

Defne sonunda fısıldadı gibi konuştu. “Bu… yeterli değil.” Mert başını salladı. “Biliyorum.”
Ama sonra ekledi:
“Yine de değişmiyor.”
Sessizlik.
Ve o sessizlikte Defne ilk kez fark etti:
Mert onu bırakmıyordu çünkü sadece görev değil, sadece geçmiş değil…
gerçekten seviyordu.
Ama bu sevgi kolay bir şey değildi.
Yıkıcıydı. Israrcıydı. Ve tehlikeliydi.
Asya yavaşça araya girdi. “Bunu böyle devam ettiremezsiniz.” dedi ama sesi bile emin değildi.
Mert Defne’ye bakmaya devam etti. “Ben devam ettirebilirim.” dedi. “Çünkü ben zaten sen olmadan devam edemedim.”
Defne’nin gözleri kısa bir an yumuşadı. Ama hemen toparladı.
“Ben eskisi değilim.”
Mert çok kısık sesle cevap verdi:
“Ben de değilim… ama seni sevme şeklim aynı.”
Ve o an Defne hiçbir şey diyemedi.
Çünkü bazen en güçlü hisler bile cevap istemezdi.
Sadece kalırdı.Gece okulun üstüne çökmüştü. Koridorlar neredeyse tamamen boştu, sadece pencerelerden sızan soluk ışık duvarlarda ince gölgeler bırakıyordu. Defne olduğu yerde kalmıştı; gitmek için bir sebebi vardı ama kalmak için bir şey daha güçlüydü. Mert hâlâ karşısındaydı. Aralarındaki mesafe azdı ama sanki yıllar kadar uzundu.
Mert’in sesi bu kez daha yumuşaktı. “Sana zarar vermek istemedim.” dedi. Defne gözlerini kaçırdı. “Ama verdin.” Mert hemen itiraz etmedi. Sadece başını hafifçe eğdi. “Biliyorum.” Bu tek kelime ortamı değiştirdi. Savunma yoktu. Bahane yoktu. Sadece kabul vardı.
Defne ilk kez bunu gördü. Mert’in kaçmadığını, saklanmadığını… gerçekten durduğunu. Bu onu yumuşattı. Çok küçük bir an. Ses tonu değişmedi ama bakışları sertliğini kaybetti. “Neden hâlâ buradasın?” diye sordu daha düşük bir sesle. Mert hiç düşünmeden cevap verdi: “Çünkü seni bırakmadım.” Defne kısa bir nefes aldı. “Beni bırakman gerekiyordu.” Mert gözlerini ondan ayırmadı. “Yapamadım.”
O an Defne’nin içinde bir şey çözüldü. Bir kırılma gibi değil, bir çözülme gibi. Ama bu tehlikeliydi. Çünkü alışkın olmadığı bir duyguydu. Güven değildi… ama inkar da değildi. Sadece “anlama”ydı.
Defne bir adım geri çekildi. Bu fark edilmesi zor bir hareketti ama Mert gördü. Gözleri hafifçe daraldı. “Yaklaştın.” dedi kısık sesle. Defne hemen toparlandı. “Hayır.” Mert bir şey demedi. Ama bakışı değişmişti; çünkü o küçük yumuşama bile onun için yeterliydi.
Tam o anda koridorun ucunda bir gölge belirdi.
Uras.
Bir süre konuşmadı. Sadece izledi. Defne’nin Mert’e bakışını… Mert’in Defne’ye yaklaşmasını…
Ve anladı.
Yavaşça yaklaştı. “Demek buradasınız.” dedi sakin bir sesle. Ama sakinlik gerçek değildi. Defne başını çevirdi. “Uras…” Uras gözlerini Defne’den ayırmadan konuştu. “Sana söyledim.” dedi. Sonra Mert’e baktı. “O seni tekrar aynı yere çekiyor.”
Mert hiç geri adım atmadı. “Sen anlamıyorsun.” Uras hafifçe güldü ama bu eğlenceli değildi. “Tam olarak anlıyorum.” dedi. “Sorun da bu.”
Defne araya girdi. “Kesin artık.” Uras ona baktı. Sesi yumuşadı ama içi sertti. “Sen fark etmiyorsun ama değişiyorsun.” Defne gözlerini kısarak baktı. “Ne demek bu?” Uras bir adım yaklaştı. “Ona yaklaştıkça eski halinden uzaklaşıyorsun.”
Bu cümle havayı gerdi.
Mert ilk kez Uras’a tam döndü. “Onu tanımıyorsun.” Uras hemen cevap verdi. “Ben seni de tanıyorum.” Mert’in sesi düştü. “O zaman biliyorsun… bırakmam.”
Uras bir an sessiz kaldı. Sonra çok net konuştu: “O zaman ben de bırakmam.”
Defne başını çevirdi. “İkiniz de saçmalıyorsunuz.” dedi ama sesi eskisi kadar sert değildi.
Çünkü artık durum kontrolünden çıkıyordu.
Mert bir adım daha geri gelmedi. Uras da gelmedi.
Ve Defne ilk kez şunu hissetti:
Bu iki kişi onun etrafında savaşmıyordu.
Onu farklı şekillerde geri istiyorlardı.
Ama o hiçbirinin “sahibi” değildi.
Yine de en tehlikeli şey şuydu:
Defne, Mert’e bakarken ilk kez kaçmak istememişti.
Ve Uras bunu görmüştü.
Gözleri değişti.
Çünkü bu küçük yumuşama…
savaşın başladığı andı.Koridor hâlâ gerilmişti. Sessizlik bile normal değildi; sanki hava bile iki taraf arasında sıkışmıştı. Defne tam ortadaydı ve ilk kez bunu bu kadar net hissediyordu. Bir adım atsa biri, diğer tarafa kayacakmış gibi.
Uras gözlerini Defne’den ayırmadı. Sesi bu kez saklanmıyordu. “Sana bir şey söyleyeceğim,” dedi. Defne hemen cevap vermedi. Mert de konuşmadı. Çünkü ikisi de ne geleceğini hissediyordu.
Uras bir adım yaklaştı. “Seni ondan alacağım.” dedi.
Cümle netti. Kırmadan söylenmiş gibi değildi. Ama bağırarak da söylenmemişti. En tehlikeli haliydi: kararlı hali.
Defne gözlerini kısarak ona baktı. “Ne diyorsun sen?” Uras hiç geri çekilmedi. “Duydun.” dedi. Sonra Mert’e baktı. “O seni sadece geçmişine bağlıyor. Ben seni buradan çıkarabilirim.”
Mert ilk kez soğukluğunu bozdu. “Onu bir şeyden çıkarmaya ihtiyacı yok.” dedi. Uras hafifçe güldü. “Öyle mi?” Mert bir adım öne çıktı ama sesini yükseltmedi. “O benimle ilgili ne istiyorsa kendi karar verir.”
Uras’ın bakışları Defne’ye döndü. “Gerçekten mi?” dedi yumuşak bir sesle. “Öyle hissediyor musun?”
O soru Defne’yi durdurdu.
Çünkü cevap kolay değildi.
Mert’e baktı.
Mert ona bakıyordu ama baskı yoktu bu kez. Sadece bekliyordu. Onu zorlamıyordu. Bu bile farklıydı.
Defne’nin içinde bir şey hareket etti. Uras’ın söylediği şeyler mantıklıydı, netti, güçlüydü… ama Mert’te başka bir şey vardı. Söylenmeyen, gösterilmeyen ama hissedilen bir şey.
Defne bir adım geri çekildi. Kendini korur gibi.
Uras bunu gördü ve sesi biraz daha sertleşti. “Bak işte.” dedi. “Hâlâ arada kalıyorsun.”
Defne sinirle başını salladı. “Arada falan değilim.” dedi ama sesi tam ikna edici değildi.
Mert yavaşça konuştu. “Kimse seni seçmeye zorlamıyor.” dedi. “Ama kalırsan… ben buradayım.”
Bu cümle Defne’nin içinde bir şeyi kırmadı.
Tam tersine tuttu.
Sanki düşmemesini sağladı.
Defne nefesini tuttu. Uras’a baktı. Uras hâlâ kararlıydı ama gözlerinde ilk kez küçük bir çatlak vardı.
Sonra Mert’e baktı.
Mert aynıydı. Ama bu sefer farklıydı. Sert değil. Sahiplenici değil. Sadece… gerçekti.
Defne fark etmeden yumuşadı.
Bir saniyelik bir şeydi.
Ama vardı.
Ve o an Uras bunu gördü.
Sessizce geri çekildi bir adım. “Tamam.” dedi ama sesi artık aynı değildi. “O zaman savaş bu.”
Defne hemen araya girdi. “Bu bir savaş değil.” Uras ona baktı. “Sen öyle sanıyorsun.”
Mert konuşmadı.
Ama gözleri Defne’deydi.
Ve Defne ilk kez şunu hissetti:
Uras güçlüydü… netti… ısrarcıydı.
Ama Mert’te başka bir şey vardı.
Sadece geçmiş değil.
Sadece koruma değil.
onu gerçekten bırakmayan bir bağ.
Ve bu bağ, Defne’nin içini karıştırıyordu.
Çünkü ne kadar inkâr ederse etsin…
kalbi, Mert’e doğru küçük küçük kayıyordu
/Yazarken düşündüğüm şeyler genellikle acaba beğenir ler mi korkusu oluyor ela beğendikçe bende yazma isteği artıyor ela şimdiye kadar olan büyük destekçilerinden biri o yüzden biricik ela'ma çok teşekkür ediyorum iyiki varsın ♥︎♥︎♥︎
defne karakterini ilk başta benim gibi yapmak istedim ama benim dış değil daha çok iç sesimin istediği kişilik oldu belki bu daha iyi de oldu mert 'in onu tekrar kolayca alamayacağını fark ettirdi ben olsaydım yine hemen mahfolurdum senelerce insanlardan çok çektiğim oldu güven duvarlarım bazı kişiler tarafından kırıldı ama ayakta kalmamı sağlayan herkese teşekkür ederim.
-Dinleme listesii-
Kabul /irem derici
Antidepresan /Mabel Matiz
14 bahar / elif buse doğan cover
Kill this love /BLACKPİNK
maniac /Straykids
God's menu /Straykids
Lonely boy /txt (tomorrow x together )
RUN BTS /BTS
Fake love /BTS
Silent cry /Straykids
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |
