![^[•Reno•]^ / INTOXICATING || _Minsung_ / 🔗](https://cdn.kitappad.com/image/user-file/512467/img/foto-1772284980.jpg)

Üste bakın:))
꒷꒦︶꒷꒦︶ ๋ ࣭ ⭑꒷꒦ ikinci bölümüm ve hala ne olacak diye bir endişem var. (her bölüm başında teşekkür edicem alışın) tekrardan bana zaman ayırdığınız için teşekkürler ꒷꒦︶꒷꒦︶ ๋ ࣭ ⭑꒷꒦
iyi okumalar ﮩ٨ـﮩﮩ٨ـ♡ﮩ٨ـﮩﮩ٨ـ
#LoveStay
<<<<<<<☆>>>>>>
° 207 Numaralı Koğuş°
Mahkumlar toplanmış alkolsüz sojularını içip eğlenirken Jisung yatağında uzanmış tavanı izliyordu. Yürüyen bir sinek dikkatini çekmişti ve kızarmış gözleriyle onu takip ediyordu. Jihoon karşısındaki ranzanın en altında uzanmış elindeki soju dolu bardağı karıştırıyordu. Diğerlerinin gürültüsünden rahatsız olan Jisung yastığını kulaklarına kapattı. Masada soju içenlerden biri yanınadaki mahkumu dürtüp Jisung'u işaret etti.
"Yijin, birileri rahatsız olmuş galiba."
"Kyehoon, uğraşma şu çocukla. Zaten bu ortamlar için yaşı da küçük onun. Gelip senin eğlencene katılır mı?"
"Bence bir şeyler planlıyor."
"Kyehoon taktın sende. Zavallı çocuk ne planlayacak. Şu yeni gelen kimmiş sen onu söyle."
Kyehoon en yakındaki ranzada yatan adama baktı ve konuştu.
"Kwon Seungri. Koğuş kavgasında bizimki 213 numaraya atılınca o da buraya gönderilmiş."
Jisung sohbetlerini açık açık duyabiliyordu ama ses etmedi. Kyehoon onu hep rahatsız etmişti. Varlığıyla, tavırlarıyla, görüşleriyle... Hep sinir bozucu olmuştu onun için. Jisung sandalyelerden birinin sürtünerek çekildiğini duydu.
"Mingi hyung." dedi Kyehoon korkmuş bir sesle. Jisung yine bir kavga olacağını düşünüp yatağında doğruldu. Jihoon doğrudan Mingi'nin arkasındaydı. Mingi, Jisung'un yatağına yaklaştı. Elinde bir bardak soju tutuyordu.
"İç" dedi emrivaki bir sesle. Jisung korkutucu derecede boş bakışlarla Mingi'yi süzdü. "Istemiyorum" dedi soğuk soğuk. Yijin beti benzi atmıs halde Jisung'a ağzını oynatarak bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Mingi uzaklaşırken Jihoon Jisung'un yanına geldi.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen? Ben sana Mingi ile doğru konuş ne derse yap demedim mi?!"
Jisung umursamayıp geri uzandı. Bir gardiyan gelip ışıkların kapanacağını söylediği esnada herkes içkisini bitirmiş yatağında oturuyordu. Jisung yatağında huzursuzca kıpırdandı. Herkesin uyuduğunu düşündüğünde sessizce bir hıçkırık koyuverdi geceye. Yorganını yüzüne çekip Arein'i düşündü. Yüz hatlarını, dalgalı kahverengi saçlarını, koyu renk gözlerini, beyaz tenini, kiraz rengi dudaklarını, kirpiklerini... Kısacası vesikalık çeken fotoğraf makinesi gibi her detayını düşündü. Sonra aklına dava günü ağlaması geldi. Götürülürkenki çığlıkları zihninde yankılandı. Hıçkırıklar içinde ağlıyordu Jisung. Yüzünü yorganına sildi. Onu buraya hapseden günü düşündü.
*flashback*
Jisung mutlu bir şekilde eve gidiyordu. Bisikleti sessizce sokaklarda ilerlerken saçlarını karıştırdı. Ara sokaklara girince hafifçe ürperdi. Çamurları sıçrata sıçrata bir evin önünden geçti ve bir ses duydu. Ruh delen bir ses... Bisikletinden atlayıp sesin geldiği eve koştu. Işıkları yanan tek evdi ve kapısı açıktı. Sorgulamadan içeri girdi. Kırklı yaşlarda bir adam ve gençten, belki 17 belki 16 yaşında, bir çocuk bağıra çağıra kavga ediyordu. Adam elinde demir bir sopa sallıyor çocuğu tehdit ediyordu. Çocuk ise elinde bir satır tutuyordu. Jisung havada açık açık seçilen bir alkol kokusu alıyordu ama kim sarhoş kim ayık anlamamıştı. Kimsenin onu umursadığı yoktu. Taş gibi durmuş onları izleyen Jisung seçebildiği bir kaç kelimeden olayı anlamaya çalıştı ama nafile.
"Annemi sen öldürdün pislik!"
"Sende o kahpedirin peşinden gitmek istiyorsun herhalde?!"
"Anneme kahpedir diyemezsin yavşak piç!"
"O zaman sürtüğe ne dersin?!"
"Annemi kaçırdın sen! Sonra da... Sonra da..."
"Sonra da senin gibi bir lanet doğdu işte!"
Adam elindeki sopayı çocuğun kaburgalarına savurdu. Az bir farkla sopa boşluğa fırladı. Çocuk bunu şans bilip satırı adamın tam yüzüne geçirdi. Jisung et ve kemiğin yarılırken çıkardı iğrenç sesle sendeldi ve çocuk onu fark etti. Az önce adamı öldüren o değilmiş gibi gülümsedi.
"Seni korkuttum mu?" dedi tatlı bir sesle. Jisung çocuğun yüzünü inceledi. Yakışıklı ve masum... Masumluğu göreceliydi ama yüzü tamamen masum görünüyordu. Çocuk ıslık çalarak bir sigara yaktı ardından paketi Jisung'a uzattı. Jisung tepki vermeyince omuz silkti ve ikinci bir tane daha yakıp yerdeki cesedin ağzına koydu. Ağır bir küfür savurup çakmakla cesedin saçlarını yaktı. Uzun bir süre sigarasını çekti. Jisung tamamen tepkisizce izliyordu onu. Ev sigara dumanı ve yanmış saç kokuyordu. Biraz da kan... Çocuk sigarası devam edemeyecek kadar kısalınca izmariti cesedin gözüne fırlattı. Kafa derisi közleşen cesedin yanından geçip üstüne bir kova su döktü ardından cebinden çıkardığı bir çakıyla oynamaya başladı. Uçları tek tek açıp kapattı ardından Jisung'a döndü ve "Polis çağır" dedi. Jisung telefonunu aldı. 911 tuşlayıp beklemeye başladı. O telefonda konuşurken çocuk kocaman gülümsüyordu. Jisung olayı işleyen çocuğun yanında olduğunu söylediğinde çocuk çakısını şah damarının olduğu yere sapladı. Jisung telefona " Intihar etti!" diye bağırdı ve yere düştü. Bu kadarı onun için fazlaydı.
*bugün*
Jisung yorganının altında ağlarken dünyadan gelen herhangi bir ses umrunda değildi. Çok ses çıkardığının farkındaydı ama umursamadan devam etti. Terlemişti. Nefesi zaten sıcak olan havada yorganın içini ısıtıyordu. Burnunu çekip kendine sarıldı.
Mingi yatağında doğrulup iki yanındaki ranzada yatanları uyandırdı. Sert bir ifadeyle ayağa kalktı ve arkasındaki Seo Jungwon'a sertçe fısıldadı.
"Beş tane havlu dört tane de sabun çıkar!"
Jungwon belli belirsiz başını salladı ve mahkum dolaplarına doğru ilerledi. Mingi diğer üçüne dönüp "Şu gürültücü ağlağı susturmamız lazım. Anladınız mı?! Temiz iş yapın. Cho Daesung, sen yorganı çekip ağzını havluyla tıkayacaksın gardiyanlarla uğraşamam." diye fısıldadı.
"Jin Hyuntak, Hwang Namyeo, Seo Jungwon"
Kafasıyla Jungwon'un getirdiği sabunları havluların içine koymalarını işaret etti. Daesung içinde sabun olmayan havluyu eline alıp sessiz adımlarla Jisung'un ranzasının olduğu yere gitti. Mingi, Hyuntak, Namyeo ve Jungwon da onun peşinden gittiler. Dördü Jisung'un ranzasının iki yanına iki iki yerleşti. Jisung hala ağlıyordu. Daesung ona sezdirmeden yorganı kavradı, gözleriyle diğerlerini süzdükten sonra yorganı çekmek için Mingi'nin işaret vermesini bekledi. Mingi içinde sabun olan havluyu sıkıca kavrayıp başını salladı. Daesung hızlı bir hareketle yorganı Jisung'un üstünden çekti ve havluyu ağzına kapadı. Diğer dördü hiç beklemeden havluları ucundan tutup sabun olan kısmı Jisung'un vücuduna vurmaya başladılar.
Jisung neye uğradığını şaşırmıştı. Ağlamayı kesmişti ama bağırmaya çalışıyordu. Ağzına kapatılmış havlu ses çıkarmasını engelliyordu. Vücuduna sert bir şeyler çarpıyordu. Heryerinin morardığını hissediyordu. Çaresizce çırpınırken başkalarının da uyandığını gördü. Hemen sağında onu öldüresiye döven Mingi'yi fark etti. Bir hareketlenmenin ardından ağzındaki havlu çekilmişti. Yanındaki dörtlü de teker teker ondan uzaklaşınca yatağında yavaş hareketlerle diklendi. Her yeri alev alev yanıyordu. Tekrar bir şeyler duyduğunu anlayınca inlediğini fark etti. Jihoon başında dikiliyordu. Jisung etrafa göz gezdirince tüm koğuşun uyanık olduğunu gördü. Bir gardiyan Mingi'yi tutuyordu.
