
Yorum yapmayı ve vote vermeyi unutmayın iyi okumalar ✨️
Yorumlar niye azaldı ya...
Meriç
Bahçede oturmuş askerleri izlerken aklımdan geçen tek şey, daha doğrusu tek kişi Yağız'dı.
Sevmek, aşık olmak böyle bir şey miydi?
Her anında yanında olma isteği ile yanıp tutuştuğum yetmiyormuş gibi bir de sürekli onu düşünüyordum. Sabah uyanıyorum, aklımda. İşe geliyorum, aklımda. Uyurken, aklımda. Rüyalarımı zaten demek istemiyorum.
Hayatımda daha önce hissetmediğim bir şeydi bu. İlk defa hissettiğim bu şey ne yazık ki imkansız gibi bir şeydi.
Geçen konuştuğumuz zaman biraz hissetmiş gibi gelmişti ve beni çok da güzel başından savarak uzaklaştırmıştı.
Bir erkeğe aşık olduğumu fark ettiğim ilk an çok güzel kabullenmiştim. Sanırım yıllardır az da olsa bu yönümün farkındaydım ama kendime itiraf edemiyordum. Ta ki birine aşık olana dek.
100 metre ilerimde timdeki askerlerle eğitimde olan ve yaklaşık bir haftadır benimle diyaloga girmekten kaçan adama aşıktım.
Git gide içimde büyüyen sevgiye yenilmemek için uzun uğraşlar veriyordum. Ama nereye kadar böyle giderdi bilmiyorum. Onu uzaktan izlemek de güzeldi ama ben onunla konuşmak istiyordum. Onunla sarılmak, öpmek istiyordum..
Geçsem karşısına desem ben sana aşık oldum be komutan. İstersen döv, ister söv. İstersen sür. Ama kalbimdeki sevgini alamazsın, desem.
Yapmasına yapardım da onu uzaktan da olsa görme şansımı kaybedecektim. O zaman ne yapacaktım? Buna bile zor dayanıyordum.
Sıkıntıyla bir nefes aldım. Dağılmaya başlayan timle bende oturduğum yerden ayaklandım.
Çocuklarla taburun kapısında toplandığımızda Yağız bana bir şey demeden içeriye girmişti.
"Komutanım!"
Dila'nın Yağız'a seslenmesiyle bize doğru döndü.
"Efendim?"
"Yemekhaneye gideceğiz. Sizde bizimle gelir misiniz?"
Yağız kısa bir an bana baktı. Bunu büyük ihtimalle sadece ben ve fark etmişti.
"Gelirim."
Onaylamasına şaşırsam da timdekileri kırmak istemediği için beni görmezden gelmiş olacağı aklıma geldi.
Yemekhaneye girip kalabalık olmayan sıraya da girerek tek tek yemeklerimizi almış ve boş bir masaya oturmuştuk.
"Duydunuz mu, Gökhan komutanın tayini çıkmış."
"Hadi be."
Harun'un söylediğine hepimiz şaşırmıştık. Yağız komutan hariç çünkü kendisi büyük ihtimalle adını duymak dışında birkaç kez karşılaşmıştı.
Masada benim çaprazımda oturuyordu. Bu yüzden kendimi ona duyurmak için biraz öne doğru yaklaştım. Yaklaştığım sırada bana doğru döndüğü için göz göze gelmiştik.
Ona tam olayı anlatacakken bakışlarını benden çekerek Harun'a döndü ve "Hepiniz tanıyorsunuz sanırım Gökhan komutanı?" diye bir soru yöneltti.
Harun ona cevap verirken ben eski pozisyonuma geri döndüm.
Gerçekten görmezden geliyordu. Onunla konuşmama bile izin vermiyordu. Bunun komutanım olduğunu unutmamakla ne alakası olabilirdi? Bu masadaki herkes onun astıydı. Gayet güzel sohbet ediyorlardı işte.
Tepsimdeki yemeklere bir süre baktığımda iştahımın kaçtığını fark ettim. Sandalyeyi geriye doğru itip yerimden kalkarken "Afiyet olsun size." dedim. Yağız hariç hepsi bana dönmüştü o an.
"Oğlum nereye yemeğini de bitirmemişsin daha?"
Kaya'nın söylediği şeyle Yağız önce tepsime sonrada bana baktı. Gözlerimi zorlukla ondan çekerek "Doydum. Ayrıca uçuşumda var?" dedim.
Kaya bana 'neyin var?' bakışı atarken ona sadece gülümsemiş ve tepsiyi de alarak masadan uzaklaşmıştım. Tepsiyi bırakmam gereken yere bıraktıktan sonra hızla yemekhaneden çıktım.
Taburdan çıkarken bana seslenen askerle arkamı döndüm.
"Dinliyorum asker."
"Komutanım, Yağız komutan birkaç dosya bıraktırdı odanıza. Ona haber vermemi istedi."
"Tamam uçuştan sonra yaparım."
"Hemen bitmesini istiyormuş."
Karşımdaki askere bağırmamak adına derin bir nefes aldım ve gözlerimi sıkıca yumdum. Kendinden uzak tuttuğu yetmiyormuş gibi birde uçmama engel olmaya çalışıyordu.
Derdi neydi bu herifin ya?
Gözlerimi açıp askere gülümsedi.
"Tamam, haber verdiğin için sağol. İşine dönebilirsin."
Asker uzaklaşırken ben de merdivenlere doğru yürümeye başladım.
Merdivenin bir basamağını çıkarken Yağız'a küfür ederken diğer basamakta küfrümü geri alıyordum. Küfür de edemiyordum adama düzgünce.
Odama girdiğimde masamın üzerinde duran dosyaları elime aldım. Benim doldurmamam gerekmeyen iki dosyayı sinirle masaya geri koydum. Dosyaları ben doldursam bile benden daha kıdemli birinin imzalaması gerekiyordu. Sırf ben uçuşa gitmeyeyim diye adam bana bomboş bir iş vermişti ya.
İki dosyayı olabildiğince hızlı doldurduktan sonra dosyalarla beraber Yağız'ın odasının kapısının önüne gelmiştim. Kapıyı çaldım. İçeriden 'gel' sesini duyunca içeriye girip kapıyı kapattım.
Yağız pencerenin pervazına oturmuş sigara içiyordu. Sigarasını söndürüp ayağa kalktıktan sonra camı kapattı.
Odalarda sigara içmek yasak mıydı, hiçbir fikrim yoktu. Kendisinden üst birine yakalanmadığı sürece serbestti sanırım.
Elimdeki dosyaları elleri cebinde bana bakan adama gösterdim.
"İmzanız gerektiği için doldurup getirdim."
Ellerini cebinden çıkararak masaya doğru yürüdü. Göz ucuyla dosyalara baktıktan sonra başını salladı.
"Tamam, teşekkürler. Başka bir şey yoksa çıkabilirsin Üsteğmen."
Selam verip kapıya doğru dönmüştüm ki aklıma gelen şeyle tekrar Yağız'a döndüm.
"Aslında var."
"Dinliyorum."
Elimle bir dakika işareti yapıp üniformamın omuzunda duran yıldızların olduğu peçeleri çıkararak tulumun üst cebine koydum.
"Ne yapıyorsun?"
"Büyük ihtimalle sinirlenip bağıracağım. Bu yüzden apoletlerimi çıkarırsam daha iyi olacağını düşündüm."
"Sen apoletlerini çıkarınca ben komutan olmuyor muyum?"
"Oluyorsunuz. Ama ben görev başında olmuyorum."
Yağız bana garip bir bakış attıktan sonra sesli bir nefes aldı.
"Dinliyorum."
Ona doğru birkaç adım atarak aramızdaki mesafeyi olabildiğince kapattım.
"Sizin benimle derdiniz ne?"
"Söyledim ya. Komutanın olduğumu unutuyorsun."
"Yemekhanede yaptığınızın bununla bir alakası yoktu."
Yağız bir şey demeden öylece yüzüme bakıyordu. Bu sefer sesimin ayarını kaçırıp biraz bağırarak "Uçuşa gideceğimi söylememe rağmen saçma sapan iki tane dosya verdiniz." dedim.
"Kendinden uzak tuttuğun yetmiyormuş gibi bir de uçuşuma engel oluyorsun. Ne istiyorsun, ha? Kafayı yiyip tımarhaneye mı kaldırsınlar beni?"
"Uçmana engel olmak değildi niyetim. Ben onları yemekten önce verdim askere. Ne bileyim uçuşa çıkacağını. Uçuş çizelgende görünmüyordu. "
Ona doğru biraz daha yaklaşıp "Ha yani kendinden uzak tuttuğunu itiraf ediyorsun." dedim.
"Ben. Yapmam gerekeni yapıyorum."
Gözlerimin içine öyle bir bakıyordu ki. Bakışlarıyla kalbime dokunmak istiyormuş gibi bakıyordu.
"Görmüyor musun ne hale geldiğimi? Sen beni her görmezden geldiğinde kendimi ölüyormuş gibi hissediyorum. Şu aptal kalbimde hissettiğim şeyler yüzünden dört yılda uçmadığım kadar uçuşa çıktım ben. "
Yağız da bana doğru bir adım atmıştı.
"Kendine gel üsteğmen. Ben bu dediklerini unutacağım, sen de unut."
Hani insanların bazen söyledikleriyle gözlerindeki ifade farklı olurdu ya, Yağız'da aynen öyleydi şu an. İşte bu yüzden cesaret buluyordum yaptığım şeylere.
Sinirden ne kadar yakınlaştığımızı fark etmemişti ama ben farkındaydım. Gözlerindeki o ifadeden aldığım cesaretle bir elimi beline dolayarak kendime doğru çektim. Bir şey yapmasına veya demesine fırsat vermeden dudaklarımızı birleştirdim.
Haftalardır rüyalarıma giren o anı yaşamak kısa süreli kalp krizine yol açsana ona bunu hissettirmeden geriye çekildim.
"Buradan dönüşüm yok artık Yağız."
sonunda dediğinizi duyar gibiyim..
16 bölüm oldu daha yeni yakınlaşıyorlar. Diğer kitaplarımı okuyanlar şaşırıyordur kesin 🦹♀️
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere minik kaplumbağalarım 🤍🐢
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |