3. Bölüm

🔗

^[•Reno•]^
kiraz_ie

 

yine geldim ve sanırım bir kaç ay yazmicam. Kimsenin umrunda değil gerçi. Neyse yine kendimden hiç emin olmadığım bir bölüm. Tekrardan teşekkür ederim okuduğunuz ya da okuyacağınız için.

ﮩ٨ـﮩﮩ٨ـ♡ﮩ٨ـﮩﮩ٨ـ

✮⋆˙

#LoveStay

#egitimdesiddetehayir

#öğretmenimedokunma

#öğrencimedokunma

<<<<<<<☆>>>>>>>>

Seodaemun Cezaevi-Seul

 

—1 saat sonra—

Jisung titreyerek ahizeye uzandı. Seulgi yanında duruyordu arkalarında ise iki gardiyan vardı. Yavaşça Seulgi'nin ona söylediği numarayı tuşladı. Elleri buz gibi olmuştu, saçları ise terden alnına yapışmıştı. Nasıl bir konuşma yapacağı hakkında en ufak bir fikri yoktu. Ilk kez cezaevi dışında biriyle görüşecekti. Sol eliyle sımsıkı telefonu kavradı ve kulağı ile yanağını aynı anda kaplayacak şekilde yüzüne bastırdı. Uzun süre telefon çaldı ardından Jisung'un uzun zamandır duymadığı melodik ve bir o kadar da yorgun çıkan ses konuşmaya başladı.

"Alo? Kiminle görüşüyorum?"

Jisung sertçe yutkundu. Duyduğu ses ona sımsıkı sarılan kollar gibi rahat bir his veriyor ve aynı zamanda içinde delicesine debelenen bir pişmanlık hissi uyandırıyordu. Soyadları farklı olsa da abisiydi konuşan. 25 yıldır, cezaevinde geçirdiği süreyi saymazsak 23, abi dediği adam. Telefonda uzun süre alo ve kimsiniz sözleri yankılandı ama Jisung cevap veremedi. Geri istiyordu, her şeyi. Önceki hayatına dair her şeyi geri istiyordu, özellikle de abisini. Yine sarılmasını istiyordu. Herkes dalga geçiyor olsa bile o yine abisinin kollarında olmak istiyordu. Dünyada sahip olduğu en huzurlu yerde olmak istiyordu, en güvenli yerde olmak istiyordu. Jisung uzun süre telefona cevap vermeyince Seulgi zorla telefonu aldı ve konuşmaya başladı.

"İyi günler Bay Bang, Seul Seodaemun Cezaevi ile randevusuz bir görüşmedesiniz. Ben cezaevi psikolojik destek ve sosyal danışmanlık yetkilisi Park Seulgi. 207 numaralı koğuş, 045682 numaralı mahkum Han Jisung ile görüşmeniz için telefonu ona veriyorum."

Jisung telefonu alıp tekrar kulağına tuttuğunda abisinin çok keskin nefesler aldığını fark etti.

"Jis, sen misin?" dedi titrek bir ses. Jisung dudağını ısırdı. Gözleri yaşlarla dolmaya başladığında abisi bir kez daha konuştu.

"Jis, orada olduğunu biliyorum bana cevap verir misin?"

Jisung sesi tadını çıkara çıkara dinledi. Yorgunluğun keskin zedelemeleriyle çatlayan bir sesti bu.

"Jisung..."

"Chan hyung."

Jisung gözünden akanları içeri hapsedecekmiş gibi sımsıkı gözlerini kapadı.

"Jis, nasılsın? İyi misin?"

"Hyung... İyi değilim, hem de hiç."

"Gerçekten bir şeyler söylemek isterdim ama hiçbir işe yaramayaca-"

"Yine de söyle, yalvarırım."

"Geçecek Jisung. Sen çok güçlüsün. Seni oradan sağ salim alacağım tamam mı?"

"Hyung, sen neredesin?"

"Sidney'deyim. Arein de burada."

"Arein mi?"

Jisung dehşetle açılmış gözlerle Seulgi'ye baktı ardından burnunu çekti. "İyi mi?" diye sordu. Chan bekledi cevap vermedi. Jisung tekrar sordu.

"Evet iyi."

Seulgi hala yanında dikiliyordu. Jisung yavaşça ve incecik bir sesle "Yanında mı?" diye sordu. Chan onaylamayan sesler çıkardı. Jisung ikisininde konuşmayı toparlayamadığını hissediyordu. Hıçkırıklara boğulmamak için insan üstü bir çaba sarf ediyordu. Seulgi telefonu tekrar alıp görüşmenin bittiğini söyledi. Telefon tekrar Jisung'un kulağına yaslandı ve Jisung, ömrünün sonuna kadar asla duymak istemeyeceği kadar çatlak, titrek, yorgun ve üzüntü dolu bir ses dinledi.

"Kendine iyi bak Jis. Seni çok seviyorum."

Jisung abisinin sesinden sonra sertçe hıçkırdı. Telefon kapanmıştı. Boğazına oturan sert bir yumru vardı. Nefesini kesiyor, onu boğuyordu. Seulgi telefonu ahizeye bırakırken Jisung sendeledi ve duvara yaslandı. Alnı buz gibi betona değiyor, yüzündeki ateşe meydan okuyordu. Seulgi başka bir numarayı tuşlayıp telefonu Jisung'un kulağına götürdü. Ona sormamıştı, konuşabilir mi diye sormamıştı. Telefon yine uzun uzun çaldı. Jisung telefonu Seulgi'ye verdi ve konuşmasını dinlemek için telefonun açılmasını bekledi.

"İyi günler Bayan Han, Seul Seodaemun Cezaevi ile randevusuz bir görüşmedesiniz. Ben cezaevi psikolojik destek ve sosyal danışmanlık yetkilisi Park Seulgi. 207 numaralı koğuş 045682 numaralı mahkum Han Jisung ile görüşmeniz için telefonu ona veriyor-"

"..."

"Paki nasıl isterseniz."

Seulgi telefonu bırakıp Jisung'a döndü. Hiçbir şey söylemeden çıkıp gitti. Gardiyanlardan biri bileklerini kelepçelerken Jisung son bir kez telefona baktı. Onunla konuşmamıştı. Jisung ağlamamak için olan gücüyle kendini sıktı. Boynundaki damarların dışarı vurduğunu hissedebiliyordu. Alev alev yanıyordu, içinde milyon tane şey patlıyordu. Kelepçenin bileğini acıttığını söylemedi. Tek acısı kelepçeler olsun diye dua etti aksine. Gardiyan onu aynı koridorlardan geçirip çalışma saatinden dönmüş mahkumların yanına, 207 numaralı koğuşa getirdi. Kelepçeleri çözüp Jisung'u içeri fırlattı. Jisung sadece sanki bir daha açılmayacakmış gibi kapanan kapıyı duydu. Yatağına doğru ilerledi ve hiç ses çıkarmadan yatağına yattı. Bütün koğuş sojularıyla ve muhabbetle meşguldü kimse onu fark etmemişti. Yüzünü yastığına gömüp de sertçe hıçkırdığında ve bunu bir diğeri takip ettiğinde bütün koğuş sessizleşti. Masaya bırakılan içki dolu bardakların sesleri Jisung'un hıçkırıklarına ve burnunu çekmesine karıştı. Masadan birkaç kişi ayaklanıp Jisung'un yatağının başına geldi. Jisung yine dayak yiyeceğini zannediyordu ama hiç de öyle olmadı. Saçlarını okşayan bir el hissetti önce ardından da sert ama rahatlatıcı bir ses duydu.

"Yine niye ağlıyorsun makneacik"

Jisung tekrar burnunu çekti. Başka bir el yastığını çekip alınca gülümseyen bir yüz gördü. Kwon Seungri. Jihoon yatağın başındaydı. Jisung dolu gözlerle onları süzdü. Hiçbirini istemiyordu şuan. Akşam olsun diye dua etmeye başladığı esnada duvarda Arein'in yansımasını gördüğünü sandı. Daha da dikkatle duvarı süzdü. Gözleri yanmaya başlayınca ellerini gözlerine bastırıp çekti, Arein gitsin istemiyordu. Gitmedi de zaten. Onun yerine Jisung'un hemen dibinde belirdi. Ellerini uzatıp Jisung'un tombul yanaklarını elledi. Jisung gözlerini kırpmadan onu izliyordu. Soğuk bir rüzgar hissediyordu ama yanaklarında gezen eller daha soğuktu. Etraf kararmaya başladığı sırada duyduğu son ses Arein'in sesiydi.

"Jisung, sen yaptın! Beni kandıramazsın. Unut beni!"

Heryer karardığında derin bir sızı duyuyordu. İçini kurt kemiriyor gibiydi. Ya da bir bıçak saplanmış da içinde döndürülüyormuş gibi bir sancı. Kaburgaları küçülmüş gibiydi. Vücudu ona dar geliyordu. Sıcaklamıştı. Zihninde ise deli çığlıkları gibi yankılanan o cümle vardı.

"...sen yaptın!.. Unut beni!"

Titriyordu... Sırılsıklam olmuştu. Başı zonkluyordu ve ömründe hiç duymadığı bir ağrı hissediyordu. Elini alnına götürüp ofaladı. Gözlerini açmadı ama hala gece olduğunu zannediyordu. Saçları ve teni terden dolayı yapış yapıştı. Yatağında döndü fakat doğru pozisyonu bulamadı, diklendi. Susuzluktan dudakları kurumuştu. Yataktan inip mutfak bölümüne doğru ilerledi. Tezgaha tutunup destek almaya çalıştı ve bardağını buz gibi suyla doldurdu. Çok küçük bir kısmını içti devamınıysa kafasından aşağı döktü. Soğuk su derin bir şok etkisiyle boynundan akıp tişörtünün içine girdiğinde ürperdi. Tekrar yatağına oturdu ve yastığını kucağına aldı. Dişlerini birbirine kenetleyip sabah olmasını beklemeyi düşündü. Ama gözleri kuruydu ve hayatla yüz yüze saatler geçirebileceğinden emin değildi. Uzandı ve nemli yastığa kafasını koydu. Soluklarını bir düzene soktu ve göğsü yavaşça inip kalkarken abisini anımsadı. Gözlerini kapattı ve kendini uykuya teslim etti.

Kafasından aşağı vücuduna doğru buz gibi su akıyordu. Saç dipleri iyice ıslansın diye elini saçlarında gezdiriyordu. Suyla birlikte bütün kötü hisleri, ağrısı akıp gidecekmiş gibi beklentiyle gözlerini kapattı. Ama üşümek dışında bir şey hissetmedi. Elini sinirle duvara vurdu. Suyu kapattı ve üstünü giydi. Tulumunun düğmelerini bağladı ve kahvaltı için sıraya girmiş mahkumların yanına gitti. Bütün umutlarını tüketmişti ve iki gün sonraki görüş gününde Seulgi ile seans ayarlamaya çalışacaktı. Gardiyan 207 numaralı koğuşu kahvaltı salonuna bıraktı ve uzaklaştı. Jisung kendine sunulan bir kaç kahvaltılık ve yumurtayı aldı ve en boş masaya oturdu. İştahsızca ama hızlıca yedi.

İki normal cezaevi gününün ardından görüş günü gelmişti. Jisung'un bakışları korkunç derecede boş ve duygusuz görünüyordu. Dudakları çatlamıştı ve solgun yüzünde renkli gibi görünen koyu gözleri donuklaşmıştı. Gardiyan koğuşa girip sesli bir şekilde duyuruyu yaptı.

"Koğuş 207 görüş için tek sıra olun. 1 saat görüş süreniz olacak görüş salonuna aynı anda alınacaksınız."

Jisung her zamankinin aksine gardiyanın ağzını vezelemedi. Sıranın en arkasına geçti ve ilerledikleri koridorları izledi. Teni alev alev yanıyordu ve kuru buz gibi soğuk duran duvara yapışmak için inanılmaz bir istek duyuyordu. Görüş salonunun önüne geldiklerinde gardiyan sırayla mahkumların hangi masaya geçeceklerini okudu.

"... 207 numaralı koğuş, 045699 numaralı mahkum Cha Eunwoo, 12 numaralı masaya geç. 207 numaralı koğuş, 045682 numaralı mahkum Han Jisung, 7 numaralı masaya geç."

Jisung'un ardından iri yapılı gardiyan da içeriye girdi. Jisung doğrudan her zaman izin istediği gardiyanın yanına ilerledi ama daha varamadan gardiyanın bıkkın ve hüzünlü sesini duydu.

"Olmaz Jisung, çıkamazsın. Hem neden misafirinle görüşmüyorsun?"

Jisung anlık olarak kafasını kaldırdı. Tepkisiz bir ifadeyle gardiyana baktı. Gardiyan şaşkınlıkla onu izledi.

"Sen 7 numaralı masada değil misin Jisung?"

Gardiyan masum yüzlü Jisung'a alışmıştı, karşısındaki korkunç bakışlı Jisung'u incelemeye çalıştı ama Jisung hızla arkasını döndü. Ve görmeyi en çok istediği simayı gördü. Boğazı hem kurumuş hem de düğümlenmişti. Yutkunmaya çalıştı ama donuk gözlerini sulandırmaktan başka bir şey yapamadı. 7 numaralı masaya koştu ve sertçe frenledi. Terli ellerini tulumuna sildi ve kuru bir sesle tek bir kelime etti sadece.

"Hyung?"

Ve söylediği gibi de sarsıla sarsıla ağlamaya başladı. Chan yavaşça ayağa kalktı ve küçük kardeşini sımsıkı kucakladı. Jisung bütün salonun onları izlediğinden o kadar emindi ki bir an önce oturmak için dayanılmaz bir istek duyuyordu. Bulanık görsede kapıdan giren Seulgi'yi seçti. Masaya oturdular ve Jisung Chan’in ellerine yapıştı. Chan uzanıp Jisung'un yüzünü sildi. Konuşacakları şeyleri kestiremiyorlardı. Chan sohbet için bir adım attı ve Jisung'un hıçkırıklarını kesmesini işaret etti.

"Merhaba küçük kardeşim" dedi. Sesi minicik de olsa titrek çıkıyordu. Jisung kendini kontrol edemiyordu, ağlamayı sürdürüyordu. Tekrar abisinin yüzüne odaklanmaya çalıştı.

"Hyung..." dedi minicik ciyaklar gibi. Chan gülümsemeye çalıştı. Jisung burnunu çekip Chan'i dinledi.

"Jis, sen suçsuzsun tamam mı? Bunu biliyorum. Sen kimseyi öldürmedin. Unutma katil olan kimse 5 yıl ceza yemez. Sen katil değilsin Jisung. Sen hala çok küçüksün..."

 

"Ama birinin hatta iki kişinin ölümüne göz yumdum. Hem benim gördüğüm katil 17 yaşındaydı hyung."

 

"Jis, onun ruhu tamamen çürümüştü belki de. Ya da yaşından büyük şeylere göğüs germiştir. Ama sen hala çocuksun Jis."

 

"Ben çocuk değilim hyung biliyorsun."

 

"Çocuklar kadar masumsun Jis, sen hala bir meleksin unutma. Katil olamayacak kadar..."

Jisung bu konuşmayı sürdürmek istemiyordu. Arein... Arein.

"Hyung Arein nasıl? Neden yanıma gelmiyor?"

Sesi o kadar titrek çıkmıştı ki boğazlarında deprem oluyor sandı. Chan yüzünü dünyanın en yaşlı insanıymış gibi saldı ve Jisung'un gördüğü en pişman ifadeyle masayı izlemeye başladı. Jisung etrafta aileleriyle hasret gideren mahkumların sesleri yüzünden Chan’in zihninde yankılanan düşünceleri duyamıyordu ve bu onu o kadar korkutuyordu ki gerçek olduğunu anlamak için sorusunu tekrarladı.

"Hyung, Arein..."

 

"Jis, bence Arein'den bahsetmeyelim."

 

"İyi ama neden? Ben- ben onu merak ediyorum."

 

"Buraya seni mutlu etmek için geldim Jis."

 

"Ama Arein'den bahsetmek beni üzmez ki. Ya da üzer mi?"

 

Jisung dehşetle Chan'e baktı. Chan annesinden azar işitmiş bir çocuk gibi pişman görünüyordu. Evet... Evet Chan pişman görünüyordu. Jisung düşüncelerinde boğulurken kendini susturmak icin çabaladı. Olamazdı değil mi? Abisi... Arein... Olamazdı, abisi bu değildi ki... Jisung düşüncelerini kafasından atmaya çalıştı. Hayır abisi ve eşi... En güvendiği iki insan... Olamazdı... Olamazdı.

"Jis, bak sana üzülme diyemem ama... Jis sadece anlamaya çalış. Tamam mı? Anlamaya çalış. Arein, sanırım sadece korkuyor. Hayır, ağlama Jis. Anlamaya çalış. Seni... Jis o artık bir başkasını... Jisung lütfen bu konudan bahsetmeyelim."

Chan, Jisung'un yanına oturdu ve saçlarını okşamaya başladı. Jisung abisinin omzuna yaslandı " Lütfen hyung, söyle Arein başkasını mı seviyor?" dedi ve en çok korktuğu ihtimallerden birini söyledi " Birlikte misiniz?"

Jisung Chan’in kaskatı kesildiğini hissetti. Abisi kolay sinirlenmezdi ama sinirlendiği zaman çevresindeki herkes ondan korkardı, Jisung bile. Chan öfkeyle konuştu.

"Birlikte miyiz?! Hayır değiliz! Kardeşimin emanetini harcayacak kadar şerefsiz olduğumu düşünmüyorum. Ama Arein'in başkasını sevmesini engelleyemem maalesef. 2 hafta da bir bana uğruyor o kadar."

Jisung yarım yamalak özür diledi ama Chan çoktan sakinleşmişti.

"Jisung, Arein seninle yüzleşmemek için boşanma davası açmadı ama bir başkasıyla birlikte şu an. Gerçekten özür dilerim. Seni başka kimse kesmez artık biliyorum. Daha önce yaşadım. Zor bir durum anlıyorum. Ben kabullendim Jis. Bana sen yarım ettin. Gördün beni, düştüğüm delikten sen çıkardın."

Jisung hafifçe başını salladı. O abisine yardım ettiyse abisi de ona ederdi, abisi ona her zaman yardım ederdi.

<<<<<<<<★>>>>>>>>

Evet bu da bu kadardı. Hepinize teşekkür ederim.

ﮩ٨ـﮩﮩ٨ـ♡ﮩ٨ـﮩﮩ٨ـ

✮⋆˙

#LoveStay

💋 

Bölüm : 17.04.2026 11:40 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
^[•Reno•]^ / INTOXICATING || _Minsung_ / 🔗
^[•Reno•]^
INTOXICATING || _Minsung_

255 Okunma

56 Oy

0 Takip
6
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...