
Hepinize tekrardan merhaba! Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Evet, sizlerle beraber bir maceranın sonuna geldik. Bu son inanın bana benim için çok zor oldu. Her biri zaman içerisinde bir parçam olmuş. Finali yazarken çok duygusaldım. Elimden geldiğince ertlemeye çalıştım ama ne yazik ki bazı vedalar kaçınılmaz oluyormuş.
Bu yolda bana destek olduğunuz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ederim. Finali bu kadar geç yayınladığım için çok özür diliyorum canlarım. Finali geç yayınlamam biraz zor bir süreçten geçmemle alakalı oldu. Hepinizden özür diliyor, teşekkür ediyorum ve son defa Gecenin Ayazı'nı okumanız için iyi okumalar diliyorum.
(2 Hafta Sonra)
Lavin'in gitmesinin üzerinden tam olarak iki hafta geçmişti. Bu son iki hafta benim açımdan gayet sakin geçmişti. Ayaz ve ağabeyim tuhaf bir biçimde iyi geçiniyorlardı. İki hafya içinde hiç kavga etmemiş ya da birbirlerini öldürmeye kalkışmamışlardı. Hatta ağabeyim, Ayaz'ın kimlik işlerini halletmiş ve bizim için nikah memuru ayarlamıştı. İki gün sonrasına nikahım vardı. Bu durum, normal olarak, içimde minik bir yaratmıştı.
Yine hep birlikte oturma odasında koltuklara dağılmış bir şekilde oturuyorduk. Sol yanımda Ayaz, sağ yanımda Yekta vardı. Ayaz kolunu omzuma dolamış, başımı göğsüne yaslıyordum Sabir kalp atışları kulağıma çarpıyordu. Nefesi saçlarıma vuruyordu ve bu benim için huzur demekti. Huzur kavramını uzun zaman sonra ilk defa hisedebiliyordum.
"Gelinkik baktın mı Gece?" Eylül ve Rüya bu evlilik işine benden daha çok heycanlıydılar. İşlerle benden çok daha fazla ilgileniyorlardı. Eylüle bakıp, gülümsedim.
"Merkeze inmeyeli uzun zaman oldu. Alışveriş yapmaya pek vaktim yoktu zaten." Gerçekten merkeze inmeyeli beş ay civarı olmuştu. Zaten normalde de fazla alışveriş yapan biridi olmadığım için bu durumdan rahatsızlık duymamıştım.
"Ne demek gelinlik bakmadın Gece!" Rüya yerinden hızla fırlarken Anıl onu tutmaya çalışmıştı ama çok geçti. Rüya saniyeler içerisinde dibimdeydi. Hafifçe yutkundum ve tebessüm etmeye çalıştım.
"Gerek yok, aile içerisinde zaten." Bu dediğim sanırım Eylül'ü de çileden çıkarmıştı. Eylül de hızla yerinden fırlamış, Rüya ile birlikte öfkeyle Ayaz'a bakıyorlardı.
"Ne biçim sevgilisin sen, kıza gelinlik almadın mı aptal herif ?" Yavaşca doğrulmaya çalıştım ama Ayaz engel oldu.
"Karıma gelinlik alma fikrini sundum ama istemedi. Bende iyi bir koca olarak ağabeyine söyledim ce iyi yürrkli ağabeyi bu işi haletti." Ağabeyime mi söylemişti? Hızla kafamı Ayaz'ın göğsünden kaldırdım ve şoke içinde ona baktım. Ayaz ise kayıtsız bir tavırla bana bakıp göz kırpmakla yetinmişti.
"Ne yaptınız, nasıl yaptınız, neden zahmet ettiniz ?" Gözlerimi ağabeyime dikerek hızla soru sormaya başladım. Ağabeyim tekli koltuğa rahatça yerleşkiş ve sigarasından bir nefes çekmişti içine. Bana bakıp, tıpjı Ayaz gibi gülümsedi. Birlikte takılmalarına cidden son vermeleri lazımdı.
"Merak etme, ben her şeyi hallettim." İçimdeki minik heyecan artık kicamandı. Bayramlık alınmış çocuklar gibi hisediyordum.
"Gece ablam gelin olacak." Aşkın'ın hayranlık dolu sözlerini duyduğumda bakışlarım ona döndü. Narin yüz hatlarında bir hayranlık kıvılcımı vardı. İri, mavi gözleriyle bana bakıyordu. Aşkın'a bakıp, şefkatle gülümsedim.
"İleride sende gelin olursun. Çok büyüdüğün zaman." Aşkın masumca göz kırpıştırdığında içimin erimesine engel olamadım.
"Hayır, olmayacak." Ediz'in soğuk sesiyle ona ters bir bakış attım. Kollarını, bir çocuk misali, göğsünde çaprazlamış, somurtuyordu. Kıskanç bir ağabey olmak kolay değildi.
"Ben senin kadar güzel olamam ki." Aşkın'ın masum cümlesiyle içim tekrar erimişti. Aşkın'a baktığımda iri,mavi gözleriyle bana bakmaya devam ediyordu. Minik bir tebbesüm ettimm Yaşı on altıydı ama zihni oldukça gençti.
"Sen benden çok daha güzel olursun." Aşkın utangaç bir şekilde kıkırdadığında kızarmış yanaklarına sıkma isteğime engek olamamıştım.
"Damat kim olacak bakalım ?" Ayaz'ın, bilerek sorduğuna emin olduğum, sorusune Yekra hafifçe öksürmüştüm Cevabı bence herkes biliyordu ama amaç Ediz'i delirtmekti.
"Demir olacak!" Duraksadım. Yekta'nın ikinci isminin Demir olduğunu unutmuştum.
"Demir sana ölsün." Yekta'nın mırıldandığı romantik cümleyle dudaklarıma derin bir gülümseme yayıldı.
"Yekta Demir Soyhan, kardeşimdeb uzak dur yoksa ben deni hayattan uzak tutacağım!"
Yekta Demir Soyhan. Yekta'nın diğer adının Demir olduğunu tamamen unutmuştüm. Nasıl bir ablaydım ben? Kardeşimin adını unutmuştum resmen. Suçluluk duygusuyla gözlerimun dolduğunu hissettim. Şu sıralar fazlasıyla duygudaldımm Bu duygusallığımı düğün stresine yoruyordum.
"Gece, ağlıyor musun sen?" Barış'ın hayret dolu sesiyle burnumu çektim. Diğerlerinin merak dolu bakışlarını üzerimde hisetmeme rağmen umursamadım. Usukca tekrar Ayaz'ın yanına yerleştimm Gözlerimden akan boncuk gözyaşlarını görmezden gelmeye çakışarak yüzümü Ayaz'ın göğsüne gömdüm. Ayaz yatıştırıcı bir biçimde saçlarımı okşadığında dudaklarımdan hıçkırıklar firar etmeye başladılar.
"Güzelim?" Ayaz'ın merak dolu sesiyle daha şiddetli ağlamaya başladım. Oda sessizleşmiş, hıçkırıklarım odadaki tek ses olmuştu.
"Ayaz." Sesim duyguyla çatlarjen dahada ağladımm Hıçkırıklarım konuşmamı engelkiyordu. Akan burnumu içime çektim.
"Gece regli falan mısın ?" Rüya'nın tereddütlü sorusuyla sustum. Ben regl olmamıştım. Yaklaşık dokuz günle gecikmiştim. Korkuyla yüzümü, Ayaz'ın göğsünden, kaldırdım.
"Ben geciktim!" Sesim şaşkınlığım yüzünden fazla yüksek çıkmıştı. Bu noktada ağabeyim orlturduğu koltuktan hızla ayağa fırladım Heybetli vücudu, iki koca adımda yanımızda bitmişti. Mavi gözleri kocaman açılmıştı. Yüz hatları öfkeyle kasılmıştım Salon sessizliğe bürünürken, Ayaz hâlâ rahat durmaya devam ediyordu.
"Gece, lütfen bana yemeye falan geciktiğini söyle." Yüzümün utançtan kızardığını hisettim. Herkes bana bakıyordu. Olduğum yere iyice sindim.
Ayaz tek kolunu, omuzlarıma dolayarakbbeni kendine çekti. Napacağımı bilrmediğim için yüzümü Ayaz'ın göğsüne gòmdünm Kanın yanaklarıma hücum ettiğini hissettim, kalo atışlarım o kadar hızlanmaya başladı ki göğsümden fırlayacak sandığım o evredeydim.
"Kızın üzerine gitmeyi kes artık Koraym Çocuk varsa bizim çocuğumuz. Yumurtaya varamamış sperm değilsen karıma kızmayı kes." Ayaz'ın gür ve sert ses tobu etrafı doldururken yavaşca yutkundum. Paniklediğimi hissetmeyebhaşladım, birazdan buralar kızışıcaktı ve bu hiç iyi bir durum değildi
"Ben dayı mı olacağım şimdi?" Yekta'nın heycanlı sesini duyduğumda ona bakmak istedim ama yapamadın. Bunun yerine yüzümü daha çok sakladîm.
"Aynen öyle olacaksın aslanım. birilerinin aksine iyi bir dayı olacaksın. Gerçi ilk doktora ihtiyaç varm" Duyduğum son cümleyle hafifçe yüzümü kaldırıp, Aras'a baktım. Sadece benim değilz bütün bakışlar Aras'ın üzerindeydim Arasbbakışları fark etmiş olacakki kaşlarını çattıp, yüzünü buruşturdu.
"Lan her bokuda benden beklemeyin!" Aras'ın haklı isyanıyla iç çektim. Bakışlarımı tekrar Ayaz'a çevirdim.
"Doktor gerek." Kısık bir sesle mırıldandığımda Ayaz saçlarıma minik ama derin bir öpücük bıraktı. Başımı kaldırıpz hafifçe ona baktım. Gözlerinde korku yoktu. Hiç olmamıştı. Çünkü Ayaz Kara'nın ilk defa bir ailesi olacaktı.
"O zaman doktora gidiyoruz güzelim."
Birkaç saat sonra kendimi bir sedyede uzanırken buldum. Doktor karnıma jel sürmüş ve ultrason cihazının karnında gezdirirken önünde duran ekrana dikkatle bakıyordu. Sol yanımda duran Ayaz yine her zaman olduğu gibi elimi sıkıca tutuyordu.
"Ee sonuç nedir Hüseyin Bey?" Ağabeyimin huysuz homurtusı ile Doktor Hüseyin, bize dönerek gülümsedi. Kalbim o kadar heyecanla atmaya başlamıştı o kadar heyecanlıydım ki nefesimi tutmuştum. Ayaz'ın elini tutuşum belli belirsiz sıkılaşmıştı.
"Tebrik ederim, ikizlere hamilesiniz." Doktorun kurduğu cümle ile dudaklarım aralandı. İkiz mi? Duraksadım. Sadece başımı kaldırıp, Ayaz'a bakabildim. Ayaz da en az benim kadar hayret içindeydi gözlerimin dolmaya başladığını hissediyordum .
"Ayaz duydun mu, ailemize iki kişi daha geliyor." Ayaz kahverengi gözleriyle bana baktı, elleriyle saçlarıma dokunduğunda rahatladım.
"Duydum güzelim. Yuvaya yeni yavru kuşlar geliyor." Buruk bir şekilde gülümsedim. İki adet gözyaşım, mavi gözlerimi terk edip, şakaklarıma doğdu süzüldüler.
"Ben anne kuş mu oldum şimdi?" Ayaz hafifçe tebessüm edip, anlıma yumuşak bir öpücük kondurdu. Gözlerinin içi bile gülüyordu.
"Evet bir tanem, sen artık anne kuş oldun." Tekrar doktora döndüm.
"Çok teşekkürler." Doktor hafifçe gülümsedi ve ardından bana karnımı silmem için bir peçete uzattı. Peçeti alacağım esnada Ayaz kaptı ve karnımı temizlemeye başladı.
"Ben yapardı-" Ayaz ters bir bakış atarak cümlemi bitirmeme müsade etmedi.
"Şu andan itibaren yapamazsın, gebesin sen gebe!" Ayaz'ın bu haline gülmeden edemedim. Muhtemelen bu halleri dokuz ay boyunca devam edecekti.
"Tamam gebeyim gebe" diyerek kıkırdadım. Ayaz bu hallerimi her zaman olduğu gibi hayranlık dolu bakışlarla izlemeye devam etti.
"Ben de Ayaz'ı gebe bırakmadan eve geçelim artık." Ağabeyimin öfkeli sesiyle hafifçe irkildim. Ayaz irkildiğimi fark edince kaşlarını çattı. Muhtemelen sinirlenmeye başlamıştı.
"Sesinin tınısını kontrol etmeye başlasan çok iyi olur Koray." Ayaz'ın cümlesi ile yutkundum, bakışları artık sert ve korumacı bir hal almışken ağabeyime dönüktü. Ağabeyimin alnındaki damar belirginleşmiş mavi gözlerinden neredeyse ateş püskürüyordu.
"Kendimi şu an yeterince kontrol ediyorum. Kontrolümü sürdürmem için susmanı tavsiye ediyorum. Aksi halde o dilini alır götüne sokarım ve bir daha konuşamazsın." Duyduğum sert cümle ile yüzümü buruşturdum. hafifçe yattığım yerden doğruldum. Kıyafetimi aşağıya indirip, elimi karnımın üzerine koydum.
"Susar mısınız ? Bebişlerim bunlardan etkilenebilir." Çatık kaşlarıyla ilk ağabeyime sonra Ayaz'a baktım. İkisi de bana değil, birbirine bakıyorlardı. Onları görmezden gelme kararı alarak doktora döndüm. Doktor korku dolu bakışlarını Ayaz ve ağabeyimden bana çevirip hafifçe tebessüm etmeye çalıştı.
"Bir soru sorabilir miyim?" Kaç haftalık olduğunu merak ediyordum.
"Tabii."
"Bebekler kaç haftalık?" Doktor tekrar gülümsedi.
2 haftalıklar istemsizce tebessüm ettim elimle yavaşça karnımı okşadım kendimi tamamlanmış hissediyordum Artık benim de Bir ailem vardı ne kadarlık varmış Ağabeyimin şaşkınlık dolu bağırışına göz devirdim.
"İki haftalık efendim." Ağabeyim doktorun kurduğu cümle ile Ayaz'ın yakasını kavramıştı, artık bu hallerine alışmıştım. Doktor şoke içinde Ayaz ve ağabeyime bakarken ben oldukça rahattım.
"İt dalaşınıza evde devam edin Doktor Bey yeterince korktu zaten." sedyeden inip, ağabeyime yürüdüm. Doktora dönüp son kez gülümsedim
"Çok teşekkürler." Ağabeyimin yakasını tutup çıkışa doğru sürüklemeye başladım.
Birkaç saat sonra evde yatağımda Ayaz'ın m morarmış gözüyle ilgileniyordum. Ağabeyim sağ olsun hafifçe dokunmuştu. Ayaz ise bu duruma karşılık vermemişti. bu durum beni daha da korkutuyordu.
"Çok acıyor mu ?" Sesim hafif titrek çıkmıştı. Ayaz gözlerimin içine bakıp, sevgi ile gülümsedi ellerimi tutup, dudaklarına götürüp minik ama derin bir öpücük bıraktı.
"Acımıyor sevgilim. Sen dokunuyorsun ve yıldızlar bırakıyorsun ardından o zaman İyileşiyorum bir tanem." Ayaz'ın cümlesi ile dudaklarıma minik bir tebessüm yayıldı. Ruhuna dokunulduğunda gerçek kişiliği ortaya çıkabiliyordu. Özel biriydi. Hep öyleydi, sadece görmek zordu. Bazen duygularımız bazı şeyleri görmemizi engelleyebiliyordu.
" Sence isimlerin ne olsun ?" Sorduğum soruyla Ayaz'ın bakışları karnıma kaydı ve ardından tekrar bana baktı.
" Sen ne olsun istersin sevgilim ?"
"İlkay olsun birinin ismi. Diğerini de sen koy." Ayaz gülümsedi ve karnımı hafifçe dokundu. Parmakları o kadar yumuşak dokunuyordu ki karnıma. Sanki kırılacak bir porselenmişim gibi davranıyordu. Bu halleri oldukça hoşuma gidiyordu.
"Yıldız olsun," Ayaz yanığımı yavaşça avcunun içine aldı. dudaklarında derin bir gülümseme mevcuttu.
"Her yıldız bir yarabandı ise onlar da ruhumuza bir yarabandı olur." Ayaz'a bakarken duyduğum sözle içimin erimesini engel olamamıştım. Ayaz'ın avcunun içerisine minik bir öpücük bırakıp, yanağımı avucuna sürttüm.
"Ya erkek olursa o zaman ne olacak ?"
Ayaz hemen kaşlarını çattı.
"Kızımız olacak erkek çocuğu bakılmaz." Bu sefer de kaşlarını çatan ben olmuştum.
"Niye belki iki tane oğlumuz olacak. Ben belki erkek istiyorum."
"Köpek alalım onun yerine."
"Ya Ayaz !" Bu adam beni çıldırtacaktı. Ne demek oğlan yerine köpek tercih etmek!
"Yavrum erkek çocukları vahşi doğaya ait yaratıklar, bakamayız onlara." Ayaz'ın, yanağımdaki, elini hemen itip, kollarımı göğsümde çaprazladım.
"Bence seni vahşi doğaya bırakalım Ayaz!" Ayaz bu dediğime kocaman bir kahkaha attı. Şu durumda gülmesi sinirimi bozuyordu. Omzuna bir tokat indirip, çatık kaşlarla ona baktım.
"Neye gülüyorsun be !" Ayaz vurmamdan etkilenmemiş olacak ki kahkahası büyüdü. Bu hali beni oldukça kızdırıyordu.
"Ayaz Kes sesini artık!" Öfkeden kızarmaya başlamıştım. Somates gibi olduğumu düşünüyordum. Kırmızı kırmızı, iri iri. Aniden gelen bu domates yemeği isteğimi bastırmaya çalıştım.
"Ayaz ?" Sesim kısık ve titrek çıkmıştı. Neden olduğunu bilmiyordum ama kendime birden bir bebek gibi hissetmiştim. Ayaz sonunda gülmeyi kesmiş, bana bakıyordu.
"Efendim sevgilim?" Ayaz'a doğru bakmaya devam ettim.
"Benim canım domates istiyor." Sesim yine titrek çıkmıştı. Ayaz bu halime tebessüm etti.
"O zaman sen burada kal ben gidip, sana domates getireyim." Ayaz'ın teklifini hızla onayladım. Ayaz yanımdan kalkıp, mutfağa ilerlerken yatakta oturma pozisyonundaydım.
Birkaç dakika sonra kucağımda domates dolu bir tabakla deli gibi domates yiyen bir durumdaydım. Domatesi yemekten çok işkence ediyor gibiydim. Aç bir kurdum vahşi bir şekilde et yemesine benziyordum şu an.
"Yavrum yavaş boğulacaksın." Ayaz'ın hafif endişeli sesiyle bakışlarını ona çevirdim. Ağzından arkamda domates sularını görmezden gelmeye çalıştım.
"Bir şey olmaz bana sus sen." Ayaz hiç itiraz etmeden başıyla onayladı, ağzına hayali bir fermuar çekip sustuğunu belirtti. Ben de yemeğimi odaklandım.
"İki gün sonra düğün var yenge ona göre ya istersen." Aras'ın sesini duyduğumda önümdeki kapıya baktım. Domateslerimi ve bana hayret içinde bakıyordu. Mavi gözlerindeki şaşkınlık her halinden belli oluyordu.
"Aras kendi iyiliğin için sus kardeşim." Ayaz benim yerime arası sadece sakince uyarmıştı,doğru olanı yapmıştı. Aferin aşkıma.
(İki Gün Sonra)
Zaman o kadar hızlı geçiyorduki, insan algılayamıyordu. Daha iki gün önce domates yiyordum ama şuan zarif elbisemin içinde damadı bekliyordum. Üzerimde lacivert renk, tül, üzerinde hafif beyaz noktalar olan bir elbise, altımda beyaz topuklu ayakkabılarım vardı. Yeterince güzel olduğumdan emin değilim.
"Gece, gel buraya rujunu süreceğiz!" Arkamdan bana seslenen Eylül'e döndüm. Sabahtan beri Rüya ile birlikte benimle ilgileniyorlardı. Benden daha çok heyecanlı duruyorlardı. Eylül, üzerine kırmızı renk, yırtmaçlı, dizüstü bir elbise, altına ise siyah topuklu ayakkabı giymişti. Rüya ise saten, mavi dizüstü bir elbise ve altına beyaz topuklu ayakkabı giymişti. İkisi de çok güzel görünüyordu.
"Geliyorum!" Elbisemin eteğini iki yanından tutup, beni bekleyen Eylül ve Rüya'ya doğru ilerledim. İlk defa topuklu giymeme rağmen oldukça iyi yürüyordum.
"Gel otur şöyle." Rüya oturmam için sandalye çekerken tatlı bir tebessümde teşekkür ettim.
" Ayaz Bey nerelerdeler acaba?" Rüya rujumu sürerken Eylül kınayarak Ayaz'ı soruyordu.
"birazdan burada olacağını eminim."
Düğünde az kişi olduğundan salon tutmak istememiş, ağabeyimin evinin önünde olmasını tercih etmiştim. Gerçi ağebeyimin buna izin vermesine şaşırmıştım. Kendisini iki gündür görmemiştim. İki gündür evin içinde bile ona rastlamamıştım. Bana hâlâ kızgın olduğunu tahmin ediyordum.
"Kızlar, bize biraz müsade edebilir misiniz?" Ağabeyimin sesiyle derin düşüncelerimden sıyrıldım. Yavaşca olduğum yerde doğrulurken kızlar çoktan odadan çıkmıştı. Bakışlarım ağabeyime döndüğünde yavaşca ağabeyimi süzdüm. Siyah takım elbisesinin içine beyaz gömlek, altına siyah pantalon giymişti. Siyah saçlarını özenle taramıştı. Gözlerinde artık yorgunluk yoktu.
"Ağabey ?" Hafifçe mırıldanıp, ayağa kalktım. Ağabeyime doğru iki minik adım attım. Ağabeyimin gözleri bana şefkatle bakarken azıcık dolmuştu.
"Seni en son gördüğümde küçücüktün ve üzerinde mavi renk t-shirt ile altında kalpli taytın vardı," Yavaş hareketlerle yanağıma dokunduğunda genzim sızlamaya başlamıştı. Zorlukla yutkunup, minik bir tebessümle ağabeyime bakmaya devam ettim.
"Şimdi ise üstünde gelinlik var." Gözyaşlarımdan bir kaçı yanağımdan akmaya başladığında dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Ağabey." Titrek bir şekilde mırıldandım. Genzime bir yumru oturmuştu. Görüşüm hafifçe bulanıklaşmaya baðlamıştı. Hamileliğin de verdiği etkiyle birlikte çok daha duygusaldım.
"Özür dilerim. Çocukluğunu, gençliğini, hayallerini, her şeyini kaçırdığım için özür dilerim." Ağabeyimin cümlesi kalbimde çok büyük bir acı meydana gelmişti. Kendimi daha fazla tutamayarak kollarımı ağabeyimin boynuna sıkıca doladımm Hıçkırıklarim kontrolsüz bir biçimde dudaklarımdan kaçıp gitti.
"Ağabey." Hıçkırıklarım yüzünden konuşmakta zorlanıyordum. Ağabeyim kollarını belime dolayıp, yüzünü saçlarıma gömdü.
"Şşhh, sorun değil." Burnumu çektim, nefeslerimi düzenlemeye çalıştım.
"Artık gelini alabilir miyim?" Ayaz'ın sesini duyunca başımı ağabeyimin biynundan kaldırıp, ona baktım. Kahverengi saçları özenle geriye doğru taranmış, sakalları kesilmiştim Yüz hatları son derece keskin duruyordu. Üzerinde olan beyaz damatlık ona tam oturmuş, vücut hatlarını çok iyi şekilde belirginleşmesini sağlamıştı. Alçak herif! Çok yakışıklı olmuştu.
"Ayaz." Dudaklarım benden habersiz aralanmış ve kalbimin sahibi olan adamın adını fısıldamıştım.
Ağabeyim homurdanarak beni bırakıp, geriye doğru çekildi. Ayaz ile aramda birkaç adımdan başka bir şey yoktu. Her şey bitmişti. Zorlukları aşmış ve yeni bir sayfa açmıştık.
"Minik kuşum ?" Ayaz'ın dudaklsrından dökülen kelimelerle içimin eridiğini hisettim. Kahve gözleri mutluluğunu belirtiyordu. Olabilen en güzel, en mükemmel haliyle karsımdaydı. Benimde artık, bende onundum.
"Sevgilim." Ayaz'a doğru bir adım atarken yumuðak bir biçimde fısıldadım. Aynı şekilde Ayaz'da bana doğru bir adım attı.
"Hazır mısın aşkım?" Ayaz'ın sorusuna gülümsedim. Ellerimin tersiyle yanaklarımı silip, Ayaz'a doğru bir adım daha attım.
"Her zaman."
(Dört Ay Sonra)
Ayaz ile evleneli dört ay olmuştu. Ayaz, ağabeyime ait olan otelde çalışmaya başlamıştım. Kendi evimize çıkmıştık. Hamileliğimdeb ötürü okuluma açıktan devam etmeye başlamıştım. Ayaz'ın bana olan tavrı asla değişmemişti. Hâlâ bana jarşı nazik ve kırılganmışım gibi davranıyordu. Değişeceğini düşünmüyordum. Bana hep olduğu hibi davranmaya devam edeceğine emindim. Karnım artık daha şişkin durmaya başlamıştı. Ayaz'ın istediği gibi bebeklerimizin ikisininde cinsiyeti kızdı. Birinin adı İlkay, diğerinin adı Yıldız olacaktı. Hayatımda kendimi daha fazla tamamnlamış hissetmemiştim.
Hepimiz mutluyduk. Hiçbir aksilik olmamıştı. Aras hariç herkes hayatına devam etmişti. Aras ise hâlâ Lavin'in yasını tutuyordu. Belli etmemeyr çalışsa bile Lavin'e karşı duyduğu özlem gözaltlarından belli oluyordu. Birkaç aydır bizimle kalıyordu. Geceleri bir çok kez ağladığını işitmiştim. Bu hali beni oldukça üzüyordu. En çok ağabeyimle muhattap oluyordu. İşine dönmüştü. Kendini bir şeylerle meşgul etmeye çalıştığının farkındaydım.
Hep beraber ağabeyimin evinin bahçesinde toplanmıştık. Bugün 14 Mayıs, yani Yekta'nın doğum günüydü. Ona süpriz bir doğum günü yapmak istemiştim. Daha önce on altı doğum gününü kaçırmıştım. Artık kaçırmayacaktım.
"Pastamız geldi!" Bahçeye giren Rüya ve Eylül'e baktım. Rüya beyaz, dizüstü bir elbise giymiş, kızıl saçlarını iki yandan tatlı duran at kuyruğu yapmıştı. Eylül ise pemble bir bluz ve altına mavi ispanyol paça pantalon giymişti, kumral saçlarını ise dağınık tutmayı tercih etmişti.
"Konfetileride aldınız mı?" Heycanla konuştum. İleriyr doğru hızlı adımlar atarak Eylül'ün elinden pastayı hızla alıp, masaya doğru ilerledim.
"Aldık merak etme." Rüya kıkırdıyarak konuştuğunda bende hafifçe kıkırdadım. Pastayı kutunun içinden çıkarıp, tabağa yerleştirdim. Pastanın üzerinde topluca çekindiğimiz bir fotoğraf vardı.
"Gece, sen yine mi iş yapıyorsun güzelim?" Ayaz'ın azarlayan ses tonunu durduğumda dudak büzüp, yanımda biten Ayaz'a baktım. Kahverengi saçları uzamıştı, vücudu dahada gelişmişti. Şuan üzerinde olan siyah gömlek bunun kanıtlıyordu.
"Her şey mükemmel olsun istiyorum, hepsi bu." Ayaz göz devirerek kollarını belime dolayıp, beni kendine çekti.
"Sen burdasın ve bu zaten her şeyi mükemmel kılıyor." Ayaz'ın romantik cümlesiyle dudaklarıma bir gülümseme yayıldı. Ayaz'ın dudaklarına minik bir buse kondurdum.
"Şaraplarda hazır!" Duyduğum cümleyle arkama hızla döndüm. Aras, ellerindeki şarapları masanın üzerine yerleştiriyordu. Hemen Ayaz'dan ayrılıp, masaya döndüm.
"Meyve suları nerede Aras?" Aras'a çatık kaşlarla bakarken konuştum. Aras donuk gözlerle bana bakıp, gülümsedi.
"Burada yenge." Aras, masanin diğer ucunu işaret ettiğinde oraya baktım. Üç kutu şeftalili meyve suyu vardı. Rahat bir iç çektim. Tekrar Aras'a bakıp, başımı salladım.
"Tamamdır." Aras yine tebessüm edip sandalyelerden birine oturdu.
Masaya son bir kez göz attığımda eksik var mı diye kontrol ettim. Tek eksik bardaklardı.
"Ben bardak alayım hemen geliyorum!" Ayaz bir şey demek için dudaklarını araladı ama ona fırsat vermeden arkamı dönüp, hızla eve doğru ilerledim.
Eve girdiğimde hızla mutfağa ilerledim. Bir kaç bardak aldığımda kapı çaldı. Kaşlarımı çatıp kapıya doğru baktım. Yekta'nın gelmesinde daha vakit vardı. Aşkın ile birlikte sinemaya gitmişlerdi. Gelmelerine nerden baksam bir saat vardı. Hızlı adımlarla kapıya doğru ilerlediğimde burnumu bir koku doldurdu. Koku ciğerlerimin yanmasına neden olmuştu.
"Kim o?" Kapı deliğine baktığımda Aşkın'ı gördüm. Gözleri doluydu. Üstü hırpalanmıştı. Ne olmuştu ona? Hızla kapıyı açtım. Açtığımda gördüğüm manzarayla nefesim kesildi.
"Süpriz!" Karşımda Lavin duruyordu. Elleri kanlıydı. Yüzünde delirmiş bir ifade vardı. Aşkın'a baktığımda gördüğüm şeyle kocaman bir çığlık attım. Aşkın, elinde Yekta'nın bedensiz kafası duruyordu. Nefes alamıyordum. Nefesim kesilmişti. Geriye doğru bir kaç adım atıp, yere düştüm. Ellerim içgüdüsel olarak karnıma dolandı. Yerde geriye doğru sürünürken Lavin üzerime doğru yürümeye başlamıştı.
"Ne oldu Gececiğim? Beni gördüğüne sevinmedin mi?" Çığlık atmaya çalıştım ama sesim beni terk etmiş gibiydi.
"Gece abla." Aşkın'ın titrek sesini duyduğumda kendime geldim. Yerden kalkmaya çalıştım ama yapamadım.
"Aşkın kaç!" Nihayet çığlık atmayı başarabilmiştim. Aşkın son hızla koşarken Lavin dişlerini gıcırdattı. Yere eğilip, saçlarımdan tutarak başımı geriye çekti. Ağzımdan minik bir inilti kaçmıştı. Dişlerimi dudaklarıma bastırarak çığlık atmamı engellemeye çabaladım.
"Bu iş böyle bitmeyecek Gece. Seni mahvedeceğim. Benim bir ailem yoksa seninde olamaz!" Lavin sıktığı dişlerinin ardınsan konuşurken nefeslerimi kontrol etmeye çalıştım. Korku bedenimi ele geçirmeye başlamıştı.
Lavin saçlarımı bırakıp beni ittiğinde dudaklarımdan keskin bir soluk kaçtı. Yerden kalkmaya çalıştığımda uzun, siyah elbisem engel oluyordu. Siyah saçlarım boynuma dolanıyordu. Nefes almamı zorlaştırıyordu. Boğuluyormuş gibiydim.
"Buraya yakacağım. Sende içinde geberip gideceksin." Gözlerim kocaman açıldı. Lavin elindeki çakmağı zemine attığında dudaklarımdan kocaman bir çığlık firar etti.
"AYAZ !" Çığlığım duvarlarda yankılanıyordu. Gözyaşlarım kontrolsüzce akmaya devam etti. Kapıya doğru koşmaya çalıştım ama Lavin beni sertçe yere doğru itti.
"İyi uykular Gece." Lavin evden çıkıp, kapıyı ardından kapattı. Yangın hızla etrafa yayılırken çığlık atmaya devam ettim.
"AYAZ! AYAZ YARDIM ET!"
(Yazar Anlatımı)
Aşkın kanlı elleriyle koşarak bahçeye girdiğinde tüm bakışlar ona dönmüştü. Ediz, kardeşinin bu halini görünce beynine kan sıçramış gibi hissetmişti. Herkes koşarak Aşkın'ın yanına geldiğinde hel bir ağızdan sorular yağdırmaya başlamışlardı.
"Demir! Demir yok! Demir gitti ağabey! Demir melek oldu ağabey!" Koray, Aşkın'ın hıçkırıklı cümleleriyle dondu. Küçük kızın cümleleriyle nefesi boğazında düğümlenmişti. Geriye doğru birkaç adım attığında duyduğu çığlık sesiyle herkes olduğu yerde durdu.
"Gece." Ayaz'ın dudaklarının arasından çıkan isimle herkes eve doğru baktı. Kapının tam önünde herkesin tanıdığı o yüz vardı. Lavin.
"Lavin." Aras'ın dudaklarından aylardır kullanmadığı o isim sonunda dökülmüştü. Hızlı adımlarla kapıya doğru ilerlemeye başlamıştı.
"GECE!" Ayaz'ın ağzından acı bir feryat dökülmüştü. Ayaz eve doğru koşmaya başlamıştı. Yanan ev içerisinde Üç can birden vardı. Ayaz Kara'nın tek ailesi o evin içindeydi.
"GECE !" Koray'da Ayaz gibi eve doğru koşmaya başlamıştı. Ne yapacağını bilemiyordu. Bütün ailesi gözlerinin önünde yok oluyordu.
"Lavin ne oluyor?" Aras korku dolu sesle sorduğunda karsısında duran deli kadın sadece gülümsemişti.
"Benim bir ailem olmasına izin vermediniz. Sizce ben sizinin bir aileniz olmasına izin verir miyim sanıyorsunuz?" Lavin'in kurduğu cümleyle Aras kaşlarını çattı. Aile kavramı Lavin için neydi? Bunca zamandır ona bir aile olamamış mıydı?
"AYAZ! AYAZ YARDIM ET!" Gece'nin çığlıkları yanan ateşin'in sesinden zar zor duyuluyordu. Ayaz çaresizce kapıya bakıyordu. Düşünüyordu.
"Koray bir şey yap!" Ayaz çaresizce bağrıp, bir çözüm yolu arıyordu. Etrafına bakınıyordu.
"Geliyorum sevgilim!" Ayaz daha fazla dayanamayarak yanan kapıya bir tekme atıp, içeriye daldı. Canının yanmasını umursamadı. Canı zaten o yangının içindeydi.
"Ayaz!" Ayaz, Gece'nin sesini duyduğunda o tarafa döndü. Karısı yerdeydi. Yüzü is olmuştu. Ayaz hızla yerde yatan Gece'nin yanına geçip, Gece'yi kucağına aldı.
"Ayaz! Ayaz yardım et! Ayaz!"
"Burdayım, burdayım! Korkma! Korkma izin vermem!" Ayaz korkusunu belli etmeden Gece'yi sakinleştirmeye çalıştırıyordu. İlk defa bu kadar korktuğunu hissetmişti. Kendi için değilz ailesi için korkuyordu. Onlara bir şey olmasından korkuyordu.
Ayaz, kucağında Gece ile hızla kapıya ilerledi. Kapı çökmeye başlamıştı. Kapıdan geçmeleri zordu ama tek seçenek bu gibi duruyordu. Duman kokusu evi tamamen eve geçirmişti. Gece'nin öksürükleri artmaya başlamıştı. Bu durum Ayaz için korktucuydu.
"Gece şimdi seni yere bırakacağım, hızlıca kapıdan çıkacaksın tamam mı? Çok hızlı olmanı istiyorum Gece." Gece, Ayaz'a baktı.
"Tamam." Gece onaylayınca Ayaz, Gece'yi yere bıraktı. Kapının ağzından Gece'yi kontrol ediyordu.
Gece, bir eli karnındayken, Ayaz'ın dediği gibi hızla kapıdan dışarıya çıkmıştı. Dışarıya çıktığında onu ağabeyi Koray yakalamıştı.
"Gece iyi misin? Gece duyuyor musun beni?" Koray, kardeşinin iyi olduğundan emin olmak için ona sorular soruyordu ama Gece bunlari duyamıyordu. O an tek bakabildiği yer kapı ağzıydı. Kapıdan geride kalan Ayaz'a odaklanmıştı.
Ayaz tam geçeceği esnada üzerine yanan bir odaun parçası düştü. Üzerindeki parça yüzünden sırtının yandığını imhisedebiliyordu. Çığlık atmak istiyordu ama yapamazdı. Gece korkardı.
"AYAZ!" Gece'nin dudaklarından dökülen acı dolu feryat aslında herşeyin özetiydi. Bu sonun başlangacıydı.
"GECE SENİ SEVİYORUM! SENİN İÇİN ÖLMEK BANA BİR ÖDÜL! BENİM İÇİN YAŞA! KIZLARIMIZA İYİ BAK! SENİ ÇOK SEVİYORUM!" Bunlar Ayaz Kara'nın son cümleleriydi. Ayaz, kafasında düşen yanan odun parçasıyla nefesini kaybetti.
"AYAZ! AYAZ SENİ SEVİYORUM! AYAZ BENİ BIRAKMA! AYAZ BIRAKMA BENİ!" Gece'nin acı dolu çığlıkları artık sadece yanan bir eve dönüktü.
"AYAZ! KARDEŞİM!" Aras'ın çığlıkları bahçede yankılanıyordu. İçi yanıyordu. Kardeşi yanıyordu. Bütün her şeyini kaybetmişti. Aras Karan artık kimsesizdi.
"SU GETİRİN BARIŞ! SU GETİRİN!" Ediz, yanan eve doğru koşmuş ve Ayaz'ı kurtarmaya çalışıyordu fakat burnuna yanık et kokusu gelince gözlerinin dolmasına engel olamamıştı.
Gece, bacaklarında ıslaklık hissettiğinde kalbinin durduğunu hisetti. Korkarak bacaklarına baktığında kanaması olduğunu fark etti.
"Bebeklerim..." Gece'nin dudaklarından korku dolu bir fısıltı çıkmıştı.
"Gece ne oldu?!" Korku dolu çığlıklar geliyordu kulaklarına ama ayırt edemiyordu artık. Bir uğultu aldı yerini. Gözünün önü karardı ve kendini bir boşluğa bıraktı. Nefesi Gece'yi ve bebeklerini terk etti. O akşam kocaman bir ailenin yok olma günüydü. Her şey bir hız treni gibiydi. En tepeden aşağıya hızlı bir düşüş olmuştu. Bir daha yukarıya çıkmamak üzere bu hikaye son bulmuştu.
Ayaz ve Gece'nin ruhu artık sonsuza dek özgürdü. İkisininde ruhu gecenin ayazında süzülüp, başka bir hayatta buluşmak üzere bu dünyaya veda etmişti.
________________________________________
Evet, tekrar soruyorum nasılsınız? Umarım iyisinizdir (Yüzsüzlük). Umarım final bölümünü beğenmişsinizdir. Uzun bir bölüm olduğunu biliyorum. Uzun bir süredir bu bölüm üzerine çalıştım. Bu bölümü yazarken yardım aldığım bir arkadaşım var burdan ona çok teşekkür ederim. Özellikle final kısmında en çok o fikir verdi. Elif Gökçe adlı sınıf arkadaşıma vurdan teşekkürlerimi yolluyorum.
Hepinizi çok seviyorum canlarım. Bu yolda bana destek olduğunuz için her birinize minnettarım. Ayaz, Gece, Koray, Yekta, Aşkın, Ediz, Barış, Anıl, Rüya, Eylül ve hatta Lavin'in bile bu yolda yanında olduğunuz için onlar adınada sizlere teşekkür ederim. Bu bir son değil. Bu Ayaz ve Gece'nin kendi başlangıçları.
Aslına bakarsanız aklımda özel bölüm fikirleri var. İki adet özel bölüm yayınlamayı düşünüyorum. Bu özel bölümleri ne zaman yayınlarım bilmiyorum. Belki bir yıl sonra, belki altı ay sonra. Bunun bir garantisini veremem. Özel bölümü atmadan önce size muhakkak haber ederim.
Her birinize tekrar teşekkür ediyorum. Başka kurgularda buluşmak üzere ve Gecenin Ayazın'dan son kez size veda ediyorum. Sevgiyle kalın, dikkatle kalın hoşça kalın!
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 3.55k Okunma |
210 Oy |
0 Takip |
29 Bölümlü Kitap |