Sonunda, dedi Jisung içinden, tek kişilik hücreye gidecek.
Gardiyan Mingi'yi çıkarırken herkes tekrar yataklarına döndü. Jihoon, Jisung'a döndü. "Ağlaman onları rahatsız etmiş sanırım. Erkek adam ağlamaz, en azından geceleri sus."dedi.
Jisung kızgın bir şekilde Jihoon'a baktı. Ardından vücudundaki bütün acıya rağmen sertçe yatağına uzandı.
En azından Mingi'yi tek kişilik hücreye attılar, dedi Jisung yorganı tekrar kafasına çekerken. Ağlamaktan bitap düşmüş bir halde uykuya daldı.
Sabah her zamanki uyanış, yoklama, temizlik ve kahvaltı faslının ardından saat sekizden on ikiye kadar olan çalışma saatleri için herkes koğuşlarda tek sıra olmuştu. Jisung, Seulgi onu çağırır diye umut ederek kendi sırasının en sonuna geçti. Gardiyan onları koridorlardan geçirip her çalışma atölyesinin önünde mahkum numaraları ve isimleri okuyup dağıtım yaparken Jisung sessizce bir şeyler mırıldanıyordu. Arein'e söyleyemediği sevgi dolu sözler, evlilik teklifinde söylediklerinin değişik versiyonları... Psikolojik destek ve sosyal danışmanlık odasının önüne geldiklerinde sadece 3 mahkum vardı sırada. Gardiyan tekrar arkasına dönüp gri tulumlu 3 adama baktı.
"045682 numaralı mahkum, Han Jisung. Psikolojik destek ve sosyal danışmanlık için seans alacak mısın?"
Jisung hafifçe başını salladı ve sıradan çıkıp solundaki kapıdan içeri girdi, gardiyan arkasından kapıyı kapatınca istemsiz bir refleks olarak Seulgi'ye başıyla selam verdi. Seulgi eliyle oturmasını işaret etti.
"Günaydın Jisung, bugün 4 saatimiz var. Ne yapmak istersin?"
Jisung cevap vermedi. Seulgi konuşmasına devam etti.
"Ben bugün Arein'i arayalım diyordum. Bugün cezaeviyle bir randevu olarak telefon hakkı verdik. Biraz zor oldu ama en sonunda kabul etti."
Jisung hala tepkisizce Seulgi'yi dinliyordu. Oturduğu koltukta rahatsız bir şeyler var gibi kaskatı duruyordu. Seulgi ifadesini biraz sertleştirdi ve masasında öne eğildi. "Bana bak Jisung" dedi taş gibi bir sesle "cezanın hafifletilmesi için abinin yurt dışında ne kadar çaba verdiğinden haberin var mı? Sende biraz beklenti içinde ol ki senin gerçekten suçsuz olduğuna inansınlar. Umarım abinin varlığını da unutmamışsındır"
Jisung hayır der gibi Seulgi'nin gözlerine baktı ama unutmuştu. Bir abisinin var olduğunu tamamıyla unutmuştu. Ama abisi onu hiç aramamıştı ki. Hiç bir telefon görüşmesinde karşı taraftan ses alamamıştı ki. Jisung burada 3 yıl kadar daha kalabileceğini sanmıyordu. Şimdiki morluklar zaten canını yakıyordu. Kim bilir üç yılda bunların kaç katı olurdu?Donuk gözlerini Seulgi'den ayırmadan konuştu
"Arein'den önce abimle konuşabilir miyim?"
Seulgi dişlerini sımsıkı kenetlemiş gibi uzun bir süre sustu ardından elini Jisung'un eline uzattı ama tutmadı. Sanki eli büyü yardımıyla kaldırabilecekmiş gibi kendi elini uzun bir süre havada gezdirdi. Sonra aniden elini durdurdu. "Ayarlamaya çalışacağım. Ben uğraşırken bir şeyler yazmak ister misin? Sözümü kesme Arein'e değil öylesine bir şeyler belki bir hikaye." dedi ve Jisung'a yandaki bir sehpada duran daktiloyu işaret etti. Jisung daktiloyu kucağına alıp geri oturduğunda Seulgi ateşli bir şekilde telefondaki gardiyanla konuşuyordu. Sohbet oldukça gergin geçiyordu. Seulgi inatla jisung'un hiç bir telefon görüşmesini kullanmadığını söylüyordu. Jisung daktilo tuşlarıyla oyalanmaya çalıştı.
<<<<<<<<☆>>>>>>>>
Bu biraz uzun oldu sanırım. Belki de tek seferde yayinlamaliydim bilemiyorum.
ﮩ٨ـﮩﮩ٨ـ♡ﮩ٨ـﮩﮩ٨ـ
#LoveStay
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |