


bir hafta önce
hava akşam üstüydü gün batımı yaklaşıyordu istabulda şehre biraz uzak bir yerde özel bir arazi güüzel iki katlı geniş bir ev terasındaki çiçekler kilometelerce uzaktan belli ediyordu kendini bu ev serap elserinin eviydi
ve kapının uzağında araziye girmiş
diana ela elserin karaer...
ve ailsesi rüzgar karaer, jone burak elserin karaer , emiliy leyla elserin karaer
hepsi araziye girmiş ama evin bir kaç kilometre ötesinde duruyordu
diana ela elserin yıllar sonra tam 28 yıl sonra 56 yaşında 28 yaşında ayrıldığı ailesine geri dönmüştü
"anne iyimisin ?" dedi burak
"iyiyim kızım ama tam 28 yıl olmuş kolay değil tabi "
derin bir iç çekti ela
"ben yanındayım ..." dedi rüzgar
"ozaman gidelim kız kardeşimi özledim " dedi diana ela ve evin kapısına gittiler yan yana birbirlerine destek olarak hepsinde ayrı bir korku özelem untanma duygusu gerilim vardı
diana el kapıyı çaldı kısa bir süre sonra lera lale kapıyı açtı
"abla!"
"kardeşim " dedi diana onlar seraptan biraz daha önce konuşmaya başlamışlarda afetle olan o büyük yüzleşmde marconun ortaya çıktığı gece afet ve draco gittikten sonra hem marco hemde leyla ve burak konuşmuştu ve lale hemen ablasıyla konuşmak istemişti 28 yıl boyunca diana ela ailesini özlesede sevsede içindeki kırgınlığı yarayı iyleştirememiş konuşamamıştı bir türlü o olmamıştı
çünkü diana ela 28 yaşında yaşadığı ilk hamileliğini aşırı stres ve kasılmadan kaybetmişti ve sonrasında zaten yaşı ilerlediği için ve ilk gebeliğinde düşük yaşadığı için tekrardan hamile kalması hem psikolojik olarak hayli zorlanmıştı
ve ilk çocuğunu 35'inde ikinci çocuğunu ise 42 yaşında kucağına almıştı aslında emily leyla tam manasıyla ailesi için hiç beklemyen ama en güzel aniden gelen süprizdi
yıllar içinde yaşanılan olaylar elserinleri bölünmesine sebep olmuştu ama bu gün 28 yıl sonrada olsa elserin ailesi bir araya gelmişti
kız kardeşlerin sarılması bittiğnde içeri geçtiler
"hoş geldiniz sizde bücürler " diye sarıldı lera lale yiğenlerine
"saol teyze " dedi burak samiyetle leylada aynı şekilde sarıldı ,
"nasılsın enişte ?" dedi leyla çocuksu bir heycanla lerala 49 yaşındaydı ama çocuk ablasının kocasıyla hem abi kardeş gibi olmayı hayal ederdi ve iyi bir teyze olmayı ama olamamıştı işte
" iyiyim baldız sen ?"
"bende fena değilim yalnız ben seni çocukken gördüğümdede böyleydi ergenliğimde de gençliğimde de yaşlılığımda da aynısın be adam " herkes güldü
"yalnız fark ettinmi topu topuna dört kez görüştük hepsi hayatının bir döneminde olmuş çocukken ergenken gençken şimdide yaşlıken "
gene güldüklerinde
"birdakine mezarıma gelmede !" dedi leyla ve herkes gerçektren güldü
"bizim travmalarla dalga geçiş" dedi leyla ve herkes güldüğünde
"aynı afet gibi söyledin !" dedi lera lale ve yüzü düştü pişmanlık öfke acı geri anılamyacak hatalar çarptı yüzüne kızının ona söylediklerim kulağında çınlıyordu ama bu sfer kızını duymuş hak vermişti bu sefer afeti ilk defa dinlemişti ve bunun acısı oldukça büyüktü
geri alınamayacak keşkeler insanı yer ve bitirirdi
"afet demişken konuştunuzmu ? "
"hayır gittiğinde beri hayır" herkesin suratı düştü
"neyse... annem... nerde ?"
"yukardaydı terrasa geçti herhalde ?"
"biz gelirken teras boştu "
" şimdi geçmiştir terasa "
"anne ben korkuyorum..." dedi leyla
"aynen ya bizimle konuşmak istemezse?"
"anaanneniz yıllarca sizi ardaı kızmayacak aksine mutlu olucak bakmayın şuan sakin olduğuna yüreği patlıyor onu ."
"evet herşeya rağmen kızmaycaktır buna eminim hatta bağrına basacaktır ... "
"ozaman hadi gidelim..." dedi rüzgar diana ela ile birbirlerine gülümseyerek bakltılar ardından yavaşça yukarı çıktılar ve direk terasa geçtiler diana ela
annesini gördüğünde bir durdu serap sandalyede oturmuş dışarı bakıyordu saçları ağarmıştı
diananın hatırladığı annesinin uzun saçlarından eser yoktu saçları omzunun üstünde kesmişti ve saçları kahve rengiyle beyaz karışımı olmuştu üzerinde siyah bir pantolon siyah bir tişört vardı ama hala çok güzel bir kadındı gençlere taş çıkartan cinslerdendi hala o duruşu dimdikti gözleri hala gençliğindeki ateşle bakıyordu
Serap’ın sesi… eskisi gibiydi Yıllar geçmişti Saçları beyazlamıştı.
Yüzünde çizgiler oluşmuştu Ama sesi hâlâ aynı kadındı.
Diana Ela’nın boğazı düğümlendi.
Bir anda… yıllar önceye dönmüş gibi hissetti kendini.
Çocuk olduğu günlere.
Korktuğunda annesine sarıldığı zamanlara.
Marcus Bora’nın bağırışlarının arasında mutfağa kaçıp Serap’ın arkasına saklandığı anlara…
Ve bir anda…
o yirmi sekiz yıl yok oldu sanki.
Geriye sadece bir anne ve kızı kaldı.
Serap birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Bakışları kızının yüzünde gezdi.
Yaşlanmıştı.
Yorulmuştu.
Ama hâlâ onun kızıydı.
Sonra…
hiçbir şey söylemeden yürüdü.
Diana Ela’nın gözleri doldu.
Ama bu sefer ağlamamaya çalışmadı.
Serap önüne geldiğinde ellerini kızının yüzüne koydu.
İki yanağını tuttu.
Titreyen bir nefes verdi.
"Saçına ak düşmüş…"
Diana Ela’nın dudakları titredi.
"Senin de…"
İşte o an Serap dayanamadı Direkt sarıldı kızına Sıkı sıkı.
Öyle bir sarıldı ki sanki yıllardır tutmaya çalıştığı her şey kırılmıştı.
Diana Ela’nın omuzları titremeye başladı.
"Çok özledim seni…"dedi boğuk bir sesle.
Serap gözlerini kapattı.
"Bende seni…"
Sesi ilk defa çatlamıştı Rüzgar bakışlarını kaçırdı.
Lera Lale ağlamaya başlamıştı bile.
Leyla direkt burnunu çekti Burak iç çekti.
"Tamam ben bittim…"
Kimse ona kızmadı Çünkü herkes aynı haldeydi.
Serap birkaç saniye daha kızına sarıldıktan sonra geri çekildi.
Ama elleri hâlâ Diana Ela’nın omuzlarındaydı Sanki bırakırsa yine kaybedecekmiş gibi Bakışları sonra yavaşça Rüzgar’a kaydı.
Uzun uzun baktı ona Rüzgar istemsiz dikleşti.
Yetmiş yaşındaki bir kadın tarafından hâlâ askerdeki gibi hizaya gelmek… gerçekten Elserin ailesine özel bir şeydi.
Serap’ın dudak kenarı hafif kıvrıldı.
"Hâlâ yaşıyorsun demek."
Rüzgar kısa bir kahkaha attı.
"Zor oldu ama."
Serap başını hafif eğdi.
"Marcus seni öldürmediğine göre seviyormuş gerçekten."
Bu cümlede herkes istemsiz güldü Rüzgar bile.
"Bir ara çok denedi ama."
"hak etmiştin."
"Kesinlikle."
Bu küçük atışma ortamdaki kasveti bir nebze kırmıştı.
Sonra Serap’ın bakışları Leyla’ya kaydı.
Ve o an yüzü tamamen değişti Çünkü Leyla…
gençliğindeki Diana Ela’ya çok benziyordu.
Serap birkaç saniye konuşamadı.
Leyla bunu fark edince çekinerek gülümsedi.
"Merhaba anneanne…"
Serap’ın gözleri doldu Yavaşça elini uzattı.
"Gel buraya…"
Leyla direkt koşup sarıldı ona Çocuk gibi İçindeki bütün eksik yılları kapatmaya çalışır gibi.
"Ben seni hep merak ettim…" dedi Leyla titreyen sesle.
Serap gözlerini kapattı.
"Ben de seni…"
Burak arkada dikiliyordu hâlâ.
Kollarını bağlamıştı ama gözleri kıpkırmızıydı.
Serap ona baktı Kaş kaldırdı hafifçe.
"Sen niye orada dikiliyorsun?"
Burak boğazını temizledi.
"Karizmamı koruyorum."
Rüzgar direkt güldü.
"Yalancı."
Burak iç çekti Sonra yürüdü.
Ama Serap’ın önüne geldiğinde o rahat tavır tamamen gitmişti.
Bir çocuk gibi bakıyordu kadına.
Serap elini kaldırdı.
Burak’ın yanağına dokundu.
Uzun uzun baktı.
"Sen…"
Durdu.
" marcus boranın... dedenin... gençliği gibisin. ama aynı zamanda hem anne hemde babana çok benziyorsun... üçünün karışımı gibisin..."
Burak istemsiz güldü.
"Geçmiş olsun o zaman."
Bu sefer Serap gerçekten güldü.
Kısa ama gerçek bir gülüştü.
Ve o an…
terasın üzerindeki ağır hava ilk kez biraz dağıldı.
Ama Diana Ela hâlâ annesine bakıyordu.
Çünkü özlem geçmişti belki…
ama cevap bekleyen yirmi sekiz yıl hâlâ aralarında duruyordu.
Serap birkaç saniye sessiz kaldı.
Rüzgar hafifçe sandalyesini çekip oturdu.
Lera Lale Diana Ela’nın yanına geçmişti.
Leyla terastaki çiçeklere bakıyordu ama kulağı tamamen konuşmadaydı.
Burak ise korkuluklara yaslanmıştı Akşam güneşi yavaş yavaş çekiliyordu.
Ve Serap hepsine tek tek baktı.
Uzun uzun Sonra derin bir nefes verdi.
"Sizi çok aradım…"
Sesi ilk defa gerçekten yaşlı gelmişti.
"Yirmi sekiz yıl boyunca…"
Diana Ela’nın gözleri yere kaydı.
Serap devam etti.
"Defalarca aradık Defalarca haber göndermeye çalıştım."
"sizi uzaktan çok izledim telivizyonlarda çoğunlukta ama... kaçtım işte "
serap şaşkınca baktı.
" öylemi ? "
diana ela ona doğru döndğ
"Doğum gününü uzaktan izledim bir kere."
Leyla’nın gözleri büyüdü direkt.
"NE?!"
Burak da aynı anda döndü.
" bir dakika annem stalkermıymış ?"
Rüzgar istemsiz güldü.
"Kesinlikle Elserin ailesi davranışı."
Ama Diana Ela gülmüyordu.
Çünkü içinde yıllardır taşıdığı şey boğazına dayanmıştı artık.
Yavaşça başını kaldırdı.
"ama beni bulmanızı Ben engelledim."
Sessizlik oldu. Serap’ın yüzündeki ifade değişti.
"neden kızım…?"
Sesi kırılmıştı.
"Biz düşman mıydık?"
Diana Ela gözlerini kapattı kısa süreliğine.
Sonra konuştu Yavaş. Zorlanarak.
"Evlenip size geldiğimde…" Durdu.
"Hamileydim anne."
O cümle…
havayı değiştirdi.
Lera Lale’nin eli ağzına gitti.
Leyla direkt Burak’a baktı.
Rüzgar’ın yüzü düştü.
Serap ise olduğu yerde donmuştu.
Diana Ela gözlerini uzaklara dikti.
"Çok küçüktü daha... Kimseye söylemedim Hatta ben bile tam alışamamıştım."
Nefesi titredi.
"Sonra… olanlar oldu."
Kimsenin olanları söylemesine gerek yoktu.
Herkes neyi kastettiğini anlamıştı.
Diana Ela’nın çenesi kasıldı.
"O günlerden sonra… Korku Stres Panik…"
Boğazı düğümlendi.
"Bebeğimi kaybettim."
Sessizlik.
Bu sefer ağır değildi sadece.
Can yakıyordu.
Serap’ın gözleri doldu.
Bir anda sandalyeye çöker gibi oturdu.
"Ela…"
Diana Ela ilk defa annesine baktı.
" ilk başta size çok kızdım sizi suçladım Sonra size kızamadım bile. Kendime de kızamadım. Kimseyle konuşamadım."
Sesi iyice düştü.
"Tekrar hamile kalmaktan korktum. Tekrar kaybetmekten korktum."
Rüzgar direkt elini tuttu onun.
Hiç konuşmadan.
Sadece tuttu.
Serap’ın gözlerinden yaş süzüldü.
"Özür dilerim…"
O cümle çok küçüktü.
Ama içinde yıllar vardı.
"Koruyamadım sizi…"
Diana Ela hemen başını salladı.
"Hayır.Hayır anne…"
Bu sefer o annesinin elini tuttu.
"Bazen hayat sadece kötüydü."
Serap gözlerini kapattı.
Ama suçluluk gitmiyordu yüzünden.
Tam ortam tekrar çökecekken…
Burak aniden doğruldu.
"Tamam."
Herkes ona baktı.
Burak Serap’a döndü.
"Şimdi konuyu değiştiriyorum çünkü hepimiz depresyona girdik."
Leyla burnunu çekerek güldü.
"Katılıyorum."
Burak Serap’ı baştan aşağı süzdü.
"Bu arada maşallah yani…"
Kaşlarını kaldırdı.
"Yetmiş yaşında olup hâlâ insan korkutmak nasıl bir seviye?"
Serap kaş kaldırdı.
"İstesem seni hâlâ yere sererim evlat."
Burak direkt geri çekildi.
"Tamam saygılar."
Bu sefer herkes gerçekten güldü.
Rüzgar bile.
Lera Lale gözyaşlarını silerken güldü.
Leyla heyecanla atıldı.
"Anneanne gerçekten hâlâ dövüşebiliyor musun?"
Serap omuz silkti.
"Her sabah spor yapıyorum."
Burak şok olmuş gibi baktı.
"Ben yirmi yaşımda bel ağrısıyla geziyorum…"
"Çünkü sürekli yatıyorsun."
"Travmalı adamım ben."
"Bahane."
Tekrar küçük gülüşmeler yayıldı.
Ve o an… ilk kez gerçekten aile gibi hissettirdi.
"neyse abartmayalım şaka bir yana asker adamız bizde yani..." herkes güldüğünde
serap şakınca baktı
"ne askermi ? " rüzgar ve diana ela güldü
"torunlarının ikiside asker anne. üstelik ikiside bizden gizli sır katili timine katılmışlar "
"ne nasıl bu kız daha on dört yaşında ne demek asker "
"annaannecim on dört yaşında olabilirim ama çok güçlü bir kızım ben "
serapın şaşkınlığı karşısında diana ela ve rüzgar anlattı
burakınki yine normal bir hikayeydi on sekiz yaşında asker olamya karar vernişş ve hiç düşünmedin vatanı için görev yapmaya başlamıştı
ama leyla o masum arkadışını intikamı için katılmıştı time
leylanın çocukluğundan beri çok sevdi dostu melek bir gün okul yolunda beraber giderken araba kazasında öldü
ama bu sıradan bir araba kazası değildi arabayı kullanan adam sarhoştu dava açılmıştı ama adam zengin olunca paçayı sıyırmıştı o sıralar ingiltereye gelmişlerdi on iki yaşında leyla gittiği okulda kendisi gibi türk melek ile tanışınca çok yakın olmuşlardı ama iki yıl sonra ayrılık gelmişti leyla aile evinden kaçıp sır katili timinine gitti babası ona herşeyi öğrentiğinden mekeze kolayca ulaştı
ardından hectora ulaştı ve skt' ye kayıt oldu ve o katilin hapse girmesini sağladı ardından bir operesyon ile hapisanaye sızdı her şey ayarlanmıştı ve odamı kendi elleriyle öldürdü
sanırım elserin ailesinin laneti buydu
elserin ailesinin laneti ölümdü ya ölürler,
ya öldürürlerdi ...
genelde öldürürlerdi.
serap hikayeyi şokla dinlerken iki torunuylada gurur duymuştu
bu konuyu tartışıp güldükten sonra sohbet çok koyuydu
Sonra Diana Ela’nın yüzündeki ifade tekrar değişti.
Çünkü asıl soru hâlâ duruyordu.
Yavaşça annesine döndü.
"Anne…"
Serap bakışlarını ona çevirdi.
"Babam nerede?"
Teras bir anda tekrar sessizleşti.
Rüzgar’ın yüzü gerildi.
Lera Lale başını eğdi.
Leyla ve Burak bile sustu.
Diana Ela devam etti.
"Yıllardır ortada yok. Neden?"
Serap birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra çok yavaş konuştu.
"Bunu söyleyemem."
Diana Ela’nın kaşları çatıldı.
"Anne."
"Bilmiyorum."
Bu sefer sesi daha sertti.
Ama Diana Ela geri çekilmedi.
"İkimiz de babamın yerini bildiğini biliyoruz."
Sessizlik.
Serap’ın bakışları değişti.
Eski Serap geri gelmişti bir anda.
Sert. Kapalı. Tehlikeli.
"Zorlama beni."
Diana Ela’nın gözleri doldu.
"Onu görmek istiyorum sadece…"
Serap derin nefes verdi.
Bakışlarını gün batımına çevirdi.
"Biliyorum."
Kısa bir duraklama.
"Ve o da seni özledi."
O cümlede Diana Ela’nın nefesi durdu.
Serap devam etti.
"Ama söyleyemem. Çünkü zamanı değil."
Rüzgar sessizce başını eğdi.
Sanki o da bir şeyler biliyordu.
Ama konuşmuyordu.
Serap tekrar kızına baktı.
Bu sefer daha yumuşak.
"Sen de biliyorsun. Ben söylemeyeceğim.
Diana Ela birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini kapattı.
Ve çok hafif başını salladı.
Çünkü gerçekten biliyordu.
Serap Elserin bir şeyi saklıyorsa…
ölse bile söylemezdi.
Akşam güneşi tamamen çekilirken…
terasın üzerinde tuhaf bir huzur vardı artık.
Eksik. Kırık. Yorgun.
Ama gerçek.
Ve yıllar sonra ilk kez…
Elserin ailesi aynı masadaydı herkes tam olmasda kalpleri birdi ve bir manada birleşmişler di
🔥🌊
Şimdiki zaman…
Masadaki gerginlik tam anlamıyla dağılmamıştı.
Herkes yeniden oturmuştu. Konuşmalar başlamıştı. Jessica bir şey anlatıyordu. Jughead telefonundan bir video açmıştı. Leyla hâlâ Burak’la atışıyordu.
Ama o huzursuzluk…
masanın üzerinde görünmez bir sis gibi duruyordu.
Draco’nun parmakları yavaşça bardağın kenarına vuruyordu. Ritmik. Kontrollü. Ama bu onun sakin olduğu anlamına gelmiyordu.
Tam tersi.
İçindeki asker susmuyordu.
Bakışları bir kez daha salonda dolaştı. Pencereler. Kapılar. Tavan. Avize. Köşeler.
Sonra tekrar masa.
Afet bunu fark etti. Çünkü Draco’nun çenesi hafif kasılmıştı. Bu onda sadece iki durumda olurdu
ya öldürme içgüdüsü devreye girdiğinde…
ya da korktuğunda.
Ve Draco elserin valerion kolay kolay korkmazdı.
Afet yavaşça ona yaklaştı.
" Geçmedi değil mi?"
Draco birkaç saniye cevap vermedi. Gözleri hâlâ etraftaydı.
" Hayır."
Kısa. Net.
Afet iç çekti. Çünkü aynı hissi o da yaşıyordu.
Bir terslik vardı.
Mantıklı bir sebep yoktu belki. Ama içindeki o karanlık his… durmadan fısıldıyordu.
Bakılıyorsunuz.
İzleniyorsunuz.
Avlanıyorsunuz.
Draco yavaşça ona döndü.
"Saçma geliyor mu?"
Afet direkt başını salladı.
"Hayır."
İşte o cevap… Draco’nun içini daha da huzursuz etti.
Çünkü Afet’in sezgileri çoğu zaman korkunç derecede doğru çıkardı.
Rüzgar bunu fark etmişti. Sandalyeye yaslandı.
"Bak yine başladılar."
Jughead güldü hafifçe.
"Bunlar paranormal çift oldu
iyice."
Leyla direkt atladı.
"Yok vallahi ben inanıyorum.
Afet’in hisleri var gerçekten."
Burak başını salladı.
"Evet kız bazen NPC gibi bir anda dönüp ölüm hissediyorum diyor sonra gerçekten biri vuruluyor."
“BURAK!”
"Ne var gerçek bu."
Jessica kahkahayı bastı. Ama Draco hâlâ gülmüyordu.
Çünkü…
bir şey oturmuyordu.
O ses. O kısa "dıt".
Ve o an…
çok küçük bir şey fark etti.
Masanın altındaki gölgede…
sanki minicik kırmızı bir yansıma.
Bir anlık.
Draco’nun bakışları sertleşti.
Afet bunu gördüğü anda dikleşti.
"Ne oldu?"
Draco çok yavaş ayağa kalktı.
Bu sefer daha sessizdi. Daha tehlikeli.
Masaya doğru eğildi. Herkes sustu.
Ve tam o sırada
Jessica aniden ellerini çırptı.
"NEYSE!"
Herkes irkildi.
Jessica dramatik şekilde ayağa kalktı.
"Bu evde ya cin var ya da hepiniz travmalısınız ama benim şu an çok daha önemli bir meselem var."
Draco birkaç saniye daha masaya baktı. Sonra istemsiz geri çekildi.
Jessica direkt afete döndü.
"Nişan organizasyonu."
Afet merakla heycanla yerinde dikeldi
"Aman tanrım."
Leyla direkt çığlık attı.
"EVETTTT!"
Bir anda ortamın enerjisi değişti.
Jessica telefonunu açtı. Bir sürü fotoğraf göstermeye başladı.
"Masa düzeni böyle olabilir. Çiçekler beyaz olur. Ama ışıkları sıcak sarı yaparız. Romantik ama mafyatik."
"MAFYATİK NİŞAN MI OLUR?" dedi Jughead.
"Olur çünkü bu aile normal değil."
"Doğru."
Burak ciddi ciddi başını salladı.
"Bizim nişanlarda üç kişi vurulmadan etkinlik bitmiyor."
"BURAK SUS!"
Bu sefer herkes gerçekten güldü.
Gerilim… birkaç dakikalığına dağıldı.
Ama Draco otururken bile gözlerini masadan çekemiyordu.
Ve Afet…
onun elini tuttuğunda fark etti.
Draco’nun eli buz gibiydi.
Ama hala izlenmeye devam ediyorlardı
Aynı dakikalarda o adada dedeleri hala aynı yerde aynı şekilde izliyorlardı
Ve ekranın yansıması iki yaşlı adamın yüzüne vuruyordu.
Carlos ağır ağır arkasına yaslandı. Marcus Bora ise tamamen sessizdi.
Yetmişi devirmişti ama gözleri
hâlâ bir katilin gözleriydi.
Televizyon ekranında Draco’nun görüntüsü vardı.
Masaya bakarken durmuş hali.
Marcus hiçbir şey söylemeden birkaç saniye izledi.
Sonra çok hafif konuştu.
"Hissetti."
Carlos sırıttı.
"Elbette hissetti. O çocuk aptal değil."
Marcus’un gözleri ekrandan ayrılmadı.
"Afet de hissetmiş."
Bu cümlede odanın havası değişti.
Carlos hafif başını çevirdi.
"Kan çekiyor."
Marcus’un yüzü karanlıkta daha ürkütücü görünüyordu şimdi.
"Hayır."
Sessizlik.
"O kız… torunum bana benziyor."
Carlos birkaç saniye sustu. Sonra televizyona tekrar baktı.
Ekranda Afet’in Draco’nun elini tuttuğu an vardı.
Carlos derin nefes verdi.
"İzlemeye devam edecek miyiz?"
Marcus’un bakışları sertleşti.
"Şimdilik."
Sonra çok hafif öne eğildi.
Ve masanın üzerindeki küçük monitörde kırmızı ışık tekrar yanıp söndü.
Dinleme cihazı hâlâ aktifti.
Marcus’un dudak kenarı çok hafif kıvrıldı.
"Ama fazla uzun sürmeyecek…"
Jessica hâlâ telefonundan nişan örnekleri gösteriyordu.
"Bak şimdi…" dedi heyecanla ekranı Leyla'ya uzatarak.
"Şu masa düzeni tam bizlikHem asil hem mafya lideri düğünü gibi."
Jughead direkt güldü.
"Kadın romantik organizasyonu bile suç örgütüne benzetiyor."
"Çünkü siz normalsiniz de ben miyim anormal?"
"Evet."
"Tereddütsüz söyledin bir de şerefsiz."
Küçük kahkahalar yayıldı. Ella heyecanla fotoğraflara bakıyordu artık. Bir anda bütün stresini unutmuş gibiydi.
"Şu çiçekler çok güzel ama…"
"Beyaz gül istemiyorum." dedi bir anda afet kaş kaldırdı.
"Niye?"
Jessica Ella omuz silkti.
"Çok cenaze gibi."
BU AİLEDE HER ŞEY CENAZE GİBİ ZATEN." dedi Burak.
Leyla direkt yastık fırlattı ona.
"Sus psikopat!"
Afet koltuğa yarı uzanmış şekilde onları izliyordu. Başını Draco’nun omzuna yaslamıştı.
Yorgundu.
Vücudu hâlâ ağrıyordu. Ama uzun zaman sonra ilk kez… kalabalığın içinde huzurlu hissediyordu.
Jessica ve Leyla nişan kombinleri konuşmaya başlamıştı artık. Jughead mutfaktan bir şeyler yürütüyordu. Burak televizyonu açmıştı. Rüzgar ile Marco bir şey tartışıyordu.
Ev…
ilk kez gerçekten yaşayan bir eve benziyordu.
Draco başını hafifçe aşağı eğdi. Afet’in gözlerinin kapanmaya başladığını fark etti.
"Uyuyorsun."
Afet gözünü bile açmadan mırıldandı.
"Hayır…"
Draco’nun dudak kenarı hafif kıvrıldı.
"Beş dakikadır aynı noktaya bakıyorsun."
"Düşünüyorum."
"Neyi?"
Afet gözlerini hafif araladı. Çok kısa sustu.
"O hissi."
Draco’nun yüzündeki küçücük yumuşama yine kayboldu.
Çünkü o da unutamamıştı.
Afet bunu fark edince konuyu uzatmadı. Yavaşça elini onun elinin üstüne koydu.
"Şu an kavga etmeyelim beynimizle."
Draco burnundan hafif nefes verdi. Sonra saçlarını geriye itti.
"Deniyorum."
Bir süre daha herkes kendi halinde vakit geçirdi. Küçük sohbetler… arada kahkahalar… mutfaktan gelen tabak sesleri…
Hatta arada Murat ve draco evin yeni genç damatları olarak kayınço sohbetleri yapıyorlardı
Draco'nun yeni bir arkadaşı daha olmuştu
Ve zaman yavaş yavaş akşama kaydı.
Gökyüzü kararmaya başladığında Jessica esneyerek ayağa kalktı.
“Tamam ben bittim.”
Jughead da doğruldu.
"Benim sosyal pil yüzde bire düştü."
Leyla direkt dramatik şekilde koltuğa kapandı.
"Ben nişan stresinden ölüyorum."
Burak kahkaha attı.
"Daha ortada nişan yok kadın şimdiden final boss oldu."
Jessica Ella göz devirdi.
"Sus da yarın takım elbise provasına geç kalma kuzen ."
"Ben doğal yakışıklıyım bana prova gerekmiyor."
"Senin egon için ayrı salon lazım."
Küçük atışmalar tekrar gülüşmelere dönüştü.
Ama Draco sonunda ayağa kalktı.
Bakışları direkt Afet’e döndü.
"Tamam."
Sesi sakindi. Ama tartışmaya kapalıydı.
"Senin pansumanının değişmesi lazım."
Afet hafif surat yaptı.
"İyiyim."
"Afet."
O tek kelime yetmişti.
Herkes direkt sustu. Çünkü Draco’nun o tonu… inat kabul etmiyordu.
Jessica sırıttı hafifçe.
"Tamam tamam asker bey yine bakım moduna geçti."
Leyla dramatik iç çekti.
"Ben de böyle sevileceğim günü bekliyorum."
Burak direkt döndü.
"Önce akıl sağlığını kaybetmen lazım galiba."
"Kes sesini."
Draco eğilip Afet’in elini tuttu. Yavaşça ayağa kaldırdı onu.
Afet istemsiz yüzünü buruşturdu hafif ağrıdan. Draco bunu fark ettiği anda yüzü gerildi.
" Gördün mü?"
" Abartıyorsun."
" Hayır. Sen küçümsüyorsun."
Afet göz devirdi ama içten içe hoşuna gidiyordu bu hali.
Herkes yavaş yavaş vedalaşmaya başladı. Jessica Ella’ya sarıldı. Jughead Marco’ya yumruk attı. Leyla hâlâ konuşuyordu.
"Bak nişan günü beni erkenden kaldırın çünkü kuaförde kriz çıkarmak istemiyorum."
Burak ciddi ciddi başını salladı.
"Çıkartacaksın."
"Evet muhtemelen."
Draco bunların hiçbirine tam odaklanamıyordu artık.
Çünkü zihninin bir kısmı hâlâ o masadaydı.
O cihazda.
O hissizlikte.
Afet bunu anladı. Sessizce elini sıktı.
Draco başını ona çevirdi.
Ve hiçbir şey demeden onu yukarı götürdü. Odaya girderken draco ayağıyla ittirip kapıyı kapattı
Oda sessizdi.
Aşağıdan hâlâ boğuk konuşma sesleri geliyordu. Ama uzaktan.
Draco kapıyı kapattıktan sonra direkt banyoya geçti. İlk yardım çantasını aldı.
Afet yatağın kenarına oturdu. Yorgun şekilde nefes verdi.
Draco önüne çömeldi.
"Göster."
Afet tişörtünün kenarını hafif kaldırdı. Pansumanın kenarlarında hafif kan vardı.
Draco’nun çenesi anında kasıldı.
"Afet."
"Bir şey olmadı."
"Kanamış."
"Sadece biraz."
Draco cevap vermedi. Sessizce pansuman malzemelerini hazırladı.
Ama hareketleri… gereğinden fazla kontrollüydü.
Bu Afet’in bildiği bir şeydi.
Draco korktuğunda sessizleşirdi.
Afet onu izledi birkaç saniye.
"Draco."
"Hm?"
"Bana bak."
Draco sonunda gözlerini kaldırdı.
Ve Afet… o bakıştaki şeyi gördü.
Gerginlik.
Öfke.
Ve korku.
"Bir şey hissediyorsun değil mi?"
Draco birkaç saniye sustu. Sonra pansumanı değiştirirken çok düşük sesle konuştu.
"Sanki bir şey yaklaşmış gibi."
Odadaki hava bir anda ağırlaştı.
Afet’in kalbi istemsiz sıkıştı. Çünkü…
aynı şeyi hissediyordu.
Draco sonunda pansumanı bitirdi son bandajı da dikkatlice kapattığında oda yeniden sessizliğe gömüldü.
Afet yatağın kenarında oturuyordu. Draco ise hâlâ önünde diz çökmüş haldeydi. Parmakları birkaç saniye daha bandajın üstünde kaldı. Sanki canını acıtıp acıtmadığını kontrol ediyordu.
" Tamam." dedi sonunda.
"Bitti."
Afet başını hafif salladı.
"Teşekkür ederim…"
Draco kısa şekilde baktı ona.
"Bunun için teşekkür etmene gerek yok."
Sonra malzemeleri toplamaya başladı. Afet ise birkaç saniye sessiz kaldı.
Sanki bir şey söylemek isteyip söyleyemiyordu.
Draco bunu anında fark etti tabii.
Çünkü Afet normalde sessiz kalınca ya sinirlenirdi… ya da utanıyordu.
Ve şu an sinirli görünmüyordu.
Draco kaşını hafif kaldırdı.
"Ne oldu?"
Afet direkt cevap vermedi. Bakışlarını kaçırdı.
" Şey…"
Draco tamamen ona döndü şimdi. Kollarını hafif bağladı.
"Afet."
Afet iç çekti. Utandığında yaptığı gibi burnunu hafif kaşıdı.
"Lavaboya gitmem lazım…"
Draco birkaç saniye yüzüne baktı. Sonra çok sakin şekilde konuştu.
"Tamam?"
Afet hemen devam etti.
"Yok yani… şey…" gözlerini kaçırdı.
"Tek başıma yürürken biraz zorlanıyorum hâlâ."
İşte olay buydu.
Draco’nun yüzündeki ifade anında yumuşadı. Çünkü Afet yardım istemeyi seven biri değildi. Özellikle de böyle konularda.
Ve bunu isterken çekinmesi… canını acıtıyordu biraz.
Hiç dalga geçmedi. Hiç zorlaştırmadı.
Sadece yavaşça elini uzattı.
"Gel."
Afet gözlerini ona kaldırdı. Draco’nun bakışlarında en ufak yargı yoktu.
Sadece sakinlik vardı.
Afet elini tuttu. Ayağa kalkarken istemsiz yüzü gerildi hafif ağrıdan. Draco direkt beline destek oldu.
" Yavaş."
"İyiyim."
"Sen hayatındaki her şeyi ‘iyiyim’ diye geçiştiriyorsun."
Afet hafifçe güldü.
"Travma paketi yanında geliyor."
Draco istemsiz burnundan güldü. Sonra onu dikkatlice lavaboya götürdü.
Kapının önüne geldiklerinde Afet hafif utanmış şekilde baktı ona.
"Şey…"
Draco hemen anladı. Başını hafif salladı.
"Tamam. Buradayım zaten."
Afet içten içe rahatladı. Kapıyı kapattığında Draco dışarıda bekledi.
Sessizlikte bir süre koridora baktı.
Ama zihni yine rahat değildi.
Bir şey… hâlâ yanlış hissettiriyordu.
Aşağıdan gelen uzak kahkaha sesleri bile bunu bastıramıyordu.
Bir süre sonra kapı açıldı. Afet yavaşça çıktı.
Draco direkt yanına geçti tekrar.
Bu sefer Afet itiraz etmedi. Sessizce ona yaslandı biraz.
Birlikte yatağa döndüler.
Draco ışığın çoğunu kapattı. Oda
loş karanlığa gömüldü.
Afet yatağa uzandığında derin nefes verdi. Draco da yanına geçti. Ama sırtı hâlâ hafif gergindi.
Afet bunu fark etti.
Yavaşça ona döndü. Elini Draco’nun göğsüne koydu.
"Hâlâ düşünüyorsun."
Draco birkaç saniye tavana baktı. Sonra dürüstçe cevap verdi.
"Evet."
Afet sessiz kaldı. Sonra biraz daha yaklaştı. Başını omzuna yasladı.
"Bu gece bir şey olmayacak."
Draco hemen cevap vermedi. Çünkü asker içgüdüsü… kolay susmazdı.
Ama yine de kolunu onun etrafına sardı. Parmakları Afet’in saçlarının arasına kaydı.
Ve sonunda gözlerini kapattı.
"Umarım…" dedi çok sessizce.
Odanın içi sakinleşirken… ev uykuya dalıyordu.
Ama kilometrelerce ötede…
küçük siyah cihazın kırmızı ışığı bir kez daha yanıp söndü.
Ve ikisi birlikte düşünlerden sıyrılıp birbirlerini iyleştirerek uykuya daldı
🔥🌊
üç gün sonra nişan sabahı…
Ev daha güneş tam doğmadan ayaktaydı.
Koskoca malikânenin içinde kaotik bir hareketlilik vardı. Koridordan birileri koşuyor… aşağıdan tabak sesleri geliyor… mutfakta kettle ötüyor… birileri bağırıyor… birileri bir şey arıyordu.
Bu gün nişam günü oldugundan afet ve draco hemen uyanmış hızlıca toparlanmış ve odadan çıkmışlardı
Ve evde Tam anlamıyla Türk aile kaosu. Ve bütün bunların ortasında Draco ve afet hâlâ uykulu gözlerle aşığa iniyorlardı
Kucağında ise yarı uyuyan Afet vardı.
Afet gözlerini bile tam açamamıştı. Bedeni yorgun olduğundan bu sıralar uykudan uyanmak zordu Başını Draco’nun omzuna gömmüştü. Saçları dağılmıştı.
"Draco…"diye mırıldandı uykulu sesle.
"Yürüyebiliyorum ben…"
Draco hiç aşağı bakmadan cevap verdi.
"Merdiven."
"Abartıyorsun."
"Evet."
Hiç utanmadan söylemişti bunu. Afet göz devirdi ama itiraz edecek enerjisi yoktu artık.
Üç gündür Draco resmen insan ambulansına dönmüştü.
Afet biraz daha iyiydi artık. Daha rahat yürüyebiliyordu. Ama özellikle merdivenlerde… Draco’nun koruma içgüdüsü tamamen devreye giriyordu.
Aşağı indiklerinde mutfaktan yayılan çay kokusu bütün evi sarmıştı.
Ve mutfağın görüntüsü…
tam bir Türk sabahıydı.
Masanın üstü gelişigüzel simitlerle doluydu. Poğaça kutuları… beyaz peynir… zeytin… domates… sürekli dolan çay bardakları…
Kimsenin düzgün kahvaltı hazırlayacak zamanı yoktu belli ki.
Afet masaya bakıp şok olmuş şekilde konuştu.
"Bu nasıl kahvaltı ya? Herkes niye ayakta yemek yiyor?"
Leyla ağzında simitle döndü.
"Çünkü bugün nişan var."
"E bununla bağlantısı ne?" Dedi draco
"Türklerde büyük organizasyon sabahı herkes panik olur."
"Bizim kültürün temel taşı kaos." dedi Burak çay doldururken.
Jughead aslan etrafa bakıyordu hâlâ.
Marco kılıç mutfaktan bağırdı.
Değişik bir şekilde hiç bir şey olmamış gibi Marco kılıç elserin olarak hayatına çok güzel bir şekilde devam ediyordu artık annesiyle babası vardı ve kızgın olsada bunun mutluluğunu yaşıyordu
"Çayı kim bitirdi lan?!"
"HAYATIMDA DUYDUĞUM EN TÜRK CÜMLE."dedi Jessica direkt.
Bu sırada Draco sonunda Afet’i sandalyeye oturttu. Önüne otomatik şekilde tabak koydu.
Sonra kendisi gidip simit aldı.
Rüzgar bunu görünce sırıttı.
"Bak bak…"
"Bizim İngiliz tamamen Türk olmuş."
Draco hiç bozulmadan çay doldurdu.
" Türk yemekleri güzel çünkü."
Leyla dramatik şekilde kalbine dokundu.
"Duygulandım."
Burak direkt atladı.
"Bir de ilk geldiğinde açmaya düşman gibiydi."
Draco ciddi ciddi cevap verdi.
"Hâlâ açmadan nefret ediyorum. Ama namert sevdiriyor kendini yemeğe karşı koyamıyorum "
"OH İŞTE ŞİMDİ TAM TÜRK OLDUN."
Herkes güldü.
Afet çayından yudum alırken Draco’nun tabağına baktı. Gerçekten sadece simit ve poğaça yiyordu yine.
Afet hafif kaş kaldırdı.
“Sen var ya…"
"Ne?"
“Türk damat olmuşsun resmen."
Draco ona baktı. Sonra çok sakin şekilde omuz silkti.
"Bana kız isteme yaptırdınız zaten."
Burak direkt güldü.
"Adamın travmaları arasında Türk kahvesi testi de var."
Murat merakla döndü.
"Bir dakika gerçekten kız isteme yaptınız mı?"
Leyla anında heyecanlandı.
"AY EVET!"
Afet utanmış şekilde yüzünü kapattı.
“Anlatmayın şunu ya… ”
Rüzgar kahkaha attı.
"Draco’nun yüzünü görmen lazımdı." Dedi aslan
Marco direkt sandalyesini çekti.
"Ben hâlâ kahveye tuz koyduklarında yaşadığı ihaneti unutamıyorum."
Draco ciddi ciddi konuştu.
"İnsan sevdiği kişiye bunu yapmaz."
Afet şok olmuş gibi baktı.
"Abartma canım tek dikişte içtin"
"O farklı.".
“NESİ FARKLI?! Hem tek dikişte içiyorsun hemde laf ediyorsun”
" Ben laf etmeyeyimde kim laf etsin iki gün ciğerim yandı "
Bu sefer masa tamamen koptu.
Draco’nun dudak kenarı hafif kıvrıldı sonunda. Afet bunu görünce istemsiz gülümsedi.
Çünkü uzun zamandır… onu böyle rahat görmek kolay olmuyordu.
Mutfakta kaotik bir sıcaklık vardı şimdi. Herkes konuşuyor… birileri bağırıyor… telefonlar çalıyor… Leyla hâlâ hazırlanma krizine giriyordu.
Ve bütün bunların ortasında…
ev gerçekten aile gibi hissettiriyordu.
Organizasyoncular gelmişti
Dışarıdaki büyük bahçede ise hazırlıklar başlamıştı çoktan.
Çünkü nişan aile arasında yapılacaktı. Ama "aile arasında" dedikleri şey… Elserin ailesi olunca küçük çaplı organizasyon gibi görünüyordu zaten.ki Bahçede ışıklar kurulmuştu.
Uzun masalar hazırlanıyordu. Çiçekler taşınıyor… görevliler koşuşturuyordu.
Ve içerideki heyecan… dakika geçtikçe büyüyordu.
Akşam olduğunda…
ev tamamen değişmişti.
Sabahki o dağınık aile kaosunun yerini şimdi ışıklar, müzikler ve kahkahalar almıştı. Bahçe resmen masal gibiydi.
Ağaçlara sarılmış sarı ışıklar… uzun şık masalar… ince tüller… çiçekler…
Hava hafif serindi ama İstanbul’un o güzel ilk bahar
akşamlarından biriydi.
Ve herkes hazırlanmıştı.
Jessica Ella… gerçekten büyüleyici görünüyordu.
Üzerinde koyu zümrüt tonlarında, omuzlarını açık bırakan uzun bir elbise vardı. Saçları hafif dalgalı bırakılmıştı. Makyajı sadeydi ama yüzündeki mutluluk her şeyden daha çok dikkat çekiyordu.
Leyla ise tam tersiydi.
Simsiyah saten, sırt dekolteli bir elbise giymişti. Saçlarını toplamıştı. Boynundaki ince gümüş kolye ışıkta parlıyordu.
Ve kesinlikle… fazla güzel olduğunun farkındaydı.
Burak bunu görünce direkt konuşmuştu zaten.
"Bu kız nişanda değil kırmızı halıda gibi."
Leyla hiç bozulmadan dönmüştü.
"Genetik."
"Tehlikeli özgüven."
"Taşıyabiliyorum çünkü."
"Çocuklar!" Dedi rüzgar uyarıcı baba tonunda tek sözüyle ikiside durmuştu
Ve ayrıca rüzgar ve Diana ela çocuklarına ve etrafına bakıyor oldukları yerden gurur duyuyorlardı
Bu sırada erkeklerin tamamı klasik takım elbiseydi. Siyah. Şık. Net.
Ama Draco…
yine ayrı duruyordu.
Siyah takımın içinde fazla karizmatik görünüyordu resmen. Saçları geriye atılmıştı. Saatinin metal kısmı ışıkta parlıyordu.
Ve bütün gece boyunca gözünü Afet’ten ayırmamıştı.
Çünkü Afet…
gerçekten zorlanıyordu.
Çok güzel görünüyordu. Ama yorgundu.
Üzerinde koyu bordo, uzun kollu sade ama çok zarif bir elbise vardı. Kumaş belinden aşağı yumuşak şekilde dökülüyordu. Saçları yarım toplanmıştı. Boynundaki ince detaylar ışıkta parlıyordu.
Ama Draco onun yüzündeki en küçük değişimi bile fark ediyordu artık.
Uzun süre ayakta kalınca eli direkt beline gidiyordu.
Merdiven inerken yavaşlıyordu. Ara ara nefesi değişiyordu.
Bu yüzden gece boyunca…
Draco sürekli onun yanındaydı.
Bir sandalye çekiyor… önüne içecek koyuyor… yavaş yürümesini sağlıyor
Afet her "iyiyim" dediğinde daha çok dikkat ediyordu.
Ve aile bunu fark edip sürekli dalga geçiyordu.
"Draco biraz daha korursan kızı fanusa koyacaksın." dedi Marco kılıç.
Draco hiç düşünmeden cevap verdi.
"Olabilir."
"Şaka değildi."
"Benim cevabım da değildi."
Herkes güldü.
Nişan ise düşündüklerinden çok daha sıcak geçmişti.
Çünkü Murat… herkesi şaşırtacak kadar içten davranmıştı.
Resmiyet yerine samimiyet vardı.
Bir ara ayağa kalkıp Jessica Ella’ya bakmıştı sadece.
"Ben zaten hayatım boyunca seni istedim."
Jessica direkt ağlamaya başlamıştı.
Leyla da onun yanında ağlıyordu. Hatta afet annesi babası herkes duygulanmıştı
"Ben niye ağlıyorum bilmiyorum…"
Burak omzuna dokundu.
"Hormon."
"Sus."
Herkes gülmüştü yine.
Gece ilerledikçe müzikler arttı. Sohbetler koyulaştı. Büyük aile masaları oluştu.
Bir ara Draco ve Afet biraz geride otururken Afet başını onun omzuna yasladı.
Draco hemen aşağı baktı.
"İyi misin?"
Afet hafifçe başını salladı.
"Sadece yoruldum biraz."
Draco’nun eli direkt onun eline kaydı. Parmaklarını tuttu.
"Birazdan çıkarız."
Afet ona baktı.
"Ablamın gecesi bugün."
"Sende benim önceliğimsin."
Afet gözlerini kaçırdı hafifçe. Hâlâ buna alışamıyordu bazen.
Ve o vakit gelmişti küçük aile arasında olan nişan ve kız isteme töreni allahın emri peygamberin kavli ile denmişti bir kez daha...
Murat ailesi olmadığı için bu gün tek başına sevdiği kızı istemişti
Ailesi yoktu belki ama ellayı herşeyden çok seviyordu
Ve bu belliydi ona bakışından dokunuşu dan herkes bunu anlıyordu ve yüzük tepsisi gelmişti afet zorda olsa yavaşca hareket ederek tepsiyi Leyla ile taşımışeı ikisi birlikte ella ile muratın yüzüklerini takmıştı
Gecenin sonlarına doğru organizasyon yavaş yavaş bitmeye başlamıştı. Masalar toplanıyor… müzikler düşüyordu.
Organizasyoncular gelip bahçeden malzemeleri toplay8nca herkes içeri geçip koca salonda bir yere atmıştı kendini hepsi birlikte aynı evde kalıyordu lera lale Allah'tan evim büyük diye geçiriyordu içinden
Draco hemen afeti bir koltuğa uzandırmıştı
Muratta onalrl kalıyordu kimse onu. Otelde kalmasını istememişti
Murat hafif mahcup şekilde etrafa baktı sonra konuştu.
"Ben aslında otele geçerim
diyordum… en başından otele görseydim keşke"
Herkes aynı anda döndü ona.
"Niye?" dedi Rüzgar.
Murat omuz silkti.
"Size yük olmayayım diye."
Marco direkt kahkaha attı.
"Oğlum ev küçük kasaba gibi zaten."
Burak elini iki yana açtı.
"Kaybolursan üç gün sonra buluruz maksimum."
Leyla başını salladı.
"Zaten aileye girdin artık kaçışın yok."
Jessica da gülerek Murat’ın koluna girdi.
"Otelde falan kalmıyorsun."
Murat sonunda pes edip güldü.
"Tamam tamam…"
Tam o sırada…
Afet’in yüzündeki renk değişti.
Draco bunu ilk fark eden kişi oldu.
Kaşları anında çatıldı.
"Afet?"
Herkes sustu. Afet gözlerini kısa süre kapattı. Derin nefes aldı.
Leyla hemen yaklaştı.
"İyi misin?"
“Bir şeyin mi ağrıyor?”
Afet hafifçe başını salladı.
"İyiyim…"
Ama sesi bile yorgun çıkıyordu artık.
Draco direkt yanına çömeldi.
"Elin buz gibi." Ve ekledi
"Marta girdik ama hala soğuk hava dedim dikakt et diye "
Afet gözlerini açtı. Yorgun şekilde gülümsedi.
" haklısın Sanırım fazla yoruldum."
Jessica’nın yüzü düştü.
"Keşke daha erken çıksaydın."
"Yok ya iyiyim… bitti işte "
Sonra derin nefes verdi.
"Geç oldu zaten…"
Draco bir saniye bile beklemedi. Kolunu dikkatlice onun beline sardı.
"Hadi odaya çıkıyoruz."
Kimse itiraz etmedi.
Çünkü Afet gerçekten tükenmiş
görünüyordu artık.
Aile tek tek iyi geceler dedi. Leyla yanağına öpücük bıraktı. Burak saçını karıştırdı hafifçe.
Anneside öptü ablası ve abileride babasıda
Ve Draco onu yavaşça eve götürdü Merdivenlere geldiklerinde hiç konuşmadan tekrar kucağına aldı.
Afet başını omzuna yasladı. Bu sefer itiraz etmedi bile.
Odaya girdiklerinde sessizlik vardı artık. Aşağıdan gelen sesler çok uzaktan geliyordu.
Draco onu yatağa dikkatlice oturttu. Ayakkabılarını çıkardı.
" Üstümü çıkarmam ve makyajımı temizlemem lazım"
" Bu gün makyajla yat bişey olmaz dicem ama biliyorum asla yapmazsın"
" Evet öyle ce sende öylesin güneş kremini yılamadan yatmıuorsun"
Draco güldü
"Kendim gibi inatçı bir kadın sevmişim..." Afette güldü
" evet öyle "
Draco afetin önce üstünü çıkarmasına yardım etti kendiside üstünü değiştirdi ardından onu banyoyo götürdü ikisi her akşam olduğu gibi dişlerini fırçalayıp yüzleirni yıladılar afet makyajını temizleyince çok rahatlamış hisseti
Draco onu yatırdı kendiside yanına uzandı
Üzerine ince battaniyeyi çekti.
Afet yorgun gözlerle ona baktı.
"Bugün güzeldi…"
Draco saçlarını kulağının arkasına itti.
"Evet."
Afet gözlerini yavaşça kapatırken mırıldandı.
"Biraz normal hissettirdi…"
Draco birkaç saniye ona baktı.
Sonra çok hafif eğilip alnına öpücük bıraktı.
"Uyu artık."
Ve birkaç dakika sonra…
ikisi de gecenin yorgunluğuna teslim oldu.
🔥🌊
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.84k Okunma |
316 Oy |
0 Takip |
47 Bölümlü Kitap |