![^[•Reno•]^ / INTOXICATING || _Minsung_ / 🔗](https://cdn.kitappad.com/image/user-file/512467/img/foto-1772297379.jpg)

Yukari bakin👆
Tatlı bir innie
Bu benim ilk hikayemin ilk bölümü. İyi okumalar
#LoveStay
<<<<<<<<★>>>>>>
Seodaemun Cezaevi – Seul
Hapishane koğuşlarında mahkumların görüş için hazırlandığını belli eden sesler yankılanıyordu. Koğuş 207 kendi sırasını bekleyen gri lekelere benzeyen mahkumların sesleriyle dolup taşıyordu. Jisung yatağına çökmüş önceki kavgada patlayan dudağındaki yarayı kanatmaya çalışıyordu. Bır sebebi yoktu sadece canlı olduğunu hissetmek istiyordu. Gardiyanlardan biri kapıyı açıp sesli bir şekilde duyuruyu yaptı: "Koğuş 207 görüş için tek sıra olun. 1 saat görüş süreniz olacak görüş salonuna aynı anda alınacaksınız." Jisung çaktırmadan gardiyanın ağzını vezeledi ve Park Jihoon'un peşinden sıranın en sonuna geçti. Ayaklarını sürüye sürüye, soğuk duvarları ilk kez görmüş gibi süzerek sırayı takip etti. Merdivenlerden inip heyecanlı mahkumları geride bıraktılar ve salon kapısında durdular. Gardiyan tek tek koğuş ve mahkum numaralarını okuyup 11 kişilik sıranın bitmesi için uğraşıyordu.
"... 207 numaralı koğuş 045697 numaralı mahkum Park Jihoon. 14 numaralı masaya geç. 207 numaralı koğuş 045682 numaralı mahkum Han Jisung. 9 numaralı masaya geç."
Jisung minik adımlarla görüş salonuna girdi. Onun hemen arkasından sanki yeterince gardiyan yokmuş gibi kapıdaki gardiyan da içeriye girdi. Jisung kendisine söylenen masaya oturup umut etmekten bitap düşmüş gözlerle ziyaretçi girişine baktı. Gelmemişti. Tek varlığı da onu bırakmıştı. 26 ay 18 gündür bekliyordu Jisung. 33 ay 12 günü kalmıştı ama o süre içinde de gelmeyecekti Arein. Belki de onu çoktan silmişti başkası vardı artık. Jisung elini dudağındaki yaraya götürdü ve acımadan çekip kopardı. Sadece anlık bir acı duydu sonra akan kanı emmeye başladı. Her görüş günü olduğu gibi ayağa kalktı ve şansını yeniden denemek üzere kapıdaki gardiyana doğru ilerledi. "Gardi-" demiştiki gardiyan yüzünde bıkkın bir ifadeyle ona döndü. "Yine mi çıkmak isteyeceksin Jisung?" dedi minik bir merhamet tınısıyla. Jisung küçük bir çocuk gibi hafifçe başını salladı.
"Olmaz Jisung. Seni çıkaramam anlamıyor musun? Buraya geldiğinden beri her görüş gününde bana bunu soruyorsun ve hep aynı cevabı alıyorsun. Diğerleriyle aynı anda çıkacaksın daha 43 dakikan var."
Jisung dudağındaki yarayı vakumlar gibi ısırıp arkasını döndü. Gri tulumunu çekiştire çekiştire masaya oturdu. Herkes görüş günü için üçerli beşerli gelmiş ziyaretçileriyle hasret gideriyordu. Onun gibi bir tane daha var mı diye merak etti Jisung. Kafasını masaya yaslayıp bir şeyler düşlemeye çalıştı ama hapishane hayallerini bile kelepçelemişti.
"Han Jisung"
Jisung yavaşça doğrulup duyduğu sese yöneldi. Yüzüne bir süre baktı ardından ayağa kalktı ellerini birleştirip eğildi ve selam verdi.
"Bayan Park..."dedi zorla ezberletilmiş gibi demişti bunu.
" 'Bana Seulgi de' demiştim yanlış hatırlamıyorsam." dedi kadın yavaşça. Masaya oturup Jisung'un da oturmasını işaret etti.
"Yine yok mu?" dedi Seulgi. Jisung bunu yüzüne vurmak için söylemediğini bilse de ona öyle gelmişti ve öfkeyle iç çekti.
"Gördüğünüz gibi Baya- Seulgi kimse gelmedi, mektup da almadım telefon görüşmem de yoktu."
Yalnızlığını onun yüzüne vurunca daha bir fena oluyordu çünkü o zaman sanki yalnız olmuyordu ve Jisung kendini suçlu görmekten vazgeçmiyordu. Cezaevinde 10-15 mahkum için olan psikolojik destek ve sosyolojik danışmanlık çalışanı Park Seulgi ile karşi karşıya konuşmak ona kendisini deli gibi hissettiriyordu. "Neden hala zorluyorsun Jisung? Sadece 2 seans fazla alsan? Haftada tek seans ikimiz içinde zor değil mi?" diye sordu Seulgi. Jisung kafasını sağa sola salladı. "Bu hafta deliriyor muymuşum?" dedi gülerek. Ama gülmesi sadece bir maskeden ibaretti. Hem gülmenin onun hak ettiği bir şey olduğuna dair inancını yitirmişti hem de ayda en az bir kaç kez çıkan koğuş kavgalarında aldıği yersiz darbeler yüzünden dudakları gerilince acıyordu. Seulgi sinirle Jisung'a baktı. "Hayır delirmiyorsun saçmalamayı bırak." dedi. Çocuğunu azarlayan bir anne gibiydi. Şüphesiz atıştıği tek mahkum Jisungdu. Jisung diğer çoğu mahkumdan farklı olarak oldukça aklı selimdi. Sadece ruhsal olarak karanlık bjr çukurdaydı ve sebebi 26 ay 18 gün boyunca olan görüş günlerinin hiçbirine gelmeyen eşiydi.
Jisung cinayet ve intihara göz yummadan dolayı 5 yıl ceza almıştı normalde iki ceza birleşince 7 yıla yakın yatması gerekiyordu ama olay anı değerlendirmesi ve Jisung'un polisi kendisinin araması ortaya minik şüpheler sunuyordu-oldukça kafa karıştırıcı şüpheler. 27 ay önce bir gece sadece yanlış zamanda yanlış yerde bulunduğu için tutuklanan Han Jisung kendi kendini cezalandírmakta oldukça azimliydi. Ne kadar acı çeksede bunları sürdürüyordu, mesela tüm koğuş kavgalarında araya karışıp diğerlerinin onu dövmesine izin veriyordu bazen kavga uzarsa ayırmak için gelen gardiyanlardan da birkaç sopa darbesi ve biber gazından payına düşenden fazlasını alıyordu. Seulgi onun bunları bilerek yaptığını öğreneli sadece 4 ay olmuştu. Bazen Jihoon, Jisung'u kavganın ortasından çekip alınca Jisung ona çok öfkeli oluyordu. Koğuşta iletişim kurduğu tek kişi Jihoon'du. Bazen kavagaya karışamayacak kadar darbe almış olduğunda Jihoon birinin ona bulaşmasını engellediği için ona minnettardı ama birine minnettar kalmak çok sinir bozucu geliyordu ona. Ne de olsa o hüküm giymiş biriydi ve o sebebe değil sonuca bakmayı tercih ediyordu. Duvarlar ruhunu çekiyor gibi hissettiği zamanlar yatağının iskelesine kafasını vurup ağlıyordu. Jihoon ve Seulgi bu huyunu bildiği için de onlardan nefret ediyordu. Ama onlar olmasaydı hapishanede ölmekten de beter bir yaşamı olacağını biliyordu-aslında hak ettiğini düşünüyordu ama bazen gerçekten insan olduğunu hatírlamak istiyordu. Gözleri dolmaya başlayınca yüzünü Seulgi'den çevirdi. Arein ondan boşanmadıysa ne olmuştu? Belki de kendisinin Jisung diye birinin hiç var olmadığına inandırmıştı ve onu umursamıyordu. Ya da ondan korkuyordu. Seulgi yine konuşmaya başlayınca Jisung iç çekti.
"Bana bak Jisung. Eğer seansları arttırmayacaksan çalışma saatlerinde kendine bir aktivite seçeceksin. Eğer seçmezsen koğuş gardiyanıyla konuşurum. Anladın mı beni?"
Jisung sinirle başını salladı. Biraz daha oturduktan sonra gardiyanlar görüş için gelenleri tek tek çıkardı. Ardından Jisung'un isteğini geri çeviren gardiyan gür sesiyle kükredi.
"Tek sıra olun yemek saatine kadar çalışma yerlerinize götürüleceksiniz."
Jisung çalışma saatlerinden nefret ediyordu. Bir sürü mahkumla bir araya gelmek, tekrar hayata kazandırılabilecek geri dönüşüm atıkları gibi eğitim almak bir de yetmezmiş gibi diğerlerinin kahkahalarını dinlemek onu boğuyordu. Ama bugün seansa gidecekti, gardiyan izin verirse yanına defterini ve kalemini alcaktı. Tek sıra halinde salondan çıkıp koridorlardan geçtiler yoklama alına alına herkes kendi çalışma atölyesine bırakıldı. Jisung gardiyana dönüp "Psikolojik destek ve sosyolojik danışmanlık seansı" dedi. Gardiyan acıyan bakışlarla kafasını salladı. Hızlı adımlarla Jisung'u destek odasına bıraktı ve uzaklaştı. Jisung kapıyı arkasından kapatan muhafıza lanet okuyup önündeki deri koltuğa oturdu. Masada Seulgi'nin onun için bıraktığı mektup kağıtları, zarflar ve pullar vardı. Hiç biriyle uğraşmak istemiyordu. Seulgi masasında belirince Jisung korkuyla geriledi.
"Bugün mektuplarla uğraşmak istemiyorum."
Seulgi anlayıştan oldukça uzak bakışlarla Jisung'u süzdü. Itaatsizlik yapan köpeğine bakan bir çoban gibi. Jisung müsaade almadan masadan bir kalem alıp ellerine şekiller çizmeye başladı. Seulgi sadece onu izledi hiç sesini çıkarmadı. Jisung kendini anaokulu çocukları gibi hissediyordu. Çalışma saatinin bitmesine 1 saaten fazla vardı. Belki haberlere bakabilirim umuduyla ağzını açtı ama sonra yavaşça gözlerini kaldırdı. Dışarı çıkmak istiyordu. Seulgi onu zorla bahçeye çıkarmaktan vazgeçeli aylar olmuştu ama eğer isterse çıkarırdı.
"Baya- Seulgi,beni bahçeye çıkarır mısın?"
Kafasını kaldırmadan olabildiğince sesli bir şekilde konuştu. Seulgi hemen gözlerini Jisung'a çevirdi.
"Tabii, tabii çıkarırım biraz hava alırsın."
Masadaki cezaevi içi aramalar için olan siyah telefonu alıp ellerini boyayan Jisung'a son bir bakış attı ve gardiyanların telefonunu tuşladı.
"Alo Gardiyan Yeon, siz misiniz?"
"..."
"207 numaralı koğuş 045682 numaralı mahkum Han Jisung'u çalışma saatinde geldiği terapiye ek bir etkinlik olarak dışarı çıkarmak istiyorum. Bir gardiyan yönlendirirseniz eğer..."
"..."
"Çok teşekkürler."
Seulgi telefonu ahizeye bıraktı ve mutlu bir şekilde Jisung'a baktı. Jisung hiç minnet belirtisi göstermeden ellerini karalamaya devam etti. Nihayet gardiyan kapıdan girdiğinde elleri eskiz defterlerinden farksızdı. Gardiyan bileklerini kelepçelerken ellerine şöyle bir göz attı. Üçü birlikte odadan çıktılar. Koridorlar mahkumların çalışma saatleri olmasından dolayı biraz sessizdi. Bahçeye çıkacakları yere yaklaştıklarında Jisung yüzünü olabildiğince kontrollü bir şekilde buruşturdu. Gardiyan, Seulgi ve onu bahçeye bırakıp kapının önüne dikilince Jisung kendini küçük bir bebek gibi yere bıraktı. Taş zemine oturup bulduğu çakıl taşlarıyla oynamaya başladı. Seulgi biraz uzakta onu izliyorken rahat edemiyordu ama güneş ensesini yakarken elindeki çakıl taşlarından başka şeylerle ilgilenmemeye çalıştı. Parmakları kızarana kadar çakılları vura vura ilerletti. Tam keyif almaya başladığı sırada Seulgi yanına çömeldi.
"Jisung, birazdan içeri geçmemiz lazım."
Jisung üzgün bir şekilde gardiyana baktı. Kelepçeler bileğini acıtıyordu. Zorlukla ayağa kalktıktan sonra yanına gelen gardiyan eşliğinde bahçeden uzaklaştı. Çalışma atölyelerinden çıkan mahkumlar koğuşlarına göre tek sıra olmuştu. Gardiyan, Jisung'u 207 numaralı koğuşun sırasına bıraktı. Kelepçeleri çözülmemiş olan Jisung kendini diğerlerinden de suçlu hissediyordu. Başka bir gardiyan kelepçlerini çözüp Jisung'u kenara ittirdi. Jihoon ön taraflardan gelip Jisung'un omzuna dokundu. Jisung huysuz bir çocuk gibi kafasını çevirdi.
<<<<<<<<<★>>>>>>>>
evet bu kadardı şimdilik ne düşünüyorsunuz?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |