz'ın beni kaçırmasından da kaynaklanıyor olabilirdi.

 

"Size sahte kimlik lazım şimdi." Kaşlarımı çattım, gerçekten sahte kimlik lazımdı. Ayaz'ı muhtemelen her yerde arıyorlardı. Bıkkınlık dolu bir nefes verdim.

 

" Ayaz'a lazım bana değil. Ben bir şey yapmadım neticede" Ağabeyim başını salladı. Konuşmak için dudaklarını aralığında bir çığlık sesi onu durdurdu.

Bölüm : 10.01.2026 15:38 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...