
Taehyung;
Kalbimin en güzel tarafını, özgürlüğümü, çiçeğimi kaybedeli 14 sene olmuştu.
Onun yanına gidemediğim için kendimi hiç sevmiyordum. Hemen onun gittiği yere, yıldızlara gidip sevgilimi onlardan almak istiyordum.
Bugün psikiyatriye gelmek istememiştim ama doktorum özellikle arayıp beni çağırmıştı. Ben hasta değildim. Yıldızımı çok özlemiştim sadece.
Kliniğe geldiğimde kötü bakışları hissetmiştim. Üstümdekilerden dolayı insanlar bana kötü kötü bakıyordu. Jungkook’un bana aldığı üstü çok sevmiştim. Bugün onu giymek istemiştim.
Belki çirkin bir tişörttü, ama alan nasıl güzeldi.
Bakışlara aldırmadan merdivenleri yöneldim. Önümde tepsi tutan kadının ayağı bir anlık kaymıştı ve tepsideki çayı üzerime dökmüştü. Anlık sinirle kadının yüzüne tokat atmıştım.
“ Beyefendi, çok üzgünüm verin kıyafetinizi kuru temizlemeye gönderelim.”
Tokada hiç bir şey dememişti.
“ İstemez, dikkatli ol yeter.”
Doktorun kapısına geldiğimde bir kere tıklattım. İçeriden gelen “gel” sesi ile kapıyı açtım.
Doktor Min masasında belgeleri topluyordu. Bana hoş geldin deyip önündeki koltukları gösterdi. Odanın içi beyazdan ve bordodan oluşuyordu.
“ Bugün sizinle buraya gelme sebebiniz hakkında konuşacağız ve daha sonra onun fotoğrafını vereceğim size ve odadan çıkacağım. Ona söylemek istediğini her şeyi söyleyip veda edeceksiniz. Siz ona tam veda edemediğiniz için kalbiniz onun tekrar geleceğini sanıyor. Ama o ölü Bay Kim.
Bu hastalıktan kurtulmanızın tek yolu bu.”
Derin bir nefes alarak konuştu.
“ Veda edemediğiniz, diğer seanslarda “yıldızım” diye bahsettiğiniz kişi kim?”
“ Sevgilim, biriciğim, yıldızım Kim Jeongguk.”
“ Onunla evli miydiniz? ya da soy adı benzerliği mi?
“ Değildik, evlenemeden gitti. Söylesenize o nerede? Hangi yıldızda bekliyor beni?”
“ O sizi beklemiyor Bay Kim. O bir ölü o hiç bir şey hissedemez size karşı.”
“ Bende gideceğim o yıldıza. Alıp geleceğim sevgilimi. Ve o zaman gerçekten bir evliliğimiz olacak.
“ Çok zor efendim kendinizi buna soyutlamayın. Onu kimse getiremez, siz bile, ben bile.”
“ Büyük konuşma doktor. Bir gün onun yanına gittiğimde ilk sana getireceğim. Eminim çok seversin onu, tertemiz bir çıplaklıkla severdi beni.”
Aniden bir sinir gelmişti kalbime. Midem bulanmaya başlamıştı.
“ Peki doktor beni bu kadar çok seviyorsa, neden gitti benden? Seven gider mi doktor?”
“ Bunu o istemedi efendim. Hastaydı ve geri dönüşü yoktu bu hastalığın. Gitmek zorundaydı. Zorunda bırakıldı.”
“ Kalsa iyileştirirdim onu, kimseye gerek yoktu. Ben ona yeterdim doktor.”
Doktorun gözleri dolmaya başlamıştı. Acım bu kadar yakan bir şey miydi?
“ Pekala Taehyung onun fotoğrafı bu dosyanın içinde ben çıktıktan sonra bu dosyadan o fotoğrafı al. İçini dök istersen bağır, istersen ağla. Son vedanı et ve çık odadan. Diğer seansa kadar da söylediklerini asla unutma.”
Bunları söyledikten sonra odadan çıkmıştı. Masaya bıraktığı dosyayı elime almak özlediğim adama kavuşmak istiyordum. Her zerresi ezberimdeydi. Kaşındaki piceringi, sağ kulağındaki halka küpesi dudaklarının pembeliği. Gözlerinin yıldızlarını. Benden gitmeden önce böyleydi.
Ben onunla mutluydum şimdi ise kimsesiz yalnız bir adamım. O nasıldır acaba? Değişmiş midir?
Veya gittiği yerde kendisine yenisini bulmuş mudur?
Dayanamıyordum artık. Dosyayı elime alıp fotoğrafı çıkardım içinden.

Bıraktığım gibiydi sevgilim.
“ Çiçeğim, mis kokulum, Jeonggk’um. Seni çok özledim.”
Gözlerindeki yaşları tutamıyordum. Tüm damlalar onun üzerine düşmüştü.
“ Nasılsın sevgilim? Bensiz nasıl oralar? Sende benim kadar özledin mi beni?
Gerçi benim özlenecek bir tarafım kalmadı senden sonra. Ama sensiz buralar çok değişti. Bir ben değişemedim. Bak senin aldığın tişörtü giydim bugün. Sevinirsin umarım.
Kalbim acıyordu ama ona sormam gereken önemli bir soru vardı.
“ Madem beni çok seviyordun. Niye bırakıp gittin beni? Ben seni çok seviyordum. Ben bunu mu hak ettim sevgilim?”
Konuşmuyordu ve canım daha fazla yanıyordu.
“ Konuşsana!” Diyerek çığlık attım ona. Duymuyordu gözlerini bile kırpmamıştı. Beni artık hiç mi sevmiyordu.
Sinirle elimde olan fotoğrafı parçalara ayırdım. Yere düşen tüm parçalara baktım. Gözyaşım kurumuştu. Ağlayamıyordum.
Sonra bu yaptığıma çok pişman oldum. Elimde bir o vardı. Onu da parçalamıştım. Bana kırgın gitmediğini söylemişti. Şimdi kırılmıştır kesin veya daha önceden kırılmıştı ondan konuşmuyordu benle.
Doktorun masasını karıştırıp bir yapıştırıcı buldum. Sabırla tek tek yapıştırdım tüm parçaları.
“ Özür dilerim sevgilim, bu gece yanına gelmemi ister misin? Gelip öpeyim mi her zerreni. Eskisi gibi.”
Fotoğraf kafasını sallamış gibi göründü bir an. Onayı almıştım. Bu gece ona gidiyordum.
Fotoğrafı alıp odadan çıktım. Evime güle güle gittim. Önce markete uğrayıp Jeongguk’un en sevdiği atıştırmalıklardan aldım. Sonra bir şişe şarap. Özlem giderecektik içmeyelim mi?
Eve yürürken onu öptüğüm düşünceleri ile yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Onu düşündükçe bile için kıpır kıpırdı. Umarım o da beni bu kadar özlemiştir.
Eve gelip odama geçmiştim direk. Üstümü değiştirmek istemiyordum. Bu tişört ile gidecektim yanına. Hemen yatağımın yanına dizdim yiyecekleri. İki kadehi de şarabın yanına koydum. Son olarak Jeon’un fotoğrafını da komidine yasladım.
Başbaşaydık. Ama bir şey eksikti. Banyodan jileti getirmemiştim. Koşar adımlarla banyoya ulaştım. Aynaya baktığımda yüzümün dağıldığını gördüm. Hemen elimi yüzümü yıkayıp uzamış saçlarımı düzelttim. Özenli de gitmeliydim.
Jileti de getirdiğimde artık her şey hazırdı. Şarabı kadehlere doldurdum. Yavaş yavaş yapıyordum. Anın tadını çıkarıyordum.
Sonra saat 14.32 oldu son 8 diye geçirdim içimden. Jeon’un fotoğrafı hala aynı yerde duruyordu. Bende geçip oturmuştum yanına.
Sonra içerinin çok sıcak olduğunu fark ettim. Gidip yatak odamın penceresini de açtım. Hava da bugün çok güzeldi.
“ Keşke ilk dışarı çıksaydık sevgilim. Sana çiçek almayı çok özledim.”
Saat 14.38 son 2. Bugünü asla unutmayacaktım. Sevgilime kavuşma yıl dönümü olarak kutlardık.
Şaraptan bir yudum aldım. Ona da uzattım ama o içmemeyi istedi. Zorlamadım
Saat 14.40 veda saatim gelmişti. Ben bugün Jeonggk’a gidiyordum.
Fotoğrafa doğru konuştum ve gülümsedim.
“ Kavuşmamıza son saniyeler sevgilim. Geldiğimde yıldızlardan bir taç yapacağım sana. Çehrendeki her bir beni öpeceğim. Sende benim her zerremi hisset sevgili. Unutmamışca sev beni. Eskisi gibi.
Elveda sevgilim ama gidişine elveda. Şimdi yanından hiç ayrılmayacağım.”
09.09.2037 Perşembe.
Kim Taehyung’un evindeki konudan rahatsız olan komşuları kapıyı çaldı ama açan olmadı. Gece vakti olduğu için içeri girmeye korkanlar( hemde komşuları bir hastalıklı olduğu için) içeri girmek istemedi. Hemen polisi aradılar ve oradan ayrıldılar.
Polis olay yerine girdiğinde ne kadar seslense de içerden bir ses gelmeyince kapı kırıldı. Evin salonu banyosu oturma odası iyice arandı ama her hangi bi savaş görüntüsü yoktu.
Bir polis memuru yatak odasına geldiğinde yerde yatan ölüyü görmeyi bekliyordu ama evin sahibi Kim Taehyung’u görmeyi değil.
Diğer polis memurları da odaya girdiğinde biri ambulansı aradı. Olay yeri inceleme her detayın fotoğrafını çekmişti.
Bu olaya ilişkin bir komşu bir basına açıklama yapmıştı.
“ Yerde yatan bir ölü bekliyordum ama bunun Bay Kim olduğunu inanın hiç beklemiyordum. Evden gelen ceset kokusu anlaşılabilirdi. Olay yerinde ise bir fotoğraf, iki kadeh şarap ve bir sürü atıştırmalık. Ve camda açıktı.
Kim’in yanına ki fotoğraf çok tanıdık biriydi. Eski sevgilisini anımsattı bana. Onun ölümünden sonra olanlar olmuştu zaten.”
Haberlere çıkan hanımefendi daha fazla konuşamamıştı. Ağlıyordu çünkü onları çok yakından tanıyordu. İlk bu eve taşındıklarında görmüştü onları. Saf aşık olduklarına inanmıştı.
Kim Taehyung sevgilisinin yanına gömülmüştü. Artık ölüleri bile yanyanaydı.
Sana yıldızlardan taç sevgili
beni bırakıp gittiğin güne de ah olsun
artık yanyanayız
ayırana da aşk olsun.
bu kitaba böyle bir son gerekti. Düşüncelerinizi merak ediyorum.
yıldızlar kadar öpücük size
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |