


bazı şeyler hissedilir görünmez ama vardır
-sq-
Oda karanlıktı Sadece perdenin arasından süzülen soluk ay ışığı... yatağın üzerine ince bir çizgi gibi düşüyordu Her şey sakindi.
Afet derin uyuyordu.Nefesi düzensizdi ama yorgun bir huzur vardı üzerinde.
Sanki günlerdir ilk defa gerçekten bırakmıştı kendini Draco ise... yanında uzanıyordu Kolunun biri hâlâ Afet'in etrafındaydı.
Refleks gibi bilinçaltı gibi Koruma gibi O an...
Kapı. Çok yavaş. Neredeyse ses çıkarmadan aralandı.
İçeri bir gölge süzüldü. Emily Leyla.
Adımlarını sayar gibi, temkinli ilerledi.
Sanki odanın içindeki havayı bile rahatsız etmekten çekiniyordu.
Bakışları yatağa kaydı.
Ve... durdu.
Afet'e baktı önce.
Yüzündeki yorgunluğu gördü.
Solgunluğunu. Ama aynı zamanda... o garip huzuru.
Sonra Draco'ya baktı.
Onun duruşuna. Afet'i sarmalayan koluna.
Sanki biri yaklaşsa... uykusunda bile fark edecekmiş gibi olan o haline.
Leyla'nın içinde bir şey kıpırdadı.
"Bu kadar acıdan sonra... insan böyle uyuyabilir mi?" diyeiçinden geçirdi afetin gücüne duruşuna hayrandı çocukluğundan beri afeti tevizyonda izler onungibi olmanın hayalini kurardı Bir adım daha yaklaştı Yatağın kenarına bırakılmış tepsiye uzandı Hareketleri hâlâ sessizdi Ama O an...
Draco'nun gözleri kapalıydı Ama zihni... uyanıktı.
Kapının açıldığı anı duymuştu Adımları saymıştı Nefes ritmini bile analiz etmişti Asker içgüdüsü Ama kıpırdamadı Sadece... bekledi Leyla tepsiyi aldı.
Bir an daha durdu Afet'e son bir kez baktı Sonra çok hafif bir sesle fısıldadı.
"İyi ki geldin..."
Ve geri döndü Kapı yavaşça kapandı.
Sessizlik geri geldi Bir saniye İki saniye.
Ve sonra... Draco'nun gözleri açıldı.
Yavaşça Keskin,Uyanık,Soğukkanlı Tavana baktı bir an.
Sonra başını çevirdi Afet Hâlâ uyuyorduHiçbir şeyden habersiz.
Draco'nun bakışları yumuşadı Elini çok hafif hareket ettirdi Onun saçının bir tutamını parmaklarının arasına aldı.
"Güvendesin..."diye fısıldadı, neredeyse duyulmayacak kadar.
Sonra dikkatlice kolunu çekti. afet normalde bu kadar derin uykuya dalmazdı tıpkı draco gibi... bir şey olsa biri hareket etse konuşsa biri gelse mutlaka farkederdi
ama afet okadar yorgunduki hem bedeni hem de zihni...
bol bol dinlenmye ihitiyacı vardı afet ve draco ruh olarakgüç olarak belkide en çok benzedikleri hayvan ejderhaydı...
öfkeleri sevgileri hisleri ruhları koruma duygusu güven duygusu ve iç güdüleri
afet şuanda kelimenin tam anlamıyla yuvasıbda dinlenen uykıya çekilen bir ejderhaydı o dönemindeki felâket devrinin kraliçesiydi
ve afetin içinde bir çok hayvan vardı aslında...
bu birçok kişilik demekti afettin okadar çok maskesi ve kişiliği vardı ve onları çocukluğundan beri harika işledi her insana her güne her duruma ayrı bir kişiliğe bütünüyor ayrı maske takıyordu bukalemun gibi ortama göre renk değiştiriyordu masuma masum kötüye kötü zekiye zeki aptala aptal öyle ki onu gerçekten tanımak neredeyse imkansızdı
bu dünyada afeti gerçekten tanıyan sadece iki isim vardı...
bir draco elserin valerion ve alp aksoy ...
bu iki kişi afeti gerçekten en çok tanıyan insandı ama...
onlar bile tam olarak tanıyamıyordu bir inasanı gerçekten tanımak için onun düşmanınız olması gerekir...
ve bu dünyada bu felâket devrinde aklı başında olan bir insan afetin düşmanı olamazdı
çünkü onun eski düşmanları ve kurbanlarının hikayeleri...
insanları adeta korkuya boğuyordu öyleki insanlar afet ismi geçtiğinde hemen ordan kaçıyor ona saygıda kusur edemiyordu
çünkü afete ihanet eden kuyusu kazan saygıda kusur eden insanlar bir daha asla eskisi gibi olamıyordu ölmek için yalvarıyor ama ölemiyorlardı
afet onları yaşarken hem kendilerinş hemde hayatlarını zehirliyordu...
draco afeti uyurken izliyordu saçlarını okşadı afeti belkide en maskesiz gören savunmasız gören gerçek afeti gören insan dracoydu çünkü onu gerçkten seven ve düşünen bir insandı ve onu anlayan ve onu gibi olan
bu afet içinde geçerliydi
draco afetin kendisi gibi olduğunu anlamıştı ve bu yönüne aşık olmuştu draco afetin karanlığını seviyordu manipülasyonu çok iyi yapmasını cesaretini yarışmasını gücünü öldürmesinş ve yaşatmasını seviyordu ama aynı zamanda masumluğunu da seviyordu afet ondan bir şey istediğinde mutluluktan havalara uçuyordu
hayatını sadece afete adayabilir onun istekleri için geçirebilirdi yılkar önceasker olduğunda özel künyesine kazıdığı kurallarından birini çiğdenişti asla sevme demişti ...
ama sevmişti...
yinede herşeye rağmen draconun afetin ne kadar ileri gidebildiğini görünce
hem dahada aşık olucak etkilenicek hemde içinde korku oluşucaktı...
draco afetin anlına bir öpücük bıraktı ardından Yatağı rahatsız etmeden doğruldu Ayağa kalktı Bir an durdu Geri dönüp ona baktı
Sanki... gitmek istemiyordu Ama gitti Kapıyı sessizce açtı.
Ve odadan çıktı Kapı kapandığında...
odada sadece Afet'in nefesi kaldı. Ve dışarıda...
başka bir hikâye başlamak üzereydi.
Kapı kapandığı anda...
koridorun serinliği Draco'nun yüzüne çarptı.Bir an durdu.
Gözleri karanlığa alıştı. Sonra yürümeye başladı.
Adımları sessizdi. Ama zihni... hiç olmadığı kadar gürültülüydü.
Merdivenlere geldiğinde... aşağıdan gelen loş ışık dikkatini çekti.
Durmadı İndi Her basamakta... içeride bıraktığı o huzurdan biraz daha uzaklaştı Ve aşağıya ulaştığında hepsi oradaydı
Salonun ortasında Kimisi ayakta Kimisi oturuyor Ama hiçbiri rahat değildi
Ellerinde fincanlar vardı Ama içmiyorlardı Bekliyorlardı.
Draco'yu... yada afeti yada onlardan gelicek birşeyi
Adımını attığı an... gözler ona döndü Sessizlik Ağır Keskin.
Draco durmadı Sakin bir şekilde ilerledi Ve kısa, net konuştu.
"Afet iyi."
O an... birkaç omuz düştü Ama gerilim... gitmedi.
Diana Ela ilk konuşan oldu
"Uyuyor mu?"
"Evet."
Kısa. Net Lera Lale'nin sesi titrek çıktı.
"Çok zorlandı... değil mi?"
Draco'nun bakışları bir an ona kaydı.
"Zorlanmayacağı bir hayat yaşamadı."
Cümle... yumuşak değildi Ama bağırmıyordu da.
Gerçekti O sırada Leyla öne çıktı Gözleri doluydu.
"Özür dilerim... ben odaya girdim... tepsiyi almak için..."
Draco başını hafifçe salladı.
"Uyandırmadın."
Kısa bir duraklama.
"...fark ettim."
Bu cümle Leyla'yı bir an durdurdu Ama Draco devam etmedi.
Gitti Oturdu Ama o oturuş... rahat değildi Sanki kalkmaya hazırdı.
Her an O an... Afet'in babası konuştu.
"Onu bu konuda üzmüyorsun değil mi? çocuk konusunda..."
O soru...havayı değiştirdi. Draco yavaşça başını kaldırdı.
Bakışları direkt ona kilitlendi kaşlarını çattı öyle bir bakış attıkki ortamdaki herkes korktu dracoyu herkes az çok tanıyordu ve öfekesinin yüzeye çıkmasını kimse istemezdi Sessizlik uzadı Sonra... çok sakin bir sesle konuştu.
"Onu üzme şansım hiç olmadı."
Kısa bir duraklama Gözleri sertleşti.
"Çünkü zaten siz yetişmişsiniz."
O an odadaki hava dondu Kimse konuşamadı ne diyebilirlerdiki zaten?
Lera Lale'nin gözleri doldu
Jessica başını eğdi.
Jughead dişlerini sıktı.
jone bora dracoya bakmaya devam etti
marco üzgünce başını eğdi
Ama Draco... geri adım atmadı Sadece oturdu.
Sakin Ama net Diana Ela derin bir nefes aldı.
Ortamı kırmadan ama gerçekliği de saklamadan konuştu.
"Gerçekten... çocuk sahibi olması çok zor."
Kimse bu konuyu açmak istemiyordu.
Ama açılmıştı.Draco'nun bakışları değişmedi.
"Biz aile kurmak için çocuk yapmayız."
Herkes ona baktı Ve Draco devam etti.
"Biz zaten aileyiz."
Bu sefer... sessizlik farklıydı Daha ağır.
Ama... daha yumuşak Rüzgar hafifçe başını salladı.
Yanına geldi Draco'nun omzuna bir kez vurdu.
"Seni anlıyorum evlat..."
Kısa bir duraklama.
"Elserin damadı olmak kolay değil."
Dudak kenarı hafif kıvrıldı.
"Ama doğru kadını sevdiysen... değer."
Draco'nun dudaklarında çok hafif bir gülümseme oluştu.
İlk kez Diana Ela gözlerini devirdi.
"Sanki sizin karınız olmak çok kolay..."
Lera Lale de mırıldandı.
"Aynen..."
Ortam... milim yumuşadı Ama tamamen değil Draco derin bir nefes aldı.
Ayağa kalktı
"afet burda kalmak istedi oyüzden burdayız içiniz rahat olsun ve... benim kimseyle bir derdim yok size saygısızlık yapmak gibide derdim yok ama aile olmak sadece dışarıya iyi görünerek olmuyor... benim babamla annem benim hayatımı mafetti kelimenin tam anlamıyla babamın bana yaptıklarını anlatsam saatler günler yetmez ama... o bile hastaladığımda kötü hissetiğimde eve doktor çağırırdı... "
herkes o an sustu söz özellikle lera laleye ve jone boraya bu laf çok ağır gelmişti
"tanıştığımızdan beri size asla saygısızlık yapmadım ama afet üzgün okduğunda acı çektiğinde işin rengi değişir. oyüzden bu geceden itabaren afetim düşmanı değil ailesi gibi davranın yoksa karşınızda beni bulursunuz ve inanın sevdiğim mevzu bahisse hiç kibar olmam."
Draco arkadasını dçnmeden bir daha konuştı
"ve zahmet olmazsa nişanı bir iki gün erteleyinki kardeşinizin dikişleri iyileşşin böyle giderse iç dikişkleride yırtılır ve iç kanaması olur teyzenize sorabilirsiniz."
Draco çok net bir cevap ve tavır koymuştu ortaya sevdiğime dokunanın ailesi olsa acımam diyordu
merdivene doğru yöneldi
"Ben çıkayım."
Herkes ona baktı.
"Uyanırsa... beni göremezse huzursuz olur."
Bu cümle...yumuşaktı Ama sahipleniciydi Netti.
Kimse itiraz etmedi Draco döndü Merdivenlere yöneldi.
Adımları yine sessizdi Ama bu sefer arkasında bıraktığı şey sadece bir oda değildi Bir aileydi Yarım kalmış Kırık Ama... toparlanmaya çalışan.
Draco merdivenleri çıktığında... adımları hâlâ aynıydı.
Sessiz Kontrollü. Ama içinde fırtına vardı Kapının önünde durdu.
Elini kapı koluna koydu Bir an... gözlerini kapattı Aşağıda söyledikleri...
Yıllardır sustukları İçinde biriken her şeyi ilk defa bu kadar net çıkmıştı.
Ama pişman değildi Çünkü konu Afet'ti... Kapıyı açtı Odaya geri girdiğinde...
her şey aynıydı Ay ışığı Sessizlik yatakta yatan o kız.
Draco'nun bakışları direkt ona kaydı Bir an... olduğu yerde kaldı.
Sanki... ona bakmak bile yetiyordu Yavaşça yaklaştı.
Yatağın kenarına oturdu Afet'in yüzüne baktı.
Solgundu Yorgundu Ama hala güçlü görünüyordu. Her şeye rağmen.
Draco'nun eli istemsizce kalktı Saçlarının arasına girdi.
Çok yavaş Sanki dokunursa kırılacakmış gibi Parmakları saçlarının arasında gezinirken bakışları değişti Sertlik gitti Yerine... başka bir şey geldi Derin
Ağır Sahiplenici İçinden bir ses geçti.
"Seni böyle görmek..." Durdu.
"beni öldürür."
Parmakları saçlarının ucunda durdu Sonra eğildi Alnına çok hafif bir öpücük bıraktı Gözlerini kapattı o an Bir saniyeliğine Sanki...
kendini orada sabitlemek ister gibi Sonra yavaşça doğruldu.
Yatağa girdi Afet'in yanına uzandı Tam o an...
Afet kıpırdadı Kaşları hafifçe çatıldı Gözleri aralandı Odaklanmaya çalıştı.
"Draco...?"
Sesi uykulu ve Kırılgandı Draco anında ona döndü Bir saniye bile gecikmeden.
"Buradayım." Eli direkt yanağına gitti
"Buradayım... afetim."
Afet gözlerini biraz daha açtı yüzünü buruşturdu.
"ne oluyor...?"
Draco başını hafifçe salladı.
"Hiçbir şey."
Sesi... yumuşaktı.
"Hadi uyu."
Afet gözlerini kapatmak istedi Ama yüzü yine gerildi.
Draco hemen fark etti Kaşları çatıldı.
"Ağrın mı var?"
Afet çok hafif başını salladı.
"hıhı..."
Draco hiç beklemedi Yavaşça doğruldu Başucuna uzandı İlaçları aldı Bir bardak suyla geri döndü Onu dikkatlice kaldırdı.
"Gel..." Sesi fısıltı gibi Afet zorlanarak doğruldu Draco bir eliyle sırtını tuttu.
Diğer eliyle ilacı verdi Su içirdi Gözleri bir an bile ondan ayrılmadı.
İlacı yuttuktan sonra... onu tekrar yatırdı. Yastığı düzeltti
.
Üzerini örttü Sonra yanına uzandı Bu sefer daha yakın.
Afet hiç düşünmeden ona doğru kaydı.
Yavaşça Refleks gibi Başını Draco'nun göğsüne yasladı.
Kollarını ona doladı Draco'nun nefesi bir an durdu Sonra...
elleri onu sardı Daha sıkı Daha net Afet gözleri kapalı bir şekilde mırıldandı.
"iyi varsın..."
O cümle Draco'nun içinde bir yere oturdu.
Derine Çok derine Elini saçlarına götürdü.
Yavaşça okşadı Alnını saçlarına yasladı.
Gözlerini kapattı Ve bu sefer... içinden geçenleri durdurmadı.
"Senin için..."
Nefes aldı.
"her şeyi yakarım, soykrım başlatırım..."
Kollarını biraz daha sıktı Afet'i kendine çekti Sanki... dünyadan saklar gibi.
Afet'in nefesi yavaşladı Bedeni gevşedi Ağrı yavaş yavaş çekiliyordu.
Ama Draco'nun kolları hâlâ aynıydı Sıkı Kararlı.
Ve geri çekilmeye niyeti yoktu O an...
odanın içinde sadece iki şey vardı Birbirine tutunan iki insan.
Ve aralarında kurulmuş sessiz bir yemin Draco gözlerini açtı.
Tavana baktı Ama aslında hiçbir şey görmüyordu.
Çünkü aklında tek bir şey vardı
"Kimse."
Kısa bir duraklama.
"Hiç kimse..."
Kolları biraz daha sıkıldı.
"sana zarar veremeyecek."
Afet uykusunda hafifçe ona daha çok sokuldu Ve Draco ilk kez o gece gerçekten durdu Savaşmadı Düşünmedi Sadece onunla kaldı.
Sabah
Işık bu sefer daha netti.
Perdenin arasından süzülen gün ışığı odanın içine yavaş yavaş yayılıyordu Geceki o karanlık huzurun yerini daha sessiz, daha gerçek bir sabah alıyordu.
Afet'in nefesi değişti önce.
Daha yüzeysel Daha hafif.
Sonra kaşları çok hafif çatıldı.
Gözleri aralandı İlk hissettiği şey
ağrıydı Derinden Sızlayan.
YorucuYüzünü buruşturdu.
Tam kıpırdayacaktı ki Draco'nun kolu hâlâ belindeydi Sıkı değil.
Ama bırakmamıştı Afet bir an durdu Başını hafifçe kaldırdı.
Dracoya baktı Uyuyordu.
Ama o yüz ifadesi bile tetikteydi.
Sanki biri yaklaşsa uyanacak gibi Afet'in bakışları yumuşadı.
Çok hafif bir nefes verdi.
Sonra tekrar başını onun göğsüne bırakmak istedi ama acı Yüzü yine gerildi.
"ah..."
Bu küçük ses bile yeterli oldu.
Draco'nun gözleri anında açıldı.
Refleks. Direkt ona döndü.
"Ne oldu?"
Sesi uykulu değildi.
Direkt uyanıktı.
Afet gözlerini yarı kapalı tuttu.
"Ağrım..."
Draco hemen doğruldu.
Yastığı düzeltti.
Onu çok dikkatli bir şekilde hafifçe kaldırdı.
"Dur... yavaş."
Sesi yine o sakin tondaydı.
Ama hareketleri hızlıydı.
Alışkın Kontrollü.
Başucundaki ilaçlara uzandı.
"İlaç saatine daha vardı ama..."
Durdu.
"...önemli değil."
Afet itiraz edecek gibi oldu.
"Draco"
"Şş."
Gözlerinin içine baktı.
Tartışmaya kapalı bir bakış.
"Ben buradayım.hem ağrı kesici senin ağrına göre şekillenebilir"
Afet sustu İlacı aldı Suyu içti.
Draco bir an bile gözünü ayırmadı.
Sonra tekrar onu yavaşça yatırdı
Yastığı düzeltti.
Üzerini örttü.
Saçını kulağının arkasına itti.
Bu hareket alışkanlıktı artık.
Afet ona baktı.
"Sen... hiç uyumadın mı?"
Draco kısa bir an durdu.
Sonra çok hafif bir gülümseme geldi yüzüne.
"Uyudum."
Yalan değildi.
Ama eksikti.
Afet gözlerini kıstı.
"Yalan söylüyorsun..."
Draco omuz silkti.
"Alışkınım."
Sonra ciddileşti.
"Sen nasılsın?"
Afet derin bir nefes aldı.
"İdare ediyorum..."
Kısa bir duraklama.
Sonra gözlerini tavana dikti.
"Ben aşağı inmek istiyorum."
Draco kaşlarını kaldırdı.
"Hayır."
Net Afet hemen baktı.
"Draco"
"Hayır."
Bu sefer daha sakin söyledi.
Ama değişmedi.
"Dinleneceksin."
Afet gözlerini devirdi hafifçe.
"Odada çürüyecek değilim."
Draco ona baktı Uzun uzun.
Sonra çok hafif başını yana eğdi.
"İnatçısın."
Afet dudak kenarını kıvırdı.
"Sen de."
Kısa bir sessizlik.
Sonra Draco iç çekti.
"Tamam."
Afet kaş kaldırdı.
"Gerçekten mi?"
"Şartla."
Afet şüpheyle baktı.
"Neymiş?"
Draco yavaşça ona yaklaştı.
Gözleri ciddiydi.
"Ben olmadan tek adım atmıyorsun."
Kısa duraklama.
"Ve zorlandığın an geri çıkıyoruz."
Afet birkaç saniye düşündü.
Sonra başını salladı.
"Tamam."
Draco hemen harekete geçti.
Yataktan kalktı Elini uzattı.
"Gel."
Afet elini tuttuKalkmaya çalıştı.
Ama yüzü yine gerildi Draco anında belinden destekledi.
"Yavaş."
Onu banyoya götürdü Kapıyı açtı Afet'i içeri aldı Lavabonun önüne getirdi Diş fırçasını uzattı.
Sonra saç fırçasını aldı.Afet aynaya bakarken...
Draco arkasında duruyordu.
Saçlarını nazikçe taramaya başladı Yavaş Takılmadan.
Canını yakmadan Topladı.
Hafifçe bağladı Afet aynadan ona baktı Bir şey söylemedi Ama bakışı...
her şeyi söyledi.Draco fark etti.
Ama bir şey demedi. Sadece saçının son tutamını da düzeltti.
"Oldu."
Sonra kıyafetleri getirdi.
Afet'e yardım etti En küçük hareketinde bile dikkatliydi.
Sanki...
onu kırmaktan korkuyordu.
Hazır olduklarındaDraco kapıyı açtı.Ona baktı.
"Hazır mısın?"
Afet derin bir nefes aldı.
"...hazırım."
Draco başını salladı.
Kapıdan yavaşca çıktılar
Merdivenlerin başına geldiklerinde...
Afet bir an durdu Aşağı baktı Salon doluydu Sesler geliyordu.
Fincan tıkırtıları Kısık konuşmalar Ve bir an...
nefesi değişti Draco fark etti.
Hiçbir şey sormadı Sadece ona baktı Sonra...
hiç beklemeden eğildi Afet'in dizlerinin altından tuttu Ve tek hamlede...
kucağına aldı Afet şaşırdı.
"Draco"
Draco çok sakin baktı.
"Yoruluyorsun."
Afet dudaklarını büktü.
"Yürüyebilirim..."
Draco kaş kaldırdı.
"Denedin."
Kısa bir bakış attı.
"Sonucu gördük."
Afet gözlerini devirdi Ama itiraz etmedi Aksine...
kolunu boynuna doladı Başını omzuna yasladı.
Çok hafif bir gülümseme geldi yüzüne.
"şımarıyorum ama."
Draco'nun dudak kenarı kıvrıldı.
"Farkındayım."
Merdivenlerden inmeye başladılar Yavaş ve Dikkatli.
Her adımda Draco'nun tutuşu değişmedi Sabit Güvenli.
Sanki düşmesi ihtimali bile yokmuş gibi Aşağı indiklerinde...
sesler kesildi Herkes onlara baktı Afet'in Draco'nun kucağında oluşu her şeyi anlatıyordu zaten.
Lera Lale ilk ayağa kalkan oldu.
"Afet... kızım..."
Sesi yumuşaktı ama endişe doluydu.
Jessica hemen yaklaştı.
"İnmeseydin ya..."
Afet hafifçe gülümsedi.
"VIP taşınıyorum bugün."
Jughead hafifçe burundan güldü.
"Alışmış çabuk."
Marco başını salladı ama gözleri yumuşaktı.
"İyi görünüyorsun... biraz."
Diana Ela ise direkt analiz modundaydı.
"Rengin daha iyi."
Sonra Draco'ya baktı.
"İyi bakıyorsun."
Draco kısa bir baş selamı verdi.
"Elimden geleni yapıyorum."
Salonda bir koltuk hazırlanmıştı.
Draco oraya yöneldi.
Çok dikkatli bir şekilde...
Afet'i oturttu.
Sonra hemen yastık aldı.
Sırtına yerleştirdi.
Ayaklarını uzattı.
Üzerine ince bir örtü çekti.
Son hareket olarak...
saçının önüne düşen bir tutamı düzeltti Afet ona baktı.
Gözlerinde hafif bir oyun vardı.
"...biraz daha bakarsan prenses olacağım."
Draco eğildi Yüzü ona yaklaştı.
"Sorun değil."
Fısıldadı.
"Zaten öylesin."
Afet hafifçe sırıttı.
"Bu özgüven fazla..."
Draco gözlerini kısmadan baktı.
"Gerçek."
Bu küçük an...
kimsenin gözünden kaçmadı Jessica gülümsedi.
Lera Lale'nin gözleri doldu Diana Ela hafifçe başını yana eğdi.
"iyi."
Leyla yanlarına yaklaştı.
"Afet abla... gerçekten iyi misin?"
Afet bu sefer daha yumuşak baktı.
"İyiyim."
Sonra hafifçe ekledi.
"Biraz kırık döküğüm sadece."Burak hemen atladı.
"Tamir edilir o."
Afet gülümsedi.
"İnşallah."
Rüzgar arkadan seslendi.
"Bu evde tamir edemeyeceğimiz şey yoktur."
Draco o cümlede hafifçe kaş kaldırdı.
Ama bir şey demedi.
Lera Lale mutfağa yöneldi.
"Hemen kahve getiriyorum... bir şeyler de hazırladım."
Jessica araya girdi.
"Sen otur anne ben getiririm."
Diana Ela ise hâlâ Afet'i izliyordu.
Ama bu sefer bakışında sertlikten çok... koruma vardı.
Afet koltuğa biraz daha yayıldı Sonra Draco'ya baktı.
Alttan alttan.
"...iyi ki indin benimle."
Draco hiç düşünmeden cevap verdi.
"Ben hep yanındayım zaten." Afet başını hafifçe yana eğdi.
"Yok..."
Gözlerini onun gözlerine kilitledi.
"Gerçekten varsın."
Draco'nun bakışları bir an yumuşadı Ama hemen toparladı.
"Abartma." Afet sırıttı.
"Yapmayacağım."
Kısa bir duraklama Sonra çok hafif ekledi.
"şimdilik."
Draco'nun dudak kenarı yine kıvrıldı.
Ve o an...
salondaki herkes şunu fark etti Bu ikisi sadece birlikte değildi.
Birbirlerine aitlerdi.
Jessica mutfaktan çıktı Elinde tepsi vardı İki kahve...
bir de Draco için daha sade hazırlanmış bir fincan.
Yavaşça yaklaştı.
Tepsiyi sehpanın üzerine bıraktı.
"Şekersiz yaptım... hâlâ öyle içiyorsun diye hatırlıyorum."
Afet fincana baktı Sonra ablasına Hafifçe gülümsedi.
"Unutmamışsın."
Jessica da gülümsedi ama gözlerinin içi doluydu.
"Kardeşimi mi... zor."
Afet kahvesini aldı Ellerini fincanın etrafında ısıttı.
Bir yudum aldı Sonra gözlerini kaldırdı.
"nişan?"
Jessica kısa bir an durdu.
Sonra derin bir nefes aldı.
"Erteledik."
Afet'in kaşı hafifçe kalktı.
"Abla... benim yüzümden ertelemeseydiniz keşke."
Jessica hemen başını salladı.
"Senin yüzünden değil."
Ama sesi...
çok da ikna edici değildi.
Afet bakışlarını biraz daha sabitledi.
"Benim yüzümden."
Kısa bir sessizlik. Tam o an...Draco konuşmadı.
Ama Afet'e baktı O bakış netti.
"Gerekliydi."
Afet onu fark ettin Kaşlarını hafifçe çattı. Bakışıyla sordu
"Gerçekten mi?" Draco çok hafif başını eğdi.
"Evet."
Bu küçük an... kimsenin dikkatini çekmedi.
Ama aralarında geçti.
Sessiz.
Kesin.
Afet fincanı tekrar dudaklarına götürdü.
"yine de."
Jessica bu sefer daha yumuşak konuştu.
"Zaten yetişmeyecekti. sen amilşyat olmasanda ertelenecekmi "
Afet baktı.
"Nasıl yani?"
Jessica omuz silkti.
"İçime sinmedi bazı şeyler organizasyoncular falan mırın kırın etti "
Kısa bir duraklama.
"Biraz zamana ihtiyacımız vardı."
Diana Ela arkadan ekledi.
"Şimdi bahanemiz de oldu."
Hafif bir gülümseme geçti yüzünden.
Ortam biraz daha gevşedi.
Leyla hemen atladı.
"Zaten üç gün sonra
yapacağız yine!"
Burak da başını salladı.
"Mini erteleme."
Afet kaş kaldırdı
"Üç gün mü?"
Jessica başını salladı.
"Evet."
"merak etme baldız zaten ablan hiçbirşeye karar veremiyor bu gidişle seneye erteleyeceğiz"
herkes güldü jessica ella murata seninle konuşacaz der gibi ters ters baktı ardından önüne döndü
Sonra biraz daha yaklaştı.
"Ama bu sefer seni yormadan halledeceğiz."
Afet hafifçe güldü.
"Nasıl?"
Kısa bir sessizlik oldu.
Herkes birbirine baktı.
Gerçekten nasıl?
Tam o an...
Draco fincanını masaya bıraktı.
Çok sakin.
"Online bakarız."
Herkes ona döndü Draco devam etti.
"Elbise. Mekan düzeni. Detaylar."
Afet'e baktı.
"Sen sadece seçersin."
Jessica'nın gözleri parladı.
"mantıklı." Diana Ela başını salladı.
"Alışverişe gitmek yok. Yorulmak yok." Leyla heyecanlandı.
"Ben de bakarım! Link atarım!" Burak güldü.
"Komite kuruldu." Rüzgar arkadan mırıldandı.
"Biz de lojistik." Herkes hafifçe güldü Afet hepsine baktı.
Sonra tekrar Draco'ya.
"sen mi düşündün bunu?" Draco omuz silkti.
"Zor değil."
Ama bakışı... başkaydı.
"Senin için." diyordu
Afet bunu anladı Ama söylemedi Sadece...
çok hafif gülümsedi.
"İşe yarar."
Jessica ellerini birbirine vurdu hafifçe.
"Tamam o zaman!"
"Plan belli." Diana Ela ekledi.
"Afet dinlenecek." Lera Lale mutfaktan seslendi.
"Yemekler de hazır zaten!" Afet kahvesinden bir yudum daha aldı.
Derin bir nefes verdi Ortam...
ilk defa gerçekten normalleşiyordu Ama o an...
Draco hafifçe ona eğildi Kimse fark etmeden.
Sadece onun duyacağı kadar fısıldadı
"Yormayacağım seni."
Afet gözlerini ona çevirdi Bir an...
hiçbir şey demedi Sonra çok hafif başını salladı.
"biliyorum."
Kahveler yavaş yavaş azaldı.
Sohbet… küçük küçük dallara ayrıldı.
Leyla telefonunu çıkarmış, Afet’e elbise gösteriyordu.
"Bak bak bu çok iyi!"
Afet göz ucuyla baktı.
"Ben onu giyersem… nişanı ben yaparım."
Burak güldü.
"Zaten öyle olmuyor mu?"
Jessica başını iki yana salladı.
"Şımarıklar."
Ama gülümsüyordu Rüzgar bir yudum içeceğinden aldı.
"Ben damadı merak ediyorum asıl."
Draco kaş kaldırdı hafifçe.
"Ben de."
Herkes kısa bir an güldü Ortam…
ilk defa gerçekten hafiflemişti.
Diana Ela fincanını bıraktı.
"Tamam." Net.
"Bu kadar kahve yeter."
Lera Lale mutfaktan seslendi
"Kahvaltı hazır!"
O cümleyle birlikte herkes hafifçe toparlandı.
Sandalyeler çekildi Tabaklar yerleştirildi.
Jessica Afet’e döndü.
"Gel…"
Draco zaten hareketlenmişti. Afet’e baktı.
Hazır mı diye. Afet derin bir nefes aldı.
"hazırım."
Draco eğildi Yine aynı şekilde…
onu kucağına aldı Bu sefer Afet hiç itiraz etmedi.
Sadece başını omzuna yasladı.
"VIP devam ediyor."
Draco hafifçe gülümsedi.
"Abonelik aldın."
Masaya doğru ilerlediler.
Ve o an…
bu evde ilk kez…
birlikte kahvaltı edilecekmiş gibi hissedildi.
Masa gerçekten doluydu. Büyük Uzun Ve her yeriyle…
aileydi...
Peynirler, zeytinler, sıcak ekmekler…
yumurta, menemen, reçeller…
Lera Lale’nin “telafi etme” çabası
masanın her köşesinden belliydi.
Draco, Afet’i dikkatlice sandalyeye yerleştirdi Ama direkt oturtmadı.
Önce sandalyeyi çekti Sonra yastık koydu Sırtını destekledi.
Ayaklarını uzatabileceği küçük bir tabure bile ayarladı.
En son… örtüyü dizlerine çekti. Afet ona baktı.
"abartıyorsun."
Draco hiç düşünmeden
"Hayır."
Afet hafifçe gülümsedi.
"Tamam."
Herkes yerleşti.
Kısa bir sessizlik oldu O sessizlik…
alışma sessizliğiydi.
Sonra Burak dayanamayıp konuştu
"Ben başlıyorum ha."
Elini uzattı.
"Kimse bana bakmasın."
Rüzgar güldü.
"Ye oğlum, dram yok."
Bu küçük şey bile ortamı rahatlattı.
Jessica Afet’e döndü.
"Bir şey ister misin?"
Afet başını salladı.
"Biraz… hafif bir şey."
Draco araya girdi.
"akşam çorba içmişti Ağır yemeyecek."
Diana Ela onayladı.
"Doğru."
Lera Lale hemen küçük bir tabak hazırladı.
Nazikçe Afet’in önüne koydu.
"Ekmek banarsın… iyi gelir."
Afet annesine baktı Kısa bir an Sonra…
çok hafif başını salladı.
"Sağ ol."
Bu iki kelimenLera Lale için çok büyüktü.
Draco tabağı kendine doğru çekti Ekmeği aldı.
Küçük bir parça kopardı Yemeğe batırdı Sonra…
Afet’e uzattı Hiç düşünmeden Afet baktı Sonra…
aldı Yedi Kimse bir şey demedi Ama herkes gördü.
Bu sadece yemek değildi Bakılmaktı Jessica gülümsedi.
Jughead hafifçe başını çevirdi Marco sessizce izledi.
Diana Ela ise içinden bir şeyleri tartıyordu.
Bir süre böyle geçti Sonra Jessica tekrar konuştu.
"Nişanı konuşalım."
Herkes dikkat kesildi Afet hafifçe başını kaldırdı.
"Ben yok sayılabilirim bu kısımda."
Draco direkt baktı.
"Hayır."
Net Afet kaş kaldırdı.
"Draco"
"Sen varsın."
Kısa bir duraklama.
"Ama yorulmadan."
Jessica başını salladı.
"Aynen."
Sonra plan moduna geçti.
"Üç günümüz var."
Leyla hemen
"Ben elbise bakıyorum zaten!"
Burak
"Ben mekanla ilgilenirim."
Rüzgar
"Organizasyonu ben hallederim."
Diana Ela
"Afet hiçbir yere gitmiyor."
Net Afet dudak büktü.
"Ben hasta değilim."
Draco sakin sakin baktı.
"Şu an öylesin."
Afet ona ters ters baktı Draco gözünü kırpmadı.
Kısa bir gerilim Sonra Afet iç çekti.
"Tamam."
Ama gözlerinde hâlâ inat vardı.
Jessica gülümsedi.
"Online seçeceksin."
Leyla hemen telefonu kaldırdı.
"Zaten katalog yaptım!"
Burak güldü.
"Abla influencer gibi çalışıyor."
Herkes hafifçe güldü Ortam tekrar yumuşadı.
Diana Ela son noktayı koydu
"Üç gün boyunca program net."
Parmak kaldırdı.
"Dinlenme." İkinci parmak.
"Kontrol."
Üçüncü parmak.
"Minimum hareket."
Afet mırıldandı.
"Cezaevi gibi…"
Draco eğildi Sadece onun duyacağı kadar
"Ben de seninle kalıyorum."
Afet ona baktı.
"o zaman biraz daha katlanılır."
Draco’nun dudak kenarı kıvrıldı Masada sohbet devam etti.
Ama artık daha doğaldı Daha az kırılgan.
Daha… aile gibi Ve o an…
kimse yüksek sesle söylemedi ama herkes hissetti Bu masa…
eskisi gibi değildi Ama belki de…
ilk kez gerçekti.
Kahvaltı sonrası masa tamamen dağılmadı.
Kimisi arkasına yaslandı, kimisi ikinci kahvesini aldı.
Ama sohbetin yönü artık değişmişti. Daha derine gidiyordu.
Rüzgar sandalyesini biraz geri çekti.
Draco’ya baktı uzun uzun. dracoda ona bamtı ikiside birbirleriyşe konuşmak istiyordu Sonra hafifçe güldü draco
"Hâlâ Marcus Bora’nın kızını aldığını idrak edemiyorum."
rüzgarda güldü
"Ben de bazen inanamıyorum."
Rüzgar kaş kaldırdı.
"Gerçi…"
Kahvesinden bir yudum aldı.
"Ben de zamanında marcus boranın’nın kızını almıştım."
Salon bir anda hafifçe güldü.
Diana Ela gözlerini devirdi.
"Beni kaçırdığını romantikleştirme."
Rüzgar sırıtınca Jughead direkt araya girdi.
"oha teyze gerçekten kaçırdı mı?"
Burak hemen atladı.
"Abi devam etsin bence çok iyi."
Diana Ela ellerini birbirine vurdu.
"Harika. Ailemiz suç dosyası gibi anlatılıyor."
Ama yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Jone Bora ilk kez biraz daha rahat görünüyordu.
Başını iki yana salladı.
"Bende annenizi kaçırmıştım çocuklar bir dönem "
Rüzgar ve jone bora kahkaha attı.
herkes bir ağızdan NE?! dedi
"oha bizim niye bundan haberimiz yok?!" herkes söylenirken
"aman okadar büyük bişey değil" dedi lera lale
"inanılmaz hikaye " diye atladı jone bora ve devam etti
"dedeniz beni öldürmeyi düşünüyordu "
"Düşümüyordu denedi."
Bu sefer masa gerçekten güldü.
Gerilim…
ilk defa doğal şekilde kırılmıştı.
Afet hepsine baktı.
Sonra biraz öne eğildi.
"nasıl yani?" dedi marco kılıç
"siz yıllardır uzak değilmisiniz nasıl biliyorsunuz ?"
"oww uzun hikaye yakalandık şimdi... dedeniz anan annneiz bir süre sonra hep bize ulaşmaya çalıştı ama teyzeniz istemedi bizde bu yüzden engellemekiçin elimizden gelenş yaptık... bazı şeylerden işte ... ama anneniz büyüdüğünde babanınızla sevgiliyken daha annnizle babanız bizi bulmaya çalıştı sonrasında babanız beni nasıl olduysa buldu ulaştı ve bazı bir kaç olaya şahit oldum sohbet ettik ama nerde yaşadığımızı söylemedim bir iletişim kaynağıda vermedim çünkü teyzeniz istemedi ama babanızla uzaktan bir muhabbetimiz oldu sonrasında annenizi kaçırmaya kalktığı zamanda ona fikir danışmablığı yapmıştım uzun hikaye ama dedeniz babanızı baya zorlamıştı..."
herkes kahkaha atarken olan olayları kısa bir özet geçtiler bir yalnış anlaşılma sonucu söz arifesin tatsızlık çık ıltı ve jone borada lalemi bırakmam diyerek onu kaçırmıştı sonrasındaise herşey duruldupun marcus bora onu çok ciddi bir sınava tabi tutmuştu ve bir çok kişi için öldürmeye çalıştı olarak adlandırılmıştı
"dedemi çok merak ediyorum."
Sessizlik oldu. Rüzgar’ın yüzündeki ifade değişti.
Daha eski Daha ağır Afet devam etti.
"Hep parçalar halinde şeyler duydum."
Kısa bir duraklama.
"Ama gerçekten nasıl biriydi bilmiyorum."
Rüzgar birkaç saniye sustu Sonra derin nefes verdi.
"Marcus Bora Elserin…"
İsmi söylerken bile ses tonu değişmişti.
"O adam…"
Başını hafifçe eğdi.
"Bir felaketti."
Draco dikkatle dinliyordu.Rüzgar devam etti.
"Ama garip olan şu…"
Dudak kenarı hafif kıvrıldı.
"İnsan onu yine de seviyordu."
Afet’in gözleri sabitlendi.
"Nasıl yani?"
Rüzgar düşündü.
"Çünkü seni koruduğunda… dünyada dokunulmaz hissederdin."
Kısa bir sessizlik.
"Ama düşmanıysan…"
Bu sefer bakışları sertleşti.
"Allah yardımcın olsun."
Draco’nun gözlerinde küçük bir kıvılcım geçti Sanki duyduğu şeyler…
tanıdık geliyordu Rüzgar bunu fark etti Ve bir an…
direkt Draco’ya baktı.
"dehşet verici şekilde benziyorsun."
Salon sessizleşti.
Draco kaşlarını hafif çattı.
"Kime?"
Rüzgar hiç düşünmeden cevap verdi
"Carlos Valerion’a."
O isim… havayı değiştirdi Draco’nun bakışları sabitlendi.
"dedem... gerçekten çokmu yakındılar?"
Rüzgar başını salladı.
"Yakınlık ne kelimeydi biliyor musun?"
Kahvesini masaya bıraktı.
"Marcus, Carlos ve Hector Brave…"
Yüzünde eski bir özlem geçti.
"Onlar kardeşti."
Diana Ela da sessizce başını salladı Rüzgar devam etti.
"On bir yaşından beri birliktelerdi."
Kısa bir gülümseme geldi yüzüne.
"Yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi."
Jone Bora mırıldandı
"ortalağın içinden geçtiler "
Rüzgar direkt güldü.
"Özellikle Carlos."
Draco’nun ilgisi iyice artmıştı.
"Nasıldı?"
Rüzgar ona baktı Uzun uzun Sonra çok net konuştu.
"Senin gibi."
Kısa sessizlik.
"Soğukkanlı."
"Tehlikeli."
"Takıntılı."
Dudak kenarı kıvrıldı.
"Ve sevdiği insan için dünyayı yakabilecek biri."
Afet istemsiz Draco’ya baktı Rüzgar devam etti.
"Namını çok duydum Kara Ölüm."
Bu lakap geçince salondaki birkaç kişi ürperdi.
"Ama inan bana…" Draco’nun gözlerinin içine baktı.
"Deden seninle gurur duyuyordur."
Draco ilk kez birkaç saniye cevap veremedi Çünkü…
Carlos Valerion onun için sadece bir isim değildi Bir efsaneydi.
Ve belki de ulaşmaya çalıştığı tek gölgeydi.
Afet yavaşça elini onun elinin üzerine koydu.
Draco istemsiz ona baktı Bakışları yumuşadı biraz.
Sonra tekrar Rüzgar konuştu.
"Sonra Hector katıldı aralarına."
Jessica merakla sordu
"Hector Brave gerçekten anlatıldığı kadar iyi miydi?"
Rüzgar direkt cevap verdi.
"Daha beterdi."
Hafif gülümseme geçti yüzünden.
"O üçlü yan yana durduğunda… insanlar yol değiştirirdi."
Diana Ela gözlerini uzaklara çevirdi.
"Sonra bir gün dağıldılar.yani carlosla babam ortadan kayboldu ve hector sktnin yöneticisi oldu zaten öyleydi ama tek o kaldı "
Sessizlik geri geldi Draco bu sefer daha ciddi sordu
"Peki neden?"
Rüzgar başını iki yana salladı.
"Bilmiyoruz."
Diana Ela yavaşça konuştu
"Sadece üç kişi biliyor."
"Hector."
"Serap."
"Ve Elenor."
Afet kaşlarını çattı.
"...ama söylemiyorlar."
Rüzgar başını salladı.
"Saklıyorlar."
Kısa bir sessizlik olduSonra Rüzgar’ın yüzü değişti.
Bu sefer daha kişisel Daha derin.Draco’ya baktı.
"İçim rahat en azından."
Draco kaş kaldırdı.
"Neden?"
Rüzgar hafifçe gülümsedi.
"Son emrini yerine getirdim."
Draco dikkat kesildi.
"Ne emri?"
Rüzgar gözlerini uzak bir noktaya dikti.
Sanki yıllar öncesine gitmişti.
Sonra yavaşça konuştu
" yıllar önce bizi öğrendiklerin merkezde beninle konuşuyordı "
Kısa durdu.
"Ve dedi ki…"
Sesi ağırlaştı.
“kızım için ölürmüsün... ölürüm dedim sonra durdu”
Salondaki herkes sessizdi.
“ölmiceksin Benim kızım için yaşayacaksın.”
Afet’in nefesi durdu bir an.
Rüzgar devam etti.
“Bu bir emirdir dedi bana.”
Kısa bir gülümseme geldi yüzüne.
"Ben de yaşadım."
Sessizlik…
bu sefer farklıydı.
Çünkü o an herkes şunu hissetti
Marcus Bora Elserin ölmüşde olsa ortada olmasa bile…
gölgesi hâlâ o masadaydı.
ki marcus bora hayattaydı carlos valerionda öyle ve o an kimse fark etmedi ama o adanın içinde ordaydılar masanın altrına güçük cihaz yanıp söndüğünde kimse anlamadı ama cılız inaceceik bir ses çıktı...
carlos ve marcus bora onlar herzaman ailelerini izlemişlerdi ve ordaydılar kulakları gözleri oradaydı o an draco bir ses duydu veirkildi
"sizde duydunuz mu?"
Draco’nun sesi çıktığı anda ortam bir anda gerildi.
Bakışları anında sertleşti.
Refleksle ayağa kalktı.
Sandalyenin geri sürtünme sesi salonda yankılandı.
Afet daha ne olduğunu anlamadan Draco’nun eli direkt omzuna gitti. Onu kendine doğru çekti. Koruma refleksi. Tamamen içgüdü.
Afet şaşkınca ona baktı.
"Draco…?"
Ama Draco cevap vermedi.
Gözleri salonun içinde dolaşıyordu. Keskin. Hesaplayan. Asker gibi.
Bir saniye sonra… bakışları masanın altına kaydı.
Sessizlik çöktü Rüzgar kaşlarını çattı.
"Ne oldu?"
Draco hâlâ etrafı dinliyordu.
"Bir ses duydum." Kısa durdu.
"Cihaz sesi gibi. "Bakışları sertleşti.
"dıt diye."
O an herkes istemsiz gerildi.
Jessica ayağa kalktı. Leyla direkt telefonuna baktı.
"Benim telefon değil"
Burak da cebini kontrol etti.
"Bende de yok."
Jughead’in yüzü ciddileşti.
"Ev alarmı mı?"
Diana Ela anında etrafı taradı.
Rüzgar’ın yüzündeki ifade değişmişti. Eski asker hali geri gelmişti resmen.
Ne taraftan geldi?"
Draco birkaç saniye sustu. Sonra çok net cevap verdi.
“çok fazla yakın …masa.”
O cümleyle birlikte ortamın tansiyonu tekrar yükseldi.
Afet bunu direkt hissetti. Draco’nun kolunun istemsiz şekilde daha sıkı tutulduğunu fark etti.
Sanki biri saldıracakmış gibi onu kendine çekmişti.
Afet yavaşça onun bileğine dokundu.
"Draco…"
Draco gözünü bile ayırmadan cevap verdi.
"Bir saniye."
Ses tonu sakindi. Ama o sakinlik… tehlikeli olan cinstendi.
Marco hafifçe eğilip masanın altına baktı.
"Bir şey göremiyorum."
Rüzgar da eğildi. Kaşları çatıldı.
Sessizlik.
Sadece birkaç saniye sürdü ama… herkese uzun geldi.
Sonra Leyla hafifçe gergin güldü.
"Belki telefondan falandır ya…"
Burak hemen destekledi.
"Evet evet benim bluetooth kulaklık bazen ötüyor."
Jessica derin nefes verdi. "Bizi korkuttunuz."
Ama Draco…
Hâlâ rahatlamamıştı...
Bakışları kısa süreliğine tavana kaydı. Sonra tekrar etrafa.
Bir şey hissediyordu.
O asker içgüdüsü boş yere çalışmazdı.
Afet bunu fark etti.
Yavaşça elini tuttu.
Parmaklarının arasına kendi parmaklarını geçirdi.
Draco’nun dikkati bir anlığına ona kaydı.
Afet çok hafif başını salladı.
"İyiyim."
O küçücük hareket bile Draco’nun içindeki saldırı modunu biraz düşürdü.
Derin nefes aldı.
Sonra yavaşça tekrar oturdu. Ama bu sefer sandalyesini Afet’e daha yakın çekti.
Neredeyse tamamen önüne geçmişti.
Sanki biri yaklaşırsa önce ona ulaşacakmış gibi.
Rüzgar ortamı dağıtmaya çalıştı.
"Travmalı asker evi gibiyiz yemin ederim."
Jughead güldü hafifçe.
"Birimiz nefes alınca diğerimiz silah arıyor."
Küçük küçük gülüşmeler yayıldı.
Gerilim… yavaş yavaş düştü.
Ama tamamen gitmedi.
Çünkü Draco’nun bakışları hâlâ ara sıra masaya kayıyordu.
Ve kimsenin fark etmediği şey…
Masanın altındaki siyah küçük cihazın ışığı bir kez daha çok kısa yanıp söndü.
Neredeyse görünmeyecek kadar kısa....
herkes masaya tekrar oturdu hayat normalle döndü ama herkes huzursuz olmuştu ve draco iç sesi bir türlü susmuyordu afette öyle iki birbirine baktı o an ikisinde içindeki şeytan fısıldıryordu
bir terslik var....
O his… ikisini de aynı anda vurmuştu.
Afet bunu yüzünden belli etmemeye çalışıyordu. Ama parmakları istemsiz şekilde Draco’nun elini biraz daha sıkmıştı.
Draco ise tamamen sessizleşmişti.
Bakışları normal görünüyordu belki… ama değildi.
O artık konuşan insanları dinlemiyordu.
Ortamdaki çıkışları hesaplıyordu. Pencereleri. Kör noktaları. Masanın altını. Tavanı. İçindeki ses susmuyordu.
"Bir şey yanlış."
Afet onu izledi.
Çünkü Draco’yu tanıyordu. Gerçekten tanıyordu.
Ve Draco bu moda geçtiğinde… bir sebebi olurdu.
O sırada…
Kilometrelerce ötede. Denizin ortasında küçük, karanlık bir adada… eski taş bir evin salonunda loş bir ışık yanıyordu.
Sessizdi.
Sadece eski bir vantilatörün sesi… ve arada cihazlardan gelen cızırtılar duyuluyordu.
Masanın üzerinde birkaç ekran vardı. Küçük kameralar. Ses kayıtları. Canlı görüntüler.
Ve o ekranların karşısında iki adam oturuyordu.
Yaşlıydılar.
Ama güçsüz görünmüyorlardı.
Marcus Bora Elserin… yetmişi devirmiş
Saçlarının büyük kısmı beyazlamıştı. Ama bazı tutamların arasında hâlâ o eski koyu renk duruyordu.
Yüzü çizgilerle doluydu. Sert çizgilerle.
Hayat onun yüzünü yumuşatmamıştı. Daha tehlikeli hale getirmişti.
Üzerinde siyah bir eşofman vardı. Eski. Sade. Ama üstündeki duruşu bile ürkütücüydü.
Koltuğa yayılmış oturuyordu. Bir eli çenesindeydi.
Gözleri ekrandan ayrılmıyordu.
Yanında Carlos Valerion vardı.
O daha sakindi.
Tehlikeli olan sessizlik gibi.
Gri saçları geriye doğru taranmıştı. Üzerinde koyu gri bir tişört ve eşofman vardı.
Bir bacağını diğerinin üzerine atmış… elindeki kahveyi yavaşça karıştırıyordu.
Ama gözleri… tamamen Draco’daydı.
Ekrandaki görüntüde Draco yine masayı süzüyordu.
Carlos’un dudak kenarı hafif kıvrıldı.
"Şüphelendi."
Marcus burnundan kısa bir nefes verdi.
"Valerion refleksi."
Carlos başını iki yana salladı.
"Hayır." Gözlerini kısmadan ekrana baktı.
"Bu çocuk fazla hissediyor."
Marcus’un gözleri bu sefer Afet’e kaydı.
Kızı hâlâ Draco’nun yanında oturuyordu. Ama onun da omuzları hafif gergindi.
Marcus birkaç saniye konuşmadı.
Sonra çok sessiz bir sesle…
"Anladı."
Carlos kahvesinden bir yudum aldı.
"Afet her zaman hissederdi zaten."
Marcus’un yüzünde belli belirsiz bir şey geçti. Özlem gibi. Pişmanlık gibi. Ama çok kısa sürdü.
"Çocukken de öyleydi."Bakışları ekrandan ayrılmadı.
"Bir odaya girerdi…"Kısa durdu.
"…kimin yalan söylediğini anlardı."
Carlos hafifçe güldü.
"Şimdi daha beter."
Tam o sırada ekrandaki Draco aniden başını kaldırdı.
Direkt kameranın olduğu noktaya baktı.
İki yaşlı adam da sustu.
Draco’nun gözleri birkaç saniye sabit kaldı.
Sanki… bir şey hissediyordu.
Carlos’un kaşı hafif kalktı.
"Bulacak sonunda."
Marcus’un dudak kenarı çok hafif kıvrıldı.
"Benim torunum."
Carlos kısa bir kahkaha attı.
"Senin torunun değil." Başını hafifçe Draco’ya doğru eğdi.
"O tamamen Valerion."
Marcus gözlerini kısmadan cevap verdi.
"Afet’e o şekilde bakışı…" Kısa durdu.
"tam Elserin."
Salondaki ekran ışıkları yüzlerine vuruyordu.
İki yaşlı adam… sessizce ailelerini izliyordu.
Sanki gölgelerden yönetiyorlarmış gibi.
Ve o sırada Evdeki salonda Draco’nun içindeki huzursuzluk büyüyordu.
Afet bunu fark etti. Yavaşça ona yaklaştı. Sadece onun duyacağı kadar konuştu.
"Ne düşünüyorsun?"
Draco gözünü etraftan ayırmadan cevap verdi.
"bilmiyorum."
Bu cevap bile yeterince kötüydü.
Çünkü Draco normalde bilirdi.
Her şeyi.
Ama şu an… sadece hissediyordu.
Ve o his hiç iyi değildi.
Afet onun çenesinin hafif kasıldığını gördü.
Parmaklarını tekrar onun eline doladı.
"Hey…"
Draco sonunda ona baktı.
Afet’in gözleri yorgundu. Ama sakindi.
Draco’nun içindeki gerginlik birkaç saniyeliğine kırıldı.
Çünkü o kız… onun savaşmayı bıraktığı tek yerdi.
Afet çok hafif başını eğdi.
"Buradayım."
Draco’nun bakışları yumuşadı. Çok az. Ama oldu.
Sonra istemsiz şekilde eli Afet’in saçlarına gitti.
Bir tutamını kulağının arkasına itti.
Hareket yavaş ve dikkatliydi.
Sanki dokunduğu şey dünyadaki en kırılabilir şeymiş gibi.
Ama gözleri…
Hâlâ salonu tarıyordu.
Çünkü içindeki ses hâlâ susmuyordu.
"Birisi bizi izliyor."
🔥🌊
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.84k Okunma |
316 Oy |
0 Takip |
47 Bölümlü Kitap